” Okyanusa deniz yıldızı atıyorum.”

images[8]

 

Bir zamanlar yazılarını yazmak üzere okyanus sahiline giden aydın bir adam varmış. Çalışmaya başlamadan önce sahilde bir yürüyüş yaparmış. Bir gün sahilde yürürken plaja doğru baktığında danseder gibi hareketler yapan bir insan silueti görmüş. Başlayan güne danseden biri olabileceğini düşünerek gülümsemiş ve ona yetişebilmek için adımlarını hızlandırmış. Yaklaştıkça bunun bir genç adam olduğunu ve dansetmediğini görmüş. Birkaç adım koşuyor, yerden birşey alıyor ve yumuşak bir hareketle okyanusa fırlatıyormuş. Biraz daha yaklaşınca seslenmiş:

– ” Günaydın. Ne yapıyorsun böyle?”

Genç adam durmuş, başını kaldırmış ve cevap vermiş:

– ” Okyanusa deniz yıldızı atıyorum.”

– ” Sanırım şöyle sormalıydım,” demiş bilge adam… ” Neden okyanusa deniz yıdızı atıyorsun?”

– ” Güneş çoktan yükseldi ve sular çekiliyor. Eğer onları suya atmazsam ölecekler.”

– ” Ama delikanlı, görmüyor musun ki kilometrelerce sahil var ve baştan aşağı deniz yıldızıyla dolu. Hiçbir şey farketmez.”

Genç adam kibarca dinlemiş, eğilerek yerden bir deniz yıldızı daha almış ve dalgalanan denize doğru fırlatmış.

– ” Bunun için farketti.”

Bu cevap bilgeyi şaşırtmış. Ne söyleyeceğini bilememiş. Geriye dönmüş, yazısının başına geçmek üzere kulübesine gitmiş. Gün boyunca bir şeyler yazmaya çalışırken genç adamın görüntüsü gözünün önünden gitmemiş. Aklından çıkarmaya çalışmış, bir türlü olmamış. Nihayet akşama doğru farketmiş ki, o koca bilim adamı, o büyük şair, bu gencin davranışının özünü kavrayamamış. Çünkü bu gencin aslında yaptığının evrende bir gözlemci olmayı ve olup biteni izlemeyi değil, evrende bir oyuncu olmayı ve bir fark yaratmayı seçmek olduğunu anlamış.Utanmış. O gece sıkıntı içinde yatmış. Sabah olduğunda bir şey yapması gerektiğini bilerek uyanmış. Yataktan kalkmış, giyinmiş, sahile inmiş ve o genci bulmuş. Ve bütün sabahı onunla okyanusa deniz yıldızı atarak geçirmiş.

Aynalar Yalan Söylemez!.. Ders Alınacak Bir Hikaye…

askidervis6[1]

Adamın biri, ilk defa gittiği şehrin tarihi çarşısına uğradığında, bir dükkana girerek; – Hatıra eşya almak istiyorum, demiş.Ne tavsiye edersiniz? Dükkan sahibi yaşlı zat,adamı tepeden tırnağa süzüp: …

– Buranın en meşhur malı, aynalardır evladım, demiş. Ama onları almaya güç ister. Adam, hiç düşünmeden:
– Ben, yaşadığım şehrin en zengin insanıyım, diye atılmış. Benim için para önemli değil. İhtiyar, dudak büküp: – İnşaallah gücün yeter, demiş. Çünkü padişahlar bile alamadı onları. Adam, ses tonunu iyice yükselterek: – Benim elde edemeyeceğim şey yoktur!..diye direnmiş. Fiyatları ne kadar? İhtiyar adam: – Seçeceğin aynaya bağlı, diye gülümsemiş. Günümüze ait aynaları normal fiyata alabilirsin. Fakat eski aynalar pahalıdır.
Hele hele antikalara gücün yetmez. Ama geleceğin aynası bedavadır, fakat onu görsen pek beğenmezsin. Adam, bu sözleri pek anlamamış. Ama merakından çatlayacak gibiymiş. Aynaları bir an önce görmek istediğinden, yaşlı adamın koluna girip,dükkanın arka bölümüne geçmiş. Yaşlı adam, elindeki baston ile işaret ederek: – Sana ilk önce günümüze ait aynayı göstereyim, demiş.Çerçevesi gümüştendir. Fiyatıysa sadece üç altındır. Adam, duvarda asılı duran kristal aynayı kısa bir süre incelemiş. Ve ona bakarak saçlarını düzelttikten sonra: – Bunun bir özelliğini görmedim, demiş. Evimde de bundan üç dört tane var. Yaşlı adam, seke seke ilerleyerek: – O halde bu aynaya bak!.. demiş. Çeyrek asır öncesine aittir. Çerçevesi bakırdandır.
Fiyatı ise yüz kese altındır. Adam: – Herhalde şaka yapıyorsunuz, diye gülümsemiş.Böyle basit bir ayna,on altın bile etmez. İhtiyar adam: – Ben sana söylemiştim!.. diye kızmış. İsterseniz vazgeçin. Adam, iş olsun diye aynaya baktığında, bağırmamakiçin kendini zor zaptetmiş. Gözlerini ovuşturarak baktığı aynadaki görüntü, onun yirmibeş yıl önceki haline aitmiş. Ne başının büyük bölümünü saran beyaz saçlar varmış bu görüntüde, ne de yüzünü kırış kırış eden derin çizgiler. Adamın aynaya takılan gözleri, biraz sonra fal tşı gibi açılmış. Çünkü aynadaki gençlik görüntüsünün hemen arkasından,sevdikleri geçiyormuş birer birer. Büyük bir dehşet içinde: – Aman Allah’ım!.. diye bağırmış.Bu geçen,kız kardeşim değil miydi? Hem de henüz kanser olmadan önce. Daha sonra, en sevdiği teyzesi ve dayısı da geçmişler, adamın görüntüsü ardından. Her ikisi de, çeyrekasır önceki halleriyle. Adam, dayanamayıp başını çevirmiş aynadan.
İhtiyar, ona sokulup: – Bu işten vazgeç!. demiş.Zaten bir çok insan da öyle yaptı. – Hayır!. diye itiraz etmiş adam. Kardeşimi özlemiştim, dayımla teyzemi de. – Peki!. demiş ihtiyar. Şu gördüğün bir antika aynadır. Çerçevesi ahşaptır. Değeriyse bin kese altın eder. Adam,oraya doğru ilerlerken,korkusundan vazgeçmiş. Ama merakını yenemeyip aynaya baktığında, küçük bir çocuk gibi çığlık atmış. Yedi sekiz yaşlarında bir çocuk duruyormuş karşısında. Soluk yüzlü, incecik, dişleri dökük ve saçları dağınık bir çocuk. – Aman Allah’ım!.. diye bağırmış. Bu benim çocukluğum. Cebimdeki sapan bile duruyor. Adam, biraz sonra sendeleyerek duvara tutunmak zorunda kalmış. Bu sefer, 30-35 yaşlarındaki halleriyle annesi ve babası geçiyormuş geriden. Daha sonra da, nur yüzlü dedesi. Annesi, her gün defalarca yaptığı gibi, öpüvermiş onu yanağından. Babası ise, er zamanki şakacılığıyla, ensesine bir şaplak atmış yavrusunun. Adam, kaçarcasına uzaklaşmış oradan. İhtiyarın yanına yığılmış ağlayarak.
Yaşlı adam: – Gerçek aynalar böyledir evladım!.. demiş. Bu yüzden de ulaşılmaz onlara. Adam, biraz olsun kendine geldiğinde, dükkandan atmak istemiş kendini. Fakat tam çıkacakken: – Bedava aynalardan söz etmiştiniz, demiş. Onu da merak ettim. İhtiyar adam: – Ona hiçbakma evlat!. diye atılmış. Bu gün çok fazla yoruldun, kalbin dayanmaz. – Mutlaka bakmalıyım!. diye ısrar etmiş adam. Gördüğüm şeylere artık alıştım. Yaşlı adam, çaresiz kabul etmiş ve duvarlara asılanlardan farklı olarak, dükkanın döşemesi üzerine indirilen bir aynayı gösterip: – İşte bu da geleceğin aynası!. demiş. Çerçevesi altından olup bedavadır. Ama onu hiç kimse almadı. Adam: – Geleceğin aynası ha!.demiş.Üstelik de altından ve bedava… İhtiyar, hiç sesini çıkartmamış.
Adam ise, emin adımlarla aynaya doğru ilerlemiş ve bakmak için yere eğildiğindei oracığa yığılıp kalıvermiş. Yaşlı adam: Geleceğin aynasında ne göreceğini tahmin etmen ve ona göre hazırlıklı olman gerekirdi evladım, demiş. Senin de gücün yetmedi demek ki… İhtiyar adam, müşterisinin cansız vücudunu kucaklarken, onun ayndaki görüntüsüne bakmış. Kuru bir iskelet görünüyormuş…
(HİÇ DURMAYIN, HEMEN AYNAYA BAKIN. NE GÖRÜYORSUNUZ ? HİÇ Bİ ŞEY Mİ ?…. O HALDE…… GEÇMİŞTE YAPTIKLARINIZI, ŞU ANDA YAPMAKTA OLDUKLARINIZI, KİMLERİ KIRDIĞINIZI, ÜZDÜĞÜNÜZÜ,”KIRMADIKLARINIZ ZATEN DUA EDECEKTİR ONLARI ES GEÇİN” DAHA NE KADAR ÖMRÜNÜZÜN KALDIĞINI, İNSAN OLARAK HAYATA İMZA ATIP ATMADIĞINIZI, GERÇEKTEN BİR ŞEYLER YAPABİLMİŞ MİSİNİZ ? YAPMAYI DÜŞÜNÜYORMUSUNUZ? AYNAYA BAKIN GÖREBİLİYOR MUSUNUZ İNSAN OLMANIN ERDEMLİĞİNİ, GERÇEK KİMLİĞİNİZİ… SIK SIK AYNAYA BAKIN, YUKARIDAKİLERE EKLEYECEK DAHA O KADAR ÇOK ŞEY VARKİ.. EKLEYECEĞİNİZ ARTILARI KAYDEDİN BİR KENARA. SİZ KAYDETMESENİZ DE ZATEN BİRİLERİNİN KAYDETTİĞİNİ UNUTMAYINIZ…BU DÜNYA BOŞ DEĞİL..)—
Alıntı

Şivalinga SHİVALİNGA MUDRA (Güç Veren Mudra)

206301_444714838905300_302225220_n[1]

Sağ el baş parmağı dikili olarak, çanak şekli verilmiş sol elin üstüne yerleştirilmektedir. Sol elin parmakları iyice birbirine bitiştirilmiştir. Eller karın hizasında tutulmaktadır ve dirsekler dışa dönük ve hafifçe öne bakmaktadır.

İhtiyaca göre, istenildiği kadar ya da günde 2 kez 4′er dakika uygulanmaktadır.

Bu Mudranın sağ eli, eril gücü temsil etmektedir yani Şiva’nın Phallus’unu. Şiva ise, Hint Mitolojisinin en büyük ilahının yıkıcı yüzünü açığa çıkarmaktadır. Nasıl ki, Phallus yeni bir başlangıcı temsil eder, bunun gibi de Şiva da birşeyleri yok ederek ve dolayısıyla gerekli şartları hazırlayarak, bu yeni başlangıcı asıl mümkün kılan ilahtır.

Örneğin; çiçekler solmayacak olsaydı, meyveler de olmazdı ya da içimizdeki tüketilmiş hücreler yok edilmeyecek olsaydı, bu takdirde urlar oluşurdu vs. Bu başı sonu olmayan bir döngüdür ve kendi içimizde bedensel, zihinsel ve ruhsal açıdan da aksamadan işlemelidir. Bir iç güç bunun işlerliğini korumaktadır ve bu su elementi altında sınıflandırılan gücü herkes kendi deposunda barındırmaktadır.

Bu stok nefes ile beslenmektedir. Bundan dolayı nefesin optimal bir niteliğe sahip olması çok önemlidir. Bu Mudra uykusuzluk, hoşnutsuzluk, uyuşukluk, bunalım durumlarında ya da aşırı gerginlikler veya baskılar sonucu insan kendini tükenmiş gibi hissettiğinde uygulanabilir. Bunların yanında bekleme zamanlarında örneğin; bir doktorun bulgularını beklerken bu Mudradan yararlanılabilir.

Bu nerede veya nasıl bir hastalığa maruz kalınmış olunursa olunsun, iyileşme sürecini hızlandırmaktadır. Şifa ile ilgili olarak, genelde bilinenden daha fazla mucizeler gerçekleşmektedir. Bu gerçeği aklınızın bir köşesinde tutun, belki bir gün sizin de şifaya ihtiyacınız olabilir.

Sol elinizin bir havan ve sağ elinizin bir tokmak olduğunu düşünün. İlk nefes çekişleri esnasında, düşüncenizde sizi hasta eden şeyin, karanlık iri bir kum gibi, sol elinizin üstüne düşmesini sağlayın, ve sağ elinizin kenarıyla bunu en incesinden bir kum haline getirene kadar ezin, sonra onu bir üfleyişle avucunuzun üstünden havaya yayın, bırakın uçsun gitsin.

Bunun ardından bir süreliğine oturun ve şifa veren enerjileri sağ baş parmak ucundan el çanağına ya da bir diğer ifadeyle depoya akıtın. Bu esnada tüm kalbinizle aşağıdaki olumlamayı birkaç kez veya daha fazla söyleyin.

Olumlama: Şifa verici bir ışık, bedenimin her bir hücresine ışınını gönderiyor, çözülmesi gerekeni çözüyor ve güçlendirilmesi gerekeni yeniliyor. Teşekkürler!

Gertrud Hirschi

Bir şeyler daha iyi olacaksa,
Tarlada, ağaçlarda değil,
Kalplerde filizlenmeli…Gottfried Keller

Bir kadınla sadece sevişilmez!

11011092_836377213076961_4363543156961457651_n[1]

Bak güzel kardeşim,

Bir kadınla sadece sevişilmez!

Yani kadın sadece sevişmek için yaratılmamıştır!

Bir kadın arkadaşın oldu mu bilmiyorum, olmadıysa hemen edin!

Çünkü bir erkeğin en yakın dostu bir kadın da olabilir!

Belki daha da iyi olabilir!

Önyargılarından arınırsın, kadınla sadece sevişilmediğini anlarsın!

Bir kadınla dertleşebilirsin!

Kadınla tavla oynayabilirsin!

Kadınla alışverişe gidebilirsin!

Kadınla sinemaya gidebilirsin!

Tüm bunları yaptın diye sonrasında sevişmek zorunda falan değilsin!

Bir kadın senin en yakın arkadaşın, moda tabirle, kankan olabilir!

Ve hatta kadın-erkek arkadaşlığı hemcins arkadaşlığından çok daha düzeyli olabilir bazen!

Sana öğretilen o ateşle-barut saçmalığından sıyrıl artık!

Kadınlarla sadece sevişilmez!

Bir kadın arkadaşla her şey yapılabilir!

Yürüyüşe çıkılabilir!

Bir köy kahvesinde sohbet edilebilir!

Evine davet edersin, birlikte yemek yapılabilir!

Tiyatroya gidilebilir!

Yani anlayacağın bir kadınla sevişmenin dışında da birçok şey yapılabilir!

Gelelim öteki yüzüne madalyonun…

Bir erkek de sadece sevişmek için yaratılmamıştır!

Bir erkek seni evine arkadaşça davet edebilir!

Bir erkekle kız arkadaşınla yaptığın sohbetin aynısını yapabilirsin!

Bir erkek seni sadece sevişmek için istemez!

Morali bozuk olabilir, bir arkadaşa ihtiyacı vardır, bir dost sesine muhtaçtır…

Seni, kardeşi gibi sevebilir…

Seninle zaman geçirmek istemesi senin bedenine sahip olmak istediği anlamına gelmez!

Eğer, bir kadın ve bir erkek arkadaşlığın ötesinde bir birlikteliğe sahipse onlara evde ne yaptığını sormamız sanırım bir muhabbetteki üçüncü kişinin durumuna düşmek demektir!

Sahi, senin hiç sevgilinde mi olmadı?

Olmadıysa, müsaitsen onu da edin!

Birlikte sinemaya gidin…

Sohbet edin…

Başını dizlerine daya sevgilinin…

Birlikte film izleyin…

Birlikte bir çay demleyin…

Sevişin…

Ha, bütün bunlar sana ters mi?

O zaman sen yapma güzel kardeşim!

Ama…

Karışma da!

Nesrin Yılmaz

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Etiketler: . 1 Comment »

Gerçek aşkı, koşullar bunu gerektirdiği için yaşamazsın,onu sen kendin yaratırsın.

11219070_10205958407550654_4133996592866622385_n[1]

Bir akvaryumun içine iki balık koyarsan,birbirleriyle sevgili olmak zorunda kalırlar.Orada bir seçim yoktur kader vardır…
Fakat okyanusun içinde iki balık birbirlerini seçerlerse , işte onun ismi Aşk olur…
Çünkü bu balıkların arasında zorunluluk yada şartların yarattığı bir mecburiyet yoktur.
Gerçek aşkı, koşullar bunu gerektirdiği için yaşamazsın,onu sen kendin yaratırsın.

Erkeklerin Kadınlara “İlk Buluşmamızda Bana Bunlarla Gel” Dediği 11 Şey

Hayatı, yaşamayı güzel kılan şeylerden birisi de ilk buluşmalardır. Çünkü her kadının ve erkeğin hayallerini süsleyen biri mutlaka vardır. İşte bu sebeple ilk buluşmalar çok çekicidir. Zira aklımızda buluşacağımız insanın “o” kişi olması olasılığı vardır. Ve bu olasılık insanı yaşama bağlar. Motive eder. Umut verir. Hatta kan yapar:)

İşler umduğumuz gibi gelişmezse de yolumuza devam ederiz. Belki biraz hırpalanırız ama her seferinde bir şekilde yolunu buluruz…

Konu ilk buluşmalar olunca çok şeyler konuşulur. Ve genelde bunlar, kadınların beklentileri üzerinedir. Ama bu defa değil. Çünkü bu galeride ilk buluşmalarda erkeklerin, kadınlardan beklentilerini irdeleyeceğiz. İşte erkeklerin, kadınlara “ilk buluşmamızda bana bunlarla gel” dediği şeyler:

1. Dakiklik!

Dakiklik!
İlk maddenin bu olması sanıyorum kimseyi şaşırtmamıştır. Kimse bekletilmeyi sevmez. Özellikle de ilk buluşmada. Dahası, kadınların geç kalma bahaneleri de üç aşağı beş yukarı hep aynıdır. Aslında her erkek içten içe ürettiğiniz mazeretlere inanmak ister. Sonuçta sizin için oradayız, öyle değil mi?
Ama şunu bilin ki, otobüs, metrobüs, trafik, park yeri vb. hikayeler artık karın doyurmuyor. Lütfen biraz daha yaratıcı olun! Belki geç kalarak, ne kadar sabırlı olduğumuzu veya nasıl bir tepki vereceğimizi görmek istiyorsunuz. Ama ne gerek var? Uzun lafın kısası, kimse size süper kahraman olun demiyor! Vaktinde gelin yeter…

2. Başlamadan Söyleyelim “Erkekler de İltifata Tabidir…”

Başlamadan Söyleyelim
Karşınızdaki erkeğe gelirken bir sorun yaşayıp yaşamadığını sormanız güzel bir başlangıç olabilir. Sizin için yapılan hazırlığı takdir etmeniz de ayrı artı puan yazar. Sonuçta erkekler de iltifat işitmekten hoşlanır..

3. “Gülümsemenize Dünyaları Yakarız”

Kıyafetinize ve makyajınızı saatlerinizi harcayabilirsiniz. Ancak hiçbiri içten bir gülümseme kadar bir erkeğin içini ısıtmaz..

4. Seçilen Sohbet Konularına Dikkat!

Seçilen Sohbet Konularına Dikkat!
Bazı şeylerin kadınların ilgisini daha çok çektiğinin farkındayız. Ancak moda, diziler, yakın arkadaşlarınızın aşk hayatı, dedikodular, aşırı detaylı ama hiç de ilginç olmayan alışveriş maceraları vb. konular aslında bizi pek sarmıyor. Her ne kadar karşınızda öyleymiş gibi davransak da…
Belki Chuck Palahniuk’un “Tıkanma”sı ya da Erhan BenerinBöcek“i hakkında konuşmayacağız ama halen Behçet Aysan’da buluşabiliriz…

Hiç olmadı “The Big Lebowski” dersiniz, biz yine mutlu oluruz…

5. Telefonu Yok Edin!

Telefonu Yok Edin!
Sanıyorum başka hiçbir şey elinde sürekli telefon olan bir kadın kadar itici değildir, ilk buluşmada…
Tamam, anladık önemli bir işiniz var ve telefonunuz hayatınızın vazgeçilmez bir parçası. Ama bu bir mazeret değil. İşlerinizi buluşma öncesinden ayarlamak o kadar da zor olmasa gerek. Ya da sizi arayanlara müsait olmadığınızı söylemeniz…

İnanın, bunları yapan bir kadına her erkek içtenlikle saygı duyar…

6. Soru Sormakla, Sorgulamak Arasındaki “Kalın” Çizgiyi Fark Etmeniz Gerekiyor

Soru Sormakla, Sorgulamak Arasındaki
İlk buluşmalar elbette sorular üzerinden şekillenir. Kimse aksini söylemiyor. Ama soru sormakla, sorgulamak epey farklı şeyler. İlki ufku açıyor, ikincisi de keyfi kaçırıyor. Üstelik hiçbir erkek henüz ilk buluşmada özel hayatının delik deşik edilmesine hoş gözle bakmaz.
Lütfen biraz sakin olun ve sorularınızı zamana yayın. Karşınızdaki erkeğin özellikle sakladığı bir şeyler olduğu kanaatine varırsanız, görüşmeyi kesersiniz olur biter. İlk günden adamın üzerine çullanmanın ne anlamı var? Her erkek potansiyel bir çapkın, ya da profesyonel bir yalancı değildir. Öyle de hissettirmeyin…

7. Hayattan ve Bir İlişkiden Beklentileriniz Hususunda Gizem Yaratmayın…

Hayattan ve Bir İlişkiden Beklentileriniz Hususunda Gizem Yaratmayın...
Böylelikle gelecekte ortaya çıkabilecek “uyumluluk” sorunları en başından çözülmüş olur. Kimsenin zamanı da boş yere harcanmaz.

8. Dürüstlük Size de Çok Yakışıyor…

Dürüstlük Size de Çok Yakışıyor...
En az kadınlar kadar, erkekler de dürüstlükten hoşlanır. Ve karşısındaki kadının doğruyu -bedeli her ne olursa olsun- söylemesini bekler.

9. “Hesabı Mutlaka Erkek Öder” Şeklindeki İlkel Düşünce Kalıplarıyla Aranıza Mesafe Koyun!

Elbette ödeyebilir. Ama bölüşmeyi teklif etmek daha doğru bir tavır olur. Bir yandan kadını ötekileştiren ataerkil toplum yapısından şikayet edip, diğer yandan da maço erkeği kutsayan bir tavra destek veremezsiniz. Hesabı ödemek neden erkeğe ait bir zorunluluk olsun ki? Bunu bir zorunluluk olarak görmek kadının kendine hakaret etmesi anlamına gelir.

10. Duygularınız Hakkında Açık Olun…

Duygularınız Hakkında Açık Olun...
Karşınızdaki erkeği çekici bulmadıysanız veya aranızda bir etkileşim oluşmadıysa, bunu gecenin sonunda söylemekten kaçınmayın. Bir süre devam eden soğuk mesajlaşmalar ya da tavırların kimseye bir faydası yok. İnanın!

11. Ve Lütfen Aşırı Makyajdan ve Abartılı Giysilerden Uzak Durun

Ve Lütfen Aşırı Makyajdan ve Abartılı Giysilerden Uzak Durun
İlk buluşma da elbette (kadın veya erkek farketmez) herkesin özenli olması beklenir. Ancak aşırıya kaçarsanız, karşınızdaki erkek üzerinde yanlış bir izlenim bırakabilirsiniz. Çoğu erkeğin bir kadında aradığı; hem görünüşüyle, hem de tavırlarıyla doğal olmasıdır. Fazlası değil…

12. Bonus: “Erkekler Sadece Paralel Bir Evrende İlk Buluşmada Hediye Alırlar” Algısını Kırmanız

Bonus:
Sevgili kadınlar, toplumda var olan yaygın kanının aksine, erkekler de hediye almaktan hoşlanır. Ayrıca ilk buluşmalarda eli boş gelen taraf olmakta sıkılmadınız mı?
Bir zorunluluk değil elbette ama düşünmek de o kadar zor değil. Sizler de deneyebilirsiniz. Muhtemelen yeryüzünde böylesine bir sürprizden mutlu olmayacak erkek yoktur…

Gitmek başka şey, kaçmak başka şey cancağızım!!!

11011092_836377213076961_4363543156961457651_n[1]

 

Giderken valizine keşkeleri koyar insan, kırgınlıkları, üzüntüleri ve kötü sözleri, geride ise iyi dilekleri bırakır, iyi anları ve anıları, “yolun açık olsun” dualarını…

Giderken hayalleri vardır insanın, şeffaf bir rotası…hayallari, başkalarının hayallerini ya da umudunu kırmaz…

Giderken, kendini kalana anlatır insan, anlaşılmak için değil, yaptığını içine sindirdiği için…

Kaçarken, kırıp döker insan…ya sessizliği ile ya sözü ile…

Kaçarken iyi dilekleri de alır, geride kalana bir çift iyi söz bile bırakmaz telaştan…

Kaçarken insan cancağızım, aslında sadece kendinden kaçar!!!

Kalanın sakinliği veya üzüntüsü ile yüzleşmemektir telaşı…zira, çoğu zaman yoktur da verecek cevabı…

Üstat’in dediği gibi cancağızım,

“Mutluluğu sende bulan senindir, gerisi misafir….”

Arkalarından gönülden güle güle diyebildiğimiz bir hafta OL’sun…

Mudralar Çok Faydalı… Kaçırmayın…

FullSizeRender

1- Gyan Mudra (Bilgi Mudrası)
Yöntem:
Başparmak ucu ile işaret parmak ucuna dokunulur. Diğer üç parmak uzatılır.
Özellik:
Bilgi mudrası olarak bilinir, bilgiyi geliştirir.
Başparmak ucunda hipofiz ve endokrin bezlerinin merkezleri vardır.
Parmaklarınızı bastırdığınız zaman, bu iki bezin bulunduğu merkezleri aktifleştirirsiniz.
Süre:
Bu mudra için belirli bir zaman süresi yok.
Her yerde ve her zaman; otururken, ayakta veya yatakta yatarken uygulayabilirsiniz.
Faydaları:
Hafıza gücünü arttırır, beyni keskinleştirir, konsantrasyonu artırır ve uykusuzluğu önler. Eğer düzenli olarak uygulanırsa, tüm ruhsal zihinsel bozukluklar tedavi olur. (Histeri, öfke ve depresyon gibi.)
2- Vayu Mudra (Hava Mudrası)

Yöntem:
İşaret parmağınızı aşağıya kıvırıp üzerine başparmağınız ile basın. Diğer parmaklarınızı düz tutun.
Özellik:
Hava dengesizliği nedeniyle gerçekleşen tüm hastalıkları önler.
Süre:
12-24 saat içinde bu mudra 45 dakika uygulandığında hastalığın şiddetini azaltır. Daha iyi sonuç için düzenli 2 ay uygulanmalıdır.
Faydaları:
Romatizma, Artrit, Gut, Parkinson hastalığı ve felç Servikal omur ve omurga iltihabı, yüz felci için yararlıdır.
Ayrıca midedeki şişkinliği düzeltir.
3- Shoonya Mudra (Hava Mudrası)

Yöntem:
Orta parmağı aşağıya doğru kıvırın ve başparmak ile kıvrım yerinin ortasına bastırın.
Özellik:
Vücudumuzdaki donukluğu azaltır.
Süre:
Günlük tedavi için 40-60 dakika süre yeterlidir.
Faydaları:
Kulak ağrısını 4-5 dakikalık uygulama bile giderebilir.
Doğuştan olmayan sağır ve zihinsel özürlüler içinde kullanılır.
4- Prithvi Mudra (Toprak, Dünya mudrası)
Yöntem:
Başparmağın ucu ile yüzük parmağının ucuna dokunulur, diğer üç parmak uzatılır.
Özellik:
Tüm fiziksel zayıflıkları azaltır.
Süre:
Belirli bir zaman süresi yoktur. İstediğiniz zaman uygulama yapılabilir.
Faydaları:
Zayıf insanlar için kilo artışına yardımcı olur. Cilt sağlığını güçlendirir ve cilde parlaklık kazandırır. Vücudu aktive ederek sağlığı koruyup güçlendirir.
Varuna Mudra (Su Mudrası)
Yöntem: Başparmak ucu ile küçük parmak ucuna dokunulur, diğer üç parmak uzatılır.
Özellik:
Su içeriğini dengeler ve tüm hastalıkları önler. Hastalıklar su eksikliğinden dolayı oluşur.
Süre:
Belirli bir zaman süresi yoktur. Uygulamaya göre belirlenebilir.
Faydaları:
Vücutta su içeriğini dengeleyerek kanı temizler ve sağlığı korur. Mide, bağırsak iltihabını iyileştirir ve kas erimesini önler.
5- Prana Mudra (Yaşam Mudrası)
Yöntem:
Yüzük parmağı ve küçük parmak ile başparmak ucu birleştirilir. Diğer iki parmak uzatılır.
Özellik:
Yaşam mudrası olarak tanımlanır, yaşam gücünü artırır. Uygulama ile zayıf insanlar güçlü hale gelir. Kan damarlarında daralmaları azaltır. Eğer düzenli olarak uygulanırsa, kişi aktif hale gelecektir.
Süre:
Belirli bir zaman süresi yok. Her zaman uygulanabilir.
Faydaları:
Bağışıklığı güçlendirir. Gözlerin gücünü artırır ve göz hastalıklarını azaltır.
Vitamin eksikliğini ve yorgunluğu ve halsizliği giderir.
6- Apan Mudra (Sindirim Mudrası)
Yöntem:
Orta parmak ve yüzük parmağınızı kıvırın başparmak ucu ile dokunun, diğer iki parmağınızı uzatın.
Özellik:
Boşaltım sistemini düzenleyerek sağlığımızda önemli rol oynar.
Süre:
Günlük 45 dakika uygulama önerilir. Ancak daha uzun süreli uygulamalar daha yararlı sonuçlar sağlar.
Faydaları:
Şeker hastalığını kontrol eder.
Kabızlık ve basuru iyileştirir.
Toksinlerin vücuttan atılmasına yardımcı olur.
7- Apan Va yu Mudra
Kalp krizi için ilk yardım.
Yöntem :
İşaretparmağını başparmağınızın dibine değecek şekilde bükün. Aynı zamanda orta ve yüzükparmaklarınızın uçları başparmağınızın ucuna değmelidir. Serçe parmağınızı açın ve diğer elle de aynı mudrayı yapın.
Özellik:
Apan vayu mudra birçok kalp komplikasyonuna iyi gelir. Acil durumlarda dilin altına konan nitrogliserin kadar etkili olduğu söylenmektedir.
Süre:
İhtiyaç duyduğunuz süre boyunca yapın veya bir tedavi yolu olarak günde 3 defa 15 dakikalık seanslar halinde uygulayın.
Faydaları:
Bu parmak duruşları kalp krizinin ilk işaretini aldığınız anda bir ilk yardım işlevi görebilir.

Kalp krizleri ve kronik kalp sorunları nedensiz yere ortaya çıkmazlar. Bu sorunlar kişinin hayat tarzının yeniden düşünülüp planlanması gerektiğini işaret ederler. Bu mudra genel iyileşmeye yardımcı olup kalbi güçlendirir. Kalp hastaları dışarıdan artık mantıklı görünmeye ‘mecburiyetleri’ yerine getirmek zorunda olan insanlardır. Gevşemeye vakitleri yoktur. Ayrıca sakin sakin oturmakta güçlük çekerler. Hayatlarında sürekli bir şey olmalıdır, işte veya boş vakitlerinde başka birileri veya bir şeylere destek vermek için enerjilerini öyle tüketirler ki kendi ihtiyaçlarına yer kalmaz. Oysa ruhun gıdası olan vakitler de tam da bu vakitlerdir.
8- Surya Mudra (Güneş Mudrası)
Yöntem:
Yüzük parmağını kıvırıp başparmak ile bastırın.
Özellik:
Tiroid bezinde merkezi güçlendirir.
Süre:
Günde iki kez 5-15 dakika uygulanır.
Faydaları:
Kolesterolü azaltır ve kilo azaltmada yardımcı olur.
Anksiyeteyi azaltır, hazımsızlığı düzeltir.
9- Varun Mudra
Yöntem:
Sağ el serçe parmak ucunu bas parmağın etli kısmına değecek şekilde bükünüz. Sag elin bas parmağını üstüne yerleştiriniz. Sol bas parmağınız ile, bu iki parmağınızın üstüne hafif baskı uygulayınız. Sol eliniz sağ elinizi yumuşakça alttan sarsın.
Süre:
Günde 3 kere 15 er dakika uygulayabilirsiniz.
Özellik:
Mide ve akciğerler üzerinde etkilidir.
Faydaları:
Varuna mudra midede ya da akciğerde fazla balgam biriktiğinde muhakkak uygulanmalıdır. Balgamlaşmaların kısmı sinüzitlerinde akciğerde ve mideden bağırsağa kadar tüm sindirim bölgelerinde yer edinebilir. Balgamlar bedenin her neresinde olursa olsun, zorlanmış sinirlerle, iç kasılmalarla ve huzursuzlukla ilgilidir.Kaldırabileceğinden fazla yüklenmek, acelecilik, kızgınlık ya da korku tarafından tetiklenmektedirler.Varuna mudra ile birlikte aynı zamanda yeni bir yasam planı da ele alınmalı ve görevler sorumluluklar es ve ebeveyn ya da çocuklar arasında tekrar pay edilmelidir.Balgamlaşma olan kişiler genelde çok sorumluluk hisseden kişilerdir.Her şeyin kendilerine bağlı olduğunu ve her şeyi kendilerinin yapması gerektiğini düşünürler. Başlangıçta tüm sorumluluklarınızın akması için akıcı ılık bir su düşünün. Yük olan her ne varsa tümünü akarsuya dökmeniz muhteşem bir başlangıç olabilir. Simdi küçük bir şelalenin altındasınız.ister dışınızda ister içinizde olsun üzerinize yapışmış her şeyin bu su tarafından temizlendiğini imgeleyin.Sonra yeni temiz ve saflığınızın keyfine varın. Simdi bir süreliğine görevlerinizi düşünün neleri bırakabilirsiniz ve değiştirebilirsiniz.
10- Linga Mudra (Isı Mudrası)
Yöntem:
İki elin parmakları iç içe geçirilir, sol elin başparmağı yukarıya doğru uzatılarak sağ elin işaret parmağı ile sarılır.
Özellik:
Vücut ısı üretir. Bu mudradan daha çok faydalanmak için beslenmede süt, tereyağına önem vermeliyiz daha fazla su ve fresh meyve suları tüketmeliyiz.
Süre:
İstenildiği zaman uygulanabilir. Isı ürettiği için çok uygulamada terlemeye neden olabilir. Kış dönemi daha rahat uygulanır.
Faydaları:
Bu balgam üretimini durdurur ve akciğerlere güç verir
Şiddetli soğuk algınlığı ve bronş enfeksiyonunu tedavi eder. Vücudu canlandırır.
Mudraları istediğiniz zaman, her yerde yapabilirsiniz. (Otobüs, tren, araba, ofis veya evde)
İşe yarayıp yaramadığını anlamak için denemek gerekir.
Uygulama ile kazanacağınız çok şey olmasına rağmen, kaybedecek bir şeyiniz yoktu

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Sen hakkını savunabilirdin. Şimdi kolum kanadım kırıldı diye şikâyet ediyorsun?”

askidervis6[1]

Derviş İle Kuş’un Hikayesi

Bir gün yaralı bir kuş Hz. Süleyman’a gelerek, kanadını bir dervişin kırdığını söyler.

Hz. Süleyman, dervişi hemen huzuruna çağırtır.
Ve ona sorar;

“Bu kuş senden şikâyetçi, neden kanadını kırdın?”

Derviş kendini savunur;

“Sultanım, ben bu kuşu avlamak istedim. Önce kaçmadı, yanına kadar gittim, yine kaçmadı. Ben de bana teslim olacağını düşünerek üzerine atladım. Tam yakalayacağım sırada kaçmaya çalıştı, o esnada kanadı kırıldı.”

Bunun üzerine Hz. Süleyman kuşa döner ve der ki;

“Bak, bu adam da haklı. Sen niye kaçmadın? O sana sinsice yaklaşmamış. Sen hakkını savunabilirdin. Şimdi kolum kanadım kırıldı diye şikâyet ediyorsun?”

Kuş kendini savunur.

“Efendim ben onu derviş kıyafetinde gördüğüm için kaçmadım. Avcı olsaydı hemen kaçardım. Derviş olmuş birinden bana zarar gelmez, bunlar Allah’tan korkarlar diye düşündüm ve kaçmadım.”

Hz. Süleyman bu savunmayı doğru bulur ve kısasın yerine getirilmesini ister.

“Kuş haklı, hemen dervişin kolunu kırın” diye emreder.

Kuş o anda;

“Efendim, sakın öyle bir şey yaptırmayın” diyerek öne atılır.

“Neden” diye sorar Hz. Süleyman.

Kuş sebebini şöyle açıklar;

“Efendim, dervişin kolunu kırarsanız, kolu iyileşince yine aynı şeyi yapar… Siz en iyisi mi, bunun üzerindeki derviş hırkasını çıkartın… Çıkartın ki, benim gibi kuşlar bundan sonra aldanmasın.”

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Barış Manço Fransa’da bir televizyon kanalının canlı yayınına konuktur. Küstah bir spiker vardır ve Barış Manço ile dalga geçmektedir

10426093_825706807492680_738138499154386548_n[1]

 

MUTLAKA OKUYUN !

Barış Manço Fransa’da bir televizyon kanalının canlı yayınına konuktur. Küstah bir spiker vardır ve Barış Manço ile dalga geçmektedir. Sürekli, ” İşte Türk, yani barbar, vahşi vs” demektedir. Barış Manço daha fazla dayanamaz ve spikere, “Yanınızda kağıt para var mı? ” diye sorar. Bu soruya spiker şaşırır ve, “Evet var” der. Barış Manço ısrar edince spiker cebindeki kağıt paraları çıkartır. Barış Manço spikere sorar: “Bu paranızda fotoğrafı olan kişi kim?” Spiker: “General”
Barış Manço diğer paralardaki fotoğrafları olan kişileri de sorar, spikerin verdiği cevaplar hep aynıdır, General, Amiral, “Komutan” Spikerin bu “falanca General, falanca Amiral, falanca Komutan” cevabından sonra, bu sefer de Barış Manço cebinden Türk paralarını çıkarır der ki: “Bu parada fotoğrafı olan kişi Mehmet Akif Ersoy’dur. Şairdir… Bu fotoğraftaki kişi Mevlana’dır. Düşünürdür…
Bu paradaki fotoğrafı olan kişi Fatih Sultan Mehmet’dir. Adaletin sembolüdür. Bu paradaki kişi ise Atatürk’tür. “Yurtta barış, dünyada barış” diyen kişidir. Bizim paralarımız bunlar. Biz Türkler ince ruhlu,
kibar, medeni insanlar olduğumuz için paralarımızın
arkasına şairlerimizin, düşünürlerimizin, bilim adamalarımızın fotoğraflarını bastık. Siz Fransızlar kendiniz barbar, vahşi olduğunuz için paralarınızın arkasına hep savaş Adamlarının fotoğraflarını basmışsınız!” der.
Barış Manço’nun bu müthiş cevabından sonra televizyon yöneticileri Canlı yayını keserler ve spikeri yayından alırlar, başka bir spiker yerine gelir ve canlı yayın yeniden başlar, yeni spiker Barış Manço’dan ve Türklerden özür diler, programa böylece devam edilir.

Avradın dört nesnesi küçük gerek: Ağzı, elleri, ayakları ve kulakları

160420110308022241509[1]

Osmanlı’da kadın kültürü

 

13. yüzyılda yaşayan Tusili Nasreddin adında bir ilim adamı “Bahname” isminde yazdığı bir eserde kadını güzel gösteren hususları belirtmişti.

Nasreddin Efendi söze şöyle başlıyor; ‘Ey Oğul, şimdi sana avratların güzellik alametlerini anlatacağım. Bu alametlere sahip olan avrat, avratların en güzeli demektir, alametler ne kadar az ve noksan olur ise avrat da o kadar az güzel olur.

Avradın dört nesnesi kızıl gerek: Dili, dudağı, yanakları ve avurdları
Avradın dört nesnesi yuvarlak gerek: Yüzü, gözü, topukları ve bilekleri
Avradın dört nesnesi uzun gerek: Boynu, burnu, kaşı ve parmakları
Avradın dört nesnesi hoş kokulu gerek: Burnu, eli, koltuk altı ve ayakları
Avradın dört nesnesi geniş gerek: Alnı, gözleri, göğüsleri ve butları
Avradın dört nesnesi dar gerek: Burun delikleri, kulak delikleri, göbek deliği ve ağzı
Avradın dört nesnesi küçük gerek: Ağzı, elleri, ayakları ve kulakları
Ve dahi avradın başı ne büyük ne küçük ola
Ve boynu ne uzun ne kısa ola
Ve eti dahi yuvarlak ola
Ve benzi ak ola veyahut kaz benizli veya karayağızın güzeli ola
Ve teni de pembe ola
Ve saçı sık ve uzun ola.

Zira saç avratların yüzsuyudur.
Ve güldüğü vakit güzel ola.

Zira avratın gülüşünün güzelliği diğerlerinden önde gelen bir husustur.
Ve gözlerinin karası çok ola, kaşları da çatık ola
Ve yürüdüğü zaman kalçaları deprene
Ve huyu tatlı ola, sözü tatlı ola ve yumuşak ola
İşte ey oğul bu yazdığım şartlar hangi avratta var ise, o avradı hemen alasın!’

Osmanlı’da kadını güzel yapan hususiyetler

10606282_622611264525303_255624141019886882_n-1-600x330[1]

Osmanlı’da kadın kültürü

 

13. yüzyılda yaşayan Tusili Nasreddin adında bir ilim adamı “Bahname” isminde yazdığı bir eserde kadını güzel gösteren hususları belirtmişti.

Nasreddin Efendi söze şöyle başlıyor; ‘Ey Oğul, şimdi sana avratların güzellik alametlerini anlatacağım. Bu alametlere sahip olan avrat, avratların en güzeli demektir, alametler ne kadar az ve noksan olur ise avrat da o kadar az güzel olur.

Avradın dört nesnesi kızıl gerek: Dili, dudağı, yanakları ve avurdları
Avradın dört nesnesi yuvarlak gerek: Yüzü, gözü, topukları ve bilekleri
Avradın dört nesnesi uzun gerek: Boynu, burnu, kaşı ve parmakları
Avradın dört nesnesi hoş kokulu gerek: Burnu, eli, koltuk altı ve ayakları
Avradın dört nesnesi geniş gerek: Alnı, gözleri, göğüsleri ve butları
Avradın dört nesnesi dar gerek: Burun delikleri, kulak delikleri, göbek deliği ve ağzı
Avradın dört nesnesi küçük gerek: Ağzı, elleri, ayakları ve kulakları
Ve dahi avradın başı ne büyük ne küçük ola
Ve boynu ne uzun ne kısa ola
Ve eti dahi yuvarlak ola
Ve benzi ak ola veyahut kaz benizli veya karayağızın güzeli ola
Ve teni de pembe ola
Ve saçı sık ve uzun ola.

Zira saç avratların yüzsuyudur.
Ve güldüğü vakit güzel ola.

Zira avratın gülüşünün güzelliği diğerlerinden önde gelen bir husustur.
Ve gözlerinin karası çok ola, kaşları da çatık ola
Ve yürüdüğü zaman kalçaları deprene
Ve huyu tatlı ola, sözü tatlı ola ve yumuşak ola
İşte ey oğul bu yazdığım şartlar hangi avratta var ise, o avradı hemen alasın!’

Osmanlı’da kadını güzel yapan hususiyetler!

Osmanlı’da kadın kültürü

 

13. yüzyılda yaşayan Tusili Nasreddin adında bir ilim adamı “Bahname” isminde yazdığı bir eserde kadını güzel gösteren hususları belirtmişti.

Nasreddin Efendi söze şöyle başlıyor; ‘Ey Oğul, şimdi sana avratların güzellik alametlerini anlatacağım. Bu alametlere sahip olan avrat, avratların en güzeli demektir, alametler ne kadar az ve noksan olur ise avrat da o kadar az güzel olur.

Avradın dört nesnesi kızıl gerek: Dili, dudağı, yanakları ve avurdları
Avradın dört nesnesi yuvarlak gerek: Yüzü, gözü, topukları ve bilekleri
Avradın dört nesnesi uzun gerek: Boynu, burnu, kaşı ve parmakları
Avradın dört nesnesi hoş kokulu gerek: Burnu, eli, koltuk altı ve ayakları
Avradın dört nesnesi geniş gerek: Alnı, gözleri, göğüsleri ve butları
Avradın dört nesnesi dar gerek: Burun delikleri, kulak delikleri, göbek deliği ve ağzı
Avradın dört nesnesi küçük gerek: Ağzı, elleri, ayakları ve kulakları
Ve dahi avradın başı ne büyük ne küçük ola
Ve boynu ne uzun ne kısa ola
Ve eti dahi yuvarlak ola
Ve benzi ak ola veyahut kaz benizli veya karayağızın güzeli ola
Ve teni de pembe ola
Ve saçı sık ve uzun ola.

Zira saç avratların yüzsuyudur.
Ve güldüğü vakit güzel ola.

Zira avratın gülüşünün güzelliği diğerlerinden önde gelen bir husustur.
Ve gözlerinin karası çok ola, kaşları da çatık ola
Ve yürüdüğü zaman kalçaları deprene
Ve huyu tatlı ola, sözü tatlı ola ve yumuşak ola
İşte ey oğul bu yazdığım şartlar hangi avratta var ise, o avradı hemen alasın!’

Yaşının çok genç olduğunu düşünerek ihmal etmiş memesinde fark ettiği kitleyi. Bu nedenle geç kaldık.’

10675661_809403092456385_1169691734812053547_n[1]

Orta yaşlı ve düzgün giyimli bir adam sessizce kafeye girerek köşedeki masaya oturur.

Garsona sipariş vermek için beklerken yan masadaki gençlerin kendisine bakarak gülüştüklerini fark eder. Belli ki yakasına taktığı küçük pembe kurdele şeklindeki Rozetine gülmektedirler. Bu alaylı bakışları görmezden gelen adam, yan masadakilerin bu ısrarlı sırıtmalarına dayanamayarak elini lacivert ceketinin yakasındaki rozete götürerek,

‘Bu mu?’ diye bakışanlara sorar.

Yan masadakiler yüksek sesle gülerek,

‘Küçük güzel Pembe kurdeleniz lacivert ceketinize pek de yakışmış!’ diyerek sırıtmaya devam ederler.

Orta yaşlı adam bu sözü söyleyen delikanlıya dönerek,

‘Lütfen masama buyurun bunu tartışalım’ der.

Biraz önce tüm sevimsizliğiyle sırıtan delikanlı sebebini anlamadığı bir utanma ve sıkıntı hissine kapılsa da gelip masaya oturur.

Adam anlaşılır ve yumuşak bir sesle,

‘Bu Rozet tüm dünyada, içinde olduğumuz ayda, kadınların arasında meme kanseri bilincini yaygınlaştırmayı ifade ediyor.

Ben bu rozeti annemin adına takıyorum’ der.

Bu açıklama karşısında başkalaşan delikanlı,

‘Çok üzüldüm, anneniz meme kanserinden mi öldü’ diye sorar.

‘Hayır’ diye cevap verir orta yaşlı adam ve devam eder:

‘Annem sağ. Küçük bir çocukken kendimi yalnız hissettiğim korkulu anlarımda her zaman başımı saklayabileceğim ve huzur bulacağım yumuşak bir yuvadır annemin memeleri. Annemin sağlığı için dua ediyorum.

‘Hımmm’ diye kekeler delikanlı.

‘Bu rozeti karım için takıyorum’ diye devam eder orta yaşlı adam.

‘Karınız da herhalde iyi’ diye sorar delikanlı.

‘Evet, evet’ der adam

‘Karım benim için aşk ve sevgi kaynağı olmuştur her zaman. 23 yıl önce sevgili kızımızı beslemiştir memesiyle. Karımın sağlığı için Allah’a şükrediyorum.’

‘Sanırım kızınızın sağlığı için de takıyorsunuz?

‘Hayır…. Kızımı bir ay önce meme kanseri nedeniyle kaybettik.

Yaşının çok genç olduğunu düşünerek ihmal etmiş memesinde fark ettiği kitleyi. Bu nedenle geç kaldık.’

Genç delikanlı, yüzündeki utangaç ve üzüntülü bir ifadeyle,

‘Çok üzgünüm bayım. Özür dilerim’ der…

Orta yaşlı adam ‘Kızımın anısına öğünerek takıyorum Bu küçük pembe kurdeleyi. Bu sayede çevremdekileri de aydınlatabiliyorum. Şimdi evine git, karınla, kızınla, annenle konuş’ deyip cebinden çıkardığı küçük pembe kurdele rozetini uzatırken, delikanlı öne eğilir ve takmama yardım edebilir misiniz?’ diye mahçup mahçup sorar.

Bu öyküyü Türkiye Meme Vakfı’ndan Dr. Can Gürbüz gönderdi..

Öykünün altına bir de not düşmüş:

‘Bir mumun, diğer mumu yakarak aydınlatmasıyla kaybedeceği hiçbir şey yoktur..’

Lütfen bu hikâyeyi yayarak diğer mumları da aydınlatın…

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

İnsan önce almayı öğreniyor. Sonra sürekli almanın mümkün olmadığını öğreniyor.

168813_136205179773851_5409718_n[1]
İnsan önce almayı öğreniyor. Sonra sürekli almanın mümkün olmadığını öğreniyor. Her şeyin emek istediğini ve kendisinin de almak için önce vermek zorunda olduğunu öğreniyor. Sonra yanlış insanlara yanlış işlere emek, zaman, sevgi vermeyi öğreniyor. Son…ra, yanlış diye bir şey olmadığını, aslında hepsini sadece ve sadece kendisi istediği için verdiğini öğreniyor.
Önce “asla”ları “belki”lere çevirmeye öğreniyor. Sonra “belki”leri, ”hayatta her şey insanlar için”e çevirmeyi öğreniyor. Sonra, pişman olmayı öğreniyor. Asla deyip yaptıkları için değil de asla deyip yapmadıkları için daha büyük pişmanlık duyulacağını öğreniyor.
Önce yaşamayı öğreniyor. Yaşamanın nefes alıp vermekten farklı boyutları olduğunu öğreniyor. Yaşam kalitesi denen bir şey olduğunu öğreniyor. Yaşam içindeki duyguları öğreniyor. Gülmeyi, ağlamayı, neşeyi, coşkuyu, kederi, korkuyu, kıskançlığı öğreniyor. Sonra bir gün gerçek bir ölüm yaşadığında ve iliklerine kadar üzüldüğünde ölümü öğreniyor. Ve yeniden yaşamı öğreniyor.
İnsan, önce bebek olmayı, sonra çocuk, ergen ve yetişkin olmayı öğreniyor. Öğreniyor öğreniyor öğreniyor….insan olmayı öğrenmek ise gerçekten zaman alıyor…
Alıntı
Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »