Erkeklerin “Kendine Güvenen” Kadınlardan Hoşlanmamasının 17 Sebebi

İster ataerkil toplum deyin, ister eğitimsizlik,i isterse de bilinçsizlik, ama şurası bir gerçek ki erkekler  kadınların kendilerinden daha iyi olmasına tahammül edemiyor. Mesela kadın müdür altında çalışmaktan gocunuyor, karısının kendinden fazla para kazanmasını sindiremiyor, sevgilisinin kariyeri kendininkinden iyi olsun istemiyor.

Bu eziklik nedir, ne değildir sorulayacak değilim, kaldı ki bu konu yeterince sorgulanıyor. Ben size erkeklerin neden kendine güvenen kadınlardan çekindiğini ve hatta korktuğunu açıklayacağım.

1. Kendine güvenen kadın tam bağımsızdır, kendi kararlarını kendi verir, oysa erkek son karar mercii olmak ister.

Kendine güvenen kadın tam bağımsızdır, kendi kararlarını kendi verir, oysa erkek son karar mercii olmak ister.

2. Sevgilisinin, eşinin iznini almak gibi saçma bir şeye ihtiyacı yoktur, o sadece tebliğ eder oysa erkek “tamam gidebilirsin” demeyi ister.

Sevgilisinin, eşinin iznini almak gibi saçma bir şeye ihtiyacı yoktur, o sadece tebliğ eder oysa erkek “tamam gidebilirsin” demeyi ister.

3. Kendine güvenen kadın, tek başına eğlenmeyi, gezmeyi, tatile gitmeyi sever, oysa erkek kendisi olmadan kadının bir hiç olduğunu düşünmek ister.

Kendine güvenen kadın, tek başına eğlenmeyi, gezmeyi, tatile gitmeyi sever, oysa erkek kendisi olmadan kadının bir hiç olduğunu düşünmek ister.

4. Bu kadınlar son derece başarılı olurlar, kendi ayakları üzerinde durmasını bilirler, oysa erkek yanından çekilince kadın devrilsin ister.

Bu kadınlar son derece başarılı olurlar, kendi ayakları üzerinde durmasını bilirler, oysa erkek yanından çekilince kadın devrilsin ister.

5. Kendine güvenen kadınlar önceliklerini çok titiz bir şekilde çok önceden belirlemişlerdir, oysa erkek kendi öncelik sıralamasının tek sıralama olmasını ister.

Kendine güvenen kadınlar önceliklerini çok titiz bir şekilde çok önceden belirlemişlerdir, oysa erkek kendi öncelik sıralamasının tek sıralama olmasını ister.

6. Kendine güvenen kadınlar kesinlikle muhtaç değillerdir, oysa erkek kadın kendisine bağımlı olsun ister.

Kendine güvenen kadınlar kesinlikle muhtaç değillerdir, oysa erkek kadın kendisine bağımlı olsun ister.

7. Kendine güvenen kadınlar hayatlarının tüm kontrolünü kendi ellerinde bulundurur, oysa erkek dizginleri (!) elinde tutmak ister.

Kendine güvenen kadınlar hayatlarının tüm kontrolünü kendi ellerinde bulundurur, oysa erkek dizginleri (!) elinde tutmak ister.

8. Kendine güvenen kadınların hayata dair planları, hedefleri, amaçları vardır, erkek bunları kendi belirlemek ister.

Kendine güvenen kadınların hayata dair planları, hedefleri, amaçları vardır, erkek bunları kendi belirlemek ister.

9. Kendine güvenen kadınların tek sınırı hayal güçleridir, oysa erkek kadının önünde bir duvar gibi dikilmeyi ister.

Kendine güvenen kadınların tek sınırı hayal güçleridir, oysa erkek kadının önünde bir duvar gibi dikilmeyi ister.

 10. Kendine güvenen kadınlar yeni şeyler yapmak, yeni yerler görmek, yeni insanlar tanımak için can atar, oysa erkek hepsine yeteceğini düşünür.

Kendine güvenen kadınlar yeni şeyler yapmak, yeni yerler görmek, yeni insanlar tanımak için can atar, oysa erkek hepsine yeteceğini düşünür.

11. Kendine güvenen kadın kıskanmaz, baskı kurmaz, sıkıştırmaz, oysa erkek sahiplenmeye bayılır.

Kendine güvenen kadın kıskanmaz, baskı kurmaz, sıkıştırmaz, oysa erkek sahiplenmeye bayılır.

12. Kendine güvenen kadının kendine ait sözleri, düşünceleri, fikirleri vardır, oysa erkek kendi fikirlerinin kabullenilmesini bekler.

Kendine güvenen kadının kendine ait sözleri, düşünceleri, fikirleri vardır, oysa erkek kendi fikirlerinin kabullenilmesini bekler.

13. Kendine güvenen kadınların bir hayatı vardır, oysa erkek kendi hayatından arta kalanları yaşasın ister.

Kendine güvenen kadınların bir hayatı vardır, oysa erkek kendi hayatından arta kalanları yaşasın ister.

14. Kendine güvenen kadınlar ilişkideki, evlilikteki sorunların çözümü, kararların alınması için oturup konuşmayı ister, oysa erkek söylediğinin yapılmasını.

Kendine güvenen kadınlar ilişkideki, evlilikteki sorunların çözümü, kararların alınması için oturup konuşmayı ister, oysa erkek söylediğinin yapılmasını.

15. Kendine güvenen kadınlar hayatın her alanında, evde, işte, eğlencede, kazançta, vs. başarılıdır, oysa erkek kendi başarılarının takdir edilmesini ister.

Kendine güvenen kadınlar hayatın her alanında, evde, işte, eğlencede, kazançta, vs. başarılıdır, oysa erkek kendi başarılarının takdir edilmesini ister.

16. Kendine güvenen kadın cinselliğini keşfeder ve onu yaşar, oysa erkek cinselliği kendisinin mutlu edilmesi olarak görür.

Kendine güvenen kadın cinselliğini keşfeder ve onu yaşar, oysa erkek cinselliği kendisinin mutlu edilmesi olarak görür.

17. Ve son olarak kendine güvenen kadın güçlüdür, erkek bunu bilmek dahi istemez.

kaynak: onedio

Valla her yere beni yanında taşıyan ek başına bir yere gitmeyen, benim de gitmeme arıza çıkaran erkekle işim olmaz.anette

Kendi Küçük Dünyasına Sıkışıp Kalanları Bekleyen 14 Tehlike

Dünya bir insan için neredeyse ucu bucağı olmayan bir yer. Bugün her yerini gezip göreyim deseniz ömrünüz vefa etmeyebilir. Ancak yine de nereden başlasam kardır diye düşünebilirsiniz. Bir de bunun tam tersi, yani kendi küçük dünyasına sıkışıp kalan insanlar var ki onlar için tehlike büyük.

Her yerine gidemeseniz de, dünyanın sadece kendi etrafınızla sınırlı olmadığını unutmayın. Gezi, görün, tanıyın, bilin… Ve daha bir sürü şey.

1. Tanıdığınız, tanıyacağınız insan sayısı son derece sınırlı bir çevrede kalacaktır.

Tanıdığınız, tanıyacağınız insan sayısı son derece sınırlı bir çevrede kalacaktır.

Bir süre sonra nereye gitseniz aynı simaları görür olacaksınız.

2. Kişisel gelişiminiz önce yavaşlayacak ardından duraklama evresine gireceksiniz.

Kişisel gelişiminiz önce yavaşlayacak ardından duraklama evresine gireceksiniz.

Sürekli aynı kişilerle, aynı konuları konuşmak, sadece çevrenizde olan bitenlerle ilgilenmek kişisel ve insani gelişiminizi akamete uğratacaktır.

3. Yavaş yavaş içine kapanık biri olup çıkacaksınız.

Yavaş yavaş içine kapanık biri olup çıkacaksınız.

Çünkü çevreniz size yetmemeye başlayacak, yeni şeyler görme ihtiyacınızı giderememek sizi içinize dönmeye zorlayacak.

4. İçinizde hep dolduramadığınız bir boşluk kalacak.

İçinizde hep dolduramadığınız bir boşluk kalacak.

Belki ne olduğunu bile bilemediğiniz, kısılı kaldığınız küçük çevrenin asla doldurmaya yetmediği bir boşluk. Günden güne büyüyen.

5. Kendinizi en mutlu hissettiğiniz anlarda bile “eksik bir şey mi var?” hissiyatına engel olamayacaksınız.

Kendinizi en mutlu hissettiğiniz anlarda bile “eksik bir şey mi var?” hissiyatına engel olamayacaksınız.

Eksik kalmaktır sizin başınıza gelen.

6. Duygularınız bir yere kadar gelip tıkanacak.

Duygularınız bir yere kadar gelip tıkanacak.

 Birçok duygudan mahrum kalacaksınız, küçük dünyanızın verdiği tatmin hissi de küçük olacaktır.

7. Asla uçlarda yaşama hissine vakıf olamayacaksınız.

Asla uçlarda yaşama hissine vakıf olamayacaksınız.

Bir dağa tırmanmanın, kayak yapmanın, yamaç paraşütü yapmanın, bir çölde mahsur kalmanın ne demek olduğunu hiç bilemeyeceksiniz. Hadi bunlar çok uç örnekler ama siz, sizden farklı bir dili konuşan insanla anlaşmaya çalışmanın verdiği hazzı da yaşayamayacaksınız.

8. Zamanınızın çoğunu aynı sorunların, aynı hikayelerin farklı versiyonlarını dinleyerek geçireceksiniz.

Zamanınızın çoğunu aynı sorunların, aynı hikayelerin farklı versiyonlarını dinleyerek geçireceksiniz.

Küçük çevrenizde yaşanan olaylar aynı, sadece oyuncular farklı olacak. Her defasında bir ayrılık hikayesi dinleyeceksiniz, ama ayrılanlar farklı olacak.

9. Son derece tanıdık, güvenli, rahat ve küçük çevreniz sizi köreltecek.

Son derece tanıdık, güvenli, rahat ve küçük çevreniz sizi köreltecek.

Tanıdığınız insanlarla, tanıdığınız yerlerde, bildik konuları konuşmak bir süre sonra sizi yumuşatacak ve hissizleşeceksiniz. Körelmeye ve belki nasır tutmaya başlayacaksınız.

10. Başka açılardan bakmak artık sizin için söz konusu olmayacak.

Başka açılardan bakmak artık sizin için söz konusu olmayacak.

Çünkü farklı bakış açıları kazandıracak, yeni ufuklar keşfettirecek şeylerden o kadar uzaksınız ki yorumlarınız, değerlendirmeleriniz hep aynı çerçeveden çıkacak.

11. Ve perspektifiniz kaybolacak.

Ve perspektifiniz kaybolacak.

Size tanıdık gelmeyen hiçbir sorun, problem, sıkıntı, dert, tasa, vs. hakkında yorum yapamaz hale geleceksiniz. Çünkü bilmiyorsunuz, tanışmamışsınız, karşılaşmamışsınız…

12. “Sevgili geri dönüşüm tesisi” haline geleceksiniz.

“Sevgili geri dönüşüm tesisi” haline geleceksiniz.

Eski sevgilileriniz ile bir küs bir barışık, ama asla hayatınıza farklı biri girmeden yolunuza devam edeceksiniz. Başka biri diye biri yok ki?

13. Özel hayat diye bir şey yok, olmayacak.

Özel hayat diye bir şey yok, olmayacak.

 Küçücük çevrenizde başınıza gelen özel şeyleri ne kadar özel tutmaya çalışsanız da yayılacak, duyulacak. Özel hayatınız sanki bir ünlüymüşsünüz gibi kamuya mal olacak.

14. Ve bir süre sonra artık yeni şeyler keşfetme, görme, yaşama arzunuzu kaybedeceksiniz.

Ve bir süre sonra artık yeni şeyler keşfetme, görme, yaşama arzunuzu kaybedeceksiniz.

Konfor alanınızdan çıkmak artık iyice zor gelmeye başlayacak. Edindiğiniz bu güvenli alışkanlık sizdeki yeni şeyler korkusunu körükleyecek. Ve bir de bakmışsınız ki her şey için çok geç.

Bonus – Geç olmadan harekete geçin, küçük dünyanızı genişletmenin çarelerini arayın.

kaynak: onedio Tek başınalık konusunda aşırıya kaçmayın sonra afanızı yersiniz maazallah Anette

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Her Birinden Ayrı Ders Çıkaracağınız 16 Bilgelik Hikayesi

1. Han ve Yolcu

Han ve Yolcu

Günlerden bir gün, zamanın ünlü bir bilgesi hükümdarın sarayının kapısına geldi. Muhafızların hiçbirisi saygıları nedeniyle onu durdurmaya çalışmadı. Bilge, sonunda hükümdarın tahtında oturduğu odaya girdi. Ziyaretçisini hemen tanıyan kral saygıyla ayağa kalkıp sordu:

“Ne istiyorsun? Sana nasıl yardım edebilirim?”

“Bu handa uyuyacak bir yer istiyorum” cevabını verdi bilge.

“Ama burası han değil ki” dedi kral hafif kızgınlıkla, “Benim sarayım.”

“Sorabilir miyim: Senden önce bu sarayda kim yaşıyordu?”

“Babam. O öldü ama.”

“Ondan önce kim yaşıyordu?”

“Büyükbabam. O da öldü.”

“O zaman burası insanların kısa bir süreliğine gelip kaldığı, sonra da terk edip gittiği bir yer demek ki. Neden ona han demeyeyim?

2. Deneyim

Deneyim

60’lik ünlü ressam, bir lokantaya girer. Gerçi cebinde parası yoktur ama aldırmaz. Lokantacıya yapacağı portresine karşılık yemek yemek istediğini söyler. Güzelce karnını doyurur. Sonra bir çırpıda lokantacının portresini çizerek masaya bırakır. Kalkarken adam gelir, resme bakar, beğenir.

“Güzel ama” der lokantacı “Bir dakikada yaptınız bunu, oysa bir saattir yiyorsunuz”.

Ressam:
“Bir dakika değil, 60 yıl ve bir dakika” diye karşılık verir.

3. Dilenci ve Turgenyev

Dilenci ve Turgenyev

Büyük Rus yazarı Turgenyev, soğuk bir akşamüstü evine doğru yola çıkmış. Yolda bir dilenci kendisinden para istemiş. Bütün ceplerini kurcalayan Turgenyev, ne yazık ki hiç para bulamamış. Bunun üzerine kendisine uzatılan soğuk elleri kendi elleriyle ısıtarak:

“Kusura bakma kardeşim sana verecek bir şeyim yok” demiş.

Dilenci; “Verdiniz ya efendim” demiş. “Bana kardeşim dediniz.”

4. Thales’ten Bir Öğüt

Thales'ten Bir Öğüt

Biri Thales’e sorar;

“Sana göre dünyada biricik devamlı olan şey nedir?”

“Ümit” diye cevap verir düşünür. “Zira bizi en son bırakan budur.”

“Peki, öyleyse en kolay olan şey nedir?” diye sorulunca,

“Başkasına nasihat vermek” diye karşılık verir.

5. Deniz Yıldızı

Deniz Yıldızı

Bir adam okyanus sahilinde yürüyüş yaparken, denize telaşla bir şeyler atan birine rastlar. Biraz daha yaklaşınca bu kişinin, sahile vurmuş deniz yıldızlarını denize attığını fark eder ve;

“Niçin bu deniz yıldızlarını denize atıyorsun?” diye sorar.

Topladıklarını hızla denize atmaya devam eden kişi; “Yaşamaları için” yanıtını verince, adama şaşkınlıkla:

“İyi ama burada binlerce deniz yıldızı var. Hepsini atmanıza imkan yok. Sizin bunları denize atmanız neyi değiştirecek ki ?” der.

Yerden bir deniz yıldızı daha alıp denize atan kişi,

“Bak onun için çok şey değişti,” karşılığını verir…

6. Büyük İskender’in Aristo’ya Mektubu

Büyük İskender'in Aristo'ya Mektubu

Büyük İskender, büyük filozof Aristo’ya bir mektup yazıp sorar:

“Zaptettiğim topraklardaki insanları tahakkümüm altında tutabilmek için neler yapmalıyım?”

1- Ülkenin ileri gelen insanlarını sürgüne mi göndereyim?

2- Ülkenin ileri gelenlerini hapse mi atayım?

3- Ülkenin ileri gelenlerini kılıçtan mı geçireyim?

Aristo’dan cevap gelir:

1- Sürgünde toplanıp sana karşı başkaldırırlar.

2- Hapishaneler militan yuvası olur, kontrolden çıkar.

3- Onlardan sonraki kuşak intikam hırsıyla büyür, tahtını sallar.

Aristo, çözüm olarak şu tavsiyede bulunur:

İnsanların arasına nifak tohumları ekeceksin. Birbirleriyle savaşınca, hakem olarak kendini kabul ettireceksin. Ama anlaşmaya giden bütün yolları tıkayacaksın!

7. Alışkanlıklar

Alışkanlıklar

Bir bilgenin öğrencileri bir gün sormuşlar:

“İnsanlar neden kötü alışkanlıkları daha kolay ve iyi alışanlıkları daha zor edinirler? Neden iyi alışkanlıklarını uzun süre muhafaza “edemiyorlar?

Yaşlı bilge:

“Peki ben size şöyle bir soru sorayım: Eğer iyi tohumu güneşte bırakırsak ve kötü, çürümüş tohumu toprağa gömersek ne olur sizce?” demiş.

“İyi tohum  kuruyacak güneşte, kötü tohum ise hastalıklı filizler verecek
ve sağlıklı bir meyve oluşmayacak” diye cevaplamış öğrenciler.

Bilge devam etmiş:

“İnsanlar da bu şekilde davranır: İyilikleri ruhlarında saklayıp filizlerini
büyütmektense açığa çıkarıp kayıp ediyorlar. Diğer yandan da  günahlarını ve kötü taraflarını başkalarından saklamak için içlerinde gizliyorlar. Onlar orada büyüyüp insanı kalbinden yok ediyorlar… Ancak siz, bilge olun…”

8. Mutluluğun Sırrı

Mutluluğun Sırrı

Bir genç bir zamanlar mutluluğun sırlarını öğrenmek istemiş. Bir
bilge aramış. Sormuş,  soruşturmuş falanca kişidir demişler. Ayrıca kırk günlük mesafedeki bir köşkte yaşadığını da öğrenmiş.  Üşenmemiş, yola çıkmış ve bilgeyi bulmuş. Bilge, onu bir güzel ziyafetle ağırlamış, isteğini sormuş:

“Mutluluğun sırrı” demiş delikanlı ” bana bunu öğret.”

Bilge bu sırrı vermeyi kabul etmiş.

Delikanlının eline bir kaşık vermiş, iki damla sıvı yağı da kaşığın içine koymuş.

“Köşkümü bir güzel gezeceksin ancak bu yağı dökmeyeceksin”  demiş.

Delikanlı sarayı geziyormuş ama gözü devamlı kaşıktaymış. Dönmüş gelmiş. Bilge sormuş.

“Salondaki Acem halılarını gördün mü, kütüphanedeki şömineyi fark ettin mi, bahçedeki gülleri gördün mü?” şeklinde bir yığın ayrıntı sormuş. Utanan delikanlı, hiçbir şey görmediğini itiraf etmiş. Çünkü sadece yağa bakıyormuş.

Bilge şöyle demiş;

“Öyleyse git şimdi daha dikkatli olarak köşkümün harikalarını gör. Oturduğu evi tanımadan o insana güvenemezsin”.

İçi rahatlayan delikanlı, kaşık elinde gördüğü her şeyi hafızasına adeta kazırcasına dikkat etmiş, gördüklerini bir güzel anlatmış.

Bilge;

“Peki sana emanet ettiğim iki damla yağ nerede? diye sormuş.

Kaşığa bakan delikanlı, iki damla yağın dökülmüş olduğunu görmüş.

Bilgeler bilgesi demiş ki;

“Mutluluğun sırrı, dünyanın bütün harikalarını görmektir ama iki damla yağı unutmadan”.

 

9. Kuyu

Kuyu

Günlerden bir gün, köylerden birinde bir çiftçinin eşeği kör kuyuya düşer. Eşek saatlerce acı içinde kıvranır ve bağırır. Sesini duyan sahibi gelip baktığında zavallı eşeği kuyunun dibinde görür.

Çaresiz çiftçi köylüleri yardıma çağırır. Köylüler kör kuyudaki eşeği kurtarmak için ne yapacaklarını düşünürler ama sonuçta onu kurtarmanın imkânsız olduğuna ve bunun için çalışmaya değmeyeceğine karar verirler.

Tek çare, kuyuyu toprakla örtmektir. Herkes ellerine aldığı küreklerle etraftan kuyunun içine toprak atar. Zavallı hayvan, üzerine gelen toprakları, her seferinde silkerek dibe döker. Bir süre sonra ise ayaklarının altına aldığı toprak sayesinde her an biraz daha yükselir ve sonunda yukarıya kadar çıkar. Köylüler kuyudan dışarı çıkan eşeğe çok şaşırır.

İşte hayat da bazen bizim üzerimize yüklenir ve üzerimiz toz toprakla örtülüyormuş gibi olur. Bunlarla baş etmenin tek yolu, yakınıp sızlanmak değil, düşünüp silkinmek ve kurtulmak, aydınlığa adım atmaktır. Kör kuyuda olsak bile…

10. Mertlik

Mertlik

Geçmişin büyük bilginlerinden biri, yorgun bitkin bir halde uzun bir yolculuktan dönmüş, ter ve kir ağırlığı da buna eklenmişti. Yurduna yuvasına kavuşan bilginin ilk işi hamama gidip kendisine en fazla rahatsızlık vermiş olan kir ve terden kurtulmak oldu. Hamamda kendisini yıkayan tellak görgüsü kıt biriydi. Yıkanma kesesine dolan avuç avuç kirleri suya tutacağına “Ne kadar kirlisin” der gibi bilgin zatın önüne yığıyordu. Keseleme işi devam ederken, tellak keselediği şahsın ilim sahibi biri olduğunu öğrenince,

“Efendim madem siz derin bir bilginsiniz ‘mertlik nedir?’ bana açık seçik anlatır mısınız?” dedi. Yıkanmakta olan büyük bilgin tellağa bir incelik dersi vermenin fırsatını yakalamıştı Şöyle dedi:

“Mertlik, kimsenin ayıp ve kusurlarını yüzüne vurmamak, kirlerini kendisine göstermemektir”

11. Sevgi

Sevgi

Bir gün sormuşlar ermişlerden birine:

“Sevginin sadece sözünü edenlerle, onu yaşayanlar arasında ne fark vardır?” Bakın göstereyim demiş, ermiş. Önce sevgiyi dilden gönüle indirememiş olanları çağırarak onlara bir sofra hazırlamış. Hepsi oturmuşlar yerlerine. Derken tabaklar içinde sıcak çorbalar gelmiş ve arkasından da derviş kaşıkları denilen bir metre boyunda kaşıklar.

“Ermiş bu kaşıkların ucundan tutup öyle yiyeceksiniz” diye bir de şart koymuş. “Peki” demişler ve içmeye teşebbüs etmişler. Fakat o da ne? Kaşıklar uzun geldiğinden bir türlü döküp saçmadan götüremiyorlar ağızlarına. En sonunda bakmışlar beceremiyorlar, öylece aç kalkmışlar sofradan. Bunun üzerine “şimdi” demiş ermiş, “sevgiyi gerçekten bilenleri çağıralım yemeğe.” Yüzleri aydınlık, gözleri sevgi ile gülümseyen ışıklı insanlar gelmiş oturmuş sofraya bu defa. “Buyurun” deyince, her biri uzun boylu kaşığını çorbaya daldırıp, sonra karşısındaki kardeşine uzatarak içirmiş. Böylece her biri diğerini doyurmuş ve şükrederek kalkmışlar sofradan “işte” demiş ermiş, “kim ki gerçek sofrasında yalnız kendini görür ve doymayı düşünürse, o aç kalacaktır ve kim kardeşini düşünür de doyurursa o da kardeşi tarafından doyurulacaktır şüphesiz ve şunu da unutmayın, gerçek pazarında alan değil, veren kazançtadır daima.”

12. Elma

Elma

Konfüçyus, bazı insanlara bir şey öğretmenin en iyi yolunun bunu örneklerle göstermek olduğunu biliyordu. Bu yüzden sınıfın tam karşısına geçti. Eline bir vazo aldı, tüm öğrencilerin görebileceği şekilde vazoyu havada tuttu. Diğer elinde bir elma vardı. Öğrencilerin meraklı bakışları arasında, elmayı vazonun içinde bıraktıktan sonra, vazoyu yere koydu ve şöyle dedi: “Elmayı vazodan çıkarmayı başaran öğrenci, elmayı  yiyebilir.” Çocuklardan biri açıkmıştı, ilk o davrandı ve elini vazonun dar ağzından içeri soktu. Elmayı yakaladı, çıkarmaya çalışıyor, ama başaramıyordu.

“Elimi çıkaramıyorum!”

Konfüçyus,

“Elmayı sıkı sıkı tutmaktan vazgeçmediğin sürece, elini çıkarman mümkün olmayacaktır,” dedi. Çocuk elmayı elinden bırakmak istemiyordu; ama sonunda zorunlu olarak bıraktı. Elini vazodan çıkardığında, yüzünde şaşkınlık  okunuyordu. Elmanın vazodan nasıl çıkarılabileceği konusunda sizin bir  fikriniz var mı? Konfüçyus, vazoyu yerden alıp ters çevirdi. Elma vazonun içinden yuvarlanıp avucunun içine düştü. Çocukların hepsi gülmeye başladı. Aslında o kadar basit bir şeydi ki bu!

Konfüçyus, “Fakat bu, göründüğü kadar basit değil,” dedi. Elmayı havada tutuyordu konuşurken. “Bazen bir şeyi gerektiğinde bırakabilmek, zor bir iştir. Onu bırakabilmek de bir beceridir. Eğer bir şeyi zorla tuttuğunuzda, ulaşmak istediğiniz şeyi engellediğini görüyorsanız, o zaman onu özgür bırakmalısınız. Eğer yanlış bir şey yapıyorsanız, o zaman buna son vermelisiniz. Eğer kendinize ve başkalarına karşı dürüst  davranmıyorsanız, bu hilekarlığı hemen durdurmalısınız. İşte, ancak o  zaman hedefinize ulaşabilirsiniz.

13. İnsanı Düzeltmek

İnsanı Düzeltmek

Adam, bir haftanın yorgunluğundan sonra, pazar sabahı kalktığında keyifle eline gazetesini aldı ve bütün gün keyif yapıp evde oturacağını hayal ediyordu. Tam bunları düşünürken oğlu koşarak geldi ve parka ne zaman gideceklerini sordu. Baba, oğluna söz vermişti; bu hafta sonu parka götürecekti onu, ama hiç dışarıya çıkmak istemediğinden bir bahane uydurması gerekiyordu. Sonra gazetenin promosyon olarak dağıttığı dünya haritası gözüne ilişti. Önce dünya haritasını küçük parçalara ayırdı ve oğluna uzattı:

– “Eğer bu haritayı düzeltebilirsen seni parka götüreceğim!” dedi.

– Sonra düşündü:

“Oh be, kurtuldum! En iyi Coğrafya profesörünü bile getirsen bu haritayı akşama kadar düzeltemez!”

Aradan on dakika geçtikten sonra oğlu babasının yanına koşarak geldi:

– “Babacığım, haritayı düzelttim. Artık parka gidebiliriz!” dedi.

Adam önce inanamadı ve görmek istedi. Gördüğünde de hayretler içindeydi ve oğluna bunu nasıl yaptığını sordu. Çocuk şu ibretlik açıklamayı yaptı:

– “Bana verdiğin haritanın arkasında bir insan resmi vardı. İnsanı düzelttiğim zaman dünya kendiliğinden düzelmişti!”

14. Kader

Kader

Nobugara adlı bir general kendi güçlerinin düşmandan kat kat zayıf
olmasına karşın saldırı kararı almıştı. Kendisi zaferden emin olduğu halde askerleri şüphe içindeydi.

Yol üzerindeki bir Shinto tapınağının önünde durdular. General: “Bir
süre tapınağa çekilip Karnilerden yardım dileyeceğim. Sonra da yazı tura atacağım. Yazı gelirse kazanırız, ancak tura gelirse kaybedeceğiz
demektir. Artık kaderin elleri arasındayız.” deyip tapınağa girdi. Bir
süre dua eden Nobunaga dışarı çıktı ve eline madeni bir para alıp havaya attı. Yazı gelmişti. Askerlerin morali düzeldi.

Savaşçılar kazanacaklarını bilerek tüm güçleriyle zafere koştular ve şaşılacak bir süre içinde düşmanı yendiler.

Zaferden sonra yaveri generalin yanına gelip heyecanla: “Demek ki kimse kaderi değiştiremezmiş. İşte bunu ispatladınız.”

General elinde tuttuğu hileli parayı göstererek sadece: “Kim bilir?”
demekle yetindi.

15. Gölge Etme Başka İhsan İstemem

Gölge Etme Başka İhsan İstemem

Diyojen, İskender’e ayağa kalkmadı. Hiç istifini bozmadı. Binlerce insan, İskender geliyor diye kırılıp geçiyorken o, yerinden kımıldamadı bile.

“Sen ne yapıyorsun, gelenin kim olduğunu bilmiyor musun?” tartakladılar.

İskender: “Durun, dokunmayın!…

“Görmüyor musun? İskender geliyor diye insanlar yerlere yatıp kalkıyorlar. Sen yoksa İskender’i tanımıyor musun?” dedi.

Diyojen: “Tanıyorum, iyi tanıyorum ve sizi de iyi biliyorum” diye cevap verdi.

İskender: “O halde söyle! Kimim, ben?”

Diyojen: “Bendemin bendesisin (esirimin esirisin)” dedi.

İskender sarsıldı. Yerinde duramadı ve atından indi. “Ne demek bu?” dedi.

Diyojen: “Sen, toprak için insan öldürüyorsun. Dünya benim esirim, kölem. Sen de benim köleme köle olmuşsun. Kim kime ayağa kalkacak?” dedi.

İskender bunu kabullendi. Diyojen’in büyük bir filozof olduğunu anladı ve dedi ki: “Dile benden ne dilersen!”

Diyojen: “Gölge etme başka ihsan istemem.”

16. İyi ve Kötü

İyi ve Kötü

Yaşlı kızıldereli reisi kulübesinin önünde torunuyla oturmuş, az ötede birbiriyle boğuşup duran iki kurt köpeğini izliyorlardı. Köpeklerden biri beyaz, biri siyahtı ve 12 yaşındaki çocuk kendini bildi bileli o köpekler dedesinin kulübesi önünde boğuşup duruyorlardı. Dedesinin sürekli göz önünde tuttuğu, yanından ayırmadığı iki iri kurt köpeğiydi bunlar. Çocuk, kulübeyi korumak için bir köpeğin yeterli olduğunu düşünüyor, dedesinin ikinci köpeğe neden ihtiyacı olduğunu ve renklerinin neden illa da siyah ve beyaz olduğunu anlamak istiyordu artık. O merakla, sordu dedesine: Yaşlı reis, bilgece bir gülümsemeyle torununun sırtını sıvazladı.

– “Onlar” dedi, “benim için iki simgedir evlat.”

– “Neyin simgesi” diye sordu çocuk.

– “İyilik ile kötülüğün simgesi. Aynen şu gördüğün köpekler gibi, iyilik ve kötülük içimizde sürekli mücadele eder durur. Onları seyrettikçe ben hep bunu düşünürüm. Onun için yanımda tutarım onları. Çocuk, sözün burasında; ‘mücadele varsa, kazananı da olmalı’ diye düşündü ve her çocuğa has, bitmeyen sorulara bir yenisini ekledi:

– “Peki” dedi. “Sence hangisi kazanır bu mücadeleyi?”

Bilge reis, derin bir gülümsemeyle baktı torununa.

– “Hangisi mi evlat? Ben, hangisini daha iyi beslersem!”

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

NAMASTE nedir?

11667449_870126183035163_8768376394160271774_n[1]
“Ruhum ruhunu onurlandırır. Ben, senin icindeki o yeri onurlandırırım ki orada tüm kainat barınır. Işığı, sevgiyi, doğruluğu, güzelliği ve huzuru onurlandırırım ki onlar senin kalbindedir; çünkü onlar benim de kalbimdedir. Bunlari paylaştıkça birleşiriz, aynı oluruz, bir oluruz”

Başka bir ifadeyle ;

“İçimdeki Ruh senin içindeki Ruh’u selamlıyor- Hepimizin aynı Bir İlahi Bilinçten varolduğumuz bilgisi ile.”

kaynak: yoganın özü

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. 2 Comments »

Okuyanda Tesiri Geçmeyecek Bir Etki Bırakan Uçurtma Avcısı Kitabından 21 Alıntı

haled Hosseini’nin bir solukta okunan, üzerinizden etkisini atamayacağınız eşe dosta tavsiye edilesi bir roman. Kitaptan alıntılar eminim Emir, Hasan, Assef, Baba, Ali, Rahim Han, Sohrab gibi karakterleri zihninizde yeniden canlandıracaktır. Afganistan’da çocuk olmak bu kadar etkili bir dille anlatılabilirdi. İnsanı adeta alıp Afganistan’ın orta yerine bırakıveriyor.

1. “Yaşamımda öyle çok iyilikle karşılaşmıştım ki ve mutlulukla… Bunları hak edip etmediğimi merak ediyordum.”

2. “Elime bir tüfek alıp önüme gelene ateş etseydim bile, o beni bir an sendelemeyen bir sevgiyle sevmeyi sürdürürdü.”

3. “…Ve ansızın, Hasan kulağıma fısıldadı: Senin için, bin tane olsa yakalarım. -Hasan, tavşandudaklı uçurtma avcısı.”

4. “Belki haksızlık, ama bazen birkaç günde hatta tek bir günde olanlar bütün bir ömrün akışını değiştirebiliyor Emir.”

5. “Ama o an, damarlarımı yarıp o lanetli kanını bedenimden akıtmak, def etmek istedim.”

6. “Sorun, Baba’nın dünyayı siyah-beyaz görmesiydi. Ve neyin siyah neyin beyaz olduğuna karar verişinde. Hayatı böyle yaşayan birine duyduğunuz sevgiye mutlaka korku eşlik eder. Belki biraz da nefret.”

7. “İlkokul birinci sınıf kitabımı bile okuyamayan Hasan, beni rahat rahat okuyordu.”

“İlkokul birinci sınıf kitabımı bile okuyamayan Hasan, beni rahat rahat okuyordu.”

8. “…Sonra babam eşikte göründü; yüzünde bir şey vardı. Hemen tanıyamadığım, çünkü daha önce hiç görmediğim bir şey: korku.”

“Emir! Hasan!” diye bağırarak, kolları ardına kadar açık, bize doğru koştu. “Bütün yolları kesmişler, telefon da çalışmıyor. Delirecektim!”

Bizi kollarına aldı. Bir an, kısacık bir an, o gece olanlara -artık ne olduysa- sevindim.

9. “İyilik bu toprakları terk etti; ölümlerden kaçmanın yolu kalmadı. Ölüm, her an, her yerde ölüm.”

10. “Çocuklar boyama kitabı değildir. Onları en sevdiğin renklere boyayamazsın.”

11. “Senin bu kadar mutlu olmana, ancak senden bir şey almaya hazırlandıkları zaman izin verirler.”

12. “Afganistan’da çocuk çok ama çocukluk yok.”

13. “…Yalnızca bir günah vardır, tek bir günah. O da hırsızlıktır. Onun dışındaki bütün günahlar, hırsızlığın bir çeşitlemesidir.”

Bir adamı öldürdüğünde bir hayat çalarsın. Karısının onun üzerindeki hakkını, çocuklarının babaları üzerindeki hakkını da. Yalan söylediğinde birinin gerçeği bilme hakkını çalarsın. Çalmaktan daha alçakça bir hareket yoktur.

14. “İnsan olmana izin vermiyorlar.”

15. “Zamanla kanserin pek çok adı olduğunu öğrendik; tıpkı şeytan gibi.”

16. “Masasının üzerindeki bir levhada şöyle yazıyordu: Yaşam bir trendir, atla!”

17. “Baba, kötülerin bile canını yakmanın günah olduğunu söylerdi. İstemeden kötü olmuşlar, bazen de düzelirlermiş.”

18. “Mutlu son diye bir şey var mı? Her şey bir yana hayat bir Hint filmi değil. Afganların en sık yinelediği deyiştir: Zendagi migzara. Hayat devam ediyor.”

19. “Gel. Yeniden iyi biri olmak mümkündür, demişti Rahim Han tam telefonu kapatırken. Öylesine söyleyivermişti; son anda aklına gelmiş gibi. Yeniden iyi biri olmak.”

20. “Sonradan bulduğun bir şeyi yitirmek, her zaman daha zordur.”

21. “Uçurtmayı senin için yakalamamı ister misin? – ”Yutkunurken, âdemelması inip çıktı. Rüzgâr saçlarını karıştırdı. Başını evet anlamında salladığını gördüm.

“Uçurtmayı senin için yakalamamı ister misin? - ”Yutkunurken, âdemelması inip çıktı. Rüzgâr saçlarını karıştırdı. Başını evet anlamında salladığını gördüm.

Senin için bin tane olsa yakalarım,” dediğimi duydum.

Sonra döndüm, koşmaya başladım.

Yalnızca bir gülümsemeydi, hepsi bu. Her şeyi düzeltmiş değildi. Hiç bir şeyi düzeltmemişti. Belli belirsiz bir tebessüm. Minicik bir şey. Ormandaki bir yaprak; ansızın havalanan bir kuşun kıpırdattığı bir yaprak

Kaynak: onedio

Kitabın başları yavaş gidiyor ama sonrasına doyum yok. Hüzün, insanlık, burukluk hepsi bu kitapta. Hemen alın Okuyun. Anette

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Bazen bazı şeyler kaderinde yazılıdır. Onları değiştirmek için ne kadar çabalarsan çabala, onlar hiç bir zaman değişmezler…

11825577_1045290532147638_7017249806664728885_n[1]

Bir gün ‪#‎ölüm‬ adamın karşısına çıktı ve dedi:
– Bugün, senin son günün.
Adam dedi:
– Ama ben ‪#‎hazır‬ değilim.
Ölüm dedi:
– Bugünkü listemde, senin ismin ilk sıradadır.
Adam dedi:
– Peki o zaman… gitmeden önce,gel oturalım beraber bir ‪#‎kahve‬ içelim.
Ölüm dedi:
– Tabi ki.
Adam, ölüme kahve ikram etti. Ve onun kahvesine bir kaç uyku hapı attı…
Ölüm kahveyi içti ve ‪#‎derin‬ bir uykuya daldı…
Adam, ölümün listesini aldı ve ismini ilk sıradan silip listenin sonuna koydu.
Ölüm uyandıktan sonra şöyle dedi:
– Sen, bugün bana çok ‪#‎şefkatli‬ davrandın. Şefkatinin karşılığında işime listenin sonundan başlayacağım.”

Bazen bazı şeyler kaderinde yazılıdır. Onları değiştirmek için ne kadar çabalarsan çabala, onlar hiç bir zaman değişmezler…

Karga ve papağanın her ikisi de çirkin yaratılmıştır. Papağan itiraz eder ve güzelleşir. Ama karga ‪#‎Tanrı‬‘nın rızasından memnun kalır.Bugün ‪#‎papağan‬ kafeste, ‪#‎karga‬ ise özgür…
Her hadisenin arkasında öyle bir ‪#‎hikmet‬ vardır ki belki sen hiç bir zaman anlayamazsın.
O halde…
Hiç bir zaman Tanrı’na deme “‪#‎Neden‬!!!?”

Sripad Ramaray

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Minimalizmi Felsefe Olarak Belirlemeniz İçin 21 Adım

  • Gardrobunuza bakıp ne giyeceğinizi seçmeye saatlerinizi harcadığınız halde yine de “giyecek hiçbir şeyim yok!” mu diyorsunuz?
  • Toz alırken tek tek tüm bibloları kaldırıp indirmekten gına mı geliyor?
  • Yazlıkları, kışlıkları, battaniye ve pikeleri evin neresine sokacağınızı şaşırıyor musunuz?
  • Sürekli yapmanız gereken şeyleri düşünüp ama yapmayıp kendinize mi sinirleniyorsunuz?
  • Gün içinde nereye koşacağınızı, kaça bölüneceğinizi şaşırıyor ve “neden gün 24 saat ki!” diye sinirleniyor musunuz?
  • Sosyal medya profillerinizden gün içinde bir sürü ileti, e-posta mı alıyorsunuz?
  • O sosyal medya kanallarından aslında çok da umurunuzda olmayan ya da sizi üzen insanların tatilde çektiği ayak fotoğraflarından sıkıldınız mı?
  • Ormanları, doğayı seviyorsunuz ama tükettiklerinizi düşününce vicdan azabı mı çekiyorsunuz?

Eğer bu soruların pek çoğuna “evet” dediyseniz, minimalizm ile tanışma zamanınız gelmiş demektir.
İnsanlık tarihinde başarılı olmuş insanların hayatlarında minimalizm tercihinin tesadüf olmadığını görmek zor değil. Steve Jobs yıllarca aynı kıyafeti kombosunu giymiş. Einstein’da minimalist düşüncenin destekçilerindenmiş. Stiliyle ikonlaşmış kişiler ya da moda tasarımcıları da genelde tek tip giyinir, dikkat edin. Demek ki bu insanların bir bildikleri var!

1. Şu mottoyu bir yere yazın: “Daha az eşya, daha çok anı”

Şu mottoyu bir yere yazın: “Daha az eşya, daha çok anı”

Ne kadar çok eşyanız olursa, o kadar çok onların bakımına, temizliğine, düzenlenmesine, saklanmasına zaman ve para ayırmanız gerekir. Bir düşünün; en çok gitmek istediğiniz ülkeye bir seyahat yapabilmeyi ve bir ömür hatırlayacağınız anılar biriktirmeyi mi tercih edersiniz yoksa bir süre sonra eskitip atacağınız yeni bir eşya satın almayı mı?

2. Tarzınızı ve ihtiyaçlarınızı belirleyin.

Tarzınızı ve ihtiyaçlarınızı belirleyin.

Bu çok kolay bir adım değil. Zamana ihtiyacınız var. Yaşam tarzınızı düşünün; otobüsle işe gidip geliyorsanız onca topuklu ayakkabı niye? Ya da Ankara’da yaşıyorsanız neden dolabınız mayo dolu olsun? Sevmediğiniz ya da kırk yılın başı giyeceğiniz şeyleri sırf moda diye -bkz. göbeği açık bluz- satın almayı bırakın. En sevdiğiniz renkleri belirleyin ve onların dışına çıkmayın. Bu konuda nötr renklere güvenin; siyah, beyaz, bej, gri gibi nötr renkler ve dümdüz, desensiz giysiler daima kurtarıcıdır. Sizin için kullanışlı olacağını düşündüğünüz giysilerin bir listesini yapın. Bakın, Audrey Hepburn sadece simsiyah bir kıyafetle ne kadar da zarif şu fotoğrafta. Niye? Çünkü o Audrey Hepburn. Şaka şaka, çok yalın olduğu için zarif diye örnek verdik.

3. Bütün dolabınızı indirip tek tek eleyin.

Bütün dolabınızı indirip tek tek eleyin.
Evet. Üşenmeyin. İndirin o dolabı. Alıp da son 1 yıldır hiç dokunmadığınız şeyler, bir nedenle sizin işinizi görmüyor, mutlu etmiyordur. İlk başta biraz zor gelebilir ama acımayın; son bir yıldır giymediyseniz, muhtemelen önümüzdeki yıl da giymeyeceksinizdir. İyi durumda olanları yıkayın, ütüleyin, onarın ve sizden daha fazla ihtiyacı olan birilerine verin. Verdiğiniz giysilerin nesini sevmediğinizi de bir yere not edin: tam olmuyordu, kumaşı rahatsız geldi, desenini sevmedim vs. diye. Daha sonra bu listeye de ihtiyacınız olacak.

4. Listesiz alışverişe çıkmayın.

Listesiz alışverişe çıkmayın.

Daha önce yazdığınız o iki liste var ya? Hah, alışverişe giderken işte onu yanınıza alın. Böylece gerçekten işinize yarayacak olanları satın almış olacaksınız. Sadece işe yarayan şeyleri satın aldıktan sonra, diğerlerine aslında o kadar da ihtiyaç duymadığınızı fark edeceksiniz. Kendinize hakim olun! Fuşya rengi moda olabilir ama listenizde yoksa seneye çöp olacak demektir.

5. Daha az satın alın, ama daha iyisini alın.

Daha az satın alın, ama daha iyisini alın.
Böylece zamanla daha az satın almaya başlayacaksınız; daha az satın almak demek, daha fazla para biriktirebilmek ve daha az borca girmek demektir. Karın tokluğuna çalıştırılan zavallı Çinli işçiler tarafından üretilmiş ve ucuza satın aldığınız 10 tane polyester bluzunuz olacağına, 2 tane daha pahalı ama daha etik şartlarda üretilmiş ve doğal malzemeden yapılmış bluzunuz olsun.

6. Son 4 maddeyi, evinizin diğer alanları için de yapın.

Son 4 maddeyi, evinizin diğer alanları için de yapın.
Mutfak dolabını açınca üzerinize yığılan yüzlerce saklama kabı, cici bulup aldığınız ama kullanmadığınız on farklı kek kalıbı, hediye gelen ama desenini sevmediğiniz o bardak seti, artık dinlemediğiniz CD’ler, bitirdiğiniz ve bir daha okumayacağınız kitaplar, bir ara heves edip aldığınız ve depoda tozlanan boks eldivenleri… Hepsini bir köşeye ayırın. Atılacakları da atın (pilleri ve elektronikleri normal çöpe atamazsınız, aman dikkat!).

7. “Armağan Ekonomisi” ile tanışın.

“Armağan Ekonomisi” ile tanışın.

Emin olun, ayırdığınız bu eşyaların hepsine sizden daha fazla ihtiyaç duyan birileri vardır. Bunları verebileceğiniz yerleri araştırın. İnternetten, “Armağan Ekonomisi”, “Hediye Çemberi”, “Takas Pazarı” gibi terimleri inceleyin ve oluşumlara katılın. Pahalı ürünler ise, ikinci el dükkanlarına satabilirsiniz ya da internetten satıp kara geçebilirsiniz!

8. Eşyalara uyguladığınız bu adımları, şimdi de yaşamınızın diğer yanlarına uygulayın.

Eşyalara uyguladığınız bu adımları, şimdi de yaşamınızın diğer yanlarına uygulayın.

Aynen bu şekilde bir taşın üstüne oturup (taş soğuk olmasın) düşünün. Nelere vakit ayırıyorsunuz? Hangi ilgi alanlarına ya da hobilere sahipsiniz? Facebook’taki insanların kaçıyla görüşmekten gerçekten keyif alıyorsunuz? Kariyer planlarınız ne? Kendinize gün içinde boş vakitler yaratın ve bu konuları iyice bir düşünün. Acaba yüzlerce oyuncak ayı satın almanızın altına yatan esas ihtiyaç, birilerinden şefkat görmek miydi?

9. İyice düşündünüz mü? Güzel. Şimdi Kullanmadığınız tüm sosyal medya hesaplarını kapatın.

İyice düşündünüz mü? Güzel. Şimdi Kullanmadığınız tüm sosyal medya hesaplarını kapatın.

Üşenmeyin, hepsinden bir bir çıkın. Sadece en çok kullandığınız 1-2 tanesi dursun. Onlarca blog açtıysanız onları da kapatın. Aklınız kalmasın oralarda. Hem her gün gelen güncelleme mailleri yüzünden gelen kutunuz da dolmaz.

10. Sosyal medyada “arkadaş detoxu” yapın.

Sosyal medyada “arkadaş detoxu” yapın.
“Kalsın” dediğiniz hesapların içinden, “arkadaş detoxu” yaparak aslında çok da görüşmek istemediğiniz insanları silin. Oh… Zor oldu ama yaptınız. Artık Maldivler’e gidip ayak fotoğraflarını gönderen ama aslında sizi hiç arayıp sormayan o gıcık tipten kurtuldunuz. Listenizde sadece, gerçekten önemsediğiniz ve sık sık görüştüğünüz insanlar var. Bir gün size gelip de “neden sildin?” diye soracaklarını sanıp korkmayın. Sormayacaklar. Zaten umurlarında değildiniz.

11. E-postanızı, SMS’lerinizi, telefon rehberinizi de temizleyin.

E-postanızı, SMS’lerinizi, telefon rehberinizi de temizleyin.
İlgilenmediğiniz yerlerden gelen onca reklam, onca mesaj, rehberinizi işgal eden onca şey… Ne gerek var? Bunların hepsi zihnizi siz farkında olmadan çok yoran ve dikkatinizi dağıtan şeylerdir. Silin veya abonelikten çıkın.

12. Bütün sorumlulukları üzerinize almak zorunda değilsiniz.

Bütün sorumlulukları üzerinize almak zorunda değilsiniz.
Her yere yetişmek zorunda değilsiniz. Mükemmel olmak zorunda değilsiniz. Evinizi bal dök yala yapmak, her akşam okuldan çocuğu kendiniz almak, üniversitede çift dal yapmak zorunda değilsiniz. Ana ihtiyaçlarınızı ve gerçekten ne yapmak istediğinizi belirleyin ve zorunlu olanlar için size yardımcı olacak birilerini bulun. Tüm sorumlulukları üzerinize alırsanız, insanlar size yardımcı olmaları gerektiğini anlamayabilirler.

13. Toplumun sizden beklediği her şeyi, ideal şekilde yapmak zorunda değilsiniz.

Toplumun sizden beklediği her şeyi, ideal şekilde yapmak zorunda değilsiniz.

Herkes size “artık evlen” diyor ama siz belki de dünyayı gezmek istiyorsunuz. “Çocuk yap” diyor ama siz hazır hissetmiyorsunuz. “Daha müdür olamadın mı” diye soruyor ama siz bambaşka bir kariyer istiyorsunuz. Tüm bunlar arasında gidip gelip kendinizi sorguluyorsunuz. Bırakın insanların düşüncelerini… Bu hayat sizin hayatınız. Onu hiç kimsenin isteklerine göre yaşamayın.

14. Hobileriniz için hırs yapmayın.

Hobileriniz için hırs yapmayın.

Hem süper bir müzisyen, hem müthiş bir aşçı hem acayip bir buz pateni sporcusu olmak zorunda mısınız? Veya olmak için kendinizi ne tür bir strese sokuyorsunuz? Halbuki çok basit şeyler bile insanı mutlu edebilir. Doğada yürümek, arkadaşlarınızla vakit geçirmek, müzik dinlemek…İlgilendiğiniz hobileri gerçekten zevk aldığınız için mi yapıyorsunuz yoksa kendinizi o hobiyi “mükemmel” şekilde yaparak başarıya ulaşmak için zorluyor musunuz? Bunu ayırt etmek ilk başlarda zor olabilir. Ama bu soruyu kendinize gerçekten çok içten bir şekilde sorun. Geriye, sadece sizi mutlu eden aktiviteler kalsın. Kendinize karşı samimi olun.

15. Sıra geldi, dilinizdeki çer-çöpe…

Sıra geldi, dilinizdeki çer-çöpe…
Sürekli şikayet ediyoruz, başkalarını suçluyoruz, dedikodu yapıyoruz, trafikte bağırıp çağırıyoruz, laf olsun torba dolsun diye konuşuyoruz, deyimleri olur olmaz her yerde kullanıyoruz, insanları kırıyoruz, tersliyoruz, kendimizi yanlış ifade ediyoruz… Belki de bu kadar çok olumsuz konuşma, düşüncelerimizi de kirletiyor olabilir. Aslında orada olmayan şeyleri abartarak kendimizi yoruyor olabiliriz. 1 gün boyunca hiç şikayet etmemeyi deneyin. Hatta buna “şikayet orucu” deyin. Bakalım günün sonunda nasıl hissedeceksiniz!

16. Daha etik yaşayın, gece başınızı yastığa huzurla koyun.

Daha etik yaşayın, gece başınızı yastığa huzurla koyun.
“Çinli işçiler tarafından üretilmiş polyester bluz” ifademizi hatırlayın. Hayatınızda bunun gibi dikkatsizce yaptığımız o kadar çok yanlış seçim var ki… Örneğin ülkemizde halen çöp ayrıştırma meselesi doğru düzgün uygulanamıyor. Halbuki daha az tüketmek kadar, tükettiklerimizin gittiği yeri takip etmek de önemlidir. Neden kendi mahallenizde herkesin işine yarayacak bir akım başlatmayı denemiyorsunuz? İlk ipucunu verelim: Depolarda çürümeye terk edilen bebek arabaları için bir sistem bulabilirsiniz. (Hepsi çok pahalı şeyler, biliyorsunuz değil mi?)

17. “Eyvah! Mideme girenler konusunda minimalist olamıyorum!”

“Eyvah! Mideme girenler konusunda minimalist olamıyorum!”
Hayatımızın her alanını kıvır zıvırdan arındırdık. Peki ya midelerimize giren abur cuburlar? Kıyafetlerde nasıl “az sayıda ama kaliteli” ilkesini benimsediysek, bu konuda da aynısını yapmamız gerekiyor. Almış olmak için almak, konuşmuş olmak için konuşmak, yapmış olmak için yapmak nasıl kötüyse, yemiş olmak için yemek de kötü. Bunu kabul etmeliyiz… Daha kaliteli ama az miktarda yemek yedikçe, yediğiniz yemeklerden çok daha fazla keyif aldığınızı keşfedeceksiniz. İşin ucunda sağlık var!

18. Zamanınızı nasıl harcadığınızı fark edin.

Zamanınızı nasıl harcadığınızı fark edin.

Yukarıdakilerin hepsini yapıp da, hala “Hiçbir şeye yetişemiyorum!” diyorsanız, zamanınızı etkin kullanmıyor olabilirsiniz. Belki de internetin başında gereğinden fazla kalıyorsunuzdur? Belki de televizyona takılıp tüm geceyi boşa geçiriyorsunuzdur? Bir gün içinde nelere zaman ayırdığınıza dikkatinizi verip bulgularınızı bir kenara yazın. Aslında ne kadar çok şeye zaman kaldığını görüp şaşıracaksınız.

19. Aynı anda birden fazla iş yapmayın.

Aynı anda birden fazla iş yapmayın.
Kimse kusura bakmasın, bunun adı “becerikli” olmak değildir. Araba kullanırken telefonla konuşmazsanız ve indiğinizde arayan kişiyi geri ararsanız, emin olun öbür taraftaki kişi kalp kırıklığından ölmez. Ama o telefonu cevaplamaya çalışırken siz -ve arabadaki diğerleri- kaza yapıp ölebilirsiniz. Yaptığınız işe dikkatinizi vermek için, diğer işleri yapmayı bırakın.

20. Sessizliğin tadını çıkarın.

Sessizliğin tadını çıkarın.

Kendinize arada sırada kaçabileceğiniz sessiz bir zaman dilimi yaratın. Sadece yarım saat ya da bir saati kendinize ayırın. İster dua, ister meditasyon… Hiçbir iş yapmadan, öylece aklınızla baş başa kalın. Kafanızın içindeki dalgaların durulduğunu, zamanla daha sakin bir insan olduğunuzu fark edeceksiniz.

21. Son olarak: Sahip olduğunuz şeyler için minnettar olun.

Son olarak: Sahip olduğunuz şeyler için minnettar olun.
Cicero ne demiş: “Bir kütüphane ve bir bahçeniz varsa, ihtiyacınız olan her şeye sahipsiniz demektir.” Tabii herkesin ihtiyaçları değişebilir. Ama siz de gerçekten sizi en mutlu eden şeyleri düşünün ve bunlara sahip olduğunuz için şükredin. Ve unutmayın, minimalizm bir yaşam tarzı ve bir süreçtir. Öyle pat diye olmasını beklemeyin. Zamanla azaltın ve azaltmanın sizi ne kadar özgürleştirdiğini fark edin…
kaynak: Onedio  Tamamen katılıyorum, zaman zaman eşya, mail ve facebookta arkadaş temizliği de yapıyorum. Size de tavsiye ederim. Anette

MUTLAKA OKUMANIZI TAVSİYE EDERİM ! BURNUNDAN KIL ALDIRTMAYANLARIN BAŞI ÇOK AĞRIYABİLİR .

32170_10200135976095797_1241426775_n[1]

Osman Efendi bir sabah müthiş bir baş ağrısıyla uyanır.
İlaç alır, geçmez. Bir iki gün bekler, ağrı devam eder.
Doktor çağrılır. Doktor muayene eder,ağrı kesiciler verir, gider. Lakin Osman Efendinin başağrısı artarak sürer.
Üstüne üstlük baş ağrısı yanı sıra gözleri de yaşarmaya başlar.
Başka doktorlar çağrılır…Osman Efendi Uşak’ın ileri gelenlerindendir, ağrıyı kesene servet vaat eder.

Doktorların hiçbiri ağrıyı durduramadığı gibi sebebini de bulamaz. Ev halkı birbirine karışır,baş ağrısından geceleri uyuyamayan Osman Efendiyi İstanbul’a götürmeye karar verirler.

İstanbul’da en iyi doktorlar seferber olur.
Röntgenler, beyin tomografileri çekilir, testler yapılır…
Görünüşe bakılırsa Osman Efendi turp gibidir.
Oysa dayanması gittikçe zorlaşan baş ağrısı ve
gözyaşları hayatı çekilmez hale getirmiştir.
Ağrı kesici iğnelerle zor ayakta duran
Osman Efendi bu defa da apar topar yurtdışına götürülür.
O devirde Amerika değil İsviçre moda, Zürih’e gidilir.
Haftalarca hastanede kalınır,
onlarca profesör konsültasyon yapar, testler tekrarlanır.
Sonuç olarak:
Osman Efendiye teşhis konulamaz.
Artık yerinden kalkamayan
Osman Efendiye ağrı kesici iğneler verilir,
ülkesine dönüp “dinlenmesi”,
daha doğrusu son günlerini evinde geçirmesi tavsiye edilir.

Osman Efendi bitkin, aile perişan. “Kader”denilir, Uşak’a dönülür.
Osman Efendi yayla evinde bir odaya yatırılır ve ağrı kesici iğnelerle ölümü beklemeye başlar.
Bir gün, hastanın keyfi gelsin diye,
Osman Efendinin eski berberi “Berber Mehmet” çağrılır.
Berber yataktan kalkamayan Osman Efendiyi tıraş ederken,
adamcağız derdini anlatır ve ölümü beklediğini söyler.
Berber Mehmet bir an düşünür. “Beyim?” der,
“Sakın sizin burnunuzda kıl dönmüş olmasın”
Bir bakar, “Hah işte der.“Kıl dönmüş.”
Osman Efendinin şaşkın bakışlarına aldırmaksızın
çantasından cımbızı kaptığı gibi kılı çeker.
Ev halkı Osman Efendinin köyü ayağa kaldıran
çığlığıyla odaya koşar.
Berber Mehmet, Osman Efendinin elinden zor alınır ve
cımbızın ucunda tuttuğu yirmi santimlik kılla kapı dışarı edilir.
Osman Efendinin kanayan burnuna pansumanlar yapılır,
kolonyalar koklatılır ve yaşlı adam tekrar yatağına yatırılır.

Ertesi sabah Osman Efendi aylardır ilk defa rahat bir
uykudan uyanır. Gözlerinin yaşarması geçmiştir.
Baş ağrısından ise eser kalmamıştır.
Dönen kılın sinire yürüyüp gittikçe uzayarak dayanılmaz
ıstıraplara yol açtığını doktorlar ancak o zaman keşfeder.
Çözümün bu kadar basit olabileceği kimsenin aklına gelmemiştir.
Sapasağlam ayağa kalkan Osman Efendi, Berber Mehmet’i çağırtır ve ona bir servet bağışlar.

BURNUNDAN KIL ALDIRTMAYANLARIN  BAŞI ÇOK AĞRIYABİLİR .
OKUDUYSAN BEĞEN BAŞKLARI DA OKUSUN DİYE PAYLAŞ !

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Hayat Ne Kadar Zor Olursa Olsun Akışına Bırakınca Her Şeyin Rayına Oturacağının 17 Kanıtı

 Sürekli gelecek kaygısı güdüp anı kaçırmak yerine, anın tadına varmayı bilmektir, akışına bırakmak.

Sürekli gelecek kaygısı güdüp anı kaçırmak yerine, anın tadına varmayı bilmektir, akışına bırakmak.

2. Rüzgarın esintisiyle, ağacından ayrılan bir yaprağın yavaşça yere ineceğine güvenmektir.

Rüzgarın esintisiyle, ağacından ayrılan bir yaprağın yavaşça yere ineceğine güvenmektir.

3. Ayakkabılarını çıkarıp toprağa basmaktır akışına bırakmak. Vücudunda biriken tüm olumsuzlukları; parmak uçlarından toprağa salmaktır.

Ayakkabılarını çıkarıp toprağa basmaktır akışına bırakmak. Vücudunda biriken tüm olumsuzlukları; parmak uçlarından toprağa salmaktır.

4. Akışına bırakmak, bir dalganın kıyıya vurmasını seyretmektir. Onun sakinleştirici etkisidir.

Akışına bırakmak, bir dalganın kıyıya vurmasını seyretmektir. Onun sakinleştirici etkisidir.

5. Gözlerini kapatıp, hiçbir şey söylemeden kendini dünyanın dönüşüne bırakabilmektir.

Gözlerini kapatıp, hiçbir şey söylemeden kendini dünyanın dönüşüne bırakabilmektir.

6. Zordur akışına bırakmak. Başkaları ne der korkusu yaşamamaktır mesela. Hayatını kendi isteklerine göre şekillendirebilmektir bazen.

Zordur akışına bırakmak. Başkaları ne der korkusu yaşamamaktır mesela. Hayatını kendi isteklerine göre şekillendirebilmektir bazen.

7. İçindeki tüm kötülükleri arındırıp, güneşi selamlamaktır.

İçindeki tüm kötülükleri arındırıp, güneşi selamlamaktır.

Bedeninden çok, ruhunla hissetmeyi bilmektir.

Bedeninden çok, ruhunla hissetmeyi bilmektir.

9. Maskeni çıkarıp, kim olduğunla yüzleşebilmektir.

Maskeni çıkarıp, kim olduğunla yüzleşebilmektir.

10. Bir kelebeğin uçuşuyla mutlu olabilmek, onun kanat çırpışında kaybolabilmektir akışına bırakmak.

Bir kelebeğin uçuşuyla mutlu olabilmek, onun kanat çırpışında kaybolabilmektir akışına bırakmak.

11. Hayatın renklerini saçmaktan ve birbirleriyle karıştırmaktan korkmamaktır. Sen ne yaparsan yap, güzel olacağına inanmaktır.

Hayatın renklerini saçmaktan ve birbirleriyle karıştırmaktan korkmamaktır. Sen ne yaparsan yap, güzel olacağına inanmaktır.

12. Bir işe başlarken başkasından kopya çekmek yerine kendi hayal gücüne sonuna kadar güvenebilmektir.

Bir işe başlarken başkasından kopya çekmek yerine kendi hayal gücüne sonuna kadar güvenebilmektir.

13. Dünyadaki bütün başarıların da büyük yenilgilerin de geçici olduğunu bilmektir. Hiçbir şeye körü körüne bağlanmamaktır mesela.

Dünyadaki bütün başarıların da büyük yenilgilerin de geçici olduğunu bilmektir. Hiçbir şeye körü körüne bağlanmamaktır mesela.

14. İyi bir başlangıç için gereken anı kollamaktır. Ve o başlangıçtan sonra zaferi düşünmek yerine sadece yapılan işe konsantre olabilmektir. Zafer zaten o zaman kendiliğinden gelecektir.

İyi bir başlangıç için gereken anı kollamaktır. Ve o başlangıçtan sonra zaferi düşünmek yerine sadece yapılan işe konsantre olabilmektir. Zafer zaten o zaman kendiliğinden gelecektir.

15. Bir yolda hareket ederken; bütün enerjisini yolu bitirmeye harcamak yerine yolda karşısına çıkan güzel ayrıntılarının keyfine varabilmektir.

Bir yolda hareket ederken; bütün enerjisini yolu bitirmeye harcamak yerine yolda karşısına çıkan güzel ayrıntılarının keyfine varabilmektir.

16. Kimi zaman kontrolü bırakmak gibi görünse de, aksine kendini o şeyden çekip, bir dış göz olarak bütünü görmesini ve öyle karar vermesini sağlayacaktır akışına bırakmak.

Kimi zaman kontrolü bırakmak gibi görünse de, aksine kendini o şeyden çekip, bir dış göz olarak bütünü görmesini ve öyle karar vermesini sağlayacaktır akışına bırakmak.

17. Ve en önemlisi; kendini bu dünyadaki her şeyden üstün görmek yerine, bu dünyanın sadece ufak bir parçası olduğunu bilmektir.

kaynak: onedio

Unutmayın ne kadar uğraşsanız da, üzülseniz de , çabalasanız da su akar yolunu bulur Anette

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Kızlar Yıllardır Kandırılıyorsunuz: Mühendis Erkeklerin İyi Bir Sevgili Olduğunun 12 Kanıtı

Mühendis erkek denince akla gelen resimler aşağı yukarı belli. Hayatında hiç kadın görmemiş, ömrü erkekler içinde geçmiş, kadının karşısında ne yapacağını bilmeyen, eli ayağına dolanan bir tip gibi lanse edildi size hep.

Peki gerçekten böyle mi? Mühendis erkekler tabiri caiz ise tam 1 abazan mı? Sizi yıllardır kandırdılar, belki de tüm mühendisleri kendileri için saklamak isteyen bir güruhun kurbanı oldunuz. Artık buna bir dur demenin zamanı geldi. Kızlar mühendisler iyidir, nedenleri gayet açık…

1. Gayet organize bir hayata başlamak üzeresiniz.

Gayet organize bir hayata başlamak üzeresiniz.

Size endişelenecek pek bir şey bırakmazlar. Planlı programlı yaşamlarıyla size kötü sürprizler barındırmayan güvenli bir alan oluşturmada son derece başarılıdırlar. Size sadece sevdiğiniz insanla bu güzel hayatın keyfini çıkarmak kalıyor.

2. Stresli, sıkıntılı, zorlu durumlarla baş etmede on numara bir sevgiliniz var artık.

Stresli, sıkıntılı, zorlu durumlarla baş etmede on numara bir sevgiliniz var artık.

Mühendisler işleri gereği sürekli stres altında çalışmaya alışkın olurlar. Bunun sizin hayatınıza olumlu yansımalarının olması da kaçınılmaz. Haliyle sıkıntı verici, bunaltıcı anlarda hayatınızın emniyet subabı olacak bir sevgiliniz var. Merak etmeyin soğukkanlılığı ve işini bilen yaklaşımıyla sorunları giderecektir.

3. “Beni anlamıyorsun” lafını unutun.

“Beni anlamıyorsun” lafını unutun.

Mühendisler bilgileri, tecrübeleri hap gibi yutar. Ona bir şeyi bir defa söylemeniz yeterli, hafızaya kaydedecek ve gerektiğinde bu bilgiyi kullanacaktır. Beni anlamıyorsun lafını unutun, anlattıysanız emin olun anlayacaktır.

4. Bir özet geçme üstadı ile birliktesiniz.

Bir özet geçme üstadı ile birliktesiniz.

Mühendislerde birçok bilgiyi alma, onları en az kelime ile anlatabilme becerisi yüksektir. Bunun ilişkinize yansımaları da harika olacaktır, laf kalabalığından uzak, kendini çok net bir şekilde ifade edebilen biriyle birlikte olacaksınız.

5. Bağlanamama, kendini verememe, vb. sorunları unutun.

Bağlanamama, kendini verememe, vb. sorunları unutun.

Mükemmel olması için bir proje üzerinde günlerce çalışabilecek kapasiteye sahip birinin size bağlanamaması gibi bir şey söz konusu olamaz. Bağlanma konusunda bir mühendisten daha iyisi başka bir mühendistir.

6. Yaratıcılık mı dediniz?

Yaratıcılık mı dediniz?
Mühendisler hakkında söylenen yalanlara inanmayın, onların birer inek olduğu, sadece söyleneni yapabildileri gibi saçma şeyler sadece sizin aklınızı bulandırmaya yönelik. Her gün bir sürü soruna farklı farklı çözümler üreten, aynı sorunu bin farklı yöntemle çözebilen mühendislerin yaratıcı olmadığını söylemek onlara hakaretten başka bir şey değil.

7. Geleceğe yönelik maktıklı düşünceler üretip onları bir plan dahilinde uygulamak… İşte ihtiyacınız olan şey.

Geleceğe yönelik maktıklı düşünceler üretip onları bir plan dahilinde uygulamak… İşte ihtiyacınız olan şey.

Mühendislerin tanımını yaptık farkında olmadan. Eğer geleceği düşünmek istiyorsanız kendinize harika bir partner buldunuz demektir. Geleceğe yönelik, mantıklı fikirlere, harika planlara sahip bir mühendisten daha iyi ne olabilir ki?

8. “Kalk biraz iş yap!” demenize gerek yok ki.

“Kalk biraz iş yap!” demenize gerek yok ki.

Çünkü mühendisler çalışkan olur, ona kalk çalış demek zorunda değilsiniz, belki “biraz dinlen” demeniz gerekebilir. Tembellik bir mühendisin pek bilmediği bir davranış biçimidir.

9. Tamircinin numarasını ne yapacaksınız?

Tamircinin numarasını ne yapacaksınız?

Evde tamircinin kralı var! Üstelik bir tamircinin rüyasına bile göremeyeceği akılcı, pratik, farklı fikirleri hayata geçirmek için yer arayan biri.

10. Hatalarını kabul eden, yanlışında ısrar etmeyen birini istemez miydiniz?

Hatalarını kabul eden, yanlışında ısrar etmeyen birini istemez miydiniz?

E o zaman mühendisten başkasını aramanız mantıksız. Hata yaptığında bunu kolayca itiraf eden, yanlışını düzelten, farklı yaklaşımlar getiren bir erkek iyi olmaz mıydı? Elbette olurdu, o zaman alın size mühendis.

11. Hayatınızda artık bencil olmayan biri var.

Hayatınızda artık bencil olmayan biri var.

Ekip çalışmasına yatkın bir şekilde kendini geliştirmiş birinden bencil olmasını beklemek zaten başlıbaşına bir hata. Kararları birlikte alacağınız, sorunlarınızı birlikte çözeceğiniz, her zaman yanınızda olup, sizin fikirlerinize başvuracak bir yoldaşınız var. Ne mutlu!

12. Mühendisler monoton mu olur? Halt etmişler.

Mühendisler monoton mu olur? Halt etmişler.

İnanmayın! Size mühendisler monoton olur diyenlere inanmayın. Bu genel kabulün aksine mühendisler gayet renkli, sürprizlerle dolu, enerjik insanlardır. Kimsenin aklına gelmeyecek sürprizlere yapan erkeklere bakın çoğunun mühendis olduğunu göreceksiniz. Monotonluk, size bunu diyenlerin hayat biçimi aslında.

kaynak: onedio

Tecrübeyle sabittir mühendisten şaşmayın kızlar 🙂 Anette

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Hiç Vakit Kaybetmeden Düzenli Spor Yapmaya Başlamanız İçin 20 Sağlam Gerekçe

Neden düzenli spor yapmaya başlamalıyım” sorusuna sıklıkla, ” Sporun sayısız faydası vardır” diye başlayan ama ardı gelmeyen cümlelerle cevap verildiğine tanık olmuşsunuzdur. Aslında gerçekten de öyledir. Sporun, insanın hem fiziksel hem de ruh sağlığına onlarca faydası vardır. Ama bu faydaları karşı tarafa aktarmak için önce bilgi sahibi olmamız gerekir. Aksi takdirde ikna edici olamayız. İşte bu galeriyi de bu noktadan yola çıkarak hazırladık. Konuyla ilgilenenler ve uzmanları listeye eklenebilecek daha onlarca madde olduğunu fark edecektir. Ama bir farkındalık yaratmak adına biz bu 20 maddenin iyi bir başlangıç olacağını düşündük. Galerimizin en kısa zamanda spora başlamanıza vesile olacağını umut ederek, herkese sağlıklı yarınlar dileriz..

1. Kas Kütlenizi Arttırır

Kas Kütlenizi Arttırır

2. Öğrenme Kabiliyetinizi Geliştirir

Öğrenme Kabiliyetinizi Geliştirir

3. Yaşlanma Karşıtı Etkileri Vardır

Yaşlanma Karşıtı Etkileri Vardır

4. Özgüveninize Tavan Yaptırır

Özgüveninize Tavan Yaptırır

5. Depresyonun Hafifletilmesine ve Atlatılmasına Yardımcı Olur

Depresyonun Hafifletilmesine ve Atlatılmasına Yardımcı Olur

6. Kendinizi Harika Hissedersiniz

Kendinizi Harika Hissedersiniz

7. Vücut Hakimiyetinizi, Dengenizi ve Konsantrasyonunuzu Geliştirir

Vücut Hakimiyetinizi, Dengenizi ve Konsantrasyonunuzu Geliştirir

8. Sağlıklı Beslenme Bilinci Kazandırır

Sağlıklı Beslenme Bilinci Kazandırır

9. Duruşunuzu (Postür) Düzeltmenize Faydası Olur

Duruşunuzu (Postür) Düzeltmenize Faydası Olur

10. Bunamayı Önler

Bunamayı Önler

1. Cinsel Performansınızı ve Cazibenizi Arttırır

Cinsel Performansınızı ve Cazibenizi Arttırır

12. Ağrı Eşiğinizi ve Acıya Karşı Dayanıklılığınızı Arttırır

Ağrı Eşiğinizi ve Acıya Karşı Dayanıklılığınızı Arttırır

13. Hastalıklardan Korur

Hastalıklardan Korur

14. Kalbinizi Güçlendirir

Kalbinizi Güçlendirir

15. Kolay ve İyi Uyumanıza Yardımcı Olur

Kolay ve İyi Uyumanıza Yardımcı Olur

16. Bağımlılıklardan Kurtulmanızı Sağlar

Bağımlılıklardan Kurtulmanızı Sağlar

17. Cilt Sağlığına Ve Rengine Olumlu Etkisi Vardır

Cilt Sağlığına Ve Rengine Olumlu Etkisi Vardır

18. Ani Öfke Patlamaları Yaşamanızı Önler

Ani Öfke Patlamaları Yaşamanızı Önler

19. Tembelliğe, Miskinliğe Karşı Birebirdir

Tembelliğe, Miskinliğe Karşı Birebirdir

20. Yeni Ortamlara Girmenize ve Yeni Arkadaşlar Edinmenize Yardımcı Olur.

kaynak: onedio

Vaktiniz geçer daha düzgün beslenirsiniz Anette

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Mutlu olmak için şu beş basit kuralı hatırla:

web-2004-05-33-03-crop[1]

Zor hayat şartlarına rağmen 92 sene yaşamla mücadele edebilmiş ufak tefek, kendinden emin, gururlu, her sabah sekizde giyinip Kuşanan ve gözleri görmediği halde saçlarını kıvırıp makyajını mükemmelce yapan yaşlı hanım, bugün bir huzurevine taşındı.

Eşini kaybetmişti. Huzur evinin kapısında sabırla beklenen birkaç saatin ardından, odasının hazır olduğu söylendiğinde tatlı tatlı gülümsedi. Yürütecini asansöre yönlendirdiği sırada, görevli kendisine odasını anlatmaya başladı. Penceresinde asılı perdelerden de söz etti. Bunlar kendisine anlatılırken yaşlı kadın küçük bir kızın heyecanıyla “O perdeleri pek severim” dedi.

Görevli “Hanımefendi henüz odayı görmediniz, biraz bekleyin” demişti ki, “Bunun onunla bir ilgisi yok” diye cevapladı yaşlı kadın.
“Mutluluk zamandan önce karar verdiğiniz bir şeydir. Benim odadan hoşlanıp hoşlanmamam mobilyaların nasıl düzenlenmiş olduğuyla değil, benim onları zihnimde nasıl düzenlediğimle ilgilidir.
Ben onları sevmeye karar vermiştim zaten. Bu benim her sabah uyandığımda verdiğim bir karardır. Bir seçme hakkım var:
Ya bütün günümü artık çalışmayan vücut parçalarımın bana verdiği sıkıntıyı düşünerek geçiririm ya da yataktan çıkıp hala çalışanlar için şükrederim.

Gözlerim açık olduğu sürece her yeni gün bir hediyedir. Yeni güne ve hayatımın sadece bu döneminde biriktirdiğim mutlu anlara konsantre olacağım. Yaşlılık banka hesabı gibidir.
Ne yatırdıysan onu çekersin hesabından.
Bu nedenle benim gençlere tavsiyem, banka hesabına dolu dolu mutluluk hatıraları yatırmaları olacaktır. Ben hala o hesaptan mutluluk çekiyorum.”

Bu nedenle benim tavsiyem, hatıraların banka hesabına dolu dolu mutluluk yatırman olacaktır. Anı bankamı doldurmaktaki katkın için sana teşekkür ederim. Hala oradan mutluluk çekiyorum. Mutlu olmak için şu beş basit kuralı hatırla:
1. Kalbini nefretten arındır
2. Zihnini endişelerden arındır
3. Basit yaşa
4. Çok ver
5. Daha az bekle

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Hayallerinizin Peşinden Koşmaya Başladığınızda Yaşayacağınız 14 Şey

Bir kere hayallerinizi peşinden gitmeye karar verdiniz mi, gerisi çorap söküğü gibi gelir…

1. Rahatın bozulacak

Rahatın bozulacak

Yıllardır yaptığın şeyler,i alışkanlıkların, rutinlerin, vs. bir anda değişecek. Bilmediğin bir dünyaya giriyormuş gibi hissedeceksin, rahatın kaçacak, tedirgin olacaksın.

2. Korkacaksın

Korkacaksın
Rahatının bozulması seni korkutacak. Bir bilinmezliğin içine yuvarlanıyormuş gibi hissedeceksin. Gelecek kaygısı, bundan sonra ne olacak endişeleri arasında bocalayacaksın.

3. Bazen kuşkuya düşeceksin

Bazen kuşkuya düşeceksin

Yaptığının doğru olup olmadığını düşünmeye başlayacaksın. Ne gereği vardı durup dururken diye tereddüt edeceksin. Vazgeçmeyi düşüneceksin çoğu zaman.

4. Daha garantili bir şeyler yapmayı düşüneceksin

Daha garantili bir şeyler yapmayı düşüneceksin

Ne olacağım belli değil diyerek, sana daha garanti şeyler vadeden ama senin hayalin olmayan şeyler düşünmeye başlayacaksın. “Off nereden bulaştım bu işe ya” diye hayıflanacaksın.

5. Aklından şüphe edeceksin

Aklından şüphe edeceksin

Kendine “ben deli miyim?” diye sorduğun zamanlar olacak. Rahat yaşamı, huzuru, rutini bırakıp nereye gideceği belli olmayan bu maceraya niye girdim ki diyeceksin.

6. Çevrendekileri mutsuz ettiğini düşüneceksin

Çevrendekileri mutsuz ettiğini düşüneceksin

Sadece sen değil çevren de seni sorgulayacak, sen bile kendinden emin değilken çevrendekiler iyice kuşkuya düşecek ve sen sürekli aileni, arkadaşlarını üzdüğünü, onları tedirgin ettiğini düşünmeye başlayacaksın.

7. Ne kadar zeki ve üretken olduğunu görmeye başlayacaksın

Ne kadar zeki ve üretken olduğunu görmeye başlayacaksın

Ardından yaptığın işlerin getirilerini görmeye başlayacak, sorunları tek tek çözdükçe kendi zekana şaşacaksın.

8. Nereye kadar gidebileceğin konusunda hiçbir fikrin olmayacak

Nereye kadar gidebileceğin konusunda hiçbir fikrin olmayacak

Sınırlarını bilemeyeceksin, nereye kadar gidebileceğin konusunda hiçbir fikrin olmayacak. Bir sis bulutu içerisinde ilerliyormuşsun gibine gelecek.

9. Seninle aynı hayalleri kuran insanları tanımaya başlayacaksın

Seninle aynı hayalleri kuran insanları tanımaya başlayacaksın

Ardından yol arkadaşları bulacaksın. Senin gibi düşünen, seninle aynı hayalleri paylaşan, seninle yürümek isteyen.

10. Sabırlı olmayı öğreneceksin

Sabırlı olmayı öğreneceksin

Sabretmenin ne büyük bir erdem olduğunun farkına varacaksın.

11. Temel ihtiyaçlarının bir şekilde karşılanabileceğini göreceksin

Temel ihtiyaçlarının bir şekilde karşılanabileceğini göreceksin

İlk başta korktuğun şeylerin gerçek olmadığını göreceksin. Temel ihtiyaçlarının karşılandığını, hayatın o kadar da acımasız olmadığını fark edeceksin.

12. “Zafer”in gerçek tadını alacaksın

Başardıkça, yol aldıkça zaferin, galibiyetin, yenmenin gerçek tadını alacaksın. Bu sana güven ve mutluluk verecek.

13. Kendine “neden bu kadar bekledim?” sorusunu soracaksın?

Kendine

Sonra bir gün, neden bu kadar geç kaldım diye soracaksın kendine.

14. Ve sonra başkaları geç kalmasın diye uğraşacaksın…

Ve sonra başkaları geç kalmasın diye uğraşacaksın...

Diğer insanları “hayallerinin peşinden gitme” konusunda teşvik edeceksin.

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

“İyi İnsan Olmak Başkadır, İnsanlara İyiliği Dokunan İnsan Olmak Bambaşkadır.”

yogurtcu[1]

Havanın çok soğuk olduğu bir günde erenlerden biri dışarıyı seyrediyormuş. Yoğurtçunun sesini duyup, hanımına kap getir de yoğurt alayım demiş. Hanım yoğurt var ihtiyacımız yok deyince, Mübarek de bizim ihtiyacımız yok ama yoğurtcunun ihtiyacı var ki bu soğukta sokaktan üçüncü geçişi Demiş..
“İyi İnsan Olmak Başkadır, İnsanlara İyiliği Dokunan İnsan Olmak Bambaşkadır.”

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

İlişkisi Olan Herkesin Mutlak Suretle Hak Ettiği 17 Şey

Mutlu ve sağlıklı bir ilişkiniz var mı? İyi bir ilişki sizi mutlu eder, size iyi davranışlar kazandırır, sizi daha sosyal, daha sevgi dolu ve şartları kabul eden biri haline getirir. Buna karşın kötü bir ilişki var olan her şeyinizi mahvedebilir. Sizler için bir ilişki yaşayan herkesin hak ettiği şeyleri derledik, bakın bakalım bunlardan kaçının alabiliyorsunuz ve alamadıklarınız sizi ne kadar mutsuz ediyor.

1. Güvenlik duygusu.

Güvenlik duygusu.

2. Eğlenme, gülme.

Eğlenme, gülme.

3. Tutku.

Tutku.

4. Sizi her gördüğünde heyecanlanan, görmediğinde özleyen biri.

Sizi her gördüğünde heyecanlanan, görmediğinde özleyen biri.

5. Beraber macera yaşayabildiğiniz biri.

Beraber macera yaşayabildiğiniz biri.

6. Anlayış.

Anlayış.

7. Geç saatlere kadar oturup konuşabildiğiniz biri.

Geç saatlere kadar oturup konuşabildiğiniz biri.

8. Sizi geliştiren, zorlayan biri.

Sizi geliştiren, zorlayan biri.

9. Karşılıklı güven.

Karşılıklı güven.

10. Saygı.

Saygı.

11. İstediklerinizi yapabildiğiniz özgür bir alan.

İstediklerinizi yapabildiğiniz özgür bir alan.

12. Rahatlamak istediğinizde sizi sonuna kadar dinleyen biri.

Rahatlamak istediğinizde sizi sonuna kadar dinleyen biri.

13. Sadakat.

Sadakat.

 14. Açık iletişim.

Açık iletişim.

15. İyi bir arkadaş.

İyi bir arkadaş.

16. Her anından keyif aldığınız cinsel yaşam.

Her anından keyif aldığınız cinsel yaşam.

 17. En kötü anınızda bile sizi neşelendiren biri.

En kötü anınızda bile sizi neşelendiren biri.

Bonus – Aklınıza gelen manyaklıkları yapabileceğiniz biri.

kaynak:onedio

ama bence en önemlisi karşılıklı aşkı yakaladığınız biri olmalı Anette

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »