ANNE VE KAYNANA FARKI

11064681_869469993116361_6004369232629481561_n[1]

Yaşını başını almış iki eski arkadaş hanımefendi yolda karşılaşmışlar. Hal hatır sormuşlar.

Sıra çocuklarına gelmiş.
“Senin oğlan nasıl, evlendi mi?” diye sormuş biri,
“Evlendi” demiş öteki, “evlendi ama ah, sorma,
öyle bir gelin çıktı ki, felâket!..

“Sabahtan akşama çalışıyor,
evde doğru dürüst yemek pişmiyor,
yorgun olduğu zaman oğluma yemek pişirttiriyor.

Bazen sabah kahvaltısını bile oğlum hazırlıyor.
Ne dikiş var, ne ütü.
Bir kadın bulmuş, bütün işi ona yaptırtıyor.
Evde prensesler gibi oturuyor,
oğlum için özel hiçbir şey yapmıyor, çok üzgünüm, çok…”

“Vah vah” demiş arkadaşı, “peki kızın nasıl, o da evlendi mi?”…

“O da evlendi” demiş arkadaşı,
“ama o çok mutlu, öyle iyi bir damadım var ki,
kızımın elini sıcak sudan soğuk suya sokturmuyor.
Kızım çalıştığı için çok yoruluyor, çoğu akşam,
yemekleri beraber pişiriyorlar, hatta bazen damadım hazırlıyor.
İnanır mısın öyle iyi bir çocuk ki tatil günlerinde kahvaltısını kızımın yatağına götürüyor.

Bir kadın bulmuşlar, evin bütün işlerini o yapıyor,
kızım evde hiç yorulmuyor, prensesler gibi oturuyor,
kocası da ondan iş beklemiyor, çok memnunum, Çooookkkk“

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Mesele Kıymet Bileni Bulmak…

 1908406_869468219783205_2644353400286590483_n[1]

Vaktiyle bir bilge hoca, yıllarca yanında yetiştirdiği öğrencisinin seviyesini öğrenmek ister. Onun eline çok parlak ve gizemli görüntüye sahip iri bir nesne verip:

“Oğlum” der, “Bunu al, önüne gelen esnafa göster, kaç para verdiklerini sor, en sonra da kuyumcuya göster. Hiç kimseye satmadan sadece fiyatlarını ve ne dediklerini öğren, gel bana bildir.

Öğrenci elindeki ile çevresindeki esnafı gezmeye başlar. İlk önce bir bakkal dükkanına girer ve “Şunu kaça alırsınız?” diye sorar.

Bakkal parlak bir boncuğa benzettiği nesneyi eline alır; evirir çevirir; sonra: “Buna bir tek lira veririm. Bizim çocuk oynasın” der.

İkinci olarak bir manifaturacıya gider. O da parlak bir taşa benzettiği nesneye ancak bir beş lira vermeye razı olur.

Üçüncü defa bir semerciye gider: Semerci nesneye şöyle bir bakar, “Bu” der “benim semerlere iyi süs olur. Bundan “kaş dediğimiz süslerden yaparım. Buna bir on lira veririm.”

En son olarak bir kuyumcuya gider. Kuyumcu öğrencinin elindekini görünce yerinden fırlar.

“Bu kadar değerli bir pırlantayı, mücevheri nereden buldun?” diye hayretle bağırır ve hemen ilâve eder. “Buna kaç lira istiyorsun?”

Öğrenci sorar: Siz ne veriyorsunuz?”

“Ne istiyorsan veririm.”

Öğrenci, “Hayır veremem.” diye taşı almak için uzanınca kuyumcu yalvarmaya başlar:

“Ne olur bunu bana satın. Dükkânımı, evimi, hatta arsalarımı vereyim.”

Öğrenci emanet olduğunu, satmaya yetkili olmadığını, ancak fiyat öğrenmesini istediklerini anlatıncaya kadar bir hayli dil döker.

Mücevheri alıp kuyumcudan çıkan öğrencinin kafası karma karışıktır. Böylesi karışık düşünceler içinde geriye dönmeye başlar. Bir tarafta elindeki nesneye yüzünü buruşturarak 1 lira verip onu oyuncak olarak görenler, diğer tarafta da mücevher diye isimlendirip buna sahip olmak için her şeyini vermeye hazır olan ve hatta yalvaran kişiler..

Bilge hocasının yanına dönen öğrenci, büyük bir şaşkınlık içinde başından geçen macerasını anlatır.

Bilge sorar:

“Bu karşılaştığın durumları izah edebilir misin?”

Öğrenci: “Çok şaşkınım efendim, ne diyeceğimi bilemiyorum, kafam karmakarışık” diye cevap verir.

Bilge hoca çok kısa cevap verir:

“Bir şeyin kıymetini ancak onun değerini bileni anlar ve onun değeri bilenin yanında kıymetlidir.”

Her insanın hayatında varlığını ve değerini bilen, hisseden, fark eden kuyumcular mutlaka vardır.

Mesele kuyumcuyu bulmaktadır…

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Bilinçaltınızda her sorunun cevabı vardır

imagesJDLT38UW

MUTLAKA OKUMALISIN !

1- Bilinçaltınızda her sorunun cevabı vardır.Uykuya dalmadan önce bilinçaltına ” Sabah altıda kalkacağım” emrini verirseniz sizi tam saatinde uyandıracaktır.

2- Her gece yatarken kendi kendinize söylediğiniz olumlu ifadeler sağlığınızın ve yaşantınızın kusursuz olması yönünde olsun; bilinçaltınız Bu ifadeyi buyruk olarak algılayıp buyruğunuzu yerine getirecektir.

3- Bir kitap ya da harika bir tiyatro eseri yazmak, fevkalâde bir konuşma yapmak istiyorsanız, bu fikri sevgiyle hissederek bilinçaltınıza iletin;o da size istediğiniz karşılığı verecektir.

4- Asla “bunu yapamam” ya da “şunun olması imkânsız” gibi sözler söylemeyin. Bilinçaltınız bunu yalın anlamlarıyla alacak ve bu düşüncelerden dolayı yapmak istediğiniz şey için yeteneğiniz olmadığını kabul edecektir.

5- Size zarar verecek ya da canınızı yakacak şeyler düşünmeyin. Çünkü neye inanırsanız onunla karşılaşacaksınız.

6- En doğru şekilde düşünüp hissetmeye başlarsanız huzurlu bir zihne sahip olmanız kaçınılmaz olur. Bilinçaltınız, zihninizden geçirip doğru olduğunu iddia ettiğiniz her şeyi kabul edecek ve size bunu yaşatacaktır.

7- Bilinciniz kapıdaki bekçidir. En önemli işlevi bilinçaltını, yanlış izlenimlerden korumaktır. İyi şeylerin olabileceğini ve şu anda olmakta olduğunu düşünmeyi her zaman tercih edin.

OKUDUYSAN BEĞEN BAŞKALARI DA OKUSUN DİYE PAYLAŞ !

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. 1 Comment »

3 Nasihat…

11091186_869925056404188_9094429403567895784_n[1]

Yıllar önce, çok uzaklarda bir adam varmış. Bu adam çalışmak amacı ile çok uzaklara gitmiş ve yıllarca çalışmış. Sonunda memleketine dönme zamanı gelmiş. Bu çalışma sürecinde toplam 3000 akçe biriktirmiş ve evinin yolunu tutmuş.

Evine doğru giderken yolu büyük bir şehirden geçmiş. Yolda yürürken köşe başında birisi”Bir nasihat bin akçe, bir nasihat bin akçe”diye bağırıyormuş. Adam düşünmüş: ‘Nasıl olur, bir nasihat ‘ı bin akçeye satarlar, ben yıllarca çalıştım ve sadece 3000 akçe biriktirdim’

Bu işe pek aklı ermemiş ama merak işte. Duramamış ve adama bin akçe vererek o nasihat’i satın almış. Nasihat”KADERDE NE VAR İSE O ÇIKAR”ve yoluna devam etmiş…

İlerde yine köşe başında başka bir adam bağırıyormuş”Bir nasihat bin akçe”diye. Adam yine dayanamamış bin akçe de o adama vermiş ve ikinci nasihat ‘ı da satın almış. İkinci nasihat da:”GÖNÜL KİMİ SEVERSE GÜZEL ODUR”

Son kalan bin akçesi ile de yoluna devam etmiş. Tam şehrin çıkışında yine köşe başın da bir adam bir nasihat’i bin akçeye satıyor. Adam bir parasına bakmış, bir de nasihati satan şahsa, dayanamamış ve kalan son akçesiyle de o nasihat’i satın almış. Son nasihatte:”HİÇ BİR İŞ ACELEYE GELMEZ”.Parasız yoluna devam etmiş.

Şehrin çıkışında büyük bir topluluk ile karşılaşmış. Topluluk telaş içindeymiş. Yaklaşmış ve oradakilerden birine neler olduğunu sormuş. Oradan birisi açıklamış, demiş ki : Burada şehrin tüm su ihtiyacını karşılayan bir kuyu var, ama kuyunun içinde de canavar var.

Canavar suyu tutmuş, göndermiyor. Aşağıya kim indiyse bir türlü çıkamadı. Şimdi herkes korkuyor aşağı inmeye “Adam düşünmüş ve ilk satın aldığı nasihat aklına gelmiş. “Kaderde ne var ise o çıkar” aşağı inmeye karar vermiş. Aslında bu nasihatleri herkes bilir ama uygulayabilmemiz için belli bir bedel ödememiz gerekiyor. İnince canavar hemen yakalamış ve yerine götürmüş.

Demiş ki:

“Buraya gelenlerin hepsine bir soru sordum ve bilemediler. Eğer sen bilirsen seni serbest bırakırım.

“Bir dizine sarışın ve dünya güzeli bir kadın, diğer dizine de kurbağa koymuş ve “söyle bakalım hangisi güzel?” demiş.

Adam düşünürken aklına ikinci aldığı nasihat gelmiş ve “gönül kimi severse güzel odur” demiş. Bu cevap canavarın çok hoşuna gitmiş. Zira canavar, kurbağanın gözlerine aşıkmış. Adamı salmış ve suyu bırakmış.

Almışlar adamı krala götürmüşler ve ağırlığınca altın vermişler.

Adamımız yoluna devam etmiş ve nihayet evine varmış. Evinin camından içeri bakmış. Bir de ne görsün; karısı genç biri ile diz dize oturuyor. Hemen kılıcını çekmiş ve tam içeri girerken üçüncü nasihat aklına gelmiş “Hiçbir iş aceleye gelmez”. Kılıcını kınına koymuş ve içeri girmiş.

Hoş beşten sonra karısına o genci sormuş. Kadın da: “Bey sen gittiğinde ben hamileydim ve bir oğlumuz oldu. Bu genç senin oğlun” demiş.
KADERİNİZ ve YOLUNUZ AÇIK OLSUN, HAYAT ACELE ETMEYE GELMEZ !

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

İNSAN OLMANIN OLMAZSA OLMAZ KURALLARI

imagesVW53UBEV
1.BİR VÜCUT SAHİBİ OLACAKSINIZ Sevebilirsiniz, sevmeyebilirsiniz. Ama hayatınızın sonuna kadar, o sizinle olacak.
2.DERSLER ÖĞRENECEKSİNİZ Resmi olmayan ama her gün tam zamanlı katılmanız gereken bir …

okul var: Hayat. Bu okulda hergün yeni birşeyler öğrenme şansınız var. Öğrendiğiniz dersi sevebilirsiniz ya da alakasız veya aptalca bulabilirsiniz.
3.HATALAR YOKTUR, DERSLER VARDIR Büyüme, olgunlaşma devamlı bir deneme yanılma ve deney sürecidir. “Başarısız” olan deneyler de, çok başarılı olan deneyler gibi sürecin bir parçasıdır.
4.BİR DERS ÖĞRENİLENE KADAR TEKRAR EDİLİR Bir ders çeşitli şekillerde ve siz öğrenene kadar tekrar tekrar önünüze gelecektir. Ancak öğrenince yeni derse geçilir. 5.ÖĞRENİLECEK DERSLER TÜKENMEZ Hep yeni bir şey vardır öğrenilecek ve siz yaşadıkça da devam eder. Bir gün gelecek bitecek diye birşey yok.
6.ŞİMDİ BURADAKİNDEN DAHA İYİ BİRŞEY YOK Komşunun tavuğunu kaz görebilirsiniz. Hep kazın peşinde koşabilirsiniz ama her yer böyle yeni yeni kazlarla dolu. Bu sizi mutluluğa götürmez.
7.DİĞERLERİ SİZİN AYNADAKİ BİR YANSIMANIZDIR Birini sevmeniz ya da nefret etmeniz, ancak sizdeki sevdiğiniz ya da nefret ettiğiniz birşeyi yansıtmasıyla mümkün olabilir.
8.HAYATINIZLA NE YAPACAĞINIZ TAMAMEN SİZİN ELİNİZDEDİR Bütün araç ve kaynaklar size verilmiş, onlarla ne yapacağınız tamamen size kalmış. Seçim sizin. Şikayet mi edersiniz, şükür mü? Düşünce ayağa kalkar mısınız, düştüğünüz yerde çakılıp kalır mısınız? Hepsi size kalmış.
9.TÜM YANITLAR SİZDE  Yeter ki siz kendinize sormaya ve dinlemeye hazır olun.
10.TÜM BUNLARI UNUTMA EĞİLİMİNDE OLACAKSINIZ Bu da insan olmanın bir özelliği değil mi:)

Nuh’un Gemisinden Öğrenilecek Şeyler…

images98OAWT2N

 

1- Doğru gemiyi kaçırma.

2- Hepimizin aynı gemide olduğunu unutma…

3- Vakit gelip çatmadan planını yap. Hazreti Nuh, gemisini inşa ederken yağmur yağmıyordu! …

4- Kendine hep iyi bak ve büyük günü bekle. Altmışına merdiven dayadığında bile, gerçekten büyük bir iş yapman için önün açılabilir.

5- Eleştirileri dinle, eleştirenlere kulak asma, yapılması gerekeni yapmaya devam et.

6- Geleceğini zirveler üzerine kur, dalgalar sana ulaşamasın.

7 – Hız her zaman kazandırmaz. Yılanlar da gemideydi, panterler de…

8 – Üzerinde aşırı baskı hissettiğinde, bir süre boşlukta yüz.

9 – Titanik’in profesyoneller, Nuh’un Gemisi’nin ise amatörler tarafından yapıldığını unutma.

10 – Fırtınanın gücü ne olursa olsun, eğer doğru saftaysan, seni bekleyen bir gökkuşağı mutlaka vardır

Herkes sevdiği şarkıdan bir söz yazsın…

11121747_920559801329779_9130605285954649499_n[1]

Nerede yaşadığın kaç paran olduğu beni ilgilendirmiyor bitkin ve yaralı, keder dolu ve umutsuz bir geceden uyanıp kendin için gerekenleri yapabildiğini bilmek istiyorum.

13167_359110057623780_3677149055993974936_n[1]
Yaşamak için ne yaptığın beni ilgilendirmiyor, ne için kıvrandığını, kalbinin özlemine kavuşabilmek için hayal etme cesaretinin olduğunu bilmek istiyorum,
… Yaşın önemli değil, sevgin, hayallerin ve yaşam serüvenin uğruna gerektiğinde bir aptal gibi görünebildiğini bilmek istiyorum.
Ayını çevreleyen yıldızlar beni ilgilendirmiyor içindeki acının tam ortasına dokunabildiğini yaşamın ihanetlerinden ders alabildiğini, üzülme korkusundan sıyrılabildiğini bilmek istiyorum.
Saklamaya, değiştirmeye veya çözmeye uğraşmadan acılarımıza katlanabildiğini görmek istiyorum.
Sevinçlerimizi paylaşıp, vahşi hayatla dans edebildiğini bu coşkunun, pervasızca, gerçekliğine bakmadan insan olmanın sınırlamalarını anımsamadan saçının tellerinden ayağının ucuna kadar içini doldurabildiğini bilmek istiyorum.
Bana anlattıklarının doğruluğu önemli değil, kendine dürüst olmak adına, başkalarını hayal kırıklığına uğratmadığını, kendi ruhun ihanet etmeden, ihanetin ağırlığına dayanabildiğini bilmek istiyorum.
İnançlı ve sadık olduğunu her geçen gün sevimli olmasa da yaşamını kaynak aldığın bu güzelliği görebildiğini bilmek istiyorum.
Yanlışlarımız ile yaşayabildiğini, hala bir gölün kıyısında durup, gümüş dolunaylara Evet! diye bağırabildiğini bilmek istiyorum.
Nerede yaşadığın kaç paran olduğu beni ilgilendirmiyor bitkin ve yaralı, keder dolu ve umutsuz bir geceden uyanıp kendin için gerekenleri yapabildiğini bilmek istiyorum.
Kim olduğun, buraya nasıl geldiğin ilgilendirmiyor beni ateşin ortasında benimle durup, geri çekilmediğini bilmek istiyorum.
Nerede kiminle ne çalıştığın beni ilgilendirmiyor her şeyden ümidini kestiğinde seni ayakta tutan gücü bilmek istiyorum.
Boş zamanlarda kendinle yalnız olabildiğini, bu birliktelikten mutluluk duyduğunu bilmek istiyorum..
“Oriah Mountain Dreamer

İnsanlar seni incitemezler, onlar sadece içinde taşımakta olduğun incinme duygusunu harekete geçirebilirler.

images[7]

İnsanlar seni incitemezler, onlar sadece içinde taşımakta olduğun incinme duygusunu harekete geçirebilirler.

İnsanlar seni reddedemezler, onlar sadece içinde taşımakta olduğun reddedilme hissini harekete geçirebilirler.

İnsanlar seni değersiz kılamazlar, onlar sadece senin içindeki değersizlik hissini harekete geçirebilirler.

Sen bu sınırlandırma etrafında oluşturduğun duygusal yükü ortadan kaldırıncaya dek, bu böyle devam eder. İçinde taşıdığın sınırlandırmaları ortadan kaldırdığında ise bir daha sende bu duyguları harekete geçiremezler.”

Rikka Zimmerman

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Mutluluğumuz karşılaştığımız olaylar kadar bizim o olaylara bakış tarzımıza da bağlıdır.”

10985192_869926583070702_8987838404451373259_n[1]

 

Bir zamanlar bir ailenin ikiz çocukları varmış.
İkizlerden birisi çok iyimser, öteki ise çok kötümsermiş.
Çocuklarının bu durumundan endişelenen aile onları civardaki bir psikologa götürmüş.

Psikolog aileye ikizlerin ruh halini dengelemek üzere bir plan önermiş: “Gelecek yaşgünlerinde onlara hediyelerini ayrı odalarda verin. Kötümser olana alabileceğiniz en güzel hediyeleri, iyimser olana ise bir kutunun içine at pisliği koyarak onu verin”demiş.

Anne ve baba psikologun söylediklerini aynen uygulamışlar ve hediyelerini ayrı odalarda verdikten sonra karamsar olan çocuğun kapısına giderek dinlemeye başlamışlar.

Çocuk, dışarıdan rahatlıkla duyulabilecek bir sesle mutsuz bir halde söyleniyormuş:

“Bu bilgisayarın rengini de hiç beğenmedim.. Eminim bu hesap makinesi iki günde bozulur… Bu oyunu zaten hiç sevmem.. Arkadaşımın oyuncak arabası bundan çok daha büyük..”

Parmaklarının ucunda diğer çocuğun kapısına giderek kapıyı usulca araladıklarında karşılaştıkları manzara karşısında çok şaşırmışlar. Çocuk elindeki pislik kutusunu havaya fırlatıyor ve neşe içinde:

“Beni kandıramazsınız, bu kadar pisliğin olduğu yerde mutlaka bir tay ya da midilli vardır, mutlaka vardır!” diye bağırıyormuş.

“Mutluluğumuz karşılaştığımız olaylar kadar bizim o olaylara bakış tarzımıza da bağlıdır.”

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

EŞLE; içilen kahve : HUZUR’dur..!

10898151_813235445406483_7643357982557548465_n[1]

EŞLE; içilen kahve : HUZUR’dur..!
Köpüklere GÜVEN karışır, dudağının kenarına hafif bir TEBESSÜM kondurur..!

ANNEYLE içilen; hadi bir sohbet ederken kahve içelim : GÜÇ’tür..! Köpüğünde ANNE ŞEFKATİ vardır, TELVESİNDE hayatın yorgunluğu..!

BABA ile içilen kahve : SEVGİ dir..!
Az şekerli, HEP BENİMLE OL’dur telvesi..!

BEKLEMEDİĞİN bir anda gelen kahve : BAŞKA’dır..! Isıtıverir içini..!
YORGUNKEN içilen kahve : HAFİFLETİR, yorgunluğunu alır..!

DOSTLARLA içilen kahve : NEŞE’dir..!
Kahkahalar KÖPÜKLER üzerinde yüzer..!

TEK BAŞINA balkonda içilen kahve : YANLIZLIK’tır;
ACIDIR TADI. Köpüğüde, telveside GÖZYAŞI kokar..!

O yüzden; yalnız içmeye GÖNLÜM elvermedi..!
İstedim ki : KAHKAHALARIMIZ; birlikte köpükler üzerinde yüzsün..!

AFİYET OLSUN

Bir ağaç bir ormanın başlangıcı olabilir.

1450222_681766151847996_830176920_n[1]

Bir ağaç bir ormanın başlangıcı olabilir.
Bir kuş, baharın müjdecisi olabilir.
Bir gülümseme bir dostluğu başlatabilir.
Bir tokalaşma moralinizi yükseltebilir
Bir yıldız, denizde bir gemiye yön gösterebilir.
Bir tek kelime, büyük bir ideali anlatabilir.
Bir huzme güneş ışığı, bir odayı aydınlatabilir.
Bir mum , karanlığı yırtabilir.
Bir gülüş, hüznü fethedebilir.
Bir adım, uzun bir yolculuğu başlatabilir.
Bir dua, bir kelimeyle başlar.
Bir umut ışığı ruhumuzu besleyebilir.
Bir dokunuş, ne kadar önemsendiğinizi hissettirebilir.
Bir ses, bilgelikle konuşabilir.
Bir, yürek gerçek olanı anlayabilir.
Bir yaşam çok şeyi değiştirilebilir.
Görüyorsun ya.
Her şey sana bağlı!.
Ne kadar önemli olduğunuzu asla unutmayın.

Margo Daniel

Çorapla yatmayın

imagesWHV6P6EK

Her gün yaptığınız rutin davranışlar, sizi yavaş yavaş öldürüyor olabilir. İşte, çok şaşıracağınız çorapla yatmanın zararları.
Çorapla yatmak, çorap lastiklerinin uzun süre baskısı sonucu periferik dolaşımı olumsuz etkilediği gibi deride mantar enfeksiyonlarına da sebep olabiliyor. Çorapla yatmak, çorap lastiklerinin uzun süre baskısı sonucu ‘periferik’ dolaşımı olumsuz etkiler, yani o bölgedeki kan dolaşımını bozar. Kan dolaşımının bozulması ayakta morarmalara, derinin kurumasına ve uzun vadede tırnaklarda şekil bozukluklarına bile neden olabilir.

Çorapla yatağa girmek ayrıca terlemeye ve ayakların havasız kalmasına yol açacağından ayakta mantar enfeksiyonlarına sebep olabilir. Çorapla yatmanın ortaya çıkaracağı bir diğer sorun da ayakta çıkabilecek egzamalardır. Çorapta kalan deterjan artıkları uzun temas sonucu irritan dermatitlere ya da alerjik dermatitlere neden olup ayakta kaşıntı, kızarma, kepeklenme gibi şikayetler yaratabilir, ayrıca deride kurumayla birlikte kaşıntılara neden olabilir. Bu yüzden gece yatarken çorapların çıkartılmasını deri ve ayak sağlığı açısından son derece önemlidir.

Ayakkabılar, ayağı terletmeyen, pamuklu çoraplarla giyilmeli, çoraplar sık değiştirilmeli ve yıkandıktan sonra iyi durulanmalıdır. Çorapta deterjan artıkları kaldığı taktirde kaşıntı yapabilir. Tırnaklar ete batmayacak şekilde düz olarak kesilmeli, hijyenik olmayan aletlerle pedikür yapılmamalı, ayaklar yıkandıktan sonra parmak araları iyice kurulanmalı ve uygun bir kremle ayak kremlenmelidir. Bu faktörlere dikkat edilmezse, ayakta çeşitli ortopedik bozuklukların yanı sıra mantar, nasır, egzama, tırnak batması, tırnak enfeksiyonları gibi birçok dermatolojik sorunla karşılaşmak mümkündür.

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Dergahdan kovulan Derviş’e bir çoban yol gösteririr.

4A13FFD64A1179F7[1]

“Dergahdan kovulan Derviş’e bir çoban yol gösteririr.
Şu karşıdaki dağın arkasında bir şehir var. Eyvallah dedikten sonra her şey bedava.
Yalnız 3 kuralı var. 1. Yalan söylememek. 2. Kulun işine karışmamak. 3. Allah’ın işine karışmamak. Kolaymış der ve yollara düşer derviş. Şehre varır. İlk önce hamama gider ve yıkanır. Kasaya gider. Sağ elini sol göğsüne koyar ve eyvallah der. Sonra sorar “…borcum ne kadar?”
Kasadakiler “borcun yok eyvallah dedin” ya. Bu şekilde bir ay kadar geçirir. Sonra kovulan derviş evlenmek ister, bir kadın beğenir, eyvallah der ve evlendirilir. Bir gün çarşıda gezerken saçı başı açık bir kadına bağırıp, çağırır. “Niye böyle açık giyinirsin be kadın ” diye Kadın “imdat zaptiye” der ve “bu adam benim işime karıştı” diye ekler. Bunun üzerine adam 10 dayak yer. Kulun hatasını uyardığı için şikayet edilen bir de üzerine dayak yiyen derviş Allah’a “Allah’ım bu nasıl iş? Hem kulunu uyardım hem üstüne bir de dayak yedim” Der Bunu duyan bir adam ” imdat zaptiye” diye seslenir ve bu adam “Allah’ın işine karıştı” der.
Yine bunu üzerine 10 dayak daha yiyen derviş, yorgun argın evin yolunu tutar. Evde uzanmış dinlenirken arkadaşları kapıyı çalar ve av için dervişi çağırırlar. Adam bunun üzerine karısına “beyim evde yok de” der. Bunu duyan kadın “imdat zaptiye” diye bağrır ve “bu adam yalan söylüyor” diye ekler. Kovulan derviş 10 dayak daha yedikten sonra bu köyden de kovulur. ” Bu hikaye bana seminerlerde anlattığımız bir konuyu hatırlattı bana.
1. Benim sorumluluğum
2.Senin sorumluluğu
3.Allah’ın sorumluluğu
Hayat aslında ne kadar kolay onun bunun sorumluluğuna, Allah’ın işine karışmasak. Kurban rolünden bir çıksak da yaşam sorumluluğumuzu alıp, bu hayatı bir cennete çevirsek ne güzel olurdu değil mi ? Tüba Kayta

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Alma ve Verme Yasasını” uygulamak için aşağıda sıralanan maddeleri derin bir bağlılıkla yerine getireceğim:

images[7]

1. Gittiğim her yere bir hediye götüreceğim, karşılaştığım herkese bir hediye vereceğim. Bu hediye bir iltifat, bir çiçek veya bir dua olabilir. Bugün temas kurduğum herkese bir şey vereceğim ve kendi hayatımla diğer insanların hayatlarında mutluluk ve zenginliğin dolaşmasına katkıda bulunacağım.

2. Bugün hayatın bana sunduğu tüm hediyeleri minnet ve şükranla kabul edeceğim: Gün ışığı, kuş sesleri, bahar yağmurları, kışın ilk karı gibi…

3. Sevgi, ilgi, takdir gibi hayatın en değerli hediyelerini vererek ve kabul ederek zenginliğin, bolluk ve bereketin dolaşımına kendimi adayacağım. Karşılaştığım herkese sessizce mutluluk, sağlık ve neşe dileyeceğim.

Aslında hayat ile olan alışverişimiz aynı nefes alışverişimiz gibidir; doğal, çabasız ve cömert. Günde kaç kez nefes alıp verdiğimizi saymadığımız gibi, özümüzün hayatta kimden, neyi, ne kadar alıp verdiğini de bilemeyiz. Beklenti olmadan hayatın bize akmasına izin veririz.

Kalbimizde bir tıkanıklık var ise bu nefesimizi, nefesimizde ahenk yoksa bu da hayatın bize akışını engeller. Bu sebeple yönlendirmekten zevk aldığım bir meditasyon tekniğini “alma-verme” yasasına adıyorum.

Rahat bir pozisyonda oturun ya da uzanın. Gözlerinizi kapatıp dikkatinizi nefesinize verin. Nefesinizde hiçbir değişiklik yapmadan sadece solumanızı gözlemleyin. Ne kadar nefes alıp, ne kadar içinizde tutup, ne kadar veriyorsunuz? Nefes alış, nefes veriş miktarınız ve bunların süreleri eşit mi?

Şimdi nefesinizde hiçbir değişiklik yapmayın. Sadece nefes alırken ihtiyaç hissettiğiniz enerjileri –neşe, güven, cesaret, huzur, yaşam gücü, azim, kararlılık, vb. –evrenden içinize çektiğinizi hayal edin.

Nefesinizi verirken de artık size yaramayan, ihtiyacınız olmayan, doğanıza ait olmayan enerjileri –bitkinlik, öfke, kin, nefret, vb. –nefesinizle beraber evrene geri verin.

10-15 dakika tekrar ettikten sonra gözlerinizi kapalı tutmaya devam edin. Kendi dinginliğinizde durup nefesinizle beraber içinize doldurduğunuz yeni enerjilerinizi fark ederek özümseyin.

Kendinizi hazır hissettiğinizde gözlerinizi açın

alıntı