Seminerler vermeye nasıl başladım? Kısacık anlatıyorum…

329998_105638399549151_1893487578_o[1]

 

Dr. Anette İnselberg/ Reiki Master

Bana sunulan klasik yolda eğitimimi doktoraya kadar ilerlettim, finans sektöründe uzun yıllar çalışıp yetkili olmayı başardım. Ailem, çevrem herkes benden ve ilerlediğim bu yoldan çok memnundu. Fakat bir sorun vardı ben memnun değildim…
İşi bırakmak istiyordum cesaret edemiyordum bocalamayla geçen bir kaç seneden sonra kurumsal kariyeri bırakıp, kendimi bulmak için gezip dolaşmaya başladım, (ne kadar uzağa gidersem-küba, ya kadar uzandım :- sanki o kadar ruhumun içine iniyordum) Datça’da bir çiftlikte yaşadım.

Tüm gezilerimi ve çiftlikte yaşadıklarımı anlatmak istedim  ve bloğum zamazingo’yu açtım (anetteinselberg.com). Ayrıca blogta kendimi ve ruhumu tedavi etmek için yazılar yazmaya ve beğendiğim kişilerden alıntılar yapmaya da başladım.

Tabi blog güzeldi ama yetmiyordu çalışmak üretmek lazım dedim uluslararası kalite yönetimi masterım olduğu için  değişik sektörlerdeki firmalara İSO9001 sistemi kurmaya başladım. Fakat  bir süre sonra o da beni sıktı ve kendimi karadenize attım. Yeşilin bin tonunda dinlendim, istanbula döndüm  Türk sanat müziği korosuna katıldım, yelken öğrendim yelken yarışlarına katıldım. Yani anlayacağınız yine anılar biriktirmeye ve son hız bunları bloğa aktarmaya devam ettim.

Bu arada bir yığın kişisel gelişim kursuna da gidiyordum. Ama anladım ki çok kursa gitmek kafa karışıklığına yol açıyordu. Ben de kendi içimde bir sadeleşme dönemi geçirdikten sonra işime yarayan ve uyguladığım çalışmaların eğitmeni olmaya karar verdim.
Bir çok insanın ruhuna dokundum, bir çok insan da bana dokundu. Hep beraber birbirimizi iyileştirmeye devam ediyoruz. Hayat ne yaşarsan yaşa çok güzel. Unutulmaması gereken tek şey de bu bence…
Sağlıcakla,
Anette İnselberg.
Verdiğim seminerler:
Access Bar
Reiki 1-2-3
Heal Your Life- Louse L.Hay
Nefesle ve Meditasyonla Mandala
Geçmişin Yüklerini Bırakma (İçerğini kendim oluşturdum)
YENİ SEZONDA HEPİNİZİ BEKLİYORUM EFEM))

Çalakalem Yazılarım... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Sonra senin yüzünden oldu diye kimseyi suçlama. Hayatının sorumlusu sensin…

foto

Millet seni çekiştirecek diye yapmadığın her şeyin sorumlusu sensin.

Başkasının senin için uygun gördüğü kurallara göre yaşayıp mutsuz oluyorsan ;sorumlusu sensin…

Aman hakkımda iyi düşünsünler diye yapıp içine sıkıntı basan her şeyin sorumlusu sensin…

Başkasının verdiği öğüde göre yaşarsan, öğüdün sonucunu onun değil senin yaşayacağını unutma. Sonra senin yüzünden oldu diye kimseyi suçlama. Hayatının sorumlusu sensin…

Kafede iki dakka dedikodun yapılacak diye kendinden ve kendi hayatından vazgeçme. Yoksa çok pişman olursun…

Senin kararlarında da elbet hatalar olacak ama en azından kendi kararlarının bedelini ödersin.

Anette İnselberg

Çalakalem Yazılarım... kategorisinde yayınlandı. 1 Comment »

Yol ayrımında sağa sönmem gerekiyorsa sola dönüyorum

340044_108637942582530_1413168746_o[1]

Yol ayrımında sağa sönmem gerekiyorsa sola dönüyorum

Susmam gereken yerde konuşuyorum

Konuşmam gereken yerde susuyorum

Hoşlandığım adamlardan bir şey çıkmıyor

Kime arkamı dönsem kapımdan ayrılmıyor

Güvendiklerim beni yalnız bırakıyor

Beklemediklerim bana iyilik yapmak için sırada

Olsun diye uğraşıp didindiğim yollar da sadece hayal kırıklığı varken

Aman olmasa da olur dediklerim çiçek bahçesi

Yapma senin için iyi olmaz denilen her şeye koşarak giderken

Bak bu senin hayrına denilen şeyleri istemiyorum

Her gün yüzümde güller açarken

Geceleri kendimi yargılıyorum

Ben niye bu kadar tersim anlayamıyorum

Olmayan her kapıyı çalmaktan yorulduğum zaman

Kendimi akışa bırakıyorum

Ve ruhum anca o zaman dinlenebiliyor

Anette İnselberg

 

Çalakalem Yazılarım... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Masaya Neler Koysam Acaba?

340044_108637942582530_1413168746_o[1]

Rüzgarı koydum, mavi rengi koydum, azıcık yağmur damlası koydum…

Dere kenarında oturmayı, çayırlara yatmayı, ağaçlara sarılmayı koydum…

Bütün kapıları açan bir anahtar koydum,

Açık çayımı koydum,

Neşeyi, paylaşımı, dostluğu koydum…

Empati ,hoşgörü, sevgi, İyi niyet,ve anlayışı koydum,

Izgara mısır , dondurma, çikolata koydum…

Kirazı, eriği, şeftaliyi koydum

Pamuk şekeri koydum, sayılardan sekizi, yemeklerden patlıcanı koydum…

Klasik müziği koydum,

Ressamları, yazarları, bestecileri koydum,

Doya doya tüm dünyayı gezmeyi koydum,

Yürüyüşü, basketbolu koydum,

Sabaha kadar süren sohbetleri, ateş başında oturmayı koydum

Samanyolunu seyretmeyi koydum,

Mavi tükenmez kalemimi koydum…

Heyecan , adrenalin ve yaşama sevinci koydum

Piyano çalmayı, yazı yazmayı, dans etmeyi koydum

Bağıra bağıra şarkı söylemeyi, konserlerde zıplamayı, müziği sonuna kadar açmayı koydum

Ayvozovskiyi ve dalgalarını koydum,

Masa da masaymış ha…

Bana mısın demedi:)))

Anette İnselberg

Not:Edip Cansever’e  ve”Masa Da Masaymış” Şiirine Saygılarımla…

Çalakalem Yazılarım... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Bir Kez Kırıldın Diye Niye Dünya Durdu Zannediyorsun A Çocuk?

IMG_0418

 

Aşk acısı çekmemiş olan var mı aramızda? Hiç zannetmiyorum. Hem de bu acı; insanın sokaklarda deliler gibi amaçsızca dolaşmasına, sebepli sebepsiz ağlamasına, ben öldüm bittim artık yaşayamam diye düşünmesine, hatta gözünün ferinin sönmesine bile yol açmıştır.

İnanın ki bu işin daha kolay kısmı (yandım-bittim diye dolaşma hali), esas zor kısım ne biliyor musunuz? Tüm bu şok, ve içinden geçmek istemediğiniz- ama geçmek zorunda bırakıldığınız- bu acı geçtikten sonra neler olacağı?

Yeni bir ilişki mi? Allah korusun deyişinizi duyar gibiyim ama insanoğlu işte bir noktadan sonra aşksız yaşayamayacağını anlıyor ve mutlaka bir başkası karşısına çıkıveriyor.

İşte esas mesele de burada başlıyor…

O kırılma-o acı- geçmesine geçiyor da ne geçmiyor biliyor musunuz? İzi… Ve kendini tekrar o acıdan koruma içgüdüsü doğuyor birden. Ben kendimi tekrar o kadar kaptıramam diyorsunuz ve abuk subuk davranmaya başlıyorsunuz. Kendinizi bırakmakla- bırakmamak arası bir yerde gidip geliyorsunuz.

Tam kendinizi bırakacak gibi olurken-Yemezler- deyip kendinizi şöyle bir silkeliyiveriyor ve uzaklaşıyorsunuz.

Bu sefer özlüyorsunuz ama ağzınızdaki eskiye ait buruk tadı unutmak ne mümkün. Yine de yandan yandan yaklaşıyorsunuz tekrar o heyecana. Böyle yaklaş-uzaklaş şeklinde son derece dengesiz hareketlerinize dayanamayan karşı taraf gittiğinde ise ‘’çok şükür gitti’’ diyen bir tarafınızla, ‘’aptal, niye kendini bırakmadın’’ diyen öbür tarafınız aranızdaki savaş tekrar başlıyor.

Birinin yaptığı hatayı, bir diğerine yüklemek niye? Evet mantık tüm cevapları vermeye hazır ama yalnızlık o kadar emin bir duygu hali ki, yalnız olmayı seçiyorsun son kertede ve iyi halt ediyorsun?

Aşkın kollarına kendini bırakmayarak yaşamından çalıyorsun sadece. Bunu bilmiyor musun? Anlamıyor musun? Anlıyorum da hazır değilim mi diyorsun. Valla yalan. Billa yalan. Külliyen de yalan. O cesareti bir daha toplayana kadar karşına kim çıkarsa çıksın kaybedeceğini biliyorsun değil mi? Yazıktır çocuğum yapma, yakma hayatını… Korkuyu yenmenin en iyi yolu, onun içinden geçmektir. Kimse söylemedi bunu sana… Derin derin nefesler al ve gir tekrar aşkın kanatlarına… Gerekirse tekrar acı çek. Bilmiyor musun aşk da geçecek, aşksızlık da geçecek, korku da geçecek(eğer izin verirsen), koca hayat geçiyor bu mu geçmeyecek?

Ama hayatının hakkını ver, duygularını yaşa, bastırma… Ne olursun bastırma… Emin kalende yaşamak çok güzel geliyor sana biliyorum… Çok güvenli geliyor sana biliyorum. Çok acısız geliyor sana biliyorum… Ama hayat nerede o zaman? Damarlarında hızlı hızlı akması gereken kan nerede o zaman? Kendini, canlıyken cansızlığa mahkum etme… Aç tekrar kendini duygularının gerçeğine…

Geçenlerde bir arkadaşımın kızı benle aşk hakkında dertleşti… Kendisi henüz 15 yaşında ne dedi biliyor musun? ‘’Bir önceki aşkında çok incinmiş o yüzden kendini bir süre ilişkilere kapamış’’ Ya cancanım sen bunu 15 yaşında dersen biz ne diyelim? Tabi ki biraz köşene çekilicen, yaralarını sarıcan, ne oldu, neden oldu muhasebesine giricen? Ama karşına yeni biri çıktığında, ne olur geçmişin günahını yenisine ödetme olur mu?

Ne çektin be aşktan çocuğum… Evde bacağını kırıp otursan olmuyor? Dışarda koşup yeni birisini arasan olmuyor? Ne çektin ve be aşktan çocuğum…Ne çektin?

Hepimize aşkı dolu dizgin yaşayacak taze ve cesur bir yürek diliyorum…

Not: Tabi bir de kalpte kıvılcım çaktıracak adam lazım :)))

Sağlıcakla,

Anette İnselberg

Çalakalem Yazılarım... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Mutlu Olmak İçin Kullanabileceğiniz 15 Formül…

mutluluk kapak fotograflari[1]

 

1. Sizi mutlu eden insanlarla beraber olun.

2. İnsanın amacının olması iyi güzel de amaca giden yoldan da keyif almaya bakın. Yolda olmaktan keyif almalısınız.

3. Parayı amaç  olarak değil araç olarak görün

4.  Elimizdekilerin kıymetini bilin

5. Kendinizi kimseyle kıyaslamayın

6. Affedin

7. Gelecek kaygısını denize dökün…

8. Kendinize hoşgörü gösterin

9. Gevşemeyi öğrenin sürekli stres altında yaşamak sizi çok yorar.

10. Gereksiz kibarlıktan, hayır diyememekten kurtulun. Hayatınızı sizin isteklerinizin yönetmesine izin verin.

11. Gerektiğinde yardım isteyin

12. İlahi sisteme güvenin ve kendinizi akışa bırakın.

13.Sevdiğiniz bir hobi bulun.

14.Fikir sorun ama hayatınıza ait kararlarınızı siz alın. Sonuçta onları yaşayacak olan sizlersiniz…

15. Her şeyi kafaya takmayın biraz boş verci olun…

Anette İnselberg

 

Çalakalem Yazılarım... kategorisinde yayınlandı. 2 Comments »

Yüreğimizde bir kıvılcım çaktığında yeniden ve yineden deneme cesareti buluruz.

IMG_0418

 

Bulgakov – Genç Bir Doktorun Anıları elime son dönemde geçen kitaplardan. Bu kitabın özellikle sonlarında Morfin diye bir hikaye var. Karşılıksız bir aşkın yarattığı çaresizlik ve onu insanın ne hale getireceği işlenmiş… Hem de çok çarpıcı bir şekilde…

Aşk karşılık gördüğünde bizi vezir eden ama görmediğinde sefil eden bir duygu… Edebiyat ve sanata baktığımızda çaresiz aşkları ve bu aşkların insan ruhunda açtığı yaraları ve yaptırdığı çılgınca davranışları okuruz.

Madam Bovarynin aşk için her şeyini bırakışı, Camille Claduellenin aşkından ayrıldıktan sonra delirmesi sayısız örneklerden sadece bir kaçı…Aslında bu hikayelerden etkilenişimiz kendi hayatlarımızda benzer çaresizliklerden geçmiş olduğumuzdan dolayı değil mi?

Tüm bu çaresizlik hallerini bilmemize karşın aşk bizi öyle büyüler ki, yüreğimizde bir kıvılcım çaktığında yeniden ve yineden deneme cesareti buluruz. Sonunu düşünmemeye çalışarak, biraz daha duvarlı biraz daha mesafeli davranarak ama yine de nasipte üzülmek varsa kadere boyun eğerek…

Arkadaşlarla sık sık konuşuruz insan neden aşıkken yazmaz üretmez neden acı çekerken sürünürken üretir. Mutluyken gezmekten, tozmaktan, eğlenmekten vakit mi kalmaz yoksa insan yazma ihtiyacı mı hissetmez…

Ne zamanki o üzgünlük ruha bir kıyafet gibi giyilir, ne zaman ki yara kanar , ne zaman ki gezecek tozacak kimse olmaz o zaman mı yazmak istersin…

Bilemiyorum…

Tek bildiğim şey ”Çaresizlik insanı yazar yapar”…

Anette İnselberg

Çalakalem Yazılarım... kategorisinde yayınlandı. 1 Comment »

Bulgakovla Tanışmakta Geç Kalmışım… Siz Kalmayın…

genc-bir-doktorun-anilari-kitabi-mihail-bulgakov-Front-1[1]

Bulgakov – Genç Bir Doktorun Anıları elime son dönemde geçen kitaplardan. Ben bu yazarı keşfetmekte geç kalmışım. Siz kalmayın…

Bu kitabın özellikle sonlarında Morfin diye bir hikaye var. Karşılıksız bir aşkın yarattığı çaresizlik ve onu insanın ne hale getireceği işlenmiş… Hem de çok çarpıcı bir şekilde…

Aşk karşılık gördüğünde bizi vezir eden ama görmediğinde sefil eden bir duygu… Edebiyat ve sanata baktığımızda çaresiz aşkları ve bu aşkların insan ruhunda açtığı yaraları ve yaptırdığı çılgınca davranışları okuruz.

Madam Bovarynin aşk için her şeyini bırakışı, Camille Claduellenin aşkından ayrıldıktan sonra delirmesi sayısız örneklerden sadece bir kaçı…Aslında bu hikayelerden etkilenişimiz kendi hayatlarımızda benzer çaresizliklerden geçmiş olduğumuzdan dolayı değil mi?

Tüm bu çaresizlik hallerini bilmemize karşın aşk bizi öyle büyüler ki, yüreğimizde bir kıvılcım çaktığında yeniden ve yineden deneme cesareti buluruz. Sonunu düşünmemeye çalışarak, biraz daha duvarlı biraz daha mesafeli davranarak ama yine de nasipte üzülmek varsa kadere boyun eğerek…

Arkadaşlarla sık sık konuşuruz  insan neden aşıkken yazmaz üretmez neden acı çekerken sürünürken üretir. Mutluyken gezmekten, tozmaktan, eğlenmekten vakit mi kalmaz yoksa  insan yazma ihtiyacı mı hissetmez…

Ne zamanki o üzgünlük ruha bir kıyafet gibi giyilir, ne zaman ki yara kanar  o zaman mı  yazmak istersin…

Bilemiyorum…

Tek bildiğim şey  ”Çaresizlik insanı  yazar yapar , mutluluksa  ne yapar bilemiyorum…”’

Anette İnselberg

Sonsuzluğa Giden ‘An’lar…

13266103_956374277808888_6903113601496989074_n[1]

Bazen öyle anlar yaşıyorum ki, o kareyi dondurmak ve sonsuza kadar saklamak istiyorum…

Mesela metro da yürüyorum, yorgunum. Eve varmak için hızlı yürüyorum. Derken metro da müzik çalanların sesi geliyor kulağıma. Bildik bir şey çalıyorlar. Kendimi onlarla beraber söyler buluyorum. Cüzdanımı açıyorum, bozuk para atıcam çocuklara. Belki bir çay içecekler o parayla. İşte parayı atarken, çalgıcıyla göz göze geldiğimiz o an. Ben hafif utangaç, o hafif müteşekkir. İşte o an donup kalsın istiyorum…

Yolda yürüyorum, bir kız çocuğu. Üstü başı düzgün. Siyah saçlı. Saçları toplanmış. Yanıma gelip, abla bana büfeden dönerli sandüviç alır mısın diyor? Tamam diyorum… Büfeye gidiyoruz, bir de yanına kola istiyor. Ona da tamam diyorum… İstedikleri eline gelince, o çocuk masumluğuyla teşekkür ederim abla dediği zaman gözlerindeki parıltıyı dondurmak istiyorum…

Rumeli hisarında açık çayımı yudumlayıp, karşı kıyının doyulmaz manzarasına baktığım o anı da donduralım…

Yeni birisiyle tanışmışım, daha ne olacağı belli değilken, bana attığı o ilk mesajı okuduğum zamanki heyecanımı dondurmak istiyorum…

Annemin saçını okşayıp, sen bu ailenin ana kraliçesisin deyip, onu mutlu ettiğim o anı da koyalım…

Kavga edipte, çok uzun süredir görmediğim eski erkek arkadaşımı yolda görüp, amann ne çocukmuşuz deyip, birbirimize sarılıp, her şeyi geride bıraktığımız o dostluk anını da katalım…

Boğazım ağrıyarak kalktığım, bütün gün kendimi, ıhlamurlara, bitki çaylarına verdiğim günün sonunda artık iyileştiğimi anladığım o anı da alalım…

Sadece kardan adam değil kardan kadında yapalım yazısını görüp gülümsediğim o anı da alalım…

Sanki liste uzayıp gidecekmiş gibi geldi. En iyisi buralar da kesmek. Hayat bana göre bir resim. Hepimiz kendi resmimizi yapıyoruz. Her fırça darbesi bir ‘an’a denk geliyor. Eğer bütün anları güzel doldurursak, harika bir resmimiz olur demektir. Bütün hayatı güzel yaşarız demektir.

Sizin sonsuzluğa giden anlarınız neler? …

Sağlıcakla,
Anette İnselberg

Çalakalem Yazılarım... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Bir ilişki Ne Zaman Biter

13266103_956374277808888_6903113601496989074_n[1]

Bir insanla ilişkinin nerede başladığını bulmak çok kolay. Adını duyduğun, sesini duyduğun ya da ilk tanıştığın, ilk göz göze geldiğin an ilişki çoktan başlamış olur. Ve sen o insan hakkında çoktan karar vermiş bile olursun. İşin şaşılacak tarafı yüzde doksan da doğru karar vermişsindir.

Hadi bakalım bir ilişkinin ne zaman başladığını kolayca çözdük. Peki, bir ilişki ne zaman biter?

İlişki tarafları yollarını ayırdıkları zaman mı biter? Yoo, hiç sanmıyorum. O dönem ilişkinin en kuvvetli yaşandığı dönemlerden biridir bence. Tekrar barışılacak mı sorgulamaları, pişmanlıklar, o ne dedi, ben ne dedimler, özlemler, kızgınlıklar, arasam mılar, aramalar, tekrar kavga etmeler, barışmalar… Bana hiç ilişki bitmiş gibi gelmedi…

İlişkinin kesin bittiğini kabul edelim. Bu sefer acaba arkadaş kalabilecek miyiz endişesi bizi sarar… İçten içe de arkadaş kalalım belki tekrar barışırız arka planda çalışmaya devam eder. İlişki hala devam ediyor anladığım kadarıyla.

Bu aşamadan sonra kimisi arkadaşlığa dönme becerisini gösterir kimisi kesin olarak görüşmeme kararı alır. İki durumda da ilişki yine de bitmez. Kesin olarak görüşmeme kararı aldığın kişiyi, görmezsin fakat düşünürsün çünkü. Ansızın biri onu soruverir. Bir şarkı çalıverir. Birisi saçlarını onun gibi düzeltir. Onun gibi kahkaha atar. Ya da yolda karşına çıkıverir.

Hele şimdinin dünyasında face’te sayfasına bakıp bakmama mücadelesi sürer gider. Acaba şu an ne yapıyor diye merak edersin.

Ya da aradan birkaç yıl geçer, birden aklına düşer. Kalbinde bıraktığı izler tekrar bir canlanır.

Bilmiyorum ama birisiyle tanıştığınızda çok dikkat edin. Sonsuza kadar sürecek bir ilişki başlamaktadır.

Sağlıcakla,

Anette İnselberg

Çalakalem Yazılarım... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Hayatımız boyunca pek çok insanla karşılaşıyoruz…

Hayatımız boyunca pek çok insanla karşılaşıyoruz. Hepsine, kendimiz<den bir parça bırakıyor ve hepsinden bir parça alıp yolumuza devam ediyoruz. Böylelikle, bir olmayı deneyimlemiş oluyoruz.

Anette

Çalakalem Yazılarım... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Şaman Hayvanınızı Bulmak İçin Çok Pratik Bir Çalışma…

IMG_0418

 

Şimdi anlatmaya başlıyorum, yazıyı okuduktan sonra hemen yapın emi…

Oturarak ya da yatarak çalışmaya başlıyoruz. Gözlerimizi kapatıp, burundan nefes alıp vermeye başlıyoruz.

Nefes alıyoruz, veriyoruz, nefes alıyoruz veriyoruz.

Ve gözlerimiz kapalı kendimizi yolda yürürken hayal ediyoruz . Yürürken yavaş yavaş şehrin gürültüsünden uzaklaşıyoruz, uzaklaşıyor, uzaklaşıyoruz ve hoş ağaçlı bir patikada yürümeye başlıyoruz. Bu patikada çeşit çeşit çiçekler var. Kelebekler uçuşuyor. Çiçek kokuları burnumuza doluyor. Ve patikada yürümeye devam ediyoruz, yol kıvrılıyor ve burada herkes kendini güvende hissedeceği bir manzara hayal ediyor.

Ben bir dere kenarına doğru yürüdüğümü ve suyun kenarında oturduğumu hayal ediyorum. Siz de kendinizi rahatlatan bir yer hayal edin.

Şimdi oraya sizin dertlerini anlatacağınız, her zaman seveceğiniz, güveneceğinizi bir hayvanı getirin. Ben beyaz bir at getiriyorum yanıma. Ayağa kalkıyorum onla konuşuyorum, okşuyorum besliyorum, üstüne biniyorum, onla vakit geçiriyorum. Seçtiğiniz hayvan sizin yol gösterici şaman hayvanınız.Bundan sonra her canınız sıkıldığında, üzüldüğünüzde, sevindiğinizde onu hayal edip, yanınıza çağırıp uzun uzun konuşabilirsiniz…

Son olarak da sevdiğiniz bir objenin yanında olduğunu düşünün, ben sevdiğim mavi bir tişörtün yanımda olduğunu ve onu üzerime giydiğimi düşünüyorum.

Ve dere kenarında üstümde mavi tişort beyaz atıma binerek vakit geçiriyorum.Ve bu bana inanılmaz iyi geliyor…

Sonra hazır olduğumda gözlerimi açıyorum ve yenilenmiş olarak çalışmamı bitiriyorum.

Ve her canım sıkkın olduğunda atımın dere kenarında beni beklediğini biliyorum ve çok rahatlıyorum.

Sağlıcakla,

Anette İnselberg

Çalakalem Yazılarım... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

İnanılmaz Doğru Sakın Kaçırma… Nasıl Bir Erkek Seni Mutlu Eder…

Yukarıdaki resimde kuş, ağaç ve kadın figürü var. Birini seç ve nasıl bir adamla mutlu olacağını öğren.

Kuş Görenler: Hareketli ve gezgin bir hayat yaşamayı seviyorsun ve bağımsızlığına düşkünsün. Seni anlayacak ve zaman zaman da kendini gerçekleştirmek için özgür bırakacak bir ruh eşiyle  müthiş bir ilişki yaşarsın.Arka arkaya bir sürü iyi haber gelmek üzere.

Kadın Görenler: Senin naif ve kırılgan bir yapın.Ayrıca çok çekicisin.Senin ruhuna uygun seni el üstünde tutacak, yumuşak başlı ve şefkatli biriyle çok mutlu olabilirsin. Şans kapını çalmak üzere bu sefer kalbini açmayı becer.

Ağacı Görenler: Doğayı çok seviyorsun. Açık havada yapılan her şey seni büyülüyor. Yıldızların altında şarkı söylemek, kendi bahçeni ekip biçmek çok büyük mutluluk verir.Sana maceracı, becerikli, hayvan ve doğa dostu bir ruh gerekiyor.

Sağlıcakla,

Anette

Çalakalem Yazılarım... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

%100 Doğru Hangi Yönünüzü Geliştirmelisiniz… Resimdeki Üç Şekilden Birini Seçin…

2_460x340scale[1]

 

Resimde gözüken oturan kadın, arkadaki adam ve cübbeli adamdan birini seçin ve bu haytta neyi geliştirmeniz gerektiğini bulun…

Arkadaki Adamı Görenler: Hayatınızı başkalarına adayarak geçiriyorsunuz, çok fedakarsınız ama artık uyanma zamanınız geldi. Kendiniz için de bir şeyler yapmalısınız. Başlangıç olarak kendinize bir hobi bulun ve iki haftada bir ona gidin…

Oturan Kadın: Her şeyi içinize ata ata yaşamışsınız ve artık patlama zamanınız gelmiş. Kendi potansiyelinizi ortaya çıkarmalısınız. Kendinizi ifade etmeyi öğrenmelisiniz. Bunun için yazı, resim, müzik gibi sanatsal alanlardan destek alabilirsiniz…

Fısıldayan Siyah Cübbeli Adam Görenler: Siz bu dünyaya hizmet için gelmiş seçilmiş kişilerdensiniz. Ne iş yaparsanız yapın yanında mutlaka şifacılık yeteneklerinizi geliştirin ve dünyaya şifayı dağıtmanın elçileri olun…

Sağlıcakla,

Anette İnselberg

Çalakalem Yazılarım... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Rahatlamak İçin Kullandığım Bir Yöntem… Umarım Size De Faydası Olur…

IMG_0418

Merhaba Can Canlar,

Hepimizin hayatında moral bozucu, üzücü, can sıkıcı, bazen de öfkelendiren, kızdıran bir dolu şey oluyor. Ben böyle durumlarda kalbime Reiki veriyorum ya da Access’le bu duygulara sebep olan düşünce kalıbımı temizliyorum. Ek olarak da şimdi anlatacağım çalışmayı yapıyorum.

Elim de ne kadar alternatif varsa kullanıyorum ki bu duyguları bir an önce dönüştürüp neşeli, huzurlu, dingin halime dönüvereyim. (Tabi ki aldığım dersler cepte)

Şimdi anlatmaya başlıyorum, bana olduğu kadar size de şifa olsun inşallah.

Yazıyı okuduktan sonra hemen yapın emi…

Oturarak ya da yatarak çalışmaya başlıyoruz. Gözlerimizi kapatıp, burundan nefes alıp vermeye başlıyoruz.

Nefes alıyoruz, veriyoruz, nefes alıyoruz veriyoruz.

Ve gözlerimiz kapalı kendimizi yolda yürürken hayal ediyoruz . Yürürken yavaş yavaş şehrin gürültüsünden uzaklaşıyoruz, uzaklaşıyor, uzaklaşıyoruz ve hoş ağaçlı bir patikada yürümeye başlıyoruz. Bu patikada çeşit çeşit çiçekler var. Kelebekler uçuşuyor. Çiçek kokuları burnumuza doluyor. Ve patikada yürümeye devam ediyoruz, yol kıvrılıyor ve burada herkes kendini güvende hissedeceği bir manzara hayal ediyor.

Ben bir dere kenarına doğru yürüdüğümü ve suyun kenarında oturduğumu hayal ediyorum. Siz de kendinizi rahatlatan bir yer hayal edin.

Şimdi oraya sizin dertlerini anlatacağınız, her zaman seveceğiniz, güveneceğinizi bir hayvanı getirin. Ben beyaz bir at getiriyorum yanıma. Ayağa kalkıyorum onla konuşuyorum, okşuyorum besliyorum, üstüne biniyorum, onla vakit geçiriyorum. Seçtiğiniz hayvan sizin yol gösterici şaman hayvanınız.

Son olarak da sevdiğiniz bir objenin yanında olduğunu düşünün, ben sevdiğim mavi bir tişörtün yanımda olduğunu ve onu üzerime giydiğimi düşünüyorum.

Ve dere kenarında üstümde mavi tişort beyaz atıma binerek vakit geçiriyorum.Ve bu bana inanılmaz iyi geliyor…

Sonra hazır olduğumda gözlerimi açıyorum ve yenilenmiş olarak çalışmamı bitiriyorum.

Ve her canım sıkkın olduğunda atımın dere kenarında beni beklediğini biliyorum ve çok rahatlıyorum.

Haydi siz de kendi güvenli alanınızı yaratın ,ve rahatlayın. İsteyen de yarattığı bu güzelliği paylaşşsın olur mu 🙂

Ruhlarımızın huzur kavuşmasını diliyorum.

Sağlıcakla,

Anette İnselberg

Çalakalem Yazılarım... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »