İYİ ŞANS İÇİN BİR NEPAL TANTRA TOTEMİ.

11203267_703314483124496_2531304345267072330_n[1]
🍁Bu Totem Tantra size ‘iyi şans’ için gönderildi. Dünyayı 10 kez dolaştı.

YAŞAM İÇİN ÖNERİLER:
Kepekli pirinçten çok ye. İnsanlara beklediklerinden daha çok şey ver ve bunu zevk alarak yap. En sevdiğin şiiri ezberle. Dinlediğin her şeye inanma, sahip olduğun her şeyi harcama ve istediğin kadar uyuma.
🚻‘Seni seviyorum’ dediğinde, cidden söyle. Üzgünüm dediğinde, o kişinin gözlerinin içine bak.
Evlenmeden önce en az 6 ay nişanlı kal.
İlk bakışta aşka inan. Başkalarının düşleriyle asla alay etme. Tutkuyla ve derinden sev. Sonradan yara alabilirsin belki, ama hayatı komple yaşamanın tek yolu budur.
📶Anlaşmazlık durumlarında, dürüst ol. Kimseyi kırma, hakaret etme. İnsanları akrabalarına göre yargılama. Yavaş konuş, ama hızlı düşün. Biri sana, yanıt vermek istemediğin bir soru yöneltirse, gülümse ve en büyük aşkın ve en büyük başarıların daha büyük riskleri olduğunu hatırla. Anneni ara. Biri hapşırdığında ‘çok yaşa’ de. Kaybettiğinde, ders al.
3 ‘S’yi unutma: Kendine Saygı; başkalarına Saygı; herşeyde Sorumluluk. Küçük bir anlaşmazlığın büyük bir arkadaşlığı bozmasına izin verme.
🔯Hata yaptığını farkettiğinde, onu hemen düzelt. Telefona cevap verirken gülümse.Seni arayan kişi bunu sesinden anlayacaktır. Konuşmaktan, sohbetten hoşlanan bir kadın/erkekle evlen. Yaşlandığınızda, konuşma yeteneğiniz her şeyden daha önemli olacak. Biraz yalnız
kal. Değişikliklere kucak aç, ama değerlerini yitirme. Suskunluğun, bazen, en iyi yanıt olduğunu unutma. Daha çok kitap oku, daha az televizyon seyret. İyi ve saygın bir hayat sür. İleride, yaşlandığında ve geçmişi hatırladığında, bir kez daha nasıl zevk aldığını göreceksin.

♻Allah`a güven ama arabanı kilitle. (Deveni bağla sonra tevekkül et). Evde sevgi dolu bir atmosfer önemlidir.Huzurlu ve uyumlu bir ortam yaratmak için elinden geleni yap. Sevdiklerinle anlaşmazlığa düştüğünde, o anki duruma önem ver. Geçmişte çok yaşama. Satırlar arasını oku. Bildiklerini paylaş. Ölümsüzlüğü elde etmenin bir yoludur.
Gezegenimize karşı nazik ol. Dua et. Duada, ölçülemeyecek bir güç saklıdır.· Sanasevgi gösterisinde bulunan birini engelleme.
✅Başkalarının işine burnunu sokma. Onu öperken gözlerini kapatmayan bir kadın/erkeğe güvenme. Yılda bir kez hiç gitmediğin bir yere git. Çok para kazanıyorsan eğer, hayattayken, başkalarına yardım et. Bu, Şansın sana verebileceği en büyük tatmindir.
💟Unutma, istediklerini elde edememek, bazen büyük bir şanstır. Bütün kuralları öğren, sonra bazılarına uyma. İki insan arasındaki aşkın birbirine duydukları gereksinimden daha büyük olduğu ilişkinin, en iyi ilişki olduğunu unutma. Başarını, onu elde etmek için vazgeçmek zorunda kaldığın şeylere bağlantılı olarak değerlendir.
🌱🌱🌱🌱🌱🌱🌱
.
🌕🌖🌗🌘🌜🌛

Kimi zaman nefret sınavıyla karşılaşacaksın…

IMG_1583[1]
Evet, doğru, insan dünyaya bir kere gelmez ve tüm dünya zevklerini tatmak ve   maddeye gömülmek için de gelmez …
Gelmez ama, eş ruhunu bulmak veya  mutlu olmak için de değildir geliş amacı…
Evet mutlu olmayı herkes ister, ama mutluluk bir sonuçtur, amaç değil. Amaç gelişmen, olgunlaşmandır ve kendini olgunlaştırıcı faaliyetlerinin sonucu olarak bir mutluluk duysan da, bu bir sonuçtur, amaç değil. Bu arada unutma ki, mutluluk maddeyle asla elde edilemez. Zaten maddi olmayan bir şey hiç maddeyle elde edilebilir mi!!!? Mutluluk doğru davranışların sonucunda edinilen içsel bir olgudur ve yeryüzünde tadılanı da bedensizken erişilenin çok cılız bir tezahürüdür sadece…
Peki niçin mi gelir insan dünyaya?
Gelişim ihtiyaçlarını tamamlamak, kusurlu taraflarını kusursuz hale getirmek, geri taraflarını ilerletmek, eksik taraflarını tamamlamak, budanacak taraflarını budamak, kaba taraflarını inceltmek, olgunlaştırılacak taraflarını olgunlaştırmak, geliştirilecek meleke ve kudretlerini geliştirmek, yani kısaca topluluk içinde yaşamayı öğrenmiş bir insan olabilmek için gelir, daha da kısası yetişmek için gelir, kemal (tekamül, gelişme) için gelir…
Peki kemal ya da olgunlaşmak, tatlı deneyimlerden geçildiği kadar acılı, biberli deneyimlerden geçilmeden edinebilir mi? Bu hiç mümkün mü?
O halde mi?
O haldesi şu:
1- Mutluluk; yapacağın insani davranışlarla zaten kendiliğinden gelir sana, onu maddede aramayı bırak!
2- Ruhsal eş filan arama hiç, unut gitsin!
Birilerinle acı tatlı deneyimler geçirmekle birlikte aradığın ideal eşi bir türlü bulamaman, ne senin bir hatan, ne kaderinin bir oyunu, ne de talihin bir cilvesidir…
Zaten aradığın ideal eşi bulmak ve mutlu olmak için gelmedin ki dünyaya…
Dolayısıyla karşına ara sıra seni memnun edici insanlar çıksa da, çoğu zaman seni mutlu edecek insanlar değil, acı veya tatlı sonuçlarla sana dersler verecek, yontulmanı, eksik taraflarını tamamlamanı , olgunlaşmanı, gelişmeni, gözlemlerde bulunmanı, tecrübe edinmeni sağlayacak insanlar çıkacaktır. Bu bir dünya ilkesidir.
Dolayısıyla karşına çıkanlar, çıkacak olanlar seni elbette;
kimi zaman sevecek, kimi zaman sever görünecek
kimi zaman nefret sınavıyla karşılaştıracak
kimi zaman sevindirecek,
kimi zaman incitecek, kıracak,
kimi zaman terk edip üzecek, acılarla baş başa bırakacak
ve ama sonuçta, gerektiği gibi olmanı veya o yolda adımlar atmanı sağlayacaktır.
Bunların hiçbiri haksızlık, şanssızlık, bahtsızlık, tesadüf, plansız programsız olmayıp, senin bizzat elinle imzaladığın planının gerekleridir, yani planındaki deneyim ve sınavların içeriği olan şeylerdir, karşılaşmalardır, davranışlardır, olaylardır.
Yeter artık, işin sırrı ne  mi diyorsun?
Peki bir kez daha duy sırrı!…
Sınavları kanat takarak, uçarak, acı çekmeksizin geçmenin en önemli ve hatta tek şartı, tek yolu, tek anahtarı, tek sihirli değneği, tek şifresi, tek sırrı nedir bilir misin?
Maddi arzu ve ihtiraslar yönünde gitmemek, aksine daima vicdan pusulasının gösterdiği üst kutup yönünde gitmek ve o yönden hiç sapmamak… Son bir şey; vicdan kalpte değildir ve idrak ile yükselir…
AS

Nazar nedir ne nasıl korunulur?

06.12.2012_21.51.10_972133[1]

 

Nazar nedir deseler?
Yoğun bir enerji alışverişinde bir tarafın pasif kalarak yoğun olarak enerji yüklenmesi ve bazı şeylerin ters dönmesidir, derdim.
Başka neler denmiş nazarla ilgili bir bakalım;
Nazar (yani göz değmesi)  Arapça kökenli olup Türkçe karşılığı dikkatli bakış anlamındadır. Dikkat’i bir nokta’da toplamak, yoğunlaşmak ya da çok istemek veya kıskanmak gibi terimlerle de tanımlanır.Nazar Arapça kökenli bir kelime olsa da kavramı binlerce yıldır tüm inanışlarda farklı adlarla ama korumaları benzer sembollerle yapılmıştır. Göz şeklinde ki korumalar eski Mısır’a dayanırken mavi rengi kullanan Anadolu bu tılsımı cama aktarmıştır.

 

 

Aynı şekilde uğursuz gözlerden gelen fenalığı ortadan kaldırmak için Fenikeliler, Yunanlılar ve Romalılar tarafından el şeklindeki muskaların kullanıldığı tespit edilmiştir
Hz. Muhammed’in “Nazar’dan Allah’a sığınınız. Çünkü göz (değmesi) gerçektir.” hadisinden de anlaşılacağı üzere İslâm dininde nazarın varlığı kabul edilmiştir.
Nazar kötü niyetli insanlardan yayılan kıskançlık enerjisi midir?
Aslına bakarsanız değildir. Nazar dediğimiz olgu bir yoğunlaşma ve ne yoğunlukta olduğu bilinmeyen bir enerjinin bir yerden bir yere aktarımıdır. Elbette bu enerjiye geçen her tür duygu karşı tarafa aktarılacaktır.
Aniden kırılan bir eşya, birçok iltifatın hemen ardından düşen bir kişi, kendimizi birden bire ağırlaşmış ya da yorgun hissetme halimiz gibi örnekler gözlemlediğimiz de nazar tespiti yaparız.
Aslında tarih boyunca ve hali hazırda günümüzde birçok tılsım yerine geçecek obje kullanılmaktadır. Bölgeye dinsel ve kültürel inanışa göre farklılıklar gösterse de anı amaca hizmet etmektedirler.
Neden nazar çekeriz?
Kendimizi savunmasız hissettiğimiz, elimizdekileri kaybetmekten korktuğumuz, sahip olduklarımızı hak etmediğimizi düşündüğümüz ama en önemlisi yükselmek ve ilerlemek konusunda pasif olduğumuz dönemlerde nazar enerjisi dediğimiz çarpışmalara açık hale geliriz.
Şu soruyu sorabilirsiniz, çocuklarda mı böyle düşündüğü için nazar olur ya da negatif enerjiden etkilenir. Çocuklar ebeveynlerinin korkuları sayesinde bu etki alanına girer, aslında onlar kendilerini ufak tefek çarpma ve düşmelerle dengelerler.
Neden Nazar Ederiz?
Aşırı sevgi ile aktığımız çocuğumuzu bile etki altına alabiliriz. Kontrolsüzce o anda farkında olmadan yoğunlaştığımız bir alana aktardığımız aşırı enerjiyle kendi hayatımıza dahi etki edebiliriz.
Gelelim nazar enerjisinden kurtulmanın yollarına; en önemlisi kendinizden emin olmaktır. Bu etkiyi almayı kabul etmeyip de toprağa gönderseydiniz ya da gökyüzüne üzerinize almazdınız. Siz onay verdiniz aktarım oldu.
Bedende : Su ile elleriniz ve yüzünüzü yıkayın, ellerinizden akan suyu etrafınıza serperek üzerinizde ki enerjiyi havaya ve yere aktarın.
Eğer yakınınızda ağaç ya da doğal taş var ise ellerinizi tam olarak buraya yerleştirin ve ‘’ üzerimde birikeni aktarıyorum ‘’ deyin. Evde ve duş alabilecek halde iseniz tuzlu su ile küvet uygulaması yapın yada duş sonrasında başınızdan aşağıya tuzlu su dökün ve tekrar durulanmayın.
Doğal taşlar kapalı mekanlarda ki taşlarınız ise onları da akan suyun altında yıkayın.
Mekanlarda ; Adaçayı tütsüsü yakarak evin içinde yoğunlaşmış enerjiyi dağıtabilirsiniz. Bir  kaç parça kristal tuz alın iyice yoğunlaşın ve evin her köşesine bu tuzları yerleştirin yada granül halde ise küçük bir kapta dolaştırın. Tuz ortamda ki tüm yoğunlaşmış enerjileri emer, daha sonra kristal olanları yıkayarak granül olanları dışarı serperek enerjinin değişmesini sağlayın. Evinizi ya da iş yerinizi sirke ile ıslatılmış bezle silerek yine enerji temizliği yapabilirsiniz.
Nazar enerjisini yönetin:
Diyelim ki bir yere gideceksiniz ya da enerjisinin sizi kötü etkilediğini düşündüğünüz birisi ile bir görüşmeniz ya da akşama misafiriniz var, ne yapabilirsiniz?

 
Kıyafette ya da aksesuarda; cam göbeği mavi, laciverte yakın mavi renkler kullanın ya  da aksesuar olarak dikkat çekici bir parça takın tüm dikkatleri bir yere toplayacak bir objeyi yanınıza alın. Bunların hiçbirini yapacak zamanınız olmadıysa, hemen kendinizi beyaz ışıktan bir fanusun içine alın. Karşınızdakine fırsat vermeden ‘’aaa şu üzerinde ki ne kadar da….’’ Tarzı bir ifade ile ilk davranan siz olun.
Mekanlarda yoğun enerjilerin ya da negatif aktarımların birikmesi ya da bir yerde toplanması için, girişlere mavi rengin tonlarında bir obje koyun, doğal taşların özellikle dişi olanları( içe doğru mağara tarzı olanlar) nazar enerjisini almada çok etkilidir.
Koruma yapmak için kendinizi, işinizi, çocuklarınızın başarılarını ya da ilişkinizi kötülemeyin. Söylediğiniz her söz gerçek olabilecek bir alandadır ve siz o anda kendi kendinizi nazara açmış olursunuz. Siz korumanızı yapıp emin olursanız kendi halinizden ve sahip olduklarınızdan ömür boyu korunursunuz.
Yinede ben kendimi iyi hissedemem diyorsanız bir tılsım yapın, uğuruna inandığınız bir yakınınızdan sizin için üzerinizde veya yanınızda taşıyabileceğiniz bir obje seçmesini ve buna koruma yapmasını isteyin veya kendiniz bir koruma yapın, ister dua edin ister güzel niyetler edin.
‘’şeytan kulağına kurşun’’ gibi batıl inanç sanılan birçok davranış enerji dağıtmak için iyi bir yoldur.
Karşınızdakine zorla da olsa ‘’ Maşallah’’ deyiniz lütfen baskısı uygulayabilir o anda yoğunlaşan bir enerjiyi üzerinize almadan geri gönderebilirsiniz.
Ama en güzeli, evinize işinize, arabanıza yerleştireceğiniz birer kristal taşa yapacağınız yüklemelerle sürekli çalışır hale getireceğiniz korumalarınızla oluşturacağınız kalkanınızla rahatça dolaşmaktır.
Mekanlarınız, işinizi ,sevdiklerinizi ve hatta kendiniz hakkında yorum yaparken içinizden ya da dışınızdan ‘’Allah’a emanet…, Maşallah, Korunsun İnşallah’’ gibi ifadelerle sözlü koruma yapmayı bir alışkanlık haline getirin.
Allah nazardan ve nazar edenden uzak, ışığın korumasında kılsın hepimizi….

 
NOTLAR;
• Kırılmış taşları hemen atın. Kaybolmuş tek kalmış çift eşyalarınızı, çatlayan cam eşyalarınızı hemen kırarak atın. Bunlar üzerlerine tüm enerjiyi çekip sizi korumuşlardır. Daha fazla aynı mekanda tutmanız doğru değildir.
• Ayrıca evin girişine mavi bir objeye saracağınız şap taşı bulundurmak koruma yapar.
• Çocukların üzerine sadece sarı yada kırmızı renk giydirecekseniz mutlaka mavi bir taş, nazar boncuğu ya da mavi bir giysi ile kombin yapın.
• Siyah rengi tek başına kullanmak yoğun enerji çekmeye neden olabilir takı yada aksesuar ile başka renkleri ekleyin.
• Tütsü olarak, adaçayı ,üzerlik ya da aktar süprüntüsü karışımını yakabilirsiniz.
• Dışarıdan eve geldiğinizde mutlaka dışarıda giydiğiniz kıyafet ve aksesuarları çıkarın.

• Bu yazıda bolca kullandığımız mavinin bu tonları, 3. Gözümüz yani 6. Çakra ile ilgilidir ve dönüştürme gücünü temsil eder bu nedenle de nazar enerjilerinde en etkili renktir

Mavi Tüy – Gönülsüz Bir Mesih’in Serüvenleri

images[6]

1. Kutsal Indiana topraklarında doğmuş, Fort Wayne’in doğusundaki mistik tepelerde yetişmiş bir Usta gelmişti yeryüzüne.

2.Usta bu dünyayı Indiana’nın okullarında ve yetişkinliğinde de otomobil tamirciliği mesleğinde öğrendi.

3.Ancak Usta başka ülkelerden, başka okullardan ve yaşadığı başka yaşamlardan da çok şey öğrenmişti. Bunları hatırladı ve hatırlayınca da, akıllı ve güçlü oldu, diğerleri onun gücünü gördüler ve kendisine akıl danışmaya geldiler.

4.Usta kendine de bütün insanlığa da yardımcı olacak güce sahip olduğuna inanıyordu ve buna inandığı için bu kendisi için geçerli oluyordu. Diğerleri onun gücünü gördüler ve dertlerinden ve hastalıklarından kurtulmak için ona geldiler.

5.Usta her insanın kendini Tanrı’nın oğlu olarak görmesinin doğru olduğuna inanıyordu ve buna inandığı için de öyleydi. Çalıştığı garajlar, atölyeler onun bilgeliğini, onun elinin temasını arayanlarla, dışarıdaki sokaklar sadece o geçerken gölgesinin üstüne düşmesini ve böylece yaşamlarının değişmesini isteyenlerle doldu.

6.Kalabalıklar yüzünden ustabaşılar ve dükkân sahipleri onun da tamircilerin de otomobiller üzerinde çalışacak yer bulamadıkları için aletlerini toplayıp başka bir yere gitmesini istediler.

7.Böylece o da kırlara gitti ve kendisini izleyenler ona Mesih, mucizeler yaratan demeye başladılar; buna inandıkları için de öyle oldu.

8.O konuşurken bir fırtına kopsa, dinleyenlerden birinin başına bir damla düşmüyor, gökler gürlese, yıldırımlar düşse bile kalabalığın en sonundakiler sözlerini en öndeki kadar açık seçik duyuyorlardı. Ve onlarla hep mesellerle konuşuyordu.

9.Ve Usta onlara dedi ki: “Her birimizin içinde sağlığa ve hastalığa, zenginliklere ve yoksulluğa, özgürlüğe ve köleliğe rızamız yatar. Bunları kontrol eden sadece bizleriz, başka biri değil.”

10.Bir değirmenci ortaya çıktı; “Senin için böyle konuşmak kolay, Usta, çünkü sen bizim gibi değilsin, yönlendiriliyorsun ve bizler gibi çalışmak zorunda değilsin. Bu dünyada insan yaşamak için çalışmak zorundadır.”

11.Usta dedi ki: “Bir zamanlar büyük bir billur ırmağın dibinde bir köy dolusu yaratık yaşardı.

12.Genç ve yaşlı, zengin ve yoksul, iyi ve kötü hepsinin üzerinden sessizce akar geçerdi ırmak. Sadece kendi billur varlığını bilir, kendi yolunda giderdi.

13.Her yaratık kendi bildiğince ırmak dibinin köklerine ve taşlarına tutunurdu, çünkü tutunmak onların yaşam biçimiydi ve doğuştan beri öğrendikleri şey akıntıya direnmekti.

14.Ama sonunda bir yaratık şöyle dedi: ‘Ben tutunmaktan bıktım artık, gözlerimle göremiyorsam da, ırmağın gittiği yeri bildiğine inanıyorum. Kendimi bırakacağım, beni istediği yere götürsün. Burada asılı kalırsam sıkıntıdan öleceğim artık.’

15.Öteki yaratıklar güldüler, ‘Aptal,’ dediler. ‘Hele bir bırak, o zaman taptığın o akıntı seni kayalardan kayalara çarpar ve sıkıntıdan öleceğinden daha çabuk ölür gidersin.’

16.Ama o onları dinlemedi ve derin bir soluk alarak kendini koyverdi. Aynı anda akıntı kendisini kayalara çarptı.

17.Ancak yaratık bir daha tutunmayı reddedip de aradan bir zaman geçince akıntı onu dipten kaldırdı ve ondan sonra bir yere çarpıp bir yanını incitmedi.

18.Irmağın aşağısında kendisine yabancı olan başka yaratıklar, ‘Bir mucize bu!’ diye bağırdılar. ‘Bizim gibi bir yaratık, ama uçuyor işte! Bizleri kurtarmaya gelen Mesih bu!’

19.Akıntıya kapılmış giden, ‘Ben sizden fazla Mesih değilim,’ dedi. ‘Irmak bizleri özgürlüğümüze kavuşturmaktan zevk alıyor, eğer kendimizi koyvermeye cesaret edebilirsek. Bizim gerçek işimiz bu yolculuktur, bu serüvendir.’

20.Ama onlar, ‘Kurtarıcı!’ diye daha çok bağırarak sıkı sıkı tutundular kayalarına. Bir daha baktıklarında yaratık gitmişti ve onlara da artık sadece bir Kurtarıcı efsanesi yaratmak kalmıştı.

21.Usta kalabalığın çevresinde her gün biraz daha arttığını gördü, kendisine her zamankinden daha çok yaklaşıp kendilerini iyileştirmesini, mucizeleriyle beslemesini, onlar için öğrenmesini, onların yaşamlarını yaşamasını istediklerini görünce, bir gün tek başına bir dağ tepesine gidip dua etti.

22.Ve kalbinde şöyle dedi: Ey Ebedi Parlak Olan, eğer istediğin buysa, bu kadehi al elimden, bu imkânsız görevi bir yana bırakmama izin ver. Başka bir insanın yaşamını yaşayamam, oysa on bin kişi benden yaşam bekliyor. Bunların olmasına izin verdiğim için pişmanım. Eğer istersen beni bırak da motorlarıma ve makinelerime döneyim ve başka insanlar gibi yaşayayım.

23.Ve dağın tepesinde bir ses duydu: Ne erkek ne kadın, ne yüksek ne hafif, sonsuz derecede sevecen bir ses. Ve bu ses dedi ki: “Benim değil, senin istediğin olacak, çünkü senin istediğin benim senin için istediğim şeydir. Öteki insanlar gibi sen de yoluna git ve yeryüzünde mutlu ol.”

24.Usta bunu duyunca sevindi, teşekkür etti ve dağdan bir tamirci şarkısı mırıldanarak indi. Kalabalık dertleriyle çevresini sarıp kendileri için iyileştirmesini, kendileri için öğrenmesini, anlayışıyla kendilerini sürekli beslemesini ve mucizeleriyle kendilerini eğlendirmesini istediğinde Usta kalabalığa gülümsedi ve şöyle dedi: “Ben bu işi bırakıyorum.”

25.Kalabalık bir an şaşkınlıktan donakaldı.

26.Ve Usta onlara dedi ki: “Bir insan Tanrı’ya en çok istediği şeyin, kendisine bedeli ne olursa olsun, ıstırap çeken dünyaya yardım etmek olduğunu söylerse ve Tanrı da ona yanıt verip ne yapması gerektiğini söylerse, o insan kendisine söyleneni yapmalı mıdır?”

27.“Elbette, Usta!” diye bağırdı kalabalık. “Tanrı istediği takdirde cehennem azabı çekmek bile bir zevktir onun için!”

28.“Bu azap ne olsa da, bu görev ne kadar güç olsa da mı?”

29.“Tanrı istemişse asılmak bir şereftir, bir ağaca çivilenip yakılmak insanı yüceltir,” dediler.

30.Usta kalabalığa “Tanrı sizin yüzünüze konuşsa ve YAŞADIĞIN SÜRECE YERYÜZÜNDE MUTLU OLMANI EMREDİYORUM deseydi, o zaman ne yapardınız?” dedi.

31.Ve kalabalık sustu, öylece durdukları vadilerden, tepelerden tek ses çıkmadı.

32.Ve Usta sessizliğe dedi ki: “Mutluluk yolumuzda bu yaşam için seçtiğimiz bilgiyi bulacağız. Bugün ben bunu öğrendim ve şimdi sizi kendi yolunuzda istediğiniz gibi yürümeye bırakmayı seçiyorum.”

33.Ve Usta kalabalığın arasından geçerek kendi yoluna gitti, onları bırakıp kendi gündelik insanlar ve makineler dünyasına döndü.

Richard Bach

Kaynak: Charlotte Gabayın sayfasından alınmıştır

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Geleneksel Çin tıbbına göre hastalıkların belirtileri

BBjOB64[1]

Çin tıbbına göre her organ belirli bir duyguyu işaret eder. Duygular, hastalıkların görünmesinin başlıca sebebidir. Peki, Çin tıbbında hangi duygular hangi hastalıkları tetikliyor?

Çatallı ve kısık bir ses akciğerlerinizdeki enerjinin düşük olduğunu gösterir.

Kırmızı gözler karaciğerinizde sorun olabileceğiniz işaret eder.

Yüzünüz soluk ve sarımsı bir renkteyse kan eksikliğiyle ilgili olabilir.

Hamile kalamayan bir kadının böbreklerinde sorun olma ihtimali vardır.

Çin tıbbına göre hangi organlar hangi duygularla eşleştirilmiştir?

Akciğerler- Üzüntü

Karaciğer – Öfke, hassasiyet

Böbrekler – Korku

Mide – İlgi, alaka, sevgi

Çin tıbbına göre böbrekler çok önemli organlardır ve vücudun enerji merkezini temsil eder.Yine Çin tıbbında her organ bir hava durumuna denk gelir. Örneğin rüzgar karaciğerde yaşar ve zaman zaman baş ağrısı ve baş dönmesine de neden olabilir

kaynak: msn

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Kapı Israrla Açılmıyorsa, Açman Gereken Bir Başka Kapı Var Demektir…

11203003_10153047297672663_5792558945718317222_n[1]

Çakralar Nasıl Açılır?

838474968fcf42bb9e441170b3c4a0f3.jpg_srb_p_630_421_75_22_0.50_1.20_0[1]

Çakraların nasıl açılacağı konusu belki de spritüal alemin en popüler konularından biridir.  Ben, çakraların  açılabilmesi için kişinin yaşamına çeki düzen vermesi gerektiğine inananlardanım. Mesela, bir takım korkularınız varsa kalp çakranızdaki enerji akışı dengede olmayabilir. Hatta korkular gittikçe çeşitlenip arttığında, sadece kalp çakrası değil diğer çakraların da dengesi bozulabilir. İsterseniz çakraların üzerinden tek tek geçerek ne demek istediğimi açıklayabilirim.

Kişi bir şeyleri kabul etmekte zorlanıyor, sürekli bir gücenme halini deneyimliyor ve çevresindekilere karşı sert davranışlarda bulunuyorsa kök çakradaki enerji akışı dengede olmayabilir. Kişi, insanları yargılamaya, eleştirmeye devam ettiği sürece kök çakranın açılması zaman alacaktır.

İkinci çakra yani cinsel çakranın temsil ettiği konular arzu, ihtiras, kutupsallık, hareket, alma/verme dengesi, değişim ve yaratıcılıktır. Bu çakradaki enerji akışının dengesiz olması, öfkeyi de beraberinde getirecektir. İkinci çakradaki enerji akışının dengelenmesi ile kişi kendisini en çok nelerin mutlu edeceğini bilmeye başlar, suçlama hali yok olur, sevgiyi daha çok vermeye başlar.

Üçüncü çakranın temsil ettiği konu kararlılıktır. Buradaki enerji akışında dengesizlik, kişinin yaşamında öfke, açgözlülük, hırs temasını kuvvetlendirebilir.

Dördüncü çakra; kalp çakrası, burası herkesin bildiği gibi şefkat, sevgi ile ilgilidir. Bu çakrada dengesizlik olduğunda, kaybetme korkusu, aşırı korumacılık, bağımlılıklar, başkalarının ihtiyaçlarının daha önemli olması gibi temalar da söz konusu olabilir. Kalp çakradaki enerji dengelendiğinde şükran duyma, takdir etme temaları var olmaya başlayacaktır.

Beşinci boğaz çakrası,  dürüstlük, iletişim ve ifade ile ilişkilidir. Buradaki enerji akışı dengesizleştiğinde, kişi ilişkiye girmekten ve öne çıkmaktan kaçınacaktır. Yaşamında beğenilmeme korkusu, rekabet ve gurur hakim olacaktır. Bu çakra, aynı zamanda kişinin harekete geçmesine engel olan başarısızlık korkusu ile de ilgilidir. Arzu ve istekleriniz gerçekleşmeye, ilişkileriniz düzelmeye başlandığında beşinci çakra açılıyor demektir.

Altıncı çakra, kendi kendinin farkında olma, mutluluk, neşe ve zihin gücü ile ilgilidir. Bu çakradaki enerji dengesizliği zihinsel karmaşa, bunalıma sebep olabilir. Kişinin yaratıcı fikirleri engellenir. Kişi yaratıcı fikirlerini ortaya dökse de bunları uygulamaya koyamaz. Suçu dış dünyaya yükleme halinde olabilir.

Yedinci çakra, zihin ve bedenle bağlantılıdır. Bu çakradaki enerji akışında dengesizlik acı ve üzüntüye sebep olabilir. İyi haber! Yedinci çakradaki enerji akışı dengelendiğinde diğer altı çakradaki enerji akışı da dengelenecektir.

Nasıl? Çakraları açmak için nereden başlayacağınıza karar verebildiniz mi?

Sibel Kavunoğlu

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Etiketler: . Leave a Comment »

Vücudunuzda 24 saat boyunca neler olduğunu biliyor muydunuz ?

10888844_815243758538985_36490370219401674_n[1]

06.00 Kortizon salgılamasıyla organizma uyanıyor. Bu uyanma vücut için kendini yavaşca kalkmaya hazırlama işareti. Metabolizma hareketleniyor, günün işleri için enerji ve protein hizmete hazır oluyor.

07.00 Vücut hâlâ zayıf. Spor yapmaktan kaçının. Kalbe ve dolaşıma gereksiz yüklenirsiniz. Spor yerine kahvaltı edin, sindirim bu saatte mükemmel çalışıyor.

08.00 Libidonun en yüksek olduğu saat. Fazla miktarda hormon salgılanıyor. Sigara tiryakileri için de durum aynı. Kahvaltı sigarası damarları her zamankinden daha fazla çok daraltıyor.

09.00 Vücudun dinç, kuvvetli olduğu saat. Herhangi bir hastalık için iğne olacaksanız bu en doğru zaman. İğnenin ateş ve şişme gibi yan etkileri ender olarak görülüyor, vücut röntgen ışınlarına karşı daha dirençli oluyor.

10.00 Organizmanın kendine gelme, ‘ben burdayım’ deme saati. Fazla enerjik, vücut en yüksek ısı seviyesinde. Verimliliğimiz de öyle. ‘Kısa süre belleği’ iyi durumda. Bir önemli ayrıntı: 10.00 ile 12.00 arası enfarktüs olaylarına sık rastlanıyor.

HAZIR CEVAPLIK SAAT

11.00 Vücudun tam formunda olduğu, verimli olmaya programlı bir saat. Kalp ve dolaşım o kadar zinde ki yapılan muayenelerde kalpteki bir bozukluk gözden kaçabilir. Hazır cevaplık tavan yapar, özellikle hesap işleri, matematik ödevleri rahat ve iyi bir şekilde, zorlanmadan çözülür.

12.00 Dinlenme saati. Dikkat azalıyor ve insanı uyku basıyor. Midedeki asit miktarı fazlalaşıp, beyindeki kan akımı azalıyor. Zira kan sindirim organlarını desteklemesi için mide tarafından kullanılıyor.
Öğle uykusu uyuyabilen kişilerde istatistiklere göre enfarktüse %30 oranında az rastlanıyor.

13.00 Vücut formdan düşüyor. Verimlilik gün ortalamasının %20 aşağısına iniyor. Bütün organlar en alt düzeyde çalışıyor, sadece safra öğle yemeğini hazmetme faaliyeti gösteriyor.

