Kızılderili Şef’in Amerikan Başkanına Mektubu

putperestler_1328604487125[1]
1854 yılında ABD Başkanı Franklin Pierce yazdığı bir mektupla Amerika’ya gelen beyaz göçmenlere toprak bulmak amacıyla Kızılderililerden toprak istemiş ve “bu isteği kabul edilecek olursa Kızılderililere rahatlıkla yaşayabilecekleri bir bölgenin ayrılacağını bildirmiştir.

Topraklarının büyük bir bölümü zaten beyazlar tarafından zorla ellerinden alınmış olan Duwarmish Kızılderililerinin Reisi Seattle bir söylemiyle ABD Başkanına yanıt vermiş ve bu yanıt mektup olarak ABD başkanına gönderilmiştir. Mektubun aslı Amerika, Seattle, Squamish Müzesi’nde korunmaktadır.

İnsan ve doğa diyalektiğini en güzel dile getiren metinlerden biri olarak günümüzde değeri daha çok anlaşılmaktadır.

Yale, Sorbon, Oxford ya da bir başka okuldan mezun olan ünlü bir düşünürün sözleri değil bunlar. Nobel ödülü kazanan bir edebiyatçının da değil. Beyaz adamın “kafa derisi avcıları”, “vahşi”, “barbar” ilan ettiği Kızılderililerin şefi Seattle’nin “uygar” beyaz başkan’a mektubu:

ŞEF SEATTLE’IN MEKTUBU

Yüzyıllardır halkımın üzerine merhamet gözyaşları döken şu sonsuz gökyüzü bir gün değişebilir. Bugün açık gözüken gökyüzü yarın bulutlarla kaplanabilir. Sözlerim, asla yer değiştirmeyen yıldızlar gibidir.

Şef Seattle her ne söylerse Washington’daki büyük Şef ona, güneşin ya da mevsimlerin dönüşüne
inandığı ölçüde inanabilir. Washington’daki Büyük Şef bize dostluk ve iyilik dilekleriyle birlikte
bizden topraklarımızı satın almak istediğini bildirmiş. Onun, bizim arkadaşlığımıza çok fazla ihtiyacı olmadığının farkındayız.

Merak ediyoruz ki gökyüzünü ve toprağın sıcaklığını nasıl satın alabilir ya da satabilirsiniz? Bunu anlamak bizler için çok güç.

Bir zamanlar insanlarımız bu topraklara tıpkı rüzgarda kıvrımlanan deniz dalgalarının kabuklu kum yüzeyleri kapladığı gibi yayılmışlardı. Çok uzun zaman geçti ve o büyük kabileler artık hüzünlü bir anı oldu.

Bu toprakların her parçası halkım için kutsaldır. Çam ağaçlarının parıldayan iğneleri, vızıldayan böcekler, beyaz kumsallı sahiller, karanlık ormanlar ve sabahları çayırları örten buğu; halkımın anılarının ve geçirdiği yüzlerce yıllık deneylerin bir parçasıdır. Ormandaki ağaçların damarlarında dolaşan su, atalarımızın anılarını taşır; biz buna inanırız.

Beyaz adamın ölüleri yıldızlar arasında yürümeye gittiklerinde, doğdukları ülkeyi unuturlar. Bizim ölülerimiz bu güzel dünyayı asla unutmazlar. Çünkü o Kızılderili’nin anasıdır. Biz dünyanın parçasıyız ve o da bizim parçamız. Güzel kokan çiçekler bizim kız kardeşlerimizdir; geyik, at, büyük kartal, bunlarsa bizim erkek kardeşlerimiz, kayalık tepeler, çayırlardaki ıslaklık, tayın vücut ısısı ve adam, hepsi aynı aileye aittir.

Büyük Beyaz Reis bize rahat yaşayacağımız bir yerin ayrılacağını, bize babalık edeceğini, biz kızılderililerin ise onun çocuktan olacağımızı söylüyor. Toprağımızı alma teklifini düşüneceğiz, ama bu kolay olmayacak. Çünkü bu toprak bizim için kutsaldır. Dereler ve nehirlerden akan, parıldayan sular, sadece su değil atalarımızın kanlarıdır. Eğer size toprak satarsak, onun kutsal olduğunu hatırlamalısınız ve çocuklarınıza da onun kutsal olduğunu öğretmelisiniz. Göllerin berrak suyundaki her hayali yansıma, halkımın yaşamından anılar ve olaylar anlatır. Suyun mırıltısı babamın babasının sesidir. Nehirler erkek kardeşlerimizdir, susuzluğumuzu giderirler, nehirler kanolarımızı taşırlar ve çocuklarımızı beslerler. Eğer size toprağımızı satarsak hatırlamalısınız ve çocuklarınıza öğretmelisiniz ki nehirler bizim kardeşlerimizdir ve sizin de bundan dolayı nehirlere herhangi bir kardeşe göstereceğiniz sevgiyi göstermelisiniz.

Biliyorum, beyaz adam bizim gibi düşünmez. Beyazlar için bir parça toprağın diğerinden farkı yoktur. Beyaz adam topraktan istediğini almaya bakar ve sonra yoluna devam eder. Çünkü toprak beyaz adamın dostu değil, düşmanıdır. Beyaz adam topraktan istediğini alınca başka serüvenlere atılır.

Beyaz adam annesi olan toprağa ve kardeşi olan gökyüzüne, alıp satılacak, işlenecek, yağmalanacak bir şey gözüyle bakar. O’nun bu ihtirasıdır ki toprakları çölleştirecek ve her şeyi yok edecektir.

Beyaz adamın kurduğu kentleri de anlayamayız biz Kızılderililer. Bu kentlerde huzur ve barış yoktur. Baharda yaprakların açılışını ya da böceklerin kanat vuruşlarını duyacak yer yoktur. Belki bir vahşi olduğum için anlayamıyorum ama benim ve halkım için önemli olan şeyler oldukça başka. İnsan bir su birikintisinin etrafına toplanmış kurbağaların, ağaçlardaki kuşların ve doğanın seslerini duymadıkça yaşamın ne değeri olur?

Bir kızılderiliyim ve anlamıyorum. Biz kızılderililer, bir su birikintisinin yüzünü yalayan rüzgarın sesini ve kokusunu severiz. Hava önemlidir bizim için. Ağaçlar, hayvanlar ve insanlar aynı havayı koklar. Beyaz adam için bunun da önemi yoktur. Ancak size bu toprakları satacak olursak havanın temizliğine önem vermeyi de öğrenmeniz gerekir. Çocuklarınıza havanın kutsal olduğunu öğretmeniz gerekir. Hem nasıl kutsal olmasın ki hava? Atalarımız doğduktan gün ilk nefeslerini onun sayesinde almışlardır. Ölmeden önce son nefeslerini de gene bu havadan almazlar mı?

Toprak satmamız için yaptığınız öneriyi inceleyeceğiz. Eğer önerinizi kabul edecek olursak, bizim de bir koşulumuz var; beyaz adam bu topraklar üzerinde yaşayan bütün canlılara saygı gösterecek. Ben bir vahşiyim ve başka türlü düşünemiyorum. “Yaylalarda cesetleri kokan binlerce buffalo gördüm. Beyaz adam trenle geçerken vurup öldürüyor bu hayvanları sadece eğlenmek için. Dumanlar püskürten bu demir atın bir buffalodan daha değerli olduğuna aklım ermiyor. Biz sadece yaşayabilmek için avlarız buffaloları. Bütün hayvanları öldürecek olursanız nasıl yaşayabilirsiniz? Canlıların yok edildiği bir dünyada insan ruhu yalnızlık duygusundan
ölmez mi?

Unutmayın bugün diğer canlıların başına gelen yarın insanın başına gelir. Çünkü bütün hepsinin arasında bir bağ vardır.

Şu gerçeği iyi biliyoruz: Toprak insana değil, insan toprağa aittir. Ve bu dünyadaki her şey, bir ailenin fertlerini birbirine bağlayan kan gibi ortaktır ve birbirine bağlıdır. Bu nedenle de dünyanın başına gelen her felaket insanoğlunun da başına gelmiş sayılır.

Bildiğimiz bir gerçek daha var; sizin Tanrınız bizimkinden başka bir Tanrı değil. Aynı Tanrının yarattıklarıyız. Beyaz adam bir gün bu gerçeği de anlayacak ve kardeş olduğumuzu fark edecektir. Siz Tanrınızın başka olduğunu düşünmekte serbestsiniz. Ama hepimizi yaratan Tanrı için kızılderili ile beyazın farkı yoktur.

Ve kızılderililer gibi Tanrı da toprağa değer verir. Bu toprağa saygısızlık, Tanrının kendisine saygısızlıktır. Beyaz adamı bu topraklara getiren ve kızılderiliyi boyunduruk altına alma gücünü veren Tanrının adaletini anlayamıyoruz. Tıpkı buffaloların öldürülüşü, ormanların yakılışı, toprağın kirletilişini anlamadığımız gibi.

Bir gün bakacaksınız gökteki kartallar, dağları örten ormanlar yok olmuş, yabani atlar ehlileştirilmiş ve her yer insanoğlunun kokusuyla dolmuş. İşte o gün insanoğlu için yaşamın sonu ve varlığını devam ettirebilme mücadelesinin başlangıcı olacak.

Gündüz ve gece bir arada olamaz. Kızılderililer her zaman beyazlardan tıpkı sabah sislerinin güneşten kaçtığı gibi kaçmışlardır. Bütün bunlara rağmen, teklifinizi tartışacağız. Ve umuyorum ki, halkım bunu kabul edecek ve Büyük Beyaz Şef’in vaadettiği üzere beraber barış içinde yaşayacağız. Böylece Ay birkaç kez daha doğacak, birkaç kış daha geçecek. Geri kalan günlerimizi nerede geçirdiğimiz önemli değil. Çocuklarımız babalarının yenilgiyle aşağılandığını gördüler. Savaşçılarımız utanç duydu ve yenilgiden sonra günlerini aylaklık etmek ve vücutlarını tatlı yiyecekler ve sert içkilerle kirletmekle harcıyorlar. Birkaç saat, birkaç kış ve bu dünyada bir zamanlar yaşamış büyük kavimlerin veya şimdi ufak topluluklar halinde ormanda dolaşanların çocukları da kalmayacak; bir zamanlar sizinkiler gibi güçlü ve umutlu olanların mezarlarında yas tutmak için. Ama, niye insanlarımın kaderi için yas tutayım ki? Tıpkı deniz dalgaları gibi kabileler kabileleri, uluslar ulusları takip ediyor. Bu doğanın düzenidir ve teessüf gerekmez. Yok oluşumuz çok uzak olabilir ama kesinlikle bir gün gerçekleşecek; son kızılderili yok olup kabilemin hatıraları beyazlar için bir tarih olduğunda, bu kıyılar kabilemin görünmez cesetleriyle kaynaşacak.

Çocuklarınızın çocukları kendilerini bir dükkanda, bir yolda, boş bir yerde yalnız olarak düşündüğünde aslında yalnız olmayacaklar. Dünyanın hiçbir yerinde tamamen ıssız bir yer yoktur. Geceleri, şehir ve kasabalarınızın caddeleri boşalmış gibi görünse de, aslında, bir zamanlar oralarda yaşamış ve bu güzel toprakları gerçekten seven ruhlarla dolu olacaktır. Beyaz adam asla yalnız kalamayacaktır.

Beyaz adamın, benim insanlarıma saygı göstermesini sağlamalısınız, çünkü; ölüler güçsüz değildir.

Ölü mü dedim?… Ölüm diye bir şey yoktur ki sadece dünya değiştirir insan.

Şef Seattle, 1854

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Kendinizi Sevmeyi Öğrenip Mutlu Bir Yaşam Sürebilmenin 30 Yolu

Pek çok insan konuşur kendini sevmek hakkında: Kendinizi iyice tanıyın, önce kendinizi sevmeyi öğrenin ondan sonra karşınızdakini şeklinde liste uzar da uzar. İşin gerçeği şudur ki kendinizi sevmek için şefkat duygusuna ihtiyacınız var öncelikle. Ancak bu şekilde başkalarını da düşünebilir ve takdir edebilirsiniz.

Kendi içinize yapacağınız bu yolculuk sırasında keşfetmeniz gereken, size destek sağlayacak bazı gerçekler var. Karşınızda size destek olacak, kendinizi düşünmenizi sağlayacak, her daim aklınızda tutmanız gereken 30 şey:

1. Kendinizi başkalarıyla kıyaslamaktan vazgeçin. Her insanın başarısı ve başarısızlığı farklıdır.

2. Düşündüğünüz kadar şişman değilsiniz. Ayrıca vücudunuzdaki yağ oranı sizin iyi ya da kötü bir insan olup olmadığınızı belirlemiyor.

3. Egzersiz yapın; çünkü egzersiz yapmak sadece görünüşünüze değil ruhunuza da iyi gelecek. Yapabildikleri için vücudunuzu takdir edin; eleştirmekten vazgeçin. Çünkü hiç kimse mükemmel değil.

4. Gerçekten iyi olduğunuz ve ilerleyebileceğiniz bir alan bulun. Belki de çocuklarla çok iyi anlaşıyorsunuz ve mükemmel bir öğretmen olacaksınız; ama henüz bunu bilmiyorsunuz.

5. Arkadaşlarınızla daha çok zaman geçirin. İlişkiler bazen gelip geçici olabilirken arkadaşlıklar her zaman kalıcıdır.

6. Tek başınıza zaman geçirmeyi de ihmal etmeyin. Cumartesi akşamı evde kalmak istiyorsanız, güzel bir filmle ödüllendirin kendinizi mesela.

7. Okumaya niyetlenip de bıraktığınız kitabı elinize alın ve okuyun. Hatta mümkün olduğunca çok kitap okuyun; okumak hayal gücünüzü genişletip zihninizi açacaktır.

8. Dışarıya çıkın; yeni yerler keşfedin ya da yürüyüş yapın. Hiç olmadı güneşin tadını çıkarın.

9. Bol bol fotoğraf çekin. Sadece hafıza kartınızdan bırakmayıp bastırın fotoğraflarınızı.

10. Geçmişi arkanızda bırakın. Sizi üzen insanları affedin ve yolunuza devam edin. Çünkü öfkeniz sadece size zarar verir.

11. Liseden, üniversiteden ya da daha da geçmişinizden arkadaşlarınızla bir araya gelin. İnsanlar büyür ve farklı yollara giderler; fakat bu görüşmeyeceğiniz anlamına gelmez.

12. Arkadaşlarınızı ve ailenizi daha sık arayın; sadece sosyal medyadan takip etmeyin.

13. Ailenizle olan problemlerinizi çözün. Onları sevdiğinizi belli edin ve ailenizle bir araya gelmeye özen gösterin.

14. Vitamin alarak sağlığınıza dikkat edin. Gün içinde huysuz ve uyuşuk olmaktan kaçınmak için yeterli miktarda demir alın.

15. Kendinize gerçekten istediğiniz fakat ihtiyacınızın olmadığı bir şey gibi davranın. Bu uzun zamandır istediğiniz bir çanta da olabilir, hayalinizdeki yere gitmek için bir uçak bileti de. Tasarruf ve yaşam arasındaki çizginin ne kadar ince olduğunu unutmayın.

16. Görünüşünüze özen gösterin; iyi görünmeniz iyi hissetmenizi sağlar.

17. Görmek için can attığınız film ya da dizileri mutlaka izleyin.

18. Aktif olun; düzenli olarak egzersiz yapın. Böylelikle vücudunuz endorfin salgılar, daha iyi hissedersiniz ve mutluluk seviyeniz yükselir

19. Yaratıcı yönünüzü genişletecek bir hobi edinin.

20. Paralarınızı biriktirin ve daha önce görmediğiniz yeni yerlere seyahat etmek için kullanın.

21. Kendi kendinize gülün. Ayağınız kaydı düştünüz ya da kıyafetinizi ters giydiğinizi fark ettiniz; sakın canınızı sıkmayın, bir espri yapıp geçin, kendiniz gülmeyi öğrenin.

22. Karaoke yapın; hatta sarhoşken yapmayı deneyin.

23. İşlenmiş gıdaları az tüketmeye çalışın. ”Food Inc” belgeselini izleyin. Canınız çok çektiyse eğer kendinizi durdurmayın; arada sırada ödüllendirin kendinizi.

24. Çocukmuşçasına, içinizden geldiği gibi dans edin, çekinmeyin. Eğlenmenize bakın, nasıl göründüğünüzü düşünmeyin.

25. Daha çok gülün. Emin olun, gülmek sizi olduğu kadar çevrenizi de mutlu edecek.

26. İçinizden gelerek iyilik yapın ve karşılık beklemeyin.

27. Açık olun; fakat kalbinizin kırılmasına, insanların sizden faydalanmasına izin vermeyin

28. İnsanları tanımadan yargılamayın. Her zaman kibar olun.

29. Gökyüzünü, güneşi ve yıldızları izleyin.

30. Herkesi memnun edemezsiniz. Ayrıca kimse sizi sevmek zorunda da değil; siz de öyle. Bu gayet doğal. Kendinizi sevin ve size verilen bu hayatın tadını sonuna kadar çıkarın. Her yeni güne mutlulukla kucak açın

kaynak: onedio

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. 1 Comment »

SAMAN ALTINDAN ŞU YÜRÜTMEK DEYİMİNİN NERDEN GELDİĞİNİN HİKAYESİ.

10393832_417407665122195_3891734657411248992_n[1]

Geniş bir ovanın üzerinde bir köy, bu köyünde bir tanecik ırmağı varmış.
Irmağın suları aynı anda köyün bütün tarlalarına yetecek kadar gür olmadığından her gün bu ırmağı bir köylü kendi tarlasına sulamak için kullanıyormuş.
Ancak bir gün köyün açıkgözlerinden biri ırmaktan kendi tarlasına gizli bir kanal yapıp, diğer köylüler bu durumu fark etmesin diye kanalın üstünü toprak ve samanlarla kapatmış.
Bir süre sonra ırmağın suları azalıp, bu açıkgözün tarlasından bereket fışkırınca köylüler vaziyetten kuşkulanıp adamın tarlasına baskın yapmışlar. Birde bakmışlar ki kanallar suyla dolu ve üzerinde otlar yüzüyor. Cevap belli: “Saman altından ne su yürütüyorsun!”

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Bir Köşede Dursun Belki Lazım Olur Diyeceğiniz 17 Küçük Bilgi

ruyada-salatalik-gormek[1]

1. Eğer telefonunuzu ya da başka bir elektronik aletinizi suya düşürdüyseniz içi pirinç dolu bir poşette bekletin. Pirinç elektronik aletin içindeki suyu emecektir.

2. Eğer akşamdan kaldıysanız bir bardak muzlu milkshake için. Toparlanmanıza yardımcı olacaktır.

3. Eğer sigarayı bırakmak istiyorsanız 3 gün üst üste saunaya girin. Bu vücudunuzdaki nikotini atmayı sağlayacak ve sigarayı bırakmanızı kolaylaştıracak.

4. Uykuya dalmakta problem çekiyorsanız yatağa gitmeden önce bir bardak taze sıkılmış limon suyu için ya da bir kaşık bal yiyin. Böylece daha kolay uykuya dalabilirsiniz.

5. Sivilce probleminiz mi var? Aynı yastık kılıfında uzun süre yatmak bu probleminizi arttırabilir. En az 2-3 günde bir yastık kılıfınızı değiştirin.

6. Tıkanmış burnunuzu temizlemenin kolay yolu: Dilinizle damağınızı ittirirken parmağınızla kaşlarınızın arasına bastırın ve bunu 20 saniye boyunca tekrarlayın.

7. Eğer boğazınız ağrıyorsa salatalık dilimleri yemeyi deneyin. Hem boğaz ağrınızı hafifletecek hem de boğazınızdaki kaşıntıyı geçirecektir.

8. Eğer tek gözünüzü aydınlık bir yerde kapalı tutup ışık olmayan bir ortamda açarsanız karanlıkta görebilirsiniz. Korsanların göz bandı kullanmasının asıl amacı da gece görüşlerini kolaylaştırabilmek içindir.

9. Kahvaltıda bir parça çikolata yemek modunuzu dengeleyip gün boyu mutlu hissetmenizi sağlayacaktır.

10. Kırmızı şarap lekesinden beyaz şarap kullanarak kurtulabilirsiniz.

11. Yeni bir şeyler öğrendikten sonra biraz kestirirseniz bilgilerinizin hafızanızda taze kalmasını sağlayabilirsiniz.

12. Kusacak gibi hissediyorsanız ama kusmak istemiyorsanız bir parça nane yiyebilir veya naneli sakız çiğneyebilirsiniz.

13. Eğer saçınıza sakız yapıştıysa kesmenize gerek yok. Biraz çikolata eritip sakızın üzerine sürün. Kolaylıkla saçınızdan ayrılacaktır.

14. Muz sinek ısırıklarının yarattığı şişliği indirmekte ve kaşıntıyı geçirmekte kesinlikle etkili olur.

15. İçtiğiniz her bardak alkollü içkinin yanında bir bardak su içersiniz ertesi güne çok daha rahat başlarsınız.

16. Eğer çamaşırlarınız çektiyse içinde buzlu su ve saç bakım kremi olan bir leğenin içine bırakın. Eski haline dönmesine yardımcı olacaktır.

17. Yatmadan önce yeşil çay içmeniz metabolizmanızın çalışmasını sağlayacak ve uykudayken bile kalori yakmanıza sebebiyet verecektir

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

organlarımız, kemiklerimiz, dokularımız vb. hepsinin kendine özgü frekansları bulunmaktadır.

10155114_506166806172599_8192851660485865823_n[1]

Tüm hücreler metabolik süreçlerinin bir sonucu olarak ses yayarlar.

Her insanın kendisine ait kişisel bir rezonans frekansı olduğu belirtilmektedir.

Yani bu şu demektir ki ;

Vücudumuzun değişik kısımlarının (organlarımız, kemiklerimiz, dokularımız vb.) hepsinin kendine özgü belli yankı yapan frekansları bulunmaktadır.

Nikolas Tesla insan vücudunun yaydığı frekanslarla karışan dış frekansları yalıtabildiğimiz vakit hastalıklara karşı büyük bir direnç geliştireceğimizi savundu.

Her maddenin belli bir dalga boyunda ve o maddeye özgü elektromanyetik dalga gibi davranan titreşimleri vardır.

Vücudun değişik bölgelerinde değişik titreşimler ve enerji değerleri mevcuttur.

Vücudumuzdaki farklı hücreler ve farklı yapılar, birbiriyle belirli dalga boyundaki frekanslarla iletişim halindedirler.

________________________________İnsanların Frekansları :

Araştırmalar her canlının bir frekansa sahip olduğunu (megahertz olarak ölçülüyor) ve dahası hepimizin çevremizdeki frekanslardan etkilendiğini gösteriyor.

İnsan organizmasındaki trilyonlarca hücre hepsi kendi frekanslarında titreşir. Bütün bu titreşimlerin toplamı kişinin genel frekans spektrumunu belirlemektedir. İnsan organizmasının yaydığı farklı elektromanyetik frekanslar kişinin bireysel frekans alanını oluşturur.

Hasta ve sağlıklı hücre, doku, organ ve bireylerin frekans yapıları birbirinden farklıdır. Hastanın kendi frekansları içerisinde saklanan yabancı frekanslar (virus, bakteri, parazit, mantar, ağır metal birikimleri, alerjenler vs..) normal frekans düzenimizi bozarlar.

Biorezonans cihazı ile, bu frekans düzenini bozan elektromanyetik yabancı frekanslar belirlenir. Normal doku frekanslarından ayırılır ve cihaz bu frekansları tersine çevirip hastanın vücuduna bir manyetik minder ile geri gönderir

_______________________________CANLILARIN FREKANSLARI

İnsan Beyni 72-90 MHz

İnsan Bedeni (Gündüz) 62-68 MHz

Soğuk algınlığı belirtileri 58 MHz

Grip belirtileri 57 MHz

Kandida 55 MHz

Epstein-Barr 52 MHz

Kanser 42 MHz

Ölüm başlangıcı 25 MHz

İşlenmiş/Konserve yiyecekler 0 MHz

Kuru otlar 12-22 MHz

Taze otlar 20-27 MHz

Esans yağlar 52-320 MHz

__________________________________Esans Yağların Frekansları :

Geçen yüzyılın başında Amerikalı doktor Bruce Tainio insanların ve gıdaların biyofrekanslarını ölçen bir alet geliştirdi.

Esans yağlar uzmanı D. Gary Young’un da yardımıyla araştırma frekanslar ve hastalıklar arasındaki ilişkiyi incelemeye yöneldi. Bu ekip aynı zamanda esans yağların insan vücudunun frekansları üzerine etkisini de inceledi. Keşifleri çok ilginçtir.

Gül 320 MHz

Herdemtaze 181 MHz

Günlük 147 MHz

Lavanta 118 MHz

Alman papatyası 105 MHz

Mür 105 MHz

Melissa 102 MHz

Ardıç 98 MHz

Sandalağacı 96 MHz

Melekotu 85 MHz

Nane 78 MHz

Galbanum 56 MHz

Fesleğen 52 MHz

————————————————————————–

Sağlıklı bir insan vücudunun 62-68 MHz’lik bir frekans aralığı var.

Hastalık ve rahatsızlıklar 58 MHz’de baş göstermeye başlıyor.

Esans yağlar insan tarafından kullanılan doğal maddeler arasında en yüksek frekansa sahip olan şey.

Yukarıdaki frekans tablosunda bir uçta işlenmiş/konserve yiyecekler dururken (0 MHz) öteki uçta en yüksek frekans ile gül yağı (320 MHz) bulunmaktadır.

Gül’ün aşkla ilişkilendirilmiş olması belki de bir rastlantı değildir.

————————————————————————–

Tainio ile Young’ın yaptığı testlerden biri de her ikisi de 66 MHz vücut frekansına sahip olan iki erkek üzerine yapılmıştır. İlk erkek eline bir bardak kahve almış ve o daha kahveyi içmeden 3 saniye içinde frekansı 58 MHz’e düşmüştür.

Daha sonra bir esans yağını koklamış ve frekansı tekrar 66 MHz’e çıkmıştır. İkinci kişi kahveden bir yudum almış ve frekansı 3 saniye içinde 52 MHz’e düşmüştür.

Fakat esans yağını kokladığı anda frekansı tekrar yükselmemiştir. Frekansının tekrar 66 MHz’e çıkması üç gün sürmüştür.

Demek ki frekanslarımız başka maddelerin ciddi bir biçimde etkisi altında.

————————————————————————–

Araştırmada ayrıca Olumsuz ve Olumlu düşüncelerin frekanslarımız üzerideki etkisi de incelenmiştir.

————————————————————————–

Olumsuz düşüncelerin insan frekansını 12 MHz kadar düşürdüğü, oysa olumlu düşüncelerin frekansı 10 MHz kadar yükselttiği bulgulanmıştır.

Meditasyon ve dua gibi çalışmalar frekansı 15 MHz kadar yükseltmektedir.

Bu durumda klinik çalışma göstermektedir ki ciddi bir hastalık engeli olmayan kişiler sağlıklı kalmak için şu ya da bu şekilde bir ruhani uygulamaya ihtiyaç duymaktadır.

Kanıtlar gösteriyor ki esans yağlar da kişinin frekansını yükseltmede önemli bir rol oynayabilmektedir.

78 MHz’in altında olan esans yağlar vücudun fiziksel yapısını dengelerken, yüksek frekanslı yağlar Gül ve Günlük duygusal ve ruhsal seviyelerde denge getirmektedir. Bir esansı kokladığınız zaman beynimizin amigdala denilen bölümü etkilenir ki burası hafızanın ve duyguların saklanıp serbest bırakıldığı yerdir.

————————————————————————–

Vücuda dışarıdan alınan maddeler de vücut ile değişik düzeylerde iletişime girer. Karşılaşılan bir toksinin titreşimi, vücudu rahatsız edici ve zararlı bir frekans özelliğine sahip olması nedeniyle hücreler arası iletişimde bozulmaya yol açar.

Bu bozulma biorezonans cihazı ile tespit edilebilir ve düzeltilebilir.

Vücuda yararlı bir maddenin yani vücudun rezonansı ile uyumlu bir maddenin frekansı ise tedavi amaçlı kullanılabilir.

Bu mantık kullanılarak ‘alerji testleri’ yapılabilir, alerjen tespit edilip tedavi edilebilir.

Tüm bu bilgilere rağmen, unutulmaması gereken diğer etmenler ise bağışıklık
sisteminin stres ve duygusal dalgalanmalardan etkilenmesidir.

Bizi etkiliyor olabilecek olumsuz frekansların farkında olmalıyız. Birçoğumuz bitkiler üzerindeki klasik müzik ve hard rock müzikleriyle yapılan deneyi biliyordur. Klasik müzikle birlikte bitkiler serpilirken, hard rock onları öldürmüştür. İnsanlar da farklı değil.

Beslenmemizden, fiziksel çevremizden gelen karmaşık ve olumsuz frekanslar eninde sonunda hücresel yıkıma ve parçalanmaya neden olacaktır.

Bununla birlikte aramızda çok az insan dağlara, köylere kaçabilir. Kentsel yaşam birçoğumuz için kaçınılmaz bir ortamdır.

Ama neyse ki esans yağlar var. Ve her şeyden önce Meditasyon var. Bunlar sayesinde frekansımızı tekrar yükseltebiliriz.

Rezonans en önemli ses şifa ilkesi olabilir.

Hülya Reis

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Yaş Aldıkça Güzel Ve Dinç Olmak İçin

Mutlaka aşk yaşayın

Hayat dolu olun

Tembel olmayın

Bir hobiniz olsun

Evinizin önünde küçük bir bahçeniz varsa onu ekip toprağa dokunun

Hiç negatif düşünmeyin, her şeye olumlu ve güzel bakın

Neşe saçın, güler yüzlü olun

Güzel ve temiz kıyafetler giyin

İnsanlarla sohbet edin

Spor yapın

Uykunuza dikkat edin, sekiz saat uyumaya özen gösterin

Yemeklerinizi kendiniz yapın, sofranızı severek kurun

Yazları mutlaka kış için hazırlık yapın

Az ekmek, çok sebze yiyin

Çok su için

Kendi kararlarınızı yaşayın

Gençlerle arkadaş olun

Hoşgörülü olun

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Hayatın İçinden İnsanı İyi Hissettiren 24 Küçük Mutluluk

Küçük mutluluklar iyidir.

1. Kışın ortasında dışarıda kar yağarken elinde kahveyle sıcacık odandan dışarıyı seyretmek.

Kışın ortasında dışarıda kar yağarken elinde kahveyle sıcacık odandan dışarıyı seyretmek.

2. Sessiz bir sahil kıyısında dalga sesleriyle birlikte sevgilinle başbaşa kalmak.

3. “Akşama en sevdiğin yemeği yaptım.” cümlesini duymak.

4. Gece buzdolabının kapağını umutsuzca açmışken çikolatalı pasta bulmak.

5. Dünyayı bir anlığına bile olsa daha yaşanası hale getiren anlık mucizelere tanık olmak.

6. Test sınavında tamamen salladığın sorunun cevabının doğru olduğunu öğrenmek.

7. Tanımadığın birilerine bir faydanın dokunduğunu görmek.

8. TV’de zap yaparken en sevdiğin filme/programa denk gelmek.

9. Bir dükkandan aldıklarınızın ödemesini yaparken paranız çıkışmadığında “bu da benden olsun” cümlesini duymak.

10. O günün pazar olduğunu zannediyorken aslında cumartesi olduğunu fark etmek.

11. El ele tutuşan birbirine aşık yaşlı bir çift görmek.

12. İşlek bir yerde oturup gelip geçen insanların farklılıklarına bakmak.

13. Yeni aldığın kitabın ilk sayfasına adını-soyadını-aldığın tarihi ve yeri yazmak.

14. Yarın bir işinizin olmadığını öğrenip tüm gecenin keyfini çıkartabileceğinizi bilmek.

15. Yolda giderken tanımadığınız yaşlı bir amcanın size selam vermesi.

16. En fazla 45 beklediğin sınavdan 60 almak.

17. Küçük bir çocuğun sorularını tek tek ve gülümseyerek cevaplamak (cevaplayabilmek).

18. Cuma günü yorgun bir şekilde eve gelip güzel bir duş aldıktan sonra televizyon başına geçmek.

19. Güzel bir rüya ile uyanıp hemen ardından sevdiklerine heyecanla anlatmak.

20. Yaz akşamlarında balkona çıktığınızda çay tıngırtılarının, çekirdek çitleyen insanların sesini duymak.

21. mp3 çaların rastgele çalma modundayken en sevdiğin şarkının çalmaya başlaması.

22. Telefonda konuştuğun annenin sesinin iyi gelmesi.

23. Su birikintisinde yıkanan serçeleri izlemek.

24. Sokakta yürüyorken bir kez sevdin diye peşine bir köpek yavrusunun takılması.

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Her İnsanın Kendine Sorması Gereken 10 Mühim Soru

İşte dünyayı daha yaşanabilir bir yer kılmak için kendimize sormamız ve “dürüstçe” cevaplamamız gereken 10 soru:

1. Bir insanı gerçekten güçlü yapan nedir?

Güçlü bir konumda olmak, bir insana yapmak istediği pek çok şeyi yapmak ya da başka bir insanı maşa olarak kullanıp yaptırmak konusunda serbestlik tanır. Bu yüzden bir insana bu serbestliği tanıyarak onun gerçekte kim olduğunu öğrenirsiniz. Peki sen, gücü elinde bulunduruyor olsaydın bunu iyi için mi, yoksa kötü için mi kullanırdın? Eğer kötü için kullanmayı tercih ediyorsan, bu seni gerçekten güçlü yapar mı? Yoksa bu, zayıf ve kendiyle barışamamış bir insan olduğunu mu gösterir?

2. Sahip olduğum şeylerin değeri, kişisel değerimi etkiler mi?

Oturduğun ev ya da su içtiğin bardak; dünyadaki insanların %90’ının tüm hayatları boyunca çalışmasına rağmen elde edemeyeceği bir değerdeyse, bu senin diğer insanlardan üstün olduğunu gösterir mi? Onlara değersiz köleler gibi muamele etmenizi meşru kılar mı?

3. Korkularımla yüzleşebiliyor muyum?

İstisnasız herkesin bir takım korkularının olduğu sır değil. Peki siz, onlarla baş edebilmek için sizi korkutan insanlarla ya da durumlarla savaşmayı ve onları yok ederek korkularınızdan arınmayı mı tercih ediyorsunuz? Yoksa korkunun sadece sizin içinizde olduğunun bilincinde olup kendinizle yüzleşmeyi mi yeğliyorsunuz?

4. İyiye mi, yoksa kötüye mi hizmet ediyorum?

 İyi ve kötü her ne kadar belirsiz konseptler de olsa, davranışlarınız ve söylemlerinizle başkalarına somut anlamda ne kadar zarar verdiğiniz tartışmaya açık bir konu değildir. Kendi egonuzu beslemek adına etrafınızdakileri ne kadar harcıyorsunuz?

5. İnandığım şeyler, bana diğer canlıların kaderini belirleme hakkı tanır mı?

Körü körüne bağlı olunan şeyler, sizin dünyaya bakış açınızı göstermekten başka hiçbir anlam ifade etmez. Başkalarının da sizden farklı bir şey olmadığını, yalnızca onların da dünyaya farklı bakış açılarıyla yaklaştığını; tıpkı sizin gibi birinin oğlu, kızı, kardeşi, annesi olduğunu unutmak dünyadaki tüm yıkımın kaynağı değil midir?

6. Dünya üzerindeki eşitsizlikten ben ne kadar sorumluyum?

Kimi zaman internette fotoğraflarına rastladığımız, dünyanın çeşitli yerlerinde bizden çok daha kötü şartlar altında yaşamını sürdürmeye çalışan insanları gördüğümüz zaman, kendimizi dünyadaki adaletsizlik sebebiyle ne kadar suçlu ve sorumlu hissediyoruz? Yalnızca anlık olarak üzülüp unutuyor muyuz? Çoğumuz için evet. Çünkü bunun esas sorumlusunun dünya üzerindeki güçlü ve zengin insanlar olduğunu, bizim bu konu hakkında hiçbir şey yapamayacağımızı düşünüyoruz; fakat gerçeği gözden kaçırıyoruz. Tıpkı sizin gibi, diğer tüm insanlar da bu durumun sorumluluğunu üstüne almaktan kaçıyor. Dünyayı ben mi değiştireceğim diye düşünüyor. Peki tüm bunların gerçek sorumlusu kim o zaman?

7. Geçmişte yaşananlardan ne kadar ders alıyorum?

Savaş, yıkım, kaos, kıskançlık, bencillik, hırs gibi durumlar dünyada bugün ortaya çıkmış şeyler değil. İnsan tarih boyunca gezegeni başka insanlarla ya da gruplarla paylaşamamanın mücadelesini veriyor. Peki paylaşamadığımız bu gezegen üzerinde tüm canlıların huzurlu bir biçimde yaşaması nasıl mümkün olabilir? Daha çok savaşmakla, daha çok insan öldürmekle, daha fazla insanı aç ve susuz bırakmakla mı? Karşıtlık karşıtlığı, kötülük kötülüğü güçlendirmeye devam etmiyor mu?

8. Hayatımı nefret ve öfke mi, yoksa iyilik ve huzur mu yönetiyor?

Nefret ve öfke, yönelttiğiniz kişiyi değil yalnızca ve yalnızca kendinizi yok eder. Diğer insanların inançlarına, davranışlarına, fiziksel görünüşlerine ya da cinsel kimliklerine tahammül edememek, aslında kendinizle barışamadığınız, hatta kendinizden nefret ettiğiniz anlamına gelir.

9. Diğer canlıların yaşama hakkına saygı duyuyor muyum?

Diğer canlıların yaşama hakkına saygı duyuyor muyum?

Doğadaki tüm canlılar, en az sizin kadar yaşama hakkına sahiptirler. Onların farklı bir bilinç seviyesinde olmaları, sizden daha güçsüz olmaları, ya da sizin gözünüzde bir yarar sağlamıyor olmaları; onların köleleştirebileceğiniz robotlar ya da kendi yararınız için kullanabileceğiniz nesneler olduğunu göstermez. Aslında onlar gezegenimize sizin sağladığınız yarardan çok daha fazlasını sağlarlar ve acıyı da en az sizin hissettiğiniz kadar hissedebilirler.

10. Kötülüğe ne kadar seyirci kalıyorum?

Bugün dünyamızı yöneten duygular, kin, nefret, düşmanlık, bencillik, cahillik, öfke iken ve bir şeylerin iyiye gideceğine dair en ufak bir işaret bile yokken bu duruma karşı üç maymunu mu oynuyorsunuz? Yoksa artık birilerinin bu sorumluluğu almasının gerektiğini düşünenlerden misiniz? Dünyanın pek çok yerinde yaş, cinsiyet dinlemeden insanların yaşama hakkı ellerinden alınırken geceleri uyuyabiliyor musunuz?
Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Kendi Kendinizin En Büyük Düşmanı Siz Olabilirsiniz: 15 Maddede Öz Eleştiri

iyi-bir-hayat-surme-ihtimali-en-yuksek-ulke-6739184_x_5115_o[1]

 

 

Farkında olmadan kendi kendine zarar veriyor olabilir misiniz? Sizin için son derece normal olan, hatta karakterinizin bir parçası haline gelen bazı davranışlarınız bu durumun en büyük sebebi olabilir mi? En büyük düşmanınız kendiniz olabilir misiniz gerçekten? Biraz öz eleştiri zamanı…

1. Kendinizi bir bütün olarak değil, iyi ve kötü yanlara ayırarak yargılıyorsanız;

Herkesin iyi ve kötü olan huyları, özellikleri var. Ama insanları veya kendinizi, sanki bir peri masalındaymış gibi iyi ve kötü olarak ayırmak doğru değil. Bir bütün olarak değerlendirmelisiniz.

2. Bu hayattaki en güvendiğiniz kişi kendiniz değilseniz;

Eğer önce kendinize güveniniz olmazsa ve hayatınızdaki diğer insanlara, örneğin sevgilinize, daha fazla güvenirseniz, hayal kırıklığına uğradığınız zamanlar çok olacak ve böyle zamanlarda dünya başınıza yıkılmış gibi hissedeceksiniz. Önce kendiniz, sonra diğerleri.

3. Olası eleştirilerden kaçınmak için sürekli olarak beğenmediğiniz yönleriniz veya fiziksel özellikleriniz hakkında konuşuyorsanız;

Kimse mükemmel değil, elbette. Ama siz her tanıştığınız, her konuştuğunuz insana direk kötü yönlerinizden bahsetmeye başlarsanız, insanlara sizinle ilgili bir seçim şansı vermek yerine, sizi yargılamalarına sebep olursunuz.

4. Başınıza gelen kötü durumlar için kendinizi saf dışı bırakıp başka bir günah keçisi arıyorsanız;

Kötü bir şey yaşadığınızda suçu başkasına yüklemek en kolayıdır. Asıl zor olan ise “Ben nerede yanlış yapmış olabilirim” diye düşünmektir.

5. Yanınızdaki insanların rahatı ve mutluluğu sizinkinden daha önemliyse;

Elbette ki topluca gidilen bir mekanda kimse huzursuz olsun istemeyiz. Herkes eğlensin, mutlu olsun isteriz. Ama siz oranın komedyeni veya çocuk bakıcısı değilsiniz. Kendi rahatınız ve mutluluğunuz da en az herkesinki kadar önemli.

6. Kendinizi duygularınızla tanımlıyorsanız;

Hepimizin üzgün, sinirli ve stresli zamanları oluyor. Ama böyle zamanlarda yaşadığınız şeyi içinizde büyütürseniz, tüm gününüzü etkilersiniz. Örneğin işe giderken trafikte kavga ettiniz diyelim. “Bütün günüm mahvoldu işte sabah sabah” diye düşünmeniz sizin için hiç de iyi olmaz. Bırakın o kavgayı orada kalsın, siz hayatınıza devam edin.

7. Sürekli başarısız olduğunuz fikrine kapıldıysanız;

“Ama öyle” demeyin. Eğer sürekli başarısız olduğunuzu düşünüyorsanız, büyük ihtimalle kendinize fazla yükleniyorsunuz demektir. Belirlediğiniz hedefleri iyi seçin, imkansız şeyler isteyip de olmadığı zaman başarısızlığı kabul etmeyin.

8. Herkesin sizi sevmesi için aşırı bir çaba içerisindeyseniz;

Tabii ki insanlar sizi sevmeli; ama bunun için aşırı bir çaba göstermenize gerek yok. Bu sizi yıpratır ve karşınızdaki insana olduğunuzdan farklı bir imaj çizersiniz. Bu dünyadaki tüm varlıklar sizi sevecek diye bir şey yok. Hepimiz insanız. Siz kendiniz olun, sizi seven yine sevecektir.

9. Hareket geçmek için bir şeyler olmasını bekliyorsanız;

Hayatınızda sizi mutsuz eden herhangi biri veya durum var ise, bunu durdurabilecek tek kişi sizsiniz. Eğer sürekli bir konuda şikayet ediyor; ama onunla ilgili hiçbir şey yapmıyorsanız, şikayet etmeyi bırakın. Çünkü gerçekten de rahatsız olmadığınız anlamına gelir.

10. Sizin için önemli olan kim olduğunuz değil de, diğerlerinin sizin hakkınızda ne düşündüğüyse;

Şu elalem mantığından kurtulmanız lazım. Siz kendinizden eminseniz, ne yaptığınızı biliyorsanız, sorun yok. Zaten kötü bir şey düşünen de olmaz. Eğer varsa dahi, onların niyetleri kötüdür. Bunun da sizinle bir alakası yok. Kimsenin düşüncelerini kontrol edemezsiniz, öyle değil mi?

11. Farkında olmadan başkalarının fikirleriyle yaşıyorsanız;

Bilmediğiniz veya çok üstüne düşmediğiniz bir konu olabilir. Hatta tam tersi olarak çok iyi bildiğiniz bir konuda da olabilir; başkalarının fikirlerini körü körüne kabul etmeyin. Her zaman savunacağınız bir fikriniz olsun.

12. Değiştirmek istediğiniz huylarınız için hayatınıza birinin girmesini bekliyorsanız;

Eğer gerçek çocuk olmak için Mavi Peri’yi bekleyen Pinokyo değilseniz, yanlış kişiyi bekliyorsunuz. Kimse için değişmeyin, kendiniz istediğiniz, kendiniz için değişin.

13. Huzursuz olduğunuz konularda çözüm aramak yerine huzursuzluğu kabul ediyorsanız;

Ne olursa olsun, bir sıkıntınız varsa, ki bu herhangi bir şeyle ilgili olabilir, bunu çözmeye çalışın. Kötü olan hiçbir şeyi savaşmadan kabullenmeyin.

14. Yeni olan her şey sizi korkutuyorsa;

Yeni ne kadar çekici olursa olsun, çoğu zaman alıştığımız şeylerden vazgeçmek kolay olmadığı gibi yeni olanın bilinmezliği de bizi korkutur. Ancak hayatınızı bu şekilde sürdürmek istediğinizden emin misiniz? Hayat kısa ve şimdiye kadar yaşamaya alışan yok. Siz farkında olmasanız da zaten her gün yeni bir şeyler oluyor. Ya da her gün yepyeni bir güne uyanıyorsunuz. Hayatınızı kısırlaştırmayın.

15. Öncelikleriniz söz konusu olduğunda ilk sırada kendiniz yer almıyorsanız;

Bu sizin hayatınız, başkalarının değil. Bu hayat bir kere geleceksiniz, kendi kıymetinizi bilin. Siz değerlisiniz!

KAYNAK: LİSTE LİSTE

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Beyin gücünü korumanın en iyi altı yöntemi…

12039367_10156054017630181_7883706667775409476_n[1]

Yaşlanma vücudu olduğu kadar hafıza ve beyin gücünü de olumsuz etkiler.

İyi çalışmaya devam edebilmesi için beynin de tıpkı makineler gibi yaşı ilerledikçe biraz bakıma ihtiyacı vardır. Ama makinelerin bakım kılavuzu gibi herhangi bir rehber bulunmuyor beyin için. Mevcut veriler ise birbiriyle çelişen ve kafa karıştıran nitelikte. Bu konudaki verileri tarayarak beyin gücünü korumanın en iyi altı yöntemini belirledik.

Yeteneklerinize güvenin

Bir odaya doğru yürüyüp içeri girerken oraya niye gittiğinizi unuttuğunuz oluyor mu? Yaş ilerledikçe hafızanın da zayıflamaya başladığını varsayarız hemen. Oysa bu sadece yaşlıların değil gençlerin de başına gelebilir.

Uzmanlar, gerçekte bir sorun olmasa da yaş ilerledikçe beyinsel becerilerimiz konusunda güven yitirdiğimizi belirtiyor. Bunun sonucu olarak dış desteklere ihtiyaç duyar, arabamızın navigasyonuna, cep telefonumuzun uyarıcısına başvurur hale geliyoruz. Oysa kendi kapasitemizi zorlamadığımız sürece zihinsel beverilerimizin düşüşünü hızlandırmış oluruz. Yani eğer kapıda durup oraya niye gittiğimizi hatırlamaya çalışıyorsak bundan hafızamızı biraz daha zorlamamız gerektiği sonucunu çıkarmalıyız.

Kulaklarınızı koruyun

Duyularımızdan izole olmak beyni olumsuz etkiler. Örneğin işitme kaybı beyni gerekli bir uyarıcıdan mahrum bıraktığı ve dikkat konusunda ekstra yük oluşturduğu için beyindeki gri doku kaybına neden olur. Bir araştırmada, işitme kaybının altı yıllık bir dönemde algı azalması riskini yüzde 24 oranında artırdığı görüldü.

Yaş ne olursa olsun işitme yeteneğini olumsuz etkileyebilecek faktörlere dikkat etmek gerekir. Günde sadece 15 saniye yüksek sesli rock müziği dinlemek işitme duyusunu hasara uğratmak için yeterlidir. Aynı şekilde günde 15 dakika saç kurutma makinesi kullanmak da sesleri algılayan hücrelere zarar verir. İşitme sorununuz olduğunu düşünüyorsanız daha fazla ilerlemeden doktora başvurmak en doğrusudur.

Dil ya da enstrüman öğrenin

Zihni güçlendirmek için başvurulan beyin jimnastiği programları ve bulmacaların yararları sınırlıdır. Oysa yabancı bir dil ya da yeni bir enstrüman öğrenmek beyni daha fazla çalıştıracaktır. Her iki etkinlik de birçok becerinin bir arada kullanılmasını gerektirir. Yeni notaları ve kelimeleri öğrenirken hafıza egzersizi, dikkat, duyumsal algı ve motor kontrol gibi birçok beceri devreye girer.

Bu tür etkinlikler hafızayı çevikleştirecek ve yararları ileri yaşlarda da görülecektir. Geçen yıl yapılan bir araştırmada, müzisyenlerde bunama (demans) ihtimalinin herhangi bir enstrüman çalmayan insanlara kıyasla yüzde 60 daha az olduğu görüldü. Başka bir araştırma ise yabancı bir dil konuşmanın Alzheimer hastalığını beş yıl geciktirdiğini gösteriyordu.

Kendinizi bu şekilde zorlamak en azından mevcut yeteneklerinizi daha iyi görmenizi sağlayacaktır. Eğer yaptığınız iş bu tür etkinliklere başlamanıza izin vermeyecek kadar yoğunsa yine de şanslı sayılırsınız; çünkü uyarıcı ve dikkat gerektiren işler beyin gücünü korumaya yardımcı olur.

Abur cuburdan kaçının

Obezite beyne birçok yönden zarar verebilir. Damarlarda kolesterol birikmesi beyne giden kan akışını sınırlar ve iyi çalışması için gereken besin ve oksijenden mahrum bırakır. Ayrıca sinir hücreleri (nöronlar) insülin hormonu seviyesine karşı aşırı duyarlıdır. Düzenli bir şekilde şekerli ve yüksek kalorili gıdalarla beslenme halinde insülin sinyalleri kesintiye uğrar ve zincirleme tepkimelere ve beyinde zararlı plakların birikmesine neden olur.

Omega 3 gibi yağ asitleri, D ve B12 vitaminlerinin yaş ilerlemesiyle ilgili beyin hasarlarını azaltıcı etkisi vardır. Akdeniz diyetiyle beslenen yaşlıların kendilerinden 7,5 yaş daha genç insanlarla aynı algısal becerilere sahip olmasının nedeni budur.

Spor yapın

Aslında beyin ile beden arasında ayrım yapmak doğru değildir. Beyni korumanın en etkili yollarından biri de fiziksel aktiviteyle bedeni güçlendirmektir. Böylece beyne kan akışı artacağı gibi, sinir hücreleri arasındaki bağlantıları sağlayan proteinler de harekete geçecektir.

Yürümek ve aerobik gibi hafif egzersizlerden ağırlık kaldırma ve vücut geliştirmeye kadar her türlü fiziksel aktivitenin her yaşta yararı olduğu kanıtlanmıştır.

Sosyalleşin

Beyni korumanın en iyi yollarından biri de sosyalleşmek, kalabalığa karışmaktır. İnsanlar sosyal varlıklardır ve arkadaşlarımız ve akrabalarımızın beyni uyarıcı etkisi vardır; yeni tecrübeler denememizi, stresten ve üzüntüden kurtulmamızı sağlarlar. 70 yaşındakiler üzerinde 12 yıl boyunca yapılan bir araştırmada, sosyal olarak daha aktif olan insanlarda algı azalması ihtimalinin yüzde 70 oranında düştüğü görülmüştür. Başka insanlarla düzenli irtibat halinde olmak hafızayı ve dikkati koruduğu gibi zihinsel işlemlerin de genel olarak daha hızlı yapılmasını sağlıyor.

Kısacası sağlıklı beslenme, uyarıcı fiziksel aktiviteler ve iyi bir arkadaş çevresi sağlıklı ve mutlu bir yaşam sürmenin sırrı olduğu kadar beyin gücünü korumak açısından da önemlidir.

David Robson / BBC Future

kaynak: facebook sağlıkla kal sayfası

Fatoş Pabuccu Tuncay

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Kendinizi Zehirli Aile Üyelerine Karşı Koruyun

zehirli-aile[1]

Aile üyelerini, öylece hayatımızdan çıkarıp atamayız. Aramızda kan bağı var ve biraz karmaşık ilişkiler. Eğer manipüle edilmek istemiyorsanız, kendinizi savunmak ve ilişkilerinize limitler koymak zorundasınız. İnsanlara, nasıl hissettiğinizi bildiriyor olmanız, bencillik değildir; samimiyettir.

Hepimiz ailemizde bu tarz davranan en az bir kişiye sahibizdir. Bu insanlar sadece kendilerini düşünürler, bizleri manipüle ederler ve duygularımızla oynamaktan zevk duyarlar. Bu biraz karmaşık bir durumdur, çünkü bize böyle davranan kişi ile aramızda çok yakın bir bağ bulunmaktadır. Peki ya bu gibi durumlarda kendimizi bu insanlara karşı korumak için nasıl davranmalıyız?

Aileye Acı Çektiren Zehirli Akrabalar

Uzmanlara göre, yakın çevremizde bu tarz zehirli üyelere sahip olmak, yaşam kalitemizi ciddi oranda etkiliyor. Örneğin; böyle bir kişi eğer arkadaş çevremizde mevcutsa, her zaman bu kişiyi arkadaş çevremizden çıkartma ve yeni arkadaşlar edinerek, aramızdaki denge ve bütünlüğü sağlayabilme şansımız vardır. Peki, bu kişi ya kendi öz annemizse, oğlumuz ve hatta eşimizse ne olacak? Hiç kolay bir durum değil, anlayabiliyoruz.

Annenizle, kardeşinizle veya kayınvalidenizle olan ilişkinizi kolayca sonlandıramazsınız. Bu konuyu çevreleyen birçok karmaşık duygu ve düşünceler mevcuttur. Bu insanlar, kendi kanınızdan canınızdan insanlar ve onları gözden çıkarmak hiç de kolay değil ama birçok insan, kendi sağlığı için bunu yapmak zorunda. Çünkü bu tarz ilişkilerin bir patlama noktası elbette var ve bu zehirli akrabalar, bu durumlarda, tüm duygusal dengenizi alt üst edebilirler.

Bu duruma örnek vermek gerekirse; çocuklarının hayat arkadaşlarını özgürce seçmelerine olanak tanımayan, arkadaşlıklarını ve ilişkilerini sürekli eleştiren ebeveynleri gösterebiliriz. Hepimiz hata yaparız, ancak örneğin kardeşimiz yaptığımız hataları canımızı acıtmak için sürekli yüzümüze vuruyorsa, ne yapmalıyız? Nasıl davranmalıyız? Takip eden yazıda, size bu soruların cevaplarını vereceğiz.

1. Limit Koyun: Ne İstediğinizden ve Neye İzin Vermeyeceğinizden Emin Olun

aile

Bir örneği ele alalım. Eşinizin/sevgilinizin ailesinin evine yemeğe gidiyorsunuz ve yemek için baharatlı bir şeyler yapmış olduklarını görüyorsunuz. Baharatlı yiyeceklerden hoşlanmadığınızı biliyorsunuz, yediğinizde sindirim sisteminiz zarar görüyor. Ancak, kimseyi kırmamak veya dikkat çekmemek için, sessiz kalıyor ve önünüze konan yiyecekleri yiyorsunuz. Bundan sonra artık bu eve her yemeğe geldiğinizde önünüze baharatlı yiyecekler gelecek; ta ki siz baharatlı yiyecekleri yiyemediğinizi söyleyinceye kadar. Bu durumda muhtemelen şunun gibi bir şey duyacaksınız: “Niçin daha önce söylemedin?”

Bu; insanlara neyi kabul edip neyi edemeyeceğinizi göstermenizin gerekliliğini anlatabilmek için, sadece küçük bir örnek. Eğer her akşam annenize yemeğe gidemeyecekseniz veya kız kardeşinizle alışverişe gidemeyecekseniz, bunu sadece söyleyin. Eğer, birinin size çocuklarınızı nasıl büyütmeniz gerektiğini söylemesinden hoşlanmıyorsanız, bunu ona söyleyin. Karşınızdaki insanı azarlamaksızın, sesinizi ona duyurun. Her zaman itina ve saygı ile konuşun, kendinizi veya duygularınızı ifade ederken aradaki köprüleri yıkmak istemezsiniz. Kendinizi bu şekilde ifade etmeniz bencillik değildir, samimi olmaktır.

2. Küçümseyici Olmadan Kendine Güvenen Biri Olabilmeyi Öğrenin

kendine guven

Bazen, aile üyelerini üzmek istemediğimizden, birtakım konuları kendimize saklamayı tercih ederiz. Örneğin, anne-babanız veya büyük anne-babanız, onlarla ilgileniyor olmanıza rağmen; sürekli yalnız olmaktan şikayet edebilirler veya kardeşlerinize karşı yeteri kadar destekleyici olmadığınız dile getiriliyor olabilir. Bu durumda, kendinize güvenen ve dikkatli bir tavırla, onlara gerçeği söylemelisiniz. Örneğin; “Gelebileceğim her zaman geliyorum. Ayrıca biliyorsunuz ki; ne zaman ihtiyaç duyarsanız, beni arayabilirsiniz.” “Sizin için her şeyi yaparım, biliyorsunuz, ancak yapamayacağım şeyleri istemeyin. Şu sıra, ben de oldukça zor bir dönemden geçiyorum ve sizin de beni anlamanız gerekiyor.” Samimi olun ve özenle konuşun ama gerçeği söyleyin, nasıl hissettiğinizi anlatın, onlara neleri yapıp neleri yapamayacağınızı belirtin. Sizin ihtiyaçlarınıza da saygı gösterilmesine ihtiyacınız olduğunu anlatın.

3. Kayıtsız Şartsız Ailenizi Destekleyin Ama Kendi İhtiyaçlarınızı da Göz Ardı Etmeyin

duygusal kurtulus teknigi

Aile her zaman için önde gelir, biliyoruz. Ancak, onlar yaşamlarımızın parçası oldukları kadar, zaman zaman bizleri incitebilirler de. Çocukluklarında sömürülmüş veya kötü muamele görmüş insanların varolduklarını biliyoruz. Bu insanlarla samimi ilişkiler kurmanın hiçbir zaman mümkün olamayacağını da biliyoruz, burası gayet net. Kendimize olan saygımızı koruyabilmemiz her zaman için çok önemlidir. Ailemizden biri bizi incittiğinde, kendi içimizdeki duygu bütünlüğünü oluşturabilmek, kendimize saygımızı yitirmemek ve huzurlu olabilmek adına, bu kişi ile aramıza mesafe koymalıyız.

kaynak: sağlığa bir adım

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. 1 Comment »

Sevgilinin yanında osurulur mu?

yaşlı-çift[1]

Bizimkiler bundan 38 sene önce tanışmış. Peder bey taze tıp öğrencisi, anne kişisi fransız kültür çömezi. Annem görüyor babamı, ben bu çocukla tanışıcam diyor arkadaşlarına, yapma diyorlar, biriyle birlikte o. Olsun diyor annem; ben beklerim.

Babam da boş değil hatuna da serde hovardalık var biraz. Bir de; bu kız çok güzel ama kapılırsam bir yıla kalmaz evlenirim ben bunla, daha okul bitmedi, askerlik de var ne bok yicem lan diyor. Diyor da pek kaçamıyor, bir sene sonra nişanlanıp fakülte bittiği gibi evleniyorlar. Askere de birlikte gidiyorlar. Kebap askerlik yaptım diyen pederin karşısına çıkmasın. Gittim diyor peşinden annem, başka bir şey yapmazdım. Türk Havayolları’nın hosteslik sınavlarını birinci kazanıp reddettim, sevdiğim adamla evlenip ben bunla her şeye varım diyip gittim diyor. Önce birlikte askere, sonra yirmi yıl anadolu’nun içinde göt kadar bi kasabaya, anca kırk beşinden sonra kendi memleketlerine, İzmir‘e… Hiç gocunmadım, istedim, karar verdim; kararlarımın arkasında durup sevdiğim adamla aile kurdum, asla aklımdan ufacık bir acaba bile geçmedi ve bu aileyi böyle arada tuttum der. Haklı. Otuz yıllık annem, bilmez miyim, yerden göğe haklı.

Sevdiğin biriyle olmak nedir? Vazgeçtiklerin için tek tek fatura tutup ilk kavgada senin yüzünden bunlardan geçtim demek midir? O biri diğer öbürlerini yok ediyor diyip ilişkiyi ciğerci kedisi gibi gözü dışarda sürdürmek midir? Başka bir şeyler midir yoksa?

Kış ortası… Annemle değişmeli nöbet tutuyoruz babamın yanında. Kolon rezeksiyonu; kolon ca. Öncesinde aylarca, devamında aylarca radyoterapi ve kemoterapi. Üzüntüden gözümüzün feri götümüze kaçmış ama peder beyin sadece bilinci açık diye bir yandan nasıl mutluyuz… Bu iyi, çünkü daha da iyi olacak, enseyi karartmak yok. Ama içimiz paramparça.

Aylarca ileostomi, ne yediği belli ne çıkardığı… Yandan çarklı gibi gidip geliyoruz tin tin tin sabahın körlerinde radyoloji merkezlerine. Cesedi çıkmış gibi geri iade ediyorlar. Babamın kuyruk dik ama bunlar bana koymaz diyor, seni yarın donumdan çıkarırım diyor. Eski Karşıyaka yüzücüsü. Akşamına suyun içine ağlamayı öğreniyorum.

Aylar sonra tedavisi bitti, son ilaçlarını aldı, kolostomi kapatıldı. Beton gibi adam çocuk gibi kaldı. Ama aşarız dedi, aşarız dedik; aşarız. Bunların hepsini aşarız. Burdayız, yanyanayız, demirbaş sayımında eksik yok. Birlikte aşarız.

Kalın bağırsağı aylardır çalışmıyordu. Artık çalışması gerekiyordu.

Günlerce annemle babamın osurmasını bekledik. Annem sevdiği adamın günlerce kel kafasını osurabilsin diye okşadı.

Günlerdir şu başlığı her gördüğümde içim düğüm düğüm oluyordu. Geçmiyordu o düğüm. Bi osursam rahatlayacakmışım gibi sanki…

Nereye mi varıcam, bir yere varmıcam. Seni iki kolun iki bacağın olmasa da severim diyip ilk fırsatta başkasına kaçan, her hayalini sevgilisi makina değil sadece insan olduğu için yapamadığında ilişkiyi bitiren, sevginin bağını bacağa geçirilmiş pranga zinciri zanneden bir nesil var dışarıda. Yan odada da sevgilisi osursun diye kel kafasını okşayan bi kadın. Hangisi gerçek?

Ekşi Sözlük Ayhan Ores

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Bildiğiniz Replikleri Unutun: Aşk-ı Memnu’ya Doyamayanlar İçin 21 Can Alıcı Replik Daha

images400IVYHN

nutursak kalbimiz kurusun demiştik; biz unutmadık. Ama bu seferkiler farklı. Hepimizin ezberlediklerine alternatif, gözden kaçmış repliklerle bir kez daha Aşk-ı Memnu…

1. Sanmıyorum yani bu evliliğin olabileceğini…

Bihter: Bu evlilik olmayacak Behlül, Nihal’e de söyledim. Tokat gibi söyledim.

2. Bazen bütün mesele olmak ya da olmamaktır…

Adnan: Hayatımda sadece sen varsın Bihter… Veya yoksun.

3. Buralara yaz günü kar yağıyor canım, ölene kadar seni bekleyemem…

Adnan: Kışın ortasında baharı yaşıyor gibiyim… Tam anlamıyla aşka geldim.

4. Kibarlıkta bir dünya markası olarak Matmazel…

Deniz Hanım: Behlül, kapı mı dinliyorsunuz yoksa?
Behlül: Yoo yanlış anladınız Deniz Hanım.
Deniz Hanım: Hiç yakıştıramadım size Behlül. Bu arada bir dakika odama gelebilir misiniz?
Behlül: Hiç yakıştıramadım size Deniz Hanım, beni odanıza mı davet ediyorsunuz?

5. Behlül’ün melekleri…

Behlül : Bir tarafta aşkı ile ezen Nihal… Bir tarafta güveniyle ezen amcam, bir tarafta sen…

6. Tesellinin bu kadarı…

Bihter: Ben Adnan’ı seviyorum hiç değilse, sen Nihal’i sevmiyorsun. Yazık sana…

7. Peki Bihter Ziyagil’in annesi burada mı?

Bihter: Sessizce çıkıp gideyim hayatından öyle mi? Bütün olanların yükü altında tek başıma ezileyim. Sen de amcanın imkanlarından faydalanıp Nihalciğinle mutluluk oyunları oyna. Firdevs Hanım’ın kızı buna müsaade eder mi?

8. Bihter’den Behlül’e yeni yıl hediyesi olarak; kahır.

Bihter: Özlediğini biliyorum. Beni Adnan’ın yanında gördükçe, onun yatağında olduğumu düşündükçe kahroluyorsun.. Sana bu seneki hediyem bu olsun. Ömür boyu uzaktan bakacaksın bana…

9. Behlül’ün kafasında deli sorular…

Behlül (Bihter’e) : Ben senin enişten olamadan sen benim yengem oluyosun bak ?!?

10. Bazen kelimeler kifayetsiz kalır…

Behlül: Nesine?
Bihter:

11. Bihter’den thug life… 😎

Bihter: Ben bu evliliği sürdürmek istemediğim için ayrılacağım Adnan’dan. Onunla olamayacağım için.. Senden bir şey beklemiyorum yani…
Behlül: Nereden çıktı şimdi bu?
Bihter: Kara kara düşünmeye başladın da söyleyeyim dedim.. Ben kararımı verdim, sen istediğin kadar düşün.

12. Behlül’ün son kaçışı…

Behlül : Ben hep.. Ben.. Hep.. Gidecek bir yer vardı.. Eğer ben böyle bir adam olmasaydım.. Böyle şerefsiz.. Herkesin gidecek başka bir yolu vardı..Ben korkağın tekiyim.. beceremedim.. Ben alçağın tekiyim..Hiçim ben..Senin elini tutmayı beceremedim.. Oğlum diyen bir adamı sırtından bıçakladım. Nihal.. ah.. Nihal. Katilim ben.. Kendim dahil herkesin katiliyim.. Hayatım boyunca bu utanca mahkum oldum ben.. Bunu söylemeye utanıyorum ama.. Ben seni çok..Şimdi bana en çok yakışan şeyi yapacağım.. Başka türlüsünü yapmak elimden gelmiyor çünkü.. sen de gördün.. Her zaman her sıkıştığımda yaptığım gibi.. Cesaretle sahiplenemediğim her şeyi bırakıp gittiğim gibi gideceğim.. Hadi aşkım.. Behlül kaçar..

13. Ne ağlaması slk tabii ki hiç üzülmedim…

Bihter: Bihter Ziyagil’im ben. Firdevs Yöroğlu’nun kızıyım. Kimse ayaklarının altına alamaz beni. Kimse canımı acıtamaz. Gayet iyiyim ben . Teselliye ihtiyacım yok benim. Şimdi dinleneceğim. Güzelleşeceğim yarın için. Üvey kızım evleniyor. Kocamın yanındaki yerimi alacağım yarın. Çok güzel olacağım. Yüzümde en sahici gülümsememle onların mutluluğunu alkışlayacağım.

14. Sen iki kelam iltifat etmek istersin ama…

Behlül: Bu gece çok güzelsin…
Bihter: Sadece bu gece mi?

15. Konu saç değil herhalde…

Bihter: Saçını kestirmekle neyi ispat ettin?
Behlül: Saçımı kestim çünkü çok uzadı.. Sıkıldım artık!

16. Bihter’den laf sokma sanatı…

Behlül: Üzme kendini, üzme beni. Sana bakarken kendimi unutuyorum. Nerede olduğumu,kim olduğumu.
(Behlül’ün telefonu çalar.) 

Bihter: Biri mutlaka hatırlatıyor ama. 😎

17. Firdevs Hanım’ın kızı konuşuyor… ;

Bihter: Adnan Ziyagil’in damadı olarak sahip olacakların, yeğeni olarak sahip olacaklarından çok fazla. Gerçekten buna değer.

18. Şişede durduğu gibi durmayınca, Behlül;

Behlül: Neler oldu? Yo yoo duymak istemiyorum.
Adnan: “Seviyorum seviyorum,” diye inliyordun.
Behlül: Hadi canım?
Bihter: Gerçekten kulağımızla duyduk.

19. Ördek ailesi ?!?

Firdevs : Nereye gidiyorsun ?
Bihter : Önce salona gideceğim ordan da Adnan ile buluşup yemek yiyeceğiz.
Firdevs : Aaa tamam salona ben de geleyim hemen üstümü değiştiririm.
Bihter : Birlikte ” yaşayacağız ” dedim ördek ailesi gibi her yere beraber gideceğiz demedim.

20. Ona küçük şakalar yapın…

Behlül : Sana acıdığımı söylesem?
Bihter : Hahahah gülerim sadece!

21. Onca gıybete rağmen 79 bölüm sonra gözü açılan Adnan;

Nihal : “Kendimi şu ağaç kadar yaşlı hissediyorum .”
Adnan: “Kendimi su ağaç kadar şanslı hissediyorum.”
Nihal: “Neden?”
Adnan: “Canlıyım bir kere, her gecen gün yeni bir nedenle yeşeriyorum, bir küçük tebessümle filizleniyorum. Zehirli sarmaşıklarımdan arındım.”
Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

“HAYDAN GELEN HUYA GİDER”MANÂSI NEDİR ?

da52263f41545be6f0f17e229616102d_1278114088[1]

“Haydan gelen huya gider”
deyimi, her ne kadar halk
arasında; “Kolay ve emeksiz
elde edilen şeyler, aynı şekilde, elden
kolay çıkar,
çabuk gider” anlamında kullanılan bir deyimse de
aynı zamanda, tasavvufi
anlamda bir hakikatin de
ifadesidir…
“Hay” ve “Hû” Cenab-ı Allah’ın güzel
isimlerinden ikisidir. Hay; diri olan, Hû ise;
hakkıyla bilinmesi mümkün
olmayan, gaip manasına
gelmektedir.
Dolayısıyla , “Hay’dan
geldim Hû’ya
giderim” derken, Allah’tan geldim yine Allah’a giderim”
demek istenmektedir…
Elbette bunu böyle anlayana
ve de anlamak isteyene…
Vesselam !

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Bazen zihnen ya da bedenen kendini çok yorgun hissedeceksin. İşte o zaman kendine değnekten bir at bul ve neşe ile yoluna devam et.

643[1]

İki çocuklu bir aile hafta sonunu piknik yaparak geçirmeye karar veriyor. Piknik yerine vardıklarında anne yemeği hazırlarken, çocuklar babalarıyla birlikte yürüyüşe çıkıyor.
Uzun bir yürüyüşten sonra oldukça yorulan küçük çocuk yalvarırcasına bakan gözlerle,
“Babacığım çok yoruldum. Lütfen beni kucağında taşır mısın?” diyor.
Baba; “Ben de yorgunum oğlum”‘ der demez çocuk ağlamaya başlıyor.
Baba tek kelime etmeden ağaçtan bir dal kesiyor. Dalı bıçakla biçimlendirip, çocuğa zarar vermeyecek biçimde yontuyor.
Sonra dalı oğluna verir. “Al oğlum, sana güzel bir at” diyor. çocuk sevinçle dal parçasından yontulmuş ata biniyor ve sevinçle sıçrayarak, ata vurarak annesinin yanına doğru gitmeye başlıyor. Babasını ve ablasını geride bırakmıştır bile…

Baba gülerek kızına: ,
“İşte yaşam budur kızım. Bazen zihnen ya da bedenen kendini çok yorgun hissedeceksin. İşte o zaman kendine değnekten bir at bul ve neşe ile yoluna devam et.

Bu at; bir arkadaş, bir şarkı, bir çiçek, bir şiir yada bir çocuğun tebessümü olabilir.”

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »