“Zihin acımasız bir efendi, fakat sadık bir köledir.”

zihin-temizleme[1]

 

Normal şartlarda zihnimizi kendimiz kontrol ederiz. Düşünür, karar verir ve uygularız… Peki ya anormal şartlarda bu durum nasıl olur? Yoğun duygu karmaşası sırasında zihninizin kontrolü hala sizin elinizde midir yoksa duygularınızın mı? İşte bir zen ustası ile bir okçu arasında geçen ilham verici bir konuşma…:)

“Zihin acımasız bir efendi, fakat sadık bir köledir!”
Ünlü okçu, bölgenin okçuluk yarışmasını kazandıktan sonra, okçulukda çok iyi olduğu konusunda methini duyduğu Zen ustasına gider. “Bu şehrin en iyisi senmişsin, öyle dediler. Ve iyi bir okçu olmak için manastıra girmişsin. Ben bu bölgenin şampiyonuyum ama ne manastıra girdim, ne de eğitim aldım ve yine de bölgedeki en iyi okçusu olmayı başardım. Merak ediyorum; atış yapmayı öğrenmek için rahip olman gerekli miydi?”
“Hayır” diye cevaplar rahip.
Cevaptan tatmin olmayan genç okçu, okunu yaya yerleştirip uzaktaki bir kiraz ağacının üstündeki kirazı hedef alır ve tek atışta oku ile kirazı daldan aşağıya indirir.

Gururla Zen ustasına döner ve gülümseyerek, “kendini yalnızca tekniğe adasaydın zamandan kazanmış olurdun, mesela şu yaptığımı yapabileceğini hiç zannetmiyorum” der, kiraz ağacını göstererek.

Zen rahip sessizce yayını alır ve yakındaki bir dağa doğru yavaş yavaş yürür. Yolda çürümüş ipleri olan eski bir köprüyle geçilebilen bir uçurum vardır. Zen ustası bu eski köprünün ortasına gider, yayını alır ve okunu yerleştirerek uçurumun uzak bölümündeki ağaca nişanlar ve hedefi vurur.

Okçunun yanına geri döner ve “şimdi sıra senin” der.

Ünlü okçu köprünün yanına geldiğinde çürümüş iplerin kopmasından ve uçurumdan aşağıya düşmekten korkar. Uçurumdan aşağı dehşet içerisinde bakar ve o tedirginlikle yayını gerer, okunu atar. Ancak oku değil hedefi vurmayı, hedeften çok uzağına düşer.

“Şimdi sorunu tekrar yanıtlıyorum” der Zen ustası okçuya. “Hayır, manastıra girmem gerekli değildi ama zihne hükmedebilme disiplini çok değerliydi. Sen elindeki ok ile çalışarak büyük bir yetenek sergileyebilirsin, ancak oku kullanan zihnine hükmedemezsen çok da fazla ileri gidemezsin…”

İnsanın geliştirebileceği en büyük beceri ve başarı kendini tanıyarak zihnine hükmedebilmesidir. “Nasıl yani! Ben zaten zihnime hükmediyorum” diyorsanız, haydi gelin bir hatırlayın; Kaç kez bir sınav veya bir konuşma öncesinde heyecandan veya korkularınızdan düşünemez, konuşamaz hale geldiniz? Ya da gün içinde yaşadığınız bir sorun ile günlerce kafanızda mücadele edip durdunuz, ne tatilinizin, ne sevdiklerinizle birlikte olmanın keyfini çıkarabildiniz? Ya peki zihninizin ısrarla size taşıdığı güvensizliklerden kaç kere geçebileceğiniz köprülerden aynen geri döndünüz?

Zihin, dünyamızı şekillendiren, rakamlarla bile ifade edilemeyecek kadar sayısızca düşünce ve fikir üretir an ve an, ancak biz bunların bir kısmının farkındayızdır. Ve zihin, zamanı geldiğinde bu ürettikleri ile oynunu oynamaya başlar, atacağımız adımda kendini gösterebilmek için tüm hünerlerini ortaya koyar. Bu hünerler içinde beceri, doğru düşünme olduğu kadar güvensizlik, korkular, heyecanlar da vardır! Bakın Madam Blavatsky adıyla da tanınan Teosofi Derneği’nin kurucusu Helena Petrovna Blavatsky, zihni nasıl tarif ediyor;

“Zihin acımasız bir efendi, fakat sadık bir köledir.”

* Alıntı

Yıllar sonra sırt dayanan taşın ismi ARKA-TAŞ dan ARKADAŞ şeklinde

images[2]

Eski Türklerde askerler savaşırken arkadan gelecek herhangi bir saldırıyı kontrol edebilmek için sırtlarını bir ağaca, kaya veya taşa vererek ok atarlarmış. Atalarımız genelde bozkır hayatı yaşadıkları için bu sırt dayanan nesne genelde bir taş veya kaya olurmuş. Yıllar sonra sırt dayanan taşın ismi ARKA-TAŞ dan ARKADAŞ şeklinde dilimize yerleşmiş ve bugün bile güvenebileceğimiz, bizi arkadan vurmayacak olan, samimiyetine güvendiğimiz kişilere verdiğimiz isimdir.

Lütfen Okumadan Geçmeyin…

480381_453061118090429_447534864_n[1]

1-Diş macununu ıslatmayın !

Türkiye, ağız-diş sağlığı konusunda sınıfta kalan ülkeler arasında ilk sıralarda…

Doğru bilinen yanlışlar ve önemsenmeyen detaylar ağız sağlığının bozulmasına neden oluyor.

Yemeklerden hemen sonra dişleri fırçalamak besinlerdeki asitlerin ağızda dağılmasına neden olduğu için dişleri zayıflatıyor. Dişleri yemeklerden en az bir saat sonra fırçalamanın daha uygun olduğunu söyleyen Memorial
Etiler Tıp Merkezi Diş Hastalıkları Bölümü’nden Dt. Hacer Esved
Alireisoğlu, Türkiye’de ağız ve diş sağlığına yeterince önem verilmediğini söyledi ve bu konuda sık yapılan hataları şöyle sıraladı:

DİŞ MACUNUNU ISLATMAYIN

Diş macununun bilinenin aksine suyla ıslatılmaması gerekir. Islanan diş macunu etken maddesini kaybeder. Diş macunu leblebi tanesi büyüklüğünde kullanılmalıdır. Unutmayalım ki diş macunu sadece diş fırçalamayı kolaylaştırıcı bir ajandır.

“NE KADAR UZUN FIRÇALARSAM O KADAR İYİ” DİYE DÜŞÜNMEYİN !

Diş temizliği hakkında bilinen yanlışlardan biri de dişleri uzun süre ve sert şekilde fırçalayarak daha çok bakteri öldürüldüğü inancıdır. Yapılan araştırmalar iki dakikayı aşan fırçalamanın daha çok bakteri öldürmediğini gösteriyor. Dişlerin günde en az bir kez iki dakika süreyle çok sert olmadan fırçalanması ve diş ipi kullanımıyla ideal bir diş temizliği sağlanabilir. Sigara, çay ve kahve tüketimi fazla olanlarda meydana gelen dil pası kokuya neden olabilir. Bu durumda dişler fırçalandıktan sonra
dili de fırçalamak gerekir.

ARITICI GIDALAR TÜKETİN

Doğal diş fırçası olarak bilinen elmanın yanı sıra çiğ havuç, patlamış mısır ve kereviz özellikle yemek aralarında tüketildiğinde mekanik bir temizlik sağlayacaktır.

ELMA SİRKESİYLE GARGARA YAPIN

Sabahları elma sirkesiyle gargara yapın ve sonra dişlerinizi fırçalayın.
Sirke, lekelerin yok olmasına, dişlerinizin beyazlamasına ve
dişetlerinizdeki mikropların ölmesine yardım eder.

AĞIZ KOKUSU İÇİN KAHVE ÇEKİRDEĞİ ÇİĞNEYİN

Ağız kokusu gündelik yaşamda insanı sosyal ve psikolojik olarak etkileyen bir rahatsızlıktır. Kötü ağız kokusu, hem kişiyi etkiler hem de çoğu zaman mahçubiyete sebep olur. Ağız boşluğunda yaşayan bakterilerin artıkları olan sülfürlü bileşikler kötü kokuya yol açar. Kahve çekirdeği çiğnemek bu sülfür bileşenlerini ortadan kaldırır.

KEYİFLİ BİR KEŞİF “KAKAO”

Kakao çekirdeğindeki antibakteriyal içerik nedeniyle, çikolata dişlere zarar vermiyor. Şekerlemeler ise dişlerin baş düşmanı. Meyve sularındaki asit ise her türlü dişe zararlı. Aynı şekilde laktoz içeren süt de, diş çürüklerine yol açıyor.

YEMEĞİ PEYNİRLE SONLANDIRIN

Meyve suları, tatlılar, sert kıvamlı şekerler, karamel, muz gibi
yiyecekler dişlerde çürük oluşturma riskini artırıyor. Tatlı yedikten sonra süt, ayran içmek ve peynir yemek, şekerin ve ortaya çıkan asidin zararlı etkilerini önler. Ph seviyesini kontrol ettiğinden dişler için koruyucu kalkan oluşturur.

2-Kalp krizi ve Aspirin ( ÖNEMLİ )
Neden yatağınızın başucunda aspirin olsun?
Kalp krizleri hakkında…

Sol kol ağrısı dışında başka işaretleri de var kalp krizinin..

Yoğun ense ağrısı, kusma, terleme de daha seyrek ama gözardı edilmemesi gereken belirtilerden.

Not: Kalp krizinde göğüste illa ki ağrı olacak diye bir şey yok!!.
Uykularında kalp krizi geçiren çoğu (yaklaşık 60%) insan, bir daha uyanamadı. Yine de, yoğun göğüs ağrısı ile de uyanabilirsiniz.
Diyelim ki başınıza geldi, derhal ağzınıza iki aspirin atın bir damla su ile yutun Sonra da:
– Yakında oturan bir akraba ya da arkadaşınızı arayın.

– “kalp krizi!” deyin
– 2 aspirin aldığınızı da söyleyin .
– Mutfak ya da holden bir sandalye alıp giriş kapısına yakın bir yere oturun ve, yardımın gelmesini bekleyin.
~Sakın yere uzanmayın!!!~

Bir kalp cerrahına göre, eğer bu mesajın ulaştığı herkes, en az 10 kişiye dağıtırsa, muhtemelen bir kişinin hayatı kurtulabilir.

Ben öyle yaptım!!
Sen de PAYLAŞ, bir hayat kurtar!!!/z
Dr.TUNA DOĞAN

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Etiketler: . 1 Comment »

Bedene kırmızı ışın uygulanırsa, yorgunluk ve atalet duygusunu olduğu gibi, kronik soğuk algınlığı veya nezleleri de geçirir

994432_209885652684443_3490621315321338038_n[1]

Renkler İnsanda yedi beden veya yedi şuur seviyesi olmasına benzer şekilde, yedi şakra ve başlıca yedi ışın vardır.
kozmik enerji, ışık ışınları tarzında, şakra veya güç merkezleri tarafından bedene çekilir, omurilik boyunca dağıtılır ve bedene, bir baştan bir başa, canlılık vererek dolaşır. Herhangi bir sebeple, bu enerinin serbestçe dolaşımı engellenirse, beden gücünü yitirir ve hastalık peyda olur.

Renkle tedavi, belirli renklere olan ihtiyacın her bireyde ayrı ayrı olduğu, beden ve zihin sağlığının bedene gereksinimler doğrultusunda, dengeli bir enerji akışının sürüp gitmesine dayandığı fikirlerini temel almıştır. Bu, bedenin sağlığını koruması, hastalanmaması için ona yeniden yapmak, onarmak ve her organa durmadan yeniden hayatiyet kazandırmak kudretini vermeye yeterlidir.
Kırmızı Kozmik Işın

Fiziksel bedenimize enerji ve canlılık sağlayan ışındır. Omurganın ucundaki kök şakrası tarafından emilir. Kuyruk kemiği veya eşeylik organı merkeziyle alâkalıdır. Fiziksel bedenin, özellikle yapıcı, üretici ve onarıcı fonksiyonların hayatiyeti, doğru ve yeterli kırmızı ışın alımına bağlıdır.

Bedene kırmızı ışın uygulanırsa, bu merkez harekete geçer. Bu renk, duygulan ateşlendirip beden ısısını artırır, kan dolaşımını hızlandırır ve adrenalin salgılanmasına yol açar. Yorgunluk ve atalet duygusunu olduğu gibi, kronik soğuk algınlığı veya nezleleri de geçirir; daima genişletici bir etki yapar. Kırmızı ışınların etkisine yardımcı olmak amacıyla düzenlenmiş bir yemek rejimi, pancar, turp, siyah kiraz, mürdüm eriği, erik, ıspanak, tereotu, kuş üzümü vb. yani bileşiminde demir bulunan sebze ve meyveleri içermelidir. Şifacılar sık sık hastaya, kırmızı ışın uygulanmış sudan bardaklar dolusu içmesini önerirler. Bu, kırmızı bir ekran yardı¬mıyla güneş ışınından süzülmüş kırmızı ışını absorbe etmiş sudur. Kırmızı ışının, psikolojik olarak sinir sistemi üzerindeki etkisi her zaman güçlendirici ve yükseltici yöndedir; kişisel güven ve girişimciliği artırır, irade gücünü ve cesareti teşvik ederek, depresyon ve ataletin üstesinden gelinmesine yardımcı olur.

Anemi, inme, kan dolaşımı bozukluğu, canlılığın azaldığı veya depresyon, korku, üzüntü gibi bir halet doğuran kan hastalıklarında kırmızı ışın, teknik bir tabirle endikedir.
Turuncu Kozmik Işın
Turuncu ışın ikinci şakrayı ya da dalak merkezini kontrol eder ve bedenin toplayıcı, dağıtıcı ve dolaşımsal süreçlerine yardımcı olur. Güçlü bir kuvvet verici etkisi vardır; zihinsel ve bedensel fonksiyonları serbestleştirir, fiziksel enerji verir ve mantal yapıyı uyarır. Sıklıkla bilgelik ışını olarak adlandırılır. Fiziksel kırmızı ışın ve mantal sarı ışın arasında bulunması nedeniyle hem fiziksel canlılık, hem de zihin üzerinde etkisi vardır. Turuncu ışınların etkisine yardımcı olmaya yönelik bir rejimde portakal, mandalina, kayısı, mango, (hint kirazı), şeftali, kantulup kavunu, havuç, sarı şalgam gibi turuncu sebze ve meyvelerle turuncu ışın uygulanmış bir veya iki bardak su bulunur.

Portakal ve kırmızı renkli ışınların her ikisi de çok güçlüdür ve asla körü körüne kullanılmamaları gerekir. Her hasta biricik ve kendisine özgüdür ve ona göre muamele görmelidir.

Psikolojik yönden, turuncu ışın zihinsel bastırmaların ve çekingenliklerin giderilmesinde birebirdir, zihinsel genişlik kazanmak ve yeni fikirlere açık olmak için yardımcı olur. Akılcı yaklaşım gerektiren durumlarda, mantal seviyenin yükseltilmesi açısından büyük faydası dokunabilir. Zihinsel genişlik kazandırdığından, anlayışı ve hoşgörüyü artırır. Kırmızı ışın gibi cesaret ve yaşamla başa çıkabilme gücü verir.

Turuncu ışın, dalak merkezi tarafından emildiğinden, dalak rahatsızlık ve enfeksiyonlarının, ayrıca da böbrek hastalılarının tedavisinde kullanılabilir. Bronşit ve diğer göğüs hastalıklarına turuncu ışınla tedavi uygulanabilir. Hissî kökenli inmeler gibi, safra kesesi taşlan da turuncu ışın tedavisine hasta yönünden olumlu cevap verirler.
Sarı Kozmik Işın
Beyazdan sonra en fazla ışık veren bu ışındır. Tüm sinir sistemi için gerçekten çok önemli bir merkez olan, aynı zamanda da sindirim süreçlerini kontrol eden üçüncü şakra veya solar pleksüs tarafından emilir. Karaciğer ve bağırsak üzerinde temizleyici bir etkisi vardır. Bu yüzden, öncelikle güçlü tedavi edici tesirler gösterebildiği deri için olmak üzere tüm sistem için bir antıcı vazifesi görür. Bu, mantal bir ışındır ve zihinsel melekeleri harekete geçirir. San ışının etkisine yardımcı olacak bir yemek rejimi, esas olarak limon, muz greypfrut, ananas ve tatlı mısır gibi sarı derili meyve ve sebzeleri içerir. Renk tedavisi uygulayıcılarının bir çogu gûneşe koydukları suyu sarı bir filtre yardımıyla “yükler” (sarı ışına maruz bırakır) ve hastalarına verirler.

Psikolojik etkilerine gelince, san ışın mantıksal zihni ve muhakeme güçlerini çalıştırır. Yüksek melekeleri harekete geçirerek, kişinin kendini kontrol etmesine yardımcı olur. Sarı ve turuncuya sadece bakmak bile bizi canlandırır ve moralimizi yükseltir, çünki bedenlerimizin şiddetle arzu ettiği sevgili altın renkli güneş ışınlarım en çok andıran renkler bunlardır. San, denge ve iyimserlik sağlayarak, sizi hayata karşı uyumlu bir tavır içine sokan bir renktir.
Sinir zayıflığı (nevrasteni), deri ile ilgili sorunlar, hazımsızlık ve buna bağlı peklik şikayetleri, karaciğer rahatsızlıkları, şeker hastalığı durumlarında sarı ışın kullanımı faydalı olabilir.
Yeşil Kozmik Işın
Yeşil, doğanın, dengenin, barış ve uyumun rengidir. Şehirlerde yaşayan bizler ferahlamak, hoşnutluk duymak istediğimizde, sadece pazar günleri birkaç saat için de olsa kırlara, sayfiye yerlerine gideriz. Kırlardaki yeşilin gücümüzü yerine getireceğini, bizi teskin edeceğini içgüdüsel olarak biliriz. Bu, ısı titreşimleri şuuru ile elektrik titreşimleri şuuru arasında kalan renk tayfının ortasına düşen bölgenin belirtisidir.

..Bu ışın, kalp şakrası tarafından emilir ve kalp merkezini kontrol eder. Yeşil, mavi ve sarının bir karışımıdır ve kalp ile tansiyonun üzerinde önemli etkisi vardır. Bitkilerce üretilen klorofil, günümüzde kimyasal olarak elde edilebilmekte ve kalp faaliyetini destekleyici özelliğinden dolayı imal edilip pazarlanmaktadır. Ayrıca, bu rengin sinirler üzerinde fevkalâde bir sakinleştirici etkisi vardır. Ve modern mimarlar tarafından dizayn edilen yerleşim bölgeleri ve beton ormanlarındaki eksikliği, olasılıkla; yükselen suç ve cürüm dalgasının asıl sorumlusudur. Asit veya alkali reaksiyonu göstermeyen yeşil sebze ve meyveler, yeşil ışının etkisine yardımcı
olur.

Psikolojik bakımdan yeşil ışın, ilkbaharın gelişini hatırlatacak biçimde bir yenilenme, tazelik, zekâ ve uyanıklık, yaşama yeniden başlamışlık duygusu verir. Bu ışın, sadece fiziksel kalbi değil, fakat kalp krizine yol açan hissî problemleri ve zihinsel bastırmaları da kontrol eder. Bunlar sıklıkla verme korkusundan, olaylara karışma ve zarar görme veya incinme korkusundan kaynaklanır. Bu duygusal ve psikolojik sorunlar uzun süre devam ederse, yüksek tansiyon ve kalp krizine sebep olmaları şiddetle muhtemeldir.

Şehrin gürültü patırtısından uzaklaşarak, kırlarda veya en azından bahçenizde haşır neşir olduğunuz yeşil ışın, kalp için ve ayrıca tansiyon ve ülserler için harika bir “yapıcı, yükseltici” ve “onarıcı”dır. Baş ağrısı ve gribi hafifletmek için de kullanılabilir. Kanser, hücrelerdeki bir uyumsuzluk, dengesizlik olduğundan, ahenk ve denge kurucu olması sıfatıyla yeşil, habis hücrelerdeki çok şiddetli düzensizliğe bir karşıt güç oluşturmak, sinir sistemini (yeniden) dengeye kavuşturmak ve bedeni bütünüyle “akort etmek” için kullanılabilir.
Mavi Kozmik Işın

Bir genişletici ve canlandırıcı olan kırmızı ışının aksine mavi ışın, önceki kırmızı, turuncu, san ışınlar grubu ile olan ilişkisi dikkate alındığında, bir daraltıcı ve kısıtlayıcıdır. “Dinginlik kazandırıcı-yükseltici” bir etkisi vardır ve vücut ısısında yükselmeye yol açan enfeksiyonlu hastalıklarla mücadele etmek için vücut olaylarım yavaşlatır. Antiseptik karakteri en önemli özelliğidir. Işığı, sakinleştirici ve damar ve dokuları büzücü bir etki yapar. Mayi, gırtlak merkezinin rengidir. Şu merkez, insanın en gelişkin kendini ifade etme melekesini, kavuşmayı idare eder. Mavi ışının etkisine yardımcı bir yemek rejimi, üzüm^çoğunlukla koyu mavi renkte olan böğürtlen, mavi erik, çay üzümü gibi bütün mavi sebze ve meyvelerden ve günde maviyle “yüklenmiş” birer bardak kadar sudan oluşur.

Psikolojik bakımdan mavi ışın, özellikle sinir bozukluğuna çok yaklaşmış kişilerdeki gibi aşın uyarılma veya heyecanlanma durumlarında, zihne sükûnet ve huzur getirebilir. Dinginleştirici etkisi fazlaya da kaçabilir, öyle ki, melânkolik ya da aşın karamsar bir halet, mavi oranının aşırılığına ve bir parça “gayrete getirici” kırmızı veya turuncuya olan gereksinime işaret edebilir.

Mavi ışın, her türlü boğaz rahatsızlıktan, ateş, kızamık ve kabakulak gibi çocuk hastalıkları, birçok iltihaplanmalar, spazmlar, böcek sokmaları, kaşıntı ve baş ağrıları gibi çok çeşitli rahatsızlıktan yatıştırmak veya hafiflemek için kullanılabilir. Şoklar, uykusuzluk ve dönemsel ağrılar için de yararlıdır.

Çivit Mavisi Kozmik Işın
Çivit mavisi ışın, alnın arkasındaki, sık sık üçüncü göz ismiyle anılan şakra tarafından emilir ve dolaştırılır. Bu ışının epifiz bezini kontrol ettiği söylenir, ayrıca kan akımını mükemmel bir şekilde temizler. Turuncu ışın gibi zihnin genişlik kazanmasına yardımcı olur, onu korkulardan ve çekingenliklerden kurtarır. Çivit mavisi, koyu mavi ve az miktarda matlaştırıcı etki yapan kırmızı karışımı bir renktir.

Epifiz, insanın sinirsel, zihinsel ve psişik gizli güçleriyle ilgilidir; örneğin görme ve duyma organları çivit mavisi ışının etkisi altındadır. Belki de bu nedenle, çivit mavisi ışın güçlü bir anesteziktir (uyuşturucu) ve şuuru uyanık tuttuğu fakat ağrıya karşı tam bir duyumsuzluk sağladığı için, bu ışının kullanımı çok güvenli bir anestezi yoludur. Çivit mavisi ışının etkisine yardımcı bir yemek rejimi, mavi ışın bahsinde sayılan ve mor ışınla ilgili olarak sıralayacağımız yiyecekleri içerebilir.

Bu ışının psikolojik etkilerine gelince, bedendeki psişik akımları temizler ve ortadan kaldırır. Obsesyon ve diğer psikoz çeşitleri gibi ciddî zihinsel şikâyetler üzerinde güçlü bir etkisi vardır. Çivit mavisi ışın, korku ve zihinsel bastırmaların ciddî mantal şikâyetlere yol açtığı durumlarda, arındırıcı ve delgeleyicidir.

Çivit mavisi ışın, tedavi amacıyla her türlü göz, kulak ve burun rahatsızlığında, akciğer hastalıklarında, astım ve hazımsızlık vakalarında kullanılabilir. Sağırlık, bazen muzdarip kişinin vicdanına, içten gelen aydınlatıcı tesirlere veya sadece yakınlarının sözlerine kulak tıkanmasının bir sonucu olabilir. Bunun yerine, dikkatin yüzeysel bir biçimde kişinin kendisine yöneltilmesi söz konusudur. Elbette ki, her zaman böyle olmayabilir, fakat her halükârda çivit mavisi ışın, bütün kulak, burun, boğaz rahatsızlıklarında büyük faydaları dokunabilecek bir yardımcıdır.
Menekşe Kozmik Işın

Bu, tayfın kozmik enerji ışınları içinde en yüksek titreşime sahip olanıdır. Başın içindeki Taç şakrayı kontrol eder ve sezgisel ve ruhsal anlayışın bir merkezi olan hipofizle alakalıdır. Menekşe ışın bugün pek bol olan yıpranmış sinir sistemleri üzerinde fevkalâde teskin edici, yatıştırıcı bir etki yapar. Fakat, kullanımı tedaviye cevap alması açısından sadece, sinirli ve çok hassas yapıda olan kişilerle sınırlıdır: Sanatçılar, oyuncular ve müzisyenler… Bunlar sık sık kişilik sorunlarından dolayı sıkıntı çekerler ve onlara tekrar huzur ve dinginlik getirecek olan mor ışındır.

Kullanılabilecek yiyecek maddeleri, ışın yüklenmiş suyla, çivit mavisi ışın için önerilenler; patlıcan, mor üzüm, böğürtlen, mor lahana ve pancardır.

Psikolojik bakımdan bu ışın, ışık ışınıdır ve her türlü nevroz ve nevrotik belirtiler üzerinde harika bir tedavi edici etkisi vardır. Ruhsal, sezgisel melekelerin geliştirilmesine yardımcı olarak kullanılabilir. Meditasyona veya konsantrasyon egzersizlerine başlamadan önce, bu rengin tasavvur edilmesi yararlı olabilir veya psişik ve ruhsal melekelerin canlanmasına yardımcı olması için önünüzdeki bir masaya bu renkte küçük bir parça kumaş koyabilirsiniz.
Tedavide menekşe, bütün zihinsel rahatsızlıklarda ve sinir hastalıklarında, romatizma, çarpmadan ileri gelen sarsıntılar, tümörler ile beyin omuru menenjitinde, ayrıca böbrek ve mesane hastalıklarında kullanılabilir.

Kadim Bilgelik bize, renk isimlerinin ve her bir şakra ve ışına ait numaraların, tüm görünümlerin ardındaki En Üstün Güç’ten yayılan büyük kuvvetlerin sembolleri olduğunu öğretmektedir. Yedi ışının her biri, insanlığın geçmesi gereken büyük tekâmül basamaklarından birine tekabül etmektedir. Bütün varlık, merkezî bir noktadan çıkıp yayılan bu kozmik ışımaya tâbidir. Sadece dünyamız değil, fakat kâinatı oluşturan tüm görünebilir esîrî, astral, mantal ve ruhsal plânlar, hepsi bu aynı kozmik ışık gücüne bağımlıdır.