14.00 Bitkin oluruz. Çünkü tansiyon ve hormon düzeyi düşüyor. Diş doktorundan korkanlar için en uygun randevu saati. Çünkü bu saatte acı az hissediliyor. Lokal anestezi uzun süre devam ediyor (30 dk.).

HOŞ GELDİN ENERJİ

15.00 Enerji geri geliyor, bellek tam formunda. İkinci verimlilik dönemi başlıyor ama sabahkinden az.

16.00 Spor için en iyi saat. Tansiyon ve dolaşım çok iyi durumda.

17.00 Organların faaliyeti üst düzeye çıkıyor. Kuvvet artıyor, oksijen harcanıyor, böbrekler ve mesane çok çalışıyor. Tırnaklar ve saçın en çabuk uzadığı zaman. Midedeki asit miktarı fazlalaşıyor. 17.00 ‘ye doğru mide kanaması geçirme riski artıyor.

18.00 Akşam yemeği için ideal saat. Pankreas bu saatte özellikle aktif.

19.00 Kan basıncı ve nabız tembelleşiyor. Bu nedenle kan basıncı düşüren ilaçlara dikkat, tehlikeli olabiliyorlar. Antidepresanların tesiri de bu saatte daha fazla.

20.00 Karaciğerdeki yağ düzeyi düşüyor ve kirli kan kalbe her zamankinden daha fazla akıyor. Alerjisi olanlar ve astımlılar ilaçlarını bu saatte almalı. Etkisi hemen görülüyor. Antibiyotikler de az dozda alınsa bile etkileri en üst düzeyde oluyor.

YEMEĞİ KESİYORUZ

21.00 Sindirim organlarının günlük görevi sona eriyor. Gelen her şey midede sabaha kadar hazmedilmeden kalıyor ve bu çok tehlikeli. Kalan yemekler bağırsak sahasındaki mukozaya hücum ediyor.

22.00 Vücudun polisi akyuvarlar aktif hale geliyor. Sigara içenler dikkat! Bu saatten sonra vücut nikotin gibi zehirleri çok zor atıyor.

23.00 Organizma gün boyunca aktif faaliyet gösteren stres hormonunun salgılamasını durduruyor. Sakinleşip, rahatlıyoruz.

TATLI RÜYALAR

24.00 Uyurken deri hücreleri durmadan çalışıyor, gündüz olduğundan daha sık bölünüyor. İlk rüya safhası, yarım saat içinde rüya görmeye başlıyoruz.

01.00 Verim en alt düzeyde. Bu saatte çalışanlar hata yapabiliyor, dikkat azalıyor, çünkü vücut kendini uyumaya programlıyor.

02.00 Araba kullananlar dikkat: Görme zayıflıyor, tepkiler yavaşlıyor, kazalar bu saatte çok oluyor.

03.00 Bedenin de ruhun da en karanlık safhası. Melatonin hormonunun salgılanması tembel ve kararsız yapıyor. İntihar edenlerin sayısı fazlalaşıyor.

04.00 Stres hormonundan enerji kazanıyoruz. Enfarktüs krizleri saat 04.00 ile 06.00 arasında çok oluyor; çünkü kan basıncı oldukça yükselip, damarlar geriliyor. Doğum yapma olasılığının en yüksek saati.

05.00 Stres hormonu bizi faaliyete geçiriyor ve gündüz değerinin tam 6 katına çıkıyor. Vücudumuz harekete geçiyor kaybolan enerji yeniden geri geliyor. Gelsin, yeni bir gün başlıyor.

SEVDİKLERİNİZDE OKUYABİLSİN DİYE LÜTFEN PAYLAŞALIM..!!

Önceden öğrenen, indirimli fiyattan öğrenir.

10408737_478338905704585_1880435734793993921_n[1]

Önceden öğrenen, indirimli fiyattan öğrenir.
Otoriteden öğrenen, özgürlük bedeliyle öğrenir.
Deneyerek öğrenen, etiket fiyatından öğrenir.
Hayattan öğrenen, gecikme zammıyla öğrenir.
Hayattan da öğrenemeyenler, bunun bedelini boşa gitmiş hayatlarıyla öderler.
Arthur Miller

Üzüntünüze, Kızgınlığınıza, Stresinize Geleneksel Japon Yöntemiyle Son Verin…

you-are-upset-very-often-here-is-a-japanese-way-which-will-calm-your-nerves[1]

Are you constantly nervous? Here is a Japanese technique which will balance your emotions and will calm your whole body pretty fast and efficient. All you need to do is to keep your finger pressed for one whole minute, such as on the photo. Repeat the same thing on the other hand as well. Every finger is responsible for different emotions.

The thumb is responsible for nausea

The index finger represents fear

Middle finger is equal to anger

The ring finger is linked to sadness

Finally, the pinkie is responsible for stress

Her parmak başka bir duygunun iyileştirilmesinden sorumludur.

Baş parmak, tiksinme, mide bulantısından,

İşaret parmağı korku duygusundan,

Orta parmak kızgınlık duygusundan

Yüzük parmağı üzüntüden

Serçe parmak Stresten sorumludur. Bu duygulardan hangisi siz de varsa ilgili parmağı şekildeki gibi sıkıca kavrayıp bir dakika boyunca tutun. Tabi ki aynı hareketi diğer el için de tekrarlamalısınız. Arkasından yavaş yavaş gevşeyip rahatladığınızı hissedeceksiniz…

 

 

YANLIŞ HAYATIN PEŞİNDE KOŞMAYACAKSIN !

images[8]

Ne oLmasını bekliyorsun?
Hayatın sana ne sunmasını bekLiyorsun?
Dün akşam hayaLini kurduğun şeyLerin, sabah olunca gerçekLeşeceğini mi umuyorsun?

YANLIŞ HAYATIN PEŞİNDE KOŞMAYACAKSIN !!

Sistem böyLe çalışmıyor!
Düşünce gücü, metafizik, parapsikoloji, din, matrix, secret, yoga, meditasyon, aklına her ne geliyorsa, neye inanıyor ve
peşinden gidiyorsan, hepsi …bir yerde tıkanıp kalacaktır!

UMMAKLA, DİLEMEKLE OLMUYOR AYAĞA KALKACAKSIN !!

Her şeyden önce farkına varacaksın!
Hangi öğretiye inanırsan inan, üstün körü anlamayacaksın.
Bir bilgiyi gerçekten hayatında uygulayamıyorsan, o
bilgiye sahip olduğun yanılgısına kapılmışsın demektir.
Kendini kandırmayacaksın!

GERÇEKLERİ ANLAYACAK; SONU HER NE OLURSA OLSUN KABUL EDECEKSİN !!

Bazen bildiklerin, öğrendiklerinin acı verir.
Onu da yaşayacaksın.
Önce kendinin, ne olduğunun, nelere sahip olduğunun, gücünün,
yeteneklerinin, bu hayata neden geldiğinin farkına varacaksın..

HAYATINI GEREKSİZ ŞEYLER UĞRUNA HARCAMAYACAKSIN !!

Kalbinde yaşadığın her duyguyu AŞK sanıp, peşinden çöllere
düşmeyeceksin!!
Aşkın adını ağzına aLmadan önce, uzun uzun düşüneceksin!!
Yüreğinle yüzleşeceksin. Sevgiyi, tutkuyu, şehveti,
alışkanlığı, çekimi, AŞKI birbirinden ayırt edeceksin.

HİÇKİMSENİN VE HİÇBİR ŞEYİN SENDEN DAHA ÖNEMLİ OLDUĞUNU DÜŞÜNMEYECEKSİN !!

Bedenine, ruhuna, aklına sahip çıkacaksın. Hak etmeyenin ardından yas tutup, bunu da aşka bağlayıp, aşkın şanını kirletmeyeceksin.
Kendini tanıyacaksın, hem de çok iyi tanıyacaksın!
Kimleri, neden ve niçin seçtiğini bileceksin.
İnsanız hepimiz, elbette zayıflıklarımız, düşkünlüklerimiz, saflıklarımız var ancak kendi huylarını, eksiklerini iyi tahlil edeceksin.

ARDINDAN GÖZYAŞI DÖKTÜĞÜNÜN ADINI DOĞRU KOYACAKSIN !!

Yıllar süren yaslar yaşayıp, unutamadığını iddia edeceğine, neden hayatına başlayamadığını çözeceksin. Korkularınla yüzleşeceksin !!

YATTIĞIN YERDE,KURDUĞUN HAYALE UYGUN BEYAZ ATLI PRENS BEKLEMEYECEKSİN !!

Aklın çalışacak, elin ekmek tutacak, kimseye boyun eğmeden yaşamanın lezzetini bileceksin.
İster kocan olsun, ister oğlun, ister anan, ister baban, kimsenin sevgisiyle hükmünü birbirine karıştırmayacaksın.
Ezilen, zavallı, akılsız olmak kazandırır gibi dursa da, sonunda mutlak kaybettirir; bunu UNUTMAYACAKSIN !!

BAŞKALARINA DEĞİL KENDİ GÜCÜNE İNANACAKSIN!!

Birinin boynuna asılarak durursan, karşındakini yormakla kalmazsın, birgün kendi kolların bile çekemez ağırlığını düşersin; kimseye dayanmayacaksın!
Dünya da sensin, evren de!!

KENDİNİ GELİŞTİRECEKSİN !!

Büyüyeceksin, olgunlaşacaksın. Ruhunu da, aklını da bedenin gibi besleyeceksin.
Önce sen büyük olacaksın, farkında olacaksın, sonra dünyanın zevklerinin, aşkın, hayatın tadını çıkaracaksın.
Emanet hayatlara tutunup, ömrünü harcamayacaksın.

NE OLMASINI BEKLİYORSAN SEN ÖYLE OTURDUKÇA OLMAYACAK..
BOŞUNA HAYAL KURMAYACAKSIN !!

* Candan ÜNAL

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Eski Bir Tapınak Yazıtından

11057718_468656190006190_3187120711120926588_n[1]

Gürültü, patırtının ortasında sükûnetle dolaş; sessizliğin içinde huzur bulunduğunu unutma.

Başka türlü davranmak açıkça gerekmedikçe herkesle dost olmaya çalış.

Sana bir kötülük yapıldığında verebileceğin en iyi karşılık unutmak olsun.

Bağışla ve unut. Ama kimseye teslim olma,içten ol;telaşsız, kısa ve açık seçik konuş.

Başkalarına da kulak ver.

Aptal ve cahil oldukları zaman bile dinle onları; çünkü dünyada herkesin anlatacak bir öyküsü vardır.

Yalnız planların değil, başarılarının da tadını çıkarmaya çalış.
İşinle ne kadar küçük olursa olsun ilgilen; hayattaki dayanağın odur.

Seveceğin bir iş seçersen, yaşamında bir an bile çalışmış ve yorulmuş olmazsın.

İşini öyle sev ki, başarıların, bedenini ve yüreğini güçlendirirken verdiklerinle de yepyeni hayatlar başlatmış olacaksın.

Olduğun gibi görün ve göründüğün gibi ol.

Sevmediğin zaman sever gibi yapma.

Çevrene önerilerde bulun ama hükmetme.

İnsanları yargılarsan onları sevmeye zamanın kalmaz.

Ve unutma ki, insanlığın yüzyıllardır öğrendikleri, sonsuz uzunlukta bir kumsaldaki tek bir kum taneciğinden daha fazla değildir.

Aşk’a burun kıvırma sakın; o, çöl ortasındaki yemyeşil bir bahçedir. O bahçeye layık bir bahçıvan olmak için her bitkinin sürekli bakıma ihtiyacı olduğunu unutma.

Kaybetmeyi ahlaksız bir kazanca tercih et. İlkinin acısı bir an, ötekinin vicdan azabı bir ömür boyu sürer.

Bazı idealler o kadar değerlidir ki, o yolda mağlup olman bile zafer sayılır.

Bu dünyada bırakabileceğin en iyi miras dürüstlüktür.

Yılların geçmesine öfkelenme; gençliğine yakışan şeyleri gülümseyerek teslim et geçmişe.

Yapamayacağın şeylerin yapabileceklerini engellemesine izin verme.

Rüzgârın yönünü değiştiremediğin zaman, yelkenlerini rüzgara göre ayarla. Çünkü dünya, karşılaştığın fırtınalarla değil, gemiyi limana getirip getiremediğinle ilgilenir.

Ara sıra isyana yönelecek olsan da hatırla ki, evreni yargılamak imkansızdır. Onun için kavgalarını sürdürürken bile kendi kendinle barış içinde ol.

Hatırlar mısın doğduğun zamanları: Sen ağlarken herkes sevinçle gülüşüyordu.

Öyle bir ömür geçir ki, herkes ağlasın öldüğünde, sen mutlulukla gülümse.

Sabırlı, sevecen, erdemli ol. Eninde sonunda bütün servetin sensin.

Görmeye çalış ki, bütün pisliğine ve kalleşliğine rağmen dünya yine de insanoğlunun biricik güzel mekanıdır.

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Diğer insanların sizin hakkınızda ne düşündüğünü önemsemeli misiniz?

11146608_488130004725475_218688760623430672_n[1]

1. Adım: Dikkat Edin – Ama Endişelenmeyin
Endişe sizi nadiren hayatta bir yerlere getirir. Zamanınızı, diğerlerinin sizin hakkınızda düşündüklerinden dolayı, hüzünlenerek veya endişe duyarak geçirmeyin. Duygularınızın buradaki sorunu gölgelemesine izin vermemeye çalışın ve diğer insanların “zihnini okumaya” çalışarak zaman geçirmeyin.

Genelde kendinize yönelik en kötü eleştirileri yine kendiniz yaparsınız ve açıkçası, çoğu insanın zihni sizin nasıl giyindiğinizle veya başka bir şeyle ilgilenemeyecek kadar meşguldür.

2. Adım: Onların Düşünceleri Önemli mi?
Sıradan insanların sizin hakkınızda ne düşündüğünü önemsemeye son verin. Eğer parkta yürürken şarkı söylemeyi seviyorsanız ve oradan geçen bir kişi size garip garip bakıyorsa… Bu gerçekten de hiç önemli değil. Ne de olsa düşünceleri sizi hiçbir şekilde etkilemeyecek.

Aynı şey diğer tüm durumlar için de geçerlidir. Örneğin, aşırı kilolu insanların forma girmeye çalıştıklarında genelde karşılaştıkları problem, bir jimnastik salonuna gidecekleri ya da bir egzersiz grubuna katılacakları zaman diğer insanların kendileri hakkında düşüneceklerinden dolayı endişelenmektir. Hedeflerinizin peşinden gitmek için kendinizden emin olana kadar, “düşünceleri beni incitebilir mi? ya da “fikirleri önemli mi?” diye sorun kendinize.

3. Adım: Tepkilerden Yararlanın
Patronunuz gibi, hayatınızdaki önemli bir figürden olumsuz bir tepki alırsanız, bunu önemseyin. Eğer patronunuz düzenli masa konusunda aşırı titizse ve siz bu durumu çok önemsemiyorsanız, davranışlarınızı onunkine uydurun, özellikle de masanızı her görüşünde kaşlarını çatıyorsa.

Diğer insanların düşündüklerini tahmin etmeye çalışmayın. Gerçekten kanıtınız olduğundan emin olun. Kanıt yokluğunda ise en iyiyi tahmin etmeye çalışın. Örneğin, birisi size oldukça kaba bir e-posta gönderdiğinde, o kişinin çok acelesi olduğunu düşünün. Sizden hoşlanmadığını düşünerek endişelenmeyin.

4. Adım: Hedeflerinize Öncelik Verin
Ailenizden ve arkadaşlarınızdan farklı hedefleriniz olabilir. Belki de siz okulda iyi bir derece yapmaya heveslisinizdir ama arkadaşlarınız sürekli onlarla partilere katılmanız ve eğlenmeniz gerektiğini düşünüyordur. Ne düşündükleri gerçekten hiç önemli değil. Hedefleriniz onların düşündüklerinden daha önemli olmalıdır.

Aynı şey diğer tüm durumlar için de geçerlidir. Belki, sırf ebeveynleriniz istedi diye, nefret ettiğiniz bir kariyere sahip olmuşsunuzdur. Hedefleriniz hiçbir zaman başkaları tarafından size dayatılmamalıdır.

Eğer belli bir hedefiniz yoksa bu, insanların düşünecekleri şeylerden endişelenmenizi gerektiren bir durum olabilir; çünkü kendi hayatınızı nasıl yaşayacağınıza dair bir planınız bulunmamaktadır.

5. Adım: Kendi Değerlerinize Değer Verin
Eğer diğer insanlar sizin değerlerinizle alay ederlerse, onları görmezden gelin. Belki de daha fazla kişisel gelişim kitabı okumanız gerekmektedir ama siz arkadaşlarınız bunu öğrenince size gülecekler diye endişeleniyorsunuzdur. Belki siz, patronunuz iş yerinde yokken bile en iyi performansınızı sergilemeyi istiyorsunuzdur ama sizin dışınızdaki herkes, onlar gibi tembellik yapmadığınız için sizin geri zekâlı olduğunuzu düşünür.

Durum ne olursa olsun, başkasının yanında sürünmeyip, sizin için önemli olan şeylere sıkıca tutunduğunuzdan emin olun. Birçok insan, söylemese de bundan çok etkilenecektir. Çünkü siz, önemli olduğunu düşündüğünüz şeylere sıkıca bağlanmışsınızdır.

6. Adım: Unutmayın, Popüler Olmak Zorunda Değilsiniz
Hayat lise gibi değildir. Popüler olmamanız önemli değil. Ne de olsa herkesi memnun etmeyi başaramazsınız. Bu yüzden hiç denemeyin bile. Üstlenmek istemediğiniz sorumluluklara “hayır” deyin. Eğer gerçekten inanıyorsanız, çoğunluğa aykırı gelen şeyleri yapmaya hevesli olun. Ama genel olarak, çoğu insanın sizin hakkınızdaki düşüncelerinin gerçek bir etkisinin olma ihtimali yoktur. Ayrıca, doğal davranıyorsanız ve insanlar sizi sevmiyorsa, gerçekten her şeye rağmen onların en iyi dostlarınız olmalarını ister misiniz? alıntı

Kendini Mutlu Eden Biri Ol…

10850186_807778222618872_5597908430685555710_n[1]

Hayat; Kıskançlığı yenmek, önemsemeyi öğrenmek ve güven geliştirmektir.

11011092_836377213076961_4363543156961457651_n[1]

Hayat; Seni kaç kişinin aradığı, kiminle çıktığın, çıkıyor olduğun veya çıkacağın demek de değildir.

Kimi öptüğün, hangi sporu yaptığın, kimlerin seni sevdiği de değildir.

Hayat, ayakkabıların, saçın, derinin rengi de değildir. …

Nerede yaşadığın veya hangi okula gittiğin de değildir.

Aslında hayat; notlar, para, giysiler, girmeyi başardığın ya da başaramadığın okullar da değildir.

Hayat; Kimi sevdiğin ve kimi incittiğindir. Kendin için neler hissettiğindir. Güven, mutluluk, şefkattir.

Arkadaşlarına destek olmak ve nefretin yerine sevgiyi koymaktır.

Hayat; Kıskançlığı yenmek, önemsemeyi öğrenmek ve güven geliştirmektir.

Ne dediğin ve ne demek istediğindir.

İnsanların sahip olduklarını değil, kendilerini olduğu gibi görmektir. H

er şeyden önemlisi hayatı, başkalarının hayatını olumlu yönde etkilemek için kullanmayı seçmektir.

İşte hayat bu seçimden ibarettir.

İnsanların en acizi dost edinemeyen, ondan daha acizi ise dost kaybedendir…!