Ayakkabı nasıl doğdu…

 

Çok büyük ama aptal bir kral, sert zeminin ayağını acıttığını söyleyip tüm krallığın sığır derisiyle kaplanmasını emretti. Ancak sarayın maskarası bu fikre kahkahalarla güldü; o bilge bir adamdı!
Dedi ki: “Kralın fikri en basitinden komik.” Kral çok kızdı ve maskaraya dedi ki: “Bana daha iyi bir seçenek göster yoksa öldürüleceksin.”
 Maskara, “Efendim küçük bir sığır derisi parçasını kesip ayağınızı kaplayın” dedi.
Ve bu şekilde ayakkabı doğdu.
Bütün dünyayı sığır derisiyle kaplamaya gerek yok; sadece ayağını kaplamak tüm dünyayı kaplar. Bilgeliğin başlangcı da budur
Ortaya Karışık kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Şubat ayı niye kısadır???

Bugün kullandığımız takvimin kökeni, Roma İmparatoru Julius Caesar’ın, Mısırlı astronomi bilgini Sosigenes’e yaptırdığı “Julyen” takvimi.

  “July” olarak bilinen temmuz ayı, Julius Caesar’ın adını taşır ve 31 gün sürer.

Caesar’dan sonra yaşayan bir başka Roma İmparatoru Augustus da kendi adını bir aya verir. Ne var ki ağustos (Augustus’un adından) ayının 30, Caesar’ın adını taşıyan temmuz ayının 31 çekmesini haşmetine yakıştıramayan İmparator Augustus, kendi adıyla anılan ayın da 31 gün sürmesini emreder.

Bunun üzerine astronomlar, yılın son ayı olan şubattan (Julyen takviminde yılbaşı, mart ayındadır ve buna göre şubat, yılın en son ayıdır.) bir günü alıp, ağustos ayına ekler. Böylece 30-29 gün döngüsü yaşayan şubat ayı 29-28 gün olarak belirlenir.
Ortaya Karışık kategorisinde yayınlandı. 1 Comment »

NEDEN "ÇOK YAŞA" DENİR?

 

NEDEN “ÇOK YAŞA” DENİR?

Hapşıran bir kişiye ‘çok yaşa’ demek adeti hemen hemen her kültürde vardır. Anlam olarak biraz değişik de olsalar sonuçta aynı kapıya çıkarlar. Hapşıranlara İngilizlerin ‘God bless you’, Almanların ‘gesundheit’, İtalyanların ‘felicita’ deme adetlerinin kökeni, hapşırmanın kişi için önemli bir tehlike olduğuna inanılan çok eski zamanlara gider.

İnsanlar asırlar boyu yaşamı…n sebebinin ruh olduğuna, ruhun ise insanın başı içinde olduğuna, hapşırmanın bu hayati güce zarar verebileceğine inandılar. Hapşırmanın soğuk algınlığı ile ilişkili olması bu inanış; güçlendirdi. İnsanlar hapşırıklarını tutabilmek için her yolu denediler.

Milattan önce dördüncü yüzyılda Aristo ve tıbbın babası sayılan Hipokrat’ın öğretileriyle insanlar, hapşırmanın başın yabancı maddelere karşı bir savunma refleksi olduğunu öğrendiler. Hapşırma bir hastalığın başlangıcı olduğundan hastalığın sonunun kötü bitmemesi için hapşırana ‘uzun yaşa’, ‘sağlıklı yaşa’ gibi sözlerin söylenmesi adeti bu zamanlarda başladı.

Yaklaşık yüz yıl sonra Romalılar hapşırmanın iyi bir şey olduğuna, insanı hastalıktan koruduğuna, hapşırığı tutmanın hastalığın kuluçkaya yatmasına belki de ilerde ölüme sebep olabileceğine inandılar. Artık hapşıranlara ‘tebrikler’ veya ‘iyi şanslar’ deniliyordu.

Hapşırana ‘çok yaşa’ denilmesinin kökeni birçok kültürde bu şekilde olmasına rağmen bir Hıristiyanlık deyimi olan ‘God bless you’ (Tanrı seni takdis etsin) cümlesinin kökeni ayrıdır. Altıncı yüzyılda İtalya’da bulaşıcı ve öldürücü veba hastalığının tüm şiddeti ile başlaması ve bu hastalığın belirtisinin kronik hapşırma olması nedeniyle, hapşıranlara ‘God bless you’ denilmesi Papa tarafından yasa olarak yayınlanmış ve mecbur kılınmıştır.

Bu yasa ile ayrıca hapşıranın çevresinde ‘God bless you’ diyecek kimse yoksa, o kişinin kendi kendisine ‘God help me’ (Tanrı yardımcım olsun) demesi de tavsiye edilmiştir.

Genelde ‘çok yaşa’ diyene ‘sen de gör’ yani ‘sen de benim yaşamımı görecek kadar çok yaşa’ denilmesi de adettendir. Hapşırana ‘çok yaşa’ deyince hapşırmanın kesileceğine inananlar da vardır.

Ortaya Karışık kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Dünya vatandaşlık numaranız: 7 milyar kişi içinde kaçıncısınız?

 

BBC-TURKİYE

Dünya vatandaşlık numaranız: 7 milyar kişi içinde kaçıncısınız?

Dünya nüfusunun bugün 7 milyara ulaşması bekleniyor. Tarihin büyük bir bölümünde çok yavaş artan nüfus, son 50 yılda iki kattan daha fazla arttı… İnsanın hikayesinde siz nerede yer alıyorsunuz? 7 milyar kişi arasında hangi  sıradasınız? Bu soruların yanıtları için aşağıdaki kutulara doğum tarihinizi girmeniz yeterli.

 

http://www.bbc.co.uk/turkce/ozeldosyalar/2011/10/111028_world_population.shtml

Ortaya Karışık kategorisinde yayınlandı. 1 Comment »

Ekmeğın yapım aşamaları… Müzik ve kum üstüne çizilen resimler eşliğinde…

Ortaya Karışık kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Don Juan’ın gecesi… Kadınların ilişkilerden beklentileri üzerine hoş bir oyun…

 

Çapkınlığıyla efsane olmuş Don Juan’ın etrafında örülen bir hikaye üzerinden kadın-erkek ilişkilerini ve kadının ilişkilerden beklentileri irdeleyen hoş bir oyun…

Bilet fiyatları 40 tl…

 

Ortaya Karışık kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

İnsan en değerli sensin…

 

İNSAN EN DEĞERLİ SENSİN….
Marmara Depremi’nin hemen ardından örgütlenen AKA,
Marmara Depremi’nde yakınlarını kaybeden, deprem sonrası arama kurtarma çalışmalarında ve yardım ekiplerinde görev almış gönüllülerden oluşan bir guruptur.

AKA ağırlıkla mimar ve inşaat mühendislerinin oluşturduğu, yapı kimyası ve fiziği konusunda tecrübesini, kurtarma sırasındaki deneyimlerinin yanısıra; bilgilerini paylaşmayı, alınması gereken önlemleri belirlemeyi, arama ve kurtarma çalışmalarında etkin aletleri ve kullanımlarını araştırmayı, bu bilgileri eğitim çalışmaları ile tüm gönüllü guruplara aktarmayı, operasyon ekibi ile de arama ve kurtarma çalışmalarında görev almayı ilke edinmiştir. Eğitimler öncelikle olası olumsuzluklardan korunma ve trafik kazaları, deprem sonrası kurtarma çalışmalarına göre programlanmıştır.

Gelin deneyimlerinizi bizimle paylaşın. Gelin çocuklarımıza doğayla barış içinde bir gelecek hazırlayalım!, Enkaz çalışmasına katılanlar, Bilgili ve tecrübeli gönüllüler, Kurtarma araçları sahipleri, Sponsorluk desteği vermek isteyen yardımseverler, aka@aka-arama.org adresine e-posta’larınızı bekliyoruz!

HERKESİN YAPABİLECEĞİ BİR ŞEY VARDIR!!!

İletişim Bilgileri;

Yer : ATAŞEHİR AFET KRİZ MERKEZİ AKA OFİSİ.

İnternet Sitesi: http: www.aka.org.tr

Ofis : 0216 455 97 10
AKA- Gsm:+90 544 470 40 02

Nakdi Yardımlarınız için:

Yapı Kredi Bankası – Fındıklı Şubesi (şube kodu – 216)
Hesap no : 81381866
IBAN : TR90 0006 7010 0000 0081 381866

KADIKÖY-İSTANBUL-TÜRKİYE
Anadolu Yakası Afet Kriz Merkezi Ataşehir

Ortaya Karışık kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Arkadaşlar face sayfam kayboldu… yenisini açtım… yenisini bulup beni eklermisiniz….Anette Inselberg

Anette Inselberg

Anette Inselberg

Ortaya Karışık kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Sevgili Dostlar, yardımlarınız için: Şişli Belediyesi Mavi Masa 0212 288 75 76,

Sevgili Dostlar, yardımlarınız için: Şişli Belediyesi Mavi Masa 0212 288 75 76, Kadıköy Belediyesi 0216 542 50 55, Beşiktaş Belediyesi 444 44 55, İzmir’de Van için giysi (özellikle battaniye) yardımları, İzmir Bornova’da Büyükpark’taki Uğur Mumcu Kültür Merkezi’nde toplanıyor! 0232-388-2964, Yıldız Teknik Öğrencileri Örgütlenmiş İLETİŞİM 0506 843 66 59—05448414494—05376260521 numaraları yardım topluyor. Kızılay Çağrı Merkezi: 168 .

Merhamet en büyük yaraların ilacıdır. (F.D.

Daha fazla bilgi için Fazıl Say’ın sayfasına ya da

Van’la dayanışma sayfalarına bakabilirsiniz…

 

Ayrıca para yardımı yapmak isteyenler

AKA – ARAMA KURTARMA ARAŞTIRMA DERNEĞİ
BAĞIŞLARINIZ İÇİ:
Yapı Kredi Bankası – Fındıklı Şb-216 HESAP NO: 81381866 hesabına yatırabilirler…

Ortaya Karışık kategorisinde yayınlandı. 2 Comments »

Dedemin İnsanları – Fragman – Çağan Irmak

http://youtu.be/Q9Gc4F0S1og

Ozan, Ege’de küçük bir sahil kasabasında yaşayan 10 yaşında bir çocuktur. Girit göçmeni dedesi Mehmet Bey nedeniyle arkadaşları onunla “gavur” diye alay etmektedir. Yalnız kalmaktan korkan Ozan, başta dedesi olmak üzere ailesine kızar “Biz Türküz.” diyerek onlara kafa tutar.

Ozan’ın dedesi Mehmet Bey, kasaba eşrafından, saygın bir adamdır. Kasaba halkına kol kanat gerer, sorunlarıyla ilgilenip, onlara yardım eder. Hoşgörürsüyle bilinen Mehmet Bey torununun bu durumundan dolayı üzülmekte ve endişe duymaktadır.

Mehmet Bey daha yedi yaşındayken, ailesi zorla topraklarından kopartılmış, mübadeleyle Girit’ten göçmüşlerdir. Mehmet Bey’in en büyük arzusu ölmeden evvel doğduğu toprakları görebilmektir. Bu özlemle sık sık içinde mektuplar olan şişeleri Ege’nin mavi sularına bırakmaktadır. DEDEMİN İNSANLARI, küçük bir kasabada yaşayan on yaşında bir çocuk ve dedesi aracılığıyla, bir ailenin ve bir ülkenin geçirdiği büyük değişimi anlatıyor.

Kalabalık ve sıcak Ege insanlarının hikâyesini izlerken, mübadeleye, öteki olmaya, nereye gidersen git bir yere ait olamamaya, azınlık olmaya, bir defa daha ama bu kez farklı bir yerden bakacaksınız.

Çağan Irmak’tan Dedemin İnsanları
25 Kasım’da Sinemalarda!

Ortaya Karışık kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

VERMEYİNCE MABUD, NEYLESİN SULTAN MAHMUT…

 Sultan Mahmut kılık kıyafetini değiştirip dolaşmaya başlamış. Dolaşırken bir kahvehaneye girmiş oturmuş. Herkes bir şeyler istiyor.

Tıkandı Baba, çay getir!..
Tıkandı Baba, kahve getir!..
Bu durum Sultan Mahmut’un dikkatini çekmiş.
– Hele baba anlat bakalım, nedir bu Tıkandı baba meselesi?
– Uzun mesele evlat, demiş Tıkandı baba.
– Anlat Baba anlat! Merak ettim deyip çekmiş sandalyeyi.

Tıkandı baba da peki deyip başlamış anlatmaya;

Bir gece rüyamda birçok insan gördüm, her birinin bir çeşmesi vardı ve hepsi de akıyordu. Benimki de akıyordu ama az akıyordu. “Benimki de onlarınki kadar aksın” diye içimden geçirdim. Bir çomak aldım ve oluğu açmaya çalıştım. Ben uğraşırken çomak kırıldı ve akan su damlamaya başladı.

Bu sefer içimden “Onlarınki kadar akmasa da olur, yeter ki eskisi kadar aksın” dedim ve uğraşırken oluk tamamen tıkandı ve hiç akmamaya başladı.Ben yine açmak için uğraşırken bir zat göründü ve: “Tıkandı Baba, tıkandı. Uğraşma artık”, dedi. O gün bu gün adım “Tıkandı Baba”ya çıktı ve hangi işe elimi attıysam olmadı. Şimdi de burada çaycılık yapıp geçinmeye çalışıyoruz.
Tıkandı Baba’nın anlattıkları Sultan Mahmut’un dikkatini çekmiş. Çayını içtikten sonra dışarı çıkmış ve adamlarına:

“Her gün bu adama bir tepsi baklava getireceksiniz. Her dilimin altında bir altın koyacaksınız ve bir ay boyunca buna devam edeceksiniz” demiş.

Sultan Mahmut’un adamları peki demişler ve ertesi akşam bir tepsi baklavayı getirmişler. Tıkandı Baba’ya baklavaları vermişler. Tıkandı Baba baklavayı almış, bakmış baklava nefis.

– “Uzun zamandır tatlı da yiyememiştik. Şöyle ağız tadıyla bir güzel yiyelim” diye içinden geçirmiş. Baklava tepsisini almış evin yolunu tutmuş. Yolda giderken “Ben en iyisi bu baklavayı satayım evin ihtiyaçlarını gidereyim” demiş ve işlek bir yol kenarına geçip başlamış bağırmaya.

Taze baklava, güzel baklava!

Bu esnada oradan geçen bir adam baklavaları beğenmiş. Üç aşağı beş yukarı anlaşmışlar ve Tıkandı Baba baklavayı satıp elde ettiği para ile evin ihtiyaçlarının bir kısmını karşılamış.

Müşteri baklavayı alıp evine gitmiş. Bir dilim baklava almış yerken ağzına bir şey gelmiş. Bir bakmış ki altın. Şaşırmış, diğer dilim, diğer dilim derken bir bakmış ki her dilimin altında altın var. Ertesi akşam adam acaba yine gelir mi diye aynı yere geçip başlamış beklemeye. Sultanın adamları ertesi akşam yine bir tepsi baklavayı getirmişler. Tıkandı Baba yine baklavayı satıp evin diğer ihtiyaçlarını karşılamak için aynı yere gitmiş.

Müşteri hiçbir şey olmamış gibi: “Baba baklavan güzeldi. Biraz indirim yaparsan her akşam senden alırım” demiş. Tıkandı Baba da “Peki” demiş ve anlaşmışlar. Tıkandı Baba’ya her akşam baklavalar gelmiş ve adam da her akşam Tıkandı Baba’dan baklavaları satın almış. Aradan bir ay geçince Sultan Mahmut:

“Bizim Tıkandı Baba’ya bir bakalım” deyip Tıkandı Baba’nın yanına gitmiş. Bu sefer padişah kıyafetleri ile içeri girmiş. Girmiş girmesine ama birde ne görsün bizim tıkandı baba eskisi gibi darmadağın. Sultan:

– “Tıkandı Baba sana baklavalar gelmedi mi?” demiş.
– Geldi sultanım!
– Peki ne yaptın sen o kadar baklavayı?
– Efendim satıp evin ihtiyaçlarını giderdim, sağ olasınız, duacınızım.

Sultan şöyle bir tebessüm etmiş.

“Anlaşıldı Tıkandı Baba anlaşıldı, hadi benimle gel” deyip almış ve devletin hazine odasına götürmüş.

“Baba şuradan küreği al ve hazinenin içine daldır küreğine ne kadar gelirse hepsi senindir” demiş. Tıkandı Baba o heyecanla küreği tersten hazinenin içine bir daldırıp çıkarmış ama bir tane altın küreğin ucunda, düştü düşecek. Sultan demiş;

“Baba senin buradan da nasibin yok. Sen bizim şu askerlerle beraber git onlar sana ne yapacağını anlatırlar” demiş ve askerlerden birini çağırmış.

“Alın bu adamı Üsküdar’ın en güzel yerine götürün ve bir tane taş beğensin. O taşı ne kadar uzağa atarsa o mesafe arasını ona verin” demiş.

Padişahın adamları ’peki’ deyip adamı alıp Üsküdar’a götürmüşler.

Baba hele şuradan bir taş beğen bakalım, demişler.

Baba, “niçin?” demiş. Askerler:

“Hele sen bir beğen bakalım” demişler. Baba şu yamuk, bu küçük, derken kocaman bir kayayı beğenip almış eline.

“Ne olacak şimdi” demiş.

“Baba sen bu taşı atacaksın ne kadar uzağa giderse o mesafe arasını padişahımız sana bağışladı” demiş.

Adam taşı kaldırmış tam atacakken taş elinden kayıp başına düşmüş. Adamcağız oracıkta ölmüş. Askerler bu durumu Padişah’a haber vermişler. İşte o zaman Sultan Mahmut o meşhur sözünü söylemiş

Ortaya Karışık kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

İnsanı Bıktıran Şeyler…

İnsanı Hayattan Anlık Bıktıran Şeyler

1-tişörtün arkasındaki etiketin sürekli enseye batması.

2-toplum içinde fermuarın açık olduğunu farkettiğin an…

3-anahtarın hep elinin dolu olduğu taraftaki cepte olması

4-yemek yerken yemekten kıl çıkması ve onu ağzınızdan çıkarayım derken çektikçe uzaması

5-sınav sırasında hocanın başınızda bekleyip kağıdınıza bakması.

6-ayaktaki küçük parmağın şiddetli biçimde biyere çarpması.

yer: genellikle kapı eşiği .

7-sevgiliyle kavga edildikten sonra umutla beklerken,mesaj sesi gelmesi,bir umut telefona baktıgınızda mesajın avea,vadofone,türkcell gibi iletişim operatörlerinden gelmiş olması.

8-damacanadan pompayla su doldururken miktarı ayarlayamamak ve suyun taşıp her yeri ıslattığı an.

9-Lisede size asılan ve sizin yüz vermediğiniz hatunların şuanki dehşetül vahşet hallerini görüp kafanızı taşşşlara vurduğunuz an.

10-Masanın üstündeki kalemin düşmemesi için çaba gösterirsiniz düşen kalemi almak için eğilince kafanızı masaya çarptığınız an

Ortaya Karışık kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Sahi, biliyor musun? Neden erkeğe “koca”, kadına da “onun karı” demiş eskiler?

 

Sahi, biliyor musun? Neden erkeğe “koca”, kadına da “onun karı” demiş eskiler?

Dağların  yücesine kar yağar diye kadına da “kocanın karı” demişler. Bakma şimdi  evlenenlerin “karı-koca” ilan edildiğine. “Koca ve onun karı” olmalıdır  aslında. Yani yüce bir dağ olmalı adam. Kar gibi pak ve masum olmalı  kadın. Örtmeli ve bir ömür, süsü olmalı dağın. Çünkü üşür tepesinde kar  olmayan dağ, ne kadar yüce olursa olsun, yarım görünür…

Eşim  olma, karım ol! Bana benzemeye çalışma sakın. Bana benden lazım değil  bir tane daha. Ama unutma ki sensiz yarımım. Her zaman söylemem, ama sen  anla.

Eşim olma, karım ol! Beni tamamla…

EMİN KARADEMİR (Köşe yazarı)

 

Ortaya Karışık kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Her insana saygıyla yaklaşmak…

Satışla ilgili ne öğrendiysem, Michigan New Era’da mobilya mağazası olan babam Walt’dan sadece bir haftada öğrendim.O gün yaşlı bir bayan mağazaya girdiğinde ben yerleri süpürüyordum. Bayanla ilgilenmek için babamdan izin aldım. “Şüphesiz” diye yanıtladı.”Size nasıl yardımcı olabilirim?”
…
“Genç adam, sizden bir kanepe almıştım, ama ayağı çıktı. Onu bana ne zaman tamir edebileceğinizi öğrenmek istiyorum.””Kanepeyi ne zaman satın almıştınız efendim?” “Yaklaşık on sene önce.”

Babama yaşlı bayanın kanepesini bedavaya tamir etmemizin müm*kün olmadığım zannettiğimi söyledim. Babam öğleden sonra bayanın evine gidebileceğimizi söylememi istedi.

Yeni bacağı taktıktan sonra oradan ayrıldık. Yolda babam “Seni ra*hatsız eden ne oğlum?” diye sordu. “Biliyorsun, ben üniversiteye git*mek istiyorum. Eğer eski kanepeleri bedava tamir etmeye devam edersek aç kalacağız!” dedim.

“Her şeyden önce sen bir şekilde tamir etmeyi öğrenmelisin. Bunun yanı sıra en önemli noktayı gözünden kaçırdın. Kanepenin altındaki etikete dikkat etmedin. Sears’tan alınmış bir kanepeydi” dedi.

“Sen bu işi bir hiç uğruna yaptığımızı, bayanın bizim müşterimiz bile olmadığım mı söylemek istiyorsun?”

Babam gözlerimin içine baktı ve “Artık müşterimiz oldu” dedi.

İki gün sonra aynı bayan mağazaya geldi ve benden birkaç bin do*larlık yeni mobilya satın aldı. Mobilyaları eve götürdüğümüzde, bozuk para dolu bir kavanozu (beşlikler, onluklar, yirmi beşlikler ve ellikler dolu) mutfak masasının üzerine koydu. “İstediğinizi alabilirsiniz” dedi ve odadan çıktı.

O günden bu yana tam otuz yıldır satış yapıyorum. Her müşteriye saygıyla yaklaştığımdan temsil ettiğim her işletmede en yüksek satış ortalamasına sahip oldum.

Michael T. Burton

Ortaya Karışık kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Bloğumun birinci yıldönümü kutlu olsun… Mum üfleyeceğim herkes bir dilek dilesin…

Arkadaşlar geçen sene 2 ekim cumartesi sabahı bloğumun açılışını yaptım… Uzun süre aklımda olan blog açma düşüncesi son bir ivmeyle hayata geçti… Yine face’ten tanıştığım Leyla Hun adlı bir arkadaşım filleri çok sevdiğinden bahsetmişti… Bende de bir dolu fil resimleri olduğundan fil resimlerini face  sayfama koydum ama içime sinmedi… Dedim ki blog açayım oraya koyayım… Her şey derli toplu dursun… İşte herşey öyle başladı…  Arkasından devam edeyim etmeyeyim mi diye tereddüt ettğim bir dönem geldi… Burada da Tunç Hamurkaroğlu adlı bir arkadaşım ” haydi haydi biraz cesaret devam et ” diye beni gaza getirdi…

 İlk başta sadece gezi yazılarımdan oluşmasını hedeflediğim bloğum karikatür, şiir, ruhsal büyüme gibi diğer alanlara da sıçramamla zenginleşti …Şu anda günde ortalama 1000 hit alan  bloğumu çok seviyorum… Beni arkadaşlarına tavsiye edenler, her gün uğrayanlar,  üşenmeden iletilerimi beğenen ve okuyan herkese teşekkür ederim… İyi ki varsınız…

Sloganımızı unutmayalım… güldürürken düşündüren blog… blog zamazingo… bizden ayrılmayın… 

Adettendir bugün doğanlara şöyle bir bakalım

2 Ekim Doğumlular
* 1869 – Mahatma Gandi, Hindistan’ın bağımsızlık lideri (ö. 1948)
* 1904 – Graham Greene, İngiliz romancı (ö. 1991)
* 1910 – Cahit Sıtkı Tarancı, Türk şair (ö. 1956)
* 1951 – Sting, İngiliz müzisyen
* 2010- Zamazingo-Anette’in dünyasına hoşgeldiniz

Ortaya Karışık kategorisinde yayınlandı. 2 Comments »