Hayatınızı Değiştirmeniz İçin Bilmeniz Gereken 30 Gerçek

3002146550013838346208909[1]

 

Hayatınızı değiştirmek için hiçbir zaman geç kalmış değilsiniz. Mevcut koşullarınız, geçmişte yaşadıklarınız, yaşınız, cinsiyetiniz veya sosyo-ekonomik durumunuz ne olursa olsun, yaşamak istediğiniz hayatı kendiniz yaratabilirsiniz.

Vietnam Savaşı’nda bulunmuş bir doktor ve aynı zamanda “Too Soon Old, Too Late Smart” kitabının yazarı olan Gordon Livingston, yaptığı psikiyatrik çalışmalarda keyifli ve rahat bir hayat sürmenin, çekilen acıların süresiyle ilgili olmadığını tespit etti. Kendisi de 13 ay arayla iki oğlunu da kaybeden Livingston, böyle bir trajediden sonra bile hayata karşı umudunu korumak için söz verdi. Karşısına çıkan engellere rağmen sahip olduğu güç ve yetenek, birçok insana ilham vermeye devam ediyor.

Dr. Livingston kitabında, kim olduğumuzdan veya başımıza gelenlerden kaçamadığımızda, kim olmak istediğimizi ve ne yönde ilerlemek istediğimizi hatırlatan 30 gerçekten bahsediyor. İşte Livingston’ın kitabında yer verdiği 30 maddelik gerçekler:

  1. Harita gerçeğe uymuyorsa, haritada bir yanlışlık vardır

Zihinsel haritalar çocukluktan gelir. Anne-babaların ve çevredeki diğer yetişkinlerin neyin doğru neyin yanlış olduğunu öğretmesiyle oluşur. Ancak artık yetişkin bireyler olarak, uzun süredir takip ettiğiniz bu haritaya rağmen kaybolduğunuzu fark edebilirsiniz. Bu durumda gerçekten doğru bildiğiniz ve gitmek istediğiniz yöne uygun yeni haritalar geliştirin.

  1. Sizi siz yapan eylemlerinizdir

Düşündüğünüz değil yaptığınız veya söylediğiniz şeyler sizi anlatır. Eylemlerin sesi, sözcüklerden daha kuvvetlidir. Eğer hayatınızın belli bir bölümü sizi mutsuz ediyorsa, kelimelerle boğulmak yerine sizi neyin daha mutlu edeceğini düşünün ve o yönde harekete geçin.

  1. İlk başta mantıkla açıklanamayan bir fikri, sonradan mantıkla ortadan kaldırmak zordur

Doğamız gereği hepimiz duygusal yaratıklarız. Bu yüzden genellikle mantığımıza değil hislerimize dayanarak yaşarız ve hareket ederiz. Hisler ne kadar muhteşem olursa olsun, belli bir düşünceye bağlanıp kaldığınızda değişim kaçınılmaz hale gelir. Eğer hisleriniz yüzünden negatif bir davranış içindeyseniz, bu yıkıcı davranışa son verip duygusal açıdan sizi tatmin edecek başka bir şey bulun.

  1. Birçok kısıtlamanın temeli, çocukluk travmalarına dayanır

Bazıları için çocukluk, muhteşem geçen yıllar olarak hatırlanırken, ciddi bir fiziksel, cinsel veya duygusal istismara uğrayanlar için durum çok daha farklı olabilir. Böyle durumlarda travmanın profesyonel bir kişi tarafından tanımlanması ve ilerlemenin bu kişilerle sağlanması gerekir. Geçmişte ne olduğu fark etmez, önemli olan değişim. Hayatta ileri gitmek için içinde bulunduğunuz anı yaşamayı öğrenin.

  1. Sizin kadar önem vermeyen biriyle ilişkinizi sürdürmeyin

İlişkiler genelde iki tarafın beklentileri birbirine uymadığı için biter. Oysa bir ilişkinin devam etmesi için iki tarafın da eşit oranda sevgisini göstermesi gerekir. Üstelik kendilerini buna mecbur hissettikleri için değil, böyle istedikleri için.

  1. Duygular davranışların peşinden gider

Ne kadar çabalarsanız çabalayın nasıl düşündüğünüzü veya nasıl hissettiğinizi kontrol edemezsiniz ancak davranışlarınızı kontrol edebilirsiniz. Sizi mutlu eden, keyifli ve güvende hissettiren eylemleri uygulayıp kendinizi iyi hissedebilirsiniz. Önümüzdeki birkaç gün, belli başlı davranışları sergiledikten sonra nasıl hissettiğinize dikkat edin. Eğer o hissiyatı sevdiyseniz devam edin, sevmediyseniz değiştirin.

  1. Cesur olun, yardımınıza koşacak birileri olur

Birkaç adım öne çıkıp dünya için, kendiniz için güzel bir şey yapmak istediğinizi söylediğinizde, evren de size yardımcı olacaktır.

  1. Mükemmel, iyinin düşmanıdır

Kendi hayatınızı kontrol etmek ne kadar önemli olsa da bu durum ters tepebilir. Mükemmel olmak için harcadığınız enerji, hemen yanı başınızdaki güzellikleri görüp tadını çıkarmanıza engel olabilir.

  1. Hayatta iki önemli soru var: Neden ve neden değil? Önemli olan hangisini soracağınızı bilmek

Değişimin ilk adımı, bir şeyleri neden yaptığınızı sormaktır. Sizi motive eden şeyin ne olduğunu anladığınızda, o tarafa yönelirsiniz. Aynı şekilde “neden değil” sorusunu sorduğunuzda ise hayatınızdaki riskleri göz önüne alıp, verimli değişimler sağlamak mümkün olur.

10. En güçlü taraflarınız, aynı zamanda en büyük zayıflıklarınızdır

En güçlü tarafı yardımsever, hassas ve duygusal olan birinin en büyük zayıflıkları da yine aynıdır. Bu güçlü taraflar, sağlıklı ilişkiler kurulmasına yardımcı olduğu kadar zor durumlara karşı mücadelede daha az başarılı olunmasına da neden olur. Bu herkes için zaman zaman kafa karıştırıcı bir durum olsa da güçlü yönlerle zayıflıklar arasındaki ince çizgiyi bilerek kendinizi farklı durumlara karşı hazırlayabilirsiniz.

11. En güvenli hapishaneler, sizin kendiniz için yarattıklarınızdır

Değişim korkunuz size nelere mal oluyor, hiç düşündünüz mü? Kendinizi sıkışmış hissetmenize neden olan şey, ilerleyemeyeceğinize inanmanız. Bu korku, bu sıkışmışlık hissi, sizi özgür olmaktan ve istediğiniz hayatı yaşamaktan alıkoyar. Şunu unutmayın; bir şeyi yapmadan önce hayal edebilmelisiniz. Kim olduğunuzu ve ne istediğinizi hayal ettikten sonra harekete geçmek, sizi özgür kılar.

12. Yaşlanmayla birlikte gelen sorunlar ciddi olabilir ama çoğu zaman şaşırtıcı değildir

Ölümü düşünmek birçok kişiyi ürkütür. Yaşlanmak da insana kendisini neyin beklediğini hatırlatması açısından aynı şekilde ürkütücü olabilir. Ancak yaşlılık insana büyük bir bilgelik de getirir. Etrafınızdaki yaşlılara saygı göstermeyi unutmayın çünkü bir gün siz de yaşlanacaksınız.

13. Mutluluk en büyük risktir

Ne kadar can sıkıcı da olsa bazen bildikleriniz, bilmediklerinizden daha iyi olabilir. Mutsuzluklarınız, uzunca bir süredir sizin bir parçanız olduğu için kendinizi güvende hissetmenizi sağlayabilir. Mutluluğu aramak, depresyondan kurtulmak için bir şeyler yapmak büyük bir risk olabilir çünkü mutlu olmanın ne demek olduğunu bilmiyor olabilirsiniz. Bunun çaresi ise umut ve inançta gizlidir.

14. Doğru aşk, Adem’in elmasıdır

Gerçek aşk, engellerin ardından gelen ödüller ve insan olmanın getirdiği sorumlulukları bilmektir.

15. Sadece kötü şeyler çabuk olur

İnsan hayatını değiştirebilecek şeyleri düşündüğünde, aklına ilk önce olumsuz olanlar gelir; kazalar, işten kovulma, sevdiğimiz birinin aniden hastalanması… Oysa inanın hayatını güzel şeyler de değiştirebilir, bunun için gereken tek şey biraz sabırlı olmak. Zayıflamak, bir ilişkinin ciddiye gitmesi, kariyer yapmak bunların hepsi uzun süren çabalar gerektirir.

16. Başıboş dolaşan herkes kaybolmaz

İnsan çocukken, kendisine söyleneni yapıyor, iş yerine verilen görevleri yerine getiriyor, kültürler nasıl davranması gerektiğini belirliyor. Ancak bazen kendi iç dünyanızın söylediği şeyleri yapmak için bu sınırların dışına çıkmalısınız. Bu, başıboş gezerken kaybolduğunuz anlamına gelmez, hatta aksine ne istediğinizi bildiğiniz ve sizi varmak istediğiniz noktaya götürecek yolu aradığınız anlamına gelir.

17. Karşılıksız aşk acı vericidir ama romantik değildir

Aşk, paylaşmak demektir. Birine kalbinizi verdiğinizde, bu onun ilgisini çekmiyorsa, yolun sonunda yalnızlık ve hayal kırıklığından başka bir şey bulamazsınız. Oysa sizinle aşkı paylaşacak birini bulduğunuzda, aşkın gerçek gücünü keşfedeceksiniz.

18. Aynı şeyi yapıp farklı sonuçlar beklemekten daha amaçsız bir şey yoktur

Hayatınızda bazı şeyler yolunda gitmediğinde, başka şeyler deneyin. Sürekli aynı şeyleri yapıp değişimi reddettiğiniz sürece, karşınıza aynı engeller çıkacaktır. Gelişim için, değişime açık olmalısınız.

19. Gerçeklerden boşu boşuna kaçmayın

Utanma, suçluluk veya çekingenlik yüzünden bazı gerçekleri kendinizden saklayabilirsiniz. Ancak şunu unutmayın, bilmediğiniz veya öğrenmediğiniz şeyi değiştiremezsiniz.

20. Yalan söylemeyin

Gerçekliği olmayan kelimeler ağzınızdan birden çıkabilir ancak gerçekte böyle olmadığınız siz de bilirsiniz. En zararlı yalan ise insanın kendine söylediği yalanlar, gerçekleştiremeyeceğini bildiği halde verdiği sözlerdir. İçinde bulunduğunuz durumu açıkça söyleyin, bunu sadece yaşam kalitenizi artırmak için değil kendinize saygılı ve güven içinde yaşamak için yapın.

21. Başkalarının mükemmel olduğu efsanesine inanmayın

Hem kendinizi hem de hayatınızdaki insanları oldukları gibi sevmek için bir sürü nedeniniz var. Biraz olgunluk, sabır ve güven duygusuyla birlikte çevrenize baktığınızda, elinizdekilerin diğerlerinden daha iyi olduğunu fark edebilirsiniz.

22. Aşk hiçbir zaman kaybolmaz, ölmez

Kimse yakınlarını kaybetmek istemez ancak maalesef herkes böyle zamanlar yaşar. Böyle zamanlar geldiğinde, kaybettiğiniz o kişiye duyduğunuz sevginin hala sizinle olduğunu ve bu sevgiyi başkalarına aktarabileceğinizi unutmayın. Böylelikle içinizdeki sevgi her zaman yaşar.

23. Kimse kendisine ne yapılması gerektiğinin söylenmesini sevmez

Sevdiklerinize ne yapmaları gerektiğini söylemek yerine, onlara başarılı olabileceklerine dair umut vermeyi deneyin.

24. Hasta olmanın belki de tek güzel yanı, sizi sorumluluktan kurtarmaktır

İronik olabilir ancak insanın kendini kötü hissettiği günler, belki de en sağlıklı günleri olabilir. Bir şeylerin olması için çaba harcayıp tüm imkanları zorlarken, birçok insan kendini unutur. Ancak hasta olduğunuzda her şeyi ağırdan alıp, öncelikle kendinize önem verirsiniz.

25. Yanlış yapmaktan korkmayın

Yeterince para kazanamamaktan, kariyerinizde istediğiniz gibi ilerleyememekten, sevdiğiniz kişinin sizden ayrılmasından korkmak yerine içinde bulunduğunu anı yaşamaya ve şükretmeye çalışın. Bunu başardığınızda daha umutlu olduğunuzu göreceksiniz.

26. Mükemmel ebeveyn olmaya çalışmayın

Aileler çocuklarının davranışlarını, her zaman istedikleri gibi şekillendiremeyebiliyor. Mükemmel olmak yerine çocuklarınızın yaşadığı hayat içinde olabildiğince mutlu olmasını sağlamaya çalışan ebeveynler olmayı deneyin.

27. Gerçek mutluluğu mazide aramayın

Çoğu zaman geçmişe büyük bir özlem duyabilirsiniz. Oysa aslında geçmişte o anları yaşarken de şimdiki gibi hissediyordunuz. Belki de birçoğumuzda olduğu gibi geçmişi, gerçekte olduğu gibi göremiyor olabilirsiniz. Bu hem tehlikeli hem de sizi bulunduğunuz anı yaşamaktan alıkoyan bir yaklaşım.

28. Gülmek, en etkili terapidir

Hayatta bazı şeyler yolunda gitmeyebilir, baş etmeniz gereken sorunlar olabilir. Böyle durumlarda bir seçim yapmalısınız; umutsuzluğa kapılıp sahip olduğunuz deneyimin kıymetini bilmeyebilir veya gülümseyip mükemmel olmadığınızı ama her şeyin yoluna girebileceğini seçebilirsiniz. Her şey ne kadar kötü giderse gitsin, gülümsemenin veya bir kahkahanın insana kendini daha iyi hissettireceğini bilmek ne büyük bir rahatlama!

29. Zihin sağlığınız için seçme özgürlüğünüze sahip çıkın

İçinde bulunduğunuz durum ne kadar kötü görünürse görünsün her zaman bir seçim vardır. Başkasından yardım istemek, dua etmek, sabah erken kalkıp giyinmek ve her şeyi geride bırakmak birer tercihtir. Seçme özgürlüğü insana güç verir. Bu gücü, engelleri aşmak için kullanabilirsiniz.

30. Affetmek bir şeyleri boş vermektir ancak ikisi aynı şey değildir

Dürüst olmak gerekirse affetmenin amacı, sizi üzen insanları sorumluluktan kurtarmak değil, yaşadığınız üzüntünün sizde yarattığı acıya bir son vermektir. Hiçbir şeyi boş vermeyin, affedin ve öfkenizi, acınızı akıtın. Bu zor olabilir ama imkansız değil.

KAYNAK: AYŞE TOLGA İYİ YAŞAM SAYFASI

Feng Fu Noktasına Konulan Buzun İnanılmaz Faydaları…

1431682704023[1]

Buz küpüyle gelen sağlık

Ensenize düzenli olarak buz küpü koymanın daha genç görünmenizi ve daha enerjik, neşeli olmanızı sağladığı, hastalıkları da iyileştirdiği söyleniyor. Buzu koymanız gereken nokta ise, ensenizdeki tendonların arasında, baş ve boynun birleştiği ense kökünde yer alıyor. Bu noktaya, Çin akupunkturunda Feng Fu deniyor.

Yöntem

Yüz üstü yatın (ya da oturun) ve yukarıda tarif ettiğimiz Feng Fu bölgenize bir adet buz koyup, 20 dakika tutun. Buzu bir bez ya da eşarp yardımıyla sabitleyebilirsiniz.

Bu uygulamayı, 2-3 günlük aralar vererek, sabahları aç karnına ya da akşamları yatmadan önce olacak şekilde, düzenli olarak tekrarlayın. Bu yöntemle soğuk algınlığına yakalanmanız imkansız.

İlk başta biraz soğuk gelse de, 30-40 saniye sonra o bölgenin ısındığını hissedeceksiniz. Kan akışına endorfin salgılandığı için, ilk birkaç gün mutlu ve zinde olacaksınız.

Sonuçları

Peki ensenizdeki Feng Fu noktasına düzenli olarak buz küpü koymanın sonuçları nedir?

  • Daha iyi uyumanızı sağlar
  • Ruh haliniz yükselir ve genel olarak kendinizi daha canlı hissedersiniz
  • Sindirim yolunuz kusursuz çalışır
  • Soğuk algınlığına elveda diyebilirsiniz
  • Baş ağrısı, diş ağrısı ve eklemlerdeki acıyı iyileştirir

Feng Fu noktasına uygulanan buz küpleri, özellikle şu hastalık ya da sorunların iyileştirilmesinde etkilidir:

  • Solunumla ilgili rahatsızlıklar
  • Kalp damar hastalıkları
  • Omurgada bozulmalarla görülen sinir hastalıkları
  • Akut ve mide-bağırsak enfeksiyonları ile cinsel yollarla bulaşan enfeksiyonlar
  • Tiroid bezindeki düzensizlikler
  • Eklem iltihabı, hipertansiyon ve düşük tansiyon
  • Bronşitastımı
  • Obezite, kötü beslenme ve mide bağırsak yolundaki sorunlar
  • Selülit (özellikle erken safhalarındayken önler)
  • Adet düzensizliği ve endokrin yetmezliği
  • Psiko-duygusal rahatsızlıklar, stres, kronik yorgunluk, depresyon, uykusuzluk

Doğrusunu söylemek gerekirse, Feng Fu yöntemi, tedavi edici değildir. Fakat psikolojik dengeyi kurar, vücudun yenilenmesini sağlar ve hayatınıza etkili bir itici güç katar. Ama önemli bir uyarı yapmakta fayda var: Eğer hamileyseniz, kalp pili kullanıyorsanız, epilepsiniz varsa ya da şizofreni ile mücadele ediyorsanız, bu yöntemi denemeyin.

Çin tıbbında, beden bir enerji sistemi olarak ele alınır. Bu yüzden de akupunktur ve masaj yoluyla, enerji akışınızı ve organlarınızın işlevsel aktivitelerini etkileyebilirsiniz.

kaynak: Ayşe Tolga iyi yaşam

PARA ENERJİSİ VE ANNE-BABA BAĞIMIZ

gold_treasure[1]

 

Şimdi para enerjisinin dayanıklılık ve bekasının eril ilke ile bağından söz etmek istiyorum. Eril ilkenin ailedeki en önemli temsilcisi babadır. Baba ve eril ilke yaşamda sağlamlığı ve kalıcılığı temsil eder. Paranın kalabilmesi için babaya “evet” demeniz gerekir. Gökyüzü eril ilkenin en büyük temsilcisi, hava da yaşamanın olmazsa olmazı değil mi zaten? İster yağmur, ister fırtına, ister dolu, ister kar getirsin, havaya “hayır” diyebilir misiniz?
Babamıza “evet” demek, tıpkı hava gibi ona her koşulda rıza göstermektir. Başka bir deyişle ona tüm yaşamı, deneyimleri, suçları, eksik/fazla yanları, hataları, geçmişi, genetik kodlamasında kaydı bulunan bulunmayan tüm ataları, onların yaptıkları/yapmadıkları, evrensel/bütünsel sisteme verdikleri veremedikleri ile hiç ayırımsız total ve koşulsuz bir kabul anlamına gelir. Biz babamızın bazı yanlarını beğenmez ve reddersek…
İşiniz var. Çalışıyorsunuz, geliriniz birçoğunun özeneceği kadar yüksek. Demek dişi ilke, dünya ana ve tabii kendi annenizle ilişkileriniz gereğince iyi. Buna karşın kazancınızda bereket yok. Ne yapsanız en azından bir ev sahibi olamıyor, paranızın birikmesini sağlayamıyorsunuz. Hatta bu kadar gelire rağmen gelirinizi giderinize denkleştiremiyor, ay sonuna borçsuz ulaşamıyorsunuz.
Bir işyeri sahibisiniz. Çalışanlarınız, müşterileriniz memnun, ürününüz kolayca pazarlanıyor, vergilerinizi, SSK, Bağ-Kur ödemelerinizi düzenli gerçekleştirebiliyorsunuz. Para akışınız da iyi, tahsilâtlarda her hangi bir tıkanıklık görmüyorsunuz. Buna karşın kazancınızda bereket yok. Ne yapsanız en azından bir ev sahibi olamıyor, paranızın birikmesini sağlayamıyorsunuz. Herkese yardım eden, varlığıyla destek sunan siz kendiniz için belli bir rakamdan sonrasını ayıramıyorsunuz.
Her şeyin bu kadar iyi olmasına rağmen birikim yapamamanızı bir türlü açıklayamıyor, neredeyse nazara, büyüye bağlıyorsunuz…
Dikkat edin! Annenizle ilişkiniz gereğinden fazla iyi olabilir…
Bert Hellinger “düzen bir araya getirir, böylece sevgi akar” diyor. Aile en küçük toplumsal birliktir. Ailede evrensel düzen sevginin akışkanlığını sağlar. Ailede düzen her şeyden önce, ebeveynlerin vermesi ve çocukların alması üzerine kuruludur. Ebeveynler, kendi anne babalarından ve yaşam boyu birbirlerinden aldıklarını, çocuklara aktarırlar. Çocuklar ise önce ebeveynlerini anne ve babaları olarak kabul eder, sonra da onların kendilerine sunduklarını alıp kendi deneyimlerinden gelen zenginliklere temel olarak kullanırlar. Herkes daha önce kendi anne babasından ve daha sonra eşinden aldıklarını birleştirip sonraki nesle sundukça bir araya getiren düzen kalıcılık kazanır ve buna bağlı olarak sevgi sorunsuzca akar. Böylesi bir sevgiyle desteklenen kişi yaşamda tartışmasız başarıya ulaşır.
Burada sözünü ettiğimiz veriş ve alış genel bir veriş ve alış hali değil, tam olarak yaşamın verilişi ve alınışı halidir. Ebeveynler çocuklarına geldikleri sıraya göre yaşamdan elde ettiklerini verirler, çocuklar da geldikleri sıraya göre önce anne ve babalarından sonra büyük kardeşlerden yaşamı ve aile büyüklerinin yaşamdan elde ettiklerini alırlar.
En büyük kardeş en önce geldiğinden, anne babadan en çok alandır. O da kardeşlerine en çok verir. İlk kardeş herkese verir, ikinci abiden/abladan alır, kardeşlerine verir ve bu sırayla devam ederken, en son gelen kardeş anne babadan en az ve büyük kardeşlerden en fazla alan olur.
Yaşamın ilerleyen yıllarında, ebeveynler yaşlanıp bakıma muhtaç hale geldiğinde, diğer kardeşlerinden en çok alan küçük kardeş, anne ve babasının bakımını üstlenir. Böylece dengeyi sağlamaya gayret eder. Bu diğer kardeşlerin kendisine yardım etmeyeceği anlamına gelmez ama görevin büyüğünü üstleneceğine işaret eder. Bu zorlamayla değil, kendiliğinden olandır.
Sevgi düzenleri, çocukların yaşamı anne babalarından tam da onların verdiği gibi ve bütünlüğüyle almalarını gerektirir. Ayrıca anne ve babalarını “keşke benim annem babam daha farklı, -örneğin- daha zengin, daha kültürlü, daha zeki, daha akıllı olsaydı” türünden her hangi bir dilekle değil tam da oldukları gibi almalarını, kabul etmelerini gerektirir.
Bütün bunlar olurken elbette anne ve baba kendi arasında da birlikte düzen içinde olmanın ve sevginin akmasına izin vermenin yolunda olmalıdırlar. Bu yolda kalmayı reddetmeleri, aralarında sürtüşmelere, tartışmalara hatta kavgalara kadar gidebilir. Bu büyüklerin işidir ve küçükleri ilgilendirmez. Nehirlerin yukarı akamayacağı gibi, aile içi düzen de geriye doğru kurulamaz.
Çocuklar, görünen ne olursa olsun, ebeveynlerin sorunlarında taraf tutmayı reddetmek zorundadırlar. Her çocuk % 50 anneden ve % 50 babadan gelenlerle ortaya çıkmıştır. Anne ya da babanın bir yönünü reddetmek, eleştirmek, yargılamak, aynı zamanda kendi içindeki bir parçayı da reddetmek, eleştirmek ve yargılamak anlamına gelir. Kendisini bütün olarak alamayan kişi aynı zamanda içinde sevginin akmasını engelleyen kişidir.
Ancak genellikle ebeveynler kendi aralarındaki çözümsüzlükten kurtulmak veya karşı taraf önünde güç kazanmak adına çocuklarına baskı yaparlar. Bunu sözle veya davranışla ortaya koymaları ya da içlerinden geçiriyor olmaları çok da önemli değildir. Sadece aralarında sorun olması yeter. Bu görülmese de sezilir ve hatta ruh tarafından mutlaka bilinir. Çocuklar genellikle, göremedikleri ama sezgisel olarak bildikleri durumda da alenen ortada kavga olan halde de aynı davranır, toplum tarafından yönlendirilmiş bireysel vicdanlarının dayatmasıyla ezilen tarafın yanında olurlar.
Annenin babayı incittiği hallerde çocuk çok da istemeden hatta mümkünse gizlice babasının yanında yer alır. Annenin bunu fark etmesini çok istemez aslında ama vicdanına da yenik düşer işte. Babanın anneyi ezdiği durumlardaysa, çocuk açıkça, göstere göstere babaya kızar, kırılır. Bu davranış sanıldığı kadar saçma ya da gereksiz değildir.
Çocuk gözünde anne en önemli varlıktır. Neredeyse, anne olmadan çocuk da var olamaz. Baba daha sonra gelir ve çocuk en saf haliyle anne varsa babanın yerinin dolacağını sanır. O yüzden annenin mağdur olduğu hallerde taraf tutmak çok daha kolay ve sık rastlanılan bir haldir. Evlat, içten içe annesini üzen babasını yargılar, reddeder hatta elinden gelse cezalandırır. Ayrılık bilinci…
Oysa çocuk bu davranışıyla içindeki eril enerjiyi yargılamış, dışlamış, reddetmiştir. Yaşamdan sağlamlık, kalıcılık ve etkinlik enerjilerini çekebilecek ve kendisinde kalmasını sağlayabilecek alanda enerjisel kopukluk hatta yoksunluk başlatmıştır.
Benzer enerjiler birbirlerine çekilirler yasası gereği, kendi enerji alanında eksik ya da yetersiz olan eril enerji dışarıdan geleni alıp kendine katma ve kullanabilme olanağını kaybetmiştir.
Pek çok kez, çocuk bireysel vicdana kıyasla daha etkili olan sevgi düzenlerine ilişkin içsel bilgisine bağlı kalmayı böylece anne ve babasına eşit mesafede olmayı yeğler. Kendisi için neyin gerekli olduğunu bilen içsel sesi onu hata yapmaktan, kendini eksiltmekten, içerme kapasitesini daraltmaktan uzak tutuyordur. Ancak anne çok eziliyorsa, çocuğa “baban bana haksızlık ediyor, görmüyor musun, bir şey yap, senden başka silahım yok” mesajını, bakışıyla, duruşuyla, tavrıyla hatta gerektiğinde sözle o kadar net vermeye başlar ki, çocuk ister istemez etkilenir. Annesinin artık kendisine sevgi vermeyeceğini sanarak sırf o sevgiyi alabilmek adına kurban rolünü kabul etmeye başlar.
Bu noktadan sonra çocuk giderek zayıf düşmeye ve maddi kayıplara uğramaya başlar. İçsel sesi yaptığı hatayı maddi kayıplarla görünür kılmaya çalışıyordur. Anne desteği tam olduğundan buradaki durum para kazanmayı başaramayan insandan daha farklıdır. Parayı kazanıyor ama gitmesine bir türlü engel olamıyordur.
Bazen erken ölen eşe kırgın kalan anne, bilerek ya da bilmeyerek çocuğun da kırılmasına, erken ölümünü ve kaderini onurlandırması gereken babasına bırakın saygı duymayı kızgınlık duymasına bile sebep olur. Çocuk içten içe iki yönlü suçluluk duymaya başlar. Hem annenin kendisini sevmesi için babasını dışlamak zorunda kalmaktan hem de buna bağlı suçluluk duyarak annesini üzmekten rahatsızdır ama rahatsızlığını dillendirip anlamlandıramaz.
Ya da baba başka bir kadınla gitmek de dahil her hangi bir sebeple aileyi terk etmiş olabilir. Belki de baba para vermiyor ya da kumarda yiyordur. Birini öldürmüş, hırsızlık yapmış, bir şekilde kriminal bir davranışta bulunmuş cezaevine konmuştur. Babanın uzakta olması için haklı haksız pek çok sebep olabilir. Ancak bütün bunlar o çocuğun babası olduğu gerçeğini değiştirmez. Çocuk yukarıda da belirttiğim ve üzerine basa basa tekrar tekrar söylediğim gibi babasına saygı duymak ve onu tam da olduğu haliyle bir bütün olarak almak, kabul etmek zorundadır. Babayı yargılamak, eleştirmek, dışlamak, kendi parçasını dışlamaktır ki bütün olmamıza engel olan bu tür bir davranış bizim yaşamımıza sorunları davet eder çünkü sevgi akışı kendi seçimi yoluyla kesintiye uğramış ve engellenmiştir.
Özellikle baba yaşamın neşe kaynağıdır. Babasını yargılayan çocuk aynı zamanda yaşamın neşe kaynağını da yargılamış ve reddetmiştir.
Anne babamızı yaptıklarından dolayı yargılarsak içimizdeki cezacının harekete geçmesine engel olamayız. Suç cezasız kalmamalıdır, sosyal yaşam bizi ve vicdanımızı böyle eğitmiştir. İçimizdeki cezacının gücü anne babamıza doğrudan ceza vermeye yetmez. Bu nedenle biz çeşitli yollarla kendimize zarar ve böylece dolaylı olarak -kendi bünyemizde- ebeveynlerimize ceza verme eğilimine gireriz.
Kazalar, kayıplar, mutsuzluk bizim yaşarken içten içe sevindiğimiz deneyimler haline gelebilir. Ne de olsa, ebeveynlerimiz bizim bu halimize üzülüyorlardır. Ayrıca, kendimize ceza vermek, içimizde ebeveynimize ilişkin parçaya da ceza vermektir…
Kendimize zarar vermek için önce küçük kazalar yaratırız. Düşer dizimizi, dirseğimizi incitiriz. Daha sonra hastalıklar gelir. Ağır hastalıklar yaratıp, başta bizi babamızdan ayrı tutmaya gayret eden annemizi cezalandırır, sonra da babamıza “bak senin yüzünden neler oldu gördün mü” mesajı veririz.
Giderek neşemizi yitirmeye, içimize kapanmaya başlarız. Bu halimiz ebeveynlerimizin canını yakan, onları üzen bir haldir ve bunu sevgiyle kullanırız onlara karşı… Cezalandırma aslında bir dengeleme arzusudur. Eksik olanı sisteme katmak veya görünür kılmak adına yarattığımız bir yaklaşımdır. Neşeyle yakından bağlantılıdır.
Neşe eril ilkeye daha yakın olması nedeniyle, çocuğun yaşamına babayla geçirdiği zamanlar yoluyla katılır. Ancak annesini kaybetmekten korkan çocuk, babasıyla giderek daha az zaman geçiriyor ve dolayısıyla daha az neşeye ulaşıyordur. Giderek kendinin neşelenmeye değer olmadığına inanmaya başlar ve tabii cezayla elele olan kısır döngü de burada ona katılır…
Sıra neşesizliği dengeleme gereğine gelmiştir. Bu hali dengelemeye çalışan çocuk, iş yaşamında eğlenmeye, yaşamında eksik olan neşeyi oradan elde etmeye çabalar. Bu bilinçli bir yaklaşım değildir. Tamamen içgüdüsel ya da sezgiseldir.
Bir yandan anne sevgisini yitirme korkusu, öte yandan neşeye kendini değer bulmamak… Bocalamakta olan çocuk dengeyi para kazanıp o parayı elde tutamamakta bulur. Böylece neşe yaratmak için oynadığı oyunu her an yeniden, başka kostümler ve ayrı repliklerle sahneye koyabilecektir…
Başlangıçta söylediğim gibi kazandığınız paranın bereketi yoksa ne kadar kazanırsanız kazanın bir biçimde elinizden çıkıyorsa, bu oyundan da sıkıldıysanız, size önerim babanızın önünde saygıyla eğilip özür dilemenizdir.
Babanız çoktan dünyasına göçmüş, sizi ve annenizi yıllar önce terk etmiş ya da basitçe emekliye ayrılıp köşesine çekilmiş olabilir. Öyle bir durumu vardır ki bırakın size destek vermeyi, kalkıp kendi başına tuvalete gidemiyordur. Ya da her ne durumdaysa, yanınıza gelemiyor veya tüm olanlardan sonra ne yapsa sizin yüreğinize ulaşamıyordur.
Zihniniz size oyun oynamaya devam eder. “Babam zaten yaşlı, uzak, hasta, öldü, nerede olduğunu bile bilmiyorum” gibi tümcelerle sizi ondan uzak tutmaya başka bir deyişle ayrılık bilincinde olmanızı haklı kılmaya çabalar.
Siz onu dinlemeyin. Babanız nerede olursa olsun, ister yaşasın ister dünyasına göçmüş olsun, ister en iyi baba mansiyonu alacak kadar mükemmel, ister en kötü baba damgası yiyecek kadar zararlı olsun, siz ona saygıda kusur etmeyin. Babanız sizi görmese de ona saygı duyduğunuzu ve tam olarak nasılsa o haliyle kabul ettiğinizi duymasa da bilinçdışı alanda bu yaklaşımınızı bilecektir. O bilmese bile, sizin içinizde babanız aracılığıyla reddettiğiniz kısım geriye gelebilecek ve siz tekrar bir bütün olabileceksiniz.
Hayatta sağlamlık kazanmak, kolay ya zor kazandığınız paranın kalıcılığını sağlamak ancak bu bütünlüğü yakalamakla olasılık kazanır. Benden söylemesi…
Peki ne olacak? Ne yapmalı, nasıl başa çıkmalı?
Yapmanız gereken basit, babanızı, onun karşısında durduğunuzu ve gözlerine baktığınızı imgeleyin. Aynı anda babanızın arkasında tüm atalarınızın tüm deneyimleri ve onların sonuçları ile orada hazır olduklarını düşünün/var sayın. Babanızın gözlerine bakın ve sizi ne kadar sevdiğini görmeye gayret edin. Arkasında duran insan kalabalığına ve onların tüm ayrılık bilincine, kendi yaşamının tüm zorluklarına, annenizle olan tüm sorunlarına, kendi ebeveynlerinden alamadıklarına rağmen size yaşam verdiğini aklınızda bulundurun. Öylece bir süre kalın.
Sonra onun önünde eğildiğinizi, başınızı yere değdirip ellerinizi -avuç içleriniz yukarı bakacak şekilde- onun önüne doğru yere koyduğunuzu hayal edin. Bir süre öylece bekleyin ve sonra
“Babacığım sen büyüksün ben küçüğüm, bu güne dek sana saygısızlık ettim, çok üzgünüm, lütfen beni bağışla, seni seviyorum ve teşekkür ediyorum”
deyin.
Onun sevgisinin rahatlıkla size doğru akabildiğini, içinizin eksik kalan yanının tamamlandığını hissedene dek öylece kalın.
Bunu bir seferde yapamayabilirsiniz. Yılmayın, denemeye devam edin..
Zeynep Sevil Guven

kaynak zasge

“Yol herkesin kendi yoludur ve biz bir başkası adına o yolu yürüyemeyiz.”

Gl_kenarndaki_tahta_yol[1]

 

“Ben hayatı bir yola benzetiyorum;ilerledikçe değişen,muhteşem deneyimlerle dolu,tekrarı olmayan bir yol”.
_Bazılarımız;yolda ilerlemeyi seçmiyor ve sürekli aynı manzaradan şikayet ediyor.
_Bazılarımız;yoldaki engellerden korkup sürekli yolunu değiştiriyor ve ilerleyemediğinden şikayet ediyor.
_Bazılarımız;yoldan korkuyor yada yürüdüğü yolu beyenmiyor,değiştirmek yerine,hıncını yoldakilerden alıyor…
_Bazılarımız;Yola direnmeden onu olduğu gibi yaşıyor.Yolda bir engel gördüğünde çözümünü arıyor ve engeli aşıyor.Zaman zaman durup dinleniyor ve manzaranın tadını çıkarıyor,yoldakilerle keyifli vakitler geçiriyor.Zaman zaman gözlemliyor,anlıyor,öğreniyor.Zaman zaman büyük bir engel karşısında yoldakilerle birlik olup o engeli aşıyor.Ve yolu büyük anlayışla,sevgiyle dolarak,memnuniyetle,şükranla tamamlıyor…
_Bazılarımız;daima yoldaki engellere kızgın ve daima engellere karşı şikayet halinde.Şikayet etmekten önünü göremediği için durmadan bir engelden kurtulup diğer bir engele düşüyor.Ve şikayet etmekten,yoldaki güzellikleri göremediği için yolun sadece ızdırap dolu olduğunu düşünüyor.
_Bazılarımız;yoldaki engelin etrafından dolaşıp yoluna devam ediyor.
_Bazılarımız;yolda bir engel gördüğünde yoldan korkuyor ve koşarak geri dönüyor.
_Bazılarımız;yolda yorulmasın,canı yanmasın diye kıyamadığı kişileri sırtına bindirmiş,yorgunluktan ne kendi ilerleyebiliyor ne sırtındakiler…
_Bazılarımız;yolu yarış ZANnediyor,bitirmek için çok hızlı koşuyor..Ve yolun sonunda,çok yorulduğundan,yoldan hiç bir şey anlamadığından şikayet ediyor…
Bazılarımız;yolu bitirmek için her şeyin mübah olduğunu ZANnediyor ve hakkıyla engelleri aşanların üzerine basarak ilerliyor..Ve yolun sonunda yalnızlıktan şikayetçi…
_Bazılarımız;yolu çok ciddiye alıyor ve yolu sadece engellere göğüs germekten ibaret ZANnediyor.Hiç soluk almadan uğraşıyor,didiniyor…Ve yolun sonunda;yoldakilere,yolun tadını çıkarmalarını öneriyor.
_Bazılarımız;yolda durmadan yürüyecek halinin olmadığından şikayet ediyor..Bir onun,bir bunun sırtına binerek yolu tamamlıyor…
_Bazılarımız;yoldan çok korkuyor,özellikle yoldaki engellere takılıp acı çekmekten çok korkuyor.Bu yüzden olduğu yerden hiç bir yere kıpırdayamıyor.Ve daima birilerini bekliyor ki,yol ile ilgili kendisine öngörülerde bulunsunki(yolda ona klavuz olsun),hiç bir acı çekmeden,zorluk çekmeden yolu bitirebilsin..Ve genelde zamanını bekleyerek harcadığı için,yolun sonunda cesur bir şekilde yolda yürümediği için çok pişman oluyor…
_Bazılarımız;yolda etrafındakilerin sözlerini çok dinliyor,kim ne derse yolda o şekilde ilerliyor veya bir başka yola sapıyor.Yada onların olumsuz sözlerini dinleyip korkup hiç ilerlemiyor…Ve yolun sonunda kendi yolunun sorumluluğunu almadığı için çok pişman oluyor…
Ve bilmelisiniz ki;yoldaki engellere karşı olan tutumumuzun büyük bir çoğunluğu annemizden,babamızdan ve atalarımızdan bize miras.
Ve yoldaki her sorun;bizim dönüşmemiz,gelişmemiz için büyük bir fırsattır.
“Yol gittikçe keyifli olur biz yürümekten keyif aldıkça ve kendiliğinden çözülür biz anladıkça”.
“Yol herkesin kendi yoludur ve biz bir başkası adına o yolu yürüyemeyiz.”

Kendimle Shbet

İNSANLARI KAZANABİLMENİN ON İKİ YOLU

dag-goruntusu[1]

 

1-Hiçbir Münakaşanın Galibi Yoktur

Bir münakaşayı kazanmanın en iyi yolu, o münakaşaya hiç girmemektir Uzun politika hayatım, bana bir gerçeği öğretti: ‘Cahil bir adamı münakaşa yoluyla mağlup etmeye imkan yoktur

2-Kimseye Yanlış Düşündüğünü, Yanlış Bir Şekilde Söylemeyiniz

Hiçbir zaman yüzde yüz isabetli davranamayacağınıza göre, niçin yanlış hareket ettiklerini başkalarının yüzüne vurup duruyorsunuz?

Bir şey ispatlayacaksanız, bunu iddianızı ve niyetinizi belli etmeden yapınız Öğreniyormuş gibi davranarak öğretiniz Hatırlamaya çalışıyormuş gibi hatırlatınız

Acaba yanlış mı düşünüyorum?

Çünkü bizim esas korumaya çalıştığımız şey fikirlerimiz değil, şahsiyetimizdir

3-Yanlışınızı Kabul Ediniz

Hatayı kabullenmek hatta üstlenmek aynı zamanda bir asalet işidir Üstün bir karakterin belirtisidir

Yanıldığınız takdirde bunu çabuk ve kesin bir şekilde kabul ediniz

4-İşe Dostça Başlayınız

Bir damla bal, bir varil ziftin çekemeyeceği kadar sinek toplar

Nezaket ve dostluk, sertlikten kuvvetlidir

5-Hayır’ın Geri Dönüşü Zordur

Söze doğrudan doğruya anlaşmazlık bulunan konulardan başlamayınız Başlangıç noktanız ortak düşünceleriniz olsun

Muhatabınızın ilk sözlerinin ‘Evet’ olmasını sağlayınız Muhatabınıza konuşmanın başında ‘Hayır’ dedirtmeniz büyük strateji hatası olacaktır

6-Şikayete Karşı Sigorta

Çok kimse düşüncelerini kabul ettirebilmek için çok konuşmaları gerektiğini zanneder

Değişik bir fikri dinlerken sabırsızlanıp lafa karışmayın Kendi fikrinizi ifade etmek için konuşmanın bitmesini bekleyin Muhatabınızı düşündüğü bir şeyi anlatması için teşvik edin Bunu samimimi olarak yapın Konuşmasına müsaade etmediğiniz biri, sizin düşüncelerinizden etkilenmez Onun aklı, söyleyemediklerinde kalır

New York Herald Tribune gazetesinin ekonomi sayfasındaki ilanda yetenekli bir adam arandığı bildiriliyordu Charles T Cubellis de müracaat etti ve mülakata çağırıldı Cubellis mülakata girmeden önce görüşeceği adam hakkında Wall Street’de epey bilgi topladı Mülakat esnasında şu bilgileri araya sıkıştırdı: ‘28 yıl önce büyük bir odada tek memurla bu işe başladınız ve bu noktaya geldiniz değil mi? Sizinle çalışmak, benim için şereftir’

Hayattaki mücadelesini anlatmaktan hoşlanmayan adam var mıdır? Bu adam da neler çektiğini, engelleri nasıl aştığını, işlerini nasıl büyüttüğünü saatlerce anlattıktan sonra Personel Müdürü’nü çağırmıştı: ‘Aradığınız adam bu Hemen işe başlatın’

Cubelis önce bilgi toplamakla, sonra da bu bilgiler vasıtasıyla karşısındaki adama uzun uzun konuşma, kendinden bahsetme imkanı vermekle bir iş sahibi olmayı başarmıştı

7-Düşüncelerinizi Başkalarına Söyletebilmenizin Önemi

Kendi fikirlerimize başkaları tarafından fikirlerden daha çok önem veririz Başkalarının fikirlerini daima belirli bir direnmeyle karşılarız Öyleyse fikrimizi kabul ettirmenin yolu nedir? Çok basit, Kendi fikrimizi karşımızdakine sanki kendi fikriymiş gibi söyletebilmek

Theodore Roosevelt New-York valisi iken siyasi liderlerin sıcak bakmadığı işleri, onların onayını alarak yapıyordu Nasıl mı?

‘Önemli bir makama atama yapacağım zaman, siyasi liderlere haber verir, teklifte bulunmalarını isterdim İlk verdikleri ismin yeterli birisi olmadığını söyler, ikinci bir isim isterdim Bunun da sakıncalı olabilecek taraflarını anlatır başka bir teklifte bulunmalarını rica ederdim Bu, biraz daha iyi bir isim olurdu Onlar benim istediğim adamı teklif ettiklerinde ‘tamam’ derdim, ‘kabul ediyorum’ Böylece onların istediği adamı atamış olurdum Sonra da döner şöyle derdim: ‘Ben size destek oluyorum Şimdi sıra sizde Bu usulle hiç istemedikleri konularda bile yanımda olmalarını sağlıyordum’

Bir fikrimi ona, üzerine giderek kabul ettirmeye çalışmazdım Laf arasında şöyle bir dokunup geçerdim fikrim, onda adeta demlenir, birkaç gün sonra Wilson tarafından kendi fikriymiş gibi açıklanırdı

Beni alacağım sonuç ilgilendirdiğinden, bu fikir benimdi demezdim Böylece demleme olunu devam edebilirdi Wilson da öne sürdüğü fikirlerin bana ait olduğunu anlamazdı bile

Karşınızdaki insana fikrin kendisine ait olduğunu düşündürünüz Başkalarının, fikirlerinizi kendilerine mal etmelerinden kaçınmayınız

8-Büyük Neticelerin Küçük Formülü

Çocuklar işbirliği yapmak, bir işi birlikte başarmak fikrinden çok etkileniyorlar Başarımı, olaya onların gözüyle bakmama borçluyum

Unutmayın ki karşınızdaki insan hatalı olduğunu hemen kabul etmeyecektir Bu yüzden onu suçlamadan önce, düşüncesine kuvvet veren sebepleri anlamaya çalışmalısınız İnsanların düşüncelerinin sebeplerini keşfederseniz onun şahsiyetinin anahtarını ele geçirmiş olursunuz Kapıyı açmak kolaydır artık Bunu sağlamak için kendinizi onun yerine koymalısınız ‘Onun yerinde olsaydım, onun şartları altında bulunsaydım, nasıl hareket ederdim acaba?’

Olayları tam bir samimiyetle başkalarının bakış açılarından da görmeye çalışınız

9-Sempatinin Gücü

A-Bu şekilde insanların ihtiyacı olan şey sempati görmektir Çocuk, yarasını herkese bunun için gösterir Hatta daha fazla sempati görebilmek için bir yerini yaraladığı bile olur Büyük insanlar da yanı sebepten maddi-manevi yaralarını-berelerini anlatıp dururlar Geçirdikleri kazalardan, ameliyatlardan bahsederler Neler çektiklerini, başlarına ne felaketler geldiğini anlatıp aniden sırlarını dökerler Bütün dünyada herkes kendi gerçek ya da hayali ızdırablarına karşı acınıp durur

Diğer insanların düşüncelerine, arzularına, tavırlarına sempati gösteriniz

10-Asil Duyguların Harekete Geçirilmesi

Gerçek şu ki, karşılaştığınız herkes, aynada gördüğünüz adam dahil, kendisine büyük bir saygı duyar Başkalarının da bu saygıyı kendisine göstermesini ister

John D Rockfeller Jr a gazetelerde çocuklarının resimlerinin basılmasını asil duygulara hitap ederek önlemişti Onun dediği şuydu: ‘Sizler de çocuk sahibisiniz Küçüklere vaktinden önce şöhret sağlamanın iyi yetişmelerini engelleyeceğini takdir edersiniz’

Bir müşteri hakkında kesin bilgileriniz yoksa, ona dürüst, samimi, namuslu borcuna sadık adam olduğuna inandığınızı söyleyin Siz böyle söylerseniz, o da kendisini böyle olmak zorunda hisseder Kendisine bu vasıflar verilen bir insan başka türlü hareket etmek istemez A-Bir adama namussuz olduğunu söylerseniz, o zaman da namuslu davranmak istemez Bu kuralın istisnası çok azdır

11-Fikirlerin Gösterisi

Rakamlar, konuşmaktan çok daha büyük bir fayda sağlar Grafiğin gücü ise rakamı aşar Rakamların şekillerle ifadesi daha etkili olur

12-Son Çare

İyi ve çok iş yaptırabilmek için rekabeti körüklemek gerekir Bu, herkesi birbirine ezdiren bir rekabet değildir Daha mükemmeli yakalama arzusunun ateşlenmesidir

İnsanlara vasıflarını ortaya çıkarabilecek cesareti veriniz Bu cesareti vermenin en emin yolu da onlara meydan okumaktır

* Dale CARNEGIE

kaynak: sonsuzz şifa sayfası

Egonun üç ana damarı vardır. Sahip olma duygusu, haklı çıkma duygusu ve üstün olma duygusu…

kurbaa-resimleri[1]

 

Egonun üç ana damarı vardır. Sahip olma duygusu, haklı çıkma duygusu ve üstün olma duygusu, bu üç duygu insanın cennetini cehenneme çevirir. İnsan ömrü boyunca sahip olmak, üstün olmak ve haklı çıkma adına çalışır didinir durur.

Sonunda sahip olmanın da, üstün olmanın da, haklı olmanın da birer yalan olduğunu görür. Bunlara öyle odaklanır ki, hayatın diğer lezzetlerini, güzelliklerini kaçırır. Örneğin sahip olma duygularından olan mal, mülk, para, çocuk, eş sadece insanın bir zannıdır. İnsan bunlara sahip olduğunu zanneder. Halbuki İnsan sahip olduğunu zannettiği her şeyin esiridir. Bu esaretlerinden kurtulup Allah’a yüzünü dönemez.

Çünkü artık kendi zannında yarattığı dünyasının tanrısıdır. Artık nefsini ve çevresindekilerinin nefsini memnun edeceğim diye çırpınıp durur. Çünkü egosu beğenilmeyi ve takdir edilmeyi arzular. Ama çocukları, eşi, arkadaşları onun tanrı olmadığını bilir. Sahip olma duygusu bütün insanlar da tanrılığın bir başlangıcıdır. İnsanın bebekliğinde başlayan benim duygusunun düşüncesi ömrü boyunca devam eder.

Hiçbir şeyin kendisinin olmadığını anladığında da iş işten geçmiş olur. Sahip olma duygusu insana tanrılığı getirir. Kainatta sadece bir sahip vardır O da yaratandır. Yani bir tane ev sahibi vardır gerisi misafirdir. Kendini ev sahibi zanneden bütün misafirler hayatlarının son anlarında gerçeği anlar Yanılmışlardır, dünya onları kandırmıştır. Sahip olma duygusuyla insan uzun emeller, hayaller kurar. Uzun emeller kurmakla oyalanıp dururken birde bakar ki sonsuz zannettiği dünya yaşamı sonlanıvermiş. Peki, akıl niye devreye girmiyor?

Akıl nefsin hizmetinde olduğu için nefsin hoşuna gitmeyeceği hiçbir şeyi ona söyleyemez, hatırlatamaz. O sadece sahibinin yani nefsin isteklerini yerine getirmek için yol gösterir. Beden kalesine nefs hakim olduğundan, akıl da ona itaat etmeye mecburdur

kaynak: ayşe maral

Aspirin Gibi… Basit Ama Etkili…

11220459_940054469394888_4426384561889588373_n[1]

1.Ufak şeyleri dert etmeyin

2. Erkenden kalkmaya çalışın

3. Hayatı olduğu gibi kabul edin

4. Tenkit etme isteğinizi bastırın

5. Bırakın ara sıra canınız sıkılsın

6. Rastgele iyilikler yapın

7. Başkalarını suçlamayı artık bırakın

8. Her şeye hakim olmaya çalışmayın

9. Her an bir şeyler öğrenmeye açık olun

10. İnsanların gözlerine bırakın ve gülümseyin.

11. Bırakın çoğu zaman başkaları haklı olsun

12. Herkesin onayını alamayacağınızı bilin.

13. Her gün biraz vaktinizi, minnettarlık için harcayın.

14. Hizmeti, hayatın bir parçası haline getirin.

15. Sevgi kapasitenizi geliştirip, hayatınızı sevgi ile doldurun.

16. Gerçeği olduğu gibi kabul edin, çünkü hayat adil değildir…

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

O Çocukla Temasımızı Yitirmezsek Yaşamla Yakınlığımızı Da Yitirmeyiz…

cocuk-2824[1]

 

Kimi zaman üstesinden gelemediğimiz bir hüzne gömüldüğümüz izlenimine kaptırırız kendimizi. Yaşadığımız günün büyülü anının geçip gittiğinin, buna karşın hiçbir şey yapamadığımızın farkına varırız. Oysa yaşam, büyüsünü ve güzelliğini kendi içinde gizlemektedir.

İçimizde yaşamayı sürdüren çocuğa kulak vermeliyiz. O çocuk, büyülü anın hangi an olduğunu bilir. Onun göz yaşlarını kolayca bastırabiliriz, ama sesini boğamayız…

O çocuk varlığını hep sürdürür. O küçücük çocuklara ne mutlu ki, gökyüzünün krallığı onlarındır…

Yeniden doğmayı bilmezsek, yaşama, çocuk gözlerimizin saflığıyla ve heyecanıyla yeniden bakmayı başaramazsak, yaşamamızın bir anlamı kalmaz.

Canımıza her türlü biçimde kıyabiliriz. Bedenlerini öldürmek isteyenler, Tanrı’nın yasasını çiğnerler. Ruhlarını öldürmek isteyenler de aynı şeyi yaparlar, onların işledikleri günahı, insanlar açık seçik göremese de…

Yüreğimizde yaşayan çocuğun söylediklerine kulak verelim. Onun varlığından utanç duymayalım. Yapayalnız bıraktığımız ve onu neredeyse hiç dinlemediğimiz için korkuya kapılmasına izin vermeyelim.

Varlığımızın dizginlerini biraz olsun onun eline verelim. O çocuk, her günün bir sonraki günden farklı olduğunu bilir. Yeniden sevildiğini hissettirecek biçimde davranalım ona. Onu hoşnut edelim. Bu, alışık olmadığımız bir biçimde davranmak anlamına gelse de, başkalarının gözüne saçmalık gibi görünse de…

İnsanların bilgelik taslamasının, Tanrı katında delilik olduğunu anımsayalım. Ruhumuzda barınan çocuğa kulak verirsek, gözlerimiz yeniden parlayacaktır. O çocukla temasımızı yitirmezsek, yaşamla yakınlığımızı da yitirmeyiz…

PAULO COELHO
Piedra Irmağı’nın Kıyısında Oturdum Ağladım Kitabından

Kaynak: Charlotte Gabay’ın sayfasından alınmıştır…

ÇOĞALTINIZ-AZALTINIZ-BIRAKINIZ;

11057845_1430467697247584_3745554589566593221_n1[1]

 

ÇOĞALTINIZ;

Sevgiyi
İyi hissettiren müzikler dinlemeyi
İçtiğiniz su miktarını,
Çocuklarla geçirdiğiniz vakti,
Teşekkür etmeyi,
Selam vermeyi,
Özür dilemeyi,
Mazur görmeyi,
Sabırlı olmayı
Gülümsemeyi
Kahkaha atmayı
Komik filmler izlemeyi
Çevrenizi yeşillendirmeyi
Hayvanlara dokunmayı
Şükretmeyi
Hayal kurmayı
Doğayla daha çok iç içe olmayı
Kitap okumayı
Paylaşmayı

AZALTINIZ;
Yediğiniz yemeği,
Yemeğin tuzunu,
Çayın şekerini,
Kullandığınız eşyaları,
Boş yere geçen vaktinizi,
Gözyaşlarını,
Kıyafetlerinizi,
Kuruntularınızı,
Bilgisayar başında harcadığınız vakti,
Telefonla uğraştığınız süreyi,
Televizyon izlemeyi
BIRAKINIZ;
Sigarayı,
Asitli içecekleri
Şikayet etmeyi
Huzurunuzu kaçıran insanları
Korkularınızı
Endişelerinizi
Geçmiş pişmanlıklarınızı
İnsanları yargılamayı….

VE…
VAZGEÇMEYİNİZ….
Daima ANI yaşamaktan UMUT etmekten ve SEVmekten..

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Gerçek dost, Senin şarkını duyan, İhtiyacın olduğunda sana tekrarlayandır…

imagesGGBY91G4

 

Bir Afrika kabilesinde, hamile kalan kadınlar, arkadaşlarını toplayıp
doğaya gider ve doğacak çocuğun şarkısını duyana dek meditasyon yapıp dua ederler…

Bu kabileye göre, her ruhun kendine has ses vibrasyonları vardır. Kadınlar bu seslere kulak verdiklerinde, hep birlikte yüksek sesle seslendirirler. Sonra da kabileye dönüp şarkıyı herkese öğretirler…

Çocuk doğduğunda, tüm kabile toplanarak ona şarkısını söyler. Çocuğun sonraki önemli dönemlerinde de aynı şarkı okunur. Ölüm döşeğinde de aynı şarkı söylenir…

Aslında hepimizin içinde bir şarkı olduğunu biliriz ve sevdiklerimizin zor zamanlarımızda bunu farketmelerini ve bize söylemeye yardımcı olmalarını arzu ederiz.

Bu şarkı, Afrika kabilesinde farklı bir zamanda da söylenir…
Bir insan kabul edilmez bir cürüm işlediğinde, kabile toplanır ve ona şarkısını söyler. Çünkü bu kabileye göre, antisosyal davranışlar ceza ile düzeltilemez! Sevgiyle ve kimliğin hatırlanmasıyla çözülebilir. Kendi şarkını duyduğun zaman, bir başkasına zarar verecek davranışlarda bulunma isteğine ihtiyaç kalmaz…

Gerçek dost,
Senin şarkını duyan,
İhtiyacın olduğunda sana tekrarlayandır…

ALAN COHEN
“Living from the Heart”tan alıntı

Kaynak: Charlotte Gabay’ın sayfasından alınmıştır

Hayvanları İnsanlardan Daha Çok Seven Kişilerin Çok İyi Bildiği 20 Gerçek

almankurtkpeiresmi2[1]

Eğer hayvanları insanlardan daha çok seven biri değilseniz, hayvanları insanlardan daha çok sevmeyi anlayamazsınız. Bunu anlayabilmek için hem insanlarla hem de hayvanlarla vakit geçirmelisiniz… Ardından göreceksiniz ki siz de hayvanları daha çok seviyorsunuz.

1. Her şeyden önce, hayvan bir insan değildir, insanın sahip olduğu kötü, rahatsız edici, iğrenç, fena, vs. özelliklerin hiçbirine sahip değildir.

2. Hayvanlar masumdur, saftır ve iyi niyetlidir.

3. Asla sizin arkanızdan konuşmaz, iş çevirmez, planlar yapmaz.

4. Kesinlikle yapmacık değildir bir hayvan, ne hissediyorsa onu gösterir, sizi kandırmaya çalışmaz.

5. Takip ettiğiniz sosyal medya hesaplarına bir bakın, çoğunun hayvanlara ait, hayvan resimleri, videoları, vs. paylaşan hesaplar olduğunu görürsünüz

6. İzlediğiniz filmde başrol oyuncusunun ölmesi üzücüdür, ama bir hayvanın ölmesi yıkıcıdır!!

7. Gittiğiniz partilerde, toplantılarda, buluşmalarda kıyıda köşede kalmış köpeği, kediyi, kuşu, vs. bulup, onu seven daima siz olursunuz.

8. Hayvanın size olan ve dahi sizin hayvana karşı sevginiz koşulsuzdur, çıkarlardan, beklentilerden muaftır.

9. İnsanların arasında olmaktansa, bir grup köpek yavrusunun arasında olmayı her zaman tercih edersiniz.

10. Hayvanlar gereksiz yere sorun çıkarmazlar, tartışma yaratmazlar, daima size kendilerini sevdirecek bir yol bulurlar.

11. “Boğuluyorum”, “nefes alamıyorum”, “biraz ara vermeliyiz”, “sen çok iyisin ama…” diyerek ayrılıp giden bir kedi, köpek, kuş, balık, tavşan, vs. bulamazsınız.

12. İçinde insanların bulunduğu bir fotoğrafa bakmaktansa, hayvanların bulunduğu bir resme bakmak her zaman daha rahatlatıcıdır.

13. Yorucu geçen, zor bir günün ardından gerçek bir arkadaşa sarılmanın verdiği rahatlamayı hiçbir şey veremez!

14. Bir hayvan asla sizi aldatmaz, aldatıyorsa da sorun %100 sizdedir… Öyle değil mi?

15. Çektirdiğiniz öz çekimlere baktığınızda en güzellerinin hep hayvanlarla birlikte olanlar olduğunu fark edersiniz.

16. Bir insanın kardeşi, sevgilisi, arkadaşı, dostu, kızı, babası, annesi, dayısı, vs. olabilirsiniz ama bir hayvanın her şeyi sizsinizdir.

17. Hayvanlarla arası iyi olan, onları seven, evcil hayvanı olan bir insanın sizinle arasının kötü olması mümkün değil.

18. Çoğu zaman arkadaşlarınızla dışarı çıkmaktansa evde hayvanınızla kalıp, beraber dizi izlemeyi, oynamayı, sarılıp uyumayı, vs. tercih ediyorsunuz.

19. Hayvanlar konuşamasa da onlarla harika bir iletişim kurabiliyorsunuz, çoğu insanla aynı dili konuşmanıza rağmen anlaşamıyorsunuz.

20. Hiç kimseye söyleyemeyeceğiniz sırlarınızı anlatabileceğiniz biri var!

Bonus – Hiç kimseye güvenemediğinizde, kendinizi yapayalnız hissettiğinizde tek bakışıyla sizi keyiflendirecek, varlığını hissettirecek biri hep var.

kaynak: onedio

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

ÖFKELİ OLDUĞUNUZ İNSANLARA KARŞI ”PALYAÇO TEKNİĞİNİ” KULLANIN.

125236[1]

Bazı insanlarla yaşadığımız istenmeyen olaylar sonucunda o kişilere karşı bir kızgınlık duyarız Daha sonra o kişilerle tekrar bir araya gelmek veya birlikte bir şeyler yapmak zorundaysak, aklımıza onunla aramızda geçen istenmeyen olaylar gelir ve onunla iletişim kurmakta güçlük çekeriz
Beynimizde o kişiyle ilgili görüntülerden ve onun söylediklerinden oluşan görsel ve işitsel negatif bir program derhal devreye girer ve kendimizi kötü hissederizBunun önüne geçmek, kendimizi rahatlatmak ve o kişiyle daha doğal bir iletişim kurmak için beynimizdeki mevcut programı değiştirmemiz gerekmektedir

Tekniğin Uygulanması

Gözlerinizi kapatın ve kızgın olduğunuz kişinin yüzünü zihninizde canlandırın
Bu kişinin kocaman kulakları olduğunu ve bir palyaço gibi burnunda kırmızı renkte bir lastik takılı olduğunu hayal edin

Burnundaki bu lastiği çekin ve bırakınKocaman kulaklarını da çekerek biraz daha uzatın

Bu tekniği uyguladıktan sonra artık o kişiyle aynı ortamda bulunmak sizi rahatsız etmeyecektirHatta onu gördüğünüzde yüzünüzde hafif bir gülümseme belirirse sakın şaşırmayın
İleride onunla barışmak isterseniz , bunu gerçekleştirmeniz daha kolay olacaktır

* Alıntıdır

kaynak sonsuz şifa

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Bardağı Yere Bırakın…

Man in white shirt hodling a glass of water

Man in white shirt hodling a glass of water

 

Şifa için illaki bir şeyler yiyip içmek gerekmiyor, ara sıra da  bardağı yere bırakıverin derim nacizane..
Aklınızda Bulunsun…
Profesör, elinde, içi dolu bir bardak tutarak dersine başladı.
“Bu bardağın ağırlığı sizce ne kadardır?” diye sordu.
Öğrenciler, ’50gr!’ …. ’100gr!’ …. ’125gr’ cevabını verdiler.
“Bardağı tartmadıkça gerçekten ben de bilemem” dedi profesör ve devam etti:“
Ama, benim sorum şu:
Bu bardağı böyle birkaç dakikalığına tutsaydım ne olurdu?”
– Hiçbir şey
– Tamam, peki 1 saat boyunca tutsaydım ne olurdu?
– Kolunuz ağrımaya başlardı.
– Haklısın; peki ya 1 gün boyunca tutsam ne olur?
– Kolunuz iyice ağrır, adaleniz spazm yapar, belki de
çözüm bulmak için hastaneye gitmek zorunda kalırsınız.
Sorularına cevap alan profesör, can alıcı noktaya temas etti:
– Peki tüm bu sorunlar olurken bardağın ağırlığında bir değişme ortaya çıktı mı?
Öğrenciler bir ağızdan cevapladılar:
“Hayır.”
– Peki o takdirde, zaman içinde kolun ağrımasına ve kas spazmına yol açan olay neydi?
Profesör ikinci bir soru daha sordu:
– Acıdan ve ağrıdan kurtulmak için ne yapmam gerekir bu durumda?
– Bardağı bırakırsanız, rahatlarsınız.
Profesör beklediği cevabı almıştı.
Öğrencilerini kutladı ve bütün bu soruları sormasına sebep olan açıklamayı yaptı:
“Hayatın problemleri de böyle bir şeydir. Onları kafanda birkaç dakika tutarsan, bir sorun yaratmaz.Uzun bir süre düşünürsen, başın ağrımaya başlar. Ama hiç aklından çıkarmazsan,artık başka bir şey düşünemez hale gelirsin; bu seni bitirir. Elbette hayatınızdaki sorunları düşüneceksiniz; halletmeye çalışacaksınız.Ama en önemlisi, onları, her günün sonunda, uyumadan önce yere bırakmaktır.Bu şekilde strese girmez ve sabah taze bir beyinle uyanırsınız. Taze bir güne,yeni sorunlarla mücadele azmini kazanarak başlamış olursunuz. Bu yüzden arkadaşlarınıza vereceğiniz en önemli tavsiye,
‘Bardağı yere bırak’ olmalıdır.”

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Etiketler: . Leave a Comment »

Aşağıda Gösterilen Dişler Ağrıdığında Baktırmanız Gereken Organlar…

12243404_770722679722733_6723771396243118868_n[1]

Ağız ve diş sağlığında ihmal ettiğiniz bakım aşağıda gösterilen organlarınızdan en az birini yada birkaçını etkiler. Bu yüzden ağız ve diş sağlığınızı asla ihmal etmeyiniz.

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Her duygu belli seviyedeki enerji frekansına ve güce SAHİPTİR…

12243428_660165870753031_7855140281586619667_n[1]

Ünlü bilinç araştırmacısı, Dr. David Hawkins, uygulamalı kinesiyoloji yardımıyla insan duygularını Ölçtü ve her duygunun belli seviyedeki enerji frekansına ve gücüne sahip olduğunu ortaya koydu.

Bu tablo Dünyaca kabul edildi. Şimdi onu sizlerle paylaşmak istiyorum.

Öne sunulan teorisi ise:

Her bireyin belli bilinç düzeyi vardır. O düzeydeki değer yargıları, inançlar, düşünceler, kurallar, sınırlar toplumun her bireyinde rezonans yaratır. Toplumdaki rezonans eden duygular hangileri daha çoğunluksa – bireyler ona göre tepki, düşüncelerini, duygularını, davranışlarını sergiler. Kısacası, insanın duyguları belli enerji dalgaları oluşturur, hangi duygular daha baskın hissediliyorsa, onlar rezonans ediyor ve daha fazla yayılıyor etrafa. Her duygu belli düşünce ve hayata bakışı ile bağlıdır.
Örneğin:

Utanç duygusu – duygu derecesi + 20. Duygu ölçümü çok düşür, enerjisi çok düşük. Ölümün bir adım öncesi diyebiliriz. Bu düzeyde kişi intihar tasarısı içindedir. Ya da bir seri katil adayıdır. Kişinin tüm nefretinin kendisine yöneldiğini hayal edin. İşte bu yüzden insanın devamli utanç duygu içinde yaşaması – en ölümcül olanıdır. Yok edici utanç, öfke, nefret, içe kapanık, hiç hissetme, paranoyak, psihoz, tehlikeli kişilik, sahte gurur.

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »