Anlamak Sevmenin Başlangıcıdır

Yaşam; değişen, gelişen bir döngünün yansımasıdır. Önümüze sabırla ve aralıksız yeni konu başlıkları koyup öğrenmemizi bekler. Basittir, düzenlidir, organiktir, sürekliliğe yöneliktir. Çeşitliliklere kıymet veren bir öğretmendir yaşam; ve ısrarla anlaşılmayı ister.

sevgi anlamak insan anlayarak insanlar sevginin

Akıllı ve öngörü sahibi olan insan öz nitelikleriyle tabiatı kuşatmıştır. Ama insan tabiatı kendi bünyesindeki beceriler sayesinde değil, doğanın kendisine teslim olması sayesinde onu kuşatmış ve yönetmiştir. Bu teslim oluşun varlık sebebi felsefe biliminde ifade edilmiş sayısız rasyonel gerekçe olabileceği gibi çok daha yalın nedenler de olabilir. Peki, bir çocuğun masumiyetiyle sormuş olsaydık; sevgi istemiş olabilir mi?

Sevgi; varlığın gönlünden dış dünyaya akan muhabbet, sevilenin mevcudiyetine duyulan samimi gereksinim; bilgisine, ilgisine, iletişimine hatta iletişimsizliğine duyulabilecek minnet ve şükran hali.

İslam, ‘Allah müminlerin kalbindedir’ der.
İncil, ‘Tanrı sevgidir’.
Tevrat, ‘komşunu kendin gibi seveceksin’ der.
Budizm, ‘nefret yalnızca sevgiyle durdurulur’.

Sevgi çok boyutludur; durdurur, harekete geçirir, iyileştirir, güzelleştirir ve yaşamdan duyulan hazzı artırır. Gerçektir, yaşantılarla edinilen ve yaşam boyu devam eden bir akış olarak hayatımızın en önemli/anlamlı parçasıdır. Filmlerimiz, romanlarımız, aşklarımız, inançlarımız ve hayatın bütününe ait parçalardaki değerlerimizin tümü sevgiyle birleşerek bir arada durur ve yaşam insana bu bağ aracılığıyla dokunarak kendini anlatır.

Sosyal hayattaki bağdaştırıcılık ve birleştiricilik özelliği ile hayatın yapı taşlarından biri olan sevgi, insanın benliğine verdiği değer (kendini sevme) noktasından başlayıp, ailesine, arkadaşlarına, ferdi olduğu topluma, inançlarına, hatta ideallerine kadar derin ifadesini koruyarak uzanır. Dolayısıyla sevginin kaybolduğu, unutulduğu, kullanıldığı veya ihmal edildiği ortamlarda yalnızca ilişkilerin ruhunun kaybolup münasebetlerin kıymetsizleşmesi/yüzeyselleşmesi gözlenmez; aynı zamanda nefret, öfke, bencillik, saldırganlık gibi insan tabiatının en vahşi nitelikleri gün yüzüne çıkar. Böylece toplum, yaşam alanı ve ortamlarda insanlar kaşlarını çatarak yürümeye, anlamsız sebeplerle birbirlerine zarar vermeye, mutsuzlaşmaya ve mutsuzluğunu yaymaya, nihayetinde ise -ekonomik, sosyal, demografik ibareleri ne gösteriyor olursa olsun; bir tarafı sürekli gelişiyor olsa bile, diğer unsurları- kan kaybederek yok olmaya başlar.

ben bu ile garip geldim yunus emre sevgi anlamak insan anlayarak insanlar sevginin

Peki, tüm boyutlarıyla sevgi, neden kaybolur? İnsanlar nasıl basit tartışmalar yüzünden cinayetler gerçekleştirecek kadar nefret yumağı haline gelir bir ülkede? 30 yıl aynı yastığa başını koyduğu, kendisine çocuklar verip onları yetiştiren bir -biçare- anneyi nasıl vahşice öldürebilir bir baba? Besleyip büyüttüğü çocukların para için darp ettiği görece daha vahim durumlardan, yetiştirdiği evlatlarının kendisinden kurtulmak için kavga ettiği koşullara çocukların ailelerine duyduğu vefasızlıklar/sevgisizlikler nasıl ortaya çıkmaktadır? Hayatın tüm acımasızlıklarıyla tek başına yüzleşip sokaklarda yetişen bir çocuk varoluşundaki korku unsurunu öldürecek kadar nasıl hissizleşir? Misal; Mevlana’yı, Yunus Emre’yi dünya düşünce birikimine kazandıran topraklar nasıl nefretlerin, acıların ve ağıtların yurdu haline gelir?

Özgür iradesi ile yaratılan insan bir anlamda kendisine verilen canlılık ve yetkinlik imkanlarını kaybedinceye kadar sayısız alternatif arasında seçimler yapar. Okur, öğrenir, düşünür, kendini geliştirir. Severek yaşamını doyumsar. Ancak bu faaliyetlerin tümü içinde esas olan unsur, akıl ile yönetilen ve irade ile sınırlanan dengedir. Zaman elimizdeki tek kaynaktır ve modern hayatta deneyimleyebileceği alternatif unsurlar arasında tercih yapması gereken insan sıkça zevklerini, ferdi niyetlerini ve somut kazanımlarını duygusal değer ve ayrıcalıklara tercih etmektedir. Bu durum kıyasıya mücadelelerin ve mukayeselerin harcı ile yoğrulmuş şehirlerde neredeyse sıradanlaşmış olmakla birlikte, iş hayatında söz konusu nine torun sevgi anlamak insan anlayarak insanlar sevgininsamimiyet yönünden fakir davranışlarda insanlar fazlasıyla tükendiğinden, kendisi gibi insanlarla dolu apartmanlarda dairelerine sığınarak evlerinde bir nebze huzur bulur; (şanslıysa-bu 1, bulduğu çoğu zaman sevgi değil huzurdur-bu 2). Kırsal hayatta ise durum uçlarda yaşanır. Sevginin en derin ve samimisi modern hayatın menfaatçi yaklaşımlarının giremediği kasaba ve köylerde tertemiz insanlarda mevcut olabildiği gibi; tüm güdüleriyle küçük yeryüzü nimetleri için kalabalık gruplar halinde birbirine saldıran, istediğini zorla almaya çalışan, diğer insanların haklarını önemsemeyen, anlamadığına saldıran ve bazen anlamadığını gönül rahatlığıyla yok edebilen insanlar da vardır.

Anlamadığına saldırmak; kentte de kırsal hayatta da kilit unsur budur. İnsanlar, insan grupları, ideolojiler, aile içinde fertler, sokakta vatandaşlar, iş yerlerinde çalışma arkadaşları, organizasyonlarda kadrolar… Toplumsal hayatından her yerinde huzur, denge ve sevgi unsurlarını bir anda ortadan kaldırabilen belirleyici unsur anlamadığına saldırma ruh hali, şiddetle reddetme ve –bazen- yok etme güdüsüdür. Dolayısıyla bilinç, beynin idaresi yoluyla tüm organları yönetirken, aynı zamanda, kalbe inen duyguların geçeceği kapının anahtarına da sahiptir.

‘Gerçek bilgiye erişmenin tek yolu sevme edimidir. Bir insanı nesnel olarak tanırız, ancak onun değişmeyen özünü sevgi edimi ile kavrayabiliriz.

İnsanın varoluş sorununun en sağlıklı ve doyumcul yanıtı sevgidir. Dolayısıyla sevginin gelişimine yer vermeyen bir toplum insan doğasının bu temel gereksinimini gözden kaçırdığı için yok olacaktır’ der Erich Fromm (1900-1980).

İnsanlar doğanın kendilerine verdiği yetenekleri kullanıp bireysel yaşamlarını sürdürürken farkında olmadan bünyelerinde tekrarlanan sayısız faaliyetle hayatlarına devam ederler. Tıbbi ve biyolojik birçok unsurun psikolojik ve edimsel birçok kısıtlılık/yeterlilikle etkileşimi neticesinde şekillenen mizaç ve davranışların temelinde bilinç ve akıl bulunur. İnsan anlayarak üretir, konuşur, düşünür ve karar verir. Bununla birlikte duyguların neredeyse hepsi insanın doğasında bulunduğu oranla anlamak yoluyla kullanılır; anlayarak bağlanılır, anlayarak özlenir, anlayarak sevilir, anlayarak empati kurulur, anlayarak eğlenilir, anlayarak fedakarlık yapılır, anlayarak affedilir.

Sevgi nedir kuş ekmek sevgi anlamak insanHipokrat (M.Ö. 460- M.Ö. 370) zamanımızdan 2500 yıl önce, duygu ve düşüncelerin kalpten değil beyinden kaynaklandığını, ifade etmiştir. Sanıldığının aksine duyguların ruhtan ve kalpten kaynaklanmadığını kavrayan gelişmiş toplumlar belirsizlik ve korkularının üzerine giderek demokratik ve medeni koşullar meydana getirmiştir. Dünyanın geri kalanında ise hala baskın duygu –bir anlamda sevginin karşıtı olan- korku; baskın davranış ise saldırganlıktır. Oysa modern sosyoloji ve toplumsal psikoloji bilimleriyle tüm din ve kadim öğretilerin aynı paydada birleşip net bir şekilde kitlelere söylediği şudur; insanlar bireysel olarak kendilerini, ardından iletişim içinde bulundukları insanları, son olarak da yaşamın kendisini sevmeden mutlu olamazlar.

Neticede durum özetle Dostoyevski’nin özetlediği gibidir:

”Cehennem, insanın yüreğindeki sevginin bittiği yerdir.”

Anlamaya çalışmamak ise cehennemin kapısından çıkarken en çok takılıp düştüğümüz sinsi eşik..

kaynak: indigo dergisi

yazar: isa bayhan

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Yeşil alanların, çocukların zekasını olumlu yönde etkilediği belirlendi.

11390055_10153388536019909_2309076552421072045_n[2]

İspanyol bilim adamlarının, 7-10 yaşındaki 2 bin 500’den fazla çocuğun katılımıyla yaptığı araştırma, doğaya yakın büyüyen çocukların okuldaki başarısını artırdığını ortaya koydu.

Barselona’daki Çevre Epidemiyoloji Araştırma Merkezi’nden bilim adamları okul çevresinde yeşil alanların bulunmasının çocukların öğrenme yeteneğini artırdığını, dikkatsizlik sorununu ise azalttığını gösterdi.

Öte yandan araştırmacılar, ezber sorunu olan çocukların yüzde 9’unun hava kirliliğinden uzak kaldıklarında bu sorunun üstesinden daha kolay geldiğini de tespit etti.

Araştırmaya imza atanlardan Payam Davdand, yeşil alanların çocuklar üzerindeki psikolojik etkisine dikkati çekerek doğaya yakın olanların öz saygısının, sorunları çözme becerisinin, yaratıcılığının ve risk alma cesaretinin arttığını vurguladı.

Bilim adamlarından Claire Leconte de doğaya yakın büyüyen çocukların diğer insanlarla ilişki kurma, paylaşma ve kalabalık önünde daha rahat konuşma becerisi kazandığını ifade etti.

Doğanın çocukların duyu kapasitesinin gelişmesinde de etkili olduğunu söyleyen Leconte, ağaç ve yaprakları gören çocukların mevsimler ve zaman kavramını daha rahat öğrenebileceğini kaydetti.

Leconte, yeşil ortamın ve çocukların bulunduğu genel ortamın soyut olan her şeye anlam kattığına dikkati çekti.

Araştırmanın sonuçları Amerikan” Proceedings of the National Academy of Sciences of the United States of America (PNAS)” dergisinde yayımlandı.

Avustralya’nın Melbourne Üniversitesi Psikoloji Bölümü araştırmacıların yürüttüğü bir başka araştırmada, doğaya ve yeşil alanlara bakmanın beyni güçlendirdiği ortaya çıkmıştı.

BM’nin geçen yılki verilerine göre, dünya nüfusunun yüzde 54’ü kentte yaşıyor

kaynk:şamil erkan

pınar kocabaş facebook sayfasından alınmıştır

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Nefes aldığım sürece yaşamaya ve hayatı hissetmeye devam edeceğim.

IMG_6898Yaşlanınca da ninja olmayacağım işte karalara bürünmeyeceğim, nefes aldığım sürece yaşamaya ve hayatı hissetmeye devam edeceğim. Köşeye çekilmeyeceğim, artık benden geçti diyerek kös kös oturmayacağım. Unumu eledim eleğimi astım laflarınızı alın tepe tepe kullanın.Ben öyle bir kokoş yaşlı bir bayan olacağım. Teyze diyenin de ağzını yırtacağım.

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Yaşamaya zaman ayırın,

11988722_1143940328969276_6309443127611885404_n[1]

Yaşamaya zaman ayırın,
Zira zaman bunun için yaratılmıştır

Çalışmaya zaman ayırın,
Başarının bedeli budur

Düşünmeye zaman ayrın,
Güçlü olmanın kaynağı budur

Çevrenize nazik davranmaya zaman ayırın,
Mutluluğa giden yol budur

Etrafınıza bakmaya zaman ayırın,
Günler bencilliğinize yetmeyecek kadar kısadır

Gülmeye zaman ayırın,
Ruhunuzun müziği budur

Çocuklarınızla oynamaya zaman ayırın,
Zevklerin en büyüğüdür

Terbiyeli olmaya zaman ayırın,
İnsan olabilmenin sembolü budur

Goethe

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

İlişkinin Bitmesini İstemiyorsan Yazıdaki 17 Maddeden Uzak Dur… SONRA DEMEDİ DE ME…

Bir ilişkinin ilk zamanlarında pek çoğumuz problemleri kafaya takmayız, çünkü önümüzü bile göremeyecek kadar aşık olmuşuzdur. Fakat zaman geçtikçe ve karşımızdaki insanı daha iyi tanımaya başladıkça, herkeste olduğu gibi bir takım kötü alışkanlıkları olduğunu fark ederiz. Bu alışkanlıklar da haliyle ilişkiyi yavaş yavaş aşındırır. İşte söz konusu alışkanlıklardan 17 tanesi:

1. Karşıdakini değiştirmeye çalışmak.

Elbette her ilişkide bir takım karşılıklı talepler oluyor fakat kimi zaman bunlar aşırıya kaçabiliyor. Örneğin yatağı toplamadığı için sevgiliye kızmak başka bir şey; ondan karakterine has özellikleri değiştirmesini istemek başka bir şey. Karakter özellikleri size uyuyorsa devam edin, yok eğer uymuyorsa çok da şeapmayın…

2. Devamlı bir hatasını yakalamaya çalışmak.

Bu özelliğe sahip olmak, karşınızdakini çileden çıkarsa yeridir. Onu sürekli takip etmek, ne yaptığını kontrol etmek, en ufak yanlışlarını bile anında yüzüne vurmak çekilmez bir insan olmanıza ve sonunda yalnız kalmanıza sebep olabilir.

3. Bilincinizi telefon ortamına aktarmak.

Bu özelliğin aranızdaki tüm iletişimi bitireceğini tahmin etmek zor olmasa gerek. Kaldı ki sevgilinizin yanında devamlı telefonda takılıyor, yüzüne bile bakmıyorsanız bu, artık ilişkiden sıkıldığınız anlamına gelir. Ayrılın da rahatlayın o zaman, kim tutar sizi…

4. Ona topluluk içinde bağırmak.

İlişkinizi geçtik, bu hoş değil be arkadaşım. Hem sevgilini utandırıyorsun hem de etraftakilere eğlencelik malzeme veriyorsun. Yapma, etme…

5. Kavga etmekten kaçınmak.

Kavga, ilişkilerde olmazsa olmaz gibi bir şeydir. Gerçek düşünceleri meydana çıkartır, insanı stresten arındırır. Her gün kavga edin de demiyoruz ama gerektiğinde de kaçmamak lazım…

6. Sorunlardan hiç söz etmemek.

Rahatsız olduğunuz bir konu hakkında konuşmamak, eğer sevgilinizin zihin okuma gibi bir yeteneği yoksa hiçbir işe yaramaz. Onları biriktirirseniz ilerleyen zamanda daha büyük ve kötü sonuçlar doğuracak patlamalara yol açabilirler. Bizden söylemesi.

7. Affetmeyi bilmemek.

Karşınızdaki insan hata yapabilir. Tıpkı herkes gibi. Bunları olduklarından daha büyük görmek ve sevgilinize karşı kin tutmaya başlamak gereksiz stres ve sıkıntıya sebep olur. Rahat olun…

8. Önemli konuları yanlış zamanlarda açmak.

Konuşmayıp konuşmayıp da karşınızdakinin en stresli zamanında önemli konulardan bahsetmeye başlamak genellikle tatsızlık çıkmasıyla sonuçlanır. İkinizin de rahat ve gevşemiş durumda olduğu zamanları kollayın ve uzun konuşmalara öyle girin.

9. Karşılıklı olarak yapılanların çetelesini tutmak.

Belki siz birlikte gittiğiniz ortamlarda daha fazla hesap ödemişsinizdir; belki siz onun ailesiyle tanışmışsınızdır ama o sizinkilerle tanışmamıştır… Bunları çok fazla kafaya takmak ve dile getirmek, ilişkiye bir yarış havası verir ve karşınızdakini yorar. Her şeyin karşılığını bulmasının bir zamanı vardır.

10. İlişkinizde gereksiz dramlar yaratmak.

En ufak hadiseyi büyütüp de dünya tersine dönmüş gibi davranmak sağlıksız bir davranıştır. Gereksiz gerginlik ve üzüntüler hem ilişkiyi zedeler hem de insanın kendisini yorar. Her şeye çok da takılmamak en iyisi…

11. Güvenmemek ve devamlı gözetlemek.

Güvenmemek ve devamlı gözetlemek.

İlişkilerde güvenin çok önemli olduğunu en az 768 kez duymuşsunuzdur. Sevgilinizi devamlı gözetlemek, ona güvenmediğiniz anlamına gelir. O olmadığı zamanlarda telefonunu alıp kurcalamak, Facebook şifresini illa ki size de vermesini istemek boş ve anlamsız kuruntuların belirtisidir.

12. İlişkiye güvenip kendini bırakmak.

 Artık nasıl olsa sağlam bir ilişkim var deyip kendinizi salmamaya dikkat edin. Hayatta ne olacağı hiç belli olmaz. Kilonuza ve sağlığınıza en az eskiden olduğu kadar dikkat edin.

13. Onu eski sevgililerinizle karşılaştırmak.

Her insan farklı özelliklere sahiptir, bunu kabullenin ve sevgilinizden başka birisi gibi davranmasını beklemeyin. Aşk yalnızca mantıkla yürüyen bir süreç değildir. Kendinizi zevkli yönlerine bırakın.

14. Her an birlikte olmak, her şeyi birlikte yapmak.

İlişkiniz ne kadar samimi ve sağlam olursa olsun, herkesin yalnız vakit geçirmeye ihtiyacı vardır. Devamlı birlikte olan insanların birbirlerinden çabuk sıkılma ihtimalleri çok fazladır. Ayrıca birlikte olduğunuz anların bir değerinin olması da lazım değil mi?

15. Elbette ki yalan söylemek.

“Akşam yaptığın tavuk iğrenç olmuş hayatım hiçbir şeye benzetemedim.” derecesinde de dürüst olmayın tabi… O dengeyi siz ayarlarsınız zaten.

16. Bu ilişkiye neden başlamış olduğunuzu unutmak.

Ara sıra kendinize bu ilişkiden ne beklediğinizi sorun. Bir taraf işleri hafife almak istiyorken, diğeri evlilik planları yapıyor olabilir. Bu da en az bir kişinin kırılacak olması anlamına gelir.

17. Ve onu çantada keklik gibi görmek.

Onun özel bir insan olduğunu daima kendinize hatırlatın ve onu dikkate alın. Eğer değerini artık göremiyorsanız da ilişkinizi sonlandırın. En azından bu onu yalnızca bir kez üzer.
Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

38 Maddede Sürekli Aklınızda Bulundurmanız Gereken Günlük Hayat Gerçekleri

Hepimiz hayattan dersler çıkartıyor, belli sonuçlara varıyoruz. Bunun olması için bazen tekrar tekrar çuvallamak, bazı şeylerin tekrar tekrar kafamıza vurması gerekiyor ama eninde sonunda öğreniyoruz. İşte hepimizin belki de fark ettiği ama kendi kendimize itiraf etmediğimiz günlük hayat gerçekleri

1. Diğer insanları değiştiremezsiniz. Bunu denemek bile çok ayıp.

2. Kalorileri yakmak, onları hiç almamaktan 100 kat daha zordur

3. Tanımadığınız bir insanla tartışırken unutmayın ki o konu hakkında sizden çok daha fazla şey biliyor olabilir.

4. Bir şeyin en ucuzunu veya en pahalısını almak genellikle kötü bir tercihtir.

5. Herkes, lafı dolandırmadan, hızlıca söylemek istediğini söyleyen insanı sever.

6. Hayatta kötü hissettiğiniz zamanlar illa ki olacak. Gelirler, geçerler. Onlardan kaçmak, görmezden gelmek sadece daha derinden ilerlemelerine ve daha uzun sürmelerine sebep olur.

7. Çocuklar aslında çok dürüst varlıklar. Ta ki biz onlara öyle olmamayı öğretene kadar…

38 Maddede Sürekli Aklınızda Bulundurmanız Gereken Günlük Hayat Gerçekleri

8. Eğer izlediğiniz herhangi bir şeyde oynayan insanların hepsi güzel ya da yakışıklıysa muhtemelen izlemeye değmez.

9. Bağırmak ve ses yükseltmek işleri her zaman olduğundan daha kötü hale getirir

10. Başkalarının senin hakkında ne düşündüğünden endişe ediyorsan, aslında kendinin kendin hakkında ne düşüneceğinden endişeleniyorsun.

11. Sahip olduğunuz bütün problemler sizin sorumluluğunuzdur. Kim o problemleri yaratmış olursa olsun.

12. İnandığın şeyleri hiç sorgulamıyorsan, çok yanlış yapıyorsun

13. Bir insanın istek ve arzularını yönetebilmek, sahip olunabilecek en büyük yetenektir

14. Kötümserlik, size faydalı olmak için fazla kolay bir seçimdir

15. Sokakta yanınızdan geçen her yeni bir yüz, sizinki kadar karmaşık ve zor bir hikaye anlatır

16. Herhangi bir şeyden nefret ederseniz, o da sizden nefret eder. Ne olursa olsun; insanlar, durumlar, işler, hatta cansız objeler bile!

17. İnsanlar her şeyi abartır. Her zaman!

18. Kızgınlıklarınızda karakterinzin en zayıf noktasını açık edersiniz

19. En çok şikayet edenler, en az şeyi başarır

20. İster sevin ister sevmeyin… Duruşunuz ve kıyafetiniz insanların sizin hakkında, daha da önemlisi sizin kendiniz hakkında düşüncelerinizi ve hissettiklerinizi etkiler.

21. Kredi kartı borcu ruhunuzu emer

22. Eğer bir işte veya problem çözerken seçtiğiniz yol çok güvenliyse, muhtemelen daha iyi bir yol vardır.

23. Sorumluluk ve insiyatif almaktan kaçanların en sevdiği hobi başkalarını suçlamaktır.

24. Karşılaştığınız her kişi, herhangi bir konuda sizden daha iyidir.

25. Gerçekten organize yaşamak hayat standardınızı düşünemeyeceğiniz kadar yükseltir

26. Yüksek kalite ödediğiniz her bedele değer. Mal mülk olarak da, arkadaşlık, eş, tecrübe gibi manevi konularda da

27. Eğer bekarken halinizden memnun değil ve mutsuzsanız muhtemelen bir ilişki yaşarken de öyle olacaksınız

28. “Bağımlılık” insanlık için düşünüldüğünden daha büyük bir sorundur. Her insanda değişik bir tür bağımlılık vardır, adına bağımlılık denmese de…

29. Eğer gerçekten harcadığınız paraya değen birşey varsa o da kaliteli bir yataktır. Ömrünüzün neredeyse 3’te birini onun üstünde geçiriyorsunuz!

30. Arkadaşsız kalmaktan daha kötü birşey yoktur

31. Neredeyse tüm insanlar, hepimiz ikiyüzlüyüz.

32. Kelimeler tahmin etmediğiniz kadar etkilidir. Birisini tüm ömrü boyunca yaralayabilir

33. İlk denemenizde sevmediğiniz yemekler, tekrar denemeye her zaman değer

34. Hiçbir şey, tam olarak sizin hayal ettiğiniz gibi olmaz

35. Kendinize verdiğiniz sözleri tutmadığınız zaman kötü hissedersiniz. Bunu alışkanlık haline getirirseniz, kendinizden nefret edersiniz.

36. Bazen, bazı insanları hayatınızdan çıkartmanız sizin çok iyiliğinizedir. Aileden olsalar bile!

37. Sevmediğiniz bir kitabı ya da filmi bitirmemek kadar normal birşey yoktur. Kendinize bir iyilik yapın ve vakit kaybetmeden kapatın!

38. Pişmanlık ve “keşke bazı şeyler daha değişik olsaydı” demek, kendinize yapabileceğiniz en büyük işkencedir.

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. 1 Comment »

Sürekli Geçmişten Ders Alarak Başarıya Ulaşan Japonlara Ait 21 Atasözü

1. İlk karını sana Tanrı, ikinci karını insanlar, üçüncüsünü ise şeytan gönderir.

2. Para eğer hizmetkârın değilse, efendin olur.

3. Savaşı bilmeyen, barışı da bilmez.

4. Kızgın adam hayatta girdiği tüm savaşlarda yenik ayrılır.

5. Para kazanmak iğneyle kuyu kazmak gibi; para harcamak kuma su dökmek gibi.

6. Âşık, sivilceyi gamze sanır.

7. Adam mevki sahibi olmaya görsün, köpeği bile mağrur eda takınır.

8. Pişmanlık duymayanı bağışlamak suya resim yapmakla birdir.

9. Göze batan çivi, çekici yer.

10. Eylemsiz öngörü hayal görmek, öngörüsüz eylem karabasan görmektir.

11. En iyi kılıç, kınında tutulan kılıçtır.

12. Zafer pek bir şey öğretmez; yenilgi çok şey öğretir.

13. Yalan dörtnala gider. Hakikat ise adım adım yürür, fakat yine de vaktinde yetişir.

14. Sular yükselince gemiler de yükselir.

15. Yedi kez düş, sekiz kez ayağa kalk.

16. Sanatçıyım diyebilmek için, ustanı geçeceksin ve kendini geçecek bir öğrenci yetiştireceksin.

Sanatçıyım diyebilmek için, ustanı geçeceksin ve kendini geçecek bir öğrenci yetiştireceksin.

17. Biri beni aldatırsa yazıklar olsun ona; iki kez aldatırsa yazıklar olsun bana.

18. Pirincin içindeki siyah taştan değil, beyaz taştan korkun!

19. Öfkenin uzaklaştırdığını, gülücükler geri getiremez.

20. Bilgi, eğer bilge değilsen, eşeğin sırtına vurulmuş kitap yükü gibidir.

21. Okuduğun her şeye inanacaksan, hiç okuma daha iyi

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. 1 Comment »

Uyanık İnsanların 21 Karakteristik Özelliği…

Buradasınız biliyorum. 😈😈

1. Sabah alarmını hep küsuratlı kurup, uyumak için o bir dakikanın bile hesabını yapan insan.

Sabah alarmını hep küsuratlı kurup, uyumak için o bir dakikanın bile hesabını yapan insan.

2. Telefonda birine çok fazla sinirlendiğinde, o telefonu fırlatmak için yumuşak bir zemin arayan ve yatağın ya da koltuğun üzerine fırlatan insan.

Telefonda birine çok fazla sinirlendiğinde, o telefonu fırlatmak için yumuşak bir zemin arayan ve yatağın ya da koltuğun üzerine fırlatan insan.

Ama sekip de yere düşecek diye de içi gider.

3. Her seferinde çözüp, tekrar bağlamamak için ayakkabılarının bağcıklarını gevşetip öyle giyen insan.

Her seferinde çözüp, tekrar bağlamamak için ayakkabılarının bağcıklarını gevşetip öyle giyen insan.

4. Biri çay almaya gidiyorum dediğinde, dolu olan çayını fondip yapıp kendine de isteyen insan.

Biri çay almaya gidiyorum dediğinde, dolu olan çayını fondip yapıp kendine de isteyen insan.

5. Öğrencilerin faydalandığı imkanlardan faydalanmak için, okulu bitirmiş olsa bile açık öğretime tekrar kayıt yaptıran insan.

Öğrencilerin faydalandığı imkanlardan faydalanmak için, okulu bitirmiş olsa bile açık öğretime tekrar kayıt yaptıran insan.

6. Cep telefonunu evde değil de, iş yerinde ya da okulda şarj eden insan.

Cep telefonunu evde değil de, iş yerinde ya da okulda şarj eden insan.

7. Karışık kuru yemiş tabaklarından önce Antep fıstığını seçen insanlar. İnsanlarımız…

Karışık kuru yemiş tabaklarından önce Antep fıstığını seçen insanlar. İnsanlarımız...

8. Biriyle ortak hesap ödeyeceği zaman, “Abi sen nakit vereceksen, bana ver. Ben kartla ödeyeceğim.” diyen insan.

Biriyle ortak hesap ödeyeceği zaman,

Böylelikle bankamatikten para çekmekle uğraşmaz. Hem kartta puan da birikmiş olur.😁😁

9. Arkadaşlarıyla bir kafeye ya da bara gittiklerinde, köşe tarafı kapmak için çaktırmadan önden, önden yürüyen insan.

Arkadaşlarıyla bir kafeye ya da bara gittiklerinde, köşe tarafı kapmak için çaktırmadan önden, önden yürüyen insan.

10. Marketten meyve, sebze alırken, sapına para ödememek için saplarını kopartan insan.

Marketten meyve, sebze alırken, sapına para ödememek için saplarını kopartan insan.

11. Yürürken hep bir geometri hesabı yapıp, en kısa yoldan gitmek için yolların hipotenüsünü alan insan.

Yürürken hep bir geometri hesabı yapıp, en kısa yoldan gitmek için yolların hipotenüsünü alan insan.

12. Öğrencilik hayatında, kimse ondan uç istemesin diye 0,9 uçlu kalem kullanan insan.

Öğrencilik hayatında, kimse ondan uç istemesin diye 0,9 uçlu kalem kullanan insan.

13. Şampuanı bitmeye yakınken içerisine su doldurup bir süre de öyle kullanan insan.

Şampuanı bitmeye yakınken içerisine su doldurup bir süre de öyle kullanan insan.

14. Sabah uyandığında önce bilgisayarın tuşuna basıp sonra tuvalete giden insan.

Sabah uyandığında önce bilgisayarın tuşuna basıp sonra tuvalete giden insan.
Döndüğünde bilgisayar açılmış olsun diye hep bunlar.

15. Marketten aldıklarını poşete koyarken, o poşetin içerisine fazladan poşet koyan insan.

Marketten aldıklarını poşete koyarken, o poşetin içerisine fazladan poşet koyan insan.

Çöp poşeti yapar sonra onlardan.

16. Şekere para vermemek için, kafelerden, restoranlardan hacıladığı şekerleri ceplerine doldurup öyle çıkan insan.

Şekere para vermemek için, kafelerden, restoranlardan hacıladığı şekerleri ceplerine doldurup öyle çıkan insan.

17. Şehirler arası otobüs seyahatinde, ikram yapıldığı sırada, her türlü imkandan faydalanmak için uyuyorsa da uyanan insan.

Şehirler arası otobüs seyahatinde, ikram yapıldığı sırada, her türlü imkandan faydalanmak için uyuyorsa da uyanan insan.

Dünyaya meteor düşse o yine de kekini, meyve suyunu alır.

18. Her ay internet parası vermemek için evin karşısındaki kafenin internetini kullanan insan.

Her ay internet parası vermemek için evin karşısındaki kafenin internetini kullanan insan.

Kafe şifreyi değiştirdiğinde ise gidip bir çay içer, şifreyi yeniden alır.

19. Su içmek için tuvalete gideceği zamanı bekleyen, önce suyunu içip sonra tuvalete giden insan.

Su içmek için tuvalete gideceği zamanı bekleyen, önce suyunu içip sonra tuvalete giden insan.

Bir daha oturduğu yerden kalkmamak için hep bunlar.

20. Marketlerde tanıtım yapmak için tadımlık verilen yiyeceklerin hepsinden yiyen, biraz dolaştıktan sonra da tekrar aynı tanıtım reyonundan yiyecek isteyen insan.

Marketlerde tanıtım yapmak için tadımlık verilen yiyeceklerin hepsinden yiyen, biraz dolaştıktan sonra da tekrar aynı tanıtım reyonundan yiyecek isteyen insan.

Karnını doyurdun insafsız.

21. Sınavda kağıda hep büyük harflerle yazan, kağıt dolu görünsün diye bol bol bağlaç kullanan insan.

Sınavda kağıda hep büyük harflerle yazan, kağıt dolu görünsün diye bol bol bağlaç kullanan insan.
Hangimiz yapmadık ki, çılgınlar gibi..😁😁
kaynak: listeliste

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Tanrım beni senin barışına bir araç kıl ki;

Prayer-Intercession[1]

Tanrım, beni senin barışına bir araç kıl ki,
Nefretin olduğu yere, sevgi tohumları ekeyim,
İncinmenin olduğu yere, bağışlama
Kuşkunun olduğu yere, iman,
Umutsuzluğun olduğu yere, umut,
Karanlığın olduğu yere, ışık,
Kederin olduğu yere, sevinç tohumları…

Ey Yüce Rabbim lütfet ki,
Avutulmaktan çok, avutmayı,
Anlaşılmaktan çok, anlamayı,
Sevilmekten çok, sevmeyi dileyeyim,
Çünkü biz ancak vererek alabilir,
Bağışlayarak bağışlanabilir,
Ve ölerek sonsuz bir yaşama doğabiliriz.

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Metrodaki Kemancı

11990387_10207568710441073_953399809450175927_n[2]

Soğuk bir Ocak sabahı, bir adam Washington DC’de bir metro
istasyonunda, kemanla 45 dakika boyunca altı Bach eseri çalar. Bu süre içinde, çoğu işe yetişme telaşındaki yaklaşık bin kişi kemancının önünden geçip, gider.
Kemancı çalmaya başladıktan ancak üç dakika kadar sonra, ilk kez orta yaşlı bir adam kemancıyı fark edip, yavaşlar ve birkaç saniye sonra da gitmek zorunda olduğu yere yetişmek üzere yine hızla yoluna devam eder.
Kemancı ilk bir dolar bahşişini bundan bir dakika kadar sonra alır. Bir kadın yürümesine ara vermeksizin parayı kemancının önüne koyduğu kaba atarak, hızla geçer, gider.

Birkaç dakika sonra, bir başka adam duraklayıp, eğilerek dinlemeye başlar ancak saatine göz attığında işe geç kalmamak için acele ettiğini belirten ifadelerle hızla yoluna devam eder.
En fazla dikkatle duran ise üç yaşlarında bir oğlan çocuğu olur.
Annesinin çekiştirmelerine rağmen, çocuk önünde durur ve dikkatle kemancıya bakar. En sonunda annesi daha hızlı, çekiştirerek çocuğu yürümeye zorlar. Oğlan arkasına dönüp dönüp kemancıya bakarak, çaresizce annesinin peşinden gider. Buna benzer şekilde birkaç çocuk daha olur ve hepsi de anne, babaları tarafından yürümeye devam için zorlanarak, uzaklaştırılırlar.
Çaldığı 45 dakika boyunca kemancının önünde sadece 6 kişi, çok kısa bir süre durur. 20 kişi duraklamadan, yürümeye devam ederek, para verir.
Kemancı çaldığı süre içinde 32 dolar toplar. Çalmayı bitirdiğinde ise sessizlik hakim olur ve kimse onun durduğunu fark etmez, alkışlamaz.
Hiç kimse onun dünyanın en iyi kemancısı Joshua Bell olduğunu ve elindeki 3,5 milyon dolarlık kemanla, yazılmış en karmaşık eserleri çaldığını anlamaz. Oysa Joshua Bell’in metrodaki bu mini konserinden iki gün önce Boston’da verdiği konser biletleri ortalama 100 dolara satılmıştı…

Bu gerçek bir hikayedir ve Joshua Bell’in öylesine bir kılıkla metroda keman çalması, Washington Post gazetesi tarafından algılama, keyif alma ve öncelikler üzerine yapılan bir sosyal deney gereği kurgulanmıştır.

Sorgulanan şeyler; sıradan bir yerde, uygunsuz bir saatte güzelliği algılayabiliyor muyuz? Durup ondan keyif alıyor muyuz? Beklenmedik bir ortamda, bir yeteneği tanıyabiliyor muyuz? İdi…

Bu deneyden çıkarılacak kıssadan hisse ise, dünyanın en iyi müzisyeni, dünyadaki en iyi müziği çalarken, önünde durup, dinleyecek bir dakikamız dahi yoksa, başka neleri kaçırıyoruz acaba?

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Çocuğunuza Söyleyebileceğiniz 60 Olumlu Cesaret Verici İfade…

11046383_328699867339560_649467391416315954_n[1]

Seni özledim.
İyi ki varsın.
Benimle güvendesin.
Sana inanıyorum.
Beni gülümsetiyorsun.
Baş edebileceğini biliyorum.
Bakış açın güzel
İç sesine güven.
Fikirlerin çok değerli.
Güçlüsün.
Hayır diyebilirsin.
Seçimlerin önemli.
Bir değişim başlatabilirsin.
Kelimelerinin gücü büyük.
Başkalarının da duygularını ve düşüncelerini önemsiyor olman hoşuma gidiyor.
Duyguların kuvvetli olmasına rağme uygun seçimler yapabilirsin.
İyi bir arkadaşsın.
İyi kalplisin.
Birine saygı duymak için sadece hoşlandığın şeyleri duyman gerekmez.
Mükemmel olmak zorunda değilsin, ben de mükemmel değilim.
Birinin uygun olmayan davranışı senin için bahane olamaz.
Fikirlerin, duyguların değişebilir.
Hatalar çok doğal, hatalarından öğrenebilirsin.
İhtiyacın olduğunda başkalarından yardım isteyebilirsin.
Üstesinden gelebileceğini biliyorum, sana inancım tam.
Değerlisin.
İlginçsin.
Önemlisin.
Hak ediyorsun.
Düşüncelerin önemli.
Bedenin sana ait.
Bedenin ile ilgili kararlar almak senin hakkın.
Öğreniyor , büyüyorsun ve büyükmek bazen zor.
Önemlisin.
Beceriklisin.
Elinden gelenin en iyisini yapıyor olman önemli.
İstediğin şeyi başarmak için çok çalışacağını biliyorum.
Ailemiz de olduğun için şanslıyız.
Hata yapman sana olan sevgimi değiştirmiyor.
Seni olduğun gibi kabul ediyorum.
Her gün çalıştığını ve yeni şeyler öğrendiğini görüyorum.
Düşündüğün şeyi merak ettim.
Fikirlerin ilgimi çekiyor.
Bunu nasıl başardın?
Bunu yaptığını görmek beni heyecanlandırdı.
Bana yardımıcı olduğun için teşekkür ederim.
Seninle vakit geçirmek hoşuma gidiyor.
Seninle bunu yapmak çok eğlenceli.
Seninle konuşmak beni mutlu ediyor.
Seni dinliyorum.
Seni dinlemek benim için önemli.
Senin için hep zamanım var.
Seni dinlemeye hazırım.
Her şey bir deneyim.
Neye ihtiyacın olursa hep yanındayım, arkandayım.
Sözcüklerinin güçlü etkileri var.
Davranışlarının güçlü etkileri var.
Seninle gurur duyuyorum.
İyi ki senin annen/baban olmuşum.
Seni seviyorum.

kaynak: çocuk ve aile psikoloji merkezi

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Baş, boyun ve sırt ağrılarında renk terapi

Önceliği ruh üzerinde çalışmaya verir Renk Terapi. Birikmiş enerjilerden kurtulmanın en iyi yolu asana çalışmaları ile meditasyona uzanmak, renk analizleri ve çiçek kokularının algılarımızdaki yüksek değişimleri ile topraklanmaktır. Sık sık birçoğumuzu kronikleşmiş ağrılarından söz ederken duyuyorum. Öncelikle ağrı bölgesi demek, o noktada ciddi bir enerji daralması ya da blokaj var, demektir. Ağrılara ve sızılara önce bu noktadan bakmalıyız. Ağrıyan nokta hafta içinde bir ya da iki kez nüksediyorsa acilen egzersizlere başlamanızı salık veririm.

En sık duyulan baş, boyun ve sırt ağrılarından kurtulmanın en iyi ilacı, Yoga’nın eşsiz asanalarından bilinçli bir şekilde faydalanmaktan geçer. Zihninizi dinlendiremiyorsanız, baş ve boyun ağrılarını sıklıkla yaşarsınız. Hayır demesini bilmiyor ve kimseler kırılmasın diye biriktiriyorsanız geri plandaki enerjiler durağan halde bekleşmeye, birikmeye başlarlar.  Boyun ve baş bölgesi 5. Çakra alanımızın merkez enerji alanıdır. Enerji rengi mavidir. Açık maviden başlayarak İndigoya doğru yükselen bir koyuluk hali vardır. Tepe çakramıza kadar temas halindedir. Ayrıca 4. ve 3. Çakra üzerinde gelişim duygularını besler. İfade biçimimizin sözcüklerle buluştuğu uzun ifade kanalımız.  Boyun, sırt, baş ve omuzların huzura kavuşması için Mavinin açıktan başlayarak fazla koyu tonlarına girmeden boynunuza bir fular bağlamakla başlayın. Nefes çalışmak bu alandaki enerji akışını güçlendirecektir ama önemli bir noktaya dikkatinizi çekmek istiyorum, nefesle birlikte sesler de çıkartmak mühimdir. Mümkün olduğu kadar nefesinizi sesle dışarı vermeye çalışın, bunun avaz avaz olmadığını da dip not düşmeliyim. Sesin titreşimleri sizin kanallarınızı açacak ve kendinizi duymanızı sağlayacaktır. Renk

“Nefes alır ve nefesinizi yedi kez tutarsanız, oksijen tüm kan dolaşımınızda dolaşacaktır .” Ateş solunumu dediğimiz çalışma Kırmızı renk kullanılarak yapılır, her nefes alışta kırmızı rengi imaj etmek ve verirken yine kırmızı ile tekrar etmek gerekir. Bu çalışmayı günde üç kere beş dakikalığına yaparsanız değişimi bir hafta sonra anlarsınız. Ayrıca 5. Çakra renk asana dediğimiz farklı bir çalışma ile de bu çakramızı güçlendirerek enerji blokajlarını önce temizlemiş, sonra güçlendirmiş oluruz. O gün Mavi renk giymekle başlayın ve bunu 21 gün boyunca devam ettirin. Lavanta yağı kullanarak, kulak arkası meridyen noktalarınıza yağdan ikişer damla yedirin. Ense kökünde lavanta yağından alacağınız 3 damla ile sağdan sola dairesel hareketler yaparak bedeninizin emmesine, titreşimin dağılmasına izin verin. Ellerinizde biriken Lavanta kokusunu tıpkı bir çiçek koklar gibi içinize derince çekin, birkaç saniye tutup bırakın. Bu ritmi yaklaşık 3 dakika yapın. Rahat bir oturuş sağlayın kendinize ve gözlerinizi kapatın. Lavanta kokusunu hissetmeye ve nefesle birlikte çalışmaya devam edin. Lavantanın rengini anımsayın ve her nefes alışınızda bu rengin içinizde dolaştığını hissedin. Artık ŞİMDİ’desiniz. Uyku ve uyanıklık arasındaki bu halde bir süreliğine kalıp keyfini çıkartın.

Başka bir titreşim gücü de, Mavi çarkıfelek (Pasiflora Coerulea) çiçeğidir. Bu çiçek şifa sürecini hızlandırır. Özel olarak hazırlanmış bu çiçeğin özünü sadece birkaç damla sıcak su ile içmek (homeopati) ya da yağı ile yatmadan önce Nefes çalışmak (21 gün boyunca) ve bir gün sonraya zinde varmak için mükemmeldir. Yalnız önemli bir uyarı daha, bu çiçeğin özünü fazlaca kullanırsanız uyku halinden kurtulamazsınız ama yok benim deliksiz bir uykuya ihtiyacım var, diyorsanız o zaman yine de ayarında olmak kaydıyla kullanabilirsiniz, derim. Hiçbir yan etkisi yoktur. Bu çiçek özlerine ulaşmak ülkemizde biraz zor ve pahalı değerlerle temin edilebiliyor, bu yüzden bu yıl Nepal dönüşü çantama attığım bir başucu çiçeğimdir kendileri. Renk Terapi ile çalışırken uzman bir Renk Terapisti ile çalışmak, doğru yol için kılavuz bulmak gibidir.

Mavi rengin 21 günlük kullanma periyodunda sabah, öğlen ve akşamları ayıracağınız beş dakikalık çalışma, renk meditasyonu, çiçek özleri ile Meditasyon ve elbette ki Mavi giyim ağırlıklı kendinize zaman ayırırsanız sonucun nasıl da mükemmel olduğunu göreceksiniz.Renk Terapi

Bugün birçok terapist, Bach Çiçek Terapisi, Aura soma-Bioenerji-Reiki, Çigong, Yoga gibi nature terapilerle ruh, beden ve akıl üzerinde olumlu sonuçlar, gelişmeler kaydediyorlar. Dünya yeniden doğuş için Doğa’dan destekleniyor, yaşam gücümüzün topraklarda, havada, suda, ateşte olduğunu artık daha iyi kavrıyoruz. Rahatsızlığı nedeniyle fizik tedavi aşamasında iken bir taraftan da Yoga ve Meditasyona başlayarak, şifalananların sayısı gün geçtikçe artıyor. Hepimiz doğru yolları buluyoruz, farkındalıkla bakabiliyoruz yaşadığımız evrene, hayata.  Kendimize kurduğumuz Renk alanlarımıza daha farkındalıklı bakabilmemiz dileklerimle

kaynak: yuvaya yolculuk dergisi

Ayşegül Savaş

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Aman Dikkat Dedikodu Yapanı Dinleyince Enerjin Emiliyor…

11215157_1029693873729655_5357609710247525655_n[1]

Bakın neler oluyor. vampir olmayin ve oldurmayin …
Birinin dedikodusunu yaptığınızda o kişinin tüm tıkanmış enerjisini kendi üstünüze cektiginizi unutmayın. Daha da ötesi onun bereketsizligini de.

kaynak:Aslıhan Uysal

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

sanatçının heykeli yontması gibi,kişi de sevdiğinin beyninde yontma yapar. Kişi, farkında olmayarak, kendini karşı tarafa “sevgiyle” kopyalatır

533184_229656457156970_1508390144_n[1]

SEVGİ BEYNİ YONTUYOR!

Birbirini seven iki kişinin birbirlerinin beyninde yontma yaptığını biliyor muydunuz?

MİKELANJ FENOMENİ:

Birbirini seven ve birbirine yakın olan insanların zevkleri,
gülüşleri, yaşam tarzl…arı, yürüyüşleri, hayata bakış açıları ve hatta yüz
hatları zamanla benzer hatta aynı hale gelebilmektedir.

Ya da daha beteri bu benzerlik filmlerdeki “Durun siz kardeşsiniz” durumu :))

Yapılan araştırmalar,aynı evde yaşayan ve birbirlerini seven insanların birbirine benzediklerini göstermektedir. Özellikle yüz hatlarının benzerliği dikkat çekicidir.
Bu duruma “Mikelanj Fenomeni” denmektedir.

Bu fenomene göre, sanatçının heykeli yontması gibi,kişi de sevdiğinin beyninde yontma yapar. Kişi, farkında olmayarak, kendini karşı tarafa “sevgiyle” kopyalatır.

Kopyalanan bu özellikler veya yontulmuşluklar beyindeki “networklar” aracılığı ile kalıcı hale gelir. Yüz hatlarına, çizgilerine, jest ve mimikleri de etkileyen bu durum, uzun sürede oluşur ve kalıcı hale gelir. Öyle kolayca değiştirilemez. Böylece birbirini seven insanların veya eşlerin neden birbirlerine benzediklerini bu olay açıklamaktadır.
Bu romantizmden daha yüksek bir durumdur. Bu kalıcı durum beyinde nöroplastisiteyle ilgilidir.

Belki de evli çiftlerin birbirine benzemesinin altında yatan sır, son yıllarda keşfedilmiş “ayna nöronları” sayesinde kolayca anlaşılabilir. nedir efendim bu nöronlar, ne yaparlar kısaca anlatalım:

Ayna nöronları sıcakkanlı hayvanların birçoğunda (insan, primat, kuş) bulunan, sosyalleşmede, taklit etmede, dil öğrenmede büyük payı bulunan bir sinir hücresidir. bu nadide hücrenin diğer sinir hücrelerinden farkı kendisinin, hem sorumlu olduğu eylemi gerçekleştirirken hem de aynı eylemi aynı türden başka bir canlı yaparken izlediğinde ateşlenmesidir.

örnekleyelim: diyelim ki muhabbet ettiğiniz kişi birden size doğru yaklaşıp kaşlarını çattı. siz de istemsiz olarak kaşlarınızı çatarsınız. bu bir refleks sayılır, eğer otistik değilse büyük oranda bu tür sosyal refleksler tüm insanlar için geçerlidir.

bir evlilik süresince çiftlerin birbirlerine benzemesi de bu nöronlar sayesinde gerçekleşmektedir. iki taraf da istemsiz olarak birbirlerinin mimiklerini bir ömür boyunca taklit ettikleri için yüz kasları benzer şekilde gelişmektedir ve sonuçta iki tarafın da yüzü birbirine benzemektedir

kaynak: Hülya Reis

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Üç barış vardır: Birinci barış, en önemli barıştır.

Kızıldereli[1]

Üç barış vardır: Birinci barış, en önemli barıştır. İnsan ruhundadır o. İnsan, kâinatla ve kâinatın bütün güçleri ile olan ilişkisini, beraberliğini fark ettiğinde, kâinatın merkezinde Büyük Ruh’un durduğunu ve bu merkezin her yerde, her birimizin içinde olduğunu fark ettiğinde birinci barış sağlanmıştır. Bu gerçek barıştır, diğerleri sadece bunun yansımalarıdır. İkinci barış iki fert arasında olan barıştır. Üçüncü barış ise iki millet arasında yapılır. Fakat hepsinden önce, anlamalısınız ki ‘gerçek barış’ dediğim birinci barış, insanın ruhundaki barış yoksa ne fertler ne de milletler arasında barış olabilir.”

Kızılderili Atasözü