Yedi ışın, tekâmülün aşamalarını simgelemektedir. İlk üç ışın, kırmızı, turuncu ve sarı şimdiden geride bırakılmıştır. İnsanlık şimdi yeşil ışına karşılık gelen tekâmül dönemi içindedir, burası orta bölge ve maddeye batmışlığın en şiddetli hâllerinin yaşandığı bir dönemdir. İleriye dönük olarak, manzara daha parlaktır: İnsanlığı, daha yüksek ve uyumlu mavi ışına doğru ilerleyeceği bir gelişme dönemi beklemektedir; soma da çivit mavisi ve menekşe moru ışınların daha süptil hâllerine doğru yol alacaktır.

Bu ışınlar ve numaraları, günlük yaşantımızda bizi kuşatan büyük kuvvetlerin sembolleri olduğu gibi, her birimizin, maddî ve yaratıcı basan açısından gelişmesini sağlayabilecek potansiyelinin bir parçası olan belli yetenekleri vardır. Bunu, müzik, renk ve sayıların hayatımızdaki yerini incelemeye ayırdığımız ilerdeki bir bölümde göreceğiz.

Dr. Edwin D. Babbitt, Işık Ve Renk Yasaları isimli klasikleşmiş eserinde (1878’de yayınlandı), renkle tedavi ile ilgili yıllarca süren araştırmalarından sonra, çevresinde, ışıltılar içindeki büyük bir ışık okyanusunun ortasında anaforlar yapan renkleri görmesini sağlayan bir iç görüş melekesini nasıl geliştirdiğini anlatıyor ve bu deneyimlerin inanılmayacak lezzette olduğunu ifade ediyor. Her şey, tüm nesnelerin içine doğru, içinden ve dışına doğru anaforlar yaparak akan parlak ışın yığınlarına dönüşmekteydi. Ne türde olursa olsun tüm şifanın kaynaklandığı temel bir ruhsal kuvvet olduğu sonucuna vardı. Değişen, sadece şifa etkisini sağlayabilmek için kullandığımız kanallardır.
( Renklerle Tedavi – Mary Anderson )

2016 yılında, 9 rakamının simgelediği evrensel ve koşulsuz sevgiyi hepimizin kalplerinde bulmasını diliyorum.

disintegration-of-the-era-print-by-franziskus-pfleghart[1]

Her rakam bir pozitif etki taşır. Bu etki, rakamın potansiyelini tam olarak kullandığımızda gerçekleştirdiğimiz durumdur. Oysa bir takım zorlayıcı şartlar olmasa kendimizi değiştirmeye yönelmeyiz. O yüzden “zorlayıcı etkiler” her ne kadar önce olumsuz görünse de bizi yönlendirdiği durumlar olumludur. Yani, “1” deki tıkanmışlık hissi ya da hayal kırıklığı sayesinde yeni yollar, yeni yöntemler bulmaya çalışırız, yeni fikirlerin tohumları atılır, yeni başlangıçlar hayatımıza girer.

  • 2008–1– Pozitif kullanıldığında: Yaratıcılık, tohumların atılması; yeni başlangıçlar, kendine özgü olmak, ham enerji, Zorlayıcı etkileri: Tıkanmışlık, huzursuzluk, güvensizlik, uyuşukluk, hayal kırıklığı
  • 2009–2– Pozitif kullanıldığında: İşbirliği, denge, eşitlik, hizmet, ilahi yaşam amacı, uyum; Zorlayıcı etkileri: Aşırı özveri, ya da tam tersi yardımcı olmamak, direnç, tepkisel davranışlar, uyumsuzluk
  • 2010–3- Pozitif kullanıldığında: Yükselmiş ustaların enerjisi, ifade, duyarlılık, ilham, tutku, iletişim, cesaret, iyimserlik, neşe; Zorlayıcı etkileri: Yakınmak, eleştirmek, kuşku, ruhsal gelgitler, duygusuzluk
  • 2011–4- Pozitif kullanıldığında: Baş Meleklerin enerjisi, İstikrar, süreç, hazırlık, kararlılık, organizasyon, adanmışlık, sağlam temeller, güven; Zorlayıcı etkileri: Sabırsızlık, kafa karışıklığı, maymun iştahlılık, adapte olamamak
  • 2012–5– Pozitif kullanıldığında: Özgürlük, disiplinle gelen bağımsızlık, odaklanmak, hayat dersleri ve seçimleri, çeşitlilik, idealizm; Zorlayıcı etkileri: Bağımlılık ve bağımsızlık arasında gidip gelmek, dağınık ve düzensiz düşünce ve yaklaşımlar, blöfler, güvenilmezlik
  • 2013–6– Pozitif kullanıldığında: Büyük resim, koşulsuz sevgi, başkalarını olduğu gibi kabul etmek, bağışlamak, mükemmeliyetçi olmadan mükemmellik, insancıllık, adalet, şifa, çözüm arayışı ve çözüm getirmek, büyümek; Zorlayıcı etkileri: Aşırı eleştiri, yargı ve önyargı, ayrıntılarda kaybolmak, bencillik
  • 2014–7– Pozitif kullanıldığında: Ruhani uyanış, farkındalık, güven, açıklık, iç sesini dinlemek, iç bilgelik, simya, bilgi arayışı, anlayışın yükselmesi; Zorlayıcı etkileri: Paranoya, endişe ve ihanet beklentisi, güvensizlik, depresyon, kavgacılık
  • 2015–8– Pozitif kullanıldığında: Bolluk, güç, paylaşmak, özgüven, dürüstlük, yeteneklerin kullanılması; Zorlayıcı etkileri: Para, güç, hâkimiyet korkusuna rağmen bu konuları saplantı haline getirmek, kendini baltalamak, açgözlülük, baskı uygulamak

Her adımda hep beraber öğreniyoruz, gelişiyoruz, değişiyoruz. Bu döngünün sonundaki 9 senesine detaylı bir şekilde bakalım şimdi:

Number 99 rakamı Evrensel Sevginin, inancın, insanlığa hizmetin, evrensel yasaların, ruhani aydınlanmanın ve uyanışın rakamıdır. Olumlu örnek olarak yaşadığımız, doğal liderlik yaptığımız, olaylara bakış açısının olabildiğince yüksekten gerçekleştiği, ruhumuzun güvenle serpildiği, sezgilerin güçlü bir karakter eşliğinde kullanıldığı dönemleri simgeler.

9 senesi bütüne ulaşma, tamamlanma senesidir. “Sonun başlangıcını” işaret eder. 9, büyük değişiklikler senesidir ama bunu 9 senesini yaşarken fark etmeyebilirsiniz. Bu sene, son döngüde ektiklerinizin hasadını yaptığınız, bağışlandığınız ya da bağışladığınız, eski hesapların kapandığı bir yıl olabilir. Bütün deneyimleriniz, öğrendikleriniz, geliştirdiğiniz yeni alışkanlıklar, yeni davranış kalıpları ve yetenekleriniz bu yıl işleme girebilir. 9 senesinde çok güçlü bir insancıl anlayış, insanlığın bütününe olan bir sorumluluk duygusu, hoşgörü ortaya çıkabilir.

Küresel bakış açısıyla, 9 senesi değişimi sevmeyenlere oldukça rahatsızlık verici gelebilir. Eskiden popüler olan konular, kişiler, durumlar artık kolektifin ilgisini çekmediğinde, onların yerine yepyeni ilgiler ortaya çıktığında huzursuzluk yaşanabilir. Eğer severek ve isteyerek geçmişi geçmişte bırakmak taraftarı değilseniz, sizi buna iten sıkıcı durumlar ortaya çıkacaktır. Eski düzeni sevenler, muhafazakârlar, eski kalıplara bağlı kalmakta ısrar edenler bu yıl fikirlerini değiştirmek için defalarca zorlanacaklar.

Global platformda, ülkeler, toplumlar, endüstriler, kurumlar eskiyi tamamen bırakıp çok farklı ve yeni yönlere gidebilirler.

Bir başka 9 senesi olan ve 2016’nın Satürn-Neptün Kare açısının tohumlarını bırakan Satürn-Neptün birleşmesinin yaşandığı 1989 senesine bakarsak, belki söylemek istediklerimi daha iyi anlatabilirim.

1989 da Doğu-Batı blokları kutuplaşmasının sonu geldi, Polonya Doğu blokundan kopmayı ve serbest ekonomiye geçişi onayladı, Romanya bir isyanla Çavuşesku diktatörlüğünü sona erdirdi, Çekoslovakya komünist rejimi tanımadığını ilan etti, Macaristan bunu takip etti, Estonya, Litvanya ve Latviya Sovyet işgalini sona erdirmek üzere 600kmlik insan zinciri oluşturdular, Çin Tiannamen meydanı protestoları Çin’in insan hakları konusunda yavaş ama önemli değişikliklere gitmesine yol açtı, Şili ve Brezilya onlarca yıl sonra ilk özgür seçimlerini yaptılar, Berlin duvarı halk tarafından yıkıldı, Sovyetler Afganistan’dan çekildi, dünya çapında internet hizmeti için ilk planlar yapılıp sunuldu, Nintendo ilk Gameboy’u piyasaya sürdü… Arkadaşlar, 1989 Neptün-Satürn etkisiyle de öyle önemli bir seneydi ki buraya yazmaya sığmıyor. İsterseniz, siz de internette bir tarama yapın ve benim sadece birkaç önemli olayına dokunabildiğim bu 9 senesine bir bakın. Özgürlük, demokrasi ve eşit haklar konusunda ne kadar çok ilerleme kaydedildiğini göreceksiniz.

1989 da bitirilen eski döngüler ve bir anlamda bununla başlayan yeni döngüler sayesinde şu anda çok farklı bir dünyada yaşıyoruz. İnternetin olmadığı, iletişimin kısıtlı olduğu bir hayat düşünemiyoruz bile. Seyahat özgürlüğü sayesinde onlarca yıl ayrı kaldığımız eski Sovyet ve Doğu Bloku ülkelerine gidip geliyoruz, Çince öğrenmeye çalışıyoruz, bütün bu insanlarla ticaret, sanat, kültür ve sevgi alışverişi yaparken aramızda bir fark olmadığını, hepimizin bir bütünün parçası olduğunu görüyoruz ve hissediyoruz. Bu, tam potansiyeli ile yaşanmış bir 9 senesi etkisidir! Aradan geçen yıllar bu etkiyi azaltmamış, aksine güçlendirmiştir.

Şimdiye kadar herhangi bir senenin numerolojisi hakkında çok yazmadım. Ancak sezgilerim bana, 2016’nın 1989 kadar önemli olacağını söylüyor ve o yüzden bu senenin değeri üzerinde özellikle duruyorum. Belki bu sefer değişim yöntemleri farklı olabilir ama etkisinin 1989 kadar geniş ve evrensel olma potansiyeli taşıdığı bir gerçek.

Aradan 26 yıl geçti, ’89 doğumlular birer yetişkin oldular ve kendi “9” yıllarına da girmek üzereler. O dönemin tohumlarını ise genlerinde taşıyorlar. Bu kuşağa özellikle dikkat etmenizi de öneririm. Satürn-Neptün birleşmesinin etkisi altında doğan bu çok özel ruhlar, tam potansiyelleriyle yaşadıklarında, hem tabiatın sırlarını, onun bize ilettiği bilgileri çözümleyecekler, bu bilgileri teknolojiyle sentezleyecekler, hem de bedenlerimizle bilincimizi bağlantıya geçirerek hayatımızı yepyeni prensiplerle yaşamamız konusunda bize öğretmenlik yapacaklar. 2016 da bu kuşağın ışığının hepimizi aydınlatmasını umuyorum. Ama bütün iş, bütün sorumluluk onların değil tabii. Burada sorumluluk hepimizin.

9 senesi bir dönemin bitişini de gösterdiğinden, arınma senesidir. Genel olarak beslenmenizde, yaşadığınız ortamda, sosyal bağlantılarınızda ve ilişkilerinizde bir arınma ihtiyacı hissedebilirsiniz. Şişkinlik yapan, fazlalık olduğunu hissettiğiniz, ihtiyacınız olmayan her şeyi elemenizi öneririm. Evlerinizdeki okunmayan kitaplardan, kullanmadığınız her türlü alete ve artık size hitap etmeyen geleneklere kadar… Bu konuda size Başak’taki Ayın Kuzey Düğümü ve Jüpiter de yardımcı olacaktır.

Bu sene olgunluğumuzun keyfini çıkaralım. Birliktelik Bilincini gündelik hayatımıza uygulamamız, iç bilgeliğimizle hareket etmemiz, bütün bunların sadece sözde kalmayıp hareketlerinize de yansıması 2016’yı her birimiz ve kolektif için harika bir yıl haline getirebilir.

Evet, son 8 yılınıza bir bakın, bir de bulunduğunuz andaki kendinize bakın. Öğrendiklerimizi sergileme, ektiğimizi biçme zamanı şimdi! 2016’da huzur ve uyumu hayatımızın her köşesinde yaratabiliriz. Bu iki varoluş niteliği bu sene ve ilerideki yıllardaki mutluluğumuz için vazgeçilmez hale geliyor.

2016 yılında, 9 rakamının simgelediği evrensel ve koşulsuz sevgiyi hepimizin kalplerinde bulmasını diliyorum.

©Mor Alev 2015

Kurban kimliğine bürünüp kurban rolü oynamak

111521-3-4-2b397[1]

 

Kurban rolü, keyifli bir roldür. Bu rolü oynadıkça içinizde, daha çok oynama isteği duyarsınız. Bu rolü oynayarak; hayatınızın, eylemlerinizin ve seçimlerinizin sorumluluğunu üstünüze almazsınız. Bu durumda olmanıza, hep insanlar sebep olur ve böyle kötü şeyler hep sizin başınıza gelir…

Yaşadığımız anda endişesiz, pozitif, hayata karşı meraklı kalırsak yaşadığımız anı yüceltmiş oluruz. İçsel olarak geliştikçe ve kendimizi pozitif yönde değiştirdikçe, dış dünyamız da olumlu şekilde değişecektir.

Bizi gerçekten hataya düşüren şey, yanlış seçimler yapmaktan çok kurban rolünü oynamaktır. Böyle bir bakış açısı, kendimizi merkezimizden uzaklaştırarak, bizi düşük bir enerji frekansına çeker. ‘Kurban’ olduğumuzu düşündükçe, bir süre sonra “Neden ben?” diyeceğimiz daha fazla olumsuz insanı ya da olayı hayatımızda buluruz. Hatalarımızda, üzüntülerimizde ve hayal kırıklıklarımızda kurban rolünü oynamak yerine ilerlememizi engelleyen tüm düşüncelerimize, alışkanlıklarımıza ve inançlarımıza bir son vermeliyiz.

Bizi kurban rolünden uzaklaştırıp mutluluğa yaklaştıracak olan seçim, hayata karşı açık olmaktır. Hayata karşı açık olduğumuzda insanlara, olaylara veya dünyaya direnmek yerine yaşamla “bir” oluruz ve yaşamla uyum içinde, anda akarız. Şikâyet etmek bir anlamda, olana direnmek ve olanı kabul etmemektir. Yakınmak, düşük frekanslı bir düşünce şeklidir. Hayattan ya da yaşadıklarınızdan şikâyet ettikçe, kendimizi kurban rolüne daha çok açarız. Hiçbir eylemde bulunmadan sadece yakınmak, kurban rolünün en tipik davranışıdır. Bir şeylerden sürekli şikâyet ederek, enerjimizi düşürmek yerine ya var olan mevcut durumumuzu değiştirmek için bir şeyler yapmalıyız ya da hiçbir şey yapamıyorsak durumumuzu olduğu gibi kabullenip, olana direnç göstermemeliyiz.

Kurban rolü, keyifli bir roldür. Bu rolü oynadıkça içinizde, daha çok oynama isteği duyarsınız. Bu rolü oynayarak; hayatınızın, eylemlerinizin ve seçimlerinizin sorumluluğunu üstünüze almazsınız. Bu durumda olmanıza, hep insanlar sebep olur ve böyle kötü şeyler hep sizin başınıza gelir…

Bu yolculuğa öğrenmediğimiz şeyleri öğrenmek, derslerimizi almak ve gelişmek için çıktık. Yaşamda yolculuk ederken öğrenmemiz gereken şey bağışlamaksa; kusursuz planların kusursuz tasarımcısı evren, bunun için karşımıza en uygun kişiyi çıkarır. Örneğin bize ihanet edecek birisini… Biz bu kişi tarafından ihanete uğradığımızda, bundan nasıl bir ders almamız gerektiğinin farkına varmayıp; tüm suçun o kişide olduğunu, bu durumun bizimle hiç ilgisi olmadığını düşünürsek -yani kurban rolünü oynarsak- buna benzer kişi ve olayları hayatımıza çekmeye devam ederiz; ta ki o dersi öğrenip, o dersten geçene kadar… Öğrenmemiz gereken dersi öğrenmemeye ne kadar direnirsek, yaşayacağımız olaylar giderek daha zor ve daha acı bir hal almaya başlar. Yaşamımızdaki sonuçları beğenmiyorsak, kendi yaşamımızın sorumluluğunun sadece bizde olduğunu kabul edip, kendimiz için istediğimiz sonuçlara en uygun senaryoyu baştan yazmalıyız. Davranışlarımız ve düşüncelerimiz değiştiği zaman, bir olay hakkında artık eski tepkileri vermediğimiz ve eskisi gibi düşünmediğimiz zaman bir dersi öğrenmiş oluruz. 

Zor Durumlarda Ne Yapmalıyız ve Nasıl Düşünmeliyiz?

Sizin için kötü olan bir durumun içinde bulunduğunuzda ve kendinizi kötü hissettiğinizde kendinizi o an, o olayın dışındaymışsınız gibi düşünmeniz durumunuzla ilgili daha sağlıklı kararlar almanızı sağlayacaktır. Böylelikle, olayları daha objektif olarak değerlendirebilirsiniz.

Daha dengede kalabilmek ve sağlıklı çıkarımlarda bulunabilmek için kendimize şu soruları sorabiliriz;

  • Ben bu olaydan nasıl bir ders çıkarabilirim?
  • Bu durumun bana vermek istediği mesaj nedir?
  • Bu olayı neden yaşamış olabilirim?
  • Yaşadığım bu olayda nasıl davranırsam, benim faydama olacaktır?
  • Eğer bu olay sonucunda öfkelenirsem ve çok üzülürsem bunun bana bir faydası olacak mıdır?
  • Üzülmeye devam etmemin bu sorunu aşmada ve kendimi iyi hissetmemde bana bir yararı dokunacak mıdır?

Burada amaç sorunlarımızı görmezden gelmek değil, olaya doğru bir ruh haliyle yaklaşarak; yaşamımız için faydalı bir çözüm yaratabilecek bir bakış açısı geliştirebilmektir. Kontrol edemedikleri ve sonucu değiştiremeyecekleri negatif duygulara odaklanan insanlar, güçsüzleşirler. Sağlıklı bir ruh hali ve bakış açısı içinde, kendimiz için daha faydalı çözümler üretebiliriz. Gerçek bir çözüm için soruna değil, çözüm yollarına odaklanmalıyız. İçinizde mutsuzluk hissi varsa, o duygunuzu yadsımayın. Onu gönderebilmeniz için önce onun varlığını kabul etmeniz gerekir. Ancak, kendiniz için “mutsuzum” ifadesini de kullanmayın. Böyle yaparsanız, mutsuzluğu kendinizle özdeşleştirmiş ve onu bir anlamda kişiliğinizin bir parçası haline getirmiş olursunuz. ‘Mutsuzum’ demek yerine şöyle söyleyin; “İçimde bir mutsuzluk duygusu var…” Mutsuzluğumuzun asıl nedeni yaşadığımız olay, sözler ya da durumumuz değil; durumumuzla ilgili değerlendirmelerimizdir. Bu yüzden düşüncelerimizin farkında olmak ve düşüncelerimize hakim olmak önemlidir. Kendinizi düşünceleriniz ya da duygularınızla tanımlamak yerine, düşüncelerinizi her zaman gözlemleyin ve onların farkında olun. Düşüncelerinizin size ve yaşamınıza hükmetmesine izin vermeyin. Bilinçsizlik, sizin gelişiminizi engelleyen en önemli sorundur.

Bağışlayıcı olduğunuzda ve bağışladığınızda kurban kimliğiniz yok olur ve gerçek gücünüz ortaya çıkar. Böylece yağmuru, soğuğu, insanları, karanlığı suçlamazsınız. Bütün durumların geçici olduğunu idrak ettiğinizde, kendinizi durumlarla daha az bağlarsınız ve böylelikle dengede kalırsınız. “Her şey gibi bu da değişecek” diye düşünmeniz, sizi olaylardan bağımsız kılacaktır. Bir duruma duygusal tepki vermek yerine ‘olanla’ bir olduğunuzda çözüm kapısı kendiliğinden açılmış olur. Her şeyin ‘olduğu gibi’ olduğunu kabul edin ve hiçbir konuda “olumlu” ya da “olumsuz” diye bir yargıda bulunmayın. Hayatınızın yargıcı olmak yerine, hayata dair yargısız bir gözlemci olun. Bu farkındalık düzeyi, hayatınızı daha güzel yaşamanızı sağlayacaktır. Bazı olaylar dışarıdan çok olumsuz gibi gözükebilir ama bir zaman sonra hayatınızda daha önceden açılmış olan o boşluğa yeni ve güzel bir şeyin geldiğini görürsünüz. Bilinmeyene karşı önyargısız ve yargısız kalabildiğinizde, şimdi ve gelecek için endişelenmeyi bıraktığınızda; istemediğiniz durumlar yerine, hayatınıza güzel olasılıkları çekebilirsiniz.

Figen Karaaslan

kaynak: indigo dergisi

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Geçmişe sevgiyle hoşça kal diyor yeniye kucak açıyorum…

66463_968592459890754_2349868851368102849_n[1]

Geçmişe sevgiyle hoşça kal diyor yeniye kucak açıyorum…

GÜÇLÜ KADIN OLMA BATHSHEBA !

11855858_757827430994813_8234655331219299002_n[1]

 

Batsheba güçlü kadın olma , kadınlardan dinlediğin hikayelerdeki erkeklerden nefret ederken sen , erkek gibi kız olmaya özenme

– Peki kralim , ev temizleyerek, çamaşır yıkayarak, evde oturarak mi kadin olayım

– Hayır Bathsheba !
Bunların karşılığinda eşinin seni çok seveceğine ınanma ! içinde sevgiye muhtac bir kız çocuğu olduğunu unutma

– Peki kralim bu kiz cocugunu unutmazsam babamin oksamadigi kafami oksayacak , gogsune yatip cocuksu hayallerimi anlatacagim bir kocam mi olacak yada filmlerdeki gibi birbirine agaclarin arkasindan ce diyen sevgililer gibi mi olacağız !

– Hayır Bathsheba …

– Ya ne yapacağım kralim .. Kadın olmak uğruna leoparli giysilerle Ahu Tuğba pozları mi vereceğim

– Hayır bathsheba ruhunu kadın yapmadan dışını kadın yapamazsın

– Ya ne yapacağım kralim ! – Sadece güçlü ve sert olma ! “Esine karşı ne kadar sert isen o kadar çok kırılırsın ve ne kadar güçlü isen o kadar çok acı çekersin. Güçlü olmak onun rolü, hırsızlık yaparsan seni sevmez

– Peki kralim o gücünü gösterirken ben zayıf mi olayim ..
– Hayır bathsheba ..

Bilebilirsen eğer,

Sana kimsenin kadın nasıl olunur öğretmediği gibi ona da erkek nasıl olunurun bir kadinla yatmak olarak öğretildigini ..

Fark edebilirsen eğer,

Onun da çocuklugünün zor olduğunu, erkek olmanın ağırlığını taşımaktan yoruldugünü bile soyleyemedigini ..
Onca yarisin icinde seninle yarışmak zorunda kalmaktan ne cok yoruldugunu

Duyabilirsen eğer,

Sende bir kadın bulamamanın erkeksi sessiz çığlıklarını,

Yapabilirsen eğer,

Eleştirmesen, yargılamasan değiştirmeye uğraşmasan, Hükmetmeye çalışarak onu aciz hissettirmesen . Her kirildigindan “Erkeklikte başarısızsın” .. mesajını vermesen..

Hak verebilirsen eğer,

Ona patronluk ya da annelik etmekten ziyade öncelikle bir kadın olmanı istemesine…

Affedebilirsen eğer,

İçinde öfke biriktirmeden , gözlerinden nefret sızmadan , gururunun yerine bağışlamayi koyabilirsen..

İtiraf edebilirsen eğer,

Kadın olmayi nasil becerecegini bilmediğini, onun yardımına ihtiyacın olduğunu…

Bilebilirsen eğer ,
Gerçek gücünün yumuşaklığında oldugunu , Onun senin gülen yüzüne, neşene, çocuksuluğuna ihtiyacı olduğunu… Onun ağırlığının senin nesende hafifleyeceğini…

Seçebilirsen eğer…

Ne özgürlükçü ne de gelenekçi olmaktan öte mutlu bir kadin olmayı .. Ve diyebilirsen eğer ,
Senin kadar gucsuzum bende sensiz ayaklarımın üzerinde durabilirim ama kalbimin ağırlığıni taşıyabilmek için sana ihtiyacım var, tut elimden bırakma beni … işte bunu duyan tüm adamlar kral olur .. _ Ya kral çıplak ise Kralim ! – Olsun Bathshebam sen yine de prenses gibi yaşarsın !!!

Kaynak: Psikocity- Pito Baran

Sıkıntılarımızın her biri bir adımdır

16815_817329811663713_1764449971988157528_n[1]

MUTLAKA OKUYUN..

Bir gün, bir çiftçinin eşeği kuyuya düşer.
Adam ne yapacağını düşünürken, hayvan saatlerce anırır.
En sonunda çiftçi, hayvanın yaşlı olduğunu v.e kuyunun da zaten kapanması gerektiğini düşünür ve eşeği çıkartmaya değmeyeceğine kararverir.

Bütün komşularını yardıma çağırır. Her biri birer kürek alarak kuyuya toprak atmaya başlarlar. Eşek neolduğunu fark edince, önce daha beter bağırmaya başlar. Sonra, herkesin şaşkınlığına, sesini keser.Birkaç kürek toprak daha attıktan sonra, çiftçi kuyuya bakar. Gözlerine inanamaz. Eşek, sırtına düşen her kürek toprakla müthiş bir şey yapmakta, toprağı aşağıya silke leyerek yukarı çıkmasına basamak hazırlamaktadır.

Bir süre sonra, komşular toprak atmaya devam edince, herkesin şaşkınlığı altında eşek, kuyunun kenarından dışarı bir adım atıp, koşarak uzaklaşır!
Hayat üzerinize hep toprak atacaktır; her türlü pislik ile.Kuyudan çıkmanın sırrı, bu pisliği silkeleyip bir adım yükselmektir.

Sıkıntılarımızın her biri bir adımdır. En derin kuyulardan bile yılmayarak, usanmayarak çıkabiliriz.Silkelenin ve biraz daha yukarı çıkın.
Mutluluğun 5 basit kuralını unutmayınız:

1. Kalbinizi nefretten arındır ın – Affedin.
2. Düşüncelerinizi endişelerinizden arındırın – Çoğu zaten hiç gerçekleşmez.
3. Basit yaşayın ve elinizdekilerin kıymetini bilin.
4. Daha çok verin.
5. Daha az bekleyin..

BEYİN SAĞ VE SOL LOB’UMUZUN ÖZELLİKLERİ VE ALGI

o-mandala-900[1]
İki ayrı algı bulunmaktadır .birincisi beyin sol lobunun özelligi olan ve Özgür İradeyi oluşturan EGO merkezli FİZİKSEL ALGI . fiziksel algı hızlı ve düşük BETA frekansta ortaya çıkar .
İkincisi ise beyin sağ lobumuzun özelliği olan , İlahi iradeye geçişi saglayan Birlik bilinci özellikli RUHSAL ALGI’DIR. Ruhsal algı daha yavaş frekans olan ALFA Frekansta ortaya çıkar.
Beyin sağ lobu yeterince aktive edilmedigi zaman Beyin sol lobu ile ruhsallığı algılamak ve bilinç halini yaşamak imkansızlık seviyesinde ,oldukça zordur .

O yüzden 27 şubatta beynin sağ lobunu çalıştıran mandala eğitimime mutlaka katılın. Kayıt için facebook sayfamdan bana ulaşabilirsiniz…

Anette İnselberg

Sarılmanın Gücü…

10177357_763094743835330_8445737201900439152_n[1]

Bağışıklık Sistemini Geliştirir

Sabrımızı Arttırır

Stres ve Endişeye Karşı Birebirdir

Özellikle Çocuklarda Özgüveni Geliştirir

Motivasyon ve İyi Hislerin Kaynağı Olan Dopamin Salgılar

Acılı Ve Stresliyken Bize Yardım Eder

Bize Mutluluk Veren Oksitoksin Salgılatır

Bi şey Söylemeden Bir Çok Duyguyu Gösterir

Sinir Sistemini Dengeler

Sevgi Ve Desteğin Dev Bir Göstergesidir

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Etiketler: . Leave a Comment »

ÇİMENLER YAYILMADAN

10348206_1168919889792645_2289200338766827987_n[1]

İyi düşünün…
Bu yılınızı iyi geçirdiniz mi?
Sağlıklı olduğunuz için hiç sevindiniz mi?
Bu yıl, hiç gün ışığı ile uyandınız mı?
Kaç kez güneşin doğuşunu izlediniz?
Bir neden yokken, kaç kişiye hediye aldınız?
Kaç sabah, yolda bir kediyi okşadınız?
Bu yıl, yeni doğmuş bir bebek parmağınızı sıkıca tuttu mu hiç?
Ve siz onu hiç kokladınız mı?
Yaz gecelerinde ne çok yıldız olduğuna hiç şaşırdınız mı?
Kendinize bu yıl kaç oyuncak aldınız?
Kaç kez gözlerinizden yaş gelene kadar güldünüz?
Yaşlı bir ağaca sarıldınız mı bu yıl?
Çimlere uzandığınız oldu mu?
Çocukluğunuzdan kalan bir şarkıyı söylediniz mi hiç?
Hiç taş kaydırdınız mı bu yıl?
Kaç kez kuşlara yem attınız?
Bir çiçeği dalındayken kokladınız mı?
Bu yıl kaç kez gökkuşağı gördünüz?
Ya da hediye alan bir çocuğun gözlerindeki ışığı?
Kaç kez mektup aldınız bu yıl?
Eski bir dostunuzu aradınız mı hiç?
Kimseyle barıştınız mı bu yıl?
Aslında mutlu olduğunuzu kaç kez fark ettiniz bu yıl?
İyi bir yılın, bunlar gibi birçok ‘‘küçük şey’’ e bağlı olduğunu,
Hiç düşündünüz mü bu yıl?

Yayılın çimenlerin üzerine…
Acele edin!
Er ya da geç,
Çimenler yayılacak üzerinize…

JACQUES PREVERT

Kaynak: Charlotte Gabay’ın Facebook Sayfası

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Etiketler: . Leave a Comment »

YAŞAMINIZ İÇİN 9 ŞEYE ZAMAN AYIRIN..!

10393816_763140373830767_1746716192027148668_n[1]

İş hayatında insanlar her zaman iş yoğunluğundan dolayı kendilerine zaman ayıramadıkları ile ilgili şikayetlerde bulunurlar. İnsan oğlunda en büyük sorunda aslına bakarsanız budur. Herşey için bir mazeret ve şikayetimiz ne yazık ki bulunmaktadır. Ancak dikkat edecek olursak bu sorunların hepsini ve özellikle hayatımızı düzenlemek tamamıyla bizim elimizdedir.

Unutmayınki siz istemediğiniz sürece kimse size birşey yaptıramaz. Siz isterseniz herşeyi yapabilirsiniz. Gücünüze inanın ve neler yapabileceğinizin farkında olun. Farkında olmak öncelikle kendinizi planlamaktan geçecektir. Plan yaparken kendinizdeki cevheri ortaya koyup bir kurallar dizini oluşturun.

Eğer hayatınızı düzenlemek ve belli bir sistem içerisinde yaşamınızı sürdürmek istiyorsanız aşağıdaki maddeler sizler için faydalı olacaktır.

1. Çalışmak için zaman ayırın (Başarının bedelidir.);

Çalışmak aslına bakarsanız amaç değil bir araçtır. Birçok insan çalışmak için hayatlarının tamamını ayırırlar. Bu onların hırslarından ve başarma hırslarından kaynaklanır. Ancak çalışmak için ayırdığınız süre sizin yaşamınızda yapmak isteyipte yapamadığınız birçok şeyin olmasına neden olur. Bu nedenle çalışmaya ayırmış olduğunuz süreyi aşmayın ve bu süreç dışında kalan kısmı iş ile geçirmeyin.Bu sizi hem motive eder, hem hayata bağlar ve hemde yapmış olduğunuz işte daha başarılı ve verimli olmanızı sağlar.

2. Düşünmek için zaman ayırın ( Kudret ve Kuvvetin kaynağıdır.);

Hepimizin bildiği gibi insanları diğer varlıklardan en büyük ayıran özelliği düşümesidir. Düşününki farkınız olsun. İş hayatım boyunca dikkat ettiğim en büyük konulardan biri çalışan insanların hep yöneticilerin emrinde “sen şunu yap, sen bunu yap” mantığıyla idare edilmeye çalışılmalarıdır. Aslına bakarsanız toplumumuzda iş sektöründe gelişemeyen ve aynı yerde sayan, hatta gerileyen firmalardaki en büyük eksiklik çalışanlara düşünebilme yetisinden ziyader emir alma yetisini geliştirmeleridir. Eğer düşünemiyorsanız yaşamanızın anlamı yoktur. Düşünmek, üretmek demektir. Düşünmezseniz üretemezsiniz. Üretemezseniz aynı yerde sayarsınız. Ancak unutulmamalıdır ki düşünen ve üreten insanalar sizin aynı yerde kalmanızdan faydalanırlar. Bunu engellemek ve üretkenliği arttırmak için belli bir sürenizi düşünmeye ayırmayı unutmayın. Örneğin yapılan incelemelerde elde edilen bir sonuca baktığınızda; çalışan insanların kahve ve mola saatlerinde birbirleriyle iletişime geçme oranlarının daha fazla olduğu ve bu süreler içerisinde fikir üretme kapasitelerinin çok daha yüksek olduğundan dolayı kurumsal birçok firmanın şirket içerisindeki kahve makinesi sayısını ve sınırlı olan süreleri ortadan kaldırdıklarını göreceksiniz.

3. Eğlenmek için zaman ayırın (Genç kalmanın sırrıdır.)

Eğlenmek gerçekten insanların yaşantıları içerisinde ciddi bir yere sahip olması gereken bir konudur. Çünkü insanlar yaşam şartları dahilinde ciddi oranda stres içerisinde kalırlar. İnsan vücudu eğlenmeye ve gülmeye ayırdığı sürelerde stresten uzaklaşır ve yaşamın yıpratıcı etkilerini minimize ederler. Bunun sebebi, insan vücudu eğlendiği ve güldüğü süre içerisinde beyine endorfin denilen bir salgı salgılar. Endorfin vücuttaki rahatlama ve mutluluk seviyesini yükseltir ve buda insan vücudundaki stres etkilerini minimize eder. Buda vücudunuzun genç ve zinde kalmasını sağlar.

4. Okumak için zaman ayırın (Bilginin kaynağıdır.)

Hayatın en büyük gereklerinden biride okumaktır. Çünkü okumak insalara farklı deneyimlere ve bilgilere sahip insanlar hakkında onların deneyimlerle doğan bilgilerini anlama ve algılama imkanı tanır. Şöyle bir düşünün; örneğin ben Ankara’da yaşıyorum. Ankara’da tanışabileceğiniz sizin işinizle ilgili size bilgilerini aktarabilecek veya buna zamanı olan kaç kişi var? Birde günümüz çağında internet ortamı dahil birçok kaynaktan okuyarak ulaşabileceğiniz kaç ülkeden, kaç şehirden, kaç insan var? Bunları bir düşünün. Size en büyük kaynak okumaktan geçiyor öyle değil mi? Çünkü sınırı olmayan bir kaynak. Kendinizi geliştirme, başkalarının deneyimlerinden faydalanma ve kişisel bilgi seviyenizi arttırmak konusundan size en büyük katkısı olacak kaynaktır. Bilgi ulaşılması ve araştırılması gereken bir olgudur bunu unutmayın.

5. Başkalarına ve Arkadaşlarınıza zaman ayırın (Mutluluğun kaynağıdır.)

Mutlulukkkk!… Sanırım en büyük sorunlarımızdan birinin çözümlerinden biride budur. Bu konuda çok şey söylenebilir. Ancak kanımca bilinmesi gereken en önemli şey paylaşımınızı en üst seviyeye çıkarmak için yapabileceğiniz en kolay şey arkadaşlarınızla ve başkalarıyla geçireceğiniz zamandır. Aslına bakarsanız insanlarla etkileşim için zaman ayırmak bilgi alma ve fikir geliştirmenize katkıda bulunacaktır.

6. Sevmek için zaman ayırın (Hayatın en büyük güzelliklerinden biridir.)

Hepimizin katılacağı gibi sevmek ve sevilmek hayatın temelidir. Sevdiklerinize değer verdiğiniz kadar değer görürsünüz. Sevdiğiniz ve sevildiğiniz sürece hayata bağlanma arzunuz artacaktır. tüm hayatınız boyunca size katkıda bulunacak olan bu duyguyu doya doya yaşamayı ve bunun için zaman ayırmayı bilin.

7. Hayal kurmak için zaman ayırın (Ruhunuz motive olur.)

Hayal kurmak üretken liderlerin en büyük silahıdır. Hayalleri olmayan liderler yapmış oldukları planlarda başarılı olma gücüne sahip olamazlar. Hayalleriniz size hedeflerinize ulaşma gücü verir. Hayal edemediğiniz sürece size ait hedefleriniz olmayacaktır. Hayalleri olmayan liderler geleceği göremezler. Düşünün geçmişte birçok lider hayalleri sayesinde amaçlarına ulaşmışlardır. Çünkü geleceği görmenin ve ileri görüşlülüğün oluşumunu sağlayan en büyük faktör hayal sahibi olmaktır.

8. Gülmek için zaman ayırın (Hayatın Yükünü hafifleten bir sihirdir.)

Psikologların ve doktorların en çok üzerisinde durduğu konulardan biride gülmektir. Gülmek insan kimyasını en büyük etkileyen unsurdur. Hem sizi, hemde birlikte güldüğünüz insanları motive eden faktördür. Gerçek Liderlerin en büyük gücü buradan gelir. Çünkü gülmek insanların üzerisinde pozitif etki yapar. Pozitif bakış açısı çalışanlarınız ve sizin için üretkenlik sağlar ve motivasyon gücünü arttırır. Motive olmuş olan çalışanlar başarıyı getirir. Çünkü çalıştığı ortamda mutlu olan insanlar üretkenlik güçlerini maksimizer ederler ve inançları artar.

9. Plan yapmak için zaman ayırın (İlk 8 şeyi yapabilmek için gereken zamanı size sağlayacak sırdır.)

Plan hayatın bir parçasıdır. Anlatmış konuların hepsinde bir plana sahip olmalısınızki bunları yapabilesiniz. Planı olmayanlar düzensiz bir hayata sahip olurlar. Günü yaşarlar ve yıllar sonra bile bulundukları yer aynı yer olacaktır. Hatta büyük bir çoğunluğu hayatın baskısı içerisinde yok olup giderler.

Unutmayın ki hayatta sizin kadar değerli olan bir unsur yok. Kendinize yaptığınız yatırım en büyük yatırımdır. Yukarıdaki bahsini yaptığım konular gerçek bir liderin yapması gerekenler olduğu gibi her insanın hayatı için zaman ayırması gereken konulardır. Geçen zaman geriye gelmez. Bu yüzden zamanınızı iyi değerlendirin..

Asil Kockavak

Allah sana kötülük yapanın cezasını verirken bazen senin görmeni istemez

10930078_394255210736514_745466845693193554_n[1]

Allah sana kötülük yapanın cezasını verirken bazen senin görmeni istemez. İnsansın sonuçta egona yenilip oh olsun dersin de içine fitne eklenir diye. Uzakta sen görmeden halleder. Bazen de süreci uzatır, sana unutturur; ona ise yıllar sonra toplu bir ceza verir. Kimin, neyi, ne kadar hak ettiğini sen bilemezsin. Bilme ki düşman gibi pusuda bekleme! Sen sadece iyi insan olma mücadeleni arttır…

Yeni Yıla Girerken Nar Kırmak Dışında Uğur Getireceğine İnanılan 9 Davranış

Yeni yıl; yeni umutlar, yeni hayaller, gerçekleşmeyi bekleyen planlar ve içine girmeyi bekleyen bikinilerle doludur. Bir laf vardır ya hani “Yeni yıla nasıl girersek öyle geçer” çok doğru aslında.

Bununla ilgili gördüğümüz duyduğumuz birçok ritüel var aslında. Aralarında en bilineni ise gece tam 12’de evin kapısında nar kırmaktır. Masada da kesinlikle bulunması gerekir ve de.

Bunların haricinde belki ilk defa duyacağınız, belki yıllardır yaptığınız bazı uğur getirildiğine inanılan şeyler var.

En bilinenle başlayalım: Kapıda nar patlatma

nar

Yılbaşı gecesi saatler tam 12’yi gösterdiğinde bir poşetin içinde kapının eşiğinde nar patlatılır. Sonra o nar masada yerini alır. Bereketi temsil eden narın, yıl boyunca masaların bereketini artıracağına inanılır.

Yemek masalarının bereketi onlara emanet: Ceviz ve badem

healthfitnessrevolution - ceviz

Masanızda bulunduracağınız ceviz ve bademin (tüm kuru yemişler arasında en önemlisi bu ikisiymiş) evinizde bolluk ve bereket sağlayacağı düşünüşüyor.

Biraz tılsımlı: Defne yaprağı

bitkiblog

Yılbaşı sofranızı süslemek için kullanacağınız defne yaprakları, kötü enerjileri uzak tutmaya yarayacakmış. Aynı zamanda defne yaprağı, insan sağlığına iyi geldiği ve bağışıklık sistemlerini güçlendirdiği için tüketilir bunun da bir sene boyunca sağlık getireceğini düşünüyorlar.

Nutella mesela: Sabah uyanınca tatlı bir şeyler yeme

Üç Malzemeli Nutellalı Kurabiye

Yeni yılın ilk sabahına uyandığınızda ilk yiyeceğiniz şeyin bir tatlı olması, tüm senenin tatlı ve güzel geçmesine yardımcı olacağına inanılıyor.

Sadece yeni yılda değil ama: Omzundan geriye tuz serpme

limon-tuzu

Yeni bir ev alındığında ve yeni bir seneye girerken iyi dileklerle birlikte omzunuzdan geriye doğru bir tutam tuz atmanın da uğur getireceğine inanılıyor.

Sadece nar değil: Meyvelere kulak vermek lazım

nar portakal greyfurt

Köşe yazarı Burak Kılıç bir yazısında “Yeni yılda mandalina ve portakallar elden ele geçirilirmiş. Mandalina şansı, portakal zenginliği temsil edermiş. Üzüm zenginlik, refah; nar, bereket ve bolluk getirirmiş.” diye belirtmiş.

Baklagilleri de unutmamak lazım: Mercimek mesela

yeşil mercimek

“Yılbaşında yenen börülce şans, mercimek taneleri paraya benzediği için uğurlu sayılırmış. Bu yüzden de dünyanın birçok ülkesinde yeni yıl yemeği olarak pirinç ve mercimek kullanarak yemekler yapılırmış. Baklagiller, pişirilince büyüdükleri için parayı sembolize ederlermiş.”

Yıl boyunca şans yakalamak için: Tatlı mı tatlı yiyecekler var

 

Devrini tamamladığı için, yuvarlak şekilli tatlılar uğur getirdiği kabul edilmektedir. Donutlar, Meksikalıların rosca de reyes’u, İtalyanların chiacchiere, Hollanda’nın Ollie bollen’inin ve keklerin içerisine katılan bir altın parçasını bulana şans getireceğine inanılmaktadır. Bazı kültürlerde badem de koyulur ve bulana yıl boyu şans getireceğine inanılırmış.”

Geri sayım yaparken: 12 üzüm tanesini hazır edin

daveskitchen - elma üzüm meyve suyu

Burak Bey yazısına şu şekilde devam ediyor: “Saatler gece yarısını göstermeden önce herkes 12 üzüm tanesini hazırlar ve gece tam 24.00’te üzümlerini yerler. İspanyollar ve Brezilyalılar şarapla yıkanarak yenen üzüm tanelerinin, gelecek yılda mutlu geçecek 12 ayı simgelediğine inanırlarmış.

kaynak: yemek.com