Ruhsal Algıyı Kolaylaştıran Kokular

Kırmızı-Gül-Resimli-Duvar-Kağıtları[1]

 

Kokular ister bitkisel bir parfüm ya da güzel kokulu bir yağ, ister tütsü olsun fark etmeksizin bilincimizi değiştirmede ve meditasyon sırasında ruhsal teması sağlamada en etkin araçtır. Kokular benzersiz özelliklerine göre çevrenin ve kişinin titreşim frekansını değiştirirler. Ruhsal rehberler için çok çekici olabilirler. Ayrıca çevremizdeki rehberlerin etkinliklerine dair içsel algımızı güçlendirirler.

Gül
Bu koku, sevgi ve neşeyle ilgili ruhsal rehberleri bize çeker. Psişik yeteneği arttırma ve kehanet konularında yardımcı olacak rehberlerle çalışmak isteyenler tarafından ruhsalmeditasyonlar sırasında kullanılabilir.
Elma Çiçeği
Bu koku, doğa ruhlarıyla temasa geçmede çok faydalıdır. Özellikle kendileriyle efsanevî imgeler aracılığıyla çalışacak rehberleri çağıranlar için etkilidir. Boynuzlu At’ı çeken bir kokudur.
Karanfil
Karanfil ruhsal özellikle bedensiz varlıklara karşı koruma sağlayan bir kokudur. Elizabeth döneminde bu koku hayaletlerle karşılaşmayı önlemek için kullanılırdı.
Papatya
Bu koku, Arabistan ve Mısır’la ilişkili mezheplere çekici gelir. Doğa Krallığı’na uyum sağlamanızda yardımı dokunabilir. Aura’yı dengeler ve böylece ruh algısı güçlenir.
Günlük  bu koku, aura ve çevre için arındırmadır. Yüksek titreşimi, istenmeyen ya da düşük seviyeli ruhların gelmesini önler. Koruyucudur, arındırıcıdır ve algıyı açar.
Gardenya
Bu koku, özellikle doğa ruhlarını kendisine çeker. Birçok düzeydeki ruhsal âlemlerle iletişimi, telepatiyi güçlendirir. İyi ruhları çağırma ritüellerinde kullanılabilir.
Lavanta
Bu, stresi azaltan ve farklı bilinç hallerine girmeye yardım eden bir bitkidir. Eskiden hayaletleri görmek isteyen ve bilinçli farkındalığı tetiklemek isteyen kişiler tarafından yanlarında taşınırdı. Vizyon genişletici bir etkisi vardır. Çok çeşitli mezheplerle bağlantıya geçmek için kullanılabilir.
Limon
Limon, iyi ruhları çeken bir kokudur. Eski zamanlarda medyumlar tarafından yüksek titreşim ve üst düzey ruhsal rehberleri çağırmak için sık sık kullanılırdı.
Leylak
Leylak, ruhsal âlemlerle temasa geçmede en yararlı kokulardan biridir. Süptil âlemlerin fiziksel vizyonlarını uyarmada faydalıdır. Bireye iyi ruhların çekilim duymasını sağlar. Bazı peri mezhepleri için çok çekicidir. Perili evleri temizlemede kullanılabilir. Medyumluğun üst düzeylerini tetikler.
Biberiye
Bu baharat ve kokusu Elf Krallığı’nda kutsaldır. İngiltere’de noel zamanı elflere ve diğer iyi ruhlara gelecek yıl yardımlarını esirgememeleri için bir hediye olarak sunulurdu. Günümüzde de kullanılmaktadır. Enerjisi çok koruyucudur. Kişiyi negatif varlıklara karşı korur. Banyoda yağ olarak kullanıldığında Ruh Krallığına karşı bedeninizin duyarlığını arttırır.
Menekşe
Menekşe, periler kraliçesinin çiçeğidir. Bütün doğa ruhlarını kendisine çektiği gibi onlarla daha fazla telepati ve iletişim imkânı sağlar. Meditasyondan önce alnın bir damla kadar yağlanması ruhlara dair farkındalığımızı arttırır.
Salkım
Bu koku gizli güçlere inanan kimseler, metafizikçiler ve şifacılar tarafından iyi ruhları ve kişisel durumlarıyla ilgili belirli rehberleri çekmek için kullanılır. Yaratıcı esin kaynağı olarak size hizmet edecek ve şifa enerjisi geliştirmede yardımcı olacak rehberleri size yaklaştırır.
Baharatlar ve kokularla ilgili daha geniş bir çalışma, ruhsal rehberleri cezp etmedeki yetenekleri hakkında çok daha fazla bilgi sağlayacaktır. Kokular, yalnızca mükemmel sağaltıcı kaynaklar olarak algılanmamalıdır. Aynı zamanda ruhsal gelişim ve yüksek farkındalığa ulaşmada etkin bir rol oynamaktadırlar.
Ruhsal Rehberler, Ted Andrews, Kozmik Kitaplar-2005.

ÖNEMLİ NOT: DERS ÇALIŞAN ÇOCUĞUNUZUN ODASINA BIBERIYE KOYUNUZ!…

11140412_10153292871996052_4168044312221623111_n[1]

BİBERİYE’NEN 5 ETKİSİ, 25 KESKİN KILICI VAR..

Biberiye (Rosemary) Altın madalyayı hak eden bir bitkidir.

Biberiye…

Bu Mısırlılar tarafından hem mutfaklarından eksik etmedikleri, Konsantrasyon ve beyin aktivitesini arttırmakta kullanılırdı. Ayrıca evde “tütsü” Amacıyla sürekli faydalanılırdı. Geleneksel Türk, Çin, İslam tıbbında da binlerce yıl biberiye beyin için bir içecek olarak kullanılırdı.

Ayrıca biberiye mükemmel doğal idrar söktürücü, ödem attırıcı, vücudun toksinlerden arındırıcı olarak kullanıldı.

Biberiye, düşük kan basıncı normale, kalbi uyarıcı dolaşımı artırıcı uzun ömürlü bir bitkidir.

Soğuk algınlığı, grip, kronik bronşit olduğunda kullanılırdı. Aynı zamanda baş ağrısı, anksiyete ve zihinsel yorgunluk, romatizmal sorunlar ve kas ağrısında yardımcı kas iltihabı içinde kullanılırdı.

Biberiye, birçok dünya ülkesinde aynı zamanda cilt için harika bir tonik, kepek önleyici özelliği, hızlı saç büyümesi, yağlı saç ve saç dökülmesi sorunlarına kullanılıyor. (Türkiye için önermiyoruz. Bitkilerden faydalanmak için doktora Müracaat ediniz. Ilgili kanunlara göre Türkiye’de bitkilere faydalı ve Şifalı demek ancak doktorların tavsiyesi ile olmaktadır.)

Biberiye çay olarak kullanıldığı zaman, gaz atıcı, ve mide-bağırsak düzenlemesi, mide sindirimi v.s. için birçok dünya ülkesinde kullanılıyor.

BİBERİYE’Nİn 5 Etkisi ve Evinizde Biberiye Tentürü Yapımı Tarifi…

1)
Hızlı kalp atışları düzenleme ve normalleşme güçlendirilmesi için ev Yapımı Biberiyetentürü.

Malzemeler
● 3 limon
● 250 gram esmer şeker
● 50 gram biberiye Yaprağı
● 1 litre su

Yapılışı,
Bir Kabın içine 1 litre su koyunuz, su kaynamaya devam ederken içine şekeri koyunuz eritiniz, kabuklarını rendelediğin limonu, biberiye yapraklarını koyunuz. Su kaynayarak yarısına inene kadar bekleyiniz. (Yarim litre kalana kadar), sonra süzünüz. Soğumasını bekleyiniz. Günlük sabah aç karnına 50 ml. Kadar içiniz…

2)
Kan-damarları temizlemek ve üriner sistem için…

Malzemeler:
● 1 litre içilebilir üzüm sirkesi
● 50 gram hakiki bal
● 1 orta boy Çubuk tarçın
● 3 yaprak biberiye
● malzemelerin sığacağı büyüklükte cam şişe

Yapılışı:
Önce sirke, peşinden bal, biberiye, tarçını bir cam şişenin (kavanozun) içine koy. Ağzını hava almayacak şekilde kapat. 10 (on) gün karanlık bir yerde beklet. Yemeklerden Yarım saat önce, sabah aç karnına, 50 ml. Günde 3 (üç) defa tüketiniz.

3)
Anemi (kansızlık) Biberiye iksiri

Malzemeler:
● 8 limon
● 16 yemek kaşığı esmer şeker
● 3 dal biberiye (30 gr.)
● 1 Çorba kaşığı Polen
● 1 Çorba kaşığı propolis

Hazırlanışı:
Sığacak kadar bir tencereye 2 (iki) litre su koy, su kaynarken şekeri eriterek, rendelenmiş limon kabukları ve suyunu, biberiyeyi koyunuz. Su yarısına inene kadar kaynatınız. Ilımaya başladığı süzünüz, süzdüğünüz suyun içine propolis ve Balı koyunuz. Her sabah aç karnına 50 ml. içiniz.

4)
Romatizma için Biberiye limonatası..

Malzemeler:
● 12 biberiye Yaprağı
● 2 Limon
● 50 gram bal
● 50 gram propolis

Hazırlanışı:
1 litre kaynamış suyun içine doğranmış biberiye yapraklarını atınız, kapalı tencere içinde 1 saate yakın bekletiniz. Sonra süzünüz ve içine limon, bal, propolis karıştırarak her sabah ve her gece 100 ml. İçiniz..

5)
Baş ağrısı için Biberiye çayı

Malzemeler:
● Bir bardak sıcak su
● iki yaprak biberiye
● 1 Kaşık esmer şeker

Yapılışı:
Kaynamış suyun içine şekeri eritiniz sonra biberiye yapraklarını koyunuz, 10 dakika kadar bekletiniz. Günde 3 bardak (sabah, öğle, akşam) içiniz.

Özet Çeviri: Ahmet MARANKİ ve KOBİK Ekip

 

Uyarı: Uyarı: Hekiminizin önerdiği ilaçlar varsa, mutlaka kullanınız. Bu bitkiye karşı alerjiniz olup olmadığını öğreniniz. Burada ki tüm bitkisel kürler ancak ve ancak yetişkinler içindir. Burada okuduğunuz bilgilerin, yardımcı ve destekleyici olduğunu gözardı etmeyiniz. Hekiminize danışmadan buradaki bilgilerle kendi kendinize kesinlikle teşhis koymayınız ve uygulamayınız. Unutmayınız ki hastalık yoktur, hasta vardır. Her hastalığın seyri insandan insana değişir. Teşhisi koyacak olan ancak, bir hekimdir.

Daha fazla bilgi için: Ahmet&Elmas Maranki Şifalı Bitkiler Kitabı ve Şifalı Kürler Kitabını öneriyoruz.

Telefonla Sipariş İçin: 0212.533.01.33

ÖNEMLİ NOT: DERS ÇALIŞAN ÇOCUĞUNUZUN ODASINA BIBERIYE KOYUNUZ!…

Nasır İçin Ananas…

11204437_10153291848726052_5139770627495100300_n[1]

 

Nasır Büyüklüğünde,kabuğuyla birlikte kestiğiniz Ananası, temiz bir bezle akşam yatarken bağlayınız. Etkisini Görene Kadar Devam Ediniz. #Maranki

Bitki Alemi kategorisinde yayınlandı. Etiketler: . Leave a Comment »

Şiveydiz, içerisinde bulunan taze sarımsak ve soğan nedeniyle adeta doğal antibiyotik etkisi gösteriyor

siveydiz-[1]

Gaziantep mutfağında nisan  ve mayıs aylarında yapılan şiveydiz, içerisinde bulunan taze sarımsak ve soğan  nedeniyle adeta doğal antibiyotik etkisi gösteriyor. Tarihi İpekyolu üzerinde bulunan Gaziantep‘in çeşitli kültürlerin  buluşmasıyla oluşan zengin mutfağında lahmacun ve kebabların yanı sıra meyve,  sebze, tahıl ve etten yapılan yüzlerce çeşit yemek bulunuyor.

Mevsime göre değişik yemeklerin de yer aldığı Gaziantep mutfağında  nisan ve mayıs aylarında yapılan Şiveydiz, içerisinde bulunan taze sarımsak ve  soğan nedeniyle adeta doğal antibiyotik etkisi gösteriyor. “Nisan, mayıs aylarında her mutfakta mutlaka en az bir kez pişer” Gaziantep Gastronomi ve Aşçılar Derneği Başkanı Battal Yıldırım, AA  muhabirine yaptığı açıklamada, Gaziantep mutfağının oldukça zengin olduğunu  belirterek, ayrıca mevsimsel çeşitli yemeklerin de yapıldığını söyledi. Bahar aylarında en çok tutulan yemeğin ise Şiveydiz olduğunu belirten  Yıldırım, Gaziantep mutfağına özgü şiveydizin yapımında doğal antibiyotik olarak  bilinen sarımsak ve soğan kullanıldığını ifade etti. Bu nedenle şiveydizin, mevsimsel geçiş dönemi olduğu için gribal  enfeksiyonların yaygın olarak görüldüğü ilkbahar aylarında

Gaziantep mutfağının  vazgeçilmezi olduğuna işaret eden Yıldırım, şunları kaydetti: “Sarmısağın en lezzetli olduğu dönem nisan, mayıs aylarıdır. Taze  sarımsak ve soğanın beyaz kısımları ile kuzu eti, nohut, süzme yoğurt ve yumurta  kullanılarak yapılan şiveydiz de bu aylarda sofralardaki yerini alır. Sarımsak  kullanılarak yapıldığı için doğal antibiyotik olan Şiveydizi yiyenler gribal  enfeksiyonlardan korunur. Gaziantep’te, ‘Şiveydizi yediğiniz zaman gribal  enfeksiyonlara yakalanmazsınız’ diye bir inanış vardır. Bu yüzden bahar aylarında  her mutfakta mutlaka en az bir kez pişer.”

Dr. Ersin Arslan Devlet Hastanesi Diyetisyeni Dr. Ömer Boyral da et, nohut, yumurta içeriğiyle yoğun bir protein içeren Şiveydizin yoğurt içeriğiyle  de kalsiyum kaynağı bir yemek olduğunu kaydetti. İçerisindeki temel farklılıklar olan taze sarımsak ve soğanın iyi bir  antioksidan kaynağı olduğunu anlatan Boyral, şöyle konuştu:  “Şiveydiz antioksidan kaynağı sarımsak sayesinde başta kanser olmak  üzere birçok hastalık riskini azaltmaktadır. Şiveydiz aynı zamanda iyi bir lif  özelliğine sahip bir yemek olduğundan sindirim sistemini rahatlatır.

Bağırsak  hareketlerinin düzenlenmesine yardımcı olur. Soğan ve sarımsak aynı zamanda doğal  bir antibiyotik deposu kabul edildiğinden tüketildiğinde, enfeksiyon riskini  azaltır. Sarımsak selenyum açından çok zengindir. Bu nedenle hastalık önleyici  etkisi vardır. Genç kalmanın anahtarlarındandır. Kısacası her yönüyle sağlıklı  besinleri içeren Şiveydiz mükemmel denilebilecek bir besin çeşididir.”

Kaslarımız erimesin!!

Yoğurt[1]

Gençlikte toplam vücut kütlesinin yaklaşık üçte birini oluşturan kas kütlesi, 75 yaşına kadar yarı yarıya azalıyor. 50’li yaşlarda başlayan kas gücündeki azalma 70’li yaşlarda özellikle sırt, kol, bel ve bacak kaslarında kuvvet kaybı olarak ortaya çıkıyor.

Yaşlanmaya bağlı olarak kas gücünün ve dayanıklılığın azalması “kas erimesi” (sarkopeni) olarak tanımlanıyor. Özellikle yaşlılarda kas erimesinin önlenmesi, düşme riskinin önüne geçmesi ve kaslarımız erimesin yaşama yetisinin artırılması açısından önem taşıyor. Yaş ilerledikçe kas erimesinin görülme sıklığının giderek arttığını belirten Anadolu Sağlık Merkezi İç Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Çağatay Öktenli, 80 yaşın üzerindeki her 10 kişiden 4’ünün bu sorunla karşı karşıya kaldığına dikkat çekti. Prof. Dr. Öktenli, yaşlılarda kas erimesinin en önemli sonuçlarını, hareket ve bağımsız yaşama yeteneğinde azalma ve düşmelere bağlı yaralanma ile kırıklar sonucu yatağa bağımlı hale gelme olarak sıraladı.

KADINLARDA DAHA ERKEN ORTAYA ÇIKIYOR

Kas erimesinin kadınlarda daha erken ortaya çıkmakla birlikte, kas kaybının erkeklerde daha fazla olduğuna işarek eden Prof. Dr. Çağatay Öktenli, protein alımındaki azalmanın kas erimesinin en önemli nedeni olduğunu söyledi. Prof. Dr. Öktenli, sorunun ortaya çıkmasına neden olan diğer etkenlerle ilgili olarak şu bilgileri verdi: “Yaşlandıkça besin, özellikle protein alımındaki azalmanın yanısıra, fiziksel aktivite azlığı da  kas erimesini artıran en önemli nedenler arasında geliyor. Kas gelişimi ve dayanıklılığının sürdürülebilmesi için önemli bir faktör de kaslara gelen kan akımıdır. Yaşlılarda gerek damar sertliği nedeniyle gerekse kalp yetmezliği gibi eşlik eden kronik hastalıklar nedeniyle kaslardaki kan akımında yetersizlik meydana gelebilir. Kaslara gelen kan akımı kadar kasları uyaran sinirler de kas gücünün sürdürülebilirliği için önemlidir. Yeterli sinirsel uyarının olmadığı kas kütlesi hızla azalmaktadır. Büyüme hormonu, testesteron vb. hormonlar kasta protein yapımını sağlayan hormonlardır ve bunlar yaşla birlikte azalmaktadır. Bu da kas erimesinde diğer önemli bir faktördür.”

BESLENMEDE DİKKAT EDİLMESİ GEREKEN NOKTALAR

Beslenme bozukluğu ile kas erimesi arasındaki ilişkinin önemini vurgulayan Prof. Dr. Öktenli,  “Yaşlılar çabuk doyarlar. Ayrıca, tat ve koku duyuları da yaşla birlikte zayıflamaktadır. Depresyon, demans, kronik hastalıklar ve kullanılan ilaçlar da iştahsızlık yaparak besin alımındaki bozulmayı daha da kötüleştirir” dedi. Bu nedenle de özellikle beslenme bozukluğuna bağlı kas erimesi olan yaşlıların proteinden zengin beslenmeleri ve vücut ağırlığının kilogram başına en az 1 gram gün protein almaları gerektiğini belirtti. Öktenli, proteinin yanı sıra D vitamini eksikliğinin de kas ve kemik erimesini artırdığına işaret ederek  folik asit ve B12 vitamin eksikliklerinin de araştırılması gerektiğini söyledi.

DÜZENLİ EGZERSİZ YAPILMALI

Prof. Dr. Öktenli’nin verdiği bilgiye göre, kas erimesi, dengeli beslenmeye ek olarak düzenli egzersizle önlenebiliyor. Hafif ağırlıklar kullanılarak yapılacak kas dayanıklılık egzersizleri, germe ve kuvvetlendirme hareketleri hem kas hem de sinirsel uyarımı düzenliyor. Kuvvetlendirme egzersizleri hem kas kaybını önlüyor hem de kaybedilen kas miktarını arttırıyor. Böylece yaşlılarda düşme riski önemli oranda azalmakla birlikte hareketlilik de artıyor.

kaynak: şifalı bitkim

Bitki Alemi kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Demir eksikliği anemisi dünyada en sık görülen anemi türünü oluşturuyor. İşte belirtileri…

11133690_447658758734075_7420773211653777579_n[1]

Demir eksikliğinin belirtileri
Dünyada yüzde 10-30, ülkemizde de yüzde 15-40 sıklığında demir eksikliği anemisi görülüyor. Ülkemizde ’kadınların yüzde 20’si, hamilelerin yüzde 50’si, erkeklerin de yüzde 3’ü demir eksikliği anemisinden yakınıyor. Demir eksikliği anemisinin kadınlarda daha sık ortaya çıkmasının nedeni ise her ay görülen adet kanamaları ve sık gebelikler. Bu hastalık zamanında tedavi edilmezse kalp yetmezliğine kadar uzanan ciddi tablolara yol açabiliyor. Bu nedenle erken dönemde tedavi edilmesi hem kadın sağlığı hem de yaşam kalitesi için büyük önem taşıyor. Ancak bunun için öncelikle demir eksikliği anemisinin belirtilerini bilmek gerekiyor. İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Hacer Baltaoğlu, her kadının bilmesi gereken demir eksikliği anemisinin belirtilerini sıraladı.

Soluk bir cilt
Hemoglobin kanın kırmızı rengini verdiği için cilt pembe tonda görünüyor. Eğer hemoglobin azalırsa cilt soluk bir görünüme bürünüyor. Özellikle dudaklarda, yanak mukozasında ve konjonktivada solukluk belirginleşiyor.

Dudak köşelerinde çatlaklar
Düşük demir düzeyi nedeniyle kas sağlığını destekleyen kırmızı kan hücrelerindeki myoglobulin proteininde azalmaya bağlı olarak dil canlı rengini yitiriyor. Bunun yanı sıra pürüzsüz hale geliyor, şişiyor, ağrıyor ve acıyor. Dudak köşelerinde de çatlaklar oluşuyor ve yemek borusunda gelişen epitel dökülmesine bağlı olarak yutma güçlüğü gelişebiliyor.

Saç dökülmesi ve tırnak sorunları
Demir eksikliği anemisinde oksijen desteğinin azalması nedeniyle saçlar ciddi şekilde dökülmeye başlıyor. Bunun yanı sıra tırnaklarda da çizgilenmeler ve kaşık tırnak (tırnaklarda düzleşme) gibi sorunlar ortaya çıkıyor.

Göz kararması, baş dönmesi
Kan hacminde azalmaya bağlı olarak ani ayağa kalkışlarda; göz kararması, baş dönmesi, tansiyon düşmesi, bayılma, hatta senkop (şuur kaybı ile olan bayılma) gelişebiliyor.

Sebepsiz gerginlik
Kendinizi hiçbir sebep yokken gergin sıkıntılı veya sinirli mi hissediyorsunuz? Dikkat edin, bunun nedeni demir eksikliği anemisine bağlı oksijen yetersizliği olabiliyor.

Yavaşlayan tiroid fonksiyonları
Demir eksikliği tiroid fonksiyonlarını da yavaşlatıyor ve tiroidin metabolik etkilerini bloke ediyor. Hipotirodisi olan her 10 kişiden 6’sı, tiroidlerinde sorun olduğunun farkında olmuyor. Enerji düşüklüğü, kilo artışı, çok üşüme gibi yakınmalarınız varsa zaman kaybetmeden bir hekime başvurmayı ihmal etmeyin.

Toprak, kireç ve tebeşire aşermek
Demir eksikliği anemisi olanlar besin olmayan maddeleri tüketmeye karşı yoğun bir istek duyulabiliyor. Örneğin toprak, kireç, kil, tebeşir, kağıt ve buz benzeri maddelere adeta aşerebiliyor.

Huzursuz bacak sendromu
Huzursuz Bacak Sendromu varsa, bu sorunun altında yatan neden düşük demir düzeyi olabiliyor. Öyle ki bu sendroma yakalanan kişilerin yüzde 15’inde demir eksikliği görülüyor. Üstelik demir eksikliği bu semptomda var olan sık uyanma, kalitesiz uyku ve sabahları yorgun uyanma gibi yakınmaları da ağırlaştırabiliyor.

Halsizlik ve yorgunluk
Hemoglobin düzeyinin düşmesi sonucu özellikle alyuvarların oksijen taşıma kapasitesinde azalmaya bağlı olarak; halsizlik, yorgunluk, nefes darlığı, baş ağrısı, göğüs ağrısı gibi yakınmalar ortaya çıkabiliyor. Kişiler her zaman yaptıkları işleri yapmakta bile zorlanabiliyor.

Kalpte çarpıntı, üfürüm
Yine kan hacminde azalma nedeniyle kalp, debisini arttırabilmek için çok hızlanıyor. Bu da çarpıntı ve çabuk yorulma yakınmalarına, nabızda dolgunluk ve kalpte üfürüm gibi sorunlara yol açıyor. Kalp hastalığı olanların yakınmaları çok daha şiddetlenebiliyor. Bu nedenle kalp sorunlarında demir düzeylerinin derhal kontrol edilmesi gerekiyor.

Bitki Alemi kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

DOĞAL ANTIBIYOTIKLERI KULLANIYOR MUSUNUZ?

16006_612193288880860_7286167795680823774_n[1]

Günümüzde insanlar, en küçük rahatsızlıklarında bile hemen antibiyotik ilaçlara sarılıyorlar. Olur olmaz her şeyde antibiyotik içmek alışkanlığımız haline geldi. Oysa son yıllarda uzmanlar, antibiyotiklerin, sürekli kullanılmasının zararlarını dile getiyor. Ancak bu alışkanlığımız henüz sona ermiş değil. Şimdi sizlere antibiyotik yerine geçen bitkilerden söz edeceğiz.

Ekinezya

Ekinezya soğuk algınlığı, grip, nezle ve diğer bakteriyel enfeksiyonlar için kullanılan en popüler bitkisel ilaçlardan biridir. Enfeksiyonla mücadelenin yanısıra kan temizleyici özelliği de bulunmaktadır. Clayton Üniversitesinin araştırmasına gore Ekinezya, bağışıklık sistemini uyarır ve beyaz kan hücrelerin sayısını artırır. Ekinezya’ya normal çay gibi demlememeliyiz. Bir litre suyun içine 3-4 çay kaşığı kuru Ekinezya’yı 2-3 dakika bekletin. Ardından sudan çıkarın. Suyu sıcak veya soğuk tüketebilirsiniz. Taze Ekinazya kullanacaksanız, bir avçuk Ekinezya’yı, 1.5 bardak sıcak suda demleyin. 3-5 dakika sonra çıkarın. Günde en fazla 3 kez için. Ve 15 gün düzenli kullandıktan sonra 1 ay ara verin.

Sarımsak

Sarımsak’ın popülerliği büyüklerimiz tarafından da keşfedilmiştir. Enfeksiyon tedavisinin yanısıra parazit ve mantar enfeksiyonlarında da bakteriler ile savaşır. Dünya Savaşı sırasında Rus penisilini olarak bilinen sarımsak içeriğindeki allicin ile kimyasal bileşenli penisiline kıyasla yan etki yaratmaz. Sarımsak’ı taze ve kuru olarak tükebiliriz. Ancak, taze Sarımsak daha etkilidir. Yemeklerde ve salatalarda mevsimi ise mutlaka taze sarımsak tüketin.

Kekik

Hem kekik yaprağı hem de kekik yağı içerisinde çok etkili doğal antibiyotikler bulunmaktadır. Kekik yağını bir çay bardığına 2-3 damla damlatarak tükebilirsiniz. Eğer, kekik yağını vücudunuza sürmek istiyorsanız, o zaman bir pamuk aracılığıyla bunu yapabilirsiniz. Kekik Yaprağını ise çay olarak kullanabilirsiniz. Bunun için bir kaç kekik yaprağını, sıcak suyun içinde demleyin. 2-3 dakika tutun. Çünkü çok keskin olabilir.

Adaçayı

Adaçayı, üst solunum sistemi sorunları için harika bir doğal çözümdür. Ayrıca, mide rahatsızlıkları ile soğuk algınlığı ve grip gibi rahatsızlıkların iyileşmesine yardımcı olur ve hamilelikte, bebeklerde doğal ateşdüşürücü olarak kullanılabilir. Adaçayını, taze ve kuru olarak tükebilirsiniz. Bir bardak sıcak suyun içine bir veya iki dal adaçayını demleyin. 2-3 dakika sonra Adaçayını sudan çıkarın. Çünkü Adaçayı, demlendikçe, acı bir tat verir.

Bal

Bal, enfeksiyonlara karşı eski çağlardan beri doğal ilaç olarak kullanılagelen bir besindir. Ancak son yıllarda yapılan bilimsel araştırmalarda balın antibakteriyel (bakteri öldürücü) bir özelliği keşfedilmiştir. Bu da balın doğal antibiyotik olduğu anlamına gelmektedir. Balın doğal antibiyotik özelliğinin arkasında bal üretimi sırasında arıların bala salgıladığı defesin-1 isimli bir protein yatmaktadır. Defesin bağışıklık sistemini güçlendirir ve bakterilere karşı mücadele eden lenfositlere takviye yapar.

Mayalanmış (Fermente) Besinler

Yoğurt, peynir, kefir gibi mayalı süt ürünleri ile ekmek, lâhana turşusu, salatalık turşusu, zeytin, turşu gibi besinlerde bulunan iyi huylu mikroplar, vücudun bakterilerle daha kolay mücadele etmesini sağlar. Unutmayın bağışıklık sisteminin gücünün %80’lik kısmı mayalanmış besinler aracılığıyla alınan probiyotikler sayesinde sağlanmaktadır. Probiyotiklerin faydalarını ise şöyle sıralayabiliriz. Sindirim sistemini kolaylaştırır, Bazı deri enfeksiyonlarını önler, bazı kanser türlerini önler, kemik erimesi, menopoz gibi sıkıntıların azalmasına yardımcı olur.

Sakız

Mür, ama Türkiye’de bilinen adıyla Sakız, ağacın gövdesi bir keskiyle çizilerek akan reçinedir. Mür bitkisi yüzyıllar boyunca kullanılan antiseptik özellikte bir antibiyotiktir. Ayrıca antiviral özelliklere sahiptir. Bu bitki de dahili olarak alınır ve gargara olarak kullanılabilir. Mür bitkisi yaraları dezenfekte etmek için de kullanılmaktadır. Ancak Mür, çok kullanıldığında böbrekleri yorduğu için mutlaka dikkatli bir şekilde tüketilmelidir.

Doğada bulunan ve antiyibotik özelliği taşıyan başka bitkilerde bulunuyor. İşte bunlardan diğerleri:

* Biberiye

* Kişniş

* Dereotu, hardal tohumu

* Anason

* Fesleğen

* Oğulotu

* Zeytin yaprağı

* Zerdeçal

* Kırmızı biber

* Greyfurt çekirdeği ekstresi

* Zencefil

Bitki Alemi kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

AYRANIN FAYDALARI

10305518_829577497128869_1213627417170636736_n[1]
Ayranın Faydaları Yoğurtta da bulunan laktik asit bu şifalı içecekte de bulunur.
Özellikle yaz aylarında serinletici bir etki yapar. Ferahlık verir.
Vücudun su ihtiyacını karşılamaya yardım eder.
Kış aylarında grip, nezle ve soğuk algınlığı gibi mikrobik hastalıklara karşı koruma sağlar.
Düşük tansiyon rahatsızlığı olan kişilerin bir bardak tuzlu ayran içmesi önerilir.
Taze nane yada kuru nane ilave edilerek de farklı lezzetler elde edilebilir. Dereotu da eklenebilir. Ayrıca salatalık da eklenir ve salatalık faydalarından da yararlanılabilir. Cacık yaparak da bir nevi ayran tüketmiş olursunuz. Cacık içinde de ayranın içine salatalık eklenmiş olur.
Kolesterolü düzenler.
Solunum sistemini düzenler ve akciğerlere giren oksijen miktarı artmış olur.
AyranVücut direncini arttırır.
Hamilelerin de yaz aylarında bolca tüketmesi gereken bir içecektir.
Sinir sistemi üzerine de faydalı etkileri vardır.
Bağırsaklar için de oldukça faydalı bir içecektir. Bağırsak mikroflorasını inhibe eder.
İştah açar.
Protein açısından zengindir.
Uzmanlara göre özellikle yaz aylarında rastlanan tansiyon düşüklüğü, nefes daralması ve baş ağrısı gibi rahatsızlıklara karşı mutlaka içilmelidir.
Ter yoluyla kaybolan mineral madde ve suyun karşılanmasına yardım eder.
Mide ve bağırsak hastalıklarına karşı da fayda sağlar.
Kolaylıkla kilo verilmesine de yardım eder. Yoğurt diyeti gibi bu leziz içecek de kilo vermek ve zayıflamak için kullanılabilir.
İçerdiği kalsiyum sayesinde kemiklerin yapısının kuvvetlenmesine yardım eder.
Ayrıca diş yapısının güçlenmesine de katkıda bulunur.
Bu leziz ve şifalı içeceğin içine karabiber, kişniş gibi bitkileri karıştırarak da içebilirsiniz. Bu sayede bu içecek daha da şifalı hale gelecektir ve kişniş ile karabiber faydalarından da yararlanmış olacaksınız.

Bitki Alemi kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

ZERDEÇAL ile BEYNİNİZİ güçlendirin

11188332_845916245475378_9202242478192838267_n[1]
Kök Hücreleri Araştırma ve Terapisi adlı dergide yayımlanan araştırmaya göre, zerdeçalın içinde bulunan bir alaşım, beynin tedavi ve iyileşme sürecinin bir parçası olduğu düşünülen sinir hücrelerinin büyümesini sağlıyor.
Yapılan araştırma, kahvaltıda bir gram zerdaçal tüketmenin diyabetin ilk evresinde ve bilişsel becerilerinde azalma riski bulunan kişilerin hafızasını güçlendirdiğini gösterdi.
Araştırmalar, bağırsaklarda polip oluşumunu, yemek borusu kanserini, kolon, karaciğer, akciğer ve prostat kanserinde çok etkilidir. Zerdeçal, östrojeni taklit eden kimyasalları etkisiz hale getiren özel bir baharattır. Östrojen taklidi olan bu kimyasallar özellikle kadınlarda meme kanserinin başlamasına neden olur.
Zerdeçal hakkında yapılan araştırmalar, bu kimyasalları ortadan kaldırdığını ve %75 oranında tutarak kanserli hücrelerin büyümesini engellediğini ortaya koymaktadır.
Zerdeçal, tümörlerin içinde kan damarı oluşmasına engel olur. Özellikle karaciğer kanserinde hastalığın ilerlemesini yaklaşık %60 oranında engellemektedir. Antiviral etkisi ile, özellikle uçuklarda çok etkilidir. Uçuğu oluşturan Herpes virüsünü etkisiz hale getirir. Bu etki yeni kanıtlanmıştır.
ZERDEÇAL NASIL TÜKETİLMELİ?
Hindistan’da günde en az 1 çay kaşığı zerdeçal kullanılmaktadır. Bu nedenle, Hintlilerde akciğer, meme, böbrek kanserleri daha az görülmektedir. Ayrıca Alzheimer oranı yaşlılarda yok denecek kadar azdır. Zerdeçalın zeytinyağı, karabiber, kırmızı biber ile birlikte tüketilmesi vücut tarafından tamamen emilmesini sağlamaktadır.
Özellikle kanser başlangıcında ve kanserli hücre oluşumunu engelleyen zerdeçal, bağışıklık sisteminin gelişmesi için de çok faydalıdır. Bu baharat kullanıldıktan sonra bağırsaklarda inceleme yapan araştırmacılar, B tipi bağışıklık hücrelerinin hızla arttığını görmüşlerdir. Hintli bilim adamları ise, zerdeçal ile vücudun daha fazla antikor ürettiğini söylemektedir.
Zerdeçalı kaynayan her yemeğe 1 tatlı kaşığı eklemekle kullanabilirsiniz. Hemen hemen her yemeğe yakışan bir tadı vardır. Süte ekleyerek içilebileceği gibi çayı da tüketilebilir. Fakat belki de en etkili kullanım salatalara ekleyerek, limon ve baharatlar ile kullanımıdır

Bitki Alemi kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Göbek bölgesi YAĞLARINDAN sadece 2 hafta da kurtulmanın özel formülü

11169872_846793665387636_4162365470761613122_n[1]

1-2 yemek kaşığı organik elma sirkesi
Yarım Limon suyu
1 yemek kaşığı zencefil, rendelenmiş
1 adet salatalık
1 adet yeşil elma
1 diş sarımsak
1/2 avokado
30 gr taze ıspanak
1 yemek kaşığı bal
1 avuç dolusu taze nane
1 avuç dolusu maydanoz
Ilık su ( 1/2 bardak )
Hazırlama:
Avokado ,elma , salatalık ,nane ve maydanozu ,yüksek hızlı Smothie yapan bir blender ile iyice karıştırın.
Kısa bir süre sonra zencefil, bal, sirke ve limon suyunu da ekleyin ve pürüzsüz bir doku elde edene kadar karıştırmaya devam ediniz.
Kahvaltıdan önce sabah bu kokteyl için.
İçerik , klorofil, vitaminler, mineraller ve antioksidanlar açısından da zengindir. Bu kokteyl size tazelik hissi verir ve göbek bölgesi yağlarından hızlı kurtulmak için yardımcı olur.
Günde 3 litre su içmeyi ve 45 dakika tempolu yürümeyi unutmayın.
Afiyet , şifa olsun

kaynak: sağlık olsun

doktorunuza danışınız

Bitki Alemi kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

ÇAĞIMIZIN HASTALIĞI : KANSER DEN KORUNMA HAKKINDA SADECE BASİT VE ÇOK ÖNEMLİ TEDBİRLER VE BESLENME ÖNERİLERİ :

10868290_847313232002346_3557641789537173505_n[1]
Bildiğiniz üzere son yıllarda GDO ( Genetiği ile oynanmış ) besin grupları , umursamasızca kullanılan pestisidler, hayvan yetiştiricliğinde bilinçsizce kullanılan ilaçlar ve et ,süt verimini yükseltmek için kullanılan hormonlar , pestisid artığı olan merada beslenen hayvanlar , hava ve çevre kirliliği , petrol türevleri, elektronik kirlilik , insan sağlığında rastgele kullanılan ilaç ve hormonlar, Tanı amacıyla kullanılan X-Ray ve Gama ışınları Tomografi, PET CT , fastfood alışkanlıkları , şekerlemeler , tatlılar , sigara , alkol tüketimi vb. sebebiyle KANSER görülme sıklığı artmış durumda .
Çevremizde nerdeyse Kanserli bir tanıdığı , yakını olmayan kimse kalmadı……
Yapılan araştırmalar sonucunda çok yakın bir dönem içerisinde ; her 30 kişiden birinin Kansere yakalanacağı öngörülmektedir.
Şu anda Türkiye ‘de dahil olmak üzere her 8- 10 kadından 1 kadın Meme Kanseriyle karşı karşıya kalmaktadır.
Bu durum konunun ciddiyetinin algılanması açısından çok büyük önem arzetmektedir.
Kanser en son gelişmeler doğrultusunda tedavi edilebilen bir hastalık ancak tedavinin başarısında en önemli etken olan Erken teşhis ve tedavi öncesi, esnası ve sonrasında ise doğru beslenme çok büyük bir önem arz etmekte.
Çağımızın hastalığı olan Kanserden korunma da temel alınacak , Oksidatif Hücre hasarını önleyici tedbirler , hasarlı hücrelerin onarımı, ve Immun sistemi en yüksek seviyede güçlü tutmaya yardımcı besin gruplarından özellikle aşığıda yazılanları beslenme alışkanlıklarınızın içerisine almanız konusunda lütfen duyarlı olunuz ve çevrenizdeki insanlarıda bu konuda uyarınız .
Kanserin temel nedeni; hücrelerde meydana gelen DNA hasarı sonucu bu hücrelerin kontrolsüz veya anormal bir şekilde büyümesi ve çoğalma eğilimine geçmesi şeklinde basitce tanımlanabilir .
1 Gün içerisinde vücudumuzda (DNA’da) yaklaşık 10.000 mutasyon olmasına rağmen immün sistemimiz her milisaniye de vücudumuzu tarar ve kanserli hücreleri yok eder.
Dolayısıyla ;
Immune sisteminizi güçlü tuttuğunuz sürece kansere karşı korunmanız ve yakalanma riskiniz düşmeye başlamaktadır.
Çevresel RADYASYON VE KANSEROJEN ETKİSİNDEN KORUNMA :
İYONİZE EDİCİ RADYASYON ( BİLHASSA X VE GAMA IŞINLARI ) CANLI DOKUYLA ETKİLEŞTİĞİNDE , BÜYÜK MİKTARLARDA REAKTİF OKSİJEN VE AZOT TÜREVLERİ AÇIĞA ÇIKARIRLAR .
BU DURUMUN PATOLOJİK SONUCU HASSAS DNA ZİNCİRLERİNDE , SERBEST RADİKAL HASARI OLUŞTURUR. HÜCRESEL PROLİFERASYONU DÜZENLEYEN , DNA GENLERİ HASAR GÖRDÜĞÜNDE İSE KANSERE ZEMİN HAZIRLAR .
RADYASYONLA TETİKLENEN KANSER RİSKİ, OKSİDE EDİCİ PROSESLERİ KESİNTİYE UĞRATILARAK AZALTILABİLİR.
EĞER DOKTORUNUZ SİZDEN , RÖNTGEN, TOMOGRAFİ VEYA RADYASYON İÇEREN TANI AMAÇLI BİR PROSEDÜRÜN YAPILMASINI İSTİYORSA : ÇEKİM İÇİN GÜN ALIR ALMAZ ,
KULLANDIĞINIZ ANTI-OKSIDAN KATKILARININ DOZUNU MUTLAKA ARTTIRIN !!!
BU AMAÇLA NELER YAPILABİLİR :
ÇEKİMDEN ÖNCE VE SONRASI , 15 GÜN SÜREYLE :
PANCAR LAPASI ve YULAF EZMESİ
+ 4 -5 DİŞ SARIMSAK (günlük )
+ SOĞAN ( 1 adet günlük ) ve ELMA ( 3-4 adet küçük boy )
+ YEŞİL ÇAY ( 3 -5 fincan /günlük)
+ FRENK KİMYONU (1 tatlı kaşığı /günlük ) +
+ ZERDAÇAL( 2 Tatlı kaşığı / günlük )
+ ÇİĞ SIZMA ZEYTİNYAĞI ( 2 YEMEK KAŞIĞI/ Günlük )
VEYA OMEGA-3 KAPSÜL ( 2 KAPSÜL/günlük) ,
OMEGA-3 KAPSÜLLE , SARIMSAK MÜMKÜNSE AYNI ANDA TÜKETİLMELİDİR ( Kolesterol dengesi)
DİP NOT :
OMEGA-3 EN YOĞUN ORANDA VE VÜCUT TARAFINDAN EN İYİ TOLERE EDİLEBİLEN YAPISI OLAN ;
FOSFOLIPID -SUDA ÇÖZÜNEN YAPIDA SADECE : KRIL YAĞINDA BULUNMAKTADIR ,
DOLAYISIYLA ; BALIK YAĞINDA BULUNAN OMEGA-3 YERİNE,
KRIL YAĞINDAN ELDE EDİLEN OMEGA-3 FORMUNU ALABİLİRSİNİZ.!
ANCAK OMEGA-3 TAKVİYESİ ALIRKEN MUTLAKA 2-3 DİŞ SARIMSAK TÜKETMEYE ÖZEN GÖSTERİN (Kolesterol ‘ a karşı )
KRIL : ANTARTİKA DA YAŞAYAN BİR DENİZ CANLISI OLUP ( MİNYATUR BİR KARİDESE BENZER ,) SOĞUK KUZEY DENİZLERİNDE BOL MİKTARDA MEVCUT VE PLANKTONLA BESLENMEKTEDİR.
YUKARIDAKİ TAKVİYELERE EK OLARAK ;
+ DEVE DİKENİ SÜTÜ TABLETİ
Ancak ;
DEVE DİKENİ SÜTÜTABLETİ ; Meme kanseri durumunda , östrojen hormon reseptörü pozitif olan kişiler de kullanılamaz.
Silybum marianum (milk thistle- devedikeni), özellikle Almanya’ da yaygın olarak kullanılan ve karaciğer destekleyici olarak yararı bazı bilimsel çalışmalarda gösterilmiş bitkidir.
Özellikle kemoterapinin karaciğer üzerine olumsuz etkisini azaltmak amacı ile kullanılmaktadır.
Eczanelerde , Milk Thistle adında özel tablet formu bulunmaktadır.

GÜNLÜK ÇEVRESEL RADYASYON TEHLİKESİNE KARŞI İSE ;
1-
FRENK KİMYONUNU DÜZENLİ OLARAK TÜKETİNİZ
GÜNLÜK DOZ : 1 ÇAY – 1 TATLI KAŞIĞI, SUYA KARIŞTIRARAK VEYA ÇOK AZ MEYVE SUYU İÇİNDE .
2-
YEŞİL ÇAY ,
RESVERATROL ( MADIMAK , ÇEKİRDEKLİ KARA ÜZÜM , YABAN MERSİNİ, YER FISTIĞI (ÇİĞ)
QUARCETİN (ELMA , SOĞAN, PIRASA ) ,
ZERDAÇAL , SARIMSAK ( 2-3 DİŞ ) , ZENCEFİL , KIRMIZI ACI TURP TÜKETİNİZ.
BU ÜRÜNLER EN YÜKSEK RADYASYON KORUYUCU BESİN GRUPLARIDIR.

3- SOYA FASÜLYESİ ( GENETİĞİ İLE OYNANMAMIŞ ) İÇERİSİNDE BULUNAN GENISTEIN ADLI MADDE RADYASYONA KARŞI YÜKSEK ORANDA KORUMA SAĞLAMAKTA, KEMK İLİĞİNDE ÇOĞALAN KÖK HÜCRELERİNİ KORUMAKTADIR . ANCAK SOYA FASÜLYESİ DE , MEME KANSERİNDE , HORMON RESEPTÖRÜ POZİTİF OLANLARDA KULLANILMASI TAVSİYE EDİLMEMEKTEDİR.

4- EVİNİZDE VE İŞYERİNİZDE MUTLAKA KAKTÜS VE ALOA-VERA BİTKİLERİ BULUNDURUNUZ . Ç ÜNKÜ KAKTÜS VE ALEO-VERA BİTKİLERİ , DOĞADA EN İYİ BİLİNEN RADYASYON SAVAR BİTKİLERDİR.
ELEKTRONİK CİHAZLARIN YAYDIĞI RADYASYON HAVADA ASILI TOZLARA TUTUNARAK, SOLUNAN HAVA İLE ALINMAKTA VE AKCİĞERLER KANALIYLA DA KANA GEÇMEKTEDİR .
DOLAYISIYLA ;
KAKTÜSÜ ELEKTRONİK EŞYALAR ( TV , BİLGİSAYAR VB ) İLE SİZİN ARANIZDA BULUNACAK ŞEKİLDE KONUMLANDIRIN
ANCAK BU KAKTÜSÜ HER GÜN VEYA BİR KAÇ GÜNDE BİR DEĞİŞTİRİN .
KAKTÜS VEYA ALOA VERA BİTKİSİ SAKSI İÇİNDE BİRİSİ BAŞKA BİR ODADA BULUNSUN , ONUNLA DEĞİŞTİRİN DEĞİŞTİRMEZSENİZ BİR MÜDDET SONRA RADYASYONUN ETKİSİ SEBEBİYLE KAKTÜS YAPRAKLARININ KARARIP , SOLDUĞUNU İZLEYEBİLİRSİNİZ.
DÜNYANIN EN İYİ RADYOAKTİF MADDE SOĞURAN BİTKİSİ OLARAK TESPİT EDİLMİŞ.
KULLANMADIĞINIZ ELEKTRONİK EŞYALARIN MUTLAKA FİŞİNİ ÇEKİNİZ. YATAK ODANIZDA ELEKTRONİK EŞYA ,CEP TELEFONU , BİLGİSAYAR VB. BULUNDURMAYINIZ,
SEBZE VE MEYVELERDEKİ PESTİSİD ( ZİRAİ İLAÇ KALINTILARI ) KALINTILARINA KARŞI İSE :
LÜTFEN MEYVELERİ VE SALATALIĞI SOYARAK TÜKETİNİZ. !
ÇÜNKÜ KABUĞUNDA BULUNAN PORLAR ÜZERİNDE PESTİSİD KALINTILARI MEVCUT.
MUTLAKA SEBZELERİ ÇOK İYİ YIKAYINIZ .ELMA SİRKESİNDEN GEÇİRİNİZ
EVİNİZE KESİNLİKLE AYAKKABI İLE GİRMEYİNİZ. AYAKKABILARLA EGZOS GAZ ARTIKLARININ EVE TAŞINMASINA İZİN VERMEYİNİZ.
EVİNİZDE , ŞAMPUAN GRUPLARINDA MÜMKÜNSE SAF ZEYTİNYAĞI İÇERİKLİ OLANLARI
VEYA
BEBEKLER İÇİN OLANLARI TERCİH EDİNİZ. SAF ZEYTİNYAĞLI SABUN KULLANINIZ.
HALI ŞAMPUANLARI KONUSUNDA :
TEMİZLİKTE MÜMKÜNSE SİRKE KULLANIN VEYA VE PETROL TÜREVİ OLMAYANLARI KULLANIN.
DİŞ MACUNLARI KONUSUNDA :
MÜMKÜN MERTEBE BİTKİSEL KÖKENLİ OLANLARI TERCİH EDİNİZ. FLORID İÇERENLERİ KULLANMAYINIZ.
ANTİBAKTERİYEL EL SABUNLARINA DİKKAT !!!
EV TEMİZLİĞİNDE : DOĞADA ÇÖZÜNEN VE PETROL TÜREVİ OLMAYANLARI KULLANIN.
EXRTA ÜRÜNLER GRUBU :
1- MELATONIN TABLET :
Endokrin ve immun sistemi düzenlemekte ve doğrudan kanserin büyümesini durdurucu etki göstermektedir. MCF-7 hücre hatlarında çoğalmayı engellemektedir.
Ayrıca metastatik kanserli hastalarda kilo kaybını azaltmaktadır.
Meme kanserinde etkili olabileceği yeni yapılan bir literatür derlemesinde de ileri sürülmüştür (Ernst ve ark, 2006).
Kanser tedavisinde kullanılan dozlar, normalde jet lag (okyanus aşırı uçuşlarda görülen uyku bozukluğu) için kullanılandan daha yüksektir ve iyi tolere edilmektedir
.
Başka kanserlerde de kemoterapi ile birlikte kullanılmasının tedavi etkinliğini bozmadığı, tam aksine tedavinin daha iyi tolere edildiği gösterilmiştir.
2- Selenyum TABLET :
Günde tek doz 200 mcg kullanılabilir. Özellikle antioksidan ve immun sistemi uyarıcı olduğu düşünülmektedir. Kemoterapinin etkisini bozmadığı saptanmıştır.
3- Koenzim Q10 TABLET :
100 mg cp olup, günde tek doz önerilmektedir. Metastatik meme kanserinde yapılan bir çalışmada 360 mg/gün dozlarının daha etkili olduğu gösterilmiştir fakat maliyetin yüksek olması nedeni ile pratikte uygulanması zordur.
Hayvan ve insan çalışmalarında tamoksifen tedavisine koenzim Q10, niasin ve riboflavin eklenmesinin yanıt ve tedavi etkinliğini arttırdığı gösterilmiştir (Premkumar ve ark, 2007. Perumal ve ark 2005.).
Kanserde kaşeksi olarak isimlendirilen aşırı zayıflamanın temelinde kanserli hücrenin glikoz metabolizmasının bozuk olması nedeni ile aşırı enerji harcaması yatmaktadır.
4- B vitaminleri :
Enerji tedavisi ile (riboflavin-B2, niasin-B3, KoQ10) kaşeksinin engellenebileceği saptanmıştır (Perumal ve ark, 2005).
Ayrıca Thiamin-B1 (oksidatif dekarboksilasyonda), Pantothenic asit-B5 (koQ10 oluşumu), Biotin-B7 (dekarboksilazların koenzimi), pyridoxale-B6, folate ve B12 vitaminleri de hücre metabolizmasında temel olan diğer B vitaminleridir.
Onların desteklenmesinin yararlı olabileceği düşünülmektedir (özellikle gıdalarla yeterli miktarda alamayanlar için).
B vitaminlerinin mitokondrideki oksidatif baskıyı azalttığı düşünülmektedir (Depeint ve ark, 2006).
RAFİNERİ ÜRÜNÜ OLAN ŞEKERİ VE BU ŞEKERDEN YAPILAN ŞEKERLİ GIDA VE TATLILARI HAYATINIZDAN ÇIKARTIN
ÇÜNKÜ ; ŞEKER KANSER HÜCRELERİNİN EN SEVDİĞİ BESİN MADDESİDİR.
KANSER HÜCRELERİNİN BU KADAR ÇOK ŞEKERİ SEVMESİNİN NEDENİ İSE :,
KANSER HÜCRELERİNİN METABOLİZAMASININ ÇOK YÜKSEK OLMASI SEBEBİYLE AŞIRI DERECEDE YÜKSEK ENERJİYE İHTİYAÇLARININ OLMASIDIR.
ŞEKERİ BU KADAR ÇOK SEVMELERİNDEN DOLAYIDA , İLERİ SEVİYE PET CT TARAMALARINDA , RADYOAKTİFLİ ŞEKER SOLUSYONU DAMAR İÇİ VERİLMEKTEDİR.
KANSER HÜCRELERİNİN ŞEKERE SALDIRMASI (TUTULUMU ) SONUCUNDA İLERİ SEVİYE TANI KONULMAKTADIR (METASTASLAR AÇISINDAN ) ,
ŞEKER KONUSU İŞTE BU KADAR ÖNEMLİDİR !
LÜTFEN DİKKAT …….. ŞEKERDEN UZAK DURUN !
ŞEKER VE ÜRÜNLERİ VUCUTTA NELER YAPIYOR ? !!!
• VÜCUTTA SERBEST OKSİJEN RADİKALLERİNİ OLUŞTURMASI, İNSÜLİN DİRENCİ BAŞLATMASI , IGF-1 HORMONUNUN AŞIRI MİKTARDA ÜRETİLMESİNE SEBEB OLMASI , VÜCUTTA OKSİTADİF STRESE SEBEB OLUP ,BUNUN SONUCUNDA İSE HÜCRELERİN DAYANIKLILIK GÜCÜ ZAYIFLAR VE HÜCRESEL BAZDA DNA YAPISINDA DEJENERASYONLARA VE KANSER HÜCRELERİNİN GELİŞİMİNE SEBEB OLUR !!!
• AYRICA ERKEN YAŞLANMA VE BUNAMAYA DA SEBEB OLMAKTADIR.
• FOSFATAZ ADLI ENZİMİ BAĞLAR VE YOK EDER, BÖYLECE SİNDİRİM İŞLEMİ ZORLAŞIR , KABIZLIĞA SEBEB OLUR , KABIZLIK İSE KOLON KANSERLERRİNİN OLUŞUMUNA ZEMİN HAZIRLAR.
• PANKREASIN YAĞLANMASINA VE KANSERİNE NEDEN OLUR .
• MİDE, MEME , YUMURTALIK , PROSTAT VE KALINBARSAK KANSERİ RİSKİNİ ARTIRIR.
• VÜCUTTA HORMONAL DENGESİZLİĞE SEBEB OLUR . HORMONAL DENGESİZLİK İSE KANSER SEBEBİDİR.
• MEYVE ŞEKERİ (FRUKTOZ ) , BAL, ŞURUP VE PEKMEZLERİN TÜKETİLMESİ AKCİĞER KANSERİ İÇİN CİDDİ BİR RİSK FAKTÖRÜ DE OLUŞTURMAKTADIR .
• VÜCUDUN MİNERAL DENGESİNİ BOZAR .
• BAKIR EKSİKLİĞİNE SEBEB OLUR . KALSİYUM VE MAGNEZYUM EMİLİMİNİ BOZAR . PROTEİN EMİLİMİNİ ENGELLER VE YAPISINA ZARAR VERİR
…………………VE DAHA BİR ÇOK TEHLİKELİ HASTALIĞA ZEMİN OLUŞTURUR.
DİP NOT : DOĞAL DEDİĞİMİZ BAL KEZA , PEKMEZ , REÇEL VB. BESİNLER İŞLENMİŞ ŞEKER GİBİDİRLER . DOLAYISIYLA ÇOK AZ TÜKETMEYE ÖZEN GÖSTERİNİZ.
İNSÜLİN VE LEPTİN DİRENCİYLE BİRLİKTE , TATLI VE ŞEKERLİ GIDALARIN KANSER HASTALARININ VÜCUDUNDA OKSİDATİF STRESİ VE TRANSYAĞLARI ARTIRMAKTADIR.
1 BARDAK TAZE SIKILMIŞ MEYVE SUYU DAHİ İÇİNDE LİF KALMAMIŞ OLDUĞUNDAN DOLAYI KAN İNSÜLİNİNİ ÇOK FAZLA YÜKSELTİR.
MEYVE ŞEKERİ OLAN FRUKTOZUN , AZ YAĞLI VE DÜŞÜK KOLESTEROLLÜ YİYECEKLERDEN DAHİ ÇOK DAHA ZARARLI OLDUĞU YAPILAN ÇALIŞMALARLA KANITLANMIŞ DURUMDA .
KAN ŞEKERİNİN YÜKSELMESİNİN VE YÜKSEK KALMASININ KARACİĞERİ YORDUĞUNU VE YAĞLANDIRDIĞINI , BUNUN SONUCUNDA İSE VÜCUT DİRENCİNİN KIRILDIĞI, İNSULUN DİRENCİ GELİŞEREK BAŞTA KARACİĞER VE PANKREAS KANSERİ OLMAK ÜZERE BİR ÇOK KANSER HASTALIĞI RİSKİNİ ARTIRMAKTADIR.
DOLAYISIYLA , KANSER TEDAVİSİ GÖRENLERİN VE KORUNMAK İSTEYENLERİN , HEM DÜŞÜK GLİSEMİK İNDEKSLİ HEMDE YÜKSEK ANTİOKSİDAN İÇEREN TAZE BÖĞÜRTLEN , YOKSA DONDURULMUŞ DA OLABİLİR , KARADUT , ÇİLEK YEŞİL ERİK, TAZE ÇAĞLA , AHUDUDU , KİRAZ VE VİŞNE , VE YABAN MERSİNİ ve KİVİ MEYVELERİNİ TÜKETMELERİ TAVSİYE EDİLMEKTEDİR.
ŞEKERSİZ YAPAMAM DİYENLER İÇİN YUKARIDA NEDEN OLDUĞU VE ZEMİN HAZIRLADIĞI HASTALIKLARI BİR KEZ DAHA GÖZDEN GEÇİRDİKTEN SONRA TEKRAR DÜŞÜNSÜNLER VE EN AZINDAN RAFİNERİ ÜRÜNÜ OLMAYAN KAHVERENGİ ŞEKERİ AZALTARAK VEYA BAL YADA HURMA ŞURUBU KULLANSINLAR VE BİR MÜDDET SONRA İSE HAYATLARINDAN TAMAMEN ÇIKARTSINLAR
KEZA , RAFİNERİ ÜRÜNÜ OLAN , BEYAZ TUZ . KANSER HÜCRELERİNİN BÜYÜMESİNE SEBEB OLMAKTADIR.
İLLA TUZ KULLANACAKSINIZ , KAYA TUZU VEYA RAFİNERİZE EDİLMEMİŞ DENİZ TUZUNU ÇOK AZ MİKTARDA KULLANIN
BEYAZ UN , HAYATINIZDAN ÇIKARTMAYA VEYA SINIRLAMAYA ÇALIŞIN TAM BUĞDAY UNU , ESMER EKMEK GRUPLARINI TÜKETMEYE ÇALIŞIN.
BEYAZ PRİNÇ YERİNE KABUKLU KAHVERENGİ PRİNCİ TERCİH EDİNİZ.
YEMEK VE SALATALARINIZDA KULLANDIĞINIZ YAĞLAR HAKKINDA :

SADECE NATURAL SIZMA ZEYTİNYAĞI KULLANIN ( ÇİĞ OLARAK )
KATI VE TRANS YAĞLARDAN UZAK DURUNUZ. !!!!
Katı Margarin , Çiçek yağı, Mısır Yağı, Soya yağı, Kanola yağı VE RAFİNERİZE ZEYTİNYAĞI , KULLANMAYINIZ .
ÇÜNKÜ :
İNSAN SAĞLIĞI AÇISINDAN KULLANILACAK YAĞLARDA ;
Omega3 / Omega 6, yağ asitlerinin oranı, 1 /1-1/4 olması gerekirken ,
yukarıda sayılan ve Kullanmayın denilen yağ gruplarında 1/50- 1/200 ‘ ler seviyesinde dir, !!!
Bu tehlikeli orantısızlık ve bahse konu olan bu yağlarda Omega -6 yağ asitinin bu kadar yüksek oranda olması sebebiyle ; KANSEROJEN ETKİ GÖSTERMEKTEDİR. !
Dolayısıyla Hidrojene edilmiş ve kötü kaliteli katı ve sıvı yağların kullanılmasından kaçınılmalıdır. Yağlardan ölçülü miktarda Sızma zeytin yağı, badem yağı , susam yağı veya organik üretilmiş çok az tereyağı kullanılması önerilmektedir.
SIZMA ORGANİK ZEYTİNYAĞI MUCİZESİ hk :
Chicago Feinberg Üniversite’sinde yapılan ve onkoloji dergisinde yayınlanan bir araştırmaya göre zeytinyağında bulunan oleik asit, meme kanserine karşı koruyucu özellikler taşımaktadır.
Oleik asit meme kanseri oluşumunu tetikleyen geni (bu gen Her-2/NEU ya da ERB B-2′dir) baskılayıp, harekete geçmesini engellemektedir.
Aynı zamanda oleik asit, meme kanserli hastalarda kullanılan ilaçlann etkinliğini de arttırmaktadır.
En fazla zeytinyağda bulunan oleik asit, hala bilimsel çalışmalara konu olmaktadır.
Zeytinyağının kanserden kalp hastalıklarına olan faydalan, FDA (Amerikan Gıda ve İlaç Dairesi) tarafından resmi olarak kabul edilmiştir.
Zeytinyağının etkinliğinin artması için doğru kullanılması ve saklanması gerekmektedir.
Zeytinyağı çiğ tüketilmeye gayret edilmelidir.
Yemek yaparken kullanılırsa yemek pişmeden 5 dakika önce ilave edilmelidir.
Işık görmeyen ve nemsiz ortamlarda muhafaza edilmelidir
KIRMIZI ET VE TAVUK ETİNDE TEHLİKE :
ET ÜRÜNLERİNİN BESLENMENİZDE % 20 ORANINI GEÇMEMESİNE DİKKAT EDİNİZ. MÜMKÜNSE BUĞULAMA BALIK VE HİNDİ TÜKETİNİZ !
ET GRUPLARI VUCUDU ASİDİK ORTAMA ÇEVİRMEKTE ,
ASİDİK ORTAM İSE KANSER HÜCRELERİNİN ÇOĞALMASI İÇİN GEREKLİ OLAN ORTAMI SAĞLAMAKTADIR.
SALAMURA VE İŞLENMİŞ ET ÜRÜNLERİNDEN UZAK DURUNUZ
( SALAM, SOSİS, SUCUK VB )
ET NİÇİN KANSEROJEN ? :
Özellikle et ürünlerinin pişirilmesi esnasında oluşan heterosiklik aminlerin (HSA) kanser gelişiminde önemli rol oynadıkları bilinmektedir.
HSA olarak isimlendirilen kimyasalların hücrelerin normal genetik yapılarını bozduğunu göstermiştir.
Sonradan yapılan çalışmalarda da etin pişirilmesi ile oluşan kimyasalların mutajen özellikte olduğu gösterilmiştir.
Günlük besinlerle alım miktarı düşük olmakla birlikte yıllarca alındığı, bu mutajenik kimyasallara maruz kalmanın engellenemediği düşünülürse önemli bir sağlık sorunu olduğu kolaylıkla anlaşılır.
Burada kişinin alabileceği önlemlerin başında et ürünlerinin pişirilmesine dikkat etmeleri gereklidir.
Özellikle yağda, fırında veya alevde kızartma yapılmaması gereklidir.
Mikrodalga fırınların kullanılması, karsinojenlerin daha az oluşumuna neden olmaktadır.
En iyisi buğulama veya buharda pişirme olarak isimlendirilen yöntemin kullanılmasıdır.
Türk mutfağında kızartma, mangal yapma, ızgara ve döner gibi et tüketim alışkanlıklarının yoğun olduğu düşünülürse kanser oluşumunun engellenmesinde beslenmenin önemini arttırmaktadır.
İnsanlarda HSA tek başına kanser oluşumuna neden olmaktan ziyade, diğer karsinojenlerin diyet, ilaç, radyasyon ile alınması veya enfeksiyon, genetik bozukluk gibi değişikliklerin olması ile kanserleşme süreci tetiklenebilmektedir.
Beslenmede yağ oranının yüksek olması bu karsinojenlerin etkisini arttırırken, balık yağı, konjuge linoleik asit, izoflavon içeren soya ürünlerinin, yeşil çay kateşinleri, indol-3-karbinol içerek turpgillerin alınmasının bu karsinojenlerin etkisini azalttığı gösterilmiştir.
Kafein de metabolizmalarını etkileyerek bunların karsinojenik etkilerini arttırmaktadır.
Bu karsinojenlerin oluşumu; ısı yüksekliğinin derecesine, pişirme süresine ve etin kaybettiği su miktarına göre değişmektedir.
Pişirme süresinin uzaması, etin kızartılması ve doğrudan ateş ile temas etmesi önerilmemektedir.
Örneğin, ince dilimli olan hamburgerin kızartılmasında karsinojen miktarı az olmakla birlikte mikrodalga fırında pişirilmesi önerilmektedir.
Eğer damak tadı olarak bu tür et tüketiminden vazgeçilemiyorsa barbekü veya mangalda pişirilen etin yanık ve siyah bölümlerinin bıçak yardımı ile iyice temizlenmesi gereklidir VE YANINDA MUTLAKA BOL MİKTARDA KEKİK TÜKETİLMESİ ÖNERİLMEKTEDİR.
Balık kızartıldıktan sonra da derisinin veya üst tabakasının ayrılması önerilmektedir.
Çalışmalarda besinlerle HSA alınmasının mide, meme, kalınbarsak gibi kanserlerin riskini arttırabileceği gösterilmiştir.
Akrilamid kızartılmış patates ve un ile kavrulmuş kahvede bulunan bir diğer güçlü karsinojendir.
Akrilamid ve HSA gibi karsinojenlere maruz kalma sıfırlanamazsa bile yaşam değişikliği ile alınma miktarı ve olumsuz etkileri azaltılabilir.
Yapılan çalışmalarda et pişirmesi esnasında HSA oluşumu sadece kreatinin içeren kas kökenli et ürünlerinde olduğu gösterilmiştir.
HSA’ lerin oluşumumun azaltılması için alınabilecek önlemler (Weisburger JH, Mutation Research 506–507 (2002) 9–20): etin ağırlığının %7-15’ i kadar olan soya proteini konsantresi ile etin etrafının bulanması, pişirme esnasında HSA oluşumunu %90 azaltmaktadır.
50 gramlık et parçalarının 2.5 gram pektin içeren formülasyonlarla muamele edilmesi kızartma esnasında karsinojen oluşumunu %50-60 azaltmaktadır.
Yeşil çay polifenolünün %0.5, %2.5 veya %7.5 luk sudaki solüsyonunun 30 gramlık etin her iki tarafına sürülmesi kızartma sonrası karsinojen oluşumunu belirgin azaltmaktadır.
Siyah çay polifenolleri de karsinojen oluşumunun azaltılmasında yararlıdır.
Dünya Kanser Araştırma Fonu (DKAF), insanlara kırmızı ve işlenmiş et tüketimini kısıtlamaları konusunda yeni bir uyarıda bulundu. :
DKAF, 2007’de yayınladığı bir raporda, eti farklı kanser türleri için risk faktörü olarak ortaya koymuştu.
2007’deki raporda analiz edilen 14 araştırmaya eklenen 10 yeni araştırmanın bulgularının, gerek kırmızı et gerekse salam, sosis gibi işlenmiş etlerin bağırsak kanseri riskini artırdığını teyit ettiği kaydedildi.
DKAF’ın raporunda, insanlara kırmızı et tüketimini haftada 500 gramla (pişmiş ağırlık) sınırlamaları gerektiği, bu miktarın 5-6 orta porsiyona eşit olduğu belirtilirken, işlenmiş et ürünlerinden ise kaçınmaları çağrısında bulunuldu.
850 sayfalık raporda, insanlar daha az yerler ve lifli gıdaları daha çok tüketirlerse, daha az alkol alır, sağlıklı bir kiloya sahip olur ve aktivitelerini korurlarsa, sadece İngiltere’de yılda 17 bin vakanın önlenebileceği belirtildi.
DKAF’tan Prof. Alan Jackson, “Et konusunda raporumuzdaki açık mesaj şudur;
kırmızı ve işlenmiş et bağırsak kanseri riskini artırır ve bu riski azaltmak isteyenler yedikleri et miktarını düşürmelidirler” dedi.
PROTEİN KAYNAĞI OLARAK MÜMKÜNSE, DENİZ BALIKLARI VE BAKLAGİLLERİ TÜKETİNİZ. HAFTADA 3 GÜN GİBİ.
ET TÜKETİMİ KONUSUNDA İSE SINIRLAMA YAPILMALIDIR.
MÜMKÜNSE KEÇİ ,OĞLAK, KUZU VE DANA ETİ (YAĞSIZ )
AYRICA HİNDİ ETİ. …………… ancak ÇOK AZ !!!
YOĞURT , MARKETDE SATILANLAR YERİNE MÜMKÜNSE EVDE YAPINIZ .
ÇÜNKÜ ;
MARKET TİPLERİNİN BÜYÜK BİR ÇOĞUNLUĞUNDA , YOĞURDUN UZUN SÜRE DAYANABİLMESİ VE KATI DURABİLMESİ ADINA BOL MİKTARDA JELATIN KULLANILMAYA BAŞLANMIŞ DURUMDA , JELATİN İSE KANSEROJEN MADDELERDEN BİR DİĞERİDİR.
KEZA :
TAZE PEYNİR TÜKETİMİNDEN KAÇININ.
ONUN YERİNE BEKLETİLME YÖNTEMİYLE HAZIRLANAN VE MAYA OLARAK ESKİ USUL ŞİRDENİN KULLANILDIĞI EZİNE PEYNİRİ , KEÇİ PEYNİR VE LORUNU , ESKİ KAŞAR VE TULUM PEYNİRLERİNİ TERCİH EDİNİZ.
MÜMKÜNSE YARIM YAĞLI VEYA YAĞSIZ OLMASINA ÖZEN GÖSTERİNİZ
.
% 100 KEÇİ PEYNİRİNİN , EPITELIAL OVER KANSERLERLERİNDEN KORUDUĞU TESPİT EDİLMİŞ. KANSER TEDAVİSİNDE DE VUCUDUN DİRENCİNİ ARTIRMAKTADIR.
ANCAK DİĞER PEYNİR GRUPLARINDAKİ, IGF 1 HORMONUN VE YAPIMINDA KULLANILAN SENTETİK PEYNİR MAYASI SEBEBİYLE KANSEROJEN OLDUĞU AÇIKLANMIŞ !
HAFTADA 3 KEZ BALIK TÜKETMENİN , OVER KANSERİ GÖRÜLME SIKLIĞINI DÜŞÜRDÜĞÜ VE PROTEİN KAYNAĞI OLARAK , ÖNCELİKİ TÜKETİLMESİ GEREKEN ÜRÜNLERİN BAŞINDA , BALIK ETİNİN TERCİHLİ KULLANILMASI GEREKLİDİR.
ANCAK, DENİZ KABUKLULARINDAN , İSTRİDYE, MİDYE, KARİDES, İSTAKOZ GİBİ DENİZ CANLILARININ ÇOK AZ TÜKETİLMESİ VEYA TÜKETİLMEMESİ TAVSİYE EDİLİR ( TOXİC VE KANSEROJEN MADDE YÜKLÜ OLMALARI SEBEBİYLE )
MEME KANSERİ konusunda ,
Şu anda yapılan istatistikler itibariyle, Her 8-10 kadından birisinde Meme CA görülmektedir.
Dolayısıyla ;
Meme kanserinin erken saptanabilmesi için öneriler şunlardır:
*18- 20 yaş üzerindeki bütün kadınların her ay kendi kendilerini muayene etmesi
*20-39 yaş arası kadınlara her 3 yılda bir klinik olarak meme muayenesi yapılması
*40 yaş ve üzerindeki her kadının hekim veya eğitimli hemşire tarafından yılda bir kez muayenesi ve mamografi yapılması
DİKKAT : Meme’de Fibrokistik yapı varsa eğer ; daha ileri tetkik olarak Meme MR ‘ ı çekilmelidir. Ayrıca Kadınlarda OVER ( yumurtalık ) Kanseri ile Meme kanseri kardeş olduğu için , Mutlaka OVERLERE ‘ de iyi bakılmalıdır. Dolayısıyla MEMEM KANSERİNE yakalan kadınlarda mutlaka OVER (YUMURTALIK ) Kanseri yönünden sıkı takip edilmeli ve Tümör Markerlarrına ( CA 125 ) bakılmalı gereklidir.
Sağlıklı kadınların hiç değilse senede 1 kez ; Batın ultrasonu ve Jinekolojik muayenesini yaptırması erken tanılar açısından çok önemlidir.
DİĞER KANSER TÜRLERİNE KARŞI ERKEN TANI AMACIYLA İSE ;
1- KOLONOSKOPİ : Kolon kanserlerinde , eğer ailede kolon kanseri varsa , mutlaka 30 yaşına kadar bir kolonoskopinin yapılması gereklidir. Kolonoskopinin yanında ayrıca , CEA ve CEA 19-9 gibi tümör markırlarına da bakılması tavisye edilmektedir. Eğer Polip tespit edilirse , muhakkak 6 ay da bir kez tekrarlarının yapılması gereklidir. Yoksa 3 senede 1 kez, ailesinde genetik yatkınlık yoksa eğer , 5 senede 1 kez kolonoskopi yapılması tavsiye edilmektedir.
2- SMEAR TESTİ : Kadınlar , Rahim ağzı kanserlerine karşı , 40 yaşından itibaren her yıl , Smear testi yaptırmalıdır.
3- PSA TESTİ : Erkeklerde 50 yaşından sonra , her 3 erkek den 1 si PROSTAT KANSERİNE yakalandığı için , 50 yaş üstü erkekler senede 1 kez , PSA ( Prostat spesifik antijen ) testi yaptırmalı, bunun dışında şüpheli görülen ve PSA ‘sı yüksek olanlarda rektal olarak senede 1 muayene yapılmalıdır.
Eğer Aile’de Prostat Kanserli varsa , mutlaka 35 yaşından itibaren yukarıda bahsedilen tetkiklere başlanmalıdır. Senede 1 kez, PSA testi ve ürolojik muayene gerekmektedir.
BEL AĞRISI konunda çok dikkat edilmelidir. Çünkü Prostat Kanserlerinin çok sevdiği ve Metastaz yaptığı yer Bel kemiğidir. 50 yaş altı olan ve Bel ağrısı şikayeti olan Erkeklerin bu husus da mutlaka dikkatli olması gereklidir.
Buğuda pişirilmiş sebze tüketiminin arttırılması yararlıdır.
Özellikle turpgillerden olan brokoli, kıvırcık lahana, taze hardal tüketimi arttırılmalıdır. Bu gıdaların tiroid bezinin çalışmasını bozabileceğinden dikkat edilmelidir.
Ayrıca sarı bitkilerden olan havuç, balkabağı, yer elması ve tatlı patates (ikisi birbirine benzemekte) ve kabak gibi ürünler A vitaminin en önemli kaynaklarındandır.
Domates ve patlıcan gibi benzer gruptan olan bitkilerin de antikanserojen olduğu ve likopen gibi yararlı maddeleri içerdiği bilinmektedir. Ayrıca taze meyve suyu tüketiminin yararlı olabilir
Çoğu musluk sularının kontamine olması nedeni ile (ağır metaller, pestisid ve solvent gibi kimyaslalar, mikroplar) filtre edilmiş veya ruhsat ile işletilen temiz su kaynaklarından elde edilmiş suların tüketilmesi tercih edilmelidir.
Florinlenmiş su kesinlikle tüketilmemelidir.
Klordan farklı olarak flor elementi ortadan kaldırılması çok zordur; bağışıklık sistemini bozmakta ve kanser gelişimine neden olmaktadır.
Florun, insanların tükettiği suda bulunmasının hiçbir yararı ve gerekçesi yoktur.
Yeşil ve siyah çayda doğal floridler yüksek oranda bulunmaktadır; bu nedenle aşırı tüketilmemelidirler. Maksimum günlük 5 fincan .
Klorlu suların da içme suyu olarak tüketilmesi pek önerilmemektedir.
Çünkü : Bazı çalışmalarda meme kanseri dokusunda, meme kanseri olmayan meme dokusuna göre daha fazla klorinli bileşikler olduğu gösterilmiştir. Bu da meme kanseri ile ilişkili olabileceğini düşündürmektedir.
Havuz suyunda da dezenfeksiyon amaçlı klor bulunması nedeni ile havuz yerine deniz veya doğal su kaynaklarından yararlanılması iyi olabilir.
Alkol ve sigara tüketiminden kaçınılmalıdır.
Meme kanseri tanısı sonrasında radyoterapi alan ve sigara içmeye devam eden kadınlarda akciğer kanseri riskinin belirgin derecede arttığı, sigara içmeyen ve radyoterapi alan kadınlarda ise risk artışının olmadığı saptanmıştır.
Bu nedenle hastaların sigara içmemeleri gereklidir (Ford MB, Cancer. 2003 Oct 1;98(7):1457-64.).
Ayrıca alkol ve sigaranın kendilerinin kanser dışında bir çok sağlık sorununa neden olduğu, tedavilerin başarı şansını azalttığı unutulmamalıdır.
Kahve, siyah çay ve çikolata gibi ksantin alkaloidlerini içeren gıdaların tüketiminden kaçınılmalıdır.
Kahvede yoğun olarak bulunan kafeinin idrar söktürücü özelliği olması nedeni ile sıvı kaybına neden olabilir.
Yeşil çay, siyah çayın işlenmemişi olup, kansere karşı koruyucu olduğu, içindeki bazı kimyasalların da kanser hücrelerini öldürdüğü gösterilmiştir. Beslenme programında yeşil çayın bulunması yararlı olabilir.
Çalışmalarda yeşil çay, kahve ve kafeinin tip 2 şeker hastalığı riskini azalttığı, Parkinson riskini azalttığı, karaciğer hastalıklarının riskini azalttığı (siroz ve karaciğer kanseri) kalp-damar hastalığı riskini arttırmadığı saptanmıştır
Kahve tüketiminin pankreas, yumurtalık ve mesane kanserlerinin riskini arttırdığı yönünde çalışmalar olmakla birlikte bu sonucun daha çok sigara tüketimi ile beraber olmasına bağlanmaktadır.
Özellikle kalsiyum alımı 750 mg/gün altında olan kadınlarda ; 300 mg/gün üzerinde kafein alımının kemik erimesini arttırdığı gösterilmiştir.
Çalışmalarda farklı sonuçlar bildirilmekle birlikte özellikle 65 yaş üstünde olanlarda, güneş ışınından yoksun bölgelerde yaşayanlarda ve kafein/kahve tüketimi yüksek olanlarda (3-4 fincan/gün’ den fazla kahve veya 300 mg/gün’ den fazla kafein tüketimi olanlarda) kemik erimesi ve kalça kırığı görülme riski artmaktadır.
Bu nedenle yeterli kalsiyum ve D vitamini alınarak, kahve ve kafein tüketimi sınırlandırılarak (maksimum 3 fincan/gün kahve veya 300 mg/gün kafein) özellikle yaşlılarda olumsuz olayların görülme riski azaltılabilir.
Kahve ayrıca demir ve çinko emilimini bozmaktadır. Bu nedenle yemeklerle birlikte kahve tüketilmemelidir.
Ayrıca hamile ve emziren kadınlarında kahve tüketimini sınırlandırması önerilmektedir.
Genel olarak kahve tüketiminin 3-4 fincan/gün,
Kafein tüketiminin 300-400 mg/gün altında olması daha sağlıklıdır.
Doğum Kontrol haplarının , 1 yıldan daha uzun süre kullanılmaması tavsiye edilmektedir. Çünkü Amerika ‘da yapılan bir çalışmada , Washington civarındaki bir nehirde , 16 tür balıkta , Karaciğer ve Barsak kanserleri görülmüş . Araştırmalar sonucunda Doğum Kontrol hapı kullanan kadınların idrarırın bu nehre karışarak balıklarada kansere sebebiyet verdirdiği ve toplu ölümlere yol açtığı tespit edilmiş. Bu sebeble 1 yıldan daha uzun bir süre Doğum Kontrol hapların kullanılması tavsiye edilememektedir.
Floresan ışığı, televizyon izleme ve negatif etki içeren tüm basın-yayın organlarından kaçınılması gereklidir. Floresan ışığı duyarlı insanlarda migren ve nöbet geçirme riskini arttırmaktadır.
Bol miktarda uyunmalı ve gece saat 22.00’ de yatılmalıdır.
Uyku melatonin hormonunun düzenli salgılanmasını sağlamakta ve vücudun dinlenmesine, enerji toplamasına yardımcı olmaktadır.
Yatak odasında uyku zamanı elektronik cihazların ve ışıkların hepsinin kapalı olması gereklidir. Çünkü elektromanyetik dalgalar, melatonin hormonunun salınımını bozmakta ve kanser gelişme riskini arttırabilmektedir.
Gıdaların ve içeceklerin sıcak veya ılık tüketilmesine özen gösterilmeli; soğuk gıda veya içecek tüketimi sınırlandırılmalıdır.
Sindirim sistemi ve sindirim enzimlerinin aktivitesi soğuk ortam ile bozulmakta, sindirim enzimlerinin çoğu vücut ısısına yakın sıcaklıkta maksimum etkinlik göstermektedir

MEYVELER : GÜNLÜK 15 GRAM FRUKTOZ ALIMI GEÇİLMEMELİDİR ….. ! BU HUSUS GÖZ ÖNÜNDE BULUNDURLARAK MEYVE TÜKETİLMELİDİR ..!!!
Meyvelerin renkleri bizim için iyi birer işarettir. Her tür renkten meyveyi uygun şekilde tüketmeliyiz.
Ancak şu hataya düşülmemelidir; meyvelerin çoğunun içinde benzer fonksiyon gören yararlı maddeler vardır.
Meyvelerin iklime göre yetiştikleri yerler farklı olduğu için siz kendi çevrenizdeki ve kendi coğrafyanızdaki ürünleri tercih etmelisiniz.
Örneğin kanseri önlüyor diye illa mango suyu içmeniz gerekmez. Portakal, greyfurt, kızılcık, vişne vb. kendi coğrafyanızın ürünleri de aynı özellikleri taşır.
Meyve tüketiminizi renklere göre yapıp, her gün farklı renkten meyvelerin tüketimine özen gösterebilirsiniz.
Meyveleri sarı, kırmızı, koyu kırmızı, yeşil gibi ana renklerde değerlendirerek tüketmeye dikkat edebilirsiniz.
SEBZELER :
Sebzeleri de renklerine göre sınıflamalı ve her renkten uygun aralıklarla tüketmelisiniz.
Ana renkler koyu yeşil (ıspanak, pazı, maydonoz, roka, tere, nane, brokoli vb.),
mor (lahana, patlıcan, turp),
kırmızı (domates, kırmızı biber vb.),
beyaz (karnabahar, lahana, taze soğan, sarımsak, pırasa, turp, kereviz vb.),
sarı (patates-kızartma değil-, havuç),
açık yeşil (taze fasulye, kıvırcık, yeşil biber vb.)
KURU BAKLAGİLLER :
Burada da renkleri kullanabilirsiniz.
Beyaz (kuru fasulye vb.),
sarı (mercimek vb.),
yeşil (yeşil mercimek vb.),
mor (barbunya) gibi…
Kuru baklagiller posa alımı için son derece önemlidir.
Posa alımının artması tek başına kalın barsak kanserlerinin neredeyse yarısını önleyebilir. Ayrıca çok önemli birer protein kaynağıdırlar.
Kuru baklagil tüketimi alışkanlığı çocukluk dönemindeki damak tadı ve alınan kültür ile yakından ilgilidir. Bu nedenle çocukların kuru baklagil tüketimi özellikle teşvik edilmelidir.
Sadece sigarayı ve alkol ü bırakıp, sağlıklı bir beslenme alışkanlığı elde ederek kanser vakalarının büyük çoğunluğunu önleyebiliriz.
Kanserden korunmada bitkisel ürünler en başta gelmektedir.
Belki de bitkisel ürünleri renklerine göre sınıflayarak kendinize düzenli tüketim alışkanlığı elde edebilirsiniz
KANSERDEN KİMSE HAYATINI VE YAKINLARINI KAYBETMEMESİ TEMENNİSİYLE ….

kaynak: facebook sağlık olsun sitesi

doktorunuza danışınız

Bitki Alemi kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

İçeceklerdeki Şeker Oranları… Karar Sizin…

11133795_847315122002157_1769592130004509696_n[1]

Soğan diliminin mucizevi etkisi

11169714_843576552376014_1411748623324177676_o[1]

Soğanın Antibiyotik ektisi eski çağlardan beri bilinir. Ama hepimizin kokusundan rahatsız olduğumuz için çok fazla tüketemeyiz.

Soğan kanı arındıran, kan dolaşımını hızlandırıcı, toksinleri atıcı, dezenfektan, hızlı yara iyileştirici, mukus sıvılaştırıcı, soğuk algınlığı ve gribe karşı iyi geldiğini biliyoruz fakat bu rahatsızlıkların giderilmesi için soğanı sadece yememiz gerekmiyor.

Soğanı dilimleyip yatak ucunuza koyun.

Soğan dilimlerini bir tabağa yerleştirerek yatak başınıza koyduğunuzda sabaha kadar (kapıyı kapatmayı unutmayın) solunum yollarınınızın açıldığını göreceksiniz.

Soğanı lapa olarak uygulayarak göğsünüze sürerseniz balgam attırıcı ve kabızlığnıza iyi geldiğini göreceksiniz.

Soğan dilimi ağrı kesiyor
Ayak sinir uçlarımızda soğan dilimlerini romatizmal ağrıların olduğu yere yada ayağınızın altına yerleştirip bir streç yada çorapla sarıp uyuduğunuzda hem vücudunuzun dinlendiğini hemde ağrılarınızın geçtiğini göreceksiniz.

Bitki Alemi kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

LÜTFEN DİKKAT ……. !!!!

10425894_846081258792210_6787925477094040723_n[1]
YEDİKLERİNİZE DİKKAT ETMENİZE RAĞMEN SÜREKLİ KİLO PROBLEMİ YAŞIYORSANIZ ve KOLAY KİLO VEREMİYORSANIZ EĞER,

KARACİĞER YAĞLANMANIZ , YÜKSEK KOLESTEROL (LDL )VE TRİGLİSERİD PROBLEMİNİZ VARSA EĞER,

İŞİTME VE GÖRME KAYBIYLA İLGİLİ PROBLEMLER YAŞIYORSANIZ EĞER,

DIYABET TİP II , VARSA EĞER,

ZAMAN ZAMAN YADA SÜREKLİ BİR KABIZLIK PROBLEMİNİZ VARSA EĞER,

EKLEM PROBLEMLERİ, ROMATİZMA vb. VARSA EĞER ,

CİLDİNİZ KURU VE ZAMAN ZAMAN PUL PUL DÖKÜLÜYORSA,
SAÇLARINIZLA İLGİLİ PROBLEMLER VE DÖKÜLMELER
GİBİ PROBLEMLERDEN BİRİSİNİ YADA PEK ÇOĞU YAŞIYORSANIZ EĞER …

İŞTE SİZE MUCİZEVİ ETKİLER TAŞIYAN , TAMAMEN DOĞAL BİR DETOKS-ARINMA KÜRÜ,
SADECE 3 HAFTA VE SABAH KAHVALTISI YERİNE BUNU YAPACAKSINIZ …

Sizin,
YILDA 1 KEZ , SADECE 3 HAFTA UYGULAYACAĞINIZ BU BASİT DETOX PROĞRAMIYLA , BARSAKLARINIZI TEMİZLEYİP BU PROBLEMLERI ASGARİYE İNDİRİP ,
HATTA KURTULMANIZ DAHİ MÜMKÜN OLABİLİR
ayrıca Bu basit DETOX yöntemiyle ;
YAŞAM SÜRENİZİ UZATABİLİR, KANSER de DAHİL PEK ÇOK HASTALIKTAN DA KORUNABİLİRSİNİZ.

SADECE , SABAH KAHVALTISI YERİNE AŞAĞIDAKİ KARIŞIMI İÇECEKSİNİZ HEPSİ BU.
1. HAFTA …. 1 YEMEK KAŞIĞI KETEN TOHUMU UNU ……. 100 ml KEFİR
2. HAFTA ……2 YEMEK KAŞIĞI KETEN TOHUMU UNU …….100 ml KEFİR
3. HAFTA ……3 YEMEK KAŞIĞI KETEN TOHUMU UNU …….150 ml KEFİR

NOT :
KETEN TOHUMU UNU İÇİN , KENDİNİZ ORGANİK KETEN TOHUMU ALIP ÇEKEBİLİRSİNİZ ( ÇÜNKÜ HER GÜN TAZE HAZIRLANACAK ).

KEFİR İÇİN , HAZIR KEFİR İÇECEKLERDEN ALABİLİRSİNİZ ( ÖZELLİKLE KEÇİ SÜTÜNE HAZIRLANMIŞ OLANLARDAN )
+
GÜN İÇİNDE MUTLAKA , 2 LİTRE SU İÇİNİZ …..
KEZA BU SU İÇİNE ÇOK AZ BAL DA KATABİLİRSİNİZ ( 1 TATLI KAŞIĞI KADAR ) VARSA KESTANE BALI , YOKSA ÇAM BALI DA OLABİLİR .

ÖNEMLİ NOT : ÖSTROJEN DUYARLI KANSER GEÇİRMİŞ OLANLAR ve TEDAVİ ALANLAR , KETEN TOHUMU KULLANAMAZLAR …
BU HUSUSA LÜTFEN DİKKAT EDİNİZ …!!!!

PROĞRAMINIZ ESNASINDA , SÜMÜKSÜ YAPIDA BİR KAKA NORMALDİR , HATTA PARAZİT ÇIKIŞI DAHİ OLABİLİR , ENDİŞELENMEYİNİZ… !!!!

PROĞRAM SONUNDA BARSAK FLORANIZ ÇOK DAHA SAĞLIKLI VE BAĞIŞIKLIK SİSTEMİNİZ DE ÇOK DAHA GÜÇLÜ OLACAKTIR .

BESLENME PROĞRAMLARINIZDAN , PROBİYOTİK İÇERİKLİ BESİN MADDELERİNİ EKSİK ETMEYİNİZ.
– KEFİR
– EV YAPIMI , LAHANA ve PANCAR TURŞULARI
– % 100 NAR EKŞİSİ
– BOZA

Afiyet, şifa olsun

Bir dost smile ifade simgesi

Clean the intestine using this flax seed flour regimen – Instead of breakfast consume this mixture for 3 weeks:
Week 1: 1 tablespoon of flaxseed flour and 100 ml of kefir
Week 2: 2 tablespoons of flaxseed flour and 100 ml of kefir
Week 3: 3 tablespoons of flaxseed flour and 150 ml of kefir
Beğen · Paylaş

doktorunuza danışmadan yapmayınız

kaynak sağlık olsun

Bitki Alemi kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Doğal Aspirin Kivinin Faydaları

11156223_841642269236109_2076341586207451409_n[1]
Doğal aspirin olarak bilinen kivi kanı sulandırması nedeniyle aspirin görevi görüyor. Kivinin bir diğer faydası da lif bakımından zengin olması. Lif bağırsaklardaki iyi bakterilerin artmasına yardımcı olur. İşte kivinin bitmek bilmeyen faydaları…
Kanı sulandırmasıyla bilinen kivinin faydaları saymakla bitmiyor.


Doğal aspirin olarak bilinen kivi kolesterolü düşürür, kalp rahatsızlıklarını azaltır. Lif yönünden zengin olan kivi kolon kanserini de önleme de başarılıdır. Kivinin faydaları arasında bağırsak hareketlerini düzenlediği ve sindirimi kolaylaştırdığı da belirtilmiştir. Uzmanlar hazımsızlıktan şikayetçi olan kişilerde 4 hafta kivi tüketiminin ardından sorunlarında % 45 oranında azalma tespit etmiştir. Kivi aynı zamanda lif açısından da çok zengindir. 100 gram muzda 1.6 gram bulunan lif, kivide 3.4 gramdır. Bu sayede bağırsaklardaki iyi bakterilerin artmasına yardımcı olur. Kivi, kolesterolü düşürür ve kalp rahatsızlıkları riskini ciddi ölçüde azaltır. Bristol Üniversite tarafından yapılan bir araştırma da lif açısından zengin olan kivinin kolon kanserini önlemede başarılı olduğunu göstermektedir.


Araştırmacılara göre bu lifler tarafından üretilen bir çeşit asit kansere sebep olan genlerin aktif hale gelmesini engellemektedir. Yapılan araştırmalar kivinin uyku kalitesini arttırdığını göstermektedir. Yüksek miktarda kalsiyum içerdiği için uyumadan bir saat önce yenilen bir adet kivi daha rahat bir uyku çekmenizi de sağlar. Aynı zamanda ruh halinizi de canlandırmaya yardımcı olur. Kanı sulandıran yapısıyla kivi, bu özelliği nedeniyle doğal bir aspirin olarak bilinir. Yani günde 1 aspirin içmek yerine bir adet kivi tüketmek çok daha sağlıklıdır. Çok fazla sayıda aspirin almak önerilmemektedir. Nitekim bağırsak duvarına zarar verebilir. Günde bir adet kivi, mide ağrısı, bulantısı ve kanama gibi ilacın yan etkilerini uzak tutmaya yetecektir.


Kulak enfeksiyonlarından korunmak için de günde bir adet kivi yenilmesi önerilmektedir. Kivinin yapısında bulunan pektin maddesinin de mucizevi özellikleri bulunmaktadır. Bu maddenin en önemli özelliği ise vücutta bulunan toksinleri temizleme olarak gösterilmektedir. Yine bunun yanında, pektinin kolestrole de olumlu etkileri bulunur. Petkin tarafından kötü yapıdaki kolesterol düşürülür, iyi yapıdaki kolesterol ise artırılır. Kivi, bünyesinde sahip olmuş olduğu bütün etken maddeler sayesinde bağışıklık sistemini güçlendirerek, hastalıkların oluşma riskini en aza indirgemektedir. Kivinin yapısında bulunan bazı maddeler antimutajenik maddelerdir ve bu maddelerin en önemli özelliği kanseri önlemede yardımcı olmalarıdır.


Kivinin faydaları ile ilgili birçok araştırma yapılmaktadır. Bu araştırmaların bir tanesi ise İskoçya’da yapılmıştır. İskoçya’da yapılan bu araştırmada gönüllü kişiler 3 hafta boyunca kivi tüketmişlerdir. 3 hafta sonunda ise bu kişilerde lenfosistlerde meydana gelen DNA zararının oldukça aza indiği tespit edilmiştir. Kivinin solunum yolu hastalıklarına iyileştirici etkisi bulunmaktadır. Özellikle de astım ve de öksürük gibi sorunlara kivi iyi gelmektedir. Kivi, vücutta bulunan kılcal damarların yapısını güçlendirmektedir. Kivinin, kan inceltici etkisi bulunmaktadır.
Bu etki sayesinde, kivi kanda yer alan yağ oranını düşürür ve de kan basıncını düzenlemede yardımcı olur. Kivinin, insan sağlığına bu denli etkileri bulunmaktadır. Birçok hastalıkların engellenmesinde etkin rol oynayan kivi, yeterli miktarda tüketilmektedir. Yeterli orandan fazla kivi tüketimi, kişide alerjik reaksiyonlara sebep olabilmektedir


. A ve C vitaminleri ile potasyum açısından çok zengin bir meyve olan kivi, ayrıca kalsiyum, demir ve magnezyum gibi mineraller açısından da zengindir. Besleyici değeri yüksek bir besin olan kivinin bir tanesi ile günlük A ve C vitamini ihtiyacı karşılanabilmektedir.
Kivi meyvesi, Çin’in güneyindeki Yangtse Vadisine özgü bir bitkidir. Avrupalılar tarafından 1850’li yıllarda keşfedilen bitkinin birkaç türü 1900’lü yılların başında Yeni Zelanda, İngiltere ve Amerika’ya yayıldı. Kivi meyvesi, Yeni Zelanda’ya ilk kez 1904 yılında geldi. 25 yıl süresince bahçıvanlar tarafından geliştirildi, yetiştirildi ve bazı büyük meyveli cinsler seçildi. 1935 yılında, büyük meyveli cinsler Kaliforniya, Chico’daki “Plant Introduction Station”‘a gönderildi. 1960’ta, araştırmacılar Kaliforniya’da uygulanabilir metotlar geliştirmeye başlayarak, çiftçileri bu yeni ürünü ekmeleri için cesaretlendirdiler. Böylece 70’li yılların başında yeni bir endüstri doğdu. Kivi, üzüm gibi büyük ve odunsu bir gövdeye sahip ve yapraklarını her yıl döken bir asmadır.


Kivi asmaları 4–5 m ara ile ekilir. 1,8–2 m yüksekliğinde güçlü sırıklarla desteklenir. Güçlü asmalar; sürülmüş toprağa, sık sulamaya ve rüzgardan korunmaya ihtiyaç duyar. Bitki sağlıklı bir şekilde büyümek için ılıman iklime gerek duysa da filizlerin büyümesi için kış soğuğuna ihtiyacı vardır.
Bitki Mayıs ayında çiçek açmaya başlar ve ürün ekim ayı ortası ile kasım aylarında hasat edilir.Karadeniz bölgesinde yağiş fazlalığı nedeniyle sıcaklık düşük olur. Bu nedenle olgunlaşma aralık ayına da uzanır.

Bitki Alemi kategorisinde yayınlandı. Etiketler: . Leave a Comment »