Alıntı
SEZGİLER İnsanlar 6 saniye içinde hiç tanımadığı birinin öğretme becerisi veya dışadönüklük gibi bir kişilik özelliği hakkında doğru tahminde bulunabiliyor.
Bazı proflar sezgiyi, farkında olmadan öğrendiğimiz şeyler olarak tanımlıyor ve bunun bazen faydalı bazen ise yanıltıcı olabileceğinden bahsediyor. Örneğin, işe alım sırasında mülakat yapan kişiler, adayın gelecekteki iş performansını, o kişinin test puanlarına veya görüşme sırasında tuttukları notlarına bakarak değil, genellikle edindikleri izlenimlerine dayanarak belirliyorlar. Ama yapılan araştırmalar, bu durumda kullanılan sezgilerin genellikle çok sağlıklı olmadığını gösteriyor.
SEZGİLERE GÜVENMEK
Peki tüm bu çalışmalar, insanların yabancı birileriyle karşılaştıklarında sezgilerine dayanmaları gerektiği anlamına mı geliyor? Aslında demek istenen bu değil çünkü ilk izlenimlere güvenerek karar vermek bazen çok ciddi sonuçlar doğurabiliyor. Örneğin Amerika’da seri katil olarak bilinen Ted Bundy, dışarıdan bakıldığında son derece normal, çekici gözüken biriydi. Ancak kadın kurbanlarından ikisi onunla uzun süreli bir ilişki yaşamışlardı. Bu da demek oluyor ki fiziksel çekicilik veya karizma bazen “soğanın” daha altındaki katmanları gizleyebiliyor.
Yine bu konuda yapılan bir çalışmada, kendisini mutlu hisseden kişilerin sezgilerine dayanarak yaptıkları tahminler, kendini üzgün hissedenlerinkine oranla çok daha doğru çıkıyor. Bu durumun bir açıklaması, kendini üzgün hisseden kişiler, ilk verdikleri karara güvenmeyip, ikinci bir tahminde daha bulunuyorlar ve dolayısıyla yanılabiliyorlar. Ders: Kahırlanırken karar almayın
Yanılma payını göz önünde bulundurmaksızın, sezgilerine fazlaca güvenip hareket eden ve sonrasında da kaybeden kişilere en iyi örnek olarak kumar oynayanlar gösterilebilir. Kumar oynayanlar, herhangi bir mantığa dayanmayan, özünde tamamen şansa dayalı olan bir şeyi, sezgilerini kullanarak kontrol edebileceklerini düşünürler. Örneğin, zarla oynanan bir oyunda, zarı hızlı ve güçlü bir şekilde atarlarsa büyük bir sayı, yumuşak ve yavaş bir şekilde atarlarsa da küçük bir sayı geleceğine inanırlar. Tabi doğal olarak nasıl atarlarsa atsınlar, zar kendi bildiği şekilde dönüyor. Peki sonrasında yanıldığımızı fark etmemize rağmen, neden yine de sezgilerimizle hareket etmeye devam ediyoruz?
MANTIĞIM VE SEZGİLERİM Bir konuda karar almada çatışma yaşıyorsak, bilelim ki savaş sezgilerimle mantığım arasında veriliyor. Sezgilerim kişisel yaşantıdan ve duygulardan beslenir.
Avantajı, hızlı ve çabuk karar almama yaramasıdır. Tehlikeyi çabuk algılamama yarar. Yani, hayatta kalmamı sağlar.
Dezavantajı; verileri atlama olasılığım yüksektir. Mantığım ise çıkarımlara, verilerin analizine ve rasyonel karara dayanır. Yani karar alana kadar iş işten geçmiş olabilir. İdeali her ikisini de kullanabilmek. Olmadı, yazı tura atmak.
Klinik Psik. Doktora Öğr. Perihan Yıllı İlişkilerimizin denge içinde olması, hepimizin arzu ettiği bir durumdur. Bazen öyle durumlar yaşarız ki, şaşırırız ! Keşkeler içinde ” şöyle yapsaydım ya da yapsaydı!” türünden kendimizle konuşur dururuz. Oysa bu iç konuşmaların sonucu etkilemeyeceğinin de farkında olarak. Gerek özel, gerek sosyal ve gerekse iş yaşamımızda mesafelerin nümerik değerlerini bilerek hareket edebilirsek, sanıyorum birçok alanda ciddi anlamda kendimizi de ilişkilerimizi de koruma altına almış olacağız.
ALAN ( Space)
Alan, genellikle kişilerin göremediği ancak hissettiği çizgilerdir. Kişiler bu alana ihtiyaç duyar, bulunduğu her ortamda korumaya ve diğer kişilere hatırlatmaya çalışır. Bu alanın merkezinde kendisi olup sınırları ve çapları kişinin içinde bulunduğu kültürel coğrafyaya göre de farklılıklar gösterir. Kişi bu alan sayesinde çevresinde bulunan kişilere mesajlar iletmektedir.
Edward T Hall bir araştırma gerçekleştiriyor. Araştırma sonucunda kişilerin etrafında bulunan alanları, aralarındaki mesafeyi anlatmak için de İngilizce de “ proximity” yakınlık tanımlamasını kullanmıştır. Bu sınıflandırmaya göre, yakınlık dört grupta değerlendirilmektedir.
İlk 15 cm: Çok özel konuların konuşulduğu,
15-35 cm: Gizli konular, tabular, mahremiyet olarak nitelenen özel durumların paylaşıldığı alan. Bu bölgeye az sayıda arkadaş, sevgili ve eş kabul edilmektedir. Kişilerin temas alanıdır; iki sevgilinin, ebeveyn ve çocukların birbirlerine sarılmaları, öpmelerinin doğal karşılandığı alan.
Kişisel alanda kişilerin egemenlik altında tutmak istedikleri ve kendileri için bir hareket alanı bıraktıkları görülür.
35-60 cm, çok yakın ilişkiler.
60-80 cm, uzak kişisel alan olup arkadaşları kapsamaktadır.
Yakın sosyal alan, 80-140 cm’ dir, iş görüşmeleri ile sosyal görüşmeler için uygundur.
Uzak sosyal alan, 1,5- 2 m. Arasındadır ve iş yeri toplantıları için idealdir.
Gün içi ilişkilerde gerek sosyal gerek özel ve gerekse dış toplum içinde kişiler belirledikleri alanlarını ihlal edilmesinden rahatsızlık duyabilmekteler. Sınırlarını hatırlatmak içi bedensel-jestlerle, sözsüz mimiklerle veya nesnelerden yararlanarak ifade etmektedirler. Bu durumda ilk tepki kişinin mesafeyi açması, uzaklaşarak ayarlaması gerekir. Yine kişiler kendilerine aitlikleri de çeşitli şekillerde ifade ederler, örneğin eşi olduğunu belli etmek için yakasını, saçını, kravatını düzeltme, alyans takma gibi yakınlık düzeylerini ifade ederler. kaynak: pozitif kişisel gelişim facebook sayfası
İçe dönüş sadece nefes teknikleri ve meditasyonla sağlanabilir. Beta seviyesindeki birinin içe dönmesi olanaksızdır. Medite hale geldiğinizde ve farkındalığınız arttığında gelen duyguya bakın. Gelen tüm duygu ve düşünceleri etiketlenmiş haliyle gözlemlersiniz.
Onları yaratan nedenler, insanlar yada deneyimler önemsizdir. Onları tanımlamak için kelimeler kullanmaya, cümleler kurmaya çalışmayın. Sadece soruyu sıcak …tutun. Gelen düşünce ne? Onlar sadece ve sadece duygudur. Onu yaratan şeylere, Ali’lere, Veli’lere dalarsanız vay halinize. Odaklanacağınız şey duygunun kendisidir, onu yaratan şey değil.
Şimdi yapmanız gereken bu tek başına kalan etiketlenmiş duygunun etrafında dolaşan akbabaları gözlemlemek. Bunlar düşüncelerdir. Duygunun etrafında fır dönerler. Onları bir bir ayıklamak zevkli olabilir. Yada alayına birden kışt diyebilirsiniz.
Anlamadığımız şeyin kölesi oluruz. Gelen duyguyu olduğu gibi kabul edin. Zihninizin duruma uygun yorumlar katmasına izin vermeyin, aksi halde duygunun etrafında dolaşan daha fazla akbabayı kendiniz yaratmış olursunuz.
Tüm bu mücadelenin sonunda ulaşacağınız şey “berraklık”tır. Bu berraklık gelen duygu hakkında elde edeceğiniz sonuçtur. Bunu “sakinlik” takip eder. Bunalmamış bir şekilde, duyguyla beraber, “bir” olmaktır bu mertebe. Duygunun doğasını kavrayıp sizde yarattığı etkiyi anlamanız ise kendini bilmektir. Duyguyu kendinizden ayırt etmek ve kurtulmak ise “kurtuluş”tur.
Her hangi bir duygudan kurtuluşa doğru yol almanızı sağlayacak 4 adım vardır:
1 – Tanımla
Gelen duygunun ne olduğunu kavra
2 – Olduğu gibi kabul et
Duyguyu, onu yaratan nedenlerden bağımsız olarak tek başına ve yorum katmadan olduğu gibi kabul et
3 – Sevgiye dönüştür
Duygunun kaynağı yada kendisi ne olursa olsun onu sevgiye dönüştür. Zira sadece 2 tip duygu vardır. Biri sevgi, diğeri ise korku. Diğer tüm negatif duygular korkunun türevleridir.
4 – Bırak gitsin
Şimdi tek başına kalmış, etiketlenmiş ve sevgiye dönüşmüş olan bu duyguyu sonsuzluğa göndermenin vakti geldi. Onu azat edin. Kurtuluş gününüz kutlu olsun
Alıntı
kaynak: facebook sağlıkla kal sayfası
Fatoş Pabuccu Tuncay
Döneminin belki de fikir babası olan Nietzsche, kendi felsefesini geleceğin felsefesi olarak nitelendirmişti. Kimi zaman yokluğa adadıklarıya Nihilizmin öncülerinden sayılan bu deha, insanın eksiklerinden arınarak yaşamasının daha iyi bir dünya yaratacağını düşündü. Fikirleri bazı kesimler tarafından çarptırılsa da asla bir insanın, bir başka insana olan üstünlüğünden söz etmedi.
“Ancak hepiniz beni inkâr ettiğiniz zaman size dönmek isterim. Gerçekten kardeşlerim, o zaman kaybettiklerimi başka gözlerle arayacağım. O zaman sizleri başka bir sevgiyle seveceğim.”
Bizler onu anlamak için ne yaptık?

”İnsanları sevdiğinizi söylüyorsunuz! Ama daha derine indiğinizde sevdiğinizin onlar olmadığını göreceksiniz. Siz bu sevginin içinizde yarattığı duyguları seviyorsunuz..”

“Merhamet, düzenli bir biçimde kendi gücü konusunda bir yanılgı içindedir: Kadın, aşkın her şeye kadir olduğuna inanır; bu, kadının gerçek bir batıl inancıdır. Ah, aşkı bilenler, onun nasıl yoksul, nasıl çaresiz, zorla elde edilmiş ve yanıltıcı olduğunu sonunda öğrenmişlerdir: En iyi, en derin aşklar bile böyledir. Aşk, kurtarmaktan çok mahveder.”

“Hepimizin ruhunda bilgiye, ‘istem’e, değerlere, sözlere, kalıplaşmış kurallara karşı yönelmiş bir şeyler vardır. Fizyolojik açıdan incelendiğinde, bizler ikiyüzlüyüz. Modern ruhun bir tanısı.”

”Aşk ve nefretin yer almadığı bir oyunda kadın orta dereceli bir oyuncudur.”

“Bir derin kuyuya benzer yalnız. Taş atmak kolaydır içine; ama bu taş dibe inecek olursa, söyleyin bana, kim çıkarabilir? Yalnızı incitmekten sakının. Ama incitecek olursanız, eh, artık öldürün de.”


“Biz en çok, görünmeyen ellerce bükülür ve eziyet görürüz.”

“Duygusallık sık sık aşkın büyümesini kolaylaştırır; böylece kök zayıf kalır ve kolayca sökülüp çıkarılır.”

”Yükseldikçe uçma bilmeyenlere daha küçük görünmemiz kaçınılmazdır.”

“Zayıflar bizi kendi gücümüzden utanmaya zorladıkları için kazandılar.”

”Hayran olmada bir masumluk var. Kendilerine de bir gün hayran olunabileceği hiç akıllarına gelmemiş olanlarda bulunur.”

“İki temel sorunu var insanlığın. Adaletsizlik ve anlamsızlık. Birine karşı hukuku bulduk, diğerine karşı sanatı. Ama insanlar hukuka ulaşamadı. Ve sanat insanlara.”

“Biz arzulanana değil, arzulamanın kendisine aşığızdır.”

“Toplumsal hastalıkları iyileştirmek için ihtiyaç duyulan şey, mülkiyetin zor kullanılarak yeniden dağıtımı değil, aklın tedrici dönüşümüdür. Adalet duygusu herkeste daha fazla artmalı, şiddet içgüdüsü ise daha da zayıflamalı.”

“Ey ulu yıldız! Kendilerine ışık saçtıkların olmasaydı,
saadetin nerde kalırdı..”

“Hayatını tekrar tekrar aynı hayatı yaşayacakmışsın gibi yaşa, istemediğin bir durumla karşı karşıya kalmışsan ve buna boyun eğiyorsan, diğer hayatlarında da aynı şeye boyun eğeceğini düşünerek, sen en güzeli boyun eğme, bu böyle gitmez; bir şeyi çok mu istiyorsun, ama buna cesaret edemiyor musun, diğer hayatlarında da bu şeyi çok isteyip hiç bir zaman cesaret etmediğin için ulaşamayacaksın, o yüzden sen en güzeli aş kendini, yap yapmak istediğini ki sonunda en mutlu şekilde yaşayabileceğin bir kısır döngü oluşturabilmiş ol.”

“Yorgun düştüğümüzde, çok uzun zaman önce fethettiğimiz düşünceler bize karşı saldırıya geçer..”
“Cahil bir toplum, özgür bırakılıp kendine seçim hakkı verilse dahi hiçbir zaman özgür bir seçim yapamaz. Sadece seçim yaptığını zanneder. Cahil toplumda seçim yapmak, okuma yazma bilmeyen adama hangi kitabı okuyacağını sormak kadar ahmaklıktır! Böyle bir seçimle iktidara gelenler, düzenledikleri tiyatro ile halkın egemenliğini çalan zalim ve madrabaz hainlerdir!”
kaynak: listeliste
1. Yolda yürürken bulduğun bir kuş tüyünü eve getir, bir vazoya koyabilir, asabilir yada rafta bulundurabilirsin. Bu cennetten sana gelmiş güçlü bir tılsımdır. Bu tarz ruhlardan size verilen işaretleri farketmelisiniz.
2. Nehirlerden taş topla. Büyük güç ve enerjileri vardır.
3. Tüm gücünle diğer insanlara yardım etmeye çalış. Eğer mutluluk veremiyorsan en azından zarar verme.
4. Zorluklar birer formalitedir. Ciddi zorluklar, daha ciddi olsalar bile hala formaliteden ibarettir. Gökyüzü oradadır, bazen bulutlarla kapanmış olsa bile bazen biraz çaba göstererek, mesela bir uçağa binerek aynı mavi gökyüzüne ulaşmak mümkündür. Herkese barış!
5. Bir hayale ulaşmak için bazen tüm gereken bir adım atmaktır. Zorluklardan korkmayın, her zaman vardırlar ve olacaktırlar. Hepinize amaçlarınız doğrultusunda temiz yollar!
6. Ahlaki olarak önceliğiniz başka birine zarar vermemek olmalıdır. Bu prensip oldukça güçlü olmalıdır. Sadece şöyle düşünün: “Hiçbir zaman hiç kimseye zarar vermeyeceğim.”
7. Canlılar için bir mutluluk kaynağı olabilirseniz siz kendiniz en mutlu olursunuz. Ve başkalarına acı çektirirseniz siz kendiniz de acı çekersiniz. Düşünün!
8. Günde en az bir saat sessizliğe zaman ayırın. Buna en az iletişime olduğu kadar ihtiyacınız var.
9. Sevebilme yeteneği Dünya üzerindeki en önemli yetenektir. Herkesi sevmeyi öğrenin, düşmanlarınızı bile.
10. Akarsulara çöp atmayın. Asla! Suyun ruhu çok sinirlenebilir. Ruhu yatıştırmak için ekmek, süt yada para atabilirsiniz.
11. Genelde geçmişimizi “altın çağ” yada “altın günler” olarak adlandırırız. Bu bir hatadır. Hayatımızda yaşanan her an tam olarak altın çağdır.
12. Mükemmel bir din ya da inanç yoktur. Kötü bir din de yoktur. Tanrı bir tanedir. İstediğinize dua edebilirsiniz ancak şu emirleri unutmayın: dürüst yaşa, atalarına saygı göster, ve sev.
13. Eğer Dünya’yı değiştirmeyi amaçlıyorsan önce kendini değiştir. Aşkın ve keyfin enerjilerini öğren. Bunlar bir insanın kilit anlarıdır. Gülümsemek, kahkaha ve keyif almanın çok büyük güçleri vardır. Bunu bir defa öğrendikten sonra kendinize sevginin kapısını açacaksınız.
14. Oldukça güzel bir deyiş vardır: Veren eli kısıtlı görme. Eğer mümkünse zayıf ve ihtiyacı olanlara para ver. Miktarı önemli değil ancak vermiş olmak önemlidir.
15. Hayat çok kısadır. Bunu gözyaşları, kavgalar, küfür ve alkol ile çarçur etme. İyi şeyler yapabilir, çocuk yetiştirir, dinlenir ve daha fazla mutluluk verici şeyler yapabilirsiniz.
16. Eğer sevdikleriniz size suçlu olmadığınız bir şey için kızdılarsa onlara sıkıca sarılın, ve onlar yatışıncaya kadar onları bırakmayın.
17. Ruhunuzda bir sıkıntı bir tükenmişlik hissediyorsanız şarkı söyleyin. Kalbiniz hangi şarkıyı söylemek istiyorsa. Bazen o da konuşabilmek ister.
18. Her zaman hatırla: Doğru din, doğru inanç ya da en becerikli şu veya bu inancın din adamı yoktur. Tanrı birdir. Tanrı dağın tepesindedir. Farklı din ve inançlar bu tepeye ulaşmanın farklı yollarını sunarlar. Kime istersen dua et, ancak bil ki senin asıl amacın günahsız olmak değil, tanrı’ya ulaşmaktır.
19. Eğer bir şey yapmaya karar verdiysen kendinden şüphe etme. Korku seni kendinden ve doğru yoldan saptırmaya çalışacak. Çünkü bu kötülüğün ana silahıdır. Eğer ilk defada başaramadıysan ümidini kaybetme. Her küçük zafer seni daha büyüğüne yaklaştırır.
20. Hayatta çok önemli bir şeyi hatırla. Herkes hakettiğini bulur. Problemlerin ruhuna ve düşüncelerine girmesine izin verme böylelikle problemler vücuduna da ulaşamaz.
21. Hayat sana yüzünü ya da başka bir tarafını çevirmiş olabilir. Ancak sadece çok az kimse aslında hayatı çevirenin gerçekte kendisi olduğunu anlıyabilir. Diğerleri hakkındaki tüm kötü düşünceleriniz size geri dönecektir. Kıskançlık da en sonunda size geri gelecektir. Buna neden ihtiyacınız var? Sakin ve ölçülü yaşayın. Kıskanç olmak iyi bir şey değildir ve hiç gerek de yoktur. Bu adamın büyük bir arabası varsa bu onun yüzünü daha güzel yapmayacaktır. Altın aslında kirli bir metaldir. Kıskanç olmaya ihtiyaç yoktur. Daha fazla gülümseyin ve yabancılar da size gülümseyecektir, hem de sevdikleriniz ve tüm hayatınızla beraber!
22. Size saygı gösterilmesini istiyorsanız başkalarına saygı gösterin. İyilik için iyilik, kötülük içinse bu kötülüğü yoksaymak yapılacak en doğru şeydir. Sizi kötü yapmaya çalışan biri onu yoksaydığınız için kendini gerçekte daha kötü hissedecektir.
23. İçmeyin. Hiç içmeyin! Alkol vücudu, beyni ve ruhu öldürür. Ben yıllardır içmiyorum. Eğer şamansanız veya ruhsal bir insansanız içerek bir süre sonra tüm güçlerinizi bitireceksiniz ve ruhlar sizi cezalandıracaktır. Alkol gerçekten de öldürür, aptalca şeyler yapmayın. Rahatlamak için hamama gidin, eğlence için şarkı söyleyin, iletişim ve ortak bir dil bulabilmek için çay için, ve bir kadını daha iyi tanımak için ona şeker verin!
24. Asla pişmanlık duyma! Ne olursa olsun bu ruhların isteğiyle olur ve bu her zaman en iyisidir.
25. Hayvanlara benzeyen taşları özel bir tören olmadan yerden almayın. Aksi takdirde çok ciddi bir nazara maruz kalırsınız. Eğer böyle bir taş bulduysanız ve yanınıza almak istiyorsanız bulunduğunuz yerin ruh efendisine başvurun ve ona bir teklifte bulunun, ardından bu taşı yerde beyaz bir bezle kaplayın ve böyle alın.
26. Güzel bir müziği dinleyerek kendinizi gün içerisinde aldığınız negatif enerjiden arındırırsınız. Müzik meditasyon gibidir. Sizi kendinize ve hayata geri getirebilir.
27. Kalbinizde her hangi bir baskı olmadan rahat nefes alabilmek için, ağlamayı öğrenin.
28. Eğer durum sizin çözemeyeceğiniz bir hal aldıysa ve hiçbir çıkış yoksa elinizi yukarı kaldırın. Ve elinizi sertçe aşağı indirirken “zıkkımın köküne git” deyin. Çok güzel bir deyiş vardır: Sizi yeyip yutmuş olsalar bile en azından 2 çıkış yolunuz vardır.
29. Kadınlar alışveriş yaparken ailelerinin önlerindeki günlerdeki mutluluğunu satın alırlar. Her bir taze, güzel, olgun ve güzel kokan meyve bu ailede mutlu ve sakin bir hayattır. Erkek, kendi tarafından kadına para sağlamalıdır. Böylece kadın en iyi kalitedeki ürünleri seçebilir. Yiyeceğe harcanan paradan kısan bir aile fakirleşir ve mutsuzlaşır. Bu kısıntı aslında sevdiklerinin mutluluğundan kısılır.
30. Kendinizi yanlış ya da birşey hakkında üzülüyorken bulursanız, vücudunuzu düzgün ve akıcı hareketlerle bir dans formunda hareket ettirin. Kötü enerjinizi yoluna sokup zihninizi çektiğiniz acıdan arındıracaksınız.
kaynak: su perileri
Baş melekleri günler boyunca tek tek tanıttım. Şimdi de sırada hepsini tek yazıda özet olarak toplamak var. Bu yazıyı gözünüzün ö…nünde bir yerde tutarsanız meleklerin görevlerini ve renklerini kısa sürede öğrenebilirsiniz. Keyifli okumalar smile ifade simgesi
Baş Melek Mikail: Diğer baş melekleri yönlendirmek, koruyucu, güç verici, egoyu uzaklaştırıcı, enerjisel temizlik ve kordon bağları, yaşam amacı. Renk: Nazar boncuğu mavisi.
Baş Melek Rafael (İsrafil): Şifa (insanlar, bitkiler, hayvanlar için), üçüncü göz, diyet, spor, sağlıklı yaşam. Renk: Zümrüt yeşili.
Baş Melek Cebrail: İletişim, yazarlık, okul ve eğitim, çocuklar (özellikle ergenlik çağına kadar olanlar), evlat edinme, doğum, çocuk sahibi olma, ebeveynlik. Renk: Bakır rengi.
Baş Melek Azrail: Yaşam koçluğu, danışmanlık, kaybetme acısı (vefat eden sevdiklerimizin ardından hissettiğimiz acı), vefat eden kişinin ruhunu ışığa ulaştırma, kaybolmuş ruhları ışığa ulaştırma. Renk: Yumurta kabuğu rengi (kırık beyaz).
Baş Melek Raziel: Geçmiş yaşamları şifalandırma, ezoterik bilgileri kavrama. Renk: Gökkuşağı
Baş Melek Cofiel: Güzellik (her anlamda – duygu, düşünce, dış görünüş, yaşam alanı vs.), feng shui. Renk: Koyu pembe.
Baş Melek Metatron: Zamanı yönetmek, kutsal geometri, yeni çağ çocukları, ergenlik çağındaki çocuklar. Renk: Mor-Yeşil
Baş Melek Uriel: Hafıza, çözülemeyen sorunları aydınlatma ve çözüme kavuşturma. Renk: Altın sarısı ışık.
Baş Melek Şamuel: Kaybolan herhangi bir şeyi veya birini bulma, hayatımızın işini – eşini – evini vs. bulma. Renk: Açık yeşil.
Baş Melek Ariel: Cesaret, bolluk – bereket, doğa – hayvanlar – bitkiler, odaklanma. Renk: Açık pembe.
Baş Melek Raguel: İlişkiler, adalet, empati. Renk: Açık mavi.
Baş Melek Ceremayel: Affetme, değişim (genel anlamda her türlü değişim), içsel rehberlik. Renk: Patlıcan moru (koyu mor).
Baş Melek Haniel: Zarafet, ayın evreleri, kadınların regl günleri, sükunet, duygular ve bilinçaltı. Renk: Soluk Mavi (aytaşı mavisi gibi).
Baş Melek Zadkiel: Hafıza, şefkat, empati, duru işiti. Renk: Koyu lacivert.
Baş Melek Sandalfon: Müzik, zafer, mucizeler, meditasyonda derinleşme. Renk: Turkuaz.
Baş Melek Nataniel: Geçiş dönemleri, güç, cesaret, dayanıklılık. Renk: Parlak kırmızı.
Baş Melek Galgiel: Işık işçileri, ışık, sevgi. Renk: Güneş ışığı rengi.
Lady Faith: Zarafet, sevginin ve niyetin gücü. Renk: Kırmızıya çalan açık pembe.
Baş Melek Sismo: Güç, azim, dinamizm, şevk, motivasyon, sabır, dirayet. Renk: Cam göbeği mavisi.
Hepimiz için; Keyif ve Kolaylıkla! OLsun heart ifade simgesi
Selestia Hülya Karayel

KIRMIZI

Kırmızı, tansiyonu yükseltir, kan akışını hızlandırır ve iştahı açar. O yüzden dünyadaki gıda firmalarının çoğu logolarında kırmızı rengi tercih eder.

Mavi’nin üzerimizde sakinleştirici etkisi vardır. Batı’da bu yüzden intiharları azaltmak için maviye boyanan köprüler vardır.

Yeşil, güven verir. O yüzden bankaların logolarında en çok tercih ettikleri iki renkten birisidir.

Siyah, konsantrasyonu en çok getiren renktir. Einstein konsantre olabilmek için perdeleri siyah, gün ışığı olmayan bir odaya girer ve öyle düşünürmüş.

Beyaz, istikrarı ve devamlılığı simgeler. İş görüşmelerinde beyaz giymeniz “yavaş ama kalıcı, devamlı bir personel” izlenimi verecektir.

Sarı, geçiciliğin ve dikkati çekiciliğin ifadesidir. O yüzden neredeyse tüm dünyada taksiler sarıdır.


Kahverengi, bulunduğu ortamda insanın hareketlerini hızlandırır. Bundan dolayı, restoran ile kafelerin iç mekanlarında ahşap ve kahverengi tercih edilir.


Mor, nevrotik duyguları açığa çıkardığı, insanları bilinç altında korkuttuğu tespit edilen bir renk. Birçok intihar vakasında insanların tüm eşyalarının mor olduğu gözlenmiştir
Buraya iyi bir eş, iyi bir anne-baba, iyi bir çocuk, abi, abla olmak için gelmedik.. Buraya iyi bir çalışan, iyi bir arkadaş, iyi bir sevgili, iyi bir komşu vs…… olmak için de gelmedik.
Buraya sadece KENDİMİZ olmak, olabilmek için geldik. Bunu başardığımızda zaten HER ŞEY olacağız.. Hepimiz sonsuz BİR’liğin içinde, ama kendi zihnimizin içinde dönüp duran, duygularımızın yörüngesine asılı BİR dünyada yaşıyoruz. Yani hepimiz KENDİ dünyamızda yaşıyoruz. Ve o dünyada BİZ’den başka hiçbir şey yok.
Oyunu oynayabilmek için, dilediğimiz gibi görmeyi seçtiğimiz, dilediğimiz gibi roller verdiğimiz, başkaları dediğimiz, zihnimizde yarattığımız insanlar var. Benim dünyamda anne rolü verdiğim insan, belki senin dünyanda yoldan geçen biri. Benim dünyamda baba rolü verdiğim insan, belki senin dünyanda iyi bir dost. Benim dünyamda sevgili rolü verdiğim insan, belki senin dünyanda nefret ettiğin biri. Benim dünyamda kardeş rolü verdiğim insan, belki senin dünyanda hiç var olmadı, tanımadın bile.
Yani zihinlerimiz de (dünyalarımız da) içi içe geçmiş durumda, ki zaten tek bir ZİHİN var. Yukarıdaki şekilde olduğu gibi, kendi yarattığımız dünyamız, yani zihnimiz, diğer dünyalarla, yani zihinlerle iç içe geçmiş durumda. Kimiyle çok yakın, kimiyle çok uzak.. Bazılarıyla kesişmiyor bile, örn. Amerika’da yaşayan Daniel adlı kişi, benim için hiç varolmadı, çünkü dünyamda yok. Eğer ben zihnimde, yani dünyamda onu yaratırsam, bir şekilde girecek dünyama. Ya da ortak zihine, ortak bilince, BİRLEŞİK ALAN’a ulaşmayı başarırsam varlığını bileceğim.
Ama bu KENDİMi BİLME bilinci şeklinde ortaya çıkacak, çünkü zaten BEN’den başka hiçbir şey olmadığını deneyimleyeceğim. Sonuç olarak şu an yaşadığın, içinde bulunduğun, ama aslında zihninin içinde bulunan dünyada SEN’den başka kimse yok.. Tek bir zihnin, özgür yaratıcısısın sen. Kendi yaratımlarına esir olma, dünyana bir bak, her ne varsa, kim varsa sen yarattın. Seni engelleyenleri de, seni destekleyenleri de, sevdiklerini de, sevmediklerini de.. Ve hepsi, her şey, tüm yaratımların, sadece KENDİN OLABİLMEK içindi. Şimdi bir daha bak zihnine, yani etrafına, dünyana.. Bunu engelleyen her ne varsa şimdi değiştirme vaktidir. Ama oyunu böyle oynamak daha eğlenceli benim için hala diyorsan, sen bilirsin..
Ben de kendi kendime yazıyordum zaten :))
Dünyaca ünlü “anti-aging” uzmanı Dr. Nicholas Perricone’un yaşam boyu kırışıksız bir yolculuğu başlatmak, beslenmede doğru seçimleri yapmak için 20 yıllık bilimsel araştırmalarına dayanan “Perricone’un Reçetesi” adlı yeni kitabı çıktı.
“Kırışıklık Kürü” adlı ilk kitabı ABD’de 3 ayda 800 bin satış rekoruna ulaşan ve 14 dile çevrilen Dr. Perricone’un, Prestij Yayınları’ndan çıkan ikinci kitabı “Perricone’un Reçetesi”nde, yüz ve vücut güzelliği için önerdiği 28 günlük program yer alıyor.
İnsanların seçimleriyle 80’lere kadar sağlıklı ve aktif kalmayı, 70’inden sonra yeni bir kariyere başlamayı, zihinsel fonksiyonların 60-70’li yaşlarda en üst sınırda olmasını sağlayabileceklerini anlatan Dr. Perricone, beslenmenin yaşlanmaya karşı en güçlü silah olduğunu vurguluyor.
Dr. Perricone, vücudun istikrarlı şekilde yüksek kaliteli proteine ve doğru yağlara ihtiyaç duyduğunu, ihtiyaç duymadığı tek besin türünün ise şeker, pirinç, makarna ve patates gibi yiyeceklerde yer alan yüksek glisemik karbonhidrat olduğunu belirterek, bunların cildin en büyük düşmanı olduğunu vurguluyor.
Dr. Perricone, kırışık önleyici diyette karbonhidratların yalnızca tahıl, hazır olmayan yulaf, mercimek ve baklagillerlerden alınmasını öneriyor.
Yağdan korkmayın
Yüksek kaliteli protein yememenin, hücrelerin bozulmasına ve vücudun onları onarmada yetersiz kalmasına yol açtığına işaret eden Dr. Perricone, yağla ilgili şu görüşlere yer veriyor:
“Çoğumuz yanlış şekilde yağın bizi şişmanlattığını düşünerek yağ yemekten çekiniriz. Kültürümüzde dal budak sarmış yağ korkusu ve nefreti tehlikelidir. Temel yağ asitleri, hücrelerin fonksiyonlarını sağlıklı bir şekilde yerine getirebilmesi için önemlidir. Vücudumuz iyi yağlanmış bir makinaya ihtiyaç duyar.” Dr. Perricone, doymuş yağlardan uzak durulmasını ve doymamış yağlara yönelinmesini tavsiye ediyor.
Kırışık önleyici yiyecekler
Taze ve dondurulmuş yiyeceklerin tercih edilmesini, konservelerden ve kurutulmuş meyvelerden kaçınılmasını öneren Dr. Perricone, kırışık önleyici yiyeceklerin, kiraz, vişne, greyfurt, armut, erik, şeftali ve portakal olduğunu belirtiyor.
Yeterli protein almayan vücudun “hızlandırılmış yaşlanma moduna” girdiğini belirten Dr. Perricone, kasların, organların, kemiklerin, kıkırdak, cilt ve bizi hastalıklardan koruyan antikorların hepsinin proteinden yapıldığını vurguluyor.
Dr. Perricone, bu nedenle özellikle yüksek kaliteli protein barındıran bütün balıkların tüketilmesini öneriyor.
Kaçınılması gerekenler
Dr. Perricone, sigara ve alkolden uzak durulmasını, günde en az 8-10 bardak su içilmesini ve yeterli uyku alınmasını da tavsiye ediyor.
“Yüz cildini yaşlandıran yaşlanma süresi değil, cilde davranış şeklimizdir” diyen Dr. Perricone, zamana bağlı olan içsel yaşlanmanın yanı sıra, güneşe maruz kalma, sigara içme, çevresel toksinler, aşırı alkol tüketimi, stres, sert sabunlar ve deterjanlar, uykusuzluk, yanlış kozmetikler ve özellikle A, C ve E vitaminleri ile folik asit yönünden yoksul, yağ ve tuz açısından zengin bir diyetin yaşlanma sürecine destek veren dış etkenler olduğunu kaydediyor.
Dr. Perricone, genç görünmek için sofra şekeri, bal, pekmez, çikolata, mısır, makarna, pilav ve ekmek gibi yiyeceklerden uzak durulmasını öneriyor.
kaynak: sağlıkla kal facebook sayfası
Fatoş Pabuççu Tuncay

Mümkün olduğunca size benzeyen, ortak ilgi alanlarını, ortak öz değerleri paylaştığınız kişiyle evlenin.
Evleneceğiniz kişinin değişme ihtimali üzerine hayaller kurmayın.
Aşkın gözünüzü kör etmesine izin vermeyin, arkadaş olabileceğiniz biriyle evlenin.
İletişim kurmakta zorlandığınız bir partner seçmeyin, sessizlik evlikte ölümcül sonuçlara yol açabilir.
İlişkilerinizde skor tutmaktan kaçının, evlilikte yüzde elli-elli kuralı çalışmaz, verdiğiniz oranda geri almayı beklemeyin. Bazen senelerce yüzde onla yetinmek zorunda kalabilirsiniz.. Kariyerinizi finansal getirisi için değil, sağlayacağı kişisel tatmin ve içsel ödüller doğrultusunda seçin.
Yokluk içinde büyümüş olsanız bile, en öncelikli hedefiniz para kazanmak olmasın. Sadece maddi nedenlere odaklanarak seçeceğiniz meslek sizi asla mutlu etmeyecek. Gelecekteki olası kazancınızı hesaplayarak kariyer seçmek yerine daha derin bir amaca hizmet edecek gerçek tutkunuzu keşfedin, tutku ile severek çalıştığınızda, gün gelir kazancınız sizi şaşırtabilir.
Sizi mutlu edecek işi aramaktan hiçbir zaman vaz geçmeyin. Henüz bulamamış olsanız da pes etmeyin.
Duygusal zeka, diğer her türlü zekadan daha üstündür. En teknik mesleklerde dahi insan ilişkileri sorunlu olanlar başarısızlığa mahkumdur. İletişiminizi, sosyal ilişki becerilerinizi geliştirin.
. Kaybedecek zamanınız yok.
Zamanınız çok kısaymışçasına yaşayın, çünkü zaten öyle. Vaktinizin kısa olduğunu depresyona girmek için değil, harekete geçmek için hatırlayın. Önemsediğiniz ne varsa hemen, şimdi yapın.
Kaygıyla geçen vakit, boşa geçmiş demektir. Endişelenmek yerine önlem alın.
Mutluluk, şartlar mükemmel olduğunda ortaya çıkan bir durum değil, bir seçimdir. İçine düştüğünüz yaşam mücadelesi ne kadar zorlu olursa olsun, er yada geç mutlu olmaya karar vermelisiniz.
Küçük düşünün. Ömrünüzün büyük kısmında küçük lezzetlerin, anlık sevinçlerin imzası var, tadını çıkarın.
. Pişmanlıklarla yaşamayın. Hayatta hemen her şey unutulabilir, silinebilir veya bedeli ödenebilir.
Aynı anda iki farklı yöne gidemeyişi belki de insanın karşı karşıya kaldığı en acımasız ikilem. Bir gün bir yerde seçim yapmak zorundasınız. Kendinizi kandırmayın, vermediğiniz her karar aslında yine bir seçimdir.
Fırsatlara ‘Evet’ deyin. Reddetmek için gerçekten geçerli bir nedeniniz yoksa gelen önerileri kabul edin.
Aynı bedenle yüz yıl geçireceğinizi düşünerek hareket edin, vücudunuzu yıpratmayın. Sağlıklı yaşam tercihininiz, geleceğe yatırımınızdır.
Daha fazla seyahat edin. Eğer gerekiyorsa başka planlarınızdan feragat ederek sık sık yolculuğa çıkın. Geriye dönüp baktığınızda, yaşamınızın en ilginç, en vurucu anılarının seyahat maceraları olduğunu fark edeceksiniz.
(Prf. Karl Pillemer Yaşam için 30 Ders adlı kitabından)