En çok tercih edilen 12 ürün ve içerdikleri zararlı katkı maddeleri


GAZLI İÇECEKLER VE KOLA

Kesinlikle kola içilmemeli. Günde bir bardak kola içen kadınlarda ölçülebilir düzeyde kemik erimesi oluşuyor. Kronik böbrek hastalığına yakalanma riski iki kat artıyor. İçlerinde koruyucu olarak sodyum benzoat (E211), sentetik tatlandırıcılar (Asesülfam K (E950), Sodyum Siklamat (E952), Sodyum Sakkarin (E954)) bulunur.

MEYVE AROMALI İÇECEKLER

İçlerinde koruyucu olarak (Sodyum benzoat (E211), potasyum sorbat (E202)), sentetik tatlandırıcılar (Asesülfam K (E950), Sodyum Siklamat (E952), Sodyum Sakkarin (E954)). Sentetik renklendiriciler ise Tartrazin (E102), Sunset yellow FCF (E110), Karmosin (E122), Amarant (E123), Eritrosin (E127), Ponso 4R (E124), Allura red AC (E129), Brilliant Blue FCF (E133), Azorubin (E122), İndigotin (E132) vardır.

HAZIR VE MEYVELİ KEKLER

Potasyum sorbat (E202) içerir. DNA’ya hasar verebilir.

BİSKÜVİLER

Normal bisküvilerde Sodyum metabisülfit (E223) vardır. Alerjiye yol açabilir, baş ağrısını tetikleyebilir, DNA’ya hasar verebilir. Diyet bisküvi tüketirken tatlı yerine tuzlu olanlar tercih edilmeli. Tatlı olanlarda asesulfam K (E950) ve neohesperidin DC (E959) gibi tatlandırıcılar vardır.

SUCUK-SALAM-SOSİS

Tüm ürünlerde Nitrat ve Nitritler (E251, E252, E250, E249) vardır. Bağırsak, akciğer kanseri riskini artırırlar. Ayrıca lezzet artırıcı Monosodyum glutamat (E621), alerjiye yol açabilir, migreni tetikleyebilir, obeziteyi artırır.

PAKET SÜT ve YOĞURT

Sade süt alın. Kakaolu sütlerde Karregenan (E407) vardır. Yüksek miktarları başka kanserojenlerin etkinliğini artırabilir. Meyveli ve aromalı sütlerde renklendirici Azorubin (E122) vardır. Bazı enzimleri baskılar, mide krampları ve kas seğirmeleri gibi etkilere yol açabilir. Sade yoğurt alın. Meyveli yoğurtlarda Potasyum Sorbat (E202) gibi koruyucu, FCF (E133), Tartrazin (E102) ve Karmosin (E122) gibi sentetik boyalar bulunur.

REÇEL VE MARMELATLAR

Glikoz ya da fruktoz şurubu yerine şeker kullanılan ürünler tercih edilmeli. Diyabetik reçellerde Potasyum sorbat (E202) gibi koruyucu, Aspartam (E951) ve Asesülfam K (E950) gibi tatlandırıcılar vardır. Tatlandırıcıların bir kısmı kanser riskini, bir kısmı migren ağrıları artırabilir.

ÇİKOLATALAR

Bitter veya sütlü çikolata tercih edilmeli. Tartrazin (E102), Allura red AC (E129), Brilliant Blue FCF (E133) ve İndigotin (E132) gibi sentetik renklendiriciler vardır. Renklendiriciler hiperaktivetiyi artırır. Bir kısmı alerjiye, bir kısmı genetik hasara yol açabilir.

SAKIZ Bütillendirilmiş hidroksianisol BHA (E320) gibi antioksidan, Aspartam (E951) ve Asesülfam K (E950) gibi tatlandırıcı, Brilliant Blue FCF (E133) ve Sunset yellow FCF (E110) gibi renklendirici içerenler tercih edilmemeli.

KONSERVELER

Sodyum benzoat (E211) ve Sodyum metabisülfit (E223) gibi koruyucu, Allura red AC (E129) gibi sentetik renklendirici içerenler tercih edilmemeli. Kanser riskini artırabilir, alerjiye yol açabilir, DNA hasarı oluşturabilir.

TUZ VE SOSLAR

Tuzlarda Sodyum alüminyum silikat (E554) vardır. Soslarda Sodyum benzoat (E211) ve potasyum sorbat (E202) bulunur. E211 alerji yapabilir, hiperaktiviteyi artırır, genetik hastalıklara yol açabilir. n CİPS Cips yüksek ısıda piştiği için içinde kanserojen bir madde olan Poliakrilamit oluşur. Monosodyum glutamat (E621) ve bütillendirilmiş hidroksianisol – BHA (E320) içerenler tercih edilmemeli.

E kodu okuma rehberi
Alışveriş yaparken katkısız ürün almalı. Eğer katkısız ürün yoksa ‘riskli katkı maddesi’ içermeyen ürüne, hepsi ‘riskli katkı maddeleri’ içeriyorsa, en az sayıda içeren ürüne yönelmek lazım. Gıdaların etiketlerinde yazan E kodlarını okuyarak en tehlikeli olanlarından uzak durunuz.

HABER

Kaynak: Sabah

Diyabete karşı 6 meyve

Diyabete karşı 6 meyve

Acıbadem Etiler Tıp Merkezi Beslenme ve Diyet Uzmanı Melis Torluoğlu, bazı meyvelerin, bağışıklığın zayıfladığı bu dönemde ön plana çıktığını ve sofralardan eksik edilmemesi gerektiğini vurguluyor.

 

KIZILCIK

Kızılcık şifa dağıtan bir meyve ve hem hücrelerimizi yenileyen hem de bağışıklık sistemimizi düzenleyen melatonin içeriyor. Kekremsi tadından dolayı fazla tercih edilmese de taze kızılcık, kurusuna ve şurubuna göre en faydalısı. Kurusunda ve şurubunda şeker oranı arttığı için genel olarak taze haliyle salatalara veya yoğurda ilave edilerek tüketilebilir

NAR

Çok sayıda antioksidan bileşene sahip olan nar, diyabetten kansere birçok hastalıkla mücadelede güçlü bir savaşçı olarak karşımıza çıkıyor. Narın içeriğindeki bileşenlerden daha fazla faydalanmak için beyaz kısmı ile birlikte tüketilmesi gerekiyor. 1 orta boy nar, günlük C vitamini ihtiyacının yarısını karşılıyor

TARÇINLI AYVA

Düşük şeker oranı ile diyabet hastaları için son derece uygun bir meyve olan ayva, hele de üzerine bir miktar tarçın serpiştirildiğinde çok daha fayda sağlıyor. Kan şekerinin ılımlı seyretmesine yardımcı olduğu gibi yüksek posa oranı ile kan şekerinin ani yükselmesini önlüyor. Özelilkle A ve C vitamini ile pektinden zengin bir meyve olarak dikkat çeken ayva, bronşit, akciğer rahatsızlıkları ve öksürüğün giderilmesinde de etkili. Kan şekeri yüksek seyreden kişiler ayva suyu tüketiminden kaçınmalı.

AHUDUDU

Kan şekerini düşürücü, bağışıklık sistemini kuvvetlendirici özelliği bulunan ahududu, folik asit, A ve E Vitaminleri ile potasyum, magnezyum ve demirden oldukça zengin. Rengini veren antioksidanları yoğun bir şekilde içererek toksik atıcı özelliği ile dikkat çeken ahududu, ateş düşürücü etkiye de sahip. Buna karşın porsiyon miktarı konusunda dikkatli davranmak, toplamda 1 çay bardağını geçmemek gerekiyor.

KİVİ
Düşük glisemik indeksli yiyecekler diyabet hastalarının şeker kontrolünü kolaylaştırıyor. O yiyecekler arasında, C vitamini deposu kivi de var. Düşük glisemik indeksi, C vitamini ve beta karotenin yanısıra potasyum, kalsiyum, magnezyum ve demir gibi mineraller açısından da son derece zengin olan kivi, bağışıklık sistemini güçlendiriyor. Hastalıkların oluşma riskini en aza indiriyor. Günde sadece bir adet yenilen kivi, kişinin bir günlük A ve C vitamini ihtiyacını karşılamaya yetiyor.

YABAN MERSİNİ

Antioksidanlardan oldukça zengin olan yaban mersini, içeriğinde bulundurduğu bileşenler ile vücuttaki şekeri dengeliyor, enerji yakımını destekliyor. Acıbadem Etiler Tıp Merkezi Beslenme ve Diyet Uzmanı Melis Torluoğlu, “Yaban mersini, diyabet ve kalp hastalığı ile aktif bir şekilde savaşıyor. Fakat diyabet hastaları için günlük 1-2 yemek kaşığını geçmemeli” diyor.

Bitki Alemi kategorisinde yayınlandı. Etiketler: . Leave a Comment »

Şekil olarak da sebze meyveler ve organlarımız arasında bir bağ olduğunu biliyor musunuz?

* Havuç dilimi insan gözüne benzer. Bilimsel araştırmalar havucun gözlerin kan akışını ve işlevini iyileştirdiğini göstermiştir.

* Domateste kalpte olduğu gibi dört odacık vardır ve kırmızı renklidir. Bütün araştırmalar domatesin kalp ve k
an için faydalı olduğunu göstermiştir.

* Üzüm salkımı kalp şeklindedir, her bir üzüm tanesi kan hücresi gibi görünmektedir ve araştırmalar üzümün ciddi kalp ve kan canlandırıcı bir gıda olduğunu göstermiştir.

* Ceviz küçük bir beyin görünümündedir. Beyin fonksiyonlar için faydalıdır.

* Fasulye böbrek görünümündedir ve böbrek fonksiyonlarını iyileştirir.

* Sap kereviz, Çin lahanası ve Rhubarb kemiklere benzer. Bu gıdalar kemikler için faydalıdır, sodyum oranları eşit ve %23 dür. Gıdanızda yeterli sodyum yok ise vücut kemiklerden çeker ve kemikler zayıflar. Bu gıdalar iskeletinize faydalıdır.

* Patlıcan, avokado ve armut kadınların rahim ve serviks sağlığı ve fonksiyonlarını hedefler ve görünümleri bu organlara benzerler. Araştırmalar kadınların haftada bir avokado yemeleri halinde hormonları dengelediğini, istenmeyen doğum sonrası kilolarını azalttığını ve serviks kanserini önlediğini göstermiştir.

* İncir tohum doludur ve ağaçta ikili olarak asılarak büyür. İncir sperm sayısını ve hareketliliğini arttırır ayrıca erkek kısırlığını önler.

* Tatlı patatesin görünümü pankreasa benzer ve şeker hastalarının glisemik indeksini dengeler.

* Zeytin yumurtalıkların sağlığına ve fonksiyonuna yardımcı olur.

* Greyfurt, portakal ve diğer narenciye meyveleri kadın göğüsüne benzer ve bunların sağlığına ve lenfin hareketine yardımcı olur.

* Soğan vücut hücreleri görünümündedir. Bütün vücut hücrelerinden atık maddelerin temizlenmesine yardım eder. Hatta gözlerin epitelyal katlarının yıkayan gözyaşlarına bile sebep olur

ALINTI

Hangi besinde ne kadar şeker var?

Modern hayatın vazgeçilmezi şeker, bin bir cazip haliyle soframızda

Hangi besinde ne kadar şeker var?

Günlük şeker tüketiminin kadınlarda 1 yemek kaşığı, erkeklerde 2-3 yemek kaşığını aşması ciddi hastalıklara davetiye çıkarıyor. Oysa değişik isimler altında en masum görünen ürünlerin içinde bile kaşık kaşık şeker var. Örneğin 5 adet tatlı bisküvide 3 yemek kaşığı şeker bulunurken, 100 gr. patates cipsinde 4, bir adet çikolatalı gofrette 3, bir adet simitte 4,5 yemek kaşığı şeker var!
Üstelik yapılan araştırmalar diyabetten kansere birçok hastalığa zemin hazırlayan şekerin, dünyadaki en çok bağımlılık yaratan besin olduğunu da ortaya koyuyor. Acıbadem Fulya Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Hande Seven, soframızdaki şekerin zehirli yüzünü anlattı; önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Obeziteden kansere!

Aslında vücudun bir enerji kaynağı olan şeker, doğru yollardan alınmayıp ölçüsüz kullanıldığında vücudumuz için tam bir zehir. Araştırmalara göre fazla şeker tüketimi; yüksek tansiyondan diyabete kalp hastalıklarından kansere dek birçok hastalığa zemin hazırlıyor. Son araştırmalar, obezitenin en önemli nedenlerinden birinin şeker olduğunu, üstelik şekerin mutluluk vermekle kalmayıp bağımlılık da yarattığını ortaya koyuyor. Kişi şekerli yiyecekleri yediğinde sürekli yeme isteği duyuyor. Acıbadem Fulya Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Hande Seven, şeker tüketiminin kanser riskini artırdığını belirterek “Moleküler düzeyde yapılan bilimsel araştırmalar, kanserli hücrelerin sağlıklı hücrelere göre şekeri 50 kat daha fazla kullandığı ve bu nedenle kanser hücrelerinin vücutta daha hızlı çoğalmasına neden olduğu üzerinde durmaktadır. Bununla birlikte aşırı şeker tüketimi sonucunda obezitenin artması, kan şekeri düzeylerinin değişmesi ve diyabet hastalığının artması da ilave olarak bu hastalığı olan bireylerin kanser riskini artırmaktadır” diyor. Bu nedenle beslenmeden sofra şekeri, bal, kurabiyeler, şekerlemeler, hazır salata sosları, yüksek fruktoz veya Mısır şurubu içeren hazır yiyecekler gibi basit şekeri çıkarmak gerektiğini vurgulayan Diyetisyen Seven, “İlle de şekerden vazgeçemiyorum, bal, reçel gibi yiyecekleri hayatımdan çıkaramıyorum diyorsanız günlük enerji gereksinmenizin yüzde 10’undan fazlasını bu kaynaklardan tüketmemeye dikkat etmelisiniz. Enerji gereksinmesi kişiye, cinsiyete, aktiviteye, hastalık durumuna göre değişse de kadınların 1 yemek kaşığı, erkeklerin 2-3 yemek kaşığından fazla şekerli besinleri tüketmemelerini önerebiliriz” diyor.

Meyve suyundan ketçaba, ekmekten yoğurda

Günlük beslenmemizde şekerden tamamen kaçınmak neredeyse imkansız. Makarna ve salata soslarından yoğurda, ketçaptan unlu mamullere meyve sularına hatta bebek mamalarına! Soframıza getirdiğimiz, iştahla yediğimiz birçok hazır gıdaya, kendi içerdikleri şekerin yanı sıra ayrıca şeker ilave ediliyor. Beslenmemizde karbonhidrat kaynağı olan her yiyeceğin vücut için “şeker” kaynağı olduğunu, besinlerin yapısında bulunan karbonhidratın basit ve kompleks bir yapıda bulunduğunu belirten Seven “Örneğin, bal, reçel, sofra şekeri, pekmez, meyve şekeri gibi karbonhidratlar basit yapıdayken; ekmek, makarna, pirinç, bulgur, kurubaklagiller, simit gibi unlu mamuller kompleks karbonhidratı oluşturmaktadır. Vücudumuz, kompleks yapıdaki karbonhidratı sindirirken daha fazla emek harcar. Oysa ki basit şekerler, tüketilmesiyle birlikte kana karışmaya başlar. Sağlıklı beslenme içerisinde günlük enerji ihtiyacının en az yarısının karbonhidrat kaynaklarından sağlanması önemli olmakla birlikte, esas mesele sağlıklı “şeker” kaynaklarını tüketmektir” diyor.

Esmer diye rengine aldanmayın!
Peki ya esmer şeker? Esmer şeker, beyaz şeker kristallerinin şeker kamışı melasıyla çeşitli oranlarda karıştırılmasıyla elde ediliyor. Tıpkı beyaz şekere benzer enerji ve karbonhidrat içeriyor. Bu nedenle esmer şekerin rengine aldanıp sağlıklı olduğunu düşünmenin yanlış olduğunu belirten Seven, ‘diyet’ adı altındaki yiyecek ve içeceklerle, diyet tatlılar ve tatlandırıcıların da kilo aldırdığının yapılan çalışmalarla ortaya konulduğuna işaret ediyor. Hal böyle olunca her şeyin doğal olanını tüketmek gerekiyor. Meyveler, fruktoz yani meyve şekerinden zengin besinler. Meyvelerin içeriğinin basit şeker olduğunu unutmamak gerektiğini ve aşırı tüketiminden kaçınmanın şart olduğunu söyleyen Seven “Meyvelerin aşırı tüketiminden kaçınmak obezite, kalp hastalıkları, diyabet ve kanser risklerinin azaltılması açısından önemli olmakla birlikte, vitamin ve mineral deposu meyvelerin günlük en az 2-4 porsiyon tüketilmesiyle de aynı hastalıkların önüne geçilebileceği unutulmamalıdır. Bu nedenle meyveler suyu sıkılarak değil, posasıyla tüketilmelidir” diyor.

Değişik isimlerle tüketiyoruz
Şeker, satın aldığımız bir besinin etiketinde pek çok farklı isimle karşımıza çıkıyor! Bu nedenle dikkat etmek ve ürün etiketlerini iyi okumak gerekiyor. İşte o isimlerden bazıları: Kahverengi şeker, invert şeker, mısır şurubu, laktoz, desktroz, malt şurubu, fruktoz, maltoz, meyve suyu konsantresi, glukoz, sofra şekeri, fruktozlu mısır şurubu, sukroz, bal, şekerkamışı. Üstelik bu şekerleri yakabilmek çok da kolay değil. Örneğin 1 kase sütlaç 6 yemek kaşığı şekere denk gelirken, bunu yakabilmek için en az 40 dakika tempolu yürüyüş gerekiyor.

Tehlikenin tablosu!
Hangi besinde ne kadar şeker var?

1 porsiyon meyve = 1,5 yemek kaşığı şeker
4 yemek kaşığı etli nohut yemeği = 1,5 yemek kaşığı şeker
2 küp sofra şekeri = 1 tatlı kaşığı şeker
1 kase sütlaç = 6 yemek kaşığı şeker
1 adet simit = 4,5 yemek kaşığı şeker
330 ml gazlı içecek = 3 yemek kaşığı
1 kase meyveli yoğurt = 2 yemek kaşığı şeker
1 adet çikolatalı gofret = 3 yemek kaşığı şeker
2 dilim baklava = 4 yemek kaşığı şeker
1 kase krem karamel = 5 yemek kaşığı şeker
Kahvelere ilave edilen 2 porsiyon şurup = 1 yemek kaşığı şeker
1 orta boy karamelli kahve = 2,5 yemek kaşığı şeker
200 ml çikolatalı süt = 2,5 yemek kaşığı şeker
Patates cipsi (100 g) = 4 yemek kaşığı şeker
5 adet tatlı bisküvi = 3 yemek kaşığı şeker
1 orta dilim kek = 3 yemek kaşığı şeker

ALINTI

Karaciğerinizi bunlarla koruyun…

Karaciğerinizi bunlarla koruyun

Uzmanlar, karaciğer sağlığının korunmasında tüketilen gıdaların önemine dikkat çekiyor. Dr. Fevzi Özgönül’e göre; elma, enginar ve havuç gibi yiyecekler karaciğeri yeniliyor.

Karaciğerinizi bunlarla koruyun

Alkol kullanımı ve aşırı yağlı yiyecekler, karaciğer hastalıklarına davetiye çıkarıyor. Obeziteyle ilgili çeşitli çalışmalar yapan Dr.Fevzi Özgönül de, karaciğer sağlığını koruyan besinler hakkında bilgi verdi. Karaciğer sağlığında tüketilen gıdaların önemini anlatan Özgönül, Alkol, sigara ve aşırı yağlı yiyeceklerden uzak durulması gerektiğine dikkat çekti. Doğru yiyeceklerin, içerdiği antioksidan değerleri nedeniyle karaciğeri koruyup temizlediğini ifade eden Özgönül, “Karaciğer sağlığında ilk adım, tüketilen gıdaların dikkatle seçildiği bir dengeli beslenme programı olmalıdır. Doğru yiyecekler antioksidan etkileri ile karaciğeri temizler ve korur. En büyük organlardan biri olan karaciğerin, besinlerle birlikte alınan vitamin ve minerallerin emilmesi, vücuttaki zararlı maddelerin temizlenmesi gibi hayati görevleri bulunmaktadır. Düzenli alkol kullanımı ve aşırı yağlı gıdaların tüketimi karaciğer yağlanması, hepatit ve siroz gibi karaciğer hastalıklarına yol açabilmektedir” diye konuştu.

PEKİ NEDİR BU YİYECEKLER?

Dr.Fevzi Özgönül, karaciğeri koruyan yiyecekleri sıralayarak, şu açıklamalarda bulundu: “Elma, yüksek lif içerir ve sindirim sistemindeki toksinlerin atılımına destek olur. Böylece karaciğerin işini kolaylaştırır. Karaciğerin korunmasında, sarımsağın ayrı bir yeri vardır. Sarımsak, karaciğer enzimlerini aktive ederek, toksinlerin vücuttan atılımına destek olur. Kırmızı pancar ve havuç ise, karaciğer fonksiyonlarının iyileşmesini sağlar. Yine aynı şekilde enginar, karaciğer hücre onarımına destek olur ve yağlanmasını engeller.”

alıntı

Bitki Alemi kategorisinde yayınlandı. Etiketler: . Leave a Comment »

SIZMA ZEYTİNYAĞI ALIRKEN NELERE DİKKAT ETMELİ VE NASIL SAKLAMALIYIZ

1-      Satın alacağımız ürün mutlaka koyu renkli cam şişede olmalıdır. Şeffaf cam şişelerde ve özellikle pet ambalajlı ürünlerden uzak durmalıyız. Son yıllarda yapılan araştırmalarda sızma zeytinyağının pet ambalajları birleştirici özellik taşıyan kimyasalları çözdüğü  , bu kimyasalların sızma zeytinyağına geçtiği ve insan sağlığına zararlı olduğu bildirilmiştir. Ayrıca şeffaf cam şişelerden ışık geçerek sızma zeytinyağınının içerisinde bulunan klorofili parçalayarak bozulmasına sebep olur.2-      Satın alacağınız ürün ambalajının kapağının mutlaka contalı ve vidalı olmasına dikkat ediniz, mantar kapaklı ambalajları almayınız. Mantar kapaklı şişeler hava alır ve içerisine hava (oksijen) giren sızma zeytinyağı oksidasyona uğrayarak bozulur.

3-      Satın alacağınız ürünün rengine bakıp karar vermeyiniz, yağın rengi kaliteyi belirlemediği   gibi, yağda çözünebilen klorofil eklenmiş veya gıda boyası kullanılan yağlar sizi yanıltabilir.

4-      Satın alacağınız ürün  market raflarında direk olarak  güneş ışığını görüyorsa tercih etmeyiniz, güneş ışığı gören sızma zeytinyağları çok çabuk oksidasyona uğrayarak bozulur ve kötü kokar.

5-      Satın alacağınız ürünün etiketini okumadan almayınız, sızma zeytinyağının üretim yada hasat yılı, dolum tarihi , son kullanma tarihi ,coğrafi işaretini, elde edildiği zeytin çeşidini ve bölgesini etiket üzerinde arayınız.

6-      Unutmayınız ki sızma zeytinyağı taze tüketilmelidir, bekledikçe bozulur ve nefaseti ile sağlığa yararlı fenolik bileşenleri kaybolur. Her sezon yeni sızma zeytinyağı alınız, çeşitlere göre sızma zeytinyağları çok özel saklama koşullarında bile ilk günkü özelliklerini yitirebilirler.

7-      Sızma zeytinyağı +4 C derecenin altında donabilir, farklı çeşitlere ait sızma zeytinyağları fenolik bileşenlerinden dolayı daha geç donabilir , sızma zeytinyağının donması saflık kriteri olarak kabul edilmez.

8-      Satın alacağınız ürünün ambalajını tüketim miktarınıza göre belirleyiniz, çok kısa sürede tüketmeyecekseniz  küçük ambalajları (250 ml 500 ml 750 ml 1000 ml ) ambalajları tercih ediniz, fiyatı ucuz diye 5 lt ambalajları satın almayınız, büyük ambalajları kullanırken rahat akması için tenekelere ikinci bir hava deliği açmayınız. Eğer imkan var ise evinizde bulunduracağınız beş adet 1 lt koyu renkli cam ambalajlara bölerek kullanabilirsiniz.

9-      Satın aldığınız ürünü karanlık, serin ve rutubetsiz bir ortamda saklayınız, mutfak içerisinde tezgah altlarında sabun deterjan vb. ürünlerin yanına koymayınız. Sızma zeytinyağı kokuları çok çabuk bünyesine alır ve hapseder ,saklama sıcaklığı 18C – 22C derece arasında olmalıdır.

10-   Satın alacağınız ürünün etiketi ve ambalajını kontrol ediniz, delinmiş ve sızdırmış ambalajlı ürünleri satın almayınız.

11-   Son yıllarda filtre edilmemiş sızma zeytinyağlarının şişelere konulduğu görülmektedir, filtre edilmeyen içerisinde zeytin partikülleri bulunan sızma zeytinyağı daha çabuk bozulur, uzun süre dayanmaz, bu partiküller içerisinde zeytin meyvesinin eti, karasu ve çekirdek kalıntıları bulunmaktadır. Kalıntılar içerisinde bulunan karasuda oksijen vardır ve oksijen yani hava , karışım içerisinde fermentasyon süreci başlatarak sızma zeytinyağının kötü kokular yaymasına sebep olarak sızma özelliğini kaybetmesine neden olur.

12-   Sızma zeytinyağına zarar veren unsurlar sırası ile;

A – Işık

B – Hava

C –  Sıcaklık

D  –  Su veya nem ‘dir.

Almış olduğunuz ürünü bu unsurlardan koruyarak tüketiniz.

13-   Satın aldığınız ürünleri ayırınız, Salatalarınızda, yemeklerinizde , tatlı ve böreklerinizde farklı bölgelere ait sızma zeytinyağlarını tüketebilirsiniz. Özellikle sızma zeytinyağını çiğ olarak tüketmelisiniz, salata, kek, börek   ve mezelerinizde  kuzey ege sızma zeytinyağlarını tercih ederken, hafif zeytinyağlı yemeklerinizde güney ege, akdeniz ve güneydoğu Anadolu bölgesi yağlarını tüketebilirsiniz. Kızartmalarınızda ise rahatlıkla sızma zeytinyağı kullanabilirsiniz.

14-   Sızma zeytinyağı çok taze meyve kokuları çağrıştırmalıdır, bilinenin aksine saf sızma zeytinyağı  ile yapılan yemekler ağır olmaz , kokmaz. Bayat, posalı  ve tağşiş yapılmış yağlar ağır kokar.

15-   Yemeklerinizi pişirmeye başlarken bir kaşık zeytinyağı ile başlayınız, pişen yemeği ocaktan aldıktan sonra ılımaya bırakınız, yemek ılıdıktan sonra kalan miktar sızma zeytinyağını dökünüz. Özellikle yaprak sarmalar ve dolmalarda bu yöntemi tercih ettiğinizde yemeklerinizin  çok daha lezzetli olduğunu göreceksiniz.

16-          Markası ve etiketi olan ürünler tarım ve köy işleri bakanlığının gıda kontrol laboratuvarlarında        düzenli olarak kontrol edilmekte ve analizleri yapılmaktadır. Ürün bozuk çıktığınızda karşınızda  muhatap bulabilirsiniz

17-   Ancak yol kenarlarında , Pazar yerlerinde satılan , yada köyde yaşayan akrabalarınızın tanıdıkları vasıtası ile gelen pet şişelerde ki zeytinyağlarından uzak durmanızda sağlığınız açısından fayda bulunmaktadır. Bu yağların denetimleri yapılamadığı gibi hijyen olmayan ambalajlara konulmuş içerisinde kime ait olduğu ve ne olduğu belli olmayan ürünlerle karşılaşmanız kaçınılmaz olacak ve şikayet edecek , derdinizi anlatacak muhatap bulamayacaksınız.

                                                                                             Serdar Öçten ÜNSAL

Bitki Alemi kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Sonucuna İnanamayacaksınız…

İşte Sıcak Suyun Müthiş Yararları

Zaten çoğumuz duymuşuzdur günde 2 litre su içmek çok yararlı diye.Ancak sıcak suyunda öyle faydaları varki insanı şok ediyor. Tabiki burada sıcak sudan kasıt hafif içilebilir ılık su. Bakın sıcak su içmek nelere iyi geliyormuş.

Kilo Verdirir

Güne başlarken içine biraz limon sıkılmış sıcak su içmek metobolizmanızı hızlandırarak hızla kilo vermenizi sağlar. Ayrıca gün boyunca dinç kalırsınız. Limon sıkılmış sıcak su yağ dokularınızı parçalayarak dinç ve sağlıklı bir bedene sahip olmanıza olanak verir.

Sindirimi Kolaylaştırır

Öncelikle sıcak su içmek hazmı kolaylaştırır. Soğuk su ise gıdalardaki yağı sertleştirdiği için bağırsak kenarlarında tabaka meydana getirir ve bu da kansere sebep olur.Sıcak su bu riski minimuma indirir.

Sağlıklı ve daha canlı saçlar

Yumuşak ve ışıldayan saçlara sahip olmak için sıcak su içmek şart. Sıcak su saç köklerindeki sinir uçlarına enerji gönderir ve bu sinirleri aktif hale getirir. Bu işlem natural canlılığını geri kazanmasında ve çok daha parlak görünmesinde etkilidir.

Daha hızlı kan dolaşımı ve daha sıhhatli bir sinir sistemi kazandırır

Sıcak suyun en önemli işlevlerinden biri de kaslarınızın ve sinir sisteminizin düzenli çalışması için mühim olan kan dolaşımını hızlandırmasıdır.

Yaşlanmayı geciktirir

Toksinler bizi hızla yaşlandırır. Sıcak su hücre yenilenmesini hızlandırır ve parlak,genç bir cilde sahip olmanızı sağlar.

Detoks

Sıcak su doğal bir detokstur. İçtiğinizde vucut ısınız artar ve hızla toksinleri dışarı atarsınız.

Kepeği azaltır

Sıcak suyun diğer bir faydası deriyi ve vücudu nemlendirmesi. Bu da kepeği önemli ölçüde azaltır

Burnun ve boğazınız tertemiz ve açık olur

Soğuk algınlıkları, öksürük ve boğaz ağrısı için sıcak su içmek oldukça yararlı.Balgamdan kurtulmada da işe yarıyor.

Sivilceler ve siyah noktalara elveda diyin

Derinizi ve vücudunuzu derinlemesine temizleyen sıcak su tüm leke ve sivilceleri azaltır.

Kelliği azaltır

Saç köklerinin canlılığıyla beraber saç sayısı ve uzunluğu artar.alıntı

Bitki Alemi kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Yapılan araştırmalar, lahanayı sık yiyen kişilerde özellikle mide, kalınbağırsak, akciğer ve deri kanserlerine pek seyrek rastlandığı sonucunu ortaya koymuştur.

 

 

Bol miktarda B, C ve E vitamini ve potasyum içeren lahananın, şeker ve romatizma hastaları için de çok faydalı olduğunu belirten uzmanlar, bol arsenik, kükürt ve vitaminleri ile kanı temizleyip cildi güzelleştirdiğini, bol idrar söktürdüğünü, vücuttaki suyu ve zehirli maddeleri idrarla dışarı attığını bildiriyor. Uzmanlar, lahananın kansızlığı giderdiğini ve kansere karşı etkili olduğunu da kaydediyor.

Uzmanlar, sadece lahana çeşitlerinde bulunan U vitamininin, mide ve bağırsakların iç yüzeyini koruduğunu, oralardaki yaraların iyileşmesini sağladığını da vurgulayarak, bu sebzenin, yaşlanmayı önleyici ve kalp krizine karşı koruyan bir mineral kabul edilen selenyumun kaynağı olduğunu hatırlatıyor

besin değerlerinin yanı sıra;

o Lahana, içerdiği antioksidan ve diğer bazı maddeleriyle bedenin hastalıklara karsı direncini artırır: Yapılan araştırmalar, lahanayı sık yiyen kişilerde özellikle mide, kalınbağırsak, akciğer ve deri kanserlerine pek seyrek rastlandığı sonucunu ortaya koymuştur.

o Lahana ayrıca içerdiği antioksidan maddeleriyle kalp hastalıklarına yakalanma, felç geçirme ve katarakt illetine tutulma rizikolarını azaltmaktadır.

o Lahananın sıkılmasıyla elde edilen suyu, Batı ülkelerinde mide ülserleri için geleneksel bir tedavi yöntemi olmuştur: Yapılan deneyler, lahana suyunun mide ülserlerini önlediğini ve iyileştirdiğini ortaya koymaktadır.

o Lahana, bedenin bağışıklık sistemini uyarmakta, bazı bakteri ve virüs türlerini yok etmektedir.

o Bedenin gelişme etkinliğini uyarıp destekleyen lahana, içerdiği zengin folik asitle kadınların spina bifida (omurganın bir yanının açık olması) hastalığına yakalanmış çocuk doğurma rizikosunu en aza indirir.

o Mayalandırılmış lahana hazımsızlığa ve gut hastalığına iyi gelir.

Bütün bu önemli etkilerinden yararlanmak için lahananın diyetimize katılması ve daha sık yenilmesi uzmanlarca öğütlenmektedir.

Dikkat: Lahana tüm Turpgiller gibi bedenin iyot emilimini azaltır. Haftada 2-3 kezden çok lahana yiyen kişiler, iyotlu besin ya da iyotlu tuz almayı ihmal etmemelidir, özellikle içme suyunun az iyot içerdiği yörelerde durum böyledir.

ZENCEFİL,BAL VE LİMONLU GRİP ŞURUBU TARİFİ

ARTIK SOGUK ALĞINLIĞINA SON !
Gribal hastalık ve öksürük tedavisinde…

ZENCEFİLLİ BALLI LİMON ŞURUBU
Malzemeler:
1 adet orta boy kavanozun yarısını dolduracak kadar taze zencefil
1 limon (dilimlenmiş)
yeteri kadar bal

Hazırlanışı:

Zencefilin kabuklarını soyun ve incecik (jülyen doğrama) dilimleyin. Kavanoza yerleştirin ve limonları da ilave edin. Üzerine balı ekleyin. Kapağını sıkıca kapatın ve buzdolabına kaldırın.
Kullanırken; bir çay bardağına 1 dilim limon, zencefil şurubundan bir ya da iki yemek kaşığı koyun ve üzerine sıcak su ekleyerek karıştırıp için.
Sıcak olarak içtiğiniz gibi aynı miktardaki karışıma soğuk su ya da soda ekleyerek de içebilirsiniz.
Karışım buzdolabında 2-3 ay bekleyebilir.

Sonbaharla birlikte gribal hastalıklarda evlerin baş köşesine yerleşmeye başladı bile. Ateş, burun akıntısı, boğaz ağrısı derken ardından gelen öksürüğü kesmek en uzun süreçtir. Hazırlayacağınız şurubu soğuk algınlığına yakalanmadan önce çay gibi ailece günde bir fincan içebilirseniz koruyucu özelliğinden yararlanır, sonrasında ise öksürüğe karşı doğal tedavi olarak kullanabilirsiniz. Ayrıca araç tutmasından ya da mide üşütmelerinden kaynaklanan bulantılara karşı da çok etkili. Hepimiz için, özellikle de çocuklarımız için
hastalıklardan uzak sağlıklı bir kış geçirmek dileğiyle…
Lütfen paylaşalım , bilgi paylaştıkça büyür.

Bitki Alemi kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Ege Fısıltıları…

 

 

Efsaneye göre; Ege kıyılarını gezerken yorulan Homeros, bir zeytin ağacı gölgesine oturur. Zeytin ağacı dile gelir ve Homeros’un kulağına şunları fısıldar: “Herkese aitim ve kimseye ait değilim. Sen gelmeden önce buradaydım ve sen gittikten sonra da burada olacağım.”

Bitki Alemi kategorisinde yayınlandı. Etiketler: . Leave a Comment »

Nanenin Faydaları Nelerdir?

Tarihin her döneminde mutfaklarımızın vazgeçilmezi olmuştur nane. Şifa ve lezzet kaynağı olan nane, ilk olarak Sümerler tarafından yemeklerinin lezzetini artırmak için kullanılmış.

Mısır’da nezlenin en etkili çaresi olarak bilinir. Mezopotamya’da ise tarçın, mersin ağacı, armut, söğüt, köknar ve incir gibi birçok bitki ile karıştırılarak toz halinde kullanılmış. Hititler naneyi  tohumunu ve  diğer kısımlarını ilaç olarak kullanmışlardır. Eski Yunanistan’da yorgunluğu gidermek için banyo suyuna birkaç dal nane yaprağı atılırmış, dallarından ise taç yapılıp güzel koku vermesi için gelinlerin başına takılırmış.

Bir tutamı bin derde deva olan nane, her toprak türünde kolayca yetişebilen bir baharat çeşididir. Ülkemizin her yerinde üretilen nane, fülfül veya yarpuz gibi adlarla da bilinir. Bu mucizevî bitki lezzeti ve kokusunun yanı sıra antiseptik özelliği ile soğuk algınlığında, direnç kazanmada, gaz gidermede ve ishale karşı etkilidir. Sinek ve böcek kovucu özelliği olan nane aynı zamanda balgam söktürmeye de iyi gelir.

İlaç yapımında, sakızlarda, esans ve şurup yapımında, şekerlemelerde, diş macunlarında ve yemeklerde kullanılan vazgeçilmez bir bitkidir. Türkiye ile özdeşlemiş bir bitki olan nanenin, dünya çapında yararlı bilgilerin tüketimi ile ilgili yapılan bir araştırmada Türkiye’de aile başına 350 gr. kuru nane kullanıldığı açıklanmıştır. Bu orana göre ülkemiz nane tüketiminde dünyada ilk sıralardadır.

3510_nane

Nanenin Faydaları

– Hazmı kolaylaştırır, idrar ve gaz söktürür.
Karaciğer yetersizliğini giderir, safra akışını düzenler.
– Mide ağrılarını keser, bağırsak spazmını giderir.
– Astım, bronşit, öksürük, grip ve soğuk algınlığına faydalıdır, nefes almayı kolaylaştırır.
– Sinirleri güçlendirir, heyecan ve korkuyu yatıştırır.
– Kusmayı önler.
– Migren, uykusuzluk, baş dönmeleri, el ayak titremesi, dil tutukluğu felç gibi hastalıklara faydalıdır.
– Kalbi kuvvetlendirerek sinirsel kalp çarpıntılarının önüne geçer.
– Anne sütünü artırır.
– Aybaşı kanamalarının muntazam ve ağrısız olmasını sağlar.
– Bağırsak solucanlarının düşürülmesine yardımcı olur.

* Mide ülseri ve gastriti olanlar fazla kullanmamalıdır.

Yüzyıllardır tansiyon, siyatik, karın ağrısı, kalın bağırsak iltihabı, mide ekşimesi, nefes darlığı, soğuk algınlığı, baş dönmesi, kalp yetersizliği ve karaciğer bozukluğu gibi hastalıklarda ilaç olarak kullanılıyor.

İşte birçok hastalığın tedavisi için nane ile hazırlanan formüllerden bazıları:

Mide Ekşimesi: Bir litre suyun içine bir avuç anason tohumu, bir tutam lavanta çiçeği ve bir avuç nane eklenir ve demlenerek 2-3 gün süreyle sabah akşam birer fincan içilir.

Nefes Darlığı: Birer avuç akdiken, lavanta çiçeği, oğul otu, ökse otu, portakal çiçeği ve nane iki litre suda kaynatılarak demlenir. Günde 2-3 fincan içilir. Ayrıca gün boyu sakız gibi nane çiğnemek de faydalıdır.

Baş Dönmesi: Yarım avuç papatya, birer avuç akdiken, lavanta çiçeği, nane ve adaçayı iki litre su içinde kaynatılır ve günde 1-2 fincan içilir.

Kalp Hastalıkları: Uyarıcı, kan temizleyici ve idrar söktürücü olarak bir tutam nane cezvede demlenir ve içilir.

Karaciğer Hastalıkları: Anason, rezene, fesleğen, nane, biberiye ve maydanoz birer tutam karıştırılarak bir litre suda demlenir ve yemeklerden sonra birer bardak içilir.

Nane-Limon Çayı: En az bir, en fazla iki tatlı kaşığı kurutulmuş ve ufalanmış nane, bir bardak suyla birlikte cezveye konur. Yıkayıp temizlediğiniz limonun en fazla yarısı veya en az çeyreği dilim dilim kesilir ve cezveye konur, kaynamaya başladıktan sonra 1-2 dakika daha kaynatılır. Ve çay süzgecinden geçirilerek bir fincana doldurulur. Şeker veya tatlandırıcı ile sıcak sıcak çay gibi içilir. Afiyet, şifa olsun.

Yazar: Sündüz Uslu

Bitki Alemi kategorisinde yayınlandı. Etiketler: . Leave a Comment »

Sarımsak ve Zeytinyağı ile Mükemmel Saçlar

Saç dökülmesini yavaşlatan (bazı çalışmalara göre yeniden saç çıkmasını sağlayan) sarımsak ve zeytinyağı ile saç bakımı özellikle son yıllarda oldukça popüler hale geldi. Sarımsağın sülfür, vitamin ve selenyum içeriği, zeytinyağının yumuşatıcı etkisiyle birleşerek başta yıpranmış ve dökülen saçlar olmak üzere saç bakımında etkili bir doğal seçenek sunuyor.

Sarımsağın Saça Faydaları

Saç, tırnaklar, sinirler ve cilt için faydalı olan sülfür açısından zengin sarımsak aynı zamanda selenyum ile E vitamininin vücut tarafından daha iyi işlenmesini sağlayarak saç sağlığı üzerinde olumlu etki yaratmaktadır. Yine saç sağlığı açısından önemli olan C, B6, B1 vitaminlerini içeren sarımsak özellikle yıpranmış saçları besler ve kolojen üretimini arttırır.

Sarımsaklı saç bakım ürünlerinin (sarımsak şampuanı, sarımsak tozu, sarımsak yağı…) yeniden saç oluşumunu desteklediği, saçların zayıfladığı bölgelerde tekrar saç çıkmasını sağladığı yönünde bazı bilimsel araştırmalarda bulunmakta. Aynı etkiyi elde etmek için bu ürünler yerine evde sarımsağı döverek saç derinize direk masaj yaparak uygulayabilirsiniz.

Zeytinyağının Saça Faydaları

Saç derisini ve saç tellerini yumuşatıcı etkisi bulunan zeytinyağı özellikle yıpranmış ve kolay kırılan saçların bakımında kullanılmaktadır. Saç şekillendirici ürün ve cihazların kuruttuğu, zayıflattığı saçlar için kullanabileceğiniz en etkili doğal ürünler arasında yer alan zeytinyağı düzenli olarak kullanıldığında saçlara doğal parlaklık verir, hacim kazandırır ve daha saç derisinin daha sağlıklı olmasını sağlar.

Sarımsak ve Zeytinyağı ile Saç Bakımı Nasıl Yapılır?

Sarımsağı yukarıda belirttiğimiz gibi havanda dövüp suyunu çıkardıktan sonra direk olarak saçların zayıfladığı bölgelere sürebilirsiniz. Bunun haricinde aktarlarda hazır olarak bulabileceğiniz sarımsak yağını da kullanabilirsiniz. Sarımsağı saç derisine sürerken parmak uçlarınızla masaj yaparak kan dolaşımını hızlandırmanız etkisini daha da arttıracaktır.

Sarımsağı saçınızda yaklaşık bir saat kadar beklettikten sonra saçlarınızın uzunluğuna göre belirleyeceğiniz miktar zeytinyağını yine saç derinize masaj yaparak sürün. Geniş ağızlı bir tarak yardımıyla zeytinyağını diplerden uçlara doğru yayın. Her tutama eşit miktarda sürdüğünüzden emin olduktan sonra başınıza bir havlu sarın ya da bone takın ve 1-2 saat bekletin.

Zeytinyağını ve saç derisinde kalan sarımsağı normal bir şampuanla yıkayabilir ve nemlendirici kullanabilirsiniz.

Sarımsak ve zeytinyağı ile saç bakımının bilinen bir yan etkisi olmamasına karşın sarımsak alerjiniz varsa bu ciltte kızarıklığa ve kaşıntıya neden olabilir. Sarımsağa karşı alerjiniz olup olmadığını tüm saç derinize uygulamadan önce elinizin üzerinde küçük bir alana sürerek görebilirsiniz.

alıntı

Gerginlik Ve Yorgunluk İçin Karanfil Çayı…

Karanfilin alternatifi yoktur. Onun sahip olduğu bazı özellikleri ve kimyası başka hiçbir bitkiyle veya baharatla mukayese edilemez. Kendinizi yorgun mu hissediyorsunuz? Zihin yorgunluğunuz da mı mevcut? Başınızda veya üzerinizde bir ağırlık mı hissediyorsunuz? Veya gergin misiniz? Bir bardak su kaynatın ve hemen sıcakken üzerine dokuz-on adet karanfil tanelerinden ilave ediniz. Beş-altı dakika bekledikten sonra karanfilleri içerisinden çıkarmadan yudum yudum içiniz. En geç on dakika sonra yorgunluğunuzun gittiğini, vücut direncinizin arttığını gözlemleyebilirsiniz.

Çok daha önemlisi, günün yorgunluğuna bağlı zihin yorgunluğunuzun ortadan kalktığını daha dinamik düşünsel güce sahip olduğunuzu hayretle hissedebileceksiniz.

kaynak: haberci burada
Üzerinizdeki gerginliğin de yavaş yavaş ortadan kalktığını göreceksiniz. Karanfilin bu konudaki etkilerini daha da artırmak istiyorsanız, kendinize bir çay demleyip içerisine 10-12 adet karanfil atınız, birkaç dakika bekledikten sonra çayınızı yudumlayarak keyfini çıkartınız.

İçtikten 5-10 dakika sonra zihin yorgunluğunuzun kaybolduğunu ve daha zinde olduğunu gözlemleyebilirsiniz. Bu amaçla uygulayacağınız karanfilli çayı haftada 3-4 defadan fazla uygulamayınız ve alışkanlık haline getirmeyiniz. Vücut direncinizin azaldığı, zihin yorgunluğu ve strese bağlı yorgunluk hallerinde uygulayınız.

Bitki Alemi kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Gripten Korunmak İçin Bitki Çayları

Grip mevsimi geldi. Bu aylarda, özellikle havanın tam olarak sıcak mı yoksa soğuk mu olduğunu kestiremediğimiz, hangi kıyafeti giyeceğimizi tam olarak bilemediğimiz bu geçiş döneminde hastalıklar da artıyor. Gribin tedavisi mümkün değil, yani bir kez grip olduktan sonra ilaçlarla veya bitkisel yöntemlerle vücuttaki etkilerini bir miktar hafifletebiliyorsunuz ancak hastalık en az 10 gün sürüyor ve bu süreyi 3 güne indiremiyorsunuz. Bu nedenle gribe yakalanmamak için erken tedbir almak en iyisi. Grip aşısı bir çözüm olabilir fakat nedense uzmanlar yıllardır grip aşısı konusunda bir tartışma içindeler. Bazıları mutlaka grip aşısı olun diyor bazıları ise grip aşısının vücuda daha çok zarar verdiğini 60 yaş üzerindekilerle kronik bir hastalığı bulunanlar dışında kalanlara grip aşısını önermiyorlar. Eğer siz de grip aşısı olmayı düşünmüyorsanız gribe yakalanma riskini en aza indirmek için bağışıklık sisteminizi güçlendirmelisiniz.

Bağışıklık Sistemini Güçlendiren Çaylar

Karahindiba Çayı: Ağız içindeki yaralardan bronşite kadar çeşitli sorunların tedavisinde önerilen karahindiba çayı aynı zamanda içerdiği bileşikler sayesinde bağışıklık sistemini güçlendiriyor ve toksinlerin vücuttan daha hızlı atılmasına yardımcı oluyor. Karahindiba çayı etkili bir idrar söktürücü olduğu için düzenli olarak içildiğinde vücudun susuz kalmasına neden olabilir. Bu etkisinden karahindiba çayı içtiğiniz günler daha fazla su tüketerek korunabilirsiniz.

Papatya Çayı: Sinirleri yatıştıran ve uyumayı kolaylaştıran papatya çayında bulunan bazı kimyasal bileşenler (makrofajlar ve B-lenfositler) bakteri ve virüslerle savaşan beyaz kan hücresi sayısının artmasına katkıda bulunuyor. Papatya çayıyla ilgili dikkat edilmesi gerekenler ise gündüz uykunuzu getirebileceği, fazla tüketildiğinde ise mide bulantısına yol açabileceği.

Ginseng Çayı: Çin alternatif tıbbında 5000 yıllık geçmişi olan ginseng çayı bağışıklık sistemini güçlendirerek enfeksiyonlara karşı vücudun direncini artıran çaylar arasında yer alıyor. Günde 2-3 bardak içerseniz ginseng çayının herhangi bir yan etkisi olmaz ama günde 5-6 bardağa çıkarsanız uykusuzluğa ve sinirlilik haline yol açabilir.

Geven Otu Çayı: Yine Çin’e özgü bir çay olan ve Çin geveni olarak bilinen geven otu karaciğeri tahrip eden toksinlerin atılmasını hızlandıran ve bağışıklık sistemini güçlendirerek grip virüsüne karşı vücudun direncini artıran çaylardan biri.


Gripten Korunmak İçin Diğer Öneriler

Sarımsak: Evet kokusu güçlü olabilir ancak sağlığa faydaları da bir o kadar güçlü bir gıda sarımsak. Gribin arttığı kış aylarında yemeklerinizde daha çok sarımsak kullanarak bağışıklık sisteminizi güçlendirebilirsiniz. Sarımsakta bulunan “allicin” adlı madde grip virüsüne karşı en etkili doğal çözümler arasında gösteriliyor.

C Vitamini: Antioksidan vitaminler arasında yer alan C vitamini çeşitli hastalıkların önünü açan serbest radikalleri nötralize ederek koruma sağlıyor. Kış aylarında daha çok kivi, mandalina, portakal, greyfurt ve yeşilbiber yiyerek vücudun ihtiyaç duyduğu C vitaminini tam olarak almasını sağlayabilirsiniz. Unutmayın C vitamini vücut tarafından depolanan bir vitamin değil ve fazlası idrarla birlikte atılıyor. Bu nedenle her gün C vitamini almanız gerekiyor.

Ellerinizi Daha Sık Yıkayın: Grip virüsü en çok virüsü taşıyan bir kişinin öksürmesi veya hapşırmasıyla birlikte havaya saçılan tükürük zerreciklerinden bulaşır. Göz veya ağızla temas eden bu zerrecikler üst solunum yollarına girdiğinde gripten korunmak pek mümkün değil. Virüs taşıyan bu tükürük zerrecikleri otobüste, ofiste, okulda veya bulunduğunuz başka bir yerde çeşitli zeminlerde de bulunabiliyor. Ellerinizi virüs bulunan noktalara değdirip daha sonra farkında olmadan yüzünüze, ağzınıza götürdüğünüzde de virüs vücudunuza girebilir. Bu nedenle elleri sık sık yıkamak ellerde bulunabilecek olası grip virüsünü temizlemek için çok önemli. Su ve sabun bulabileceğiniz bir ortamda değilseniz yanınızda anti bakteriyel el sıvısı taşıyabilirsiniz.

Not: Bitkisel çaylarında aynı ilaçlar gibi bazı yan etkileri olabileceğini unutmayın. Kronik bir hastalığınız varsa ve herhangi bir nedenden ötürü düzenli olarak ilaç kullanmanız gerekiyorsa yukarıdaki çayları içmeye başlamadan önce olası yan etkileri, kullandığınız ilaçlarla etkileşimi hakkında doktorunuzdan bilgi alınız.

Bitki Alemi kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

New York Times, salatalığın akıl almaz faydalarını paylaştı…

Salatalığın bu faydalarını biliyor muydunuz?

New York Times, salatalığın akıl almaz faydalarını paylaştı…

1- Salatalık, günlük ihtiyacınız olan birçok vitamini içerir. Tek bir tanesinde Vitamin B1, Vitamin B2, Vitamin B3, Vitamin B5, Vitamin B6, Folik Asit, Vitamin C, Kalsiyum, Demir, Mağnezyum, Fosfor, Potasyum ve Çinko ihtiva eder.

2- Öğleden sonra yorgunluk mu hissettiniz? Kahveyi, çayı, soğuk içecekleri bir taraf bırakın ve bir salatalık yiyin. Salatalık iyi bir B vitamin ve karbohidrat kaynağıdır ve yediğinizde saatler sürecek yorgunluğunuzu kısa bir sürede ortadan kaldırır

3- Banyo veya duştan sonra aynanızın buğulanmasından şikayetçi misiniz? Bir salatalık dilimini alıp aynayı ovun. Hem buğulanma yok olacak hem de pırıldayan bir aynaya ve nefis bir kokuya sahip olacaksınız.

4- Haşereler bahçenizi veya saksı bitkilerinizi mahvediyor mu? Bahçeniz için bir aluminyum tabağa (ya da aluminyum folyoya) salatalık dilimlerini koyup, ortada bir yere yerleştirin. Saksılarınıza ise birkaç dilimi toprağın üzerine yine aluminyum tabak veya folyo ile yerleştirin. Bütün mevsim haşerelerden kurtulacaksınız. Salatalıkdaki kimyasallar aluminyum ile etkileşerek insanların algılayamadığı ama haşereleri deli eden bir koku yayar ve onların ortadan kaybolmalarına neden olur.

5- Bayanlar, sokağa çıkmadan önce veya denize-havuza girmeden önce bir süreliğine selülitlerinizden kurtulmak ister misiniz? Sorunlu bölgelerinizi birkaç dakika süreyle salatalık dilimleriyle ovun. Salatalıkdaki fitokimyasallar derinizdeki kollajenlerin gerilmesini sağlar, dış tabakayı sıkılaştırarak selülitlerin görüntüsünü azaltır. Aynı şekilde kırışıklıklara da iyi gelir (özellikle de göz civarları için)

6- Baş ağrısından kurtulmak ister misiniz? Yatağa girmeden önce birkaç dilim salatalık yiyin ve ertesi Sabah dipdiri, baş ağrısız kalkın. Salatalık, vücudun kaybetmiş olduğu gerekli besinleri takviye edici yeterli miktarda şeker, B vitaminleri ve elektrolitleri ihtiva ettiği için yediğiniz birkaç dilim sorunlarınızı hemen yok eder.

7- Özellikle diyet yapanlar, açlık dürtünüzü ortadan kaldırmak mı istiyorsunuz? Salatalık yiyin.

8- Evinizde ayakkabı boyanız mı kalmadı? Taze kesilmiş bir salatalık ile ayakkabınızı ovalayın. İçerdiği kimyasallar ayakkabınıza hem harika görünen bir parlaklık verir hem de deriyi su geçirmez hale getirir.

9- Evinizde bir kapı, pencere ya da benzer bir şey gıcırtı mı yapıyor? Bir dilim salatalık alıp gıcırtı yapan yerlere sürtün (tabii sürtünme yapan yerlere, menteşenin dışına değil!) gıcırtı gidecektir.

10- Kendinizi gergin, bitkin mi hissediyorsunuz (özellikle ders çalışan öğrenciler, yeni bebek sahibi olmuş anneler ve diğer herkes) ? Bir tas kaynar suyun içine bir bütün salatalığı ince dilimler halinde keserek koyun. Tası da bulunduğunuz odada uygun bir yere koyun. Salatalıkdaki kimyasallar ve diğer besinler kaynar suyun içine girince tepki gösterirler ve suyun buharı ile birlikte bulunduğunuz odaya yayılarak nefis bir aroma yayarlar. Bu aroma sizlerin tüm gerginliğini alarak sakin kişiliğinize dönmenizi sağlayacaktır. Özellikle öğrenciler bunu denemelidir.

11- Yemek yediniz ve ağzınızdan kötü koku yayıyorsunuz. Bir salatlık dilimini alıp dilinizle damağınıza yerleştirin ve en az 30 saniye öyle tutun. Ağzınızda kötü kokulara neden olan bakterilerin fitokimyasallar sayesinde ölmesi nedeniyle bu sorundan kurtulmuş olacaksınız. (Soğan-sarmısak kokusu konusunda bir bilgi yok. Bunu da siz deneyin ve sonucu görün.)

12- Evyelerinizi, lavabolarınızı çevreye zarar vermeyecek bir şekilde temizlemek ister misiniz? Bir dilim salatalığı alıp temizlemek istediğiniz yeri ovun. Sadece yılların birikimi lekeleri kirleri temizlemekle kalmaz, ayrıca güzel bir parlaklık verir temizlediğiniz yere. Bunun yanında elleriniz de o temizlik malzemelerin verdiği zararlardan kurtulmuş olur.

13- Kalemle yazarken bir hata yaptınız ve hatayı silmek istiyorsunuz. Salatalık kabuğunu alıp yavaş ve nazikçe silmek istediğiniz yazıya sürtün. Boya kalemlerinde ve keçe kalem yazılarında da oldukça yararlı. (Bilirsiniz bazen çocuklarımız duvarlara yazılar yazar, resimler yaparlar.

Kaynak: Sosyal Limon

Bitki Alemi kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »