Zencefili Mutfağınızdan Eksik Etmeyin

Saça parlaklık verir ve güçlendirir

Antiseptik özelliği olan zencefil, saç köklerinizi güçlendirir ve saçlarınızın parlak bir görünüme sahip olmasını sağlar. Aynı zamanda kepek gibi saç derisi sorunlarına da doğal bir çözüm olan zencefil, saç sağlığı açısından çok önemli.
2 yemek kaşığı taze zencefili zeytinyağı ile karıştırın. Ardından saç diplerinize zencefilli karışımı sürün ve 30 dakika beklettikten sonra ılık sıyla durulayın. Bu karışım sayesinde saçlarınız ışıl ışıl parlayacak ve güçlenecek!

Ağrıyı ve iltihaplanmayı azaltır

Zencefil çok güçlü bir antienflamatuvardır ve iltihaplanmayı önler. İlhtihaplanmayı önleyen zencefil, bağışıklık sistemini güçlendirici etkiye de sahiptir. Romatizmal hastalıklarda doğal bir ağrı kesici ve iltihaplanmayı önleyici ilaç olarak kullanılabilen zencefil, kadınların adet öncesi sendromuna da iyi gelir.

Mide bulantısı ve kusmayı önler

Bağışıklık sistemini güçlendiren ve sindirimi kolaylaştıran zencefilin mide bulantısı ve kusmayı da önlediğini biliyor muydunuz? Zencefil, mide öz suyunda bulunan ve midenizin bulanmasına neden olan asidi etkisiz hale getirir. Ayrıca zencefilin içinde bulunan fenroller ve gingeroller mide kaslarını da rahatlatır,sindirimi kolaylaştırır ve diğer mide sorunlarını önler.

Kanseri önler

Zencefilin kanseri önleyici doğal bir ilaç olduğunu biliyor muydunuz? Amerikan Kanser Araştırma Derneği dergisinde yayınlanan bir araştırmaya göre zencefil kolon bölgesindeki iltihabı azaltıyor.
İltihaplanma, kolon kanserine neden olan en önemli sebeplerden biri olarak biliniyor. Zencefil, kolon bölgesindeki iltihaplanmaya ve kanser hücrelerinin büyümesine engel oluyor. Zencefil aynı zamanda yumurtalık kanserine neden olan kanser hücrelerini de yok eder.

Sindirimi kolaylaştırır

Ağrılara iyi geldiğini bildiğimiz zencefilin, ağır bir yemek sonrası mideyi rahatlattığını da biliyor muydunuz? Zencefil, doğal bir karminatiftir (karın ağrısına iyi gelen ilaç) ve karındaki gazı giderir. Ağır bir öğünden sonra mideniz sizi rahatsız ediyorsa bir bardak zencefil çayı içerek rahatlayabilirsiniz.

Soğuk algınlığı ve nezleye iyi gelir

Zencefil, nezle ve soğuk algınlığı gibi hastalıklara neden olan virüsleri yok eder. Antiseptik ve antioksidan özellikleri de bulunan zencefil, enfeksiyonu önler, boğaz ağrısını ve öksrüğü dindirir.
Kış mevsiminde hastalıklara yakalanmamak için zencefilli çay tarifini deneyebilirsiniz. Soğuk algınlığıyla savaşan çay için, 2 küçük parça zencefili bikaç bardak suda kaynatın ve sıcak tüketin. Zencefil çayını sade içebildiğiniz gibi bal ekleyerek ekstra güçlü bir çay haline de getirebilirsiniz.

İŞLENMİŞ VE PAKETLİ GIDALARDAN KAÇINMAMIZI GEREKTİREN 7 NEDEN.


1- Gıdanın işlenmesi esnasında çoğu faydalı besin içeriği, vitaminler ve lifler gıdadan ayrılır
2- Sıklıkla alışkanlık yapıcı etkileri vardır ve sizi aynı gıdayı daha çok tüketmeye yönlendirir.
3- Ucuz yapay şekerler, tuzlar ve koruyucular içerir. Sindirimi yavaşlatır.
4- İçerdiği fosfat ve diğer yapay içerikler böbrek sorunlarına neden olabilir.
5- Pek çoğunun içindeki koruyucu maddeler hormon benzeri etki gösterdiğinden sık kullanımları hormonal sorunlara yol açabilir.
6- Bazı işlenmiş süt ürünleri sağlığa zararlı olabilecek sülfitleri içerir.
7- Gıdanın doğal tat, renk ve kokusunu değiştirir.

kaynak: /izmirromatizmatedavisi Uz. Dr.Tolga Enver Yücetürk

Bitki Alemi kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

NEDEN HASTA OLUYORUZ? YOKSA “BAĞIŞIKLIK FIÇIMIZ” MI DOLDU?

“Neden hasta oldum?”, “neden şimdi?”, “neden bu hastalık?” Doktorların cevabı da sıklıkla tatminkar değildir: “genetik faktörler”, “ bünyen yapıyor”, “Şunu yediğin, bunu içmediğin, az hareket ettiğin, çok üzüldüğün için”. Söylenenlerden genelde tatmin olmayız, sorularımızın çoğu yanıtsız kalır. Özellikle de “Neden şimdi?” sorusu; “madem genetik faktörler önemli, neden şimdi, neden 5-10 yıl önce değil?”

Aslında açıklama basit. “Bağışıklık fıçımız” ağzına kadar dolmuş, taşmaya başlamış ve bu durum kendini hastalık olarak gösteriyor.

“BAĞIŞIKLIK FIÇISI” da ne? Elbette bir benzetme bu. Vücudumuz kendine zarar veren faktörleri temizlemek için bağışıklık sistemini kullanır. Bir çöp kovası gibidir bağışıklık sistemi, ya da çöp öğütme makinesi gibi. Her tür zararlı etken bu fıçıya atılır, orada muhafaza edilir. Zaman zaman bu fıçı, atılım organları ile biraz boşaltılır, yer açılır. Ancak fıçının kapasitesi sonsuz değildir, zamanla ağzına kadar dolar, taşmaya başlar, hele ki hoyrat kullanıyorsak çok daha erken dolar. Fıçıya attıklarımız çok, fıçıyı boşaltma sıklığımız az ise kısa sürede kapasitesi aşılır. Sonuç “ HASTALIK”tır. Hangi hastalığın ortaya çıkacağını, nasıl hastalık bulguları göstereceğimizi belirleyen de genlerimizdir.

Genetik yapımız bizi bazı hastalıklara eğilimli kılabilir. Ancak genetik faktörler bizim asla değiştirilemez kaderimiz değildir. Genler sessizdir, hareketsizdir; bir proje, plan gibi dosyalarda, raflarda saklanır; ta ki onu harekete geçirecek sinyali alana kadar. Hastalık ilişkili bir gene sahip olmamız, bir gün mutlaka hasta olacağımız anlamına gelmez. Hastalık genlerini harekete geçirecek olumsuz faktörler azaltılır ve “bağışıklık fıçısının” limitini aşması önlenirse hastalıkların ortaya çıkması önlenebilir. Hasta olduktan sonra da çözümsüz değiliz. “Bağışıklık fıçısı”nı daha çok taşıracak etkenleri azaltmak ya da fıçıyı boşaltacak yolları harekete geçirmek şansımız her aşamada var.

Fıçıyı dolduran etkenlerin neler olduğunu, fıçıyı nasıl boşaltabileceğimizi bir sonraki paylaşımımda görelim.

Uzman Doktor Tolga Enver Yücetürk

Bitki Alemi kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Migren İçin Şifa Eli Mudrası & Parmak Baskı Noktası

Migreninizi şifalandırmak için uygulayabileceğiniz bir mudra öğreteceğiz. İlk adımda işaret ve orta parmaklarınızın ucu ile baş parmağınıza dokunun. İkinci adım yüzük parmağınızı avuç içinize baskı  yapacak şekilde dokundurun.Son olarak küçük parmağınız ise bükülmeden dışarıda kalsın. Bu mudrayı her iki elinizle aynı anda çalışmalısınız. Bunu altı dakika boyunca günde üç defa yaparken migreninizin ne kadar hızla kaybolacağını göreceksiniz. Bu mudrayı konuşurken, yürürken, televizyon seyrederken, yemek molalarınızda ya da her yerde uygulayabilirsiniz. Yemekten önce veya sonra, diğer bir deyişle dolu yada boş mide yapmanızın hiç bir sakıncası yoktur. İstediğiniz yerde ve zamanda uygulayabilirsiniz.

Mudranın beraberinde zihninizde bir hafiflik hissederek dört ya da beş defa şu olumlamayı tekrar edin;  “Ben dingin, sakinleşmiş hafif bir başa sahibim.

Ancak migreninizin geçmesi için alabileceğiniz desteğin gecikmesi halinde ve ağrının yaklaşıyor olduğunu hissettiğiniz durumlarda başka bir yöntem önereceğiz. Aşağıdaki resimde gördüğünüz şekilde parmaklarınızın ucu ile iki noktaya baskı uygulamalısınız. Bunu heryerde ve dolu ya da boş mide ile yapabilirsiniz. Parmaklarınızın ucu ile yüzük parmağınızın resimde görülen bölümlerine nazikçe bastırın. Bu baskıyı 3-4 dakika kadar uygularken normal ve sakin nefes almaya çalışın.

Bitki Alemi kategorisinde yayınlandı. 1 Comment »

Ne Yiyoruz, Neye Dönüyor?

Bitki Alemi kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

BÖĞÜRTLENİN FAYDALARI…!

Uzmanlar herkese günde bir avuç böğürtlen yemesini tavsiye ediyor. Böğürtleni mevsiminde tüketebileceğiniz gibi yaprağını kurutup kışın çayını içebilirsiniz. Şurubunu ya da marmelatını da yapabilirsiniz. Ayrıca böğürtlen dondurma, pasta, ilaç ve kozmetik de kullanılıyor.

Sıcaktan bunalmış bir vaziyette yürürken karşınıza bir işporta tezgâhında ya da manav reyonunda çıkıyor. Göz alıcı rengi bakar bakmaz ekşi ve ferah tadını hayal ettiriyor. Böğürtlen mevsimindeyiz. Birkaç yıl öncesine kadar az bulunan ve pahalı bir meyve olan böğürtlen şimdilerde hiç olmadığı kadar bol. Dolayısıyla önceki yıllara göre daha ucuz. Çünkü 8 yıldır Tarım Bakanlığı’nın üniversitelerle birlikte yaptığı çalışmalar sayesinde 10 ilde böğürtlen yetiştiriliyor. Tokat, Adana, Samsun, Maraş, Ordu, Erzurum, Erzincan, Malatya, Hatay ve Isparta’da tarlalara böğürtlen dikildi. Bu yıl beklenenden çok hasat elde eden çiftçiler dondurma, pasta, ilaç ve kozmetik sektörlerinin ihtiyacını karşıladıktan sonra ellerinde kalan ürünü piyasaya sürdü.

Kültür böğürtleni olarak adlandırılan tarla böğürtlenleri hem renk hem de büyüklük olarak göz dolduruyor. Daha küçük ve açık renkli olan yaban böğürtlenleri ise tadı ve faydası bakımından daha makbul. Fakat toplanması zor ve üretimi az olduğu için kültür böğürtlenine razı olmak gerekiyor. Çünkü böğürtlenin başta kanser olmak üzere birçok hastalığa iyi geldiğini öğrenince bu meyveyi sofralarınızdan eksik etmeyeceksiniz.

Kanser savaşçısı böğürtlen

Böğürtlenin içinde bulunan ellagik asit, antikansorojen madde olarak biliniyor. Onkolog Prof. Dr. Erkan Topuz, Amerika’da hayvanlar üzerinde yapılan deneylerde böğürtlenin kanser ve tümör hücrelerinin gelişimini engellediğinin, hatta küçülttüğünün ntespit edildiğini söylüyor.

Ellagik asit, böğürtlenin yanı sıra, çilek, üzüm ve ahudududa da bulunuyor. Topuz, günde bir avuç böğürtlen yenilmesini tavsiye ediyor. Böğürtlen yaz ortası ve sonbahar başında hasadı yapılan bir meyve. Yılın diğer zamanlarında ise şurubu veya marmelatı tüketilebilir. Böğürtlenin bir özelliği de dondurucuya konulabilen bir meyve olması. Dondurucuda özelliğini ve lezzetini kaybetmiyor, uzun süre kalabiliyor. Dolayısıyla da kışın ortasında taze böğürtlen tüketebilirsiniz. Böğürtlenin sadece meyvesi değil yaprağı ve kökü de kansere karşı etkili. Böğürtlen yaprağını kurutup kışın çayını içebilirsiniz.

Onkoloji profesöründen böğürtlen şurubu tarifi

Böğürtlenin faydasını göstermesi için yılda birkaç defa yemenin etkili olmayacağını söyleyen Topuz, sürekli tüketilmesini öneriyor. ve kadınlara böğürtlen şurubu tarifi veriyor: Böğürtleni bol olduğu zamanlarda alıp ezerek bir süre kaynatın. Pekmez haline gelmeden sıvı olarak şişeleyin. Kesinlikle şeker katmayın ve bu şuruptan günde üç çorba kaşığı tüketin. Yine böğürtlenli pasta ve dondurmaları bolca tüketebilirsiniz.

Anadolu çiftçisinin meyve yetiştiriciliği konusundaki danışmanı Prof. Dr. Resul Gerçikçioğlu, Türk çiftçisinin böğürtleni nihayet keşfettiğini söylüyor. Hem faydası hem de çok sayıda sektörde kullanılıyor olması böğürtlen üretimini her yıl artırıyor. Birçok bölgede yaban böğürtleni yetiştiği için bugüne kadar tarımını yapmak çiftçilerin aklına gelmiyordu. Bakanlığın ve akademisyenlerin desteğiyle çiftçiler buğday ve karpuz tarlalarına böğürtlen dikti. Kazançlarından da çok memnunlar. Gerçekçioğlu, üretimin iyi gittiği ve böğürtleni daha çok tüketeceğimiz müjdesini veriyor.

Böğürtlenin faydaları saymakla bitmiyor

İçeriğinde bulunan ellagik asit antikanserojen madde olarak biliniyor. Bu madde kanser hücrelerinin ve tümörün büyümesini engelliyor. Göğüs ve rahim tümörünün büyümesini engellediği Amerika’da Kuzey Carolina’daki Clemson Üniversitesi’nde yapılan araştırmalarda tespit edilmiş.

Böğürtlen nelere iyi geliyor?

Hafızaya iyi geliyor.

Yaprağından yapılan çay, ağız yaralarını iyileştiriyor.

Kanı temizliyor.

Cildi güzelleştiriyor. Bu sebeple kozmetikte de çok kullanılıyor.

Böğürtlen suyu kan şekerini dengeliyor.

Bol vitamin içeriyor. Özellikle içeriğindeki B grubu vitaminler çocukların gelişimini olumlu yönde etkiliyor.

alıntı

Bitki Alemi kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Balın Faydaları

Soğuk algınlığı ve gribin kol gezdiği bu günlerde, hastalıklardan korunabilmek için vücut direncinin üst seviyede tutulması çok önemlidir. Ancak bu konuda çok bilinçli olmak gerekiyor. Vücudun direncini artıracak besinlere öncelik verilmelidir. Vücut direncini artıracak gıda maddelerinin başında ise bal geliyor. Beslenme uzmanları balın bu konudaki önemini şu basit cümleyle özetliyorlar: Bal ye, hastalığı unut…
Bilindiği gibi; