Sonbaharın Gelmesiyle 21 Günlük Değişim Programı Başlıyor… Duyduk Duymadık Demeyin…

7  Slide1

Karşımda sağlıklı, fit, içten, sıcak, insanlara yardım etmeyi hayatının amacı haline getirmiş bir insan yani ‘’Şevval Nüket Saraç’’ duruyor. Gözlerindeki ışıltıyı takip etmekten ilk başta anlattıklarına odaklanamıyorum , 39 yaşına kadar sağlıksız beslenme kaynaklı bir çok problemle boğuşmuş sonra bir gün (15 sene evvel oluyor o gün :)) artık bu böyle devam etmez demiş, ve önce kendi değişim programını uygulamaya başlamış.

11904700_981004791961640_7452140271210177442_n[1]  4
Sağlıklı beslenmeye, su içmeye, yürümeye ve Herbalife ürünlerine kullanmaya başlamış. Arkasından sonuç inanılmaz olmuş, enerjisi yükselmiş, güzelleşmiş, forma girmiş, dostluklar kurmaya başlamış ve ben bunu insanlarla büyütmeyelim demiş. Sağlıklı yaşam koçu olmuş, her gün danışanlarıyla birebir çalışmaya başlamış, beraber yürümüş, cesaret vermiş, yaşam enerjisi aşılamış, her telefonlarına cevap vermiş, Herbalife shakelerini beraber hazırlayıp içmiş, onlara nefes koçluğu yapmış. Anlayacağınız dokunduğu her hayatta mucizeler yaratmış…

10897119_858969454165175_4116552114565905897_n[2]  3
Ve sonbaharın gelmesiyle 21 günlük değişim programını başlatmaya karar vermiş. Aman kaçırmayın. Beylerbeyindeki kulübüne katılın, kendisini arayın, gülün, eğlenin, shakelerinizi için, doğru nefes alın ve yaşamınızı yenileyin derim…
Kendisinin Facebook Sayfası: Aroma Sağlıklı Yaşam Kulübü (Sayfa harika bilgilerle donatılmış mutlaka göz atın)
İnstagram Adresi: Herbalifeaktifkoc

8 6
Bir iki paragrafta da Nüket Hanım size kendisini ve programı anlatacak… Buyrun…
Yaşam bize hediye. Nasıl yaşıyacağımızı biz belirliyoruz. Gün, çabuk geçsin de diyebiliriz. Gün, ne çabuk bitti de diyebiliriz. İkisiniz arasındaki tek fark amacımızın olması ve onun için ne yaptığımız. Benim amacım her gün bir gün öncesinden daha iyi bir insan olabilmek, ruhumu beslemek, insanlara ve hayvanlara yardım edebilmek. Ben seçimimi 15.5 yıl önce yaptım. Daha sağlıklı, daha fit, daha aktif, daha özgür yaşamayı, daha çok insana yardım etmeyi seçtim. Sizin seçimleriniz ne?
Benim koçluğum ve Herbalife ile 21 günlük değişim programına var mısınız?

11986953_982622408466545_4531530661357052393_n[1] 11880680_975731419155644_2713761104787217348_n[2]
-Sağlıklı beslenerek, aç kalmadan kilolarınızı kolayca kontrol edin -Günlük takip ve ücretsiz koçluk
-Beslenme alışkanlığınızı değiştirin -Yağlara meydan okuyoruz 🍏
-Kilolarımı aşağı ya da yukarı kontrol etmek istiyorum, -Kas dokumu artırmak istiyorum,
-Daha fazla enerjiye sahip olmak istiyorum, -Daha sağlıklı beslenmek, daha fit ve aktif olmak istiyorum,
-Sporcu beslenmesine ihtiyacım var Diyorsan… Çözümümüz var Bu senin yaşamının değerini artıracak lezzetli bir çözüm.

2 11924960_979962195399233_2262772948252417140_n[1]

Sizi hedeflerinize ulaştırmak için müthiş bir programımız var.
Şevval Nüket Saraç Sağlıklı Yaşam Koçu (Whatsapp 0533 620 50 07)

Herbalife Bağımsız Distribütörü

Sonbaharın Gelmesiyle 21 Günlük Değişim Programı Başlıyor… Duyduk Duymadık Demeyin…

Slide1  7

Karşımda sağlıklı, fit, içten, sıcak, insanlara yardım etmeyi hayatının amacı haline getirmiş bir insan yani ‘’Şevval Nüket Saraç’’ duruyor. Gözlerindeki ışıltıyı takip etmekten ilk başta anlattıklarına odaklanamıyorum , 39 yaşına kadar sağlıksız beslenme kaynaklı bir çok problemle boğuşmuş sonra bir gün (15 sene evvel oluyor o gün :)) artık bu böyle devam etmez demiş, ve önce kendi değişim programını uygulamaya başlamış.

     11904700_981004791961640_7452140271210177442_n[1]  10897119_858969454165175_4116552114565905897_n[2]

Sağlıklı beslenmeye, su içmeye, yürümeye ve Herbalife ürünlerine kullanmaya başlamış. Arkasından sonuç inanılmaz olmuş, enerjisi yükselmiş, güzelleşmiş, forma girmiş, dostluklar kurmaya başlamış ve ben bunu insanlarla büyütmeyelim demiş. Sağlıklı yaşam koçu olmuş, her gün danışanlarıyla birebir çalışmaya başlamış, beraber yürümüş, cesaret vermiş, yaşam enerjisi aşılamış, her telefonlarına cevap vermiş, Herbalife shakelerini beraber hazırlayıp içmiş, onlara nefes koçluğu yapmış. Anlayacağınız dokunduğu her hayatta mucizeler yaratmış…

111880680_975731419155644_2713761104787217348_n[2]

Ve sonbaharın gelmesiyle 21 günlük değişim programını başlatmaya karar vermiş. Aman kaçırmayın. Beylerbeyindeki kulübüne katılın, kendisini arayın, gülün, eğlenin, shakelerinizi için, doğru nefes alın ve yaşamınızı yenileyin derim…

11924960_979962195399233_2262772948252417140_n[1]    8

Kendisinin Facebook Sayfası: Aroma Sağlıklı Yaşam Kulübü (Sayfa harika bilgilerle donatılmış mutlaka göz atın)

İnstagram Adresi: Herbalifeaktifkoc

Bir iki paragrafta da Nüket Hanım size kendisini ve programı anlatacak… Buyrun…

Yaşam bize hediye. Nasıl yaşıyacağımızı biz belirliyoruz. Gün, çabuk geçsin de diyebiliriz. Gün, ne çabuk bitti de diyebiliriz. İkisiniz arasındaki tek fark amacımızın olması ve onun için ne yaptığımız. Benim amacım her gün bir gün öncesinden daha iyi bir insan olabilmek, ruhumu beslemek, insanlara ve hayvanlara yardım edebilmek. Ben seçimimi 15.5 yıl önce yaptım. Daha sağlıklı, daha fit, daha aktif, daha özgür yaşamayı, daha çok insana yardım etmeyi seçtim. Sizin seçimleriniz ne?

3 2

Benim koçluğum ve Herbalife ile 21 günlük değişim programına varmısınız?

-Sağlıklı beslenerek, aç kalmadan kilolarınızı kolayca kontrol edin -Günlük takip ve ücretsiz koçluk

11986953_982622408466545_4531530661357052393_n[1] 6

-Beslenme alışkanlığınızı değiştirin -Yağlara meydan okuyoruz 🍏

-Kilolarımı aşağı ya da yukarı kontrol etmek istiyorum, -Kas dokumu artırmak istiyorum,

-Daha fazla enerjiye sahip olmak istiyorum, -Daha sağlıklı beslenmek, daha fit ve aktif olmak istiyorum,

-Sporcu beslenmesine ihtiyacım var Diyorsan… Çözümümüz var Bu senin yaşamının değerini artıracak lezzetli bir çözüm. Sizi hedeflerinize ulaştırmak için müthiş bir programımız var.

Şevval Nüket Saraç

Sağlıklı Yaşam Koçu (Whatsapp 0533 620 50 07)

Çalakalem Yazılarım... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

1 Eylül Dünya Barış Günü… YAŞASIN BARIŞ, YAŞASIN DÜNYA diye haykıralım.

561538_416737285040816_783399863_n[1]

Herkesin kalbi soldan atar. Herkes çocuğunun, arkadaşının, ailesinin iyi olmasını ister. Herkes sağlıklı, huzurlu, neşeli yaşamak ister. Hepimizin canı aynı şekilde yanar, aynı gözyaşı dökülür yanaklarımızdan.

Mutlu olunca aynı ışıltıyla dolar gözlerimiz, aynı gökyüzünün altındayız. Hepimiz sevgiyi, barışı, dostluğu, hoşgörüyü, affetmeyi büyütelim.

YAŞASIN BARIŞ, YAŞASIN DÜNYA diye haykıralım.

Sağlıcakla,

Anette İnselberg

Çalakalem Yazılarım... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Ah Şu Erkekler!!! Ne Onlarlı Ne Onlarsız…

1621874_523814164398237_1388271705_n[1]

Geçen bir yazımda kadınların kıskançlıklarından bahsetmiştim. Sonra birkaç arkadaşımın hatırlatmasıyla erkeklerin kıskançlıklarını da yazıya dökmek gerektiğini anladım. Sonuçta kıskançlık kadın erkek illallah dedirten bir durum doğuruyor. Mesela bir ilişkinin içindesiniz ve siz her şeyinizi adama anlatıyorsunuz ama yine de aşağıda döktüğüm maddelerden kurtulmak mümkün değil. 

Yakın bir erkek arkadaşınla yemeğe gitmek…

Sevgilinizin tepkisi: Vay haline sen kimsin ki kadın başına benim olmadığım bir ortamda bir erkekle yalnız başına kalıyorsun (erkekler ne olur bana yardım edin, bu tepkiyi vermeniz altında kendinize güvensizliğiniz mi yatıyor, yoksa bir kadınla baş başa kalsam neler yapardımdan yani kendinizden yola çıktığınız için mi böyle davranıyorsunuz). 

Erkek arkadaşınız gelemediği kızlı erkekli bir geceden sonra yakın bir erkek arkadaşınızın size eve bırakması…

Sevgilinizin tepkisi: Eve de gelseydi bari, kız kıza dönemedin mi, bir daha bensiz bir yere zor gidersin. 

Spora gitme alışkanlığınız varsa…

Sevgilinizin tepkisi: Sınıfta erkek var mı? Hoca erkek mi? Dar şeyler giyinip gitme. Hatta bundan sonra seni ben sınıfa götürücem ve oradan geri getiricem. Hocanla da bir tanışayım da nerede durması gerektiğini bilsin. 

Dans gibi bir hobiniz varsa…

Sevgilinizin tepkisi: Bir daha dansa gidersen bu ilişki biter. Ne o erkeklerle dans edeceksin bir de. Ben kendime boynuzlanıyorsun dedirtmem arkadaş. 

Kız kıza ya da ailenizle tatile gitme isteğiniz varsa…

Sevgilinizin tepkisi: Otur oturduğun yerde. Bu eski köye yeni adetler nerden geliyor. Bunları bekarken yaptın bitti, artık hayatında ben varım. Bensiz hiçbir yere gitmek yok. Gitmek için çok ısrar halinde adam bir akrabayı görevlendiriyor ve bütün tatil sevgilisini gözetletiyor ve hep oda telefonundan arıyor (kesin bilgidir). 

Hafif dekolte mi giymeyi seviyorsunuz…

Sevgilinizin tepkisi: Sen başıma hafif kadın oldun çıktın. Bak evli değiliz diye susuyorum (bu susmuş hali), benim soyadıma geçersen bu kıyafetler falan mümkün değil haberin ola. Ayrıca sana hiç yakışmıyor dekolte. Git üstüne bir hırka falan al bu ne böyle ya.

Yemekte garsona kibarlık yapıp gülümsediniz…

Sevgilinizin tepkisi: Sen de amma yollu oldun her adama gülümsüyorsun. 

Sosyal medyayı kullanmayı çok seviyorsunuz…

Sevgilinizin tepkisi: Bütün o hesaplar kapatılacak, hesabındaki tüm erkekler arkadaşlıktan çıkartılacak. Bir adama beğen yaptığını, yazı yazdığını görmeyeceğim (ne oluyoruz arkadaş ya sıkıyönetim geldi de bizim mi haberimiz yok). 

Kendi başınıza vakit geçirmeyi mi seviyorsunuz…

Sevgilinizin tepkisi: Bütün bunlar geçmişteydi artık ben varım. Her yere beraber gideceğiz, beraber geleceğiz. Ben her şeyi beraber yapmasını severim, öyle tın tın tın beraber gezeceğiz (yemin ederim yazarken bile daraldım). 

Instagram’a fotoğraf mı koydunuz…

Sevgilinizin tepkisi: Bu fotoğrafları eski sevgilin için mi koyuyorsun, yeni birini bulmak için mi koyuyorsun anlamadım. Bir daha yok fotoğraf falan koymak. Haberin ola. 

Eski sevgilinizden bahsettiniz…

Sevgilinizin tepkisi: Ben bir daha o öküzden bahsetme demedim mi. Bak bütün kan başıma çıktı. Senin niyetin nedir onunla barışmak filan mı. Bak bir daha bahset bu ilişki biter anladın mı biter.

Ve bütün bu yasakların ve kısıtlamaların üzerine bir de bakarsınız ki o kızlarla gezmiş tozmuş, Facebook’ta bir de fotoğrafları etiketlenmiş. Ne diyeyim erkekler bu konuda çifte standarda bayılıyor. Benim sevgilim olsun beni çok sevsin, evde beni beklesin, ben de istediğim gibi gezeyim tozayım havalarındalar.

Ne mi yapmalı? Dünyanın düzeni bir anda değişmez ve maalesef bu durum böyle ama bunun da dereceleri var tabi. Sizi boğmayacak, sıkmayacak, kendi hayat alanınıza saygı gösterecek, sizin gezmenize hobilerinize karışmayacak, kıyafetlerinizle ilgili kararlara güvenecek, erkek arkadaşlarınız olabileceği konusunda olgunlaşmış, kendine güvenen birini bulursanız çok ama çok şanslı olduğunuzu bilin derim.

Sağlıcakla,

Anette İnselberg

Çalakalem Yazılarım... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Erkeklerin Kıskançlıkları İllallah Getiriyor!!!

Geçen bir yazımda kadınların kıskançlıklarından bahsetmiştim. Sonra birkaç arkadaşımın hatırlatmasıyla erkeklerin kıskançlıklarını da yazıya dökmek gerektiğini anladım. Sonuçta kıskançlık kadın erkek illallah dedirten bir durum doğuruyor. Mesela bir ilişkinin içindesiniz ve siz her şeyinizi adama anlatıyorsunuz ama yine de aşağıda döktüğüm maddelerden kurtulmak mümkün değil. 

Yakın bir erkek arkadaşınla yemeğe gitmek…

Sevgilinizin tepkisi: Vay haline sen kimsin ki kadın başına benim olmadığım bir ortamda bir erkekle yalnız başına kalıyorsun (erkekler ne olur bana yardım edin, bu tepkiyi vermeniz altında kendinize güvensizliğiniz mi yatıyor, yoksa bir kadınla baş başa kalsam neler yapardımdan yani kendinizden yola çıktığınız için mi böyle davranıyorsunuz). 

Erkek arkadaşınız gelemediği kızlı erkekli bir geceden sonra yakın bir erkek arkadaşınızın size eve bırakması…

Sevgilinizin tepkisi: Eve de gelseydi bari, kız kıza dönemedin mi, bir daha bensiz bir yere zor gidersin. 

Spora gitme alışkanlığınız varsa…

Sevgilinizin tepkisi: Sınıfta erkek var mı? Hoca erkek mi? Dar şeyler giyinip gitme. Hatta bundan sonra seni ben sınıfa götürücem ve oradan geri getiricem. Hocanla da bir tanışayım da nerede durması gerektiğini bilsin. 

Dans gibi bir hobiniz varsa…

Sevgilinizin tepkisi: Bir daha dansa gidersen bu ilişki biter. Ne o erkeklerle dans edeceksin bir de. Ben kendime boynuzlanıyorsun dedirtmem arkadaş. 

Kız kıza ya da ailenizle tatile gitme isteğiniz varsa…

Sevgilinizin tepkisi: Otur oturduğun yerde. Bu eski köye yeni adetler nerden geliyor. Bunları bekarken yaptın bitti, artık hayatında ben varım. Bensiz hiçbir yere gitmek yok. Gitmek için çok ısrar halinde adam bir akrabayı görevlendiriyor ve bütün tatil sevgilisini gözetletiyor ve hep oda telefonundan arıyor (kesin bilgidir). 

Hafif dekolte mi giymeyi seviyorsunuz…

Sevgilinizin tepkisi: Sen başıma hafif kadın oldun çıktın. Bak evli değiliz diye susuyorum (bu susmuş hali), benim soyadıma geçersen bu kıyafetler falan mümkün değil haberin ola. Ayrıca sana hiç yakışmıyor dekolte. Git üstüne bir hırka falan al bu ne böyle ya.

Yemekte garsona kibarlık yapıp gülümsediniz…

Sevgilinizin tepkisi: Sen de amma yollu oldun her adama gülümsüyorsun. 

Sosyal medyayı kullanmayı çok seviyorsunuz…

Sevgilinizin tepkisi: Bütün o hesaplar kapatılacak, hesabındaki tüm erkekler arkadaşlıktan çıkartılacak. Bir adama beğen yaptığını, yazı yazdığını görmeyeceğim (ne oluyoruz arkadaş ya sıkıyönetim geldi de bizim mi haberimiz yok). 

Kendi başınıza vakit geçirmeyi mi seviyorsunuz…

Sevgilinizin tepkisi: Bütün bunlar geçmişteydi artık ben varım. Her yere beraber gideceğiz, beraber geleceğiz. Ben her şeyi beraber yapmasını severim, öyle tın tın tın beraber gezeceğiz (yemin ederim yazarken bile daraldım). 

Instagram’a fotoğraf mı koydunuz…

Sevgilinizin tepkisi: Bu fotoğrafları eski sevgilin için mi koyuyorsun, yeni birini bulmak için mi koyuyorsun anlamadım. Bir daha yok fotoğraf falan koymak. Haberin ola. 

Eski sevgilinizden bahsettiniz…

Sevgilinizin tepkisi: Ben bir daha o öküzden bahsetme demedim mi. Bak bütün kan başıma çıktı. Senin niyetin nedir onunla barışmak filan mı. Bak bir daha bahset bu ilişki biter anladın mı biter.

Ve bütün bu yasakların ve kısıtlamaların üzerine bir de bakarsınız ki o kızlarla gezmiş tozmuş, Facebook’ta bir de fotoğrafları etiketlenmiş. Ne diyeyim erkekler bu konuda çifte standarda bayılıyor. Benim sevgilim olsun beni çok sevsin, evde beni beklesin, ben de istediğim gibi gezeyim tozayım havalarındalar.

Ne mi yapmalı? Dünyanın düzeni bir anda değişmez ve maalesef bu durum böyle ama bunun da dereceleri var tabi. Sizi boğmayacak, sıkmayacak, kendi hayat alanınıza saygı gösterecek, sizin gezmenize hobilerinize karışmayacak, kıyafetlerinizle ilgili kararlara güvenecek, erkek arkadaşlarınız olabileceği konusunda olgunlaşmış, kendine güvenen birini bulursanız çok ama çok şanslı olduğunuzu bilin derim.

Sağlıcakla,

Anette İnselberg

Çalakalem Yazılarım... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Dikkat !!! Dikkat!!! Seçtiğin Sayı Bu Hayata Gelme Amacın…

1621874_523814164398237_1388271705_n[1]

Gözlerini kapat ve burundan üç defa nefes al. Sonra 1 le 9 arası bir sayı seç ve aşağıda tutuğun sayıyı bul.

1: Senin  adın ”sevgi” olmalıymış. Sevgi pıtırcığı olarak dolaşıyorsun seni tanıyan çevrenden ayrılmak istemiyor. Hayata sevgiyi yaymak için geldin. En seni kıran insana bile sevgi duyabilecek kadar büyük yüreğin var.

2: Senin adın ”umut” olmalıymış. En kötü zamanda bile umudunu kaybetmiyorsun her daim tünelin ucunda ışık görebiliyorsun. Net olarak yüzyılımızın polyannası sensin. Umut barındırmak iyidir yalnız şunu unutma bazen olmayanı kabul etmek gerekir.

3: Senin adın ”şans” olmalıymış. Paçandan, kolundan her yerinden şans akıyor. Hemen koş milli piyango bileti al, sayısal loto al. Bir hediye çekilişi mi olacak sen kazanırsın, bir işe adam mı alınacak sen alınırsın, en iyi maaşı, en iyi kocayı sen kaparsın. Aman şansının kıymetini bil onu kutsa emi…

4: Senin adın ”içgörü” olmalıymış. Rüyalarından hislerinden korkulur. Olayları olmadan sezinliyorsun da olmasını engelleyemiyorsun dimi. E evrenin kuralı böyle. Onlar sana hazırlanman için gönderilen mesajlar. Unutma bu yeteneğini her zaman başkalarına yardım için kullan.

5: Senin adın ”gülümseme”. Senin kadar neşelisi bu dünyaya gelmemiştir. Çevrene hayat veriyorsun, mutlu ediyorsun. Allah ne muradın varsa versin. İnsanlara gülümsemeyi ve gülümsemenin önemini anlatmak için geldin bu dünyaya. Gül, gülmek sana çok yakışıyor.

6:Senin adın ”şefkat” olmalıymış. Birisini ağlarken mi gördün hemen yanına gidip teselli edersin. Yolda yanından geçen dilencilere, sokak müzisyenlerine yardım etmekten eve beş parasız dönersin. Televizyonda üzücü bir şey görsen ağlamaya başlarsın. Senin gibi yumuşak kalpliler dünyayı kurtaracak.

7: Senin adın ”sadakat” olmalıymış. Eşini asla aldatmazsın. Sevmesen bile yanında kalırsın. Boşanmadan, ayrılmadan başkasına yan gözle bile bakmazsın.Hele sana iyilik yapanın kırk yıl kölesi olursun. Bu dünyaya sadakatin önemini anlatmaya geldin.

8: Senin adın ”dürüstlük” olmalıymış. Doğru bildiklerini hiç korkmadan söyleyebiliyor ve arkasında durabiliyorsun. İnsanlar ağzından çıkanlara çok güveniyor çünkü doğru söyleyeceğini biliyorlar. Seninle sevgili olmak da, iş yapmakta çok hayırlı. Karman bu özelliğinden dolayı çok düzgün tek sorun bazen patavatsızlığa kaçıp insanların kalplerini kırıyorsun.

9: Senin adın ”misafirperver” olmalıymış. Yedi mahalle senin evinden besleniyor. İhtiyaç duyanı  evine de alıyorsun. Besliyorsun, giydiriyor, içiriyorsun. Bütün bunlar hayır hanene yazılıyor. Evinde yapılan sohbetler de ruhun da besleniyor, büyüyor gelişiyorsun. Yola devam bu dünyaya hep beraber yükselmek için geldik ve sen bunun hizmetlisisin.

Anette İnselberg

Çalakalem Yazılarım... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Eski yemek nasıl mideyi bozarsa, kötü anılarda ruhu bozar…

1621874_523814164398237_1388271705_n[1]

“Geçmişi de temcit pilavı gibi ısıtıp ısıtıp aklınıza getirmeyin, eski yemek nasıl mideyi bozarsa, kötü anılarda ruhu bozar unutmayın…”
Anette İnselberg

Çalakalem Yazılarım... kategorisinde yayınlandı. 1 Comment »

İçimizdeki Zehirli Mantarları Artık Yemeyelim…

1621874_523814164398237_1388271705_n[1]

Bu nasıl başlık demeyin metafor yaptık herhalde. Burdaki zehirli mantarlardan kastım içimizde biriktirdiğimiz kin, nefret, öfke, kıskançlık, pişmanlık gibi negatif duygular ve bu duyguların sağlığımıza verdiği zararlar. Bu tip duyguları senelerce içimizde biriktiriyoruz, biriktiriyoruz, biriktiriyoruz ve gün geliyor nur topu gibi bir sağlık problemiyle karşı karşıya kalıyoruz. O zaman da ayıkla pirincin taşını durumu ortaya çıkıyor.

İşin komik tarafı bu tip duyguları bizde yaratan insanlar kendi dünyalarında mutlu mesut yaşıyorlarken ve bizde yarattıkları bu duyguların hiç farkında değillerken ya da aldırmıyorlarken, biz keskin sirke küpüne zarar lafındaki gibi yerimizde köpürüp köpürüp duruyoruz. Üstelik bu duyguları yaratan insanları da zihnimizin baş köşesine oturtuyoruz. Nereye gitsek onları da götürüyoruz, ne seyretsek ne okusak mutlaka bir ilişki kuruyoruz. Arkasından gelsin uykusuz geceler, sebepsiz ağlamalar, hırs içinde facebook sayfalarını incelemeler…

Bize yazık değil mi arkadaşlar? Bizimki de can değil mi? En iyisi affediverin gitsin gari… Sonra ohh bugüne gelin rahatınızla, huzurunuzla yaşayın gidin. İnsanlara konuştuğumda herkesin aslında bir affetme çabası içinde olduğunu tamam affedeyimde nasıl yapayım dediğini çok duydum. İşte zurnanın deliğinin zırtladığı yerlerden biri de burası zaten.

Nasıl affedeceğiz? Bunun için bir kaç örnek versem de kötü haber maalesef herkes kendi yöntemini bulmak zorunda. Bağ koparma çalışmaları, meditasyon, chi kong uygulamaları , bio enerji seansları sayabileceğim yöntemlerden bazıları. Bağ koparma çalışmasına kısa bir örnek vermeye çalışayım, ılık bir duş alıp rahatlayın sessiz sakin bir köşeye geçin ve kendi kendinize şu sözleri tekrarlayın herkes kendi tekamülü sırasında elinden geleni yaptı, ve her şey olması gerektiği gibi oldu, onu bana öğrettikleri için teşekkür ediyor ve sevgiyle uğurluyorum. Aslında karşınızdakini bağışlayıp serbest bıraktığınızda esas kendi ruhunuzu özgürleştirdiğinizi, sağlığınızı geri kazandığınızı unutmayın.

Tabi yapılması gereken bir çalışma daha var o da kendinizi affetme çalışması. Çünkü bütün yaptığınız ya da yapmadığınız, söylediğiniz ya da söylemediğiniz şeyler için mutlaka kendinize kızgınlığınızda içinizde giderek büyümüştür. Tabi bu da ruhunuzu bir yangın yerine çevirmiştir. Affedin gidin gari kendinizi. Sonuçta bu dünyaya hepimiz öğrenmeye gelmedik mi? Hata yapmaya gelmedik mi? A keşki tüm bunları yaşamasaydık,  keşki ruhumuzu yangın yerine çevirecek deneyimlerden geçirmeseydik diyoruz değil mi? Ya her şey olması gerektiği gibi olmuşsa. Ya bütün bunları deneyimlememiz gerekiyorduysa ne olacak. Artık ah vah etme zamanı değil, öğrenip, ders alıp yola devam etme zamanı..

Ne olur artık kendimizi sevelim, affedelim, çevremize ışığımızı yayalım, el ele tutuşup önce yakın çevremizi, sonra halka halka büyüyerek dünyayı daha iyi bir yere getirmeye çalışalım. Ama nasıl merdivenler teker teker çıkılırsa, bizde önce kendimizden ve içimizdeki duyguları temizlemekle başlamalıyız. Yoksa ne kendimize ne de çevremize bir faydamız olur.

Eee o zaman neymiş bugün önce kendimizi sonra herkesi affediyoruz ve uzun zamandır olmadığımız kadar rahat ve huzurlu bir şekilde arkamıza yaslanıp yemeğimizi afiyetle yiyoruz.

A bunu yaptıktan sonra hala kendimize ve başkalarına kızmaya devam mı ediyoruz ne olur vazgeçin, inanın kimseye bir faydası yok özellikle de size. Gidin reiki seanslarına, gidin bio enerji seanslarına, konuşun, dertleşin, enerjinizi dengeletin, bilmiyorum belki aklınıza başka bir şey gelmiştir, gidin onu yapın. Ne yaparsanız yapın ama lütfen bu yolda çalışın. Haaa geçmişi de temcit pilavı gibi ısıtıp ısıtıp aklınıza getirmeyin, eski yemek nasıl mideyi bozarsa, kötü anılarda ruhu bozar unutmayın.

Önce kendiniz, sonra çevreniz sonra da dünya için yapın bunu. Hadi ne duruyorsunuz. Doğru çalışmaya…

Sağlıcakla,

Anette İnselberg

Karşımıza Çıkanlar Bize Sağılacak İnek Gözüyle Bakıyorlar… Bıktık Artık!!!

20140921_181126

Karşıma çıkan her kadın işe yarar adam kalmadığından, ikili ilişkilerin çıkar ilişkisine döndüğünden şikayet etmeye başladı. Kendilerini sağılacak inek gibi görmeye başlamışlar.

Ben de bana yapılan şikayetleri duyurmak istedim. Belki erkekler bi zahmet kendilerine çeki düzen verirler de ilişkiler daha anlamlı bir hale gelir.

Sağılma Listesi:

İlk günden bana paramı sordu, var deyince kendini güvende hissetmek için bana geldi düşüncesi.

Çocukları varmış, bankaları ayıralım herkes kendinden sorumlu olsun, para çocuğuma kalsın, sen kendi başının çaresine bak.

Ben istediğim gibi gezerim, sevgili yaparım sen evde beni beklersin (Yok yaaaJ).

Zaten çocuğum var, evliliği de denedim, artık sorumluluk istemiyorum öylece takılmak istiyorum.

İlerde hastalık var, bakıma ihtiyaç var, sen bana iyi bakabilir misin?

Eşimle cinsel hayatımız çok sönüktü şimdi onun acısını çıkarmak istiyorum.

Evliyken kafama göre yaşayamadım, zaten zor boşandım bir daha o cendereye girmem.

Bir gıdım sıkıntı çekemem, bana derdini falan anlatma.

Hiçbir şeyle uğraşmak istemiyorum artık sen her şeyi ayarla bana haber ver.

Ee bi kaz ayaklarını yaptırıver artık diyorum.

Eski karımla istediğim kadar çok konuşurum (yazışırım) sana ne.

Hiç kimse çocuklarımın annesinin yerini tutamaz.

Ben tekrar çocuk istemiyorum, sen düşünüyorsan ilişkiyi hemen bitirelim.

Vır vır kadın dırdırı çekecek yaşı geçtim.

Her şeyi yarı yarı öderiz. Benden bi şey bekleme.

Haftaya annemler, kızlarım, damatlar, torunlar bize gelecek, mükellef sofra bekliyorum, benden de bi gıdım yardım bekleme.

Git yemek yapmasını öğren, bana nasıl bakacaksın böyle.

Liste böyle devam ediyor baylar/ bayanlar. Herkes bi kendine dönsün baksın lütfen, biz hayat arkadaşı mı arıyoruz, yoksa çıkarımıza uygun şirket ortaklığı mı?

Sağlıcakla,

Anette İnselberg

Çalakalem Yazılarım... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Bazen Her Şey Kötü Gider Hayatta…

1621874_523814164398237_1388271705_n[1]

Bazı dönemler olur nereye elinizi atsanız kurur, ne yöne dönseniz kapılar kapanır, yolun ucundaki ışığı görmek mümkün değildir.

Arkadaşlarla takışılır, eşle ayrılayım mı ayrılmayayım mı diye düşünülür, çocuklar kendi alemlerinde yaşar, akrabalardan kime ne anlatsam diye düşünürsün, kime dayanacağını bilemezsin.

İş, para fanidir ama gereklidir, sıkıcıdır, yetmiyordur, yeni ve daha iyi iş kim kaybetmiş ki ben bulucam modunda moraller bozuktur.

Sağlık eh yıllar geçtikçe, araba gibi sağında solunda başlar arızalar, buna da şükür deyip yola devam edilir.

Ne istediysen olmamıştır, anlamazsın bir türlü nedenini.

İşte tam o anda, o karamsarlığın en dip noktasında yalnız olmadığımızı, her zaman mucizevi enerjiyle çevrili olduğumuzu hatırlamalıyız. Allah’ın her zaman yanımızda olduğunu bilmeli ve ondan yardım istemeliyiz.

Biz bu dünyada misafir değil miyiz, misafir de umduğunu değil bulduğunu yemez mi. O zaman nasibimiz bu deyip kabullenelim başımıza ne geldiyse. Ne yapalım deyip kabullenelim.

Bu yaşadıklarımız belki testtir, belki karmadan dolayı bunu hak etmişizdir, belki büyük konuşmuşuzdur, neyse ne başımıza her geleni kabul etmeliyiz. Ardından Allah’a sığınıp bize yeni ve güzel kapılar açması için dua etmeliyiz. Bakış açımızı değiştirip neler olduğuna değil, neler yapacağımıza bakmalıyız.

Eminim ki en kısa zamanda ya da vakti geldiğinde o çıkış yolu kendiliğinden açılacaktır. Umutsuzluğa kapılmayın ve şükürü elden bırakmayın.

Sağlıcakla,

Anette İnselberg

Çalakalem Yazılarım... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Kıskançlığınızla Sevgilinizi Delirtmek Üzere Misiniz Acaba ?… Bu Hareketlere Dikkat…

183

Kıskançlığınızla Sevgilinizi Delirtmek Üzere Misiniz Acaba… Bu Hareketlere Dikkat…

Erkek arkadaşlarımla yaptığım sohbetlerde sevgililerinden ya da sevgili adaylarından kıskançlık konusunda nasıl şikayet ettiklerini size anlatamam. Adamları resmen bunaltmışsınız, nefes alamaz hale getirmişsiniz. Ama size bir haberim var, niyeti olan sizin aldığınız tüm önlemlere rağmen yapacağını yapıyor, yani bu kadar bekçilik fazla. Hem siz canınızı ne sıkıyorsunuz ki, değerinizi bilen yanınızda kalsın.

İşte erkeklerin bana yana yakıla geldikleri kıskançlık hareketleri:

  1. Twitter\Facebook\Instagram profil fotoları hatunlu yapılacak baskısı.
  2. Profil durumu ‘’ilişkim var’’ olarak değiştirilme baskısı.
  3. Sürekli sarmaş dolaş fotolar çekilecek ve tüm sosyal medyalarda mütemadiyen paylaşılacak isteği.
  4. Hatunun hesaplarına sürekli aşk dolu mesajlar yazılma talebi.
  5. Erkeğin hesapları aşk dolu yazışmalardan geçilmeyecek isteği.
  6. Girilen ortamlarda sürekli el ele – diz dize kol kola olma talebi.
  7. Erkek başka kadına baktığı anda kavga çıkarma adamın canını sıkma hareketleri.
  8. Adam başka kadınlarla konuşmaya başlarsa trip yapılıp o ortamdan uzaklaştırılacak ve bir daha sokulmama halleri.
  9. Whatsapp’ta son giriş tarihi sürekli kontrol edilip, kimle yazışıyorsun sorusuyla adama günü zehir etmek.
  10. İyi geceler ve günaydın mesajlarında aksama olursa adama fırçayı atmak.
  11. Gece geç saatlerde Whatsapp’a girildiğinin tespiti halinde ortalığı toza dumana katmak.
  12. Adamın gömleği, sweatshirtüyle ortalıkta görünüp dün akşam onda kaldım mesajı vermeye çalışmak.
  13. Eski sevgilinin fotoğraflarını tüm sosyal medya hesaplarından sildirme krizleri.
  14. Eski sevgiliden gelme tüm hediyeleri çöpe atma hareketleri.

Valla arkadaş benim vaktim kıymetli, ben hayatımdaki adamı bu kadar merkezim yapamam. Kendimi geliştirme kurslarım var, yazılarım var, sosyal hayatım var. Şuyum var buyum var. Size de acil önerim: Kendinize bir hobi bulun ve kendinizin ayrı bir varlık olduğunuzun farkına varın. Benim son zamanlarda bir mottom var: Ben düşünüp, üzülüp, dedektiflik yapacağıma, o yapsın. Bana ne yani. Bir tanecik hayatım var bu yaştan sonra kimse için kıskançlık krizlerine girip hayatımı zehir edemem. Size de tavsiyem aklınız rahat olsun istiyorsanız kadına doymuş, gözü dışarda olmayan, dürüst ve size değer veren birini bulun.

Sağlıcakla,

Anette İnselberg

Çalakalem Yazılarım... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Sevgilin Varken Başkasına Aşık Olmak…

21016_778701475576170_3572287644018728253_n[1]

Kalp aynı anda kaç kişiyi sevebilir acaba? Etrafa bakılacak olursa birden fazla kişiyi sevmek olası. İnsana olmaz gibi geliyor ama oluyor işte. İşin etiğini bir tarafa bırakacak olursak, her insan başka bir yerimizi okşuyor, o yüzden öyle “aa vaaa” bu iş nasıl olur havalarına hiç girmeyeceğim. Hatta başımdan geçtiğini bile itiraf edeceğim. Tabi öyle yakın bir zamanda değil bayağı eski bir zamandan bahsediyorum. Tam tarih vermek istemiyorum. Beni tanıyanlar beyefendinin kimliğini anlasınlar istemem çünkü…

Diyelim ki olay üniversite zamanımda geçiyor. Sevgilim var, adamı seviyorum. Kafa dengi, geziyoruz eğleniyoruz, birbirimize güveniyoruz. Ayrıca birbirimize sözümüz var “her zaman dürüst olacağız” diye. En büyük oyunumuz ne düşünüyorsun diye sormak ve hep doğru cevabı almak. Biz böyle sağlam ve uzun soluklu bir ilişki yaşarken, karşıdan çok sevdiğim bir arkadaşım beni gezmeye çağırıyor. Erkek arkadaşımın işi var gelemiyor, neyse ben giyiniyorum süsleniyorum, karşı tarafa geçiyorum. Ve arkadaşım beni birisiyle tanıştırıyor.

İşte daha o anda, daha ilk dakika da ben adama aşık oluyorum. Bildiğin aşık oluyorum. Elim ayağım titriyor, sesim gidiyor, adamın yüzüne bakamıyorum heyecandan. Neyse o gün biz sohbet ediyoruz, gülüyoruz, eğleniyoruz sonra ben eve dönüyorum, nasıl içim yanıyor anlatamam. Ben sevgilimi düşünmeyi, ilgilenmeyi, aramayı bırakmışım, bu yeni adamı düşünüyorum. Tabi onun bunlardan hiçbir haberi yok. Ben kendi kendime yanıp kavruluyorum. Sonra bir daha görüşmüyoruz, ben kimselere bir şey söylemiyorum ve ilişkime devam ediyorum.

Zaman geçtikçe adama olan aşkım sönüyor, hatta kayboluyor. İlişkim de bir gün bitiyor ama ben diğer adama da kız arkadaşıma da bir şey söylemiyorum. Seneler sonra bu adamla tekrar yollarımız kesişiyor. O evlenmiş boşanmış, kişisel gelişim konularına ilgi duyan bir adam olmuş. Ama bende de ona karşı duygu kalmamış, kalbim kendiliğinden dostluğa dönüşmüş. Yani anlayacağınız gene aramızda bir şey geçmiyor. Bu anıdan çıkardığım ilişki dersleri şunlar:

  1. Duygular zaman içinde şekil değiştiriyorlar, en yanıp kül olduğuna bile kül olmaz olabiliyorsun.
  2. Eğer yeni adama gitseydim, eski adam yeni adam ikilemi yaşayıp, elimde iki yarım ilişki olacaktı.
  3. Biz irade sahibi insanlarız, ilişkin varken başkasına aşık olsan bile peşinden gitmek zorunda değilsin (giden de kendi yaratacağı karışıklığın bedelini ödeyecektir zaten).
  4. Yürümeyen ilişkini sürdürme, yeni fırsatları kaçırırsın.
  5. İnsan aynı anda birden fazla kişiden etkilenebilir.
  6. İlişkini canlı tutmak için bir şeyler yap. (Aynı hobilerden zevk almak büyük bir avantajdır.)

Eee siz neler düşünüyorsunuz bu konuda. Dökülün bakayım…

Sağlıcakla,

Anette İnselberg

Çalakalem Yazılarım... kategorisinde yayınlandı. 2 Comments »

Başkasını Değiştirme Hakkını Kendinizde Nasıl Buluyorsunuz…

1621874_523814164398237_1388271705_n[1]

İlişkilerde yapılan en büyük yanlışlardan biri, ”karşındakine bakmak ve tamam ben bunu istediğim gibi değiştiririm” demektir. Karşımızdaki bize olan sevgi ve saygısından bunu deneyebilir, hatta bir süre değişmiş bile görünebilir ama eninde sonunda kendine yani sizin o beğenmediğiniz haline dönecektir. Çünkü o odur.

Hatta size bir şey söyleyeyim mi size olan sevgisinden ve onu olduğu gibi kabul etmeyeceğinizi bildiğinden değiştiği dönemde kendisine saygısını yitirecektir. Aynaya bakacaktır ve bu aynaya baktığımda gördüğüm kadın/adam kim diyecektir. Kendisiyle bağını koparmış biri olacaktır ki ona verdiğiniz bu zarar çok büyüktür.

Ayrıca siz onu değiştirme hakkını gerçekten kendinizde nasıl buluyorsunuz merak ediyorum. Oturmasına, kalkmasına, görünüşüne, hobilerine, arkadaşlarına, dinlediği müziğe, fikirlerine karışma hakkını hatta bunlardan dolayı onu küçümseme hakkını nereden buluyorsunuz. Sizin doğrunuz neden onun doğrusu olsun? Hele ki doğru ya da yanlış diye bir şey yokken, sadece kendini gerçekleştirmek denilen bir şey varken. Siz onu kendi istediğiniz hale getirmeye çalışırken, o da size aynı şeyi yapsa hoşunuza gider mi? Hemen cevap vereyim, gitmez. O size aynı şekilde davransa tasınızı tarağınızı alırsınız ve size müdahale edildiği gün gidersiniz.

Size bir tavsiyem var, birine bakıp ben bunu değiştirim mi diyorsunuz. O insana bulaşmayın, çünkü onun sadece gerilemesine sebep olursunuz. Size uymuyor mu kardeşim hiç o yola girmeyin çekin gidin. Size doğal olarak uyanın gelmesini bekleyin. Ne siz yorulun ne de karşınızdakini yorun…

Ayrıca yumuşak başlı ve sevdikleri için değişmeye deneyen insanlara iki çift lafım varım. Sizler değerlisiniz, herkesin söylediği sözle (bu zaafınız olan kişi bile olsa) hareket etmeyin. Gözünüzü seveyim bunu yapmayın. Biraz güçlü olun, biraz kendinize güvenin, kendinizi sevin, kendinize inanın. Yoga yapın, kişisel gelişim kurslarına gidin, kendinizi tanıyın, kitap okuyun, nefes çalışın. Ama hemen böyle başkasının güdümüne girmeyin. Sonra kendinize yabancılaşırsınız, sonra kendinizi nerede bulacağım diye şaşırırsınız. Bak bir daha yazıyorum size doğal olarak uyanı bekleyin, sizi değiştirmek isteyenden kaçın. Ne siz yorulun ne de karşınızdakini yorun güzel kardeşim…

İyi veya kötü diye bir şey yok, siz neyseniz osunuz. Kendinizi kabul edin, kendinizi kutsayın. Aaa tabi bunu yaparken evrensel kuralları öğrenin ve ona göre yaşamayı ilke edinin. Ona göre kendinizi törpüleyin. Çünkü tek uymanız gereken şey evrensel yasalardır. Diğerleri de vız gelsin tırıs gitsin, sonra çok pişman olursunuz aha da buraya yazıyorum…

Sağlıcakla,

Anette İnselberg

Çalakalem Yazılarım... kategorisinde yayınlandı. 1 Comment »

Niye Kendime Güvenmiyorum, Sevmiyorum, Değer Vermiyorum Anlamıyorum Ki?

21016_778701475576170_3572287644018728253_n[1]

Çok uzun yıllar kendime güvenmediğimi fark etmemiştim, hatta bu konuda kendimle konuşmamıştım bile. Sonra kişisel gelişim kurslarına, kitaplarına ilgi duymaya başladım. Orada okuduklarım, kendimi yavaş yavaş değerlendirmelerim sonucu keşfettim ki ben kendime güvenmiyorum, hatta değer bile vermiyorum. Fakat bunu değil yazmak, kabullenmem bile o kadar uzun zamanımı aldı ki.

Sonuçta fena olmayan okullarda okudum, ortalama bir ailem var, dış görünüşüm Allah’a şükür eline yüzüne bakılır biriyim fakat kendime güvenmiyorum, değer de vermiyorum. Hatta sevmiyorum bile. Bir süre bunun sebebine kafayı taktım, sonra buna kafayı takarak iyileşme sürecine başlamayı geciktirdiğimi anladım. Nedense neden işte, sonuç buydu. Yaram fışkırmıştı ve bunu düzeltmem gerekiyordu. Çok uzun zaman kendi kendime olumlama yapmaya başladım “ben çok değerliyim ve kendime güveniyorum” diye. Fakat bu olumlamaları yapıyorum yapıyorum, sonra en ufak bir olayda pat yıkılıp gidiyorum.

Ayrıca bir de keşfettim ki, bir şekilde bana değer vermeyen ilişkileri, arkadaşlıkları, ortamları seçiyorum. İnsanlar beni ne kadar dışlarsa, ben o ortama o kadar çok girmek istiyorum. Niye kendimi bu kadar cezalandırmak istiyorum. Niye kendimi sevmiyorum anlayamıyorum ki. Bu sefer olumlamalarıma “kendimi seviyorum ve affediyorum” bölümlerini de ekliyorum. Hatta aynaya bakıp, taa gözlerimin içine bakıp “Anette seni çok seviyorum ve yaptığın her şey için seni affediyorum, seni olduğun gibi kabul ediyorum” diyorum. Bir üç beş, kendimi daha iyi hissetmeye başlıyorum. Kimi zaman ağlıyorum, kimi zaman hüzünleniyorum, kimi zaman neşeleniyorum. Ama yapmaya hep devam ediyorum. Hatta bazen kendi kendimin saçını bile okşuyorum “Anette seni çok seviyorum” diye.

Sonra bakıyorum bana değer veren ilişkilere, arkadaşlara, ortamlara girmeye başlıyorum. Kendi kendime ceza verme damarım tekrar ortaya çıkıyor. Bütün güzel yaptığım inşaatları yıkıyorum, sonra ağlıyorum, üzülüyorum. “Yok yok kesin kafamdan zorum var” diye başlarken kendime sövmeye, tüm olumlama çalışmalarıma geri dönüyorum. En çok da kendini affetme, olduğum gibi kabul etme ve sevme çalışmalarına dönüyorum.

Sonra bir kitapta, o gün yaptığınız üç güzel şeyi yazın diye bir öneri görüyorum. Alıyorum koca bir defter yazdıkça yazıyorum, yazdıkça yazıyorum. Günler ilerledikçe çevirip çevirip okuyorum, yaaa ben pek de fena bir insan değilmişim galiba hissine kapılıyorum, ilişkilerim gene düzeliyor.

Yani anlayacağınız bu yol uzun bir yol ama çalışarak, olumlama yaparak, aynaya bakıp kendini severek, başkalarına yardım ederek kısalan bir yol. Size de bir an önce başlamanızı tavsiye ederim.

Sağlıcakla,

Anette İnselberg

Çalakalem Yazılarım... kategorisinde yayınlandı. 7 Comments »

İçe Atma Dışa At… Ama Nasıl???

1621874_523814164398237_1388271705_n[1]

Yıllarca her şeyi içine atmış ve bundan çok zarar görmüş biri olarak size rahatlıkla söyleyebilirim ki içe atma dışa at… Tabi dışa at demekle olmuyor. Nasıl atacağımız hakkında da çalışmalıyız. Ben dışa atma çalışmaları yapmaya karar verdiğimde sonuç aynen şu oldu: Karşımdaki ne demek istediğimi anlamadı. Valla anlamadı. Neden mi? Çünkü ben ne söylemek istediğimi toparlayamadım, neyi ne kadar söylemek istediğimi toparlayamadım, içimde zaten birikmiş şeyleri de aralardan fışkırttım. Karşımdaki de hiçbir şey anlamadı. Ben de kendimi söyledim işte diye sanıp rahatladım. Arkasından da aldı mı beni bi korku. Kötü mü yaptım, keşke söylemese miydim, ya şimdi onu kaybedersem. Bu sefer başladım karşımdakini bir alttan almaya inanılır gibi değil. Sanki bunca zaman dolmuş olan ben değilim de o. Yani anlayacağınız daha saçma sapan bir durum ortaya çıktı…

Her günde olumlama çalışıyorum; kendimi iyi bir şekilde tatlılıkla ve erprili bir şekilde ifade etmek istiyorum diye ama nafile. Bir şey söyleme çalıştığımda ya bağırır gibi konuşuyorum (içimde neler ukte kaldıysa böyle etkiliyor demek ses tonunu), ya rest çeker gibi konuşuyorum. İşin tatlılıkla yakından uzaktan alakası yok. Ve hiçbir sonuca ulaşamıyorum.

Sonra istediği her şeyi istediği gibi söyleyen insanları izledim. Gamsızlar anacağım. Esprili de söylüyorlar. Gerektiğinde kırarak da söylüyorlar. Ağlatıyorlar da. Ama kendi istediklerini, rahatsız olduklarını çatır çatır söylüyorlar. Ben de bir cesaret aldım söyliyeyim dedim; aman gene insanları kırıyor muyum, üzüyor muyum, kaybediyor muyum, aman beni sevecekler mi telaşı geri geldi. Söylediğime söyleyeceğime pişman oldum. Bir yandan da kendimi rahatlatmaya çalışıyorum; sen üzüleceğine, sen idare edeceğine, sen karşındakinin isteklerini yapacağına bırak biraz da onlar yapsın. Yapmıyorsa da uyuşmuyorsanız da o zaman uyuşan gelir. Kimse cefa çekmez. Bunu sürekli tekrarlayıp kendimi rahatlatmaya çalışıyorum. Konuşmadıkça, rıza gösterdikçe kendimin değil başkasının hayatını yaşıyorum çünkü. İçimde başlıyor bir bomba birikmeye.

Sonra birine böyle dan dan ne düşündüğümü söyledim, ‘’Aaaa sana ne oldu böyle. Sen iyi değilsin herhalde, biraz dinlen yarın konuşuruz’’ dedi. Hiç kaale almadı. Bir başkası ‘’sen dağdan mı indin ne o öyel hırt hırt’’ dedi. Öteki ‘’kendini çok iyi gizlemişsin vallahi bravo’’ dedi. Diyemiyorum ki arkadaşlar benim tüm derdim konuşamamak. Sonra birikiyor birikiyo abuk subuk patlıyo.

Yani anlayacağınız bilmem kaç sene uyguladığımız konuşmama programını bir kere de konuşma programına çevirmek zor. Ama kaşı gözü yara yara öğreniliyor. Bugünlerde nispeten daha çok ifade ediyorum kendimi. Sonrada diyorum ki ilerde kaybedeceğime şimdi kaybedeyim. Ya da bana uyan gelsin. İdare idare bana da yazık günah yani. Ben de hayatımı kendi isteklerime göre yaşamak istiyorum. Ya da en azından ortada buluşmak istiyorum. Bir geyşa gibi karşı tarafın her istediğine evet, evet demek istemiyorum zaten bir süre sonra bomba gibi patlıyorum. Uymuyorsa uymuyor kardeşim. Zorla değil yani. Kendime bol bol şu cümleyi tekrarlıyorum; Uyan gelsin… Uyan gelsin… Uyan gelsin…

Bir de şunu anladım ki bunları yapabilmek için insanın kendini sevmesi ve kendini değerli görmesi gerekiyor. Ve bu konularla ilgili de çalışma yapmaya başladım. O tabi başka bir yazının konusu. 

Size şunu da net söyleyebilirim eskiden vücudun ifade merkezi olan boğaz çakram, yani boğazım sürekli ağrırdı. Yani sene 365 gün benimki 395 gün ağrırdı. Sürekli mavi giyerdim. Şimdilerde bu ağrıların ne kadar azaldığını anlatamam. Yani anlayacağınız kafayı, gözü yara yara kendinizi anlatın arkadaşlar. Bir noktadan sonra öğrenilmeye başlanıyor. Aman söylemeyeyim ayıp olur diyoruz ya esas kendimize ayıp oluyor!!! 

Sağlıcakla,

Anette İnselberg