Unutma, sen değerlisin.

dsc8305-copy[1]
Sayfamda ki evli, bekar tüm kadın arkadaşlarıma👆👆👆👆
1. Unutma, sen değerlisin.
Çalışsan da çalışmasan da…
Ünlü olsan da olmasan da…
O erkek seni istese de istemese de…
Sen sen olduğun için bi’tanesin.
2. Kadın olmanın tadını çıkartmalısın.
Biraz şefkat, biraz anaçlık, biraz dişilik,
biraz seksilik, bolca zeka ve altıncı his…
Sen şahanesin..
3. Göbeğin çıktı diye, 36 bedenden çok uzaksın diye,
saçların o reklamlardaki kız gibi dalgalanmıyor diye eksik değilsin.
4. Kendine güvenin en büyük silahındır
ve o en derinlerinden gelen ışıl ışıl gülümsemen tabii ki.
5. Biliyorum adettendir ama sonuca varamadığın,
sadece bünyeni hırpaladığın o konuyu 50 kere konuşmana,
tartışmana gerek yok.
Olmuyorsa, üstünü çizip devam etmelisin.
6. Yaptıklarından suçluluk duyarak vakit kaybetmemelisin.
Yapamadıklarını listeleyip isteklerini gözden geçirmek suretiyle
adımlar atarsan daha mutlu olabilirsin.
7. Hiçbir evlilik, hiçbir olması gerek şov,
sana öğretilmiş hiçbir mecburiyet alın yazın değildir.
Kocan tek çıkışın, hayat zaferin değildir.
8. Uzaklarda arama sakın; en büyük mutluluk sendedir.
9. Aşkından gebersen de sınırlarını bilmelisin.
Sınır neresidir? Sana saygısızlık yaptığı yerdir.
Buna asla izin verme.
10. Sen kendine ne değer biçersen, sen kendine nasıl davranırsan;
herkes sana öyle davranır.
Asla ama asla kendini küçümseme.
11. Evde oturup derdine yanma.
Kaderini birine, bir kuruma, bir konuma bağlama.
Kaderin senin ellerinde, bunu sakın atlama!
12. Eski sevgili adı üstünde ‘eski’dir…
Senin yeni dünyanı bulandırmasına izin verme.
13. Yeniden seveceksin, çok da sevileceksin.
Kimse son değil, bunu bileceksin.
14. Dünyanın kanunu bu; düşündüğünü çekersin.
Allah rızası için kurup durma, senaryolar yazma!
15. Sevgilini çok sevmelisin.
Öyle herkese ‘sevgili’ dememelisin.
Fakaaat çok sevmen demek,
kendini ayaklar altına alman demek değildir.
Bir kadın gerekirse, severken de gidebilir değil mi?
16. Her şeyin şık olsun.
Ruhun, bedenin, kıyafetin, sevişin, terk edişin, dostluğun, sevgililiğin… Kadınlık şıklık demektir.
17. Başka kadınları kafana takmaktan vazgeç!
Onlar sen olamaz, sen de onlar…
Her kadın kendine özeldir, her kadın dibine kadar özeldir.
18. Kız arkadaşların önemlidir,
en kıymetlilerindir ama onları seçmeyi bileceksin.
Kadın kadının kurdudur, bir kenara not edeceksin.
Sadece kötü gününde değil, başarında,
mutluluğunda da yanında olan,
yüreğini ortaya koyan arkadaşlarından asla vazgeçmeyeceksin.
19. Erkekler çocuktur. Nokta!
Çocuğunu hem sevecek hem kızacak,
icap ederse küsecek, cezasını vereceksin.!
20. Seni bırakıp gidebilenin arkasından gözyaşı dökmeyeceksin.
Aramazsa aramasın be!
21. Sevginin, aşkın ne demek olduğunu anlamayan bir adamın
vizesini keseceksin.
22. Sen renklisin, sen beceriklisin,
sen erkeğin mutlu olma sebebisin, sen başlangıçsın,
sen sonsun…
Mecbursun, bunu fark edeceksin!
23. Her şey bir karar vermene bakar.
Sabır bazen gerekli, bazen gereksizdir. Ayrımı yapabilmelisin.
24. Yapamayacağın şey yok.
Gidemeyeceğin yer yok. Sana kapalı olabilecek kapı yok!
Şu an silkelenip kendine geleceksin!
25. Tekrar söylüyorum, kafana kazı istiyorum,
SEN ÖZELSİN,
SEN Bİ’TANESİN,
ÖNCE KENDİ DEĞERİNİ BİLECEKSİN…😘

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Etiketler: , . Leave a Comment »

Bir şeyin kıymetini ancak onun değerini bileni anlar

35520_2[1]

 

Vaktiyle bir bilge hoca, yıllarca yanında yetiştirdiği öğrencisinin seviyesini öğrenmek ister. Onun eline çok parlak ve gizemli görüntüye sahip iri bir nesne ve…rip:

“Oğlum” der, “Bunu al, önüne gelen esnafa göster, kaç para verdiklerini sor, en sonra da kuyumcuya göster. Hiç kimseye satmadan sadece fiyatlarını ve ne dediklerini öğren, gel bana bildir.

Öğrenci elindeki ile çevresindeki esnafı gezmeye başlar. İlk önce bir bakkal dükkanına girer ve “Şunu kaça alırsınız?” diye sorar.

Bakkal parlak bir boncuğa benzettiği nesneyi eline alır; evirir çevirir; sonra: “Buna bir tek lira veririm. Bizim çocuk oynasın” der.

İkinci olarak bir manifaturacıya gider. O da parlak bir taşa benzettiği nesneye ancak bir beş lira vermeye razı olur.

Üçüncü defa bir semerciye gider: Semerci nesneye şöyle bir bakar, “Bu” der “benim semerlere iyi süs olur. Bundan “kaş dediğimiz süslerden yaparım. Buna bir on lira veririm.”

En son olarak bir kuyumcuya gider. Kuyumcu öğrencinin elindekini görünce yerinden fırlar.

“Bu kadar değerli bir pırlantayı, mücevheri nereden buldun?” diye hayretle bağırır ve hemen ilâve eder. “Buna kaç lira istiyorsun?”

Öğrenci sorar: Siz ne veriyorsunuz?”

“Ne istiyorsan veririm.”

Öğrenci, “Hayır veremem.” diye taşı almak için uzanınca kuyumcu yalvarmaya başlar:

“Ne olur bunu bana satın. Dükkânımı, evimi, hatta arsalarımı vereyim.”

Öğrenci emanet olduğunu, satmaya yetkili olmadığını, ancak fiyat öğrenmesini istediklerini anlatıncaya kadar bir hayli dil döker.

Mücevheri alıp kuyumcudan çıkan öğrencinin kafası karma karışıktır. Böylesi karışık düşünceler içinde geriye dönmeye başlar. Bir tarafta elindeki nesneye yüzünü buruşturarak 1 lira verip onu oyuncak olarak görenler, diğer tarafta da mücevher diye isimlendirip buna sahip olmak için her şeyini vermeye hazır olan ve hatta yalvaran kişiler..

Bilge hocasının yanına dönen öğrenci, büyük bir şaşkınlık içinde başından geçen macerasını anlatır.

Bilge sorar:

“Bu karşılaştığın durumları izah edebilir misin?”

Öğrenci: “Çok şaşkınım efendim, ne diyeceğimi bilemiyorum, kafam karmakarışık” diye cevap verir.

Bilge hoca çok kısa cevap verir:

“Bir şeyin kıymetini ancak onun değerini bileni anlar ve onun değeri bilenin yanında kıymetlidir.”

Her insanın hayatında varlığını ve değerini bilen, hisseden, fark eden kuyumcular mutlaka vardır.

Mesele kuyumcuyu bulmaktadır…

Biten Kötü İlişkilerin Ardından “Aydınlanmış Kadınlardan” Duyduğumuz 19 Öz Eleştiri

56e1518c4ea54b6b624f99c0[1]

Kötü ilişkilerden çıkmış kadınların ilişkilere bakış açıları her zaman diğerlerinden daha gerçekçi oluyor. Hayatının bir döneminde kötü bir deneyim edinmiş olanların hayat ve ilişkilere dair çok sağlam tespitleri var. Dünya zor bir yer, kadınlar için çok daha zor bir yer. Kendini kazanmak için zorlu bir yoldan geçen bütün kadınlara saygıyla.

1.Karşıma çıkan ilk insana şans verdim.

2.Dış görünüşüne aldandım.

3.Onu değiştirebileceğimi düşündüm.

4.Aynı hatayı 158. kez yaptığında bile özürünü kabul ettim.

5.Büyümesini bekledim. Zamanla olgunlaşacak dedim.

6.Beni ilk aldattığında bir daha yapmaz sandım.

7.Her seferinde beni kandırmasına izin verdim.

8.Kendimden çok onu düşündüm. O iyi olsun istedim.

9.Adi bir şerefsiz olabilir ama beni seviyor diye düşündüm.

10.Bana her küfür ettiğinde “sinirden ne dediğini bilmiyor” dedim.

11.Bana ilk vurduğunda onu terk etmedim.

12.Özünde iyi bir insan olduğuna dair kendimi kandırıp durdum.

13.İstediği gibi olursam beni daha çok sever sandım.

14.Saçlarımı onun istediği gibi yaptım. Onun sevdiği kıyafetleri giydim.

15.Şikayetlerime “abartıyorsun” dediğinde ona inandım.

16.Bana karşı özensizleştiğinde, bunun uzun süren ilişkiden kaynaklandığını düşündüm.

17.Başkalarına yaptıklarını bana yapmaz diye düşündüm.

18.Onu kaybedersem, yapayalnız kalırım diye korktum.

19.Tek başıma da ayakta kalabileceğimi hiç düşünmedim.

kaynak: asosyo.com

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. 2 Comments »

Öfke acı karşısında verilen doğal bir tepkidir…

12234912_960077790745091_7727762202519048671_n[1]

Yani bir insan size ”senden nefret ediyorum” diyorsa bunun anlamı ”gerçekten canımı acıttın” dır…

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

AÇLIĞIN BEYİN ÜZERİNDEKİ ETKİLERİ

açlıkbeyin[1]

TDDP yorumu: Açlığın beyin üzerindeki olumlu etkileri ve ilaç sanayisinin bu olumlu etkileri niçin görmezden geldiği ile ilgili olarak Doç. Dr. Mark Mattson’un yaptığı bir TEDx konuşması üzerine collective evolution web sitesinde yayınlanan bir makalenin özet çevirisini aşağıda bulabilirsiniz: .

Dr. Mark Mattson’a göre üç öğün yemek ve arada atıştırmalarla geçen “alışıla geldik beslenme şekli” gerekli değil…

Aç kalırsak ölür müyüz?

Son yıllarda yapılan açlık, oruç, fasılalı orucun etkilerini inceleyen bilimadamları vücudun ve beynin aç kalma durumuna mükemmel adapte olduğunu gösteriyor.

Güney Kaliforniya Üniversitesi’nde yapılan ve geçen haziran ayında yayımlanan araştırma sonuçlarına göre oruç tutmak vücudun hücrelere “yenilenme” mesajı vermesini sağlıyor. Öncelikle vücut enerji tasarrufu yapma yönünde bazı hamleler yapıyor. Vücudumuz besin çokluğunda büyüme, besin azlığında veya yokluğunda ise büyümeyi durdurarak onarım moduna geçiyor. Mesela açlıkta, vücut halihazırda bulunan zarar görmüş ve yaşlanmış bağışıklık sistemine ait hücreleri parçalıyor. Böylece buradan enerji elde ediliyor. Diğer bir yandan hücrelerimizde zarar görmüş DNA’lar onarılmaya başlıyor. Bu da dolaylı olarak DNA’sı bozuk hücrelerin kontrolsüz bölünmesi sonucu oluşan kanseri önlüyor. Beyinde ise, açlık yeni beyin hücrelerinin üremesine, protein sentezini arttırarak varolan beyin hücrelerinin büyümesine ve hücrelerin birbiri ile bağlantısının güçlenmesine sebep oluyor. Bunlar aslında hafızanın güçlenmesi ve yaşlılıkta ortaya çıkan beyin hastalıklarının ortaya çıkmasını engellemesi açısından önemli.

Peki açlık sonrası vücuda tekrar besin girince ne oluyor? Açlık ile aktifleşen kök hücrelerinden yeni bağışıklık hücreleri üretiliyor ve böylece eski ve yıpranmış hücelerin yerini yeni hücreler alıyor ve bağışıklık sistemimiz güçleniyor.

Aç kalmak kolay mı?

5:2 diyeti

Açlık için önerilen bir yöntem haftada iki günü az yemek yiyerek geçirmek. 7 günlük bir program düşünüldüğünde ilk 2 gün normal öğünlerimizi yiyoruz, sonra 3. gün sadece 500-600 kalori civarı tüketiyoruz. 4. gün normal, 5. gün yine 500-600 kalori ve 6. ve 7. günler yine normal yiyoruz. 500-600 kalori tüketilen günler yağ ve proteini yüksek (mesela yumurta), karbonhidratı az besinler yemek önemli. Daha öncede söylediğimiz gibi karbonhidratlar çabuk enerji sağlasa da çabuk tüketilir ve açlık hissiyatı hemen baş gösterir.

Fasılalı Oruç

İkinci bir yöntem ise sadece sabah 11 ile akşam 7 arası yemek yemektir. Bu yöntemin diğer bir adı da fasılalı oruçtur. Otuz yaşını geçmiş, sportif bir yaşantısı olmayan kişiler için aslında 2 öğün yeterlidir. 11’den sonra geç bir kahvaltı yada direk öğlen yemeği, ardından da erken bir akşam yemeği şeklinde 2 öğün yemek yenebilir. Akşam 7’den sabah 11’e kadar yaklaşık 16 saat vücuda besin girmemesinden dolayı oluşan açlık sayesinde vücuda “yenilenme” mesajı verilebilecektir.

Oruç tuttuk tamam, ama ne yediğim ne kadar önemli?

Ne yediğimizi seçer ve az yersek az tüketiriz. .

Az yiyip, yediklerimizde seçici olursak, bağışıklığımız güçlenir ve daha az hastalanırız.

Yaşamak için yemek yemek tabii ki şart. Kanser, Alzheimer, Parkinson, kalp rahatsızlıkları, sindirim bozuklukları, fazla kilolar gün gelip kapımızı çalmadan yemek yeme alışkanlıklarımızı en baştan tekrar sorgulamamız gerekiyor. Yemek yerken ağzımıza koyduğumuz her lokmanın bize mi yoksa başka kar odaklarına mı faydalı olduğunu düşünmek ve ona göre hareket etmek için hala vaktimiz var.

Afiyet olsun 🙂

TDDP Yorumu: TDDP facebook grubunda orijinal yazının paylaşılmasının ardından bu yazıyı kendi deneyimleriyle birleştirerek ve özetleyerek çeviren TDDP takipçisi Dinçer Özoran’a teşekkür ederiz.

Orijinal kaynak: http://www.collective-evolution.com/2015/12/11/neuroscientist-shows-what-fasting-does-to-your-brain-why-big-pharma-wont-study-it/

Bu makale: http://www.tddp.org/acligin-beyin-uzerindeki-etkileri/

kayna: tddp.org

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. 1 Comment »

Sağlıklı Çiftlerin 10 Alışkanlığı

1-aşk[1]

 

Bundan çok bahsedilmese de el ele tutuşmak memnuniyet hissini arttırarak çiftlerin mutluluğunu korumasına yardımcı olur.

İki kişinin, zor zamanlarda bile birbirlerine olan sevgi ve saygıyı koruduklarında daha mutlu oldukları söylenir. İlişkiler asla kolay değildir ve uzun sürmeleri veya bir ömür sürmeleri için çok emek gerektirirler.

Bir çiftin mutluluğunu koruyabilmesi için sihirli bir formül olmasa da uluslararası konuşmacı, danışman ve psikiyatrist Mark Goulston, mutlu çiftlerin 10 alışkanlığını Psychology Today ile paylaştı ve bir ilişkideki taraflar arasındaki bağları güçlendiren alışkanlıklardan bahsetti.

Yatmaya aynı zamanda gidin

İlişkinin daha başlarındayken yatağa beraber gidip, günün sonundaki o özel vakti birbiriniz ile paylaşmak istemeniz çok normaldir. Yıllar geçse de bu alışkanlığı korumak güçlü bir ilişkinin ve mutluluğun anahtarlarından bir tanesidir.

Goulston, yatmaya beraber gittiğinizde oluşan cilt temasının ve aranızda geçen diyalogların hem çiftin iletişimini geliştirdiğini hem de cinsel arzunun korunmasını sağladığını söylüyor.

2-mutlu-çift

Ortak ilgi alanlarına odaklanın

Bir çift yeni tanıştıklarında ortak çok az ilgi alanları olduğunu fark edebilir. Bu onların iyi bir ikili olmadığı anlamına gelmez, tam aksine bu ikisi için de klasik rutinlerinin dışına çıkıp, beraber yeni şeyler denemek ve yapmak için harika bir fırsat olabilir.

Yine de ilişkinin karşı tarafa çok bağlı bir hal almaması için, tarafların birbirlerinin kişisel alanlarına saygı duyup tek başlarına yaptıkları aktivitelere de devam etmesi çok önemlidir.

El ele tutuşarak yürümek

Genelde önemi göz ardı edilse de, el ele tutuşarak yürümek bir çift arasında eşsiz bir bağ oluşturabilir. El ele tutuşmak memnuniyet hissini arttırarak çiftlerin mutluluğunu korumasına yardımcı olur.

Goulston çiftlerin, bir kişi önde ve diğer kişi daha yavaş yürüdüğü veya bir şeye bakmak için durduğu için arkada kalmasındansa yan yana ve el ele tutuşarak yürümelerini öneriyor.

3-el-ele-tutuşmak

Güvenmeyi ve affetmeyi öğrenin

Bir çiftin birlikteliği tartışmalar, anlaşmazlıklar, kavgalar, yanlış anlaşılmalar, öfke ve o anda bir çözümü yokmuş gibi görünen diğer etkenler yüzünden sekteye uğrayabilir.

Bu durumların mutluluğunuzu etkilemesini önlemek için birbirinizle konuşmayı; ileride pişman olacağınız bir şeyler veya kırıcı bir şeyler söylemeden önce negatif duygularınızı kontrol altına almayı öğrenmelisiniz.

Çift olarak özelliklerinize odaklanın

Sürekli olarak karşınızdaki kişinin yetersizliklerini veya eksikliklerini ortaya sermek sağlıklı bir hareket değildir ve ilişkinizi yok eder.

Birer birey olarak birbirinizin özelliklerine odaklanmak ve olabildiğince bunları ortaya çıkarmak önemlidir. Eğer gözleriniz ilişkinizin ve karşınızdaki kişinin olumlu özellikleri üstünde olursa, ilişkiniz pozitif enerji ile dolu olur ve gereksiz tartışmalardan kaçınabilirsiniz.

Bağınızı güçlendirmek için sarılın

Kucaklaşmanın ve sarılmanın gücü inanılmazdır, özellikle de çiftler arasında. Uzmanımıza göre “cilt güzel dokunuşları” (sevgi), “kötü dokunuşları” (suistimal) ve “dokunulmamayı” (ihmal) hatırlar.

Mutlu ilişkiler bol miktarda, yorucu bir günün sonunda, uzun süre ayrı kaldıktan sonra veya hiç beklenmedik bir anda ortaya çıkan “güzel dokunuş” içerir.

4-çocuklar

Her sabah “seni seviyorum” ve “günaydın” demek

Güne mümkün olan en iyi şekilde başlamak ve sabır ve sevgi gibi duyguları uyandırmak için her sabah bu iki kalıbı tekrar etmelisiniz. Her şeyin hareketlerle desteklenmesi gerekse de, bu kelimeler size güç ve cesaret verecektir. Ayrıca her sabah birbirinize olan sevginizi de pekiştirmiş olacaksınız.

İyi geceler diyin

Aynı şekilde “iyi geceler” demek günü çok güzel bir şekilde bitirmenize yardımcı olacaktır. Bu şekilde, ne kadar yorgun olursanız olun veya gününüz ne kadar zorlu geçmiş olursa olsun, aklınızdaki sorunları bir kenara bırakıp karşınızdaki kişi için en iyi şeyi dilediğinizi gösterecektir.

Gün içerisinde aramak

Goulston, gün içerisindeki telefonlar veya mesajlaşmalar karşınızdaki kişiyi “kontrol” etme halini almadığı sürece, çiftin fiziksel olarak görüşemeseler de birbirlerine yakın hissetmesini sağladığını söylüyor.

5-telefon-konuşması

Çift olarak görülmekten gurur duyun

Mutlu çiftler birlikteliklerini sosyal ortamlarda ve toplum içinde gösterir. Çiftler, çevredekileri rahatsız etmeden el ele tutuşabilir, birbirlerine sarılabilir veya başka bir şekilde dünyaya aralarındaki özel bağı gösterebilirler.

kaynak: sağlığa bir adım

Ve kendi ruhunu kendin süsle.

cropped-473863__little-bird-on-a-spring-branch_p1.jpg

Bir süre sonra
Bir eli tutmakla bir ruhu zincirlemek arasındaki
İnce farkı öğrenirsin.
Ve aşkın yaşlanmak
Birlikte olmanın da güvende olmak
Anlamına gelmediğini öğrenirsin.
Ve öpücüklerin sözleşme
Ve hediyelerin de vaad olmadığını öğrenmeye
Başlarsın
Ve yenilgileri
Başın dik ve gözlerin açık karşılamaya başlarsın
bir çocuğun üzüntüsüyle değil, bir yetişkinin
zerafeti ile,
ve herşeyi bugünü düşünerek yapmayı da öğrenirsin
çünkü yarın ile ilgili herşey belirsizdir.
Bir süre sonra güneş ışığının yakıcı olduğunu
Öğrenirsin
Eğer fazla maruz kalırsan
Bu yüzden,
Başka birisinin sana çiçek getirmesini beklemeden
Kendi bahçeni yarat
Ve kendi ruhunu kendin süsle.
Ve göreceksin ki dayanıklısın…
Ve kuvvetlisin,
Ve değerlisin.

Veronica A Shoffstall

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Herkes öldürebilir sevdiğini…

12809762_10209118147658706_2580674002468603340_n[1]

 

Kulak verin sözlerime iyice,
Herkes öldürebilir sevdiğini
Kimi bir bakışıyla yapar bunu,
Kimi dalkavukça sözlerle,
Korkaklar öpücük ile öldürür,
Yürekliler kılıç darbeleriyle!

Kimi gençken öldürür sevdiğini
Kimileri yaşlı iken öldürür;
Şehvetli ellerle öldürür kimi
Kimi altından ellerle öldürür;
Merhametli kişi bıçak kullanır
Çünkü bıçakla ölen çabuk soğur.

Kimi aşk kısadır, kimi uzundur,
Kimi satar kimi de satın alır;
Kimi gözyaşı döker öldürürken,
Kimi kılı kıpırdamadan öldürür;
ÇünKü Herkes öldürebilir sevdiğini
Ama herkes öldürdü diye ölmez.

Mor kuvars AMETİST

amet1[1]

Leonardo Da Vinci’nin  şeytani, günahkar düşünceleri dağıttığı ve zekayı canlandırdığını yazdığı
Mor kuvars AMETİST ,eski zamanlarda alçak gönüllülüğü, samimiyeti dindarlığı, ruhsal bilgeliği ve bekareti sembolize etmiş. Ateş enerjisi ile de ilişkili (Yang) olan ametist ,özellikle Tibet’te kutsal sayılmış.
Roma ‘da daha çok sarhoşluğa karşı korunmak, ayık bir zihin için kullanılan ametistin aynı zamanda bir rüya taşı olarak kullanılması da söz konusu olmuş Meditasyon ve lusid rüya için yardımcı olması amacı ile psişik merkezleri açma amacı taşıyan Ametistin
sarhoşluğu giderdiği inancının ardında da
aslında bu manevi sarhoşluktan kurtarıcı etkisinin olduğunu da açık wink ifade simgesi

Ayrıca Kova Çağını da sembolize etmekte …

Korkuların veya baş ağrısının üstesinden gelmek için de
çok amaçlı kullanılan Ametistin
şifalı olabildiği diğer sorunlar arasında ;

Uykusuzluk, artrit, diyabet, ağrı kesici, dolaşım sistemi sorunları, endokrin sistemi sorunları, kronik yorgunluk, fibromiyalji, bağışıklık sistemi eksiklikleri ile bağımlılık durumundaki yoksunluk belirtilerini iyileşmek için , astım, fobiler, gebelik ve çocuk düşürme, menopoz, PMS sayılıyor.

Sezgi ve yaratıcığı uyardığı için
özellikle sanatsal çalışmalar için tavsiye edilen Ametist,

öncelikle Üçüncü göz ve Taç çakralar ile

ama aynı zamanda Kalp çakra ile

ve yeni çakra sisteminde
başın 3 inç yukarısında olduğu belirtilen

“Eterik Çakra” ( Ruh Çakra)
ile de ilişkilendirilir.

(Bu çakra
geçmiş bilgisi, karmik hafıza, zaman & zamansızlık
ve uzay/ zaman sürekliliği ile ilişkilendiriliyor

kaynak: Hülya REİS

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

ADIM ADIM KENDİNİZİ SEVMEYİ ÖĞRENİN..

hug-yourself[1]

Bugüne kadar hep başkaları için yaşadınız, hep başkalarını sevdiniz. Şimdi kendinizi sevme, kendinize kucak açma zamanı. Peki kendimiz…i nasıl seveceğiz? Öyle “ben kendimi seviyorum” demek yetmiyor, kendinize emek vermeniz ve bu yolda kararlı olmanız lazım. Ben size güveniyorum ve bu yolculuktan çok keyif alacağınızdan eminim. Unutmayın hepimiz Yaradan’ın özenerek yarattığı, eşsiz parçalarıyız, Sen’den başka bir tane daha yok bu dünyada.
ADIM ADIM KENDİNİZİ SEVMEYİ ÖĞRENİN
1. Adım: İlk adım kendimizi eleştirmeyi bırakıyoruz, bugün her ne yaparsanız yapın olduğu gibi kabul edin ve kendinizi takdir edin, her ne yaptıysanız o an elinizden gelenin en iyisini yaptınız. Kafanızın içinde kendinizi acımasızca eleştiren o sesi durdurun bugün. En büyük eleştirmeniniz kendinizsiniz. Sıklıkla başka insanların bizi eleştirdiğinden yakınırız, oysa bütün gün yaptığımız iç konuşmalarla kendimizi beğenmeyen, eleştiren, yargılayan biziz. Dikkat edin, içinizi dinleyin gün boyunca kaç kere kendi hatalarınızı yakalıyorsunuz, kendinizi yargılıyorsunuz. Ve sonra enerji bedenlerinizden etrafınıza beni eleştir, ben eleştirilmeye layığım sinyalleri yayıyorsunuz ve etrafınız sizi eleştiriyor. Unutmayın dışarısı sizin içinizin yansıması, siz hangi yayını yaparsanız onlar size öyle davranıyor. Siz kendinizi eleştirmeyi bıraktığınızda dışarıda da sizi eleştiren kimse kalmayacak.
Hepimizin hataları, yanlışları, eksiklikleri olacak. Hepimiz insanız, mükemmel değiliz. Bugün ve her zaman kendinize hata yapma, yanlış yapma, başarısız olma hakkı tanıyın. Nasıl ki başarılı olma hakkımız varsa başarısız olma hakkımız da var, bugün bu hakkı kullanın. Mükemmel olma zorunluluğunuz yok, mükemmelmiş gibi davranmamayı öğrenin, kasmayın kendinizi. Mükemmel olma zorunluluğu omuzlarınıza çok büyük yük yükler ve aslında hayatınızda neyi iyileştirmeniz gerektiğini görmenizi engeller. Bunun yerine sizi diğerlerinden farklı kılan, eşsiz, iyi yönlerinize odaklanın. Farklılıklarınızı keşfedin, ne de iyisiniz, bunlar için kendinizi takdir edin. Kimseden takdir, onay, övgü beklemeyin; bu takdiri kendinize verecek olan sizsiniz. En son ne zaman kendinize teşekkür ettiniz? Hepimizin bu dünyada oynayacağı eşsiz bir rol var ve kendimize karşı eleştirel yaklaştığımızda o rolü engelleriz.
Şimdi kendinize güzel bir çay, kahve molası verin ve kendinizdeki güzelliklere, iyi yönlere odaklanın. Bir kağıt kalem alın elinize ve iyi olduğunuz, iyi yaptığınız her şeyi listeleyin. Listeye baktığınızda siz de şaşıracaksınız ne kadar çok şeyi iyi yaptığınızı görmekten. Sizi bu güzelliklerle eşsiz yarattığı için Yüce Yaradan’a, dünyaya gelmenize vesile olduğu için anne babanıza şükredin, teşekkür edin. Ve en çok da kendinize teşekkür edin, kendinizi eleştirmeyi bıraktığınız ve kendinizi sevme yolunda kocaman bir adım attığınız için. Siz sevilmeye değersiniz…

2. Adım: Kendimizi korkutmaktan vazgeçiyoruz. Büyük bir korku toplumunun içinde yaşıyoruz. Birçoğumuz korkutularak yetiştirildik. Kararlarımızı korkuyla alır, seçimlerimizi korkuyla yapar olduk, bu artık otomatik bir hal aldı. Başımıza gelen her olayda senaryo üretmekte, küçük bir sorunu alıp ondan büyük canavarlar yaratmakta üstümüze yok. Hepimiz tetikteyiz, hayattan daima en kötüsünü bekleyerek, stres dolu, endişeli, gergin bir yaşamda sürüklenip gidiyoruz. Şimdi de gece yatağa girdiğinizde neler düşündüğünüzü izlemenizi istiyorum. Kaçınız uykuya dalmadan önce bir sorunun en kötü olasılığını zihninizde canlandırıyorsunuz? Daha o olayı yaşamadan en kötü senaryoları yaratıveriyoruz. İş ortamında patronunuz o gün keyifsiz, suratı asıksa hemen kendi üzerinize alınır, kesin benimle ilgili bir sorun var der en kötüsünü düşünürsünüz. Hareketlerini, konuşmalarını takip eder, işten kovulacağınıza kadar kafanızda kurarsınız. Ya da ilişkinizde biri sizi aramadığında, hemen istenmediğinizi, sevilmediğinizi düşünür ve bir daha asla başka bir ilişkiye girmemeye karar verirsiniz. Kendinizi dışlanmış ve terk edilmiş hissedersiniz. Bu korkular sizi farkında olmadan olumsuzluğa sürükler ve hayattan sadece olumsuz olanı beklersiniz.
Şimdi yine zihninizi izleyin bakalım hangi korku dolu senaryoları, olumsuz inançları tekrar edip duruyorsunuz gün boyu ve bunları not defterinize kaydedin. Kendinizi olumsuz bir düşünceyi veya durumu zihinde tekrar ettiğinizi yakaladığınızda, o düşünce yerine tekrar edeceğiniz başka bir imge bulun ya da yaratın kendinize. Güzel bir çiçek, hoşunuza giden bir şarkı sözü, güzel bir manzara ya da en sevdiğiniz kişiyi gözünüzde canlandırın. Kendinizi korkutmaya başladığınız her seferinde o imgeyi kullanabilirsiniz. Korku geldiğinde ona ” Sen gerçek değilsin, sen sadece bir yanılsama bir illüzyonsun, senin yerine sevgiyi seçiyorum, bu güzel çiçekleri, güzel manzarayı, kuşları ya da en sevdiğim kişiyi (imgeniz her neyse) düşünmeyi seçiyorum” diyerek imgenizi düşünün ve korkuyu gönderin. Bunu yapmaya devam ettiğinizde zamanla bu olumsuz alışkanlığınız gidecektir. Unutmayın korku sadece zihnimizin yarattığı bir illüzyon, bu olasılığı biz yaratıyor ve tekrar tekrar zihnimizde döndürerek hayatımızı zindana çeviriyoruz.
Ve bundan sonra bir karar vermeden önce, bir söz söylemeden, bir harekette bulunmadan önce lütfen derin bir kaç nefes alın ve içinize sorun: “Şimdi ben bu kararı korkuyla mı veriyorum yoksa sevgiyle mi?” Bu çok önemli bir noktadır. Eğer korkuyla bir karar aldıysanız, o korkuyu tespit edin. Hangi korkuyla bu kararı aldınız? Diğer türlü davransaydınız ne olacağından korkuyordunuz? Bu korkunun kökeni mutlaka daha önce yaşadığınız bir olaya hatta çoğunlukla çocuklukta yaşadığınız bir ana gider, öyle korkmuş utanmışsınızdır ki bir daha o durumu yaratacak adımları atamazsınız. Bu korkularınızla mutlaka yüzleşin ve her birinin gerçek olmadığını, sadece illüzyondan ibaret olduklarını söyleyerek salıverin korkularınızı. Ve bir daha karar alırken ya da konuşurken artık adımlarınızın sevgiden yana olmasına özen gösterin. En önemlisi de kendinizi karşınızdakinin yerine koyarak konuşun, davranın, size o şekilde davranılsaydı hoşunuza gider miydi? adımlarınız, sözleriniz, davranışlarınız hep sevgi olsun, en çok da kendinizi sevin….

3. Adım: Kendimize karşı nazik ve sabırlı oluyoruz. “Sabır çok güçlü bir araçtır. Çoğumuz hemen tatmin olma tutkumuz yüzünden acı çekeriz. İstediğimiz şeyi hemen elde etmek ister, beklemeye tahammül edemeyiz. Kuyruklarda ya da trafikte sıkışıp kaldığımızda hemen öfkeleniriz. Hepimiz cevaplarımızı ve elde etmek istediğimiz şeyleri hemen olsun isteriz. Kendi sabırsızlığımız yüzünden, sık sık etrafımızdaki insanların hayatlarını zindan ederiz. Sabırsızlık öğrenmeye direnmektir. Dersi öğrenmeden veya gerekli adımları atmadan cevaplara geçmek isteriz.” demiş Louise Hay.
Kendinizi sevmek için de sabırlı olmanız gerekiyor, önce kendimize sabırlı olmayız. Siz hiç diyete başlayıp ertesi gün kilo veren gördünüz mü? Her şey oluşması ve olgunlaşması için bir süreye ihtiyaç uyar ve emek vermelisiniz elde etmek için. Bir anne bebeğini kucağına almak için dokuz ay bekler, bir çiçeğin açması için günlerce haftalarca beklersiniz. Önce tarlayı zararlı otlardan ayıklar, çapalar uygun hale getirir sonra tohumları eker, sular ve bir müddet beklersiniz ki tohumlar yeşersin, filizlensin. Tarlayı temizlemeden, tohumları ekip, sulamadan, emek vermeden ve sabredip beklemeden yeşerip mahsul vermesini beklemek ne kadar gerçekdışı ise bilinçaltını temizlemeden, geçmiş duygusal yüklerimizden arınmadan, sabah akşam papağan gibi olumlama yaparak hayatınızın değişmesini beklemek de o kadar gerçek dışıdır.
Kendimizi hemen tek bir günde sevecek değiliz ve yaşamımızın da birden bire değişmesini bekleyemeyiz. Ancak değişim zaman ister, emek ister, inanç ister. Her geçen gün kendimizi biraz daha severek, kendimizi biraz daha takdir ederek kendimize biraz daha fazla sevgi ve değer verebiliriz. İki-üç ay içinde kendinizi sevmek konusunda ne kadar ilerlediğimizi göreceksiniz.
En büyük yargıcımız yine kendimiziz. Lütfen hata yaptığımızda kendimizi cezalandırmayalım, bu hataları öğrenme yolunda birer basamak olarak görelim ve tekrar etmeyelim. Yeni bir şey öğrenirken “nasıl olsa işe yaramayacak, çok basit” gibi yargılar yerine kendimize karşı sabırlı olalım, öğreniyoruz, gelişiyoruz, yükseliyoruz ve her ne yapıyorsak kendimize bir adım daha yaklaşmak için yapıyoruz. Bu hafta sonu kendinizle baş başa kaldığınız, kendinizi sevdiğiniz, şımarttığınız küçük mutluluk fırsatları yaratın, sevgiyle…

4. Adım: Kendimi olduğum gibi kabul ediyorum, kendime ve zihnime nazik davranıyorum.
Kendini sevmenin en önemli adımı kendini olduğun gibi kabul edebilmektir. Kendine tüm hatalarınla, yanlışlarınla, eksikliklerinle kabul verebilmektir. Kendini başkalarıyla, başkalarının sahip olduklarıyla karşılaştırmak kendinize yapacağınız en büyük kötülüktür. Lütfen kendinizi, hayatınızı başkalarıyla karşılaştırmayın, odağınızı kendinize çevirin. Başkalarının sahip olduklarına takıp kalmak ve içten içe benim niye yok diye hayıflanmak “ben bunlara layık değilim” düşüncesini içinize yerleştirir ve sizi isyana sürükler. Bu da kaçınılmaz olarak size layık olmadığınız deneyimler yaşatır. İşte bu da negatifin tam istediği şeydir, oyuna gelmeyin.
Günlük hayatımız büyük bir koşturmaca içinde geçiyor, stresli, gergin hayatlar yaşıyoruz. Bu gerginlik bedenimize, hormonlarımıza yansıyor ve beynimiz “tehlike var” sinyalleri yayıyor. Bu ise negatife daha çok odaklanmamıza, her an tetikte en kötüsünü düşünerek yaşamamıza, olumsuzu düşünmemize neden oluyor. Bu kısır döngüyü kırmak için bedenimizi ve zihnimizi gevşetmemiz gerekli. Bu nedenle günde en az 10 dakika zihninizi gevşetecek bir şeylerle uğraşın. Zihni gevşetmenin en etkili yolu doğru nefes almaktır. Oturduğunuz yerde gözlerinizi kapatın ve burundan sakin ve yavaş nefesler alın, sonra yine burundan yavaşça geri verin. Nefes verirken içinizden “kendimi seviyorum, kendimi olduğum gibi kabul ediyorum, güvendeyim” gibi size iyi hissettirecek sözler kullanabilirsiniz. Bu 10 dakikalık nefes çalışmasının bir süre sonra sizi nasıl iyi hissettireceğine inanamayacaksınız.
Zihni gevşetmek için meditasyon yapmak, dua/ibadet etmek, yoga yapmak, toprakla uğraşmak da harika yöntemler. Size hangisi uyuyorsa onu uygulayın ancak mutlaka ve mutlaka kendinize günlük sakinleşme, gevşeme molaları verin.

5. Adım: Kendimizi övüyoruz. Kendini eleştirmek içsel ruhunuzu yıkar, kendinizi övmek ise içsel ruhunuzu yüceltir ve güçlendirir.

İçinizdeki gücü ve ilahi parçanızı kabul edin ve yüceltin. Hepimiz sonsuz, sınırsız zekanın parçalarıyız. Kendinizi hırpaladığınızda ve aşağıladığınızda, sizi yaratan gücü aşağılarsınız. Kendinizi övmeye küçük şeylerle başlayın. Kendinizeharika olduğunuzu söyleyin. Bir kez söyler ve bırakırsanız hiçbir işe yaramaz. Her gün inanarak sadece 1 dakikalığına bile olsa kendinize gülümseyin, seni seviyorum deyin, kendinizi övün, tebrik edin ve kendinize teşekkür edin. Bunun giderek daha da kolaylaştığını göreceksiniz. Bir düşünceyi beyne kabul ettirmek için aralıksız 21 gün tekrar etmeniz gereklidir. Bu düşünceyi davranışınız haline getirmek için ise 40 gün tekrar etmelisiniz, bunu unutmayın! Bir dahaki sefere, farklı veya yeni öğrendiğiniz bir şey yaptığınızda ve yeterince becerikli davranamadığınızda lütfen kendinizi yalnız bırakmayın. En azından deneme cesareti gösterdiğiniz, adım attığınız için kendinizi tebrik edin. İlk seferinde yanlışlarınızı bulur ve kendinizi acımasızca hırpalarsanız ikincisini asla denemezsiniz. Kendinize ikinci şansı mutlaka verin. Hatalarınızı bulmak yerine yaptığınız şeyi geliştirmek için neler yapabilirsiniz ona odaklanın.
En iyiyi ve en güzeli hak ettiğinize kendinizi inandırın. İyiyi kabul etmeye hazır ve istekli olun. İstediğimizi elde edememenin nedeni onu hak ettiğimize inanmamamızdır. Gözlerinizi kapatıp derin birkaç nefes alın ve sorun içinize “gerçekten bu istediğim şeyi hak ettiğime inanıyor muyum?” İnanmıyorsam neden? İçiniz bilir, cevapları dışarıda aramayın. Hak etmediğiniz bilincini ortadan kaldırmadan isteklerinizi hayata geçiremezsiniz çünkü içsel olarak “hayır istemiyorum” diye yayın yapmaktasınız. Hayatınızı gözden geçirin, çocukken neler size hak görüldü, nelerde eleştirildiniz, yetersiz bulundunuz. Ve şimdiki halinize bakın gerçekten öylemi, hala bunlara inanıyor musunuz? Bütün cevaplar içinizdeki o eleştirilen, yetersiz bulunan, dışlanan, sevilmeyen çocukta yatıyor. O bir gölge gibi her yerde sizinle. Şimdi O’nu sarıp, sarmalama, sevme, kabul etme, takdir etme, övme zamanı. İçinizdeki çocuğa sarılın ve onun ne kadar muhteşem, harika, güçlü, değerli olduğunu, onu ne kadar sevdiğinizi söyleyin. Bu güzel birlikteliğinizi kutlayın, kutsayın. Sevmeniz gereken tek kişi kendinizsiniz…

Yaşam Koçu Nurseli Melike

Beynini Beslemek İstiyorsan Bunları Yapmalısın…

sag-sol-lob[1]

1- İnsan beyninin ayaktayken yüzde on (%10) daha fazla çalıştığı düşünülmektedir. Önemli kararlar alırken kapalı alandaysanız volta atmayı deneyebilirsiniz. Yürürken kolları yana sallamak beyin performansını artırıyor.
2- Yabancı dil öğrenme beyni güçlendiriyor. Her gün birkaç yabancı kelime öğrenip bunları kullanın.
3- Zihinsel jimnastik yapın bunun için sudoku çözün ya da satranç gibi akıl oyunları oynayın.
4- Zihinsel rutinlerinizi kırın; bazen telefonun sol elinizle kullanın ( solaklar hariç). Evinize farklı yoldan gidin. Çantanızı diğer elinizde taşıyın.
5- Her gün güzel bir resme, fotoğrafa ya da manzaraya bakmaya çalışın.
6- Her gün sevdiğiniz bir müziği gözü kapalı bir süre dinleyin.
7- İnsan aklından günde 60.000 ile 80.000 arasında düşünce geçmektedir. Bu düşünceler ne hakkında ise hayatınız da ona göre şekillenir. Kafanızda en çok neyi düşünürseniz, hayatınızda onu çoğaltırsınız.
8- İyi bir uyku kaliteli beyin için şarttır.
9- Farklı düşünme tarzları beyni geliştirir. Sizden farklı düşünen insanlarla konuşun.
10- Sürekli televizyon seyrederek beyninizi uyuşturmayın. Beyni zorlamayan aktiviteler, beyni geliştirmez.
11- Beyni yoran en önemli şey monotonluktur. Hayatınızı ne kadar renklendirirseniz, beyninizi o kadar geliştirirsiniz.

Çekim Yasası…

12821628_1062805440446055_8820250594087235443_n[1]

Başkasının iyi şansına sevindiğinizde onların iyi şansı size yapışır…

Başka bir insandaki bir şeyi beğendiğinizde ya da takdir ettiğinizde o özellikleri kendinize yapıştırırsınız.

Ama biri hakkında olumsuz düşünür ya da konuşursanız o olumsuzlukları da kendinize yapıştırırsınız ve hepsini hayatınıza alırsınız…

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Etiketler: . Leave a Comment »

İnsanlara Nasıl Sınır Koyarsınız?

78cf641d3bdc4a648c8af5beed7a6cdc_1299367324-430x215[1]

 

Kim ne derse desin belirgin sınırları olan insanlar hayatlarını çok daha sağlıklı şekilde sürdürürler. Sınır çizmenin kötü bir yanı yoktur ilişkilerinize zarar vermez aksine onları daha güçlü ve belirgin kılar ki bu işinize çok yarar. Peki, sınır çizmek ya da var olan sınırlarınızı belirginleştirmek için ne yapabilirsiniz? İşte cevaplar:
1.“Hayır” demeye başlayın

Hem de hiç vakit kaybetmeden. Gerektiğinde reddedebilme alışkanlığı hayati önem taşır ve ne kadar erken edinirseniz o kadar iyi olur.
2.İçgüdülerinize güvenin

Zihniniz ve bedeniniz uyum içinde çalışır, birbirlerine sinyal gönderirler eğer sizi rahatsız eden içinizi kemiren bir durum yaşıyorsanız onu geri çevirin.
3.İnsanların ne düşündüğünü dert etmeyin

Çünkü dert etseniz de etmeseniz de onlar sürekli bir şeyler düşünecekler. Çevrenizdekilerin hakkınızda ne düşündüğüyle ilgilenmeniz normal ama fazla kapılırsanız sınırlarınızı kaybeder ve onların istediği insan olmaya çabalarsınız.
4.Reddettiğiniz şeyler için özür dilemeyin

Size sunulan her fikri, öneriyi, daveti kabul etmek zorunda değilsiniz. Sizin de yapmak istemediğiniz şeyler olabilir ve bu son derece sağlıklıdır. Reddettiğiniz şeyler için özür dilemeyin, bu davranış karşınızdakine aslında reddetmek istemediğiniz mesajını verebilir.
5.“Hayır” dediğinizde kesin ve emin olun

Silik ve ürkek bir şekilde ‘Hayır’ dediğinizde çevrenize pek de net bir mesaj vermezsiniz. Çevrenize bağıra çağıra, aksi bir şekilde sürekli karşı çıkmanızı söylemiyoruz ama kendinizden emin ve net bir şekilde konuşursanız bu sizin iyiliğinize olur.
6.‘Evet’ sözünüzün açık olmasını sağlayın

Karşınızdaki neye ne kadar onay verdiğinizi bilsin. Öncelikleriniz, kabul ettikleriniz ve etmedikleriniz konusunda açık sözlü davranın ki ilişkileriniz hem belirgin sınırlara sahip olsun

kaynak: hipokampüs

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Siz Daha Çok Hangisinin Özelliğini Taşıyorsunuz?

12821620_1572683406380407_5859438932691744138_n[1]

ERİL VE DİŞİ ÖZELLİKLER

ERİL; olma net olmaktır. Kadınsı olan duyguların içinde bir o yana bir bu yana savrulmaz. Bir hedefi vardır. O hedefi belirler, emin adımlarla, cesaretle hedefine gider ve gerçekleştirir. ne istediğini iyi bilir ve arzu ettiği şeyi gerçekleştirir.
DİŞİ; ise duygularının gelgitleri arasında dans eder. Bütün duygular pil gibi zıt kutupludur. Kadın her iki uç arasında dönemsel olarak gider gelir. Bu yüzden kafası net değildir. Bir gün bir şey hayal ediliyorsan diğer ay başka bir hedefe doğru yönlenebilir.

ERİL; Erkek görsel olarak uyarılır. Seyretmeyi sever. Baktığı gördüğü güzellikleri dillendirir över. Onun tadını çıkartır. Çıplak bedenden tahrik olur.
DİŞİ; Kadın ruh tehşircisidir. Görülmeyi, fark edilmeyi, beğenilmeyi, seyretmeyi sever. Bu onun ruhunu yatakta da uyarır. Kadını tahrik eden erkeğin çıplak bedenini görmek yada yakışıklılığı değildir. O yakışıklı erkek tarafından beğenilmek güzel bulunmaktır.

ERİL; Erkek net olduğu için davranışları tutarlıdır. Sözünde durabilir. Zamana sadıktır. Sözleriyle davranışları birbirini tutar.
DİŞİ; Kadın ise tutarsızdır. Fakat kadının özelliği karşısındaki erkekte tutarlılığı aramak ve bulduğunda ona kendini teslim ederek güvenebilmektir.

ERİL; Erkek savaşçıdır. O olana kabul vermekten ziyade, durumu mantığıyla tartmak güvenli yada uygun bulmadığı alanları değiştirmek üzere mücadele verir.
DİŞİ; Kadın olana kabul verir. Bardağın dolu kısmına bakar ve boş kısmı yargılamaz. Burada kabul etmek kendi arzu ve ihtiyaçlarını yok saymak demek değildir. Tam tersine bunu yumuşacık, sevgi dolu ve alt yazılarla söyler. Sevmediği yanları değil sevdiklerini taktir eder. Sevmediklerini eleştirmeden ‘Bunu şu şekilde yapsak daha iyi olabilir.’ olarak ifade eder.

ERİL; Erkek kontrol eder, Duruma hakimdir. Kendine ait alanını korur ve kollar. Bir şeyler hedeflerine uygun yoldan çıkmışsa, kontrolü eline alır ve her şeyi rayına koyar. Kadını da kontrol etmek ister ve onu dış dünyaya karşı korumak ister.
DİŞİ; kadın ise güvenir sırt yaslar. Tam bir teslimiyet içindedir. Hayat güzeldir ve her şey nasıl olsa yolunda gidecektir. Kalbi ile erkeğe göre daha sıkı bir bağ içindedir bundan dolayı kalbine güvenir onunla hareket eder. Sırtını dış dünyadaki savaşan ve hedefine koşan erkeğe yaslar.

ERİL; Erkek bedensel aktivite gerektiren işeri yapar.
DİŞİ; Kadın ise kendine hazır gelen malzemeleri alır mutfağına girer. Pişirir, doyurur, sunar ve bundan da çok büyük zevk alır.

ERİL; Erkek verir, Kadınına servis vermeyi ister. Onun için uğraşmayı, emek harcamayı sever. Yataktada verme, nüfus etme, girme, boşaltma eylemi yapar.
DİŞİ; Kadın alır. Nüfuz edilmeyi, doldurmayı, peşinde koşulmayı, av olmayı sever. Yatakta da penisi ve erkeğini içine alır. Kabul verir.

ERİL; Erkek kadın için bir şeyler yapmayı, onun problemlerini çözmek ister. Problem çözmek onun yeteneklerinden biridir. Özelliklede bedensel kuvvet gerektiren işleri yapmayı sever. Memnun etmeyi ve kadınında memnuniyetle birlikte mutluluk ve coşku uyandırmayı ister. Yani eril yapar ve dişi taktir eder. Duygu belirtir.
DİŞİ; Karın duygusunu belli eder, bunu güzel ve yumuşak tonlarda ifade ederek alır. Aldığını taktir eder, vereni ise onurlandırır. ÖRN: bir kadının soğukta üşürken ‘cekedini bana ver, üşüdüm’ demesi uygun olmaz fakat ‘Hayatım, ben üşüyorum’ dediğinde erkek ceketini çıkarır kadına verir.

ERİL; Erkek özgür olmaktan zevk duyar. Özgür olmalı ve dünyayı fethetmelidir. Ruhunun hediyesini bulmalı, araştırmalı, keşfetmeli eğer aşık olmuşsa, keşfetmelerini kendi kadınınına sunmalıdır.
DİŞİ; Kadın Yerleşik hayatı sever. Sevilmek onun en önemli haz alanıdır. İlgi almalı, prenses muamelesi görmeli doyurulmalıdır.

ERİL; Erkek birşeye zihinsel olarak odaklanma yeteneğine sahiptir. Düşünme ve muhakeme yeteneği gelişmiştir. Her şeye önce mantığı ile yaklaşır. Duygularını kolayca kontrol edebilir.
DİŞİ; Kadın duygusal bedenini daha rahat kullanır. Zihni bulanıktır. Duygularını gösterir. Flört ederken bile duyguları ön plandadır. Eril bu duyguyu alır ve onu memnun etmek için eyleme geçer.

ERİL; Erkek her seferinde tek bir şeye odaklanır.
DİŞİ; Aynı anda pek çok şeyi kafasında çevirebilir.,

ERİL; Erkek dış özellikler, bedensel güzellik, para, güç ile daha çok ilgilenir ve tahrik olur. Bunun sebebi penisinin ve zihininin kalbinden daha önde olmasıdır.
DİŞİ; Kadın manevi güzelliklere önem verir. Gücü dışarda arar ve bunu erkekte bulmak ister.

ERİL; Erkek bireyseldir. Sorununu paylaşmaz. Tek başına çözmek ister. Zaten bulmaca çözmeyi, iz sürmeyi, av peşinde koşmayı, heyecana ve adrenaline meraklıdır. Eğer sorununu kendisi çözmezse, bu onun için bir güçsüzlük göstergesidir.
DİŞİ; Kadın sorunlarını anlatmayı, konuşmayı, kendini ifade etmeyi sever. Bir güce sarılmayı, bir omuzda ağlamayı yada güven ve şefkat hissini yakalamayı ister

kaynak: Dişilik okulu

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

DÜZENSİZLİĞİN HER TÜRÜ HAYATINIZA KAOSU ÇEKER… FENG SHUİ

12742078_975229929237525_1368950761347316147_n[1]

 

 

Evimiz .ruhumuzun .‪aynasıdır‬ .‪Ruh‬ sağlığı ve yaşanılan mekan arasındaki sıkı ilişki, ruh sağlığı alanında çalışanlar tarafından iyi bilinir Obsesif kişilerin evleri çamaşır suyu kokar ya da eşyalar simetrik şekilde dururlar, doğal olan ve akan hiçbirşey yoktur Depresyondaki insanların ruh hali de evlerine yansır, hiç bir şeyin yeri değişmez, bakımsız ve kasvetlidir

“Evin, bedenindir” der Osho “Evine nasıl baktığından, kendine nasıl davrandığını görmen mümkündür” Düzensizliğin her türü, hayatımıza kaosu çeker

Feng Shui: Feng “Rüzgar”; Shui “Su” demektir ve Çinlilerin sağlıklı yaşam için yerleşim sanatıdır Yeni bir ev alırken, bozuk enerjili bir evi düzenlerken, yeni bir eşya alırken, sağlıklı ve huzurlu yaşam için kullanılır

Bu sanatta önemli olanlar:

Temizlik, düzen, .‪sadelik‬, 5 temel elementin ve renklerin bizim enerjimizle ve birbirleriyle uyumu, son olarak da eşyaların bize enerji olarak uyumdur

Feng Shui’ de 5 Element:

Evimizde 5 element uyum içinde olmaldır .‪Toprak‬, metal‬, ‪su‬, ağaç‬, ateş‬ Eğer bu elementlerden biri fazlaysa ya da azsa o evde sorun vardır Elementler için her odanızı kontrol edebilir ve sonrasında gerekli düzenlemeleri yapabilirsiniz

Toprak elementi:

Seramik eşyalar, kare ve dikdörtgen formlar, sarının tonları, manzara resimleri Sadakat, sorumluluk, sabır ve dengeyi temsil eder

Metal Elementi:

Paslanmaz çelik, bakır, gümüş, aliminyum, mermer granit eşyalar, doğal kristaller, beyaz ve metalik gri, daire ve oval şekiller Maddi başarıyı ve düşünce netliğini ifade eder

Su Elementi:

Su ile ilgili her türlü dekor (resim dahil), akvaryumlar, cam, ayna vb eşyalar, asimetrik şekiller, siyah, koyu mavi, gri Bilgelik ve duyguları ifade eder

Ağaç Elementi:

Ahşap olan herşey (masa, sandalye), yeşilin her tonu, bitkiler ve bitki resimleri (perde, örtü de dahil) Aile bağlarını, yeni fikirleri ve yeni başlangıçları temsil eder

Ateş elementi:

Lambalar, mum, şömine, tütsü, yün, kürk, tüylü halılar, üçgen, piramit, koni, kırmızının her tonu Ün, şöhret, başarıyı temsil eder

Günümüz insanının bir hatası, evinde “metal” elementini fazla kullanmasıdır Metal; soğukluk, kavga, ağız bozukluğu ve duygusuzluk getirir Bilgisayar, televizyon, cep telefonu, elektromanyetik alan saçan herşey metal elementidir

Ateş, metali eritir Bu nedenle ateş enerjisi içeren kırmızı renk, mum, tütsü, üçgen ya da koni şekiller, insan ve hayvan resmi içeren sanat eserleri, kürk, yumuşak halı vb eşyalar, metal enerjisini yumuşatır İşiniz bittiğinde, elektromanyetik alan yaratan metalleri mutlaka kapatın ya da üzerlerine bir örtü örtün (annelerimiz boşuna TV örtüsü koymazlardı)

Ya da eğer bir evde kıskançlık, öfke, tutku ve tutarsızlık varsa bu “ateş” elementinin fazla kullanıldığı anlamına gelir Ateşi ise, su yumuşatır Bu şekilde enerjileri dengelemek mümkündür

Feng Shui Materyalleri:

Bambu ya da metal çanlar, kristaller (kesinlikle temiz olmalılar), akvaryum ya da su içeren cam materyaller (su ve balık, para demektir, ama temiz tutulmazlarsa para gider) Bagua aynası (Sekizgen ayna), bambu flütler, mumlar, tütsüler, doğru renk ve açıda aydınlatma gereçleri

Bunun dışında sizin ruhunuza huzur verecek tablolar (asla Dali ya da Van Gogh değil, kesinlikle canlı bitkiler (Feng Shuide ölü enerji olduğu için kurutulmuş bitki kullanılmaz), temiz tutulan biblolar

Ama bunlar belirli şekillerde yerleştirilmelidir Ve her eşyayı elinize alarak şöyle sormalısınız:

BU ASLINDA NEYİ SEMBOLİZE EDİYOR?

HAYATIMA ENERJİ OLARAK KATKISI YA DA GÖTÜRÜSÜ NEDİR?

Feng Shui Önerileri:

1 Gereksiz tüm eşyaları atın Asla kırık, çatlak, bozuk eşya bulundurmayın Ya tamir edin ya da atın gitsin

2 Sizde olumsuz anısı olan ya da size hüzün, kızgınlık vb negatif duygular veren tüm eşyalarınızı atın (giysiler dahil)

3 Ocak ve mutfak .‪#‎bereket‬ sembolüdür Burası düzensiz ve pisse, asla iki yakanız bir araya gelmez Ocağın tüm gözlerini kullanın

4 Kristal, çan, gümüş, cam eşya ve aynalar, pencereler negatif enerji tutarlar Bu nedenle temiz olmalı ya da sık sık yıkanmalıdırlar

5 Mutfakta, bereket sembolü yiyecek resimleri, bakliyattan cam şişeler kullanın Buzdolabı üzerine asla kendi fotonuzu koymayın Hele ki mutfak pisse hiç Bu sizin duygularınızın donmasıyla eş anlamlıdır

6 Klozet kapağınızı, banyo kapılarınızı kapalı tutun Su elemeti para demektir ve paranın akıp gitmesini istemeyiz Banyo ve tuvaletiniz pisse, evde akan enerji “ölüdür” Ruhsal rahatlık ve huzur beklemeyin Akan ve bozuk musluklar da paranın akması ya da gelişinin tıkanması demektir

7 Evinizin eşyaları keskin değil, yumuşak olsunlar Keskin dikdörtgen bir yemek masası yerine, yuvarlak ya da oval seçin Yatağınız ise hiç metal içermesin

Bazı Hatalar:

Aşksızlıktan şikayet ediyorsunuz Ama evinizde hala eski eşinizin fotoları baş köşede duruyorsa, ya da eşyaları hala bir yerlerde saklıysa, bu yeni bir aşka izin yok anlamındadır

Ya da kapınızın girişine koskoca aslan kafası koyduysanız, aslında gayet tehditkar bir hava yaratıyorsunuz ve evinize misafir gelmemesinin sebebi bu olabilir mi? Buna karşın bir köpek biblosu, sizi hırsızlardan koruyacaktır

Çin’de, sevilmeyen komşularla Feng Shui savaşları yapıldığı söylenir Onlar savaş materyalleri olan kılıç, silah vb keskin madeleri ya da metalleri, karşı evin göreceği şekilde koyarlar Bunlara “zehirli ok” derler Zehirli ok hissettiğiniz insanlarla aranıza “ağaç elementi” koyun Bu okları işyerinizde de hissedebilirsiniz, bir canlı salon bitkisi (iyi bakılmak şartıyla) idealdir

Son Söz: Mekanınızı temizlediğinizde, gereksiz olanları attığınızda ve eşyaları sade ve basit şekilde yerleştirdiğinizde, aşk, iş ve maddi yaşamınız yoluna girecek ve hem ruhsal hem fiziksel olarak kesinlikle daha uyumlu olacaksınız Bunun için pahalı eşyalara gerek yok

T Roosvelt’in dediği gibi:

“ELİNDE OLANLARLA, BULUNDUĞUN YERDE, ELİNDEN GELENİ YAP”

* Alıntı

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. 2 Comments »