Eğer bir ilişkiniz olduysa ve bu ilişki sona erdiyse mekanı nasıl temizlemek lazım…

201509091547_8913[1]

Birçoğumuz evlerimizde veya işyerimizde negatif enerjiden etkileniyoruz. Bu tür problemlerde işe yarayacak bazı yararlı teknikler:

1) Evlerimizde veya çevremizdeki insanlar, örneğin: sigara içenler, uyuşturucu, hap kullananlar, alkol bağımlıları, yüksek derecede duygusal enerji yoğunluğu olanlar veya kaotik cinsel enerji kullananlar:

a) Etrafımızdaki negatif olan aile üyeleri,

b) Negatif olan iş arkadaşları,

c) Negatif olan işimiz veya uğraşımız – yüksek baskı olan işyerleri,

d) Yüksek derecede duygusal kin, düşmanlık olan yerlerde çalışmak; örneğin itfaiye, polis teşkilatı, tıp departmanı, huzur evi, hapishane, hatta yüksek okul. Para ile ilişkili olan işyerleri veya korkuların, üzüntülerin, acıların, ıstırap çeken bireylerin, aşırı öfkenin olduğu yerler.

Temizleme teknikleri kullansak bile, bu enerjiyi her gün evimize getiriyoruz. Bu tür enerji elbiselerimize, deri eşyalarımıza, takılarımıza, saçımıza yapışabilir.

Toplumumuzda, kutsal mekanlarımızda, mağazalarda, marketlerde, okulda olan bitenleri ve iş kayıpları, iş yerlerinin kapanması, suç, yoksulluk gibi çevreyi etkileyebilen şeyleri bilme gereksinimi var. Bu durumlar sahip olduğumuz şeylere veya kim olduğumuza yerleştirilebilen birçok yansıtmalar yaratabilir. Kıskanç olan bireyler var mı? Kendi işinize mi sahipsiniz ve yönettiğiniz çok insan var mı? Başka insanların yansıtmaları enerjiye sahiptir. Bu enerji evimizi veya içinde yaşadığımız alanı etkileyebilir.

Ayrıca evinize yakın olabilen elektrik hatlarına, trafolara veya diğer yüksek enerji iletkenlerine bakın. Bu tür enerjiyi taşıyabilecek dereler veya mezarlıklar var mı? Uçakların başınızın üzerinden uçtuğu bir hava alanı var mı? Büyük şehirler yoğun nüfustan uzakta olan bölgelerden daha fazla zorlayıcı olur.

Evimizdeki enerji hangi türde olursa olsun bize çekilir. Örneğin, evde çoğu zaman bir sürü cinsel düşünceleri olan bir genç varsa, onun odası başka mekanlara bindirilebilen/örtüşebilen enerji taşıyabilir. Onun okulunun, sınıf arkadaşlarının veya arkadaşlarının enerjisi de kendi mekanının dışında zarar veriyor olabilir. Eski enerji kalıpları evde, apartmanda veya çevrede yaşayan herkesi etkileyebilir.

Hasta olan veya iyi hissetmeyen ve bizimle yaşayan insanlar da evimizin enerjisini etkiler. İklimin, tatillerin, dolunayın, okula geri dönmenin, negatif veya korkutucu televizyon yayınlarının enerjisi – hepsi bizi etkileyebilir.

Evimizde enerjiyi tutabilen eşyalar ve alanlar vardır – mobilyalar (eski ve antik ya da bize başkalarının verdiği mobilyalar), fotoğraflar veya hatta resimler; eski plakları, eski kitapları, kullanılmayan eşyaları koyduğumuz temizlenmesi gereken alanlar; eski yastıklar, yatak takımları, eski minderler. Tüm bu eşyalar ve alanlar temizleyerek ve eşyaların yerini değiştirerek, dağınıklığı toparlayarak kolayca arındırılabilir. Eğer evde bir birey veya hayvan öldüyse, onun yatak takımını ya iyice yıkayın ya da atın. Kuş tüyü yastıklar ve yatak takımları özellikle enerji taşıyabilir – ebediyen.

Anlaşabileceğimiz bir şey: Eğer kendimizi, evimizi, iş yerimizi temizlersek ve etrafımızdaki dinamiklerin farkında olursak, etrafımızdaki enerji değişebilir ve evlerimizde birikmez. Yaşadığımız mekanlarda enerji akışını sürdürmek isteriz. Enerji ne kadar eski ise veya enerji ne kadar ‘yapışık’ ise, etkilenmemiz o kadar kolay olur.

Evlerimizde ve işyerlerimizdeki alanları temizlemenin birçok yolu vardır:

1) Kilimleri, halıları yıkayın ve mobilyaları, kumaşları ve perdeleri iyice temizleyin.

2) Duvarları boyamak enerjiyi temizlemek için etkilidir.

3) Mobilyaları aynı odada başka yerlere taşıyın (bir iki santim bile fark ettirir),

4) Pencere eşiklerine küçük olsa bile aynalar yerleştirilebilir,

5) Dağınık, karışık olan veya son bir yılda temizlenmemiş olan alanları temizlemek,

6) Her ay kristalleri ve taşları temizleyin – işyerinizdeki kristalleri her hafta temizleyin.

7) Bitkiler ve canlı olan şeyleriniz olsun – bunlar alandaki enerjiyi dengelemeye yardım eder.

8) Taktığınız takıları her gün temizleyin, gözlüklerinizi de temizleyin.

9) Size iyi hissettirmeyen takıları takmayın, örneğin, temizlemeden annenizin yüzüğünü takmayın.

10) Müzik sesi ve titreşimi enerjiyi hareket ettirmek için yardımcı olur.

11) Feng Shui teknikleri kullanmak da iyidir.

Eğer bir ilişkiniz olduysa veya mekanınızı paylaştığınız biri olduysa ve bu ilişki sona erdiyse:

1) Yatak odasındaki mobilyaların yerlerini değiştirin.

2) Yatak takımlarını değiştirin veya temizleyin; yastıkları değiştirin veya yerini değiştirin.

3) Duvarlara veya pencere eşiklerine aynalar koyun.

4) En azından duvarın birini boyayın.

Bu basit bilgileri kullanarak, eğer mekanınızı paylaşan kişi hala sizi düşünüyor veya sizinle ilgili fanteziler kuruyorsa, yatak odanız onların yansıtmalarından etkilenmez. Bu küçük değişiklikler eski enerjiyi özgürleştirebilir. Bu nedenle herhangi bir yansıtma taşıyamazlar. Aynı adımlar evdeki diğer odalara da uygulanabilir.

Eğer bir apartmanda yaşıyorsak ve alt katta ve yan dairelerde yaşayan insanlar varsa, 30 cm x 30 cm’lik bir ayna kullanmak faydalı olur. Ayna duvara doğru baksın, belki daireler arasındaki duvardaki şifoniyerin/rafların arkasına veya diğer mobilyaların arkasına konulabilir. Yatağın altına da bir ayna konulabilir, ayna aşağı bakar şekilde. Ayna yoksa, alüminyum veya yansıtıcı yüzeyi olan herhangi bir şey de kullanılabilir. Enerjiyi veya yansıtmaları yansıtan herhangi bir şey, onları kaynağına veya uzağa geri gönderir. Evimizdeki mekanları temizlerken, sadece duvarlara kadar gitmeliyiz. Kendi dairemizin duvarlarının ötesine gitmek, kendi mekanımızın dışına çıkmak başka birilerinin mekanını işgal etmek olur.

Güvenli olan bir yere sahip olmak çok önemlidir – hiçbir şeyin ellenmeyeceği ve hiç kimsenin izniniz olmadan giremeyeceği size ait olan bir yer. Bu yer kendiniz ile koşulsuz olarak olabileceğiniz ve dinlenebileceğiniz bir yerdir.

Hatırlayın, evimizde olup bitenler bizi etkiler. Enerjinin bizi nasıl etkilediğini izlemek çok önemlidir. Stres seviyelerini kontrol etmeyi öğrenin, çünkü bu negatif enerjinin işgal edebileceği yerdir. Gerçekten iyi olmayan – örneğin alkol, uyuşturucu, sigara – şeyleri kullanırken her zaman ölçülü olun. Bunlar araçtır, yardımcı değil. Yaptığınız şeylerden tamamen keyif alın, herhangi bir şeyi aşırı yapmaya gerek yok. Kendinize kızmadan veya yargılamadan kötü alışkanlıkları dengelemenin başka yollarını arayın. Bağımlılık yaratan enerji insanlara ve olaylara uzanır – geçmişimizi temsil eden ve yoğun duyguya neden olan herhangi bir şey.

Duygularınızı aynı seviyede – ne yüksek ne de düşük – tutmak için elinizden geleni yapın.

Bizi yargılayan insanlar, bizi enerjisel olarak kendi fikirlerinde veya korkularında tutmaya çalışır. Yüksek strese neden olan ilişkilerin değiştirilmesi gerekebilir. Eğer biriyle ilgili kötü hissediyorsak, o ilişkiyi değiştirmeyi düşünmeliyiz. İnkar etmek sadece daha fazla probleme neden olur.

Bize zarar vermemesi için dışsal enerjiyi değiştirdikten sonra, duygusal enerjiyle çalışabiliriz.

* Ken Page

kaynak: sağlık olsun

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Ganj Yayınevinin Çıkardığı Kitaplar Süper… İncelemek İçin ”www.ganj.com.tr Adresinden Faydalanabilirsiniz…

Ganj Yayınevi İle Akışta Kalmak…

pr_01_114_min kopya

Ganj Yayınları 2003 yılında kurulmuştur. Tamamıyla amatör bir ruhla kurulmuş olan yayınevi, kendileri de bizzat manevi alanda yol alan ve yayınladıkları konuları tecrübe eden kişiler tarafından kurulmuştur.

Ganj yayınları seçtiği kitaplarla insanların kendilerini tanıma, bilme yolunda ilerlerken ihtiyaç duyabileceği rehberliği sunmayı hedeflemektedir.

Bu rehberlik çıkılan yolculuğun başlangıçtan en sonuna kadar tüm süreci kapsamayı hedefliyor: Kimi kitaplar kişisel gelişim aşamasındaki bireye hitap ederken, giderek ruhsallığa doğru evrilen ihtiyaçları kapsamakta ve en nihayetinde aydınlanma ve olgunlaşma seviyesine yaklaşan bireyin önüne çıkabilecek pek çok ihtiyaca cevaplar içeren üstatların kitaplarını da içermektedir.

Ganj Nehri nasıl ki yaşamın tüm renklerini ve seviyelerini barındıran kutsal bir nehir ise, Ganj Yayınları da kaynağından itibaren yaşamın tüm geçtiği evrelerde insanın susuzluğunu gidermeyi, manevi olarak beslemeyi ve nihayetinde okyanusa kavuşuncaya kadar insana sunabileceği tüm desteği sunabilmeyi amaçlamaktadır.

Ganj’ın kendisi gibi hep bilinç nehriyle birlikte değişmeye ve o akışta kalan, o akışa okurun davet eden bir akıntıdır Ganj Yayıncılık.

Bilinç nehriyle birlikte akmak isteyenlerin yayınevi olmuştur ve olacaktır…

Şiddetin Ötesi: Bir üstadın bakış açısından neyin biz insanları şiddete yönelttiğini ve bunun nasıl ötesine geçebileceğimizi görmek, anlamak ve duymak isteyenler için önerilir. Zihnin ürettiğini huzursuzluğun ve içsel bölünmemizin hayata olan yansıması olarak şiddet eğilimini anlamak dönüştürücü bir etki yaratıyor.

Meleklerin Dili: Meleklerle iletişim kurmak gerçekten mümkün mü? Ve bunu herkes yapabilir mi? Kendileri de bu soruları soran üç hanımın meleklerle doğrudan iletişim kurarak bu soruları onlara soruyor ve melekler kendileriyle nasıl iletişim kurulacağını açıklıyor. Meleklerle iletişim nasıl kurulur merak edenler ve meleklere sorulabilecek manevi soruların yanıtlarını arayanlara önerilir.

İçindeki Sen: Aforizmalardan oluşan bu süzülmüş bilgelik hayatınızın herhangi bir anında açıp baktığınızda size gelen ilahi bir mesaja dönüşebiliyor. Kısa ama özlü sözlerle kendinize ve anınıza ışık tutmak için çantanızda taşımak isteyebilirsiniz.

 

Aşkla Gülümse: Hayatını mücadelelerle geçirmiş ve anlattığı, öğrettiği her şeyi deneyimlerinden süzerek sunan bir manevi öğretmenin son derece ilginç yaşam öyküsünü anlattığı samimi kitap. Çıkar çıkmaz listeye doğrudan giren ve orada kalan çok satan kitap, manevi yolunun başında da olsa, en ileri aşamasında da olsa herkesi insani bir noktadan yakalıyor. İçtenliği ve samimiyeti ile fark yaratan eser kalbini kendine ve hayatına rehber edinen ve edinmeye istekli herkesin gülümsemesini hayatla paylaşmaya davet ediyor. Ruhaniyeti hayatın her anında fark etmek ve yaşamak isteyen ve yaşadıklarını ruhani bir seviyede algılamak isteyen herkesin okuması gereken bir kitap.

1443875238_b kopya

 

Kendinle Başla: OSHO okuyan, okumuş, merak eden herkesin almasını tavsiye edeceğimiz bir kitap. Manevi yolda insanın nereden başlayacağını ve hangi adımlarla ilerleyebileceğini açıklayan kitapta egonun doğası ve onun bariyerlerinin nasıl aşılabileceği hakkında ipuçları sunuluyor. OSHO tüm bilgeliği ile işbaşında ve sorulara verdiği yanıtlarla aydınlatmaya devam ediyor akıllarımızı…

Sen Özsün: MOOJİ yaşayan bir ermiş olarak kitapta benliğini sorgula cesaretini gösteren öğrencilerine ve bunu merak eden tüm okurlara rehberlik ediyor. Gerçek diyalogların kaydının kitaplaştırılmasından oluşan eserde MOOJİ bizleri olduğunu sandığımız kişiden, egodan, karakterden ötelere götürüp özümüzle karşılaşmaya hazırlıyor. Özünün ne olduğunu anlamak, bilmek isteyen herkesin okumasında yarar var.

Ganj Yayınevinin Çıkardığı  Kitapları İncelemek İçin http://www.Ganj.com.tr Adresinden Faydalanabilirsiniz…

pr_01_110_min kopya

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. 1 Comment »

Bedende Biriken Atıkların Dışarı Atılması…

12196214_430667083796253_8178198208632064818_n[1]

Nefesle % 70

Deriyle % 20

İdrarla % 7

Kalınbağırsakla % 3 olarak gerçekleşir…

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

TÜM BEDENİ ENERJİLENDİRMEK VE YENİDEN DENGELEMEK İÇİN RENK SOLUMASI

nocanvas_cakra-dengeleme-ypzig[1]

1.Sırtı düz bir sandalyeye rahatça oturun. Nefesinizi içinize çekin, havayı dörde sayana kadar içinizde tutup, dörde sayana kadar dışarı verin. Sonra dörde kadar nefes almayın.
2.Yavaşça nefes alıp verirken bedeninizdeki tüm gerilimin ve stresin uzaklaştığını hissedin.
3.Gevşerken, zihin gözünüzde parlak kırmızı bir gül hayal edin. Bir sonraki derin nefes alışınızda, bir demet gülü yemyeşil bir bahçeden kucağınıza alarak derin bir şekilde kokladığınızı düşleyin. Ayaklarınızın altından Kasıklarınıza-kök çakranıza kadar vücudunuzun alt kısmının kırmızı renkle donandığını hissedin. Nefes alışınız ile kırmızı enerjiyi kök çakranıza çektiğinizi imgelerken, sonraki nefes verişiniz ile bu gül kırmızısı enerjiyi kök çakranızdan bedeninizi çevreleyen tüm aura alanınıza gönderdiğinizi düşleyin.
4. Üç kez kırmızı rengi nefesle içinize çekin ve verin
5.Şimdi elinizde turuncu bir krizantem olduğunu düşleyin. Turuncu rengi ayaklarınızdan yukarı göbeğinizin hemen altında bulunan Dalak/sakral çakranıza kadar soluyun. Nefes verişiniz ile, bu renkli enerjiyi sakral çakranızdan auranıza gönderdiğinizi imgeleyin.
6.Üç kez turuncu rengi nefesle içinize çekin ve verin.
7. Sarı renkli bir fulya düşleyin ve sonra sarı enerjiyi ayaklarınızdan yukarı midenizin üzerinizdeki güneş sinir ağı çakranıza soluyun. Yine, nefes verirken bu sarı enerjiyi aurik alanınıza gönderin.
8. Üç kez sarı rengi nefesle içinize çekin ve verin.
9.Parlak yeşil renkli bir yaprak imgeleyin, ve bu yeşil enerjiyi yatay ve direkt olarak göğsünüzün ortasındaki kalp çakranıza çektiğinizi hayal edin. Nefes verirken, bu yeşil enerjiyi auranıza gönderin, enerji alanınız parlak yeşil ışıkta yıkansın.
10. Üç kez yeşil rengi nefesle içinize çekin ve verin
11.Mavi renkli bir çiçek hayal edin. Bu mavi enerjiyi başınızın üstünden boğaz çakranıza kadar soluduğunuzu, sonra nefes verirken auranıza gönderdiğinizi imgeleyin.
12. Üç kez mavi rengi nefesle içinize çekin ve verin
13. Zihin gözünüzde mavi çiçeğin yerine lacivert renkli iris çiçeği getirin. Lacivert renkli ışığı başınızın üstünden alnınızın ortasındaki alın çakranıza soluduğunuzu imgeleyin. Sonra nefes verirken lacivert ışığı alın merkezinizden auranıza gönderin.
14. . Üç kez lacivert rengi nefesle içinize çekin ve verin
15.Son olarak, menekşe renkli çiçekleri imgeleyin, menekşe enerjiyi başınızın üstündeki taç çakranıza soluyun. Sonra nefes verirken menekşe ışığı taç çakranızdan auranıza gönderdiğinizi imgeleyin.
16. Üç kez menekşe rengi nefesle içinize çekin ve verin
17.Gevşeyin ve tüm bu parlak renklerin etrafınızda döndüğünü, dans ettiğini imgeleyin. Rahatlamış hissettiğiniz zaman, nefes alın ve ellerinizi başınızın üzerine kaldırın, tüm bedeninizi gerin. Nefes verirken, kollarınızı bedeninizin yanlarına indirin. Daha etkili olması için tüm döngüyü üç kere daha tekrarlayın.

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

ÇAPALAMA TEKNİĞİ İLE KARŞINIZDAKİ KİŞİYİ İKNA EDEBİLRSİNİZ…

beyin-gucu-nasil-kullanilir[1]

Öncelikle İknadan bahsetmek istiyorum. Bu alanda yılların getirdiği tecrübe ve bilgiye sahip olduğumdan dolayı sizlere yardım edebileceğim kanaatindeyim. Forumun spritüel ruhundan biraz uzak, daha çok materyalist fakat oldukça etkili bir teknikten bahsedeceğim.
İkna demek her şey demektir, çünkü hayat iknadan ibarettir. Kendimizi bir şeyler için ikna ederiz, başkalarını bir şeyler için ikna ederiz ve böylece hayatımızı bir yerlere getiririz. Her kararımız bir iknanın sonucudur. “Şunu mu seçsem bunu mu seçsem ?” ikileminde kaldığınız zaman diğerini seçtiğiniz zaman kendinizi ikna etmiş olursunuz ve böylece hayatınız çok farklı bir yöne ilerlemiş olur. Çünkü hayatlarımız kararlarımızdan ibarettir ve kararlarımız da ikna olduğumuz yönde ilerler.
İsterseniz tekniğe geçelim, ha bu arada artık bir çok teknik paylaşacağım forumda fakat sizlerden istediğim tek şey bunu kötü türde bir manipülasyona çevirmemenizdir, çünkü benim amacım hayatınızı daha kolay hale getirmek, başkalarının hayatını daha zor hale getirmenize yaramak değil. Şimdiden teşekkürler
NLP’de “Çapalama” adında bir kavram vardır belki bazı arkadaşlarımız bilirler. Bilmeyen arkadaşlar için anlatayım: Çapalama, beş duyu organımız ile bize anıları geri getiren bağlardır. Mesela o bir parfümün kokusu size annenizi hatırlatabilir ve o olumlu duyguları yeniden yaşatabilir, radyoda çalan bir şarkı size eski sevgilinizi anımsatabilir, eğer küçükken bir köpek tarafından ısırıldıysanız artık köpeklerden korkuyor olabilirsiniz çünkü o ne zaman bir köpek görseniz küçüklük anınız geri gelecek ve o olumsuz korku duygusunu yeniden yaşayacaksınız. İşte çapalama budur, sizi o duygu durumuna geri götüren her bir materyal, durum, söz, ses vb. birer çapadır.
İsterseniz bunu kendiniz için de kullanabilirsiniz, eğer çok özgüvenli bir anınız varsa o anda aklınızda kalabilecek bir çapa yaparsanız, mesela elinizi üç kere şaklatırsanız veya “Yaşasın eletan :D” diye bağırırsanız başka bir zaman üzgün ve özgüvensiz bir anınızda bu çapaları kullandığınız zaman o özgüvenli anınızdaki duygularınıza bir anda geri döneceksiniz, ki bunun için de ilerleyen zamanlarda bir yazı paylaşacağım.
Fakat şimdi işin ikna kısmına odaklanalım, mesela birisini bir konuda ikna etmek istiyorsunuz. Bu bir müşteri,anneniz, babanız, sevgiliniz, arkadaşınız olabilir.
İknaya başlarken kişinin sağ gözüne bakın ve konuşurken bunu sürdürün,bunun nedenini birazdan anlatacağım. Öncelikle olumlu cevap iknası ile başlayalım. Olumlu Cevap iknası, eğer karşınızdaki kişi sizi ne kadar fazla onaylarsa bir sonraki görüşünüzü de onaylama ihtimalinin o kadar arttığı bir yöntemdir. Bu bilinçaltının bir önceki kararı ile uyumlu olma isteğinden kaynaklanır. Fark ederseniz bir inanca,ırka,görüşe çok bağlanmış ve o inancın,ırkın,görüşün dediği her şeyi kabul eder hale gelen insanlar artık o inanç,ırk,görüş yanlış birşey yapsa bile onu onaylar,çünkü bilinçaltı artık o inancı,ırkı,görüşü o kadar çok onaylamıştır ki ondan gelen bütün emirleri kabul eder hale gelmiştir. Bunu pratiğe dökmek gerekirse, karşı taraftan sürekli “evet” veya sizi onaylayan cümleler alın, art arta bir kaç tane olumlu cevap almanız önemli, bilinçaltını asıl isteğimize hazırlamış oluyoruz bu sayede. Mesela sevgilinizi ikna etmek istiyorsunuz ve sevgiliniz bugün bir yere gidecekti ve sizde bunu biliyorsunuz, bilmenize rağmen sorun:
+Şuraya mı gideceksin ?
-Evet
+Şunla mı buluşacaksın ?
-Evet
+Vaay, çok iyi bir insan ya bayılıyorum ona, çok neşeli.
-Aynen
Ve böylece olumlu cevaplarımıza devam ediyoruz, ha bu arada sorgular gibi de sormayın yazık korkmasın karşınızdaki  Benim önerim 6-7 tane olumlu cevap almanızdır. Olumlu cevaplarımızı aldık ve bilinçaltını artık bizden gelen emirlere açık bir hale getirdik,Allah yolumuzu açık etsin
Şimdi çapanın 2.Aşamasındayız yani istediğimiz konuda karşı tarafı ikna etme aşaması. Hatırlarsanız biraz önce size sağ göze bakarak konuşmanızı söylemiştim, bunun nedeni çapayı sol göz ile yapmamızdan kaynaklanıyor, normal konuşmanızda sağ göze baktınız fakat şimdi ikna cümlesini söyleyeceksiniz ve karşı tarafın bilinçaltına bu cümlenin diğerlerinden farklı ve bir emir olduğunu belli etmeniz lazım. Bu yüzden ikna cümlenizi söylerken sol gözüne doğru bakın. Ve BUM! Allah kabul etsin
Karşı taraf önerinizi reddedebilir, kabul etmeyebilir fakat bu onun bilinçli ret edişidir, bilinç altı sizin sözlerinizi bir emir olarak algılamıştır ve karşınızdaki elinde sonunda sizin iknanıza gelecektir ki bu kadar uzun bir süreç olacağını düşünmüyorum çünkü karşı taraf zaten sizin iknanıza olumlu cevap verecektir, vermese bile üzülmeyin, o vermedi fakat bilinçaltına mesaj iletildi, öyle yada böyle kararınızı kabul edecektir.
Bir Örnek ile sonlandıralım. Mesela eşinizi/sevgilinizi bir konuda ikna etmek istiyorsunuz, her olumlu cümle bir (+) :
+Hayatım, bugün toplantıya gideceksin değil mi ?(Gideceğini biliyorsunuz)
-Evet(+) hayatım.
+Ee işten de yeni geldin,yorgunsundur eminim ki.
+Aynen(+) öyle ya, bir de şimdi toplantı var.
-Kolay değil, çok mu yoruyorlar seni işte ?
+Evet(+) hemde baya bi
……
…..
…..
(6-7 tane olumlu cümle aldık)
+(Sol göze bakarak) Hayatım, yarın toplantıdan sonra yemeğe çıkarız değil mi ?
Ve ikna cümlesini de paylaşmış oluyorsunuz. Bu arada ikna cümlesinin sonunda “değil mi ?” koyarsanız iknanın derecesi artar çünkü siz “değil mi ?” diyerek kendi istediğiniz fikri sunduğunuz için de karşı tarafın buna karşı gelmesi daha da azalıyor. Biliyorum biraz karışık geldi birçoğunuza fakat inanın öyle değil, siz denedikçe,tecrübe ettikçe zamanla yerine oturacaktır ve bu güzel tekniğin ekmeğini yiyeceksiniz  Aslında bu tekniğe eklenecek ve daha da kuvvetlendirecek bir çok teknik var fakat şimdi bunları da anlatıp kafanızı karıştırmayı hiç istemem, lokmayı bütün halinde değil de parça parça hazmetmek çok daha doğru
Bundan sonraki yazılarımda özgüveniniz ve diğer bir çok içsel ve dışsal alanlarınızda size yardımcı olmaya çalışacağım çünkü bilgiyi paylaşmak en büyük erdemdir, bilgiyi doğru kullanmak ise bilgeliktir (bu sözü ben salladım ama güzelmiş)
Herkese sevgi dolu günler dilerim…
kaynak: sonsuz şifa
beyin-gucu-nasil-kullanilir[1]
Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Devamlı karar vermek ve bir seçeneği isterken diğerinden vazgeçmek zorunda kaldığımızda, kendimizi çaresiz hissederiz.

page-300x225[1]
 
 Devamlı karar vermek  ve bir seçeneği isterken diğerinden vazgeçmek zorunda kaldığımızda, kendimizi çaresiz hissederiz.
 Bu gerginliği, insan olmanın gereği olarak kabul edebilenler şanslıdır çünkü insan çatışmayı görmediği ve hissetmediği için, kendinde hiç çatışma bulunmadığını zanneder. Bilincimizdeki çatışmalara katlanarak onları çözmeye hazır değilsek, çatışma bedensel boyuta iner ve “iltihaplanma” olarak karşımıza çıkar.
 
“Her enfeksiyon, maddeye dönüşmüş bir çatışmadır.”
 
Çatışma- İltihaplanma- Savaş Süreci
 
1-Uyarı: Hastalığın uyarıcıları bedene girer. Bunlar, bakteri virüs ve toksin şeklinde olabilir. Bakteri ve virüslerin bedene girebilmeleri, bedenin onları içeri almaya hazır olmasından kaynaklanır. Tıp buna “zayıf bağışıklık” adını verir.
Kendini uyarmaya çalışan bir çatışmaya bilincini açmayan kişi, bedenini hastalık uyarıcılarına açmak zorunda kalır. Bilincimizin savunma ve direncinden vazgeçersek, bedenimizin bağışıklığını korumaya devam edebiliriz. Ama bilincimizi yeni uyarılara kapatırsak, bu uyarıları beden almaya hazırlanacaktır.
 
2-Dışarı Sızma: Hastalık uyarıcıları bedene yerleşerek bir iltihaplanma merkezi oluştururlar. Doku şişer ve tüm dikkatimiz iltihaba yönelir.
 
3-Savunma: Bedene giren bakteri ve virüsler nedeniyle kanda ve kemik iliğinde, bedenimizi savunan antikorlar üretilir ve savaş tüm hızıyla devam eder.
 
4-Ateşlenme: Savunma güçlerinin saldırısıyla, bedene giren hastalık uyarıcıları tahrip edilir. Açığa çıkan zehirler ateşlenmeye yol açar. Yerel bir iltihaplanmaya beden, genel bir ısı artışıyla cevap vermiş olur. Bu bir derecelik ısı artışıyla, bedendeki kimyasal tepkimeler iki katına çıkar. Bu durum, ateşin bedendeki savunma işlemlerini ne kadar hızlandırdığını göstermektedir. Bu sebepledir ki halk arasında “ateş sağlıklıdır” denir. Ateş düşürücü tedbirler ancak hayati tehlike olduğunda alınmalı ve her ateş yükseldiğinde ateşi suni yollarla düşürmeye çalışılmamalıdır.
Sadece ateş değildir sağlıklı olan, ondan da sağlıklısı çatışmalarımız ile mücadele etmektir.
 
5-Çözüm: Bedenin savunma sistemlerinin başarılı olması durumunda, hem bu bedendeki savunma maddeleri hem de hastalık uyarıcıları parçalanıp dağılırlar. Bu arada beden de değişmiştir. Artık;
a) Hastalığın bilgisi bedene kayıtlanmıştır, gerekirse kullanılacaktır. Buna “özel bağışıklık” denir.
b) Savunma güçleri güçlenmiştir, buna da “özel olmayan bağışıklık” denir.
 
6-Savaşı hastalık kazanırsa, hasta hayatını kaybedecektir
.
7-Kronikleşme: İki taraf da çatışmayı çözmezse uyarıcılar bedende kalır, savaşı kazanamamışlardır ama bedene de yenilmemişlerdir. Bu bir “kronikleşme” durumudur. Temizlenemeyen problem, bedende kendine bir merkez oluşturur ve bu noktada bir enerji tıkanıklığına yol açar. Hasta kendini yorgun ve mutsuz hisseder. Savaş ya da barış yoktur.
 
Kronikleşmenin ruhsal boyuttaki karşılığı ise “sürekli çatışma”dır. Kişi çatışmaya saplanıp kalır ve karar vermeye ne güç ne de cesaret bulamaz. Çatışma, sürekli enerjimizi emer. Karar verildiğinde ise birçok şey öğrenir ve daha bilinçli hale gelir. Tıpkı bedenimiz gibi ruhumuz da her çatışmadan güçlenmiş olarak çıkar. Kazancımız, bedendeki özel bağışıklığa paralel olarak bilgi ve bilinçlenme ile gelecekte aynı problemi tehlikesiz olarak atlatma yetisidir.
 
Ayrıca yaşanan her çatışma, bize onlara daha iyi ve cesur biçimde yaklaşmayı öğretir. Bu da bedendeki, özel olmayan bağışıklığın karşılığıdır. Her çözümde, o ana kadar taşıdığımız görüşler, düşünceler, yaşama biçimleri ve alışkanlıklar ölür. Her “yeni”, “eski”nin ölümünü getirir.
 
İltihaplanma sonunda, hem bedenimizde hem ruhumuzda yara izleri kalır, geriye dönüp baktığımızda yaşantımızdaki dönüm noktalarını anımsarız.
 
Hastalık Bizi Dürüst Hale Getirir !
 
Hastalığın nedeni “ama bende bir çatışma yok ki” gibi yorumda bulunmak ve bilincimizle görememektir. Bunun sorgulanması çoğu kez sarsıcı ve rahatsız edici bir dürüstlük gerektirecektir.
 
Enfeksiyona karşı yürütülen savaş, maddesel bir boyutta çatışmalara karşı yürütülen bir savaştır. Bu savaşta kullanılan silaha verilen isim de ilginçtir; Antibiyotikler. Bu kelime Latince iki ayrı kelimeden oluşur, anti=karşı ve bios=yaşam. Yani “yaşama karşı yönlendirilmiş maddeler” anlamını taşır.
 
Antibiyotiklerin bu kelime anlamı şu iki alanda da geçerlidir: 1) Çatışmanın aslında yaşamın motoru olduğunu hatırlarsak, çatışmaları bastırmanın aynı zamanda yaşamın hareket gücüne bir saldırı olduğu, 2) Tıp çerçevesinde düşünürsek, iltihaplanma çabuk iyileşen ve hızlı bir problem temizliğidir.
 
Toksinler, cerahatle birlikte bedenden dışarı atılır. Ve bu işlem antibiyotikler tarafından sık sık ve uzun süreli olarak engellenirse, toksinler bedende depolanacaktır. Bu durum yoğunlaşırsa, kanserli oluşumlara yol açabilir. Bu yorum, antibiyotik asla kullanılmamalıdır şeklinde anlaşılmamalıdır.
 
Sonuç;
 
Bedende olan biten herşey, bilincimizde ve ruhumuzda yaşanır. Beden bir projeksiyon cihazıdır. Problemin oluşumu da çözümü de bedende değildir. Beden, daha yüksek bir farkındalık elde edebilmek için mükemmel bir yardım aracıdır ama çözümler bilinçtedir
.
Enfeksiyon= Maddeye Dönüşmüş Bir Çatışmadır.
 
İltihabi hastalıklara eğilimli olanlar, genellikle çatışmalardan kaçmaya çalışan kişilerdir. Enfeksiyon sonucu oluşan hastalıklarda kendimize şu soruları sorabiliriz;
 
1-Yaşantımdaki hangi çatışmayı göremiyorum?
2-Hangi çatışmadan kaçınıyorum?
3-Hangi çatışmayı kendime itiraf edemiyorum?
 
İnsan olmak, bilinçte gerçekleşir ve bedene yansıtılır. Aynayı sürekli olarak parlatmak, aynaya yansıyan görüntünün kendisini değiştirmez. Bütün yansıtılan problemlerin neden ve çözümlerini aynada aramaktan vazgeçerek, aynayı kendimizi tanımakta kullanmamız gerekir.
 
* Thorwald Dethlefsen/ Ruediger Dahlke

____________________________________________________________________________

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

5 Dakikanızı ayırıp okumanızı tavsiye ediyoruz…

12193318_934490639951271_1425995067931146671_n[1]

Öncelikle dizüstü bilgisayarlarıni asla ve asla kucağınızda, dizinizin üstünde kullanmayın.

En çok manyetik alanı saç kurutma makinesi ve ütü yayar (bu aletleri kullanırken acele edin, işinizi çabuk bitirin.

“Yatak odalarında televizyon, bilgisayar ya da cep telefonu bulunması tahmin edemeyeceğiniz kadar zararlıdır. Havayı iyonize eden elektromanyetik alan yüzünden çoğu zaman bir koku ile algıladığımız ancak gözle göremediğimiz elektrik yüklü parçalar havada asılı kalırlar.
Saatlerce havalandırsanız bile tam olarak ortamdan süpürülmezler, her nefes aldığınızda ciğerlerinize bu parçaları çekiyorsunuz demektir.
Elinizin hemen altındaki klavye ve Mouse ise her hareketinizde elektrik sinyalleri gönderir. Mutlaka kablolu mouse kullanınız. . Aynı şekilde uzun süreli klavye ve mouse kullanımı maalesef bilekleri ve eli deforme etmektedir. “RSI (Repetitive Strain Injury)” denen sürekli aynı bedensel hareketlerin tekrarıyla oluşan eklem rahatsızlıkları ve “Carpal Tunnel Sendorumu (tekrar eden hareket sendromu )” ciddi sonuçları olan ve ameliyat gerektirebilen hasarlar verirler.

Lazer baskı yapan yazıcılar, çalışmaları sırasında ozon gazı üretirler.
Uzmanlar kanser ve bağışıklık sistemi hastalıklarının, manyetik alanın zayıflattığı bünyelerde oluştuğunu söylüyorlar.

Mesela çoğumuzun kullandığı Bluetooth kablosuz bağlantısı için HP firmasının resmi kitapçığı “lütfen sağlığınız için bir metreden kısa mesafede Bluetooth kullanmayın” diyor.

Eğer bütçeniz yetiyorsa LCD dediğimiz ince ekranlardan alın. Bunun radyasyon seviyesi daha düşüktür.

Bilgisayar kasanızı bedeninizden uzak tutun. Kabloları mümkün olduğunca uzun tutarak çevrenizdeki boş alanı uzatın, Bilgisayar masanızı metal aksamdan değil, ahşap ve elektrik yükü tutmayacak şekilde oluşturun.
Bilgisayarınızın bağlı olduğu prizi mutlaka topraklı yaptırın.

Günde bir kaç saatten fazla keyif, oyun ve web gibi zorunlu olmayan aktiviteler için bilgisayar karşısında zaman harcamayın.

Son olarak, bilinen tüm elektronik cihazlarda elektromanyetik alanı yakalama becerileri yüzünden özellikle ametist kristalleri kullanmanızı ve bilgisayarınızın yakınına koymanızı önereceğim.

Bu ametist kristalleri belli aralıklarla deniz suyuyla topraklandıklarında elektrik yükleri sıfırlanarak gereken koruma alanını sağlamaya devam ederler.”

Sevgili okurlar, ben şahsen Balıkesir Dursunbey Güğü Köyü’nde çalışırken, köyde ametist madeni olması nedeniyle, bol miktarda ametist kristali edinmiştim.

VE EN ÖNEMLİ KONU: . . . Eğer acil servis doktoru falan değilseniz, cep telefonunuz uyuyacağınız odada asla açık olarak kalmamalı. Gece siz uyurken Yatak Odanızdan en az 10 metre uzakta olmalıdır!!!!

Yapılan araştırmalara göre 20 dakika boyunca cep telefonu ile kesintisiz konuşanların, bir sağlık kuruluşunda beyin kontrolünden geçmesi gerekiyor. Nitekim telefon ile konuşurken sınırı aştığınızda hep başınız ağrır.. Unutmayınki , konuşurken de telefonun patlama gibi bir tehlikesi vardır . . . Mutlaka KULAKLIK KULLANIN ! ! !

Telsiz telefonlarda da benzer tehlikeler mevcut, ev telefonunuz telsizse değiştirin, kablolu alın.

Çamaşır ve bulaşık makineleri çalışırken yanında durmayın ( mesela bulaşık makinesini çalıştırıp yanındaki masada keyif çayı içmeyin veya masa keyfi yapmayın ), çünkü çok manyetik alan yayarlar. Özellikle çamaşır makinesinin, çamaşırları döndürme aşamasında hemen uzaklaşın.

Son olarak; kullanmadığınız aletleri fişten çekin. Yapılan araştırmaya göre, “stand by” da yani bekleme modunda kalan aletler, gene elektrik tuketıyorlar. Ve ABD’de bekleme modunda tüketilen elektiriğe ” vampir elektirik” deniliyor. Bu da gösteriyor ki elektronik aletler fişten çekilmediği, en azından güç düğmesinden kapanmadığı sürece bizim için tehlike yaymaya devam ediyor.

Tüm bu aletlerin neden olduğu masraf ve küresel ısınma yetmiyormuş gibi, bizi de tüketiyorlar yavaş yavaş.

(Dç Doktor Ayşegül yıldız)

kaynak: sağlık olsun

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Mandala Eğitimiyle Sağ Beyin Lobunuzu Aktif Olarak Kullanmayı Öğrenebilirsiniz…

12009724_934676253266043_1082199985590760487_n[1]

 

april_showers[1]

Sağ beyin lobunu aktif kullanan kişilerin sezgileri çok güçlüdür. Olayları bütünüyle görürler.

Sol beyin lobunu aktif kullananlar evreni matematiksel ve fiziksel algılarlar.

Mandala eğitimiyle ne zaman sağ lobunuzu ne zaman sol lobunuzu kullandığınızı öğrenebilir ve sağ lobunuzu aktifleştirerek sezgilerinizi güçlendirebilirsiniz.

27 Şubattaki  mandala eğitimimi kaçırmayın… Detaylar için facebook sayfamdan bana ulaşabilirsiniz…

Anette İnselberg

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Küçük kız, hüzünlü bir yabancıya gülümsedi.

fft99_mf3184139[1]

Küçük kız, hüzünlü bir yabancıya gülümsedi.

Bu gülümseme adamın kendisini iyi hissetmesine neden oldu.

Bu hal içinde yakın geçmişte kendisine yardım eden bir dosta teşekkür edemediğini hatırladı.

Hemen bir not yazdı, arkadaşına yolladı.

Arkadaşı bu mektup eline geçtiğinde o kadar mutlu oldu ki, mektubu okuduğu lokantadaki kıza yüklü bir bahşiş bıraktı.

Garson kız ilk defa bu kadar büyük bir bahşiş alıyordu, akşam eve giderken kazandığı paranın bir parçasıyla köşede aç olduğu belli fakir bir adama yiyecek aldı.

Adam öyle minnettar oldu ki, üç gündür boğazından bir şey geçmemişti. Karnını doyurduktan sonra, bir apartmanın bodrumundaki tek kişilik odasının yolunu tuttu.

Öyle neşeliydi ki, bir saçak altında titreşen köpek yavrusunu görünce kucağına aldı ve yavruyu ısıttı.

Köpek gecenin soğuğundan kurtulduğu ve başını okşayan bir el olduğu için mutluydu.

Gece yarısından sonra tüm apartmanı dumanlar sardı. Bir şeylerin ters gittiğini hisseden köpekçik, çılgınlar gibi havlamaya başladı.

Önce fakir adam uyandı, sonra bütün apartmandaki insanlar.

Anne ve babalar dumandan zehirlenmek üzere olan çocuklarını kucaklayıp hayatlarını kurtardılar.

Bütün bu güzellikler zinciri, beş kuruş maliyeti bile olmayan bir tebessümle başladı.

Unutmayın. Her zaman bu zincirin ilk halkası olabilirsiniz!

HANRI BENAZUS

 

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Ayaklarınızdaki 7 Güçlü Nokta Hayatınızı Nasıl Değiştirebilir…

11666291_934317586635243_557359447648387764_n[2]

1 . Hipotalamus Bezi- İştahı Yönetir

2. Hipofiz Bezi- Bütün Büyüme Organlarının Salgılanmasını Kontrol Eder

3- Tiroid Bezi- Metabolizmayı Dengeler

4- Solar Pleksus- Diyafram- Stresi Azaltır Ve Rahat Nefes Almayı Sağlar

5- Adrenalin Bezi- Kalori Yakmak İçin Enerjinizi Yükseltir

6- İdrar Torbası- Fazla Sıvıyı Serbest Bırakır

7- Kolonlar Ve Bağırsaklar- Dışkılamayı Sağlar Ve Şişkinliği Alır

kaynak: sağlık olsun sayfası

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Çayın alt demliği kaynanadır; Sürekli kaynar durur…

12187757_934318476635154_7349561539648820870_n[1]

Çayı çok sevdiğimi söyleyince, babaanne başladı anlatmaya…

Çayın alt demliği kaynanadır;

Sürekli kaynar durur…

Üst demlik evdeki gelindir

Alt demlik kaynadıkça o olgunlaşır, demlenir…

Gelinin kocası ise bardaktır;

Biraz kaynana doldurur onu, biraz da gelin…

Çocuklar çayın şekeridir; tat verir

Görümce ise çay kaşığıdır

Arada bir gelir; ve karıştırır gider

Kaynataya gelince o da bardak altıdır.

Dökülenleri bir araya toplar.

Çay Deyipte Geçmemek Gerek Demek Ki… Şöyle Bir Durup Düşünmek Lazım…

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Hayatı Nasıl Algılıyorsunuz… Size Göre Bardak Dolu Mu Boş Mu?

erdil[1]

BARDAĞIN YARISI…

Birbirine tıpa tıp benzeyen ikiz kardeşlermiş ama karakterleri birbirinden çok farklıymış.

Birisi terlediğinde diğeri üşür, biri oynamak istediğinde diğeri uyurmuş.

Birisi her şeyde olumlu bir yan bulan bir iyimser/optimist, diğeri ise bir kötümser/pesimistmiş.

Yaş günleri geldiğinde, babaları onların tepkilerini görmek için bir plan yapmış.

Kötümser olan oğlunun odasını akla gelebilecek her türden yeni ve heyecan verici oyuncakla doldurmuş.

İyimser oğlunun odasına ise at pislikleri bırakmış.

Çocuklar odalarına gidip de sürprizleri gördükten sonra, baba önce kötümser oğlunun yanına uğramış ve onu oyuncakların ortasında oturup ağlarken bulmuş.

Merakla sormuş:

”Neden ağlıyorsun?”

”Bu kadar oyuncağın nasıl çalıştığını anlamak zorundayım! Çalıştırmak için onlara pil takmam gerekecek ve nasıl durmadan pil takacağım? Üstelik arkadaşlarım onları isteyecek! Zaten bu oyuncaklar zamanla kırılacak!” diye cevap vermiş kötümser çocuk.

Baba hayretle odadan çıkıp iyimser oğlunun kapısını aralamış.

Küçük oğlan sevinç içinde zıplıyor, şarkılar söylüyormuş.

Babası sormuş:

”Niçin bu kadar mutlusun?”

Çocuk yüzünde kocaman bir gülümsemeyle cevap vermiş:

”Odamda at pislikleri olduğuna göre, buralarda bir yerde, beni bekleyen bir tay olmalı!”

——

Bizlerin arasında da bazılarımız, yarı dolu bir bardağa bakıp yarısının boş, bazılarımız ise yarısının dolu olduğunu görür.

Kimimiz her olumsuzlukta bir hayır olduğuna, tünelin sonunda mutlaka ışığın belireceğine inanır.

Kimimizse en güzel zamanlarda dahi, her an ortaya çıkabilecek bir terslik, bir olumsuzluk bekler.

Işığın ne zaman kaybolup da tünelin belireceğine kafa yorar.

Hangisi daha iyidir, bu yaklaşımların?

Yıllardır yürütülen pek çok araştırma, iyimserliğin insan sağlığı açısından yararlı olduğu vurguluyor.

İyimserlerin sağlıklarına daha çok özen gösterdikleri, stresle daha etkin biçimde başa çıktıkları, kalp-damar sistemlerinin ve ruh sağlıklarının daha iyi olduğu bildiriliyor.

Kötümser düşünmenin, insanın içini huzursuzlukla doldurarak onun hayattan keyif almasını engellediğini ve başkalarıyla ilişkilerini bozduğunu ise hemen hepimiz biliyoruz.

Kötümserliğe bağlı stres, pek çok organ sistemini ilgilendiren çeşitli sağlık sorunlarına da yol açabiliyor.

İyimser ve kötümserlerin yaşam algıları, birbirinden oldukça farklı.

İyimserler, başlarına gelen olumsuz olaylardan çevrelerini, kötümserler ise kendilerini sorumlu tutuyor.

İyimserler olumsuz olayların kısa sürede biteceğine, kötümserler ise olumsuzluğun hep süreceğine inanıyor.

İyimserler, olaylara çözüm bulma konusunda gayret gösterirken, kötümserler daha kolay pes ediyorlar.

Kuşkusuz iyimserlik, kişinin kendisi ve çevresi için olumlu bir özellik ama ya aşırıya kaçılırsa?

İyimser, ya gerçeklerden kopuk bir Pollyanna’ya dönüşürse?

Böylesi bir durum, kişinin yaşadığı veya yaşayabileceği sorunlara yeterince dikkat etmemesi, problemlerin çözümü konusunda kayıtsız kalması gibi sonuçlar doğurabiliyor.

Yaşamı dikkatle yaşamakla, olumsuz düşünmenin birbirinden çok farklı olduğunu görmemiz gerekiyor.

Çözüm, iyimserlikle kötümserlik arasında uzanan ve ”gerçekçilik” adı verilen bir alanda yatıyor.

Bu alanı değerlendirmeyi bilen gerçekçiler, hem iyimserliğin hem de kötümserliğin sunduğu avantajlardan yararlanıyorlar.

Olumlu düşünüyor, olumlu davranıyor ama hayata yönelik dikkat ve özeni elden bırakmıyorlar.

Tüm bu okuduklarınızdan sonra, bir iyimser mi yoksa bir kötümser mi olduğunuza karar veremiyorsanız, şu soruları kendinize sorabilirsiniz:

1. Kendimden söz ederken seçtiğim sözcükler olumlu mu; olumsuz mu?

2. Gelecek için bir planım var mı; yoksa sadece günü gününe mi yaşıyorum?

3. Kendimle ve yaşamla ilgili sorunlara yönelik çözüm önerilerim var mı; yoksa onlar karşısında çaresiz miyim / çaresiz miyiz?

Verdiğiniz cevaplar, umarım hoşunuza gitmiştir!

Gitmediyse, yapılacak şey belli:

Onları değiştirmek gerekiyor!

kaynak: sağlık olsun

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Doğru parmağı 20 saniye boyunca sıkmak bakın hangi sorunlarınızı çözüyor…

5639f77a18c7736a783e88ed[1]

Başınıza ağrı mı saplandı, kaslarınızda gerilme mi var, sinirleriniz mi bozuldu, sindirim sıkıntısı mı çekiyorsunuz, yorgun mu hissediyorsunuz? Doğru parmağı 20 saniye boyunca sıkmak bakın hangi sorunlarınızı çözüyor…

Hemen doğru parmağınızı 20 saniye boyunca sıkın!

Peki hangi parmağınızı sıkıcağınızı bilmiyor musunuz?Refleksoloji vücuttaki belirli bölgele baskı uygulayarak anlık gelişen rahatsızlıkları önleme yöntemidir diyebiliriz. Tıbbi durumlarda etkili bir tedavi olmamakla birlikte, iş stresi, anlık mutsuzluklar, olağan yorgunluklara karşı sizi rahatlatabilecek bazı pratik çözümler sunar.

Barbara Kunz ve Kevin Kunz adlı refleksolojistler geçtiğimiz günlerde kendi sitelerinde yayınladıkları bir makale ile gündelik sıkıntılara sadece elinizi ve parmaklarınızı kullanarak getirebileceğiniz çözümler yayınladılar.

Makalede geçen yöntemler kısa sürede sosyal medyada yayıldı ve büyük ilgi gördü. Hangi parmağını tuttuğunu söyleyen iletiler ve karşılığında “Hayırdır neye üzüldün?” gibi cevaplar gelmesiyle birlikte bu dalga Türkiye’ye yayılmadan önce sizi bir bilgilendirelim istedik.

Araştırmacılara göre her bir parmak ve elin farklı bölgeleri, farklı sıkıntılarımıza çare olacak şekilde tutulup, sıkılıp, ovulduğunda, farklı sıkıntılarımıza çözüm olabiliyor. Nedir peki onlar? İşte size alternatif tedavinin en pratik hali;

1. BUNALMAK VE BAŞ AĞRILARI

Yoğun tempo sebebiyle bunalan ve başı ağrıyan pek çok vatandaşımız olduğunu biliyoruz. Kafanıza bez bağlamak, “Kardeş şu şakaklarımı biraz ovsana”, “Mehmet şuradan iki tütsü yak” demek istemiyorsanız baş parmağınızı 3 ila 5 dakika sıkabilirsiniz.

Sıkayım derken kan dolaşımınızı etkileyecek kadar sert değil ama baskıyı hissedebileceğiniz kadar sıksanız yeter. Baş parmağınız vücudunuzdaki bütün denge merkezleriyle bağlantılı olarak çalışır.

2. HÜSRAN DUYGUSU VE KAS AĞRILARI

Vücudunuzdaki kas sistemleriyle ve böbreklerinizle bağlantılı çalışan işaret parmağınızı belirli aralıklarla sıkarak kas ağrılarınızdan kurtulabilirsiniz. İlginç bir başka nokta da Minnesota Üniversitesi’nin çalışmalarına göre işaret parmağı masajı yapılan kişilerin böbrek rahatsızlığı çekenlerin iyileşme sürecini hızlandırdığı görülmüş.

Beyninizdeki korku merkezine açılan kapı olarak görülen işaret parmağınız aynı zamanda kötü olaylardan sonra sizi hüsran duygusundan kurtaracaktır. Misal takımınız gol mü yedi? Şampiyonluğu mu kaybetti? Üzülmeyin, işaret parmağınızı sıkın biraz.

3. YORGUNLUK VE SİNİR

Orta parmağınızı öncelikle sinirlerinizi yatıştırmak ve ve yorgunluğunuzu bastırmak için sıkabilirsiniz. Aynı zamanda karaciğer sorunlarında tedaviye destek amaçlı kullanılan orta parmak masajı, öfkelendiğiniz anlarda sizi sakinleştirebilir.

Trafikte sıkışıp kaldınız mı? Orta parmağınızı sağa sola gösterip hakaret amaçlı kullanacağınıza, avcunuza alıp biraz sıkın belki sizi yatıştırabilir.

4. OLUMSUZLUK VE SİNDİRİM SORUNLARI

Eğer kendiniz hakkında olumsuz düşünceleriniz varsa hemen yüzük parmağınızı sıkarak meditasyon konumuna geçin. Sizi daha mutlu yapacak ve sindirim sisteminizi düzenleyecektir.

Düzenli nefes almaya çalışarak bu alternatif tedaviyi hızlandırabilirsiniz. Ağır bir yemekten sonra denemeye değer ama tuvalete yakın bir yerlerde olmaya gayret gösterin…

5. STRES

Hepimiz bir şekilde stres denen illeti yaşıyoruz. Bu gibi durumlarda kimimizin saçı dökülüyor, kimimiz sivilce çıkartıyor, kimimizin ise bağırsakları bozuluyor. Hiç bunlara gerek yok.

Mesainin bitimine 1 saat kala önünüze yığınla iş mi koyuldu? Bir kenara geçim serçe parmağınızı sıkın, ovalayın her şey daha kolay olabilir…

Bonus: Mide bulantısı ve gerginlik

Genelde yığılıp kalan insanların başına bez koyulur avuçlarının içi ovulur, illa bu sahneyi görmüşsünüzdür. Bu aslında çok başarılı bir alternatif tedavi yöntemi. Mideniz bulanıyorsa, özellikle toplu taşıma araçlarında bu rahatsızlık görülebiliyor, hemen avcunuza baskı uygulayın ve ovun. Gerginliğe de birebir olduğu söyleniyor.

Bonus 2: Kan akışı ve enerjisizlik

Soğukta ne yaparsınız? Avuçlarınızı birbirine sürtüp ısı yaratmaya çalışırsınız değil mi? Aslında bu eylem aynı zamanda vücudunuzdaki kan akışını da hızlandırıyor ve bir pil görevi görererek vücudumuza enerji veriyor. Pek çok dövüş sanatında sporcular avuçlarını birbirine vurarak ya da sürterek bu enerjiyi almaya çalışırlar. Yorgun düştüğünüz de ve ısınmak istediğinizde bu yöntemi deneyebilirsiniz. Önümüz kış, karda kıyamette yollarda kalınca elleriniz cebinizde durmasın…

kaynak:hürriyet

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

İnsan sevdikleriyle ne işin cılkını çıkaracak kadar yakın ne de araya soğukluk girecek kadar uzak olmalı… Bu dengeyi tutturabilmemiz dileğimle,,,

12065709_988055521274056_1490511442144905205_n[1]

OKLU KIRPILER

“Soğuk bir kış sabahı çok sayıda oklu kirpi, donmamak için birbirine bir hayli yaklaştı. Az sonra, oklarının farkına vardılar ve ayrıldılar. Üşüyünce, birbirlerine tekrar yaklaştılar. Oklar rahatsız edince yine uzaklaştılar. Soğuktan donmakla, batan okların acısı arasında gidip gelerek yaşadıkları ikilemi, aralarındaki uzaklık, her iki acıya da tahammül edebilecekleri bir noktaya ulaşıncaya kadar sürdü.
İnsanları bir araya getiren, iç dünyalarının boşluk ve tekdüzeliğidir. Ters gelen özellikler ve tahammül edemedikleri hatalar onları birbirinden uzaklaştırır. Sonunda, bir arada var olabilecekleri, nezaket ve görgünün belirlediği ortak noktada buluşurlar. Bu uzaklıkta duramayanlara, İngiltere’de “keep your distance!/mesafeni koru!” denir. Bu noktada, çevrenin sıcaklığını hissetme arzusu kısmen karşılanır ama, buna karşılık okların acısı hissedilmez. Kendi iç sıcaklığı çok yüksek olanlar ise, ne sıkıntı vermek, ne de sıkıntı çekmek için, topluluklardan uzak durmayı tercih ederler.” (Arthur Schopenhauer)

Kirpiler, soguktan donmakla, batan oklarin acisi arasindaki ikilemi, her iki aciyada katlanabilecekleri bir orta noktaya ulasincaya kadar surdurmusler ve bu noktayi bulmuslar.

Bu hikayeyi çok severim insan sevdikleriyle ne işin cılkını çıkaracak kadar yakın ne  de araya soğukluk girecek kadar uzak olmalı… Bu dengeyi tutturabilmemiz dileğimle,,,

Anette İnselberg

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Erken Kalkmanın Çoookkk Faydası Var..

958502_58307193504f8b6453a5f072375a44d1_640x640[1]

Pek çok insan erken kalkmakta zorlanır. Yıllarca çalıştıktan sonra bile erken kalmak yine de insana zor gelebilir. Ancak hayattaki diğer her şeyde olduğu gibi, bardağın dolu tarafını görmek lazım. Bu nedenle size erken kalkmanın bazı faydalarından bahsedeceğiz. Bunun sayesinde erken kalkmaya daha fazla motive olmanızı ve bundan daha fazla zevk almanızı umuyoruz.

Zaman yönetimini geliştirir

birlikte-yemek

Belki genelde geç kalkıyorsunuzdur ve ardından her şeyi yetiştirebilmek için acele ediyorsunuzdur. Bunun sonucunda ya bazı şeyleri yetiştiremiyorsunuzdur, ya da yapılması gerekenleri gerekli özende halledemiyorsunuzdur. Tabi bunların yanında bir de kendinizi strese sokuyorsunuzdur. Diğer yandan, eğer erken kalkarsanız yapmanız gereken her şeyi yetiştirebilirsiniz ve bunları daha huzurlu bir şeklide halledebilirsiniz. Rahat bir banyo alırsınız, o gün giymek istediğiniz kıyafetleri acele etmeden seçebilirsiniz, kendiniz ve aileniz için lezzetli bir kahvaltı hazırlarsınız ve işe erken gidebilirsiniz. Kısacası, evden çıkmadan sevdiğiniz her şeyi yerine getirebilirsiniz.

Cildinize özen gösterin

boyun-ağrısı

İlk olarak, eğer iyi bir uyku çekmezseniz, cildinizde kırışıklıklar ve lekeler oluşma olasılığı artar. Cildiniz nemsiz ve daha az esnek görünür. Bu nedenle erken kalmak daha az uyumak şeklinde yorumlanmamalıdır. Bu daha erken yatmakla da alakalıdır.

Huzur

sandalyede-okuyan-kadın

Eğer gün içerisinde yapmanız gereken pek çok şey varsa, bunları sabah halletmeniz daha kolay olur. Arabaların, çocukların, konuşan insanların gürültüsü ve sizi rahatsız edebilecek veya dikkatinizi dağıtabilecek diğer gürültüler söz konusu olmayacaktır. Örneğin sabahleyin kitap okumak akşam okumaktan daha verimlidir, çünkü gündüz tüm enerjiniz depolanmış olur ve daha huzurlu olursunuz.

Daha iyi kahvaltı edin

sağlıklı-kahvaltı-1

Çoğu zaman sabahleyin bir şeyler yeme isteği yerini hızlıca bir fincan kahve içmeye ve belki bir meyve yemeye bırakır. Ama eğer erken uyanırsanız, vücudunuzun gün içerisinde ihtiyacı olan kalori miktarını rahat bir şekilde alabileceğiniz sağlıklı bir kahvaltı yapabilirsiniz. İdeal bir kahvaltı yağ, lif ve mineraller içerir.

Egzersiz

egzersiz-yapmak

Günün herhangi bir saatinde gerçekleştireceğiniz egzersiz faydalıdır, ancak sabahleyin gerçekleştireceğiniz egzersiz metabolizmanızı hızlandırır ve zihinsel yeteneklerini keskinleştirir. Bu, vücudunuzun en iyi dinlenmiş olduğu ve fiziksel efor için en hazır olduğu zamandır.

Artık sabah erken kalkmanın faydalarını öğrenmiş oldunuz, ancak günlük rutininizde değişiklikler yapmak o kadar kolay olmaz. Bu nedenle aşağıdaki adımları takip etmenizi öneriyoruz. Böylece günler geçtikçe erken kalkmak daha kolay olur.

Değişimi yavaşça gerçekleştirin

Aklınızda bulundurmanız gereken önemli bir bilgi, değişimi yavaşça gerçekleştirmeniz gerektiğidir. Uyku alışkanlığınızı yavaşça, örneğin her zamankinden 10 dakika daha erken kalkarak gerçekleştirin. Aynı şekilde her zamankinden 10 dakika da erken yatın. Bunu her gün tekrarladıkça kısa bir süre içerisinde günlük aktivitelerinize daha erken başlayabileceğiniz ve işlerinizi huzur içerisinde yapabileceğiniz şekilde erken kalkabilirsiniz.

Alarm saatini uzakta tutun

İnsanlar çoğu zaman alarm çalınca bunu bilinçsizce kapadıkları için uyumaya devam ederler. Benzer bir şekilde, 5 dakika daha uyumak için susturma düğmesine basabilirler ve beş dakika sonra bunu yine tekrarlayabilirler. Bu nedenle alarm saatini yataktan uzanamayacağınız bir yere yerleştirmekte yarar var. Tercihen ayağa kalkmanızı gerektirecek bir yere yerleştirin. Böylece kalktığınızda kendinizi daha uyanık ve güne daha hazır hissedersiniz.

Pozitif düşünün

Başta da belirttiğimiz gibi, bardağın dolunu tarafını görmeniz lazım. Erken kalkmayı yapmak zorunda olduğunuz bir şey olarak görmeyin. Erken kalktığınızda yapabileceğiniz onca şeyin değerini görün. Örneğin, bir hobiniz varsa ama yoğunluktan gün içerisinde buna vakit ayıramıyorsanız, erken kalmak bunun için en iyi çözüm olacaktır.

kaynak: sağlığa bir adım

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »