“İnanırsak Başarırız…”

11129_863609497035744_9042279344243626089_n[1]

ABD’nin Kansas eyâletinin Elkhart kentinde, çok yoksul bir âîlenin çocukları olan iki kardeş, bir okulda çalışıyorlardı. Her sabah sınıflardaki sobaları yakmak, onların görevi idi.

Soğuk bir günün sabahı, kardeşler sobayı temizlediler ve odunla doldurdular. Kardeşlerden biri, bir şişe gazı odunların üstüne döktü ve ateşe verdi. Öyle büyük bir patlama oldu ki, eski bina sallandı. Patlama sırasında büyük kardeş öldü, diğerinin de bacakları fecî şekilde yandı. Daha sonra, şişeye yanlışlıkla benzin doldurulduğu ortaya çıktı.

Yaralanan çocuğu tedavi eden doktorlar, çocuğun bacaklarını kesmekten başka çare olmadığını söylediler. Anne ve babası yıkılmıştı. Zaten bir oğullarını yitirmişlerdi. Şimdi ise diğer oğulları bacaklarını kaybedecekti.

Anne – baba, çocuğun bacaklarının kesilmesine razı olmadılar. Doktorlara, kesme işlemini ertelemesini ricâ ettiler. Doktorlar ise, çocuğun bacaklarının tamamen yandığını, kesilmezse çocuğun ölebileceğini söylüyorlardı.

Doktorlar ısrar ettikçe, aile ertelettiriyordu. Anne – baba, inançlarını kaybetmemişlerdi. Çocuklarının bacaklarının iyileşmesi için her gece Allâh’a dûâ ediyorlardı. Hatta çocuğun annesinin yaptığı dûâlar, bazen sabah saatlerine kadar sürerdi. Onlar Allâh’tan sadece bir şey istiyorlardı: Çocuğun bacaklarının kesilmemesini ve iyileşmesini.

Anne – baba, geceleri Allâh’a dûâ ediyorlar, gündüzleri ise doktorlara yalvarıp, kesme işlemini bir gün daha ertelemeyi istiyorlardı. Doktorlarla her gün tartışıyorlardı.

Bu durum, bu şekilde tam iki ay sürdü. Çocuğun bacakları kesilmedi ama iki ay sonra sargılar açıldığında, sağ bacağının sol bacağından 6 cm daha kısa olduğu ortaya çıktı. Sol ayağındaki parmaklar ise neredeyse hiç yoktu. Ancak âîle yine de kararlıydı. Anne – baba, her gün çocuklarıyla evde egzersiz yapıyor, onu yürüyeceğine inandırmaya çalışıyorlardı.

Aylarca süren egzersiz hareketleri nihayet başarılı oldu ve çocuk, bir – iki adım atmayı başardı. Bu çocuk, gençlik yaşına geldiğinde koltuk değneklerinden de kurtuldu ve yürümeye başladı.
Mucize gerçekleşmişti ve genç adam, koltuk değneklerine ihtiyaç duymadan yürüyordu.
Yürüdü, yürüdü, yürüdü…
Derken, koşmaya da başladı…
Koştu, koştu, koştu…
Hiç durmadan koştu…
Öyle bir koştu, öyle bir koştu ki…
1934 yılında düzenlenen Atletizm Yarışmaları’nda 4. 06’lık dereceyle maratonda “dünya rekoru” kırdı.

Bu genç adam, Glenn Cunningham’dı. Madison Sguare Garden’da “yüzyılın sporcusu” seçilen Glenn Cunningham, daha sonra “dünyanın en hızlı insanı” ünvânını da kazandı.

Çocukluğunda geçirdiği bir kazada her iki bacağı da tamamen yanan, doktorların bacaklarını kesmekten başka çare olmadığını söylediği ve gençlik yaşına kadar koltuk değnekleri yardımıyla yürüyebilen Glenn Cunningham, atletizmde dünya rekoru kırıp “yüzyılın sporcusu” seçilme başarısı göstererek “dünyanın en hızlı insanı” ünvânını kazanırken, bizlere verdiği ders ise şuydu:

“İnanırsak Başarırız…”

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Hayatta kalmayı becermek ile yaşamayı becermek çok farklı!

imagesCA4PQEEV

İLETİŞİM SIFIRIN ALTINDA, EKSİ!!

Kitap imzalatan yaşlı bayan, “kocamla iletişim sorunlarımız var, ne yapacağım?” diye sordu. Yüzü acı, alaycı bir tebessümle kaplıydı. Umutsuzdu, ama öylesine sormaktan da kendisini alıkoyamamıştı.

“iletişim sıfır mı?” diye gülümseyerek sordum.

“Sıfır değil!” dedi. Durdu, nefes aldı; “Eksi,” dedi, “sıfırın altında!”

“Kaç yaşında eşiniz?” diye sordum.

“Yetmiş sekiz,” dedi.

Yüzüne baktım; bakıştık. ‘Benim elimden ne gelir,’ bakışıma, ‘biliyorum, ama söylemeden edemedim,’ bakışıyla cevap verdi. Hüzünlü bir veda bakışıyla imzaladığım kitabı aldı, ayrıldı; imza sırasındaki diğer kişiye bakarken aklım giden yaşlı bayandaydı; içimde bir burukluk vardı.

Bu etkileşimin acısını içimde hala taşıyorum. Beni çok düşündürdü:

– Baş başa aynı evde yaşamak durumunda olan yaşlı karı kocaların acaba ne kadarı bu durumda? Bu azaba nasıl tahammül ediyorlar?

– Sıfırın altında iletişim olur mu? Bunun üstünde düşündüm. Evet olur. ‘zehirli iletişim’ diyebileceğim bir tür var! O yüz ifadeleri, ses tonu, gözlerdeki bakış, bar bar bağırır: “umurumda değilsin; değersizsin; sen de bir bozukluk var; sevilmeye layık değilsin!”

– Durumun böyle olmasından, bu hale gelmesinden, yaşlı bayan hiç, ama hiç sorumluluk almıyordu; her şey o yetmiş sekiz yaşındaki erkeğin omuzlarına yüklenmişti.

Hayatta kalmayı becermek ile yaşamayı becermek çok farklı!

Doğan Cüceloğlu – 25.03.2015

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Hayat hızla akıp geçiyor.40 yaşından sonra ise;bunu daha çok farkediyorsun.

imagesCA4OZYB5

Hayat hızla akıp geçiyor.
40 yaşından sonra ise;bunu daha çok farkediyorsun.
Zamanı hiç bir konuda ertelemeyecek kadar cesur ve farkında oluyorsun.
Bugüne kadar taşıdığın maskeleri atıyorsun artık,egolarını törpüleyip hayata karşı hafifliyorsun.
Başkalarının düşünceleri,kurallar,tabular vs hiç önemli olmuyor,ilk sıra;senin doğruların oluyor.
En çok,sana olumlu enerji vermeyen insanları elemekten başlıyorsun hafiflemeye.
Daha içi dolu,kaliteli ilişkilerin oluyor.
Artık hayat daha çok senin,daha çok özgürsün,.
Yeter ki,sağlıklı ol,üretken ol,hayallerinden vazgeçme:)

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Yazdığım şeylerin hepsini, her daim ben de uygulayamıyorum!

Bulutlar_ve_gzel_gkyz_HD_duvar_kad[1]

SAMİMİ BİR AÇIKLAMA
Yazdığım şeylerin hepsini, her daim ben de uygulayamıyorum!
Vakit oluyor;
Kızıyorum, bozuluyorum, üzülüyorum, küseğenleşiyorum…
Yani yoluma bakacağıma,
Olanı biteni kişiselleştirip,
Faydasız tepkiler veriyorum.
RAB ile yapmak varken, naçiz kafamın dikine gidiyorum
Ama biliyorum ki;
Hata ettiğimi fark edip yüzümü Rabbime döndüğüm zaman,
O’nun bağışlayan ve yol gösteren ışığı benimle!
Biliyorum ki,
O beni yargılamak değil, serpilip güçlendiğimi görmek istiyor.
Biliyorum ki;
Sadece yaptığım değil, yapma potansiyeli taşıdığım hatalar da,
Sistem tarafından biliniyor…
Ve ben tüm zaaflarım, eksiklerim, boş kafalılıklarım ile,
ÇOK SEVİLİYORUM
Rab benden umudunu kesmezken,
Ben kendimden nasıl umut keserim…

Illustration: David Arms – Quiet Strength

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Seyret, Sus Ve Dinle…

10929933_862711927125501_7687416650869531308_n[1]

 

Bir gün bir dağ, güneşle birlikte güne uyandı. Rüzgarın esintisiyle ağaçlarının dallarını sallaya sallaya esneyerek gerindi. Güneş pırıl pırıl ufukta tam karşısından doğuyor, onunla arasında masmavi bir deniz çarşaf gibi günü karşılıyordu.

Dedi ki, “Ben ne güzel bir yerdeyim, önüm masmavi bir deniz ve her gün güneş bana gülümseyerek gün başlıyor.”

Gökyüzünde küme küme bulutlar pamuk yığınlarını andırıyordu.

Martılar çoktan uyanmış gökyüzünde dans ediyorlardı. O sırada dağ bir de baktı ki, eteklerinde bir minicik fare denize doğru yürüyor.

“İiiiiiiiihhhhhh, bu da ne? Bu küçük fare benim manzaramı şimdi neden bozuyor?”

Onun oradan bir an önce gitmesini istedi ve şöyle bir titredi.

Tepeden aşağıya doğru bir kaç taş, hızla yuvarlanmaya başladı. Fare, sesi duyunca hemen bir yüksek kayanın üstüne sıçradı ve oraya yerleşti. Düşen taşlarda ona hiç bir zarar vermedi. Farecik de başladı denizin güzelliğini seyretmeye…

Ara ara atlayan zıplayan balıklar denizin duruluğunda küçük halkalar oluşturuyordu.

Deniz, dağın sıkıntısını anladı ve dağa seslendi:

“Neden böyle bir günde bir küçük fare için mutsuzluk oyununa başlıyorsun ki? Bak ben dümdüzken balıklar da benim duruluğumu bozuyorlar. Ben onlara kızıyor muyum? Biliyorum ki onlar bensiz ben onlarsız olamayız. Sen de seninle birlikte yaşamak zorunda olanlara kollarını açmalısın. Güneş hiç bulutlara bozuluyor mu? Benim ışınlarımı engelliyorlar diye kızıyor mu?

Kabul et gerçeği, herşey bir şeylerle bütün aslında. Fark ve güzellik de burada. Bu sayede hergün ayrı bir şey öğretiyor bize; her gün ayrı bir ders veriyor. Sen iyisi mi sadece SEYRET, SUS ve DİNLE.”

Dağ denize sordu:

“SEYRET, SUS ve DİNLE? O da ne demek?”

Deniz,

“Bak… Seyrettiğinde güzellikleri göreceksin…

Sustuğunda kendinden başkalarının söylediklerini duyabileceksin…

Dinlediğindeyse onlardan öğrendiklerini uygulama fırsatı bulabileceksin…”

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Etiketler: , . Leave a Comment »

EN İYİ İHTİMALE OYNAMAK

11065714_471125689759240_3365811870932966470_n[1]

Pek çoğumuz bu şekilde büyütüldük, “ sen yine de en kötüsünü düşün, ona göre hazırlık yap”. Düşünce ve inançlarımız en kötü ihtimal senaryolarının ışığında şekillendi, büyüdük, pek çok şey değişti, ama bazılarımız için sürekli en kötüyü düşünmek alışkanlığı sürüyor.

Olumlu düşünmek nedir biliyor musunuz? En kötü ihtimal senaryolarının yanına en iyi ihtimal senaryolarını da ilave edebilmektir.

Olumsuz düşünen insanların pek çoğu en kötü ihtimal senaryolarına gereğinden fazla takılıp kalıyorlar. En kötüyü düşünüp en iyisini ummak diye bir şey yoktur, kendi içinde çelişki taşır. Bu bir elinizle mutsuzluğa tutunup diğer elinizle mutluluğu yakalamaya çalışmaya benzer, oysaki mutluluk için çoğu zaman eki elimizi de kullanmamız gerekir.

Bugünden itibaren kendinizi en kötü ihtimal senaryoları içinde kaybolmuş hissettiğinizde durun ve kendinize şunu söyleyin: “tamam, böyle bir şeyin olma ihtimali var ama sadece %10. Peki kalan %90 ihtimalle olaylar nasıl şekillenebilir? En iyi durumda ne olur? Kötü kısmını ele aldığım olay tam benim istediğim gibi güzel bir şekilde sonuçlanacak olsaydı bu nasıl olurdu?”

En iyi ihtimal senaryolarınızı farklı konular itibarıyla oluşturun lütfen. Para durumunuz en iyi ihtimal nasıl olabilir, işiniz en iyi ihtimal nasıl olabilir, ilişkiniz en iyi ihtimal nasıl olur?

En iyi ihtimale de oynayalım bakalım biraz neler değişecek?

Kötü durum senaryoları aklınıza üşüştüğü zaman daha önce yazmış olduğunuz en iyi ihtimal senaryolarını düşünün veya daha iyisi çıkarıp bir kere okuyun. Duygu durumunuz kısa sürede pozitife doğru ilerleyecektir.

İnsanlar baktıkları yöne doğru ilerlerler, siz hangi yöne bakıyorsunuz, en iyi ihtimale mi en kötü ihtimale mi?

Sevgi ile kalın.

P.S.: Kötü senaryolarınız ile tek başınıza mücadele etmekten sıkıldıysanız Mutlulukla Değişim Programına katılın ve farklı bir hayatın kapısını aralamaya başlayın, bilgi için mert@mertcuhadaroglu.com adresine mail atabilirsiniz.

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Etiketler: . Leave a Comment »

HAPİSHANE SENSİN!..

74930_390771067682219_1761228855_n[1]
İnsan varlığı çok acayip…
Önce kendi hapishanesini yapıp yaratıyor…
Sonra da o hapishaneden hem şikayet edip duruyor, hem de o hapishaneden çıkmamak için elinden geleni ardına koymuyor…
Bahanesi de hep hazır, dili hep zehirli!..
Şikayetle, ahla vahla, kısır döngülerle, negatif söylemler ve edimlerle dolu, ölü bir hayat…
Peki o halde, soru şu:
“Bu mu istediğin, kendine layık gördüğün bu mu?!. Hediyeni almak ve hediyeni vermek üzere hapishanenden çıkmaya, bire ve bütüne uçmaya ne dersin?!.”
Haydi!..
Herkes kadar hapis ve herkes kadar özgür olduğunu farketmelisin!..
Çünkü seçim sensin!..
Ve öyledir…

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

İncinin azim dolu öyküsü

11070021_904261972969380_4244195884040895459_n[1]

Okyanusun dibinde yatan bir istiridye, su üzerinden akıp geçsin diye, kabuğunu açmış. Su içinden geçerken, solungaçları yiyecek toplayıp midesine gönderiyormuş. Aniden yakınındaki bir balık, bir kuyruk darbesiyle kum ve çamur fırtınası oluşturmuş. İstiridye de kumdan nefret edermiş. Zira kum öylesine pürüzlüymüş ki kabuğunun içine kaçarsa son derece rahatsız olurmuş. İstiridye derhal kabuğunu kapamış ama çok geç kalmış. Sert ve pürüzlü bir kum taneçiği içeri girip iç derisi ile kabuğun içine yerleşmiş. Kum tanesi istiridyeyi ne çok rahatsız ediyormuş. Ama kabuğunun içini kaplaması için kendine verilmiş olan salgı hücresini hemen çalıştırarak, minik kum tanesinin üstünü kaplamaya başlamış ta ki nefis, parlak ve düzgün bir örtü oluşana kadar….

İstiridye, yıllar yılı minik kum taneciğinin üstüne katlar eklemeye devam etmiş ve sonunda müthiş güzel, parlak ve son derece değerli bir inci oluşmuş.

Karşı karşıya olduğumuz problemler bu kım taneciğine benzer, bizi rahatsız ederler ve niye bize bu derece eziyet çektirip asableştirdiklerine şaşarız. Fakat azmin getirdiği cesaret ve kuvvetle, sorunlarımızın ve zayıflıklarımızın üstesinden geliriz. Daha alçakgönüllü, isteklerimizde daha ısrarlı, çevremizdekilere daha yakın, daha akıllı ve sorunlarımıza karşı daha dayanıklı hale geliriz. Gizli gücümüzle, yaşamımızdaki pürüzlü kum taneciklerini, bize kuvvet veren ümit ve ilham kaynağı olan değerli incilere dönüştürürüz.

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Etiketler: . Leave a Comment »

BEYİN DALGALARINIZI DEĞİŞTİREREK DUYGULARINIZI KONTROL EDEBİLİRSİNİZ!

10533276_693465180762989_2196818340424896433_o[1]

Güne frenkansımızı yükselterek başlamak bugünümüz, yarınımız, geleceğimiz ve hatta “geçmişimiz” için son derece önemli.

Peki nedir bu frekans ? Neden yükseltmemiz gerekir ? Yükseltirsek ne olur? Yükseltmezsek ne olur?

Öncelikle frekans fiziksel bir terim bunu belirteyim.

“Denge noktası etrafındaki salınıma” frekans diyor fizik.

Evrende her ne varsa bir FREKANS halinde ve titreşiyor.

Titreşimler ise bizim yaradılışımızla görebildiğimiz bir düzeyde değil. Ama hissedebileceğimiz bir düzeyde.

Şimdi beynimizin titreşimlerine bir göz atalım :

DELTA :
Uyku anında ortaya çıkıyor saniyede 4 dalgalanma meydana getiriyor. En yavaş titreşen dalgalar olarak biliniyor. 4 herz (uyuyan beyin)

TETA:
Bunlarda uyku evresine girerken 4-7 dalgalanma şeklinde delta dalgasından biraz daha hızlı salınım yapıyor. 5-6 herz (uyurgezer beyin)

ALFA:
Bu dalga saniyede ortalama 10 kez salınım yapan bir dalgadır, insanın rahat olduğu durumlarda ortaya çıkıyor. 10 herz ( Düzgün beyin dalgası)

BETA:
Bu dalgalar ise STRES (gerilim) durumunda kafamızın dağınık olduğu durumlarda ortaya çıkıyor. Saniyede 13-40 dalga arası (13-40 herz diyelim) (düzensiz)

GAMA:
Bu dalgalar saniyede 40 kez titreşen dalgalardır. Üzerinde çalışmalar süren bu dalgaların; bilinç,özü düşünme gibi durumlarda oluştuğu düşünülüyor.(40 herz)

Görüldüğü gibi titreşimimizin bizi en rahatlattığı, huzur verdiği frekans aralığı, saniyede 10 Herz salınım yapan Alfa dalgası.

Alfa beyin dalgasına ulaşabilmemiz için bir çok teknik var.

Benim önemsediğim, kullandığım ve danışanlarıma önerdiğim, tekniklerden bahsetmek istiyorum bu yazıda sizlere.

1. Uykudan uyandığınızda ve uykuya dalmadan hemen önce :
Bu alfa frekansının doğal sürecidir. Uykuya dalmadan hemen önce ve uyandığımız andaki frekansımız alfa frekansıdır. Özellikle gerçekleşmesini istediğimiz herhangi bir hayalimiz var bu anlarda hayalimizi üç boyutlu düşünerek, yoğun duygu (neşe, sevinç, heyecan, mutluluk) hissederek evrene gönderirseniz, hayallerinizi gerçeğe getirmek kolaylaşacaktır.

2. Diyafram Nefesi :
Burundan alınıp, yine burundan verilen nefes şeklidir. Uzanarak yapabiliriz bu nefes alıştırmasını. Sağ elimizi karnımızın üzerine koyalım. Burnumuzdan kocaman derin bir nefes alıp karnımızı kocaman şişirelim. Karnımızı şişirirken 8 veya 10’a kadar sayalım. Karnımızın üzerindeki sağ elimizin, şişen karnımızla birlikte yukarıya doğru kalktığını hissedelim. Sonra tekrar yine burnumuzdan vermek suretiyle 8-10’a kadar sayarak karnımızı yavaş yavaş indirelim. Tabi ki bu alıştırmayı yaparken sadece nefesimize odaklanıp, başka hiçbir şey düşünmeyelim. Yaklaşık 15 dakika bu nefes çalışmasını yaparsanız, rahatlıkla alfa seviyesine inmiş olursunuz.

3. Renk ayrıştırma metodu :
Bir yere uzanın, derin derin nefesler alarak kendinizi rahatladın. Hayalinizde gökkuşağının renklerini düşünün. Şimdi kırmızıyla başlayın. Bu uygulamada hayal gücünüzü ve beş duyunuzu mümkün mertebe fazlaca kullanmanız gerekecek. Kırmızı bir meyve düşünün. Mesela bir sepet dolusu kıpkırmızı kirazlar görün. Hayalinizde bu kirazları elinize alın, dokunun, dokusunu hissedin. Kokularını duymaya çalışın bu kıpkırmızı kirazların. Sonra ağzınızda bir tane olgun kıpkırmızı kiraz atın ve ağzınızda dağılan o muhteşem lezzeti hissedin. Sonra tekrar kırmızı bir obje düşünün mesela bir elma bahçesinde olduğunuzu hayal edin. Dalda kıpkırmızı elmalar var ve siz elmaları topluyorsunuz. Sepette bir sürü kırmızı elma birikti. Sonra elmalardan birini alarak kocaman ısırıyorsunuz elmadan. Elmanın tüm lezzetini ağzınızda hissediyorsunuz.

Şimdi turuncuya geçelim. Kendinizi bir deniz kenarında hissedin… Güneş batmak üzere ve güneşin turuncu aydınlığı tüm denizi sarmış. Her taraf turuncu bir renge boyanmış ve siz o turuncu rengin hakim olduğu anlarda denize girdiğinizi hayal edin. Turuncu renklere tekrar tekrar bakın, denizin sularının tamamen turuncuya boyandığını görün….

Şimdi bir portakal hayal edin elinize portakalı alın, dokusunu hissedin, sonra koklayın, mis gibi kokusunu içinize çekin portakalın. Sonra soymaya başlayın portakalın kabuklarını, soyarken sularının aktığını düşünün ve parçalara ayırın portakalı. Şimdi bir dilim sulu ve kokulu portakalı ağzınıza attığınızı hayal edin,
lezzetle yiyin.

Bu alıştırma gökkuşağının tüm renkleri ile devam edecek. Sıradaki renkler sarı, yeşil, turkuaz, mavi ve mor.

Bu alıştırmalar, titreşiminizi saniyede 10 hz salınıma çekecek ve rahatlayıp, huzur bulacaksınız.

Kolay gelsin smile ifade simgesi Sevgilerimle,

A.Nilgün Aktaş

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Ben içimdeki o kıza aşığım…

fil severlere küçük bir sabah sürprizi
Bir sabah çok kızgın kalktım yataktan. Bir sürü korkum vardı, bir sürü öfkem vardı, bir sürü kinim vardı, bir sürü hüznüm vardı, bir sürü yanlışım vardı. Kaç tane eskimiş aşk vardı geride, çoğu da aşk değildi zaten.
Kendime kızgındım.
O…ysa içimde bir yerlerde dağları aşacak bir kız vardı, çok neşeliydi, şakacıydı, sevimliydi, çalışkandı, umutluydu, kendine inancı tamdı… Ben onu susturmak için elimden geleni yapmıştım. Ve o da susmuştu… Bu suskunluğun nasıl bir mutsuzluk verdiğini size anlatamam… Öyle mutsuz olduk ki beraber en sonunda beni öfke içinde uyandırdı bir sabah. Başkalarının gönlü olsun diye susturmuştum onu… Herkesin gönlü oldu, benimki neredeyse tuzla buz olacaktı.
O sabah uzunca bir süre aynanın karşısında oturup kendime baktım. Yüzümü şekilden şekle soktum. Yapabileceğim şeyleri yapmaktan ve hatta denemekten nasıl da vazgeçtiğimi gördüm aynada… Bir ara çimdeki o kızın baktığını gördüm… Onun saçları kıvırcıktı, gözleri ışıl ışıldı ve aslında çoğunlukla gülümserdi. Çok kısa bir an için gözgöze geldik… Çok kısa… Sonra bana dil çıkardı.
Aynanın karşısından kalktığımda kızgın değildim artık. Ona hissettirdiğim acıyı tekrar hissettim. Hiç hakkım yoktu! O kızı susturmamaya karar vermiştim çünkü… Derin bir huzur geldi içime…Fakat karar vermekle bitmiyor elbet…
Tabiri caizse kendimi hallaç pamuğu gibi fırlattım günlerce, aylarca ve hatta bir kaç yıl… Bitti mi? Hala bitmedi… Ama o sabah yataktan kızgın kalkan kadından eser kalmadı.
Çok acıtıcı olduğunu söyleyebilirim ama ne kadar acırsa acısın en sonunda hep mutluluğu hissettim. Aslında insan mağdur, kurban ya da ezilmiş olmadığını anlayınca içi acıyor biraz. Yıllarca inandırmışsın kendini… Sende bir sorun olmadığına, etrafındakilerin hatalarına tapınmışsın… Yeter ki mağdur olarak kal diye… Mağdurlar hareket edemez çünkü, hareket etmeyen risk almaz, risk almayan istediği hiçbirşeye yaklaşamaz. Ve tüm bu kaybın faturasını da mağduriyetinden ötürü başkasına kesersin, sonra da yatakta fındık ezmesi kaşıklarsın. Hiçbir şeyin garanti olmadığı bir dünyada kendinden tüm riskleri uzak tutmak için bu sefil çabalama neyin nesi gerçekten?
Bir kez… Sadece bir kez bunu farketmek bile yetiyor insana. Ve ilk adımı attığında başlıyor değişim… Bir gecede değil, bir ayda değil, bir yılda da değil… Sürekli… Ve düşünsenize, eğer her gün artarak devam eden mutluluğa ve huzura kavuşuyor olsaydınız bunun için her saniye çabalamaz mıydınız?
Çabaladım ben… Hala da çabalıyorum…
Aşık oldukları kişi olmadan yaşayamayacaklarını söyler kimileri… Ben içimdeki o kıza aşığım… Hayata aşığım… Tüm enerjimi kendimden alıyorum. Karnımda kelebekler uçar hep… Hep heyecanlıyımdır. Tutku ile bağlıyım hayata. Birinin beni beğenmesi, beğenmemesi, sevmesi ya da sevmemesi, takdir etmesi ya da etmemesi hiç önemli değil…
Benim bir yolum var. Kendim seçtim, kendim yarattım… Yürüyorum.
Kendi yolunuzdan yürüyün… Kendi adımlarınızı görün.
Nietzsche Böyle Buyurdu Zerdüşt’te “Yürümesini öğrendim, öğrendim öğreneli koşar dururum. Uçmasını öğrendim, öğrendim öğreneli gerek kalmadı yerimden kımıldamak için itilmeye. Şimdi hafifim, şimdi uçuyorum, şimdi kendimi kendi altımda görüyorum, şimdi bir tanrı dans ediyor içimde.” der…
İyi der, güzel der…
“İnsanın içinde kaos olmalıdır, dans eden bir yıldızın doğumuna neden olabilmek için” der ayrıca…
Kaosu görün ki yıldızı yakalayın…alıntı
Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

MUTLAKA OKUYUN DERİM…

images[7]
Eski çiftlik evini restore etmek için tuttuğum marangoz, işteki ilk gününü zorlukla tamamlamıştı. Arabasının patlayan lastiği onun ise bir saat geç gelmesine neden olmuş,
elektrikli testeresi iflas etmiş ve şimdi de eski püskü pikabı çalışmayı reddetmişti.
Onu evine götürürken yanımda adeta bir taş gibi oturuyordu. Evine ulaştığımızda beni, ailesiyle tanışmam için davet etti.
Eve doğru yürürken küçük bir ağacın önünde kısa bir süre durdu, dalların uçlarına her iki eliyle dokundu. Kapı açıldığında; adam şaşırtıcı bir şekilde değişti. Yanık yüzü tebessümle kaplandı, iki küçük çocuğunu kucakladı ve eşine kocaman bir öpücük verdi. Daha sonra beni arabaya yolcu etmeye geldiğinde; ağacın yanından geçerken merakım daha da arttı ve ona eve giderken gördüğüm olayı sordum.
“O, benim dert ağacım,” dedi.
“Elimde olmadan işimde bazı sorunlar çıkıyor, ama şundan eminim ki o sorunlar, evime, esime ve çocuklarıma ait değil. Bunun için bu sorunları her aksam eve girerken o ağaca asıyorum. Sabahları tekrar onları oradan alıyorum. Ama komik olan ne biliyor musunuz?
“Ertesi sabah onları almaya gittiğimde, astığım kadar çok olmadıklarını görüyorum….”
Öfkeyle geçen her dakikanız, mutluluğunuzdan çalınmış 60 saniyedir

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Bardağı yere bırakın bugün…

images[2]

Profesör, elinde, içi dolu bir bardak tutarak dersine başladı.

“Bu bardağın ağırlığı sizce ne kadardır?” diye sordu.

Öğrenciler, ’50gr!’ …. ‘100gr!’ …. ‘125gr’ cevabını verdiler.

“Bardağı tartmadıkça gerçekten ben de bilemem” dedi profesör ve devam etti:

Ama, benim sorum şu: 

Bu bardağı böyle birkaç dakikalığına tutsaydım ne olurdu?”

– Hiçbir şey 

– Tamam, peki 1 saat boyunca tutsaydım ne olurdu?

– Kolunuz ağrımaya başlardı. 

– Haklısın; peki ya 1 gün boyunca tutsam ne olur?

– Kolunuz iyice ağrır, adaleniz spazm yapar, belki de

çözüm bulmak için hastaneye gitmek zorunda kalırsınız.

Sorularına cevap alan profesör, can alıcı noktaya temas etti:

– Peki tüm bu sorunlar olurken bardağın ağırlığında bir değişme ortaya çıktı mı?

Öğrenciler bir ağızdan cevapladılar: 

“Hayır.” 

– Peki o takdirde, zaman içinde kolun ağrımasına ve kas spazmına yol açan olay neydi?

Profesör ikinci bir soru daha sordu: 

– Acıdan ve ağrıdan kurtulmak için ne yapmam gerekir bu durumda?

– Bardağı bırakırsanız, rahatlarsınız.

Profesör beklediği cevabı almıştı.

Öğrencilerini kutladı ve bütün bu soruları sormasına sebep olan açıklamayı yaptı:

“Hayatın problemleri de böyle bir şeydir. Onları kafanda birkaç dakika tutarsan, bir sorun yaratmaz.Uzun bir süre düşünürsen, başın ağrımaya başlar. Ama hiç aklından çıkarmazsan,artık başka bir şey düşünemez hale gelirsin; bu seni bitirir. Elbette hayatınızdaki sorunları düşüneceksiniz; halletmeye çalışacaksınız.Ama en önemlisi, onları, her günün sonunda, uyumadan önce yere bırakmaktır.Bu şekilde strese girmez ve sabah taze bir beyinle uyanırsınız. Taze bir güne,yeni sorunlarla mücadele azmini kazanarak başlamış olursunuz. Bu yüzden arkadaşlarınıza vereceğiniz en önemli tavsiye,

‘Bardağı yere bırak’ olmalıdır.”

Alıntı

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Anneannem derdi ki

10850163_1019420868088066_4524323275707482643_n[1]
Bak kızım utanmayan yüzden, yağmur almayan güzden, kalp inciten sözden, fırıl fırıl dönen gözden;
Tütmeyen bacadan, para isteyen hocadan, merhametsiz kocadan, laf taşıyan komşudan;
Vermeden alan elden, dua bilmeyen dilden, şükür etmeyen kalpten sakınacaksın.
Ömür dedigin dalda bir kuru yaprak, er geç bir rüzgarla topraga düşecek, onun için süren dolmadan sepetini hayırla dolduracaksın. İnsanoğlunu etten ibaret sanma bu ruhun hesabını da vereceksin.

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Baykuşlar, Hz.Süleyman ve Sabah Kahvesi

11059473_665767463528492_2677650299590093099_n[1]

Günaydın smile ifade simgesi En azından İstanbul için aydınlık, güneşli bir pazar sabahı. Kocaman günaydın.

Benim gibi kahve manyağı olan biri için paylaşmazsam olmaz bir görsel. Görünce dayanamadım. Paylaşmak istedim. Ama öyküsü de var smile ifade simgesi

Baykuş, sadece Yunan ve Türk mitolojilerinde değil tüm dünya kültürlerinde yeri olan bir kuş. Aslında “gece”nin kuşu.

Benim ilgim ve sevgim ise çocukluğumda, Ankara’da, Filiz halamın arkadaşının bahçesine düşen yaralı bir puhu kuşundan gelir.

Kocaman ve öylesi soylu bir duruşu vardı ki. Kanatlarını açtığında devasa, biraz korkutucu ama bir o kadar da muhteşem görünürdü gözüme.

Uğursuzluk getirdiği iddia edilse de bu tamamen Roma İmparatorluğu zamanından, yüzyıllar öncesinden gelen bir inanış.

Romalılar baykuşun uğursuzluk getirdiğine inanırlardı. Hatta yakaladıkları baykuşları yakarak küllerini nehirlere savurmak gibi bir ritüel geliştirmişlerdi.

Avrupaya yayıldıkça kendi kültürlerini de taşıdılar ve bu inanış aldı başını gitti. Oysa Yunan mitolojisinde tam tersidir.

Zeus ve Hikmet tanrıçası Metis’in kız çocukları Athena’nın (Minerva) sembolüdür baykuş. Athena ise zeka, sanat, barış, savaş ve strateji tanrıçasıdır.

Türk Şaman kültüründe ise Şaman abasında resmedilir, gelecekten haber veren kutsal kuştur.

Hz.Süleyman ile peçeli baykuşun ünlü bir dialoğu olduğu rivayet edilir:
“Ey baykuş, neden toprakta bitenden yemezsin?”

“Hz. Adem topraktan çıkan şey sebebiyle cennetten çıkarıldı.” dedi.

“Niçin su içmezsin?” diye sordu.

“Çünkü Hz. Nuh kavmi suda boğuldu.” dedi.

“Neden imar edilmiş mamur yeri terk edip harabeleri mesken tutarsın?”

“ Harabeler Hz. Allah ‘in mirasıdır, bende Hz. Allah’ın mirasında otururum.”

“Harabe üstüne konduğunda ne dersin?”

“Burada yiyip içerek geçinenler hani nerededir?” derim.

“Ya imar edilmiş yer üzerinden geçsen ne dersin?”;

“Yazık Ademoğluna ki önünde nice güçlükler varken nasıl rahat uyumaktadır?” derim.

“Gündüzleri niçin çıkmazsın?”

“ Ademoğlunun kendisine ettiği zulmün çokluğundan…” dedi.

“Öterken ne dersin?”

“Ey gafil, ahiret yolculuğun için azık hazırla! derim ve ‘Sübhane halıkun Nur’ diye zikrederim .” dedi…

Bunun üzerine Hz. Süleyman (a.s.) :

“Kuşlar içinde insanoğluna bu kadar güzel nasihat eden ve bundan daha şefkatli olanı yoktur. Cahillerin ondan nefret etmeleri, onu uğursuz saymaları ne acayip şeydir!…” buyurmuş.

Baykuşun enerjileri sezdiği ve özellikle kötü enerjileri hissederek kendimizi kollamamız için haber verdiği iddia edilir.

Bilimsel olarak baykuşların görüşü çoğu kuş ve hayvana göre daha açıktır ve Baykuş, kuşlar içinde mavi rengi gören tek kuş türüdür. Gece avlanır, gecenin kuşudur.

Ama görsele bir bakar mısınız. Geceyi bitirmiş baykuş ve kahve smile ifade simgesi Çok çok güzel. Ben “double espresso”ya bayıldım. Sabah kahvemi içtiğimde aynı ben smile ifade simgesi

Kocaman günaydın tekrar, güzel bir pazar günü olsun smile ifade simgesi

Sevgi ve saygı ile
İyi ki varsınız…

prof.dr.süleyman engin akhan

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Feng Fu Noktasına Buz Küpü Koyun Ve Neler Olacak Görün…

11070007_10153189128911052_1236183682663171044_n[1]

 

Evet, bu noktaya bir buz küpünü koy ve birkaç dakika da beklet. Bu basınç noktası boyun üstündeki sadece kafatası kapağının altında sırt tarafındaki kafatasının dibinde bulunuyor. Düzenli üzerine buz koyarsanız, bu vücudunuzun gençleşmesini tetikler. Hastalığınızı unutacak, kendinizi daha enerjik ve mutlu hissedeceksiniz.

Midenizin üstüne yatın ve Feng Fu noktasına buz küpü koyup 20 dakika orada bırakın. Ayrıca yolda iseniz bunu bir bandaj yardımıyla sabitleyiniz.

Yatmadan önce bir kez daha, sonra bir sabah aç karnına bir kez bunu yapınız, Ne işe yaradığını göreceksiniz!

Bu sizin uyku kalitenizi artırır
Bu sizin ruh halinizi iyileştirir.
Bu sizin bağırsaklarınızın düzenlenmesine yardımcı olur.
Bu soğuk algınlığını rahatlatır.
Bu diş ve baş ağrıları giderir.
Bu akciğer ve kalp damar hastalıkları hafifletmeye yardımcı olabilir.
Tiroid sorunları yardımcı olabilir.
Bu PMS rahatlatıcı olabilir.
Bu ruh sağlığınızı geliştirmek için olabilir.

Çeviri: Ahmet MARANKİ ve KOBİK Ekip