Göbeğim Var Ve Kurtulamıyorum Mu Diyorsunuz??? İşte Çözümü Bu Mucizevi Karışım…

gobek-620x346[1]

Yağsız yoğurdun göbek yağlarının %81 inin tek başına erittiği ABD Tennesse Üniversitesinde yapılan araştırmalar da ortaya kondu. Ayrıca zencefil’in yağ yakıcı özelliği aşikar.

Yine zerdeçalın hazmı kolaylaştırdığı ve ödem attırdığı bilinmekte. Tarçınıda zayıflamaya yardımcı olduğu bilimsel kanıtlanmıştır.

Yoğurt Kürü İçin Gerekli Malzemeler:

1 kase yağsız yoğurt
1 çay kaşığı zeytin yağı
1 çay kaşığı zencefil
1 çay kaşığı zerdeçal
1 çay kaşığı tarçın
1 kase yağsız yoğurdun (4-5 yemek kaşığı) içine 1 çay kaşığı zencefil, 1 çay kaşığı zerdeçal ve 1 çay kaşığı toz tarçın, 1 çay kaşığı zeytin yağı ilave edip karıştırıyoruz. Bunu sabah, öğlen ve akşam aç karnına ve yemeklerden 1-2 saat önce olmak üzere 3 kez yapıyoruz ve tüketiyoruz. Tadı da muhteşem. Aynı zamanda yoğurdun tok tutma özelliğinden dolayı acıkmıyoruz. Özellikle göbek eritme, kan şekeri çabuk düştüğü için kilo verme sorunu olanların çok işine yarayacak. Ayrıca yoğurdun ileri yaşlarda oluşabilecek kemik erimesi, diş kaybı, bağırsak kanseri gibi rahatsızlıkların da önüne geçtiğini, bağırsak florasına yardımcı olup sindirimi kolaylaştırdığını unutmamak gereklidir.

Dengeli beslenmeye, gün içinde spor yapamıyor olsanız dahi en azından asansör kullanmak yerine merdivenleri kullanmaya, en az 2,5lt su içmeye, kısa mesafelere yürüyerek ulaşmaya, taze sebze meyve tüketmeye ve gülümsemeye gayret edin.

kaynak: ne örüyorsun

Damarlarınızı Temizleyecek On Besin

atardamarlari-temizleyin[1]

Kırmızı taneli meyvelerin hepsi, antioksidan açısından zengindir. Bu anlamda en yoğun içeriğe nar sahiptir. Atardamar ve toplardamarlarınızı temizleyerek, damar sertliği probleminden korunabilmek mümkündür.

Araştırmalara göre, damar sertliği, her geçen yıl dünyada daha fazla ölüme sebep olmaktadır. Bu çok ciddi bir hastalıktır; çünkü bu hastalığa sahip kişilerin enfeksiyonlara karşı bağışıklık sistemleri zayıf olur. Tıkanmış atardamar ve toplardamarlar, damar sertliğine ilaveten, hipertansiyon ve kalp hastalıkları riskini de yüksek miktarda arttırırlar.

Yukarıda bahsettiğimiz tüm bu ciddi hastalıklardan korunmak için, yapabileceğiniz en önemli şey, beslenme diyetinize dikkat etmenizdir. Takip eden makalede, atardamar ve toplardamarlarınızı temizlemek için tüketebileceğiniz on besinden bahsedeceğiz.

Sarımsak

sarimsak-suyunun-faydalari

Damarların temizlenmesi dendiğinde, bir numaralı besin sarımsaktır. İçerdiği güçlü antioksidanlar sayesinde vücudunuzdaki serbest radikallerle savaşabilir ve kötü kolesterol seviyesini düşürürken, iyi kolesterol seviyesini yükseltir. Bu mucizevi fayda, kan dolaşımını hızlandırarak, hipertansiyon ile savaşmanıza yardımcı olur.

Yulaf Ezmesi

Bu yiyeceği özellikle kahvaltınızın bir parçası olarak tüketmenizi tavsiye ediyoruz, çünkü sindirime yardımcı olur ve günün kalan kısmında size enerji verir. Yulaf ezmesinin harika faydalarından bir diğeri de; kolesterolün atardamarların duvarlarına yapışma kabiliyetini düşürmesi ile damar sertliği ve kalp hastalıkları riskini düşürmesidir.

Elma

elma-ile-kilo-verin

Kaliforniya Üniversitesi’nde Doktor ve Beslenme Uzmanı olan Liz Applegate’e göre; elmanın içeriğinde bulunan pektin isimli maddenin kolesterol ile birleşme özelliği vardır. Ayrıca elma içeriğinde bulunan flavonoid, kalp hastalıklarına yakalanma riskini %50 azaltır.

Balık

Yağlı balıklar, “iyi yağlar” olarak da bilinen omega-3 yağ asidi açısından zengindir. Bu yağlar, damarların tıkanmasını engellemeye yardımcıdır. Bu amaca ulaşmak için tüketmeniz gereken balıklar şu şekilde sıralanabilir: Somon, orkinos, ton balığı, alabalık, ringa balığı ve sardalya.

Zerdeçal

zerdecal

Zerdeçalda bulunan ana element kurkumindir, bu da kalbinizi korur. Araştırmalara göre, zerdeçal bu element sayesinde genellikle tıkanıklıkla oluşan damardaki zararı engelleyebilici özelliktedir.

Ispanak

Bu yeşil yapraklı sebze, A ve C vitamini açısından zengindir. Bu vitaminler de, araştırmaların gösterdiğine göre; kolesterolün oksitlenmesini ve damar sertliği problemini engelleyicidir.

Kuruyemişler

kuruyemis

İçerdikleri mono-doymamış yağ ve kalp sağlığı için çok önemli olan omega-3 yağ asidi sayesinde kuruyemişler; damarlarınızdaki tıkanıklıkları engelleyici özelliğinin yanısıra, ayrıca damarların temizlenmesinde de etkilidirler. En faydalı kuruyemişler şu şekilde sıralanabilir: Fındık, badem, ceviz ve fıstık.

Zeytinyağı

Sızma zeytinyağı, sağlığınız için çok faydalıdır ve kalp hastalıklarını engelleyici özelliklere sahiptir. Bu yağ, mono-doymamış bir yağdır ve bu, kolesterolün damar duvarlarına yapışmasını engelleyici özelliktedir.

Domates

domates

Domates, likopen kaynağıdır. Likopen, bir tür antioksidandır ve kötü kolesterolün damar duvarlarına yapışmasını engelleyicidir. Araştırmalara göre, günlük domates tüketimi, atardamarlarda meydana gelen plak oluşumu riskini ciddi oranda düşürmektedir.

Nar Suyu

Nar suyunun, böğürtlen suyu, yaban mersini suyu ve portakal suyu gibi diğer tüm meyve sularından daha yüksek oranda antioksidan içerdiği bilimsel çalışmalarla kanıtlanmıştır. Bu mucizevi içeriği sayesinde, fareler üzerinde yapılan bir çalışmaya göre, nar suyu, damar sertliği olarak bilinen atardamarlarda oluşan hasarı iyileştirmede oldukça etkilidir.

kaynak: sağlığa bir adım

Bitki Alemi kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Karaciğer Yağlanmasını Kontrol Altına Almaya Yardımcı Meyveler

İçerdikleri yüksek miktarda antioksidan sayesinde narenciye meyveler, karaciğere detoks yapmak için yardımcıdırlar. Ayrıca, limonlu sıcak su içmek, vücuda olumlu etki eden ve bağışıklık sistemini güçlendiren bir alışkanlıktır.

Karaciğer yağlanması, günümüz toplumlarında oldukça yaygın görülen bir problemdir ve kronik hale gelebilir. Bu hastalıktan nasıl korunabilir ve hastalığı nasıl tedavi edebilirsiniz? Sağlıklı beslenme, bu konuda size oldukça fazla yarar sağlar; bu yüzden bugün size bu anlamda en faydalı meyveler hangileridir, bunlardan bahsedeceğiz. Haydi başlayalım!

Karaciğer Yağlanması ile Savaşta Yardımcı Meyveler

2-karaciger

Yakın zamanda karaciğer yağlanması ile mi teşhis edildiniz? Muhtemelen bir başka aile üyenizde de böyle bir rahatsızlık var, değil mi? Eğer böyleyse; sahip olduğunuz karaciğer yetmezliği seviyesine göre doktorunuzun tavsiye ettiği yolları takip etmelisiniz. Ancak; genel anlamda bu rahatsızlık, karaciğer hücrelerinde biriken fazla yağdan dolayı oluşmaktadır.

İltihap, yorgunluk ve genel anlamda bir keyifsizlik hissediyor olabilirsiniz; ancak özünde bu hastalık sizin için, hayat tarzınızı değiştirmek adına bir çağrı anlamına geliyor olabilir. Aksi halde bu durum uzun vadede karaciğer yetmezliği veya siroz gibi hastalıkların habercisi olabilir. Dolayısı ile, ciddiye alınması gereken bir durum, değil mi? Elbette öyle! Takip eden bölümde, bu konuda size yardımcı olabilecek sağlıklı yiyeceklerden söz edeceğiz. İçlerinde özellikle bazı meyveler var ki, anahtar niteliğinde. Haydi öğrenelim:

1. Sağlıklı Elmalar

3-elma

Gün içinde kaç adet elma yiyorsunuz? Bunu soruyoruz çünkü: Sabah kahvaltılarınıza bir adet yeşil elma eklemenizi istiyoruz. Bu elmalar, tüm meyveler içinde en iyileridir. Doktorlara göre; kandaki şeker seviyesini düşürürler ve daha birçok faydaları vardır. Elmalar, antioksidanlar açısından oldukça zengindirler; bu sayede, karaciğer detoksu için harikadırlar. Ayrıca; kandaki şeker seviyesini düşürerek, serbest radikallerle de savaşırlar.

Dahası, elmalar malik asit (elma asidi) içerirler. Bu asit ise; böbrek taşı oluşumunu engeller ve bu organı koruyucu özelliktedir. Artık, elmayı kabuğu ile yemeniz gerektiğini söylememize herhalde gerek yok! Kabuğunda çok daha fazla mineral bulunduran elma, karaciğerde biriken yağları ve ağır metalleri yok etmeye yardımcıdır. Sonuç olarak: Günde bir elma, sizi doktordan uzak tutar!

2. Limon Suyu

4-limon-suyu

Artık limonun faydalarından haberdarsınız ve güne bir bardak sıcak limonlu su ile başlamanın sizin için neler yapabileceğini çok iyi biliyorsunuz. Bu alışkanlığı halihazırda edinmediyseniz, bir an önce beslenme diyetinize bu alışkanlığı da eklemenizi tavsiye ediyoruz. Bu sayede bir anda iyi hissetmeye başlayacaksınız ve karaciğeriniz size teşekkür edecek. Narenciye meyveler, içerdikleri antioksidanlar sayesinde, karaciğer detoksu için her zaman çok idealdirler.

Limon, C vitamini açısından zengin bir meyvedir ve bağışıklık sistemini de güçlendiricidir. Eğer limon suyu tüketmekten çok hoşlanmıyorsanız, bir bardak su ile sulandırarak da tüketebilirsiniz.

3. Greyfurt, Her Zaman İyileştirir

5-greyfurt

Greyfurt hakkında bilmeniz gereken bir şey: Araştırmalara göre, yemeklerden önce yarım greyfurt tüketirseniz bu kilo vermenize yardımcı olur. Tıpkı limon gibi, greyfurt da karaciğeriniz için oldukça faydalı bir meyvedir. Artısı: Greyfurt içinde, karaciğerdeki yağ ve toksinleri yok eden mekanizmayı teşvik edici enzimler içermektedir. Bu sebeple, mucizevi bir meyvedir.

Greyfurt ayrıca, yüksek miktarlarda malik asit ve karotenoid içermektedir. Bu içerikler ise, bu önemli organı temizleyici ve güçlendiricidirler. İlaveten, greyfurtun yüksek oranda naringenin içerdiğini unutmayın. Bu madde vücuda karaciğerde biriken yağ asitlerini kırması için yardımcı olur.

4. Avokado

6-avokado

Avokadoları herkes çok sever. Avokadonun sahip olduğu müthiş özelliklerin henüz bilinmediği zamanlar da vardı muhtemelen. Şu an dahi, bu meyveyi ölçülü tüketmekte fayda var: Örneğin günde bir taneden fazla tüketmeyin. İçerdiği oleik asit (sağlıklı tipte, mono-doymamış yağ asidi) vücudunuza, kolesterol seviyesini kontrol altında tutabilmesi için yardımcı olur.

Ayrıca unutmayın ki; bu meyve lif de içermektedir; bu da tokluk hissi oluşturur ve ayrıca bu meyve kandaki şeker seviyesini de düşürücüdür. Bu meyveyi tüketerek, günlük besin ihtiyacınızın bir kısmını karşılamış, aynı zamanda da vücutta biriken zararlı yağ asitlerini yok ederek, karaciğer yağlanması problemi ile savaşmış olursunuz. Bugünden başlayarak, neden günlük beslenme diyetinize, örneğin salatanıza, bir miktar avokado eklemeyesiniz?

kaynak: sağlığa bir adım

Bitki Alemi kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Hindistan Cevizi Yağı Bir Mucize…

1431093042553[1]

Hindistan cevizi yağı ve faydaları

Hindistan cevizi yağı son zamanlarda adından fazlasıyla söz ettiriyor. İnsanlar hindistan cevizi yağıyla yapılacak yüzlerce şey bulduğu için, bu çok amaçlı yağ da hamur işlerinin içine,ilaçların yanına hatta ilk yardım dolabına bile girmeyi başardı. Bu kullanımlardan bazıları ilk bakışta tuhaf gözükse de, hindistan cevizi bu yeni şöhretini boşuna kazanmadı.Charlie Pulsipher’ın, bu mucizevi ve doğal ürün ile yapabileceklerinizin listesini Uplifers olarak sizlere sunuyoruz.

Hindistan cevizi yağını tereyağı ya da margarinle aynı kefeye koymak haksızlık olur, zira bu katı yağlarla karşılaştırıldığında, hindistan cevizi yağı çok daha sağlıklı duruyor. İçerdiği doymuş yağlar, orta zincir şeritlerden geliyor ve bu kısa zincirli yağlar, vücut tarafından hemen işleme alınıp, yağ olarak depolanmıyor.

Bu da demek oluyor ki hindistan cevizi yağı enerji seviyesini artırıyor, iyi kolesterolü yükseltiyor ve kilo aldırmadan, kolesterol ve diğer sağlık sorunlarına neden olmadan kan şekerini dengeliyor. Buna ek olarak antimikrobik, antioksidan, mantarla baş eden, iltihap önleyici ve parazit ile virüslere karşı koruma sağlayan bir ürün. Bağışıklık sistemini güçlendiren hindistan cevizi yağının faydalı olduğu diğer konuları da şöyle sıralayabiliriz:

  1. Masaj yağı: Hindistan cevizi yağı yorgun ve ağrıyan kasları gevşetir.
  1. Ayak kokusu: İçerdiği mantar önleyici nitelikler, mantarla ilgili bütün enfeksiyonlara iyi gelir. Bu sorunla daha etkin bir şekilde savaşmak istiyorsanız, mercanköşk ve çay ağacı yağından da bir iki damla ekleyin.
  1. Akne: Hindistan cevizi yağı, akneye neden olan bakterilerle nazik bir şekilde mücadele eder. Sivilcelerin üzerine direkt olarak sürüp, sönmelerini izleyin.
  1. Temizleyici: Hindistan cevizi yağı, etkili ve yumuşak bir temizleyici işlevi görür.
  1. Bit: Bu rahatsız edici problemi kökünden çözer.
  1. Vücuttaki çatlaklar: Hamilelikten kaynaklanan çatlakları hindistan cevizi yağı ile önleyip yumuşatabilirsiniz.
  1. Siğil ve lekeler: Sorunlu bölgeyi hindistan cevizi yağı ile ovun ve bandajlayın. Her gün aynı işlemi tekrarlayın.
  1. Nemlendirici: Hindistan cevizi yağı, sert ve zarar görmüş ciltleri yumuşatmanın ve nemlendirmenin harika bir yoludur.
  1. Yüz peelingi: Hindistan cevizi yağını karbonat, şeker, tarçın ve yulaf ezmesi ile karıştırıp harika bir peeling ve ölü hücrelerden arındırıcı maske elde edebilirsiniz.

10. Kepek: Kepeklerden ve yarattığı kaşınma hissinden kurtulmak için kafa derinize hindistan cevizi yağı ile masaj yapın.

11. İştahı azaltmak: Yemeklerden önce bir kaşık dolusu hindistan cevizi yağı tüketirseniz, iştahınız azalır böylece fazla yemezsiniz.

12. Kırışıklıklar: Cildi yeniden nemlendirmek ve kırışıklıkları yumuşatmak için yüzünüze hindistan cevizi yağı sürebilirsiniz.

13. Boğaz ağrısı: Bir kaşık hindistan cevizi yağının ağzınızda çözünmesini bekleyin ve yavaşça yutun. Bu sayede boğazınızı kaplamış korumuş olursunuz. Aynı zamanda mukus zarını canlandırır ve enfeksiyonlarla da savaşırsınız.

14. Saçkıran: Gözle görünmeyen saçkıran mikrobunu öldürmek için sorunlu bölgeyi hindistan cevizi yağı ile ovun. Enfeksiyonu daha hızlı yok etmek için biraz çay ağacı yağı da ekleyebilirsiniz.

15. Dudak nemlendiricisi: Hindistan cevizi yağı dudakları korur ve nemlendirir. Güneşten korunmaya da yardımcı olur.

16. Uçuk: Antiviral özelliği sayesinde, uçuğa neden olan bakterileri öldürür. İyileşmeyi hızlandırmak için bir damla mercanköşk yağıyla da karıştırabilirsiniz.

17. Kayganlaştırıcı: Özel dakikalarınızı kimyasal ürünlerle tehlikeye atmak istemiyorsanız, tamamen doğal hindistan cevizi yağını tercih edebilirsiniz. Fakat korunmayı tehlikeye atmamak için kondomla birlikte kullanmayın.

18. Sakız yapışması: Saçınıza ya da halınıza sakız yapıştığında, çözümün Hindistan cevizi yağında olduğunu unutmayın.

19. Evcil hayvan sağlığı: Hem harici hem dahili olarak kullanılması evcil hayvanların sağlığı için bir çok fayda sağlar. Nefes kokusunu alır, tüyleri parlatır, eklem sorunlarında etkilidir, kulakları temizler, pirelerden arındırır.

20. Arpacık: Bu rahatsız edici ve acı verici enfeksiyondan kurtulmak için, arpacığın üzerine ya da göz çevresine hindistan cevizi yağı sürebilirsiniz.

21. Kulak ağrısı: Hindistan cevizi yağı ve sarımsak yağı karışımı ile kulak ağrısı, enfeksiyonu ve dış kulak iltihabındanhızla kurtulabilirsiniz.

22. Konak: Bebeklerin saç derisinde oluşan konakla baş etmek için hindistan cevizi yağı kullanabilirsiniz. Acıyı, kaşıntıyı, kızarıklığı ve pullanmayı hafifletir.

23. Pişik: Bebek bezinden kaynaklanan hafif pişiklerde nazik ve etkilidir.

24. Morarmalar: Morarmış cildi hindistan cevizi yağı ile ovarak iyileşmeyi hızlandırabilirsiniz.

25. Yaşlılık lekeleri: Bütün cilt lekelerinin tedavisinde hindistan cevizi yağı işe yarar. Güçlü bir antioksidan olduğu için yaşlılık lekelerinde de etkilidir.

26. Tıraş kremi: Hindistan cevizi yağı, jiletin ciltte pürüzsüz bir şekilde kaymasını sağlarken, cildi de yumuşatır.

27. Tıraş sonrası losyonu: Tıraş sonrası oluşan kızarıklıklardan şikayetçiyseniz, özellikle hassas ciltler için yatıştırıcı etkisi olan hindistan cevizi yağını kullanın.

28. Diş macunu: Eşit miktarda hindistan cevizi yağı ve karbonatı karıştırıp, içine birkaç damla nane yağı ekleyin. Böylece florid, tatlandırıcılar ve diğer kimyasallardan arınmış doğal ve etkili bir diş macunu elde edersiniz.

29. Su çiçeği: Kaşıntıyı azaltıp iyileştirmeye yardımcı olması için hindistan cevizi yağı sürün. Zehirli sarmaşık, zehirli meşe, sinek ve böcek ısırıklarında da işe yarar.

30. Maya enfeksiyonu: Hindistan cevizi yağı hem dahili hem harici kullanılarak mantar enfeksiyonlarıyla savaşır.

31. Makyaj temizleyicisi: Rimel gibi yağ bazlı makyaj malzemelerini çıkarır. Cildi temizler, nemlendirir ve parlatır.

32. Saç kremi: Saçı güçlendirir ve onarır. Saçınıza hindistan cevizi yağı ile masaj yapın ve 10 dakika bekledikten sonra durulayın. Kıvırcık saçları kontrol altına almak için kuru saça da az bir miktar sürülebilir.

33. Mobilya cilası: Hindistan cevizi yağı, ahşap mobilyalara koruyucu bir parlak kazandırır. Sonucu beğenip beğenmeyeceğinizi kontrol etmek için, önce küçük bir alana uygulamakta fayda var.

34. Enerji: Orta zincir triglişeritler sayesinde canlılığı ve dayanıklılığı artırır. Gün içinde ihtiyacınız olan enerjiyi verir.

35. Deodorant: Hindistan cevizi yağını mısır nişastası, karbonat ve tercih ettiğiniz bir kokulu yağ ile karıştırıp, doğal bir deodorant elde edebilirsiniz.

kaynak: Ayşe Tolga- iyi yaşam

Bitki Alemi kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

İnsanlar Yüzyıllardır Böbrek Taşlarından Bu Otla Kurtuluyor…

1-cay[1]

Bir tür tere olan geyikotu (bilimsel adı Lepidium latifolium) çeşitli kültürlerde yüzyıllardır böbrek taşı problemlerinin çözümünde kullanılan, yabani bir bitkidir. Takip eden makalede, böbrek taşı problemini bu bitkiyle uygulanan tarihi ev tedavisi yöntemi ile nasıl çözümleyebileceğinizi öğreneceksiniz.

“Geyikotu” Bitkisinin Özellikleri

Bu yabani bitki, deniz seviyesinden en az 3000 metre yükseklikteki tüm toprak türlerine uyum sağlamıştır. Bahamalar, Amazon, Güney Hindistan, Çin gibi tropikal bölge ormanlarında bol miktarda bulunmaktadır. Böbrek ve mesane taşlarını eritmesi veya düşürmesi gücü sebebiyle nesillerdir yaygın olarak kullanılmaktadır.

Bitki normal koşullarda 60 santimetreyi aşmayacak kadar büyür ve meyvelerinin çapı 3 milimetre kadardır. Ancak bu küçük bitki içerisinde, birçok faydalı özellik gizlidir. Bu bitkinin kullanım tarihçesi çok uzun bir zamana dayanmaktadır ve Güney Amerika ile Asya’da kullanımı oldukça popülerdir. Böbrek taşı tedavisinin yanısıra, sarılık gibi karaciğer hastalıklarında, sistit gibi bakteriyel enfeksiyonlarda ve diğer idrar yolu enfeksiyonlarında da kullanılmaktadır. Hatta bu bitki; cinsel yolla bulaşan hastalıkların tedavisinde, hepatit, tüberküloz, soğuk algınlığı ve grip veya diğer viral hastalıkların tedavisinde de tavsiye edilmektedir. Geyikotu ayrıca, diyabet, yüksek kan basıncı ve anemi gibi rahatsızlıkların da semptomlarını düşürücü etkilere sahiptir.

2-taslar

Geyikotunun mucizevi iyileştirme gücü, tüm dünyada bilim insanlarınca araştırılmıştır. Geleneksel Çin Tıp bilimi, bu bitkinin hepatit B ve siroz rahatsızlığı olan kimselerce hepatoprotektif ajan olarak kullanımını tavsiye etmektedir.

Bitki, demlenerek kullanılmaktadır. Yaklaşık 40 gram kurutulmuş geyikotu, bir litre kaynar suya eklenmeli ve soğuyana kadar bekletilmelidir. Tadı acımsı olabilir, dilenirse bal ile tadlandırılarak tüketilebilir. Böbrek taşı problemini çözmek için bu sıvıdan, bir ay boyunca her gün, bu süreçte taşlar düşmüş olsa bile, günde üç bardak içilmelidir. Mesane taşı problemi olan kişilere de aynı şekilde uygulanacak tedavi tavsiye edilmektedir.

“Geyikotu” Bitkisinin Diğer Faydaları

Bitkinin İspanyolca ismi Rompepiedras olarak bilinir ve bu İspanyolca’da taş kırıcı anlamına gelmektedir. Bu özelliğinin yanısıra geyikotu, daha sayısız birçok rahatsızlığın tedavisinde kullanılabilmektedir. Dolayısı ile, diğer birçok hastalığı nasıl azaltacağınızı veya iyileştireceğinizi öğrenebilmek için yazının kalanını okumaya kesinlikle değer!

3-taslar

Geyikotunun ana kullanım amacı, idrar yolları ile bağlantılı olarak oluşan taş veya kireçlenme gibi oluşumların tedavisidir. Ancak bitki ayrıca aşağıdaki durumlarda da kullanılabilmektedir:

  • İltihaplanma ve spazmı azaltıcıdır.
  • İdrar söktürücüdür (böbrek yetmezliği problemi yaşayan kimseler için).
  • Tüm ağrıların, özellikle de alt karın bölgesinde oluşan ağrıların kesilmesinde kullanılabilir. (Kadınlar tarafından, menstrual periyodlarının belirli evrelerinde kullanılmaktadır.)
  • Ateş düşürücüdür. (Beş yaşından küçük çocuklara verilmemelidir.)
  • Karaciğeri temizler ve korur.
  • Hafif laksatif etkiye sahiptir, ancak güçlü bir diüretiktir.
  • Virüs ve bakterileri öldürür.
  • Bağırsak kurtlarını temizler.
  • Kan basıncı, kan şekeri ve kandaki kolesterol miktarını düşürür.
  • Sindirime yardımcıdır.

Geyikotu Nasıl Tüketilmelidir?

Rahatsızlığınızın türüne göre, bu tıbbi bitkiyi farklı şekillerde tüketebilirsiniz. Kök, çiçek, sap ve meyve kısımları gibi, bitkinin tamamı kullanılabilir, tamamının iyileştirici özellikleri vardır.

Böbrek ve mesane taşları tedavisi için yukarıda vermiş olduğumuz tarife ilaveten, aşağıda belirtilecek olan kullanım şekillerini de farklı hastalıkları tedavi edebilmek amaçlı dikkatle okumanızı tavsiye ederiz.

  • Birçok kanser türü için, ilerlemeyi yavaşlatıcı ve kemoterapinin olumsuz etkilerini azaltıcı amaçla kullanılabilmektedir. Bunun için; bir litre suya 40 gram geyikotu ekleyerek oluşturacağınız çaydan günde üç bardak içmelisiniz.
  • Yüksek kolesterol probleminde, bitkinin yapraklarından bir çay yaparak bu çayı günde iki defa içebilirsiniz.
  • Kolik probleminden yakınan kimseler için, bitkinin kökleri pişirilerek bir çay yapılır ve bu çay, ağrı veya huzursuzluk olan her gün tüketilebilir. Aynı tedavi, karaciğer hastaları için de tavsiye edilmektedir.
  • Diyabet hastaları, bitkinin tüm kısımlarını kapsayacak şekilde bir çay yapmalı ve bu çayı günde iki kez tüketmelidirler. İlk fincan sabah aç karnına, ikincisi gece yatmadan önce içilmelidir.
  • Hepatit hastaları için; 20 geyikotu kökü iki litre suya eklenerek yarım saat kadar kaynatılır. Oda sıcaklığında soğuyuncaya kadar bekletilir ve derideki sarımsı renk değişene kadar her gün bu sıvı tüketilir.
  • İdrar yolu enfeksiyonları için; bitkinin tüm kısımlarından bir çay yapın ve dört hafta boyunca her gün, günde üç bardak tüketin. Aynı tedavi; sıtma, nefrit ve böbrek taşı rahatsızlığı olan kişilere de tedavi edilmektedir.
  • Bitkinin diüretik özelliğinden faydalanmak isterseniz, bol miktarda taze geyikotu yaprağını kullanarak bir çay yapın ve tüm ana öğünlerden önce bu çaydan bir bardak tüketin.
  • Geyikotu, göz iltihabı durumunda, harici olarak da kullanılabilmektedir. Bunun için, kurutulmuş ve öğütülmüş geyikotuna beş damla Hint yağı ekleyerek karıştırın. Bu karışımdan sabahları ve geceleri, her iki göze de birer damla damlatın.
  • kaynak: sağlığa bir adım
Bitki Alemi kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Evinizi Tuzla Temizleyin

clean-with-salt[1]

Tuz, çok eski zamanlardan bu yana mutfaklardan eksik olmayan malzemelerden biridir. Yüzyıllar önce çok kıymetli bir malzeme olarak kabul edilen tuzu, bugün çok uygun fiyatlara alabiliyoruz.

Sodyum klorürün bilinçsizce tüketilmesinin birçok yan etkisi vardır; bu, hipertansiyon, böbrek hastalıkları ve ödem gibi rahatsızlıklarla sonuçlanabilir. Ancak tuz, evinizi temizlemede size çok yardımcı olabilir. Doktorunuz tuz tüketmenizi yasakladıysa, siz de evinizi temizlemede kullanarak tuzdan faydalanın.

Tuzun Evde Kullanımı

  • Çiçeklerinizin daha uzun süre taze kalması için vazodaki suya bir tutam tuz atın.
  • Bahçenizde ot çıkmasını engellemek için, otların çıkabileceği yerlerdeki boşluklara ya da köşelere tuz serpin.
  • Yağdan dolayı oluşan alevlenmeleri söndürmek için alevin üzerine tuz atın.
  • Yol ve kaldırımlardaki buzlanmayı ortadan kaldırmak için, karın veya buzun üzerine tuz serpin. Bu buzun zemine yapışmasını engelleyecektir.
  • Karıncaları uzak tutmak için; evinizin girişine, pencerelerin etrafına ve kapı altlarına tuz serpin.
  • Kışın çamaşır makinesine, son durulama aşamasında bir avuç tuz ekleyin. Bu, çamaşırlarınızı dışarı astığınızda donmadan kurumalarını sağlayacaktır.

salt2

  • Hasır mobilyalarınızı korumak ve sararmalarını engellemek için, ıslak bir fırçayla tuz sürün ve güneşte kurumaya bırakın.
  • Banyo ve mutfak süngerlerinin ömrünü uzatın. Süngerleri kullandıktan sonra tuzlu suya batırın.
  • Evinizin ve arabanızın camlarında don oluşmasını önlemek için, tuzlu suya batırılmış süngerle ovun.
  • Ayakkabı kokusunu gidermek için, ayakkabıların içine biraz tuz serpin. Nemin ve kokunun giderilmesini sağlayacaktır.

Evinizi Tuzla Temizleyin

  • Tencere, tava ve ocaktaki yanık ve yemek artığı izlerinden kurtulun: bol miktarda tuz sürüp kağıt havluyla temizleyin.
  • Kıyafetlerdeki şarap lekelerini çıkarın: lekeli bölgeye bol miktarda tuz sürüp yukarı doğru ovarak kurutun. Birkaç dakika bekletin ve durulayın. Leke halının üzerindeyse, tuzla ovduktan sonra elektrikli süpürgeyle süpürün.
  • Buzdolabını temizleyin ve kokuları giderin: Buzdolabını temizlemeden veya buzunu çözmeden önce kapağını ve içini, tuz ve maden suyuyla birkaç dakika silin.

salt3

  • Kumaşlardaki pas lekesini çıkartmak için, limonsuyu ile biraz tuzu karıştırıp iyice ıslanacak şekilde kumaşın üzerine dökün. Güneşte kurumaya bırakın. Daha sonra normal şekilde yıkayın.
  • Ahşap mobilyalardaki, vazo veya nemli bir şey yüzünden oluşan beyaz izleri çıkartın: Lekenin üzerini yağ ve tuz ile kaplayın ve lekeye yedirin. Bir saat bekletip silin.
  • Mutfaktaki çelik eşyalarının üzerindeki yağları çıkarın: Yağın üzerine biraz tuz serpin ve bekletin. Daha sonra silip yıkayın. Aynı yöntemi, kahve ve çay fincanlarındaki koyu lekeleri çıkarmak için de kullanabilirsiniz.
  • Plastik veya cam kavanoz ve şişelerdeki kötü kokuları giderin (daha çok plastik kaplar için geçerli çünkü koku plastikte daha çabuk yerleşir): kabın içine bir yemek kaşığı tuz koyup birkaç dakika bekletin. Deterjan veya başka bir temizlik malzemesi döküp durulayın.
  • Terebentin ve tuz karışımıyla küvet ve lavabolardaki lekelerden kurtulun: lekeli yüzeylere uygulayıp 15 dakika bekletin. 15 dakika sonra, o çirkin sarı rengin gittiğini göreceksiniz. Islak bir süngerle silip lekeleri çıkarın. Tertemiz olduğunu göreceksiniz.

salt4

  • Evinizin zeminini temizleyin. Ilık suyla dolu viledanın içine yarım bardak tuz ekleyin. Normal şekilde silin. Evinizin zemini ahşapsa, daha parlak olacaktır. Fayanssa, çabuk kirlenmesini önlemiş olacaksınız.
  • Bronz, kalay, gümüş ve bakır parçaları parlatın: eşit miktarlarda sirke, un ve tuzdan bir karışım hazırlayın. Bu eşyalara sürüp on beş dakika bekletin. Bir fırça yardımıyla nazikçe çıkarın ve kuru bir bez ile kurulayın. Daha sonra parlatın.
  • Lavabolardaki yağ ve kötü koku oluşumunu engelleyin: sirke ve tuzdan bir karışım hazırlayın ve lavaboya dökün.
  • Ütünün kıyafetlere yapışmasını engellemek için, ütü kolasına biraz tuz ekleyin. Bu aynı zamanda çarşafların ve pamuklu giysilerin yeni gibi görünmesini sağlayacaktır.
  • Sararmış piyano tuşlarını temizleyin: Nemden, zamanla veya kullanımdan dolayı oluşan lekeleri çıkarmak için yumuşak bir beze tuz ve limon suyu sürün ve tuşları ovun. Aynı yöntemi mermer veya fildişi eşyalarda da kullanabilirsiniz.
  • Süpürgelerin ömrünü uzatın: ilk kez kullanmadan önce sıcak tuzlu suya batırın.
  • Perde ve doğal liflerden üretilen halılar gibi eşyaların rengini canlandırmak için, bu eşyaları yıkarken tuz kullanın.
  • Kıyafetlerdeki ter lekelerini çıkarın: bir litre sıcak suya dört yemek kaşığı tuz ekleyin. Leke çıkana kadar, kıyafeti bir süngerle ovun.
  • Kan lekelerini çıkarın: kıyafeti soğuk tuzlu suya batırın ve daha sonra sıcak sabunlu suda yıkayın. Bunu yalnızca pamuklu, keten ve doğal liflerden üretilen giysilere uygulayın.

salt5

Fotoğraflar, Casey Konstantine, Joanna Bourne, Charles Haynes ve Aaron Stidwell izinleriyle kullanılmıştır.

kaynak: sağlığa bir adım

Bitki Alemi kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Benlerinizi Düzenli Olarak Kontrol Ettirmelisiniz…

benler1[1]

Benler cildinizde beliren küçük lekelerdir. Onlar oldukça yaygındır ve çocukluk veya ergenlik yılları boyunca düzenli olarak görülürler. Benler deri pigmentini üretmekten sorumlu, melanosit olarak bilinen hücrelerin eylemi sonucu oluşmaktadır. Bunlar aynı zamanda doğum lekeleri olarak da bilinirler ve düz veya şişkin, pürüzsüz veya pürüzlü gibi farklı şekillere sahip olabilirler. Renkleri de farklılık gösterebilir ve kahverengi veya siyah olabilirler. Bazen cildinizle aynı renge dahi sahip olabilirler. Eğer benler hakkında daha fazla bilgi almak istiyorsanız, o zaman okumaya devam edin.

Çoğu ben tehlikeli değildir ve bunları aldırmaya gerek yoktur. Bazı insanlarda daha fazla görülseler de hemen hemen herkes bene sahiptir. Bu makalede, size benler hakkında bilmeniz gereken temel bilgileri özetleyeceğiz.

Ancak, bir ben renk, boyut veya şekil değiştirdiğinde veya bir yanma, kaşıntı, ağrı veya kanamaya neden olduğunda bir dermatoloğu görmekte yarar vardır.

Displastik nevüs veya atipik benler normal benlerden daha büyüktür ve büyüklükleri bir santimetrenin üzerinde olabilir. Şeklinin yanı sıra rengi de değişebilir; rengi açık kahverenginden oldukça koyu bir renge ve açık pembe arka plana sahip olabilir.

benler2

Yüzün üzerinde atipik bene sahip olabilen pek çok insan vardır. Bunlar yaşlılıkta oluşmaya devam ederler ve özellikle genelde üzeri örtülü yerler dâhil olmak üzere vücudun herhangi bir kısmında bulunabilirler. Çok sayıda atipik bene sahip insanlar ve aynı zamanda bu tür benden (melanom) muzdarip akrabaları olanlar oldukça dikkatli olmalıdır, çünkü kalıtsal olması nedeniyle cilt kanserine yakalanma riskleri daha yüksektir.

Atipik benlere sahip insanlar bunların neden olabileceği değişikliklere karşı dikkatli olmalıdır. Ayrıca eğer aile geçmişinde melanom söz konusuysa da bu gibi durumlarda gerekli görmeleri durumunda bir uzmana görünebilirler. Güneş ışınlarının cilt kanserine yakalanma riskini arttırması nedeniyle iyi bir güneş kremi kullanmaları da önerilir.

Benlerinizin Anormal Olup Olmadığını Nasıl Anlarsınız?

melanoma-moles-copy

Cildinizi sıkça inceleyip zararsız ve normal bir benle anormal ve kanserojen bir bene dönüşme ihtimali olan bir ben arasındaki farkı tespit edebilmeyi öğrenmek oldukça önemlidir. Aşağıdakileri göz önünde bulundurun:

  • Şüpheli bir ben simetrik değildir. Diğer bir deyişle, iki yarısı birbiriyle aynı değildir. Büyüklükleri, şekilleri, renkleri veya kalınlıkları farklı olabilir ve sanki aynı benin parçası değilmiş gibi dururlar.
  • Kenarları çok düzensizdir. Bunlar belirsizdir ve tanımlı bir şekilde sahip değildir.
  • Benin tamamı tek bir renge sahip değildir. Çeşitli renklere sahip olabilir.
  • Melanomun büyüklüğü altı milimetre çapında veya bir miktar daha ufak olabilir. Büyüklüğü farklılık gösterir.

Bu belirtilerin herhangi birine sahip olduğunuzda bir uzmana görünmekte yarar vardır, çünkü ilerlemesi durumunda bu oldukça karmaşık ve tehlikeli sağlık sorunlarına neden olabilir. Unutmayın ki bu tür bir durumda en önemli şey bunu önlemektir. Ancak en kötü durumda eğer melanomdan muzdaripseniz bu durumla derhal ilgilenip hastalığı zamanında durdurmak önemlidir. Hiçbir şekilde pes etmeyiniz

kaynak: sağlığa bir adım

Bitki Alemi kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

BU 10 BELİRTİDEN BİRİ VARSA GLUTEN YEMEYİ BIRAKMALISINIZ!

Gluten nedir?

Gluten tahıl buğday, arpa, çavdar ve yulaf içinde bulunan bir proteindir. Bu ürünlerde bulunan elastik yapısı ile gluten hamurlara benzersiz dayanaklılık veren proteindir. Yüz yıllar boyunca gluten içeren tahıllardan yapılan unlu gıdalar sofralarda büyük oranda tüketilmektedir.

(Gluten hamur işlerinde bulunur):
1- Karında gaz, şişkinlik, kabızlık yada ishal (gazın ve kabızlığın ana nedeni unlu mamüllerdir)
2- Ciltte kepeklenme, dirsekte resimdeki gibi yolunmuş tavuk cildi görünümü.
3- Yorgunluk, yemek yedikten sonra durgunluk.
4- Otoimmün hastalıklardan birine yakalanmış olmak. MS, romatoid artrit, Lupus, ülseratif kolit, Hashimato tiroidit.
5- Başdönmesi, denge bozukluğu.
6- Hamile kalamamak, kısırlık, polikistik over, adet öncesi gerginlik gibi hormonal bozukluklar.
7- Sık tekrarlayan baş ağrısı
8- Kronik yorgunluk sendromu, yada bir hastalığa bağlanamayan ağrılar.
9- Diz, kalça eklemleri veya parmaklarda ağrı, şişme.
10- Mood (psikolojik duygu durumu) durumunda bozukluk, anksiyete (her an kötü bir haber beklemek, içinin sıkılması), depresyon (yaşama sevincinin azalması), duygu durumunda değişim, dikkat eksikliği.
 

 Glutensiz Yiyecekler Nelerdir?

Tahıllar

Buğday, arpa ve çavdardan kaçının. Kaliteli tahıllar kinoa, mısır veya patatese dayalı ekmekler, glütensiz yulaf, darı, pirinç ve kara buğday içermektedir.

Sebzeler

Bütün sebzeler doğal olarak glütensizdirler. Mineral açısından yüksek sebzeler kabak, yeşil fasulye, bezelye, marul, havuç, patlıcan, biber, soğan, brokoli, karnabahar ve patatestir.

Meyveler

Yeni meyveleri yiyip deneyerek diyetinize çeşitlilik ekleyin. Karpuz, kivi yıldız meyvesi, mango, klementine mandalinası, nar ve kavun gibi meyveler ekleyebilirsiniz.

Süt ürünleri

Kaliteli süt ürünleri sade süt,  peynir, yoğurt, ekşi krema ve lor peyniri içerir. Bazı yoğurtlar glüten içerikli katkılar içerebilir bu yüzden emin olabilmek için etiketlerini kontrol etmelisiniz ve eğer laktoz problemine sahipseniz süt ürünlerini denemek istersiniz fakat bu durum laktoza karşı dayanıksız insanlar için sorun oluşturabilir.

Fasulyeler

Fasulyelerin tadını çıkarın! Siyah fasulyeler, lacivert fasulyeler, barbunya, deniz börülcesi ve beyaz fasulyeler etiketlerini kontrol edip çorba üzerinde kullanabilirsiniz ve un katkı maddeleri için konserve fasulyeleri kullanın.

Balık

Yeniden balıkların üzerlerindeki etiketlere bakmanız gerekecektir. Kaçının. Tava balık filetosu hazırlarken ekmek kırıntılarından kalan beyaz unu kullanın.

Et

Sığır eti, tavuk, domuz ve hindi gibi çoğu et glütensiz olacaktırlar. Etlerin işlenme tabi tutulmuş olmasına dikkat edin. Sosislerde, sosisli sandviçlerde, öğlen yemeklerinde ve diğer paketlenmiş etlerde dolgu malzemelerinin buğday bazlı olduğunu anlamak için etiketlere dikkat edin.

kaynak: glütensiz diyet

Bitki Alemi kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Kudret Narı: Araştırmalar Bu Bitkinin Kanseri ve Şeker Hastalığını Tedavi Edebileceğini Gösteriyor

Kudret narı, kabakgiller türüne ait tropikal bir bitkidir ve genellikle demlenerek çay olarak tüketilir. Yapılan bazı araştırmalara göre, bu bitki kanseri ve şeker hastalığını iyileştirebilir, ayrıca pek çok sağlık sorununu önlemeye yardımcı olacak özelliklere sahiptir. Bu bitkiden yapılan çay; Afrika, Asya ve Latin Amerika’da oldukça yaygındır ve düzenli olarak içildiğinde şeker hastalarında kan şekeri seviyesini düşürdüğü bilinmektedir. O kadar ki bazı araştırmalar kudret narından “sebze insülin” olarak bahsetmektedir.

kudret-narı2[1]

Kudret Narı Çayı Şeker Hastalığını Nasıl Geçiriyor?

Kudret narı çayı, kan şekerindeki düzensizlikleri önlemek ve tedavi etmek için önerilmektedir. Bu tür düzensizlikler genellikle şeker hastalığıyla bağlantılıdır. Kudret narının içerdiği yüksek miktarda antioksidan kandaki şeker düzeyini düşürür bu da tip-2 şeker hastaları için çok faydalıdır.

Araştırmalara göre, kudret narı glikoz metabolizmasına etki ederek metabolizma problemlerine iyi gelmektedir.

Kudret Narı Kanserle Savaşmaya Nasıl Yardım Ediyor?Kanser

Kudret narının kanser karşıtı özellikleri üzerine yapılan pek çok araştırma sonucunda, bu bitkinin kanser hücrelerinin büyümesini engelleyen kanser karşıtı bir özelliği olduğu ortaya çıkarılmıştır. “Cancer Research” dergisinde yayınlanan araştırmaya göre, bilim insanları kudret narı özünün içerdiği yüksek miktarda antioksidanın kanser hücrelerinin büyümesini engelleme özelliği olduğunu keşfetmişlerdir. Bunun yanı sıra, bu antioksidan özellik vücudumuzdaki hücreleri kansere karşı korumaya ve serbest radikaller, kötü beslenme, çevresel toksinler ya da sigara dumanı nedeniyle ortaya çıkan hasarları azaltmaya da yardım eder.

Colorado Üniversitesi’nde yapılan bir başka araştırmadaysa, kanserli farelere belirli miktarda kudret narı özü verildiğinde pankreas tümörlerinde %64 oranında azalma olduğu ve hiç bir yan etkiye de rastlanmadığı görülmüştür. Sonuç olarak, kudret narının içerdiği yüksek miktarda antioksidan bağışıklık sisteminin etkinliğini arttırmaktadır.

Kudret Narının Yan Etkilerikudret-narı1

Kudret narı çayı hamileler için önerilmemektedir çünkü içeriğinde bulunan bazı bileşenler düşüğe neden olabilir.

Uzun bir süre boyunca kudret narı çayı tüketmek karaciğer iltihabı riskini yükseltmektedir. Çay karaciğer dokusu için zararlı olmasa da karaciğerde bulunan enzimlerin seviyesini arttırması damar sertliği gibi sağlık sorunlarına yol açabilir.

Diğer yan etkileri arasında mide bulanması, kusma, ishal ve mide ülseri bulunmaktadır. Bu çay çocuklar için zararlı olabilir ve ancak bir uzman gözetiminde kullanılmalıdır.

Ayrıca, kudret narını sıklıkla içmek kalp atışlarında düzensizliğe, baş ağrısına, doğurganlıkta azalmaya, kas zayıflığına ve idrar tutamamaya neden olabilir.

Kudret Narını Nasıl Hazırlayacağım?

Kudret narı, piyasada toz ya da öz halinde bulunabilir. Çayı hazırlamak için bir litre kaynar suya bir ya da iki yemek kaşığı toz atarak 6-10 dakika arası demleyin. Ayrıca, kudret narını kapsül olarak da bulabilirsiniz.

Kudret Narının Diğer Faydaları

  • Kudret narı, alfa karoten, beta karoten, lütein ve zeaksantin gibi antioksidanlar yönünden çok zengindir. Ayrıca, önemli miktarda A vitamini içerir, içerdiği diğer antioksidanlarla birlikte vücudu serbest radikallerden korumaya, erken yaşlanma ve diğer hastalıkları önlemeye yardımcı olur.
  • Kudret narı çayı içmek, sindirim sisteminin sağlığını korumaya yardımcı olur. Sindirimi ve sağınımı canlandırarak besinlerin vücuttan geçerek atılması işlevini kolaylaştırır. Ayrıca kabızlığa ve hazımsılığa da iyi gelir.
  • Hindistan’da, enfeksiyonlarla ve uçuk gibi cilt hastalıklarıyla savaşmak için kullanılan popüler bir tedavidir.
  • kaynak: sağlığa bir adım
Bitki Alemi kategorisinde yayınlandı. 1 Comment »

Göz Renginiz Hangi Hastalıklara Yatkın Olduğunuzu Söylüyor… Bu Yazıya Mutlaka Göz Atın…

Eye-color[1]

İridoloji gözlerimizin irisleri üzerine çalışan bilim dalıdır ve göz rengimizden hangi sağlık sorunlarına ve hastalıklara  yatkınlığımız olduğunu saptamak için kullanılabilir.

İridolojistler gözün verdiği tüm sinyaller üzerinde detaylı testler yapan doktorlardır ama göz renginiz çeşitli durumlar hakkındaki şüphelerinizi onaylayabilir veya sizi şaşırtacak şeylerin farkına varmanızı sağalayabilir.

İridolojiye göre, irisinizin rengi doğuştan gelen sağlık durumu yatkınlıklarınızı gösterir ve gelecekte ne şekilde kendinize bakmanız ve neler yemeniz gerektiği konusunda öngörüde bulunabilir. Yani, irisiniz kesin olarak durumu belirtmekten çok, daha sağlıklı olmak için neler yapabileceğiniz konusunda sizi yönlendirir. Bu yüzden eğer bir sağlık sorununuz varsa veya bu emin değilseniz bir iridolojiste danışabilirsiniz.

Bu yazımızda size üç grup altında göz renklerinin genetik karakteristiklerinden bahsedeceğiz.

Mavi ve gri gözler

Mavi veya gri gözü olan kişilerin boğazları, burun ve kulakları zayıf noktalarıdır. Katarakt veya solunum yolu problemleri, sindirim mukoz tabakasının iritasyonu, böbrek ve eklem sorunlarıyla karşılaşabilirler.

Eğer iriste beyaz çizgiler varsa, bu sinir sistemindeki değişikliklerin işareti olabilir ve ilerde sinir veya anksiyete bozuklukları, kas spazmları ve bu ruh hallerinin fiziksel sorunlarla olan karışımları ortaya çıkabilir. Bu durumda kendinize, sık egzersiz yaparak, Bach çiçekleri ve diğer sakinleştirici ve rahatlatıcı şifalı bitkilerle yardımcı olmalısınız.

blue-eye-Jenn-Durfey

Koyu ve kahverengi gözler

Bu gruba açık kahverengiden koyu kahverengiye, hatta siyaha kadar olan göz renkleri dahildir.

Genel olarak, bu kişilerde kan veya metabolizmadaki kalsiyum, demir ve sülfür gibi  minerallere dayalı dengesizlikler görülmektedir. Bu yüzden dolaşım sistemlerine özellikle de karaciğer, kemik iliği ve omurgalarına dikkar etmelidirler.

Zaman içerisinde bu kişilerde obezite, tiroid sorunları, endokrin değişiklikler ortaya çıkabilir. Hem bu durumların önlenebilmesi, hem de tedavi edilebilmesi için karaciğer sağlığı çok önemlidir.

Bu gruptaki kişilerde genelde sağlık sorunları 25-30 yaşından sonra ortaya çıkar ve kan testleri sayesinde yüksek kolesterol, anemi gibi sorunların erken teşhis edilmesi sağlanabilir.

Gözleriniz bu renkse, sağlığınıza dikkat etmeye erken yaşta başlamalısınız çünkü bu gruptaki kişilerde gençken sağlık sorunu görünmese de dengesiz beslenmeye yatkınlardır.

Ayrıca dolaşım sisteminizin dengeli olması için düzenli olarak egzersiz yapmanızı öneriyoruz. Ve belirli destek ürünlerini kullanmak sizin için faydalı olacaktır.

Ela tonu gibi açık renk kahverengi gözlüler ise sindirim ve solunum yolu sorunlarına daha yatkındır. Bu yüzden sağlıklı beslenmeleri ve düzenli aralıklarla bedenlerini toksinlerden arındırmaları çok önemlidir.

brown-eye-starbooze

Yeşil ve karışık renkli gözler

Bu gruba yukarıda bahsettiğimiz renklerin arasında kalan tüm tonlar ve yeşil ve kahverenginin karışımı olan göz renkleri dahildir. Ayrıca tamamen yeşil gözler de bu gruptadır. Neye yatkınlığınız olduğunu öğrenmek için göz renginizin açık mı koyu mu bir ton olduğuna bakmalısınız. Bu sayede yukarıda saydığımız gruplardan hangisine daha yakın olduğunuzu belirleyebilirsiniz.

eye-neuroticcamel1

Kanıt

Bu teşhis koyma yönteminin ne kadar güvenilir olduğunu test etmek için kendinizi sizinle aynı göz rengine sahip aile bireyleri ile karşılaştırabilirsiniz. Yazımızın başında da demiş olduğumuz üzere, çeşitli hastalıkların ortaya çıkıp çıkmaması, kendinize nasıl baktığınıza bağlıdır.

Zaman içerisinde göz renginizin değiştiğini fark edebilirsiniz, genelde yeşil gözlerin rengi koyulaşır. Bunun nedeni zaman içerisinde bedenin “daha kirli” hale gelmesidir.

Her durumda, bu yöntem işinize yarayabilir ve eğer konu hakkında daha detaylı bilgi edinmek isterseniz, irisinizi inceleyerek size daha net açıklamalar yapabilecek bir uzmana danışabilirsiniz.

Resimler neuroticcamel, Jenn Durfey ve starbooze’un izniyle kullanılmıştır.

kaynak: sağlığa bir adım

Bitki Alemi kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Tırnak Mantarı İçin Doğal Tedaviler

tirnakmantari[1]

Mantar çoğunlukla ayak tırnaklarınızda olur ancak el tırnaklarınızda da çıkabilir. Tedavi edilmesi, göze hoş görünmemesinin yanısıra, sağlık açısından da önemlidir. Sarımsı, yeşil veya kahverengi tırnaklarınız varsa, mantar için hazırlanan ev yapımı ilaçlara mutlaka bir göz atın.

Tırnak Mantarının Özellikleri

Tıbbi adı onkomikoz olup genelde tırnak mantarı olarak isimlendirilir. Özellikle erkeklerde ve büyük tırnaklarda daha sıktır. Ellerinizde de çıkabilir. Bu durumdan kadınlar daha sık etkilenir.

Bir tırnak mantarla enfekte olur olmaz diğer tırnaklara da kolayca yayılır ama hep hastalık aynı uzuvda olur. Bu demektir ki aynı elin veya ayağın tırnaklarında olabilir veya hatta bir ayaktan diğerine veya bir elden diğerine sıçrayabilir. Ayaktaki mantarın ellerinize yayılması olasılığı pek nadirdir.

Mantar genelde çevreyle ilgili faktörlere bağlı olarak oluşur; örneğin nemlilik, yüksek sıcaklıklar, uzun saatler boyu kapalı ayakkabı giymek, havuzda çok vakit geçirmek gibi. Bulaşık yıkama, ev temizleme gibi işler yaparak sürekli suyla temas halinde olan kişileri ve 60 yaş üstü diyabeti olan, kan dolaşımı bozukluğu olan veya bağışıklığı zayıf kişileri de etkileyebilir.

Mantar tırnağa yerleştiğinde tırnak kalınlaşmaya ve sarı görünmeye başlar. Bazen gri, yeşil, kahverengi renk alabilir veya siyah tonlarına da bürünebilir. Enfeksiyonun nasıl ilerlediğine bağlı olarak tırnağı giderek kaplar, soyulmasına hatta düşmesine neden olabilir. Altındaki deri kırmızı, şiş ve kaşıntılıdır.

Az görülen el tırnağı mantarında ise tırnaklar sarı veya kahverengidir, çatlaklar oluşur, tırnak kırılgan ve zayıf hale gelir. Uzayacak kadar güçlü olmadığından aynı ayak mantarında olabileceği gibi tırnak kendiliğinden düşebilir.

Tırnak Mantarının Yayılmasını Önlemek için Tavsiyeler

Ayak mantarı için önerilerimiz şunlar:

  • Çok dar veya sentetik materyalden yapılmış ayakkabılar giymeyin. Mantar nemli, karanlık ve havalanmayan ortamları sever çünkü üremesi böyle yerlerde gerçekleşir. Kış mevsiminde ayağınızda ıslak veya nemli çoraplarla kalmamaya özen gösterin. Cildinizin nefes almasına izin vermeyen, örneğin plastik gibi materyallerden uzak durun. Deri ayakkabıları öneririz, mümkünse de özellikle tırnak kısmında boş alan olan ayakkabılar ayağınızın nefes almasını sağlayacaktır.
  • Spor salonu duş alanı, soyunma odaları, havuz gibi ortak kullanımlı alanlarda çıplak ayakla dolaşmaktan kaçının. Eğer dolaşırsanız da ayakkabılarınızı giymeden önce ayağınızı yıkayıp iyice kurutun.
  • Güzellik merkezlerinde veya aile arasında başkalarının tırnak makaslarını kullanmayın. Her zaman kendinizinkini yanınızda götürün ve kimseyle paylaşmayın. Eğer ayak tırnaklarınızın birisinde mantar varsa diğer tırnaklarınızı kesmek için aynı aleti kullanmayın. Bu şekilde diğer tırnaklarınıza sıçramaz. Tırnaklarınızı düzenli olarak ve düz şekilde kesin.

.mantar4

  • Ayaklarınızdaki teri emecek 100% pamuk çoraplar kullanın. Örneğin yağmurdan ıslanırlarsa, en kısa sürede çoraplarınızı değiştirin ve ayaklarınıza pudra sürün.

El mantarınız varsa:

  • Bulaşık, çamaşır yıkamak, yer temizlemek için eldiven kullanın. Basitçesi, suyla temas gerektiren her işte eldiven kullanın.
  • Başkalarının tırnak makaslarını kullanmayın. Her zaman kendinizinkini yanınızda götürün ve enfekte tırnağınız için kullandığınız tırnak makasıyla diğer tırnaklarınızı kesmeyin.
  • Havlularınızı ve vücut lifinizi başkalarıyla paylaşmayın ki onlara da bulaşmasın. Ayrıca, tırnaklarınızı yemeyin.

mantar3

Ayak Tırnağı İçin Ev Yapımı İlaçlar

  • Bir çay kaşığı zeytinyağını çayağacı yağı ile karıştırın ve 20 gün boyunca gün aşırı ayak tırnağınıza doğrudan uygulayın.
  • Tırnağınızı limon suyuna batırın veya limonu doğrudan tırnağın üzerine koyun.
  • Bir kap suya bir fincan elma sirkesi koyun. Ayağınızı 20 dakika boyu suda bekletin ve sonra iyice kurulayın. Orta sıcaklıkta kurutma makinesiyle de kurutabilirsiniz, böylece tırnağınızın altında kalabilecek tüm nemi emecektir.
  • Bir çay kaşığı zeytinyağını 3 damla kekik yağı ile karıştırın ve 3 hafta boyunca düzenli olarak hasta tırnağın üzerine uygulayın.
  • Saydam bir tırnak parlatıcı ojeye incecik kıyılmış bir diş sarımsak, 3 damla beyaz tendürdiyot ve 7 damla limon suyu ekleyin. Bir hafta boyunca bekletin ve 2 hafta boyunca hasta olan tırnağın üzerine bir kat sürün. Çıkarmak için aseton ve pamuk kullanın.
  • Yarım bardak kastor yağını 7 damla limon suyu ile karışrın ve ayağınızı karışımın içinde bulunduğu kaba koyun. 6 hafta boyunca aralıksız uygulayın. Ayağınızı iyice yıkayın ve kurulayın.

mantar5

  • Bir fincan suda 5 diş sarımsak kaynatın. Karışımı bir kaba boşaltın ve ılık hale gelince ayak tırnaklarınız suyun içinde kalacak şekilde ayağınızı kaba koyun. En az 15 dakika boyunca bu şekilde bekleyin ve sonra ayağınızı iyice kurulayın. Bu işlemi 4 hafta boyunca uygulayın.
  • Macun kıvamına gelene dek karbonatı suyla karıştırın. Pamuk aracılığıyla tırnağınızın üzerine ve yapabilirseniz tırnak içine gelecek şekilde koyun, bu şekilde derinizle temas edecektir. Birkaç dakika bekleyin ve sonra durulayın ve iyice kurulayın.
  • İki fincan suyu 3 çorba kaşığı kekikotu ile 5 dakika boyunca kaynatın. Ateşi söndürün, üzerini kapatın ve demlenmeye bırakın. İçine batırdığınız pamuğu mantarlı tırnağınızın üzerine yerleştirin.

Resimler; Quinn Dombrowski, Randen Peterson, Rhonda, adiran 8_8, ve Toshiyuki IMAInin izinleriyle kullanılmıştır.

kaynak: sağlığa bir adım

Bitki Alemi kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

7 Adımda Evde Organik Sirke Yapımı

ev-yapımı-sirke3-630x210[1]

Geleneksel bir şifamız olan sirke ne yazık ki bilip te unuttuğumuz tatlardan.İyi haber şu ki , son yıllarda sağlıklı yaşam bilincinin artış göstermesiyle yeniden merak edilmekte , denenmekte. Dikkatli bakılırsa sirke yapım atölyelerinin düzenlendiğini de görülebilir. Ben de ilk bilgilerimi ve cesaretimi İstanbul Permakültür Kolektifinin düzenlemiş olduğu böylesi bir atölyede kazandım. Ama herşeyden de önemlisi öğrendiklerimizi hayatımıza uygulamaktan geçiyor.

Peki “neden marketten almıyoruz da evde sirke yapıyoruz” diyebilirsiniz. Endüstriyel üretim evet hijyeniktir! ( Bu hijyene ne kadar ihtiyacımız var sorusu ayrı bir yazının konusu olabilir ) Ancak evde yaptığınızla satılanın aynı şey olmadığını sanırım siz de kabul edersiniz. Sirke dediğimiz doğal fermantasyon süreci 2-3 ay gibi bir süredir. Endüstrinin ürettiği sirkeler 2-3 saatte raflara gelebiliyorsa doğal bir fermantasyondan söz edilemez. Raf ömrünü uzatmak için yapılan rafinasyon ya da filtrelemeler de şüphesiz ki iyileştirici özelliğinden çok şey alıp götürecektir. Herşey bir yana sirke yapımının zannettiğinizden de kolay olduğunun garantisini ben veriyorum . Sirkeyi mutfağınızda pek kullanmıyor olabilirsiniz. Sirkenin iyileştirici yönü ve çok yönlü kullanımı ile ilgili ilerleyen günlerde hazırlayacağımız yazımızı okuduktan sonra bu konuda da fikriniz değişebilir.

Sirke dediğimiz şey meyve şekerinin önce alkole sonra asedik asite dönüşmesi süreci. Dolayısıyla her şekerli meyveden ve şaraptan sirke yapmak mümkün. Meyveniz ne kadar olgun ve şekerli ise daha keskin bir sirke elde ediyorsunuz. Mevsiminde elma , nar , incir ve üzüm sirkeleri yaptım ve hepsi de şahane oldu. Temel yapım aşamaları hepsinde aynı olduğundan ve mevsim itibariyle en güzel uygulamanın elma ile olması nedeniyle , elma sirkesi yapımını en çok gelen sorulardan da yola çıkarak adım adım anlatmaya çalışacağım.

ev yapımı sirke1

Malzemeler

1 adet 5 litrelik geniş ağızlı bir cam kavanoz
Kavanozun ağzını kapamak için tülbent parçası
Tülbenti bağlı tutmak için paket lastiği / ip parçası
2 kilo organik elma
1 avuç kadar nohut
Varsa 1 su bardağı kadar ev yapımı sirke
Varsa bir parça sirke anası

Yapılışı

1.Adım :  Kış mevsiminin en olgun ve şeker oranı en yüksek organik elmalarını alın.Yeşil, ham, ekşi elmalardan kaçının. Eğer bir elma ağacınız varsa ,diplere dökülen çürük çarık (ama küflü olmayan ) elmalar varsa harika olur.

2.Adım: Sirke yapımında kullanılacak kavanoz/kabı ve elmaları güzelce yıkayın. 3 farklı yöntem var: Elmaları katı meyve sıkacağında sıkarak suyundan sirke yapabilirsiniz. Elmaları yeyip sadece kabuklarından sirke yapabilirsiniz. Ya da benim yaptığım gibi en pratik şekliyle elmaları 4 e bölüp ,ortadaki sert kısım haricinde çekirdekleriyle birlikte kavanoza koyabilirsiniz.Her türlü sirkeleşme olur. Farklılık sirkenin tadında ve bulanıklılığında olabilir.

3.Adım: Nohutu ve varsa sirke ya da sirke anasını bu aşamada kavanoza koyun. Şart değildir sadece fermentasyon sürecini hızlandıracaktır.Elmaların üstünü kavanozun üstünde birazcık boşluk bırakana kadar içme suyuyla doldurun.

4.Adım : Tülbent parçasını 2 kat yaparak paket lastiği ile kavanoza bağlayın. Sirkeleşmenin olabilmesi için mutlaka hava alması gerekir ve tülbent bunu sağlayacak. Bir müddet sonra sirkenin etrafında sirke sinekleri oluşacak ve ertesi gün kaybolacaklar. İşte paket lastiği de bu sinekçikler kavanoza girmesin diye. Sirkeniz oluşana dek kavanozun kapağını kapatmayın. Aksi takdirde havayla teması kesersiniz ve bakteri kardeşler çalışamazlar.

5.Adım : Kavanozunuzu direkt güneş ışığı almayan loş ve ılık bir yerde tutun. İlk yapıldığında elmalar henüz suyun üstündedir. 1 -2 hafta sonra yavaş yavaş aşağıya inecekler, en sonunda da kavanozun dibinde kalacaklar. Elmalar suyun altında kalana dek yaklaşık 1 hafta kadar gün içinde 2-3 kez kavanozu karıştırmanız gerekiyor. Böylelikle elmalar suyla temas edecek ve küflenme olmayacaktır.

6.Adım: Kullandığınız elmaların türüne bağlı olarak sirke 1-2 hafta sonra önce şarap gibi kokacak , beklemeye devam ettikçe sirke kokusunu almaya başlayacaksınız. Bu yaklaşık 2 ay gibi bir süredir. Daha fazla beklemeye devam ederseniz fermentasyon sürecek ve kavanozun ağzında balıkçı ağlarını andıran dantel gibi beyaz bir tabakanın oluştuğunu farkedeceksiniz. Bu tabaka beklemeye devam ettiğinizde fotoğrafta görüldüğü üzere bir sirke anasına dönüşecek .Sirke anası sirkeyi oluşturan bakterilerin atıkları. Elmalar tamamen dibe çöktüğünde keskin sirke kokusunu ve tadını aldığınızda kendiniz tebrik edip sonraki aşamaya geçebilirsiniz.

7.Adım : Sirkenizi tülbentten geçirerek gerekiyorsa 2 kez süzün. Süzülmüş sirkelerinizi ince uzun şişelere alın ve havayla temasını kesin. Serin ve loş bir yerde muhafaza edin. Oluşan sirke anasını da yaptığınız sirkeden bir miktar alıp içinde ,buzdolabında ,kapağı kapalı halde cam bir kabın içinde 1 yıl muhafaza edebilirsiniz. Küçük parçalara ayırıp sirke yapmayı düşünen birilerine hediye edebilirsiniz. Sirke yapmayı düşünen kimse yoksa yapmaya teşvik edebilirsiniz.:)Ya da bir sonraki sirke yapımınızda kullanabilirsiniz. Ne kadar süzerseniz süzün doğal sirkeler , ticarilere göre hem daha bulanık hem de daha tortulu olacaktır.
Sirkeyi yaptınız. Nerelerde nasıl kullanacağınızı biliyor musunuz?

8

7

sirke1

sirke3

sirke2

ev yapımı sirke3nar sirkesi

Bitki Alemi kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Lütfen henüz sağlıklıyken kendinizin ve ailenizin sağlığı ve mutluluğunuz için şekerden ve karbonhidratlı gıdalardan uzak durun

11540944_846954372051062_7094234949776966198_n[1]

Her doktor öğrenciliği sırasında Otto Warburg’un buluşunu öğrenir.
1930’lu yıllarda Warburg kanserin en temel biyokimyasal sebebini, yani sağlıklı bir hücreyi kanser hücresinden ayıran şeyin ne olduğunu bulmuştur.
Bu, o kadar önemli bir buluştur ki, Otto Warburg’a Nobel Ödülü kazandırmıştır.
Otto Warburg’a göre kanserin bir temel sebebi vardır.
Bu da, vücudun normal hücrelerinin oksijenli solunumunun, oksijensiz -anaerobik- hücre solunumuyla yer değiştirmesidir.
Warburg’un buluşu bize başka neleri anlatmaktadır?
Birincisi, kanser, normal hücrelerden çok farklı bir biçimde metabolize olmaktadır.
Normal hücreler oksijene ihtiyaç duyar; kanser hücreleri oksijenden kaçınır.
Hiperbarik oksijen terapisi alternatif kanser tedavisi uygulayan kliniklerde kullanılan bir yöntemdir.
Bu buluşun bize anlattığı başka bir şey de, kanserin bir mayalanma (fermantasyon) süreciyle metabolize olduğudur.
Kanserin metabolizması normal hücre metabolizmasından 8 kat daha büyüktür.
Yukarıda söylediğimiz her şeyi birleştirirsek ortaya şu tablo çıkıyor:
Vücut, kanseri beslemeye çalışırken mütemadiyen kapasitesinin üstünde çalışır.
Kanser devamlı açlıktan ölmenin eşiğindedir ve vücuttan kendisini beslemesini talep etmektedir.
Besin alımı kesilirse kanser açlıktan ölmeye başlar.
Tabii kendisini beslemek için vücudun şeker üretmesini sağlayamazsa. ..
Proteinlerden şeker Bu ziyan sendromuna kaşeksia (cachexia) denir.
Kaşeksia vücudun proteinlerden (evet, doğru duydunuz, karbonhidratlardan veya yağlardan değil de, proteinlerden) “glükoneogenez” (yeniden glükoz yapımı) işlemiyle, şeker elde etmesidir.
Bu şeker kanseri besler. Vücut sonunda, kanser hücresini beslemeye çalışırken kendisi açlık çeker.
Şimdi, kanserin şekerle beslendiğini öğrenmişken, onu şekerle beslemek mantıklı geliyor mu size?
Yani karbonhidratlardan zengin bir diyet uygulamak?
Bugün, kansere karşı uygulanan birçok besin terapisi mevcuttur (işe de yaramaktadırlar) çünkü günün birinde birisi şeker ve kanser arasındaki bağlantıyı görmüştür.
Bu terapilerde, karbonhidratlar bakımından zengin gıdalara izin verilmez.
Terapilerin hiçbirinde şekere de izin verilmez çünkü şeker kanseri beslemektedir.
Peki doktorunuz bu gerçekleri size neden söylemez? Kim bilir?
Belki doktorunuz kanseri tedavi edecek kişinin siz değil, kendisi olduğunu düşünmektedir.
Belki Otto Warburg’un buluşunu duymuştur ama geri kalan parçaları tamamlayamamıştır.
Belki de beslenmeyle ilgili hiçbir şey öğrenmemiştir.
Aslında 1978’e kadar ABD’nin resmi kuruluşlarından biri, beslenmenin kanserle bir ilgisi olmadığını iddia etmekteydi!! !!
Kanser ve şeker bağlantısından haberdar olanlar ise, dikkate değer terapilerle ortaya çıktılar. Bunlardan biri ‘Laetrile’dir.
Kaşeksialı hastaların yüzde 50’den fazlasında glükoneogenez sürecini durduran hidrazin sülfat bunlardan bir diğeridir.
Bugün, Minnesota Üniversitesi kemoterapi alanında bir “akıllı bomba” üzerinde çalışmaktadır.
Akıllı bomba diyebileceğimiz ilacın üzerinde bir kaplama vardır.
İlaç, vücutta oksijensiz bir bölge ile karşı karşıya geldiğinde bu kaplamayı üzerinden atar.
Kanseri yok etmek için kemoterapiyi serbest bırakır. Çünkü, vücutta oksijensiz tek alan, kanserli bölgedir.
Kanser hücresini aç bırakmaya çalışan besin terapileri de vardır.
Kanserin ne sevdiğini bilen hasta, bunları yemekten kaçınır.
Kanser, çiğ yiyeceklerdense, pişmiş yiyecekleri sever.
Pişirme işlemi, besinlerdeki enzimleri ve vitaminleri yok etmektedir.
Bir de, kanserin şeker sevdiğini aklınızdan çıkarmayın.
Kanserinizi sevmiyorsanız, onu beslemeyin!
Şeker yerine tatlandırıcı kullanmak çözüm değil
Şeker yerine tatlandırıcı kullanmayı düşünüyorsanız, başka bir tuzağa düşmüş olursunuz.
Tatlandırıcıların da vücuda ciddi zararları olduğu, yapılan araştırmalarla kanıtlandı.
Örneğin, Amerikan Gıda ve İlaç Dairesi (FDA), sakarin içeren her türlü gıda maddesinin üzerine “Sağlığa zararlıdır. Hayvanlar üzerinde yapılan testlerde kansere yol açmıştır.” ibaresinin konmasını şart koştu. Aspartam ve sükraloz gibi diğer tatlandırıcılar da yan etkiileri nedeniyle uzak durulması gereken gıdalar arasında.
(Editörün notu: Ama maalesef hiç birinin üzerinde böyle bir ibare yok).
Kaynak: International Wellness Directory
Son iki yüzyıldır şeker tüketimi nasıl arttı?
İngiltere’de 1815’de 5 kg cıvarında olan kişi başına yıllık çay şekeri tüketimi 1970’de 50 kg ‘ın üzerine çıkmıştır.
1970-2000 yılları arasında ABD vatandaşları önceki yıllara oranla yılda 100 litre daha fazla şekerli meşrubat tüketmişlerdir.
Türkiye’deki durum da artık çok farklı değildir.
Çocuğu ile büyüğü ile çılgınca şeker ve beyaz un kullanılmaktadır.
Bütün bu bilgiler kanserlerin niçin arttığını göz önüne açıkça sermektedir.
Aşağıdaki tedbirlerle kanserlerin en az üçte ikisi önlenebilir;
* Un ve şekerden kaçınarak insülin direncini yenin.
* Hiçbir şekilde tatlandırıcı ve tatlandırıcı içeren ‘light’ hafif yiyecek ve içecek tüketmeyin.
* Katkı maddesi ilave edilmiş, paketlenmiş gıdaları yemeyin. Taş devri diyetini uygulayın.
* Bol taze sebze ve meyve yiyin.
* Yeterli omega-3 alın; ayçiçeği, mısır, soya, pamuk ve margarin gibi yağları diyetinizden çıkartın. Bunların yerine zeytinyağı ve doğal hayvani yağları (tereyağı, iç yağı ve kuyruk yağı)
* Kefir, yoğurt, turşu, sirke, nar ekşisi ve boza gibi probiyotiklerden (faydalı mikroplar) zengin gıdalarla beslenin.
* Özgür dolaşan hayvanların etini ve yumurtasını yiyin.
* Pastörize sütlerden mümkün olduğunca kaçının. Kutu sütü tüketmeyin.Mümkünse manda sütü kullanın. Süt yerine süt ürünlerini (yoğurt, peynir) tercih edin.
* Günde iki diş sarımsak ve/veya 1 baş kuru soğan tüketin.
* Günde 1-2 tatlı kaşığı zerdeçal tozu tüketin.
* Yeşil ve siyah çay tüketin (şekersiz!!!! ).
* Stresten uzak durun.
* İyi uyuyun.
* Çevresel toksinlerden ve sigaradan uzak durun.
* D vitamini düzeylerinizi yükseltmek için dengeli bir şekilde güneşlenin
ya da D vitamini takviyesi alın.
* Yeteri derecede egzersiz yapın!!!!
* Alkol kullanmayın.
* İşlenmiş soya ürünü yemeyin.
* Yemekleri geleneksel yöntemler (buğulama, buharda pişirme) ile pişirin. Turbo fırınlar da kullanılabilir.
* Hızlı pişirme yöntemleri (mikrodalga gibi) besin kayıplarına yol açar; ayrıca kanserojen olabilirler !!!!
* Daha çok toprak (güveç), cam ya da kalaylı bakır kapları tercih edin.
Emaye ve çelik tencere daha sonraki tercihlerdir.
* Teflon ve alüminyumu ise kesinlikle kullanmayın.
Prof. Dr. Ahmet AYDIN
İÜ Cerrahpaşa Tıp Fak.
Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları ABD
Metabolizma ve Beslenme Bilim Dalı Başkanı

kaynak: sağlıkla kal facebook sayfası

Fatoş Pabucccu Tuncay

Bitki Alemi kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Dilimizi üstündeki renk değişimleri hangi organımızda bir sorun yaşandığını anlatır.

10626703_421415604721401_8451510382615314130_n[2]

Bitki Alemi kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Ciğerlerdeki Balgamdan Kurtulun

akcigerlerdeki-balgam[1]

Hasta olduğumuzda ve hastalığımızı düzgün şekilde iyileştiremediğimizde, genellikle akciğerlerimizde balgam oluşumu başlar ve bu da tıkanıklığa, öksürüğe, solunum problemlerine, acıya ve daha bir çok istenmeyen duruma sebep olur. Bu makalede, akciğerde oluşan balgam probleminden, evde uygulayabileceğiniz doğal tedavi yöntemleri ile nasıl kaçınacağınızı ve varolan balgamdan nasıl kurtulacağınızı anlatacağız.

Balgamı Yumuşatın

Akciğerledeki balgamdan kurtulmanın ilk adımı onları yumuşatmaktır. Çünkü balgam ne kadar sert olursa, vücudunuzdan atmanız bir o kadar zor olacaktır. Bunu başarmanın en iyi yolu, kaynatacağınız şifalı bitkilerin buharını solumak olacaktır.

Bunu Nasıl Yapabilirim?

İki litre kaynayan suya, birkaç şifalı bitki ekleyin. Bitki olarak size tavsiyemiz; çam, kekik, biberiye, okaliptüs ve papatyadır. Bazı aktarlarda, bu tedavi için kullanılabilecek bitkisel karışımlardan bulmanız mümkündür.

Karışım beş on dakika kadar kaynadıktan sonra, su üzerinden aromatik bir buharın yükseldiğini göreceksiniz. Kaynattığınız kabı ocaktan alın ve önünüze yerleştirin. Başınızı bir havlu ile sarın ve yüzünüzü bu buhar üzerinde gezdirin. Bunu yaparken fazla buhar ile kendinizi yakmadığınıza emin olun.

Burnunuzdan derince nefes alın, bir burun deliğinizi tıkayarak diğeri ile nefes alın, sonra işlemi tersine çevirin ve bu şekilde tekrarlayın. Ayrıca ağzınızdan da nefes alın.

Bu tedaviyi gün içinde birkaç defa uygulayabilirsiniz.

Balgamı Sıvılaştırmak

Balgamın incelmesi ve su gibi bir kıvama gelmesi çok önemlidir. Bu sayede vücudunuz balgamı daha kolay atabilir. Bunu başarabilmek için birçok doğal yöntem mevcuttur.

  • Sebzelerin suyunu içmek: Soğan, pırasa, lahana, sarımsak, havuç, şalgam ve kereviz kullanılabilir.
  • Öğünler arasında kekik ve okaliptüs çayı içmek.
  • Un ve süt ürünleri gibi balgam oluşumunu arttırıcı yiyeceklerden kaçının. Akciğerlerinizdeki balgamdan şikayetçi olduğunuz süre boyunca; bitkisel içecekleri ve dekstrin ekmekleri tercih etmeniz daha sağlıklı olacaktır.
  • Yemekler arasıında, günde en az iki litre su için.

cay1

Balgamı Sökün

Balgamı yumuşattıktan ve sıvı kıvama getirdikten sonra da, vücudunuzun bu sıvıyı doğal yollarla atabilmesine yardımcı olmanız gerekmektedir. Bunun en kolay yolu, birinin sırtınıza hafifçe vurmasıdır.

Bunu yapacak kişi, elini düzleştirerek, sırtınızın üst kısmına sürekli olarak vurmalıdır. Bu hareket, balgamın akciğerlerinizden ve bronşlarınızdan ayrılmasına yardımcı olacaktır. Bu masaj, özellikle çocuklar için çok etkilidir. Zayıflamış kemiklerden yakınan daha yaşlı insanlar için, masajı uygularken çok fazla baskı uygulanmamasına dikkat edilmelidir.

Bağırsaklarınıza İyi Bakın

Bağırsaklarınız, akciğerlerinizde olup bitenlerle yakından alakalıdır. Dolayısı ile, akciğerlerinizle ilgili bu problemi çözmeye ve tekrar oluşmasını engellemeye çalışıyorsanız, bu ilişkiyi aklınızda bulundurmalısınız. Akciğerlerdeki balgam, tüketilen bazı yiyeceklerin iyi sindirilememesi ile ilgili de olabilir. Çocuklar henüz sindiremeyecekleri yiyecekleri -işlenmiş un gibi- tükettiklerinde, akciğerlerinde oluşan balgamdan dolayı acı çekerler.

Yatağınızın Başına Bir Soğan Koyarak Uyuyun

Bu doğal tedavi yöntemini, balgam oluşumunun başında iken uygulayabilirsiniz. Tüm yapmanız gereken, bir adet soğanı ortadan ikiye kesmek ve bunu başucunuzdaki komodinin üzerine koyarak tüm gece bekletmektir. Uyuduğunuzda, soğan içinde bulunan yararlı içerikleri soluyarak solunum sisteminizin temizlenmesine yardımcı olmuş olacaksınız.

Soğanı her gece değiştirmelisiniz. Eğer balgamınız çok yoğunsa, bu tedavi işe yaramayabilir.

sogan1

Vantuz

Bizim kullandığımız adı ile “bardak çekme”. Oldukça eski bir tedavi yöntemi olan bardak çekme, artık profesyonel olarak uygulanmaktadır. Bu terapinin kökeni Geleneksel Çin Tıp bilimine dayanmaktadır. Bunun için küçük cam bardakları, vücuda vantuz yapmakta kullanabilirsiniz. Bardaklar yardımıyla deriyi ve kasların bir kısmını çekerek, gözenekler açar ve kan ve lenfatik dolaşımın etraflarından dolaşmalarını sağlarsınız.

Bu tedavi, iltihap söktürücü etki ile organların tıkanıklıklarının açılmasına yardımcı olur. Bizim burada bahsedeceğimiz organ akciğer. Bunun için, akciğerlerinizin iki kısmına da birer bardağı, omuzlarınız arasında bir yere yerleştirin. On dakika kadar bekletin. Sonrasında bu bölgelerde kırmızı bir halkanın oluştuğunu görebilirsiniz; ancak endişe etmeyin, bu geçecektir. Bunun için bardak çekme seti alabilir ve evde kendiniz uygulayabilirsiniz veya gidip profesyonel birinden yardım isteyebilirsiniz.

kaynak: sağlığa bir adım

Bitki Alemi kategorisinde yayınlandı. 2 Comments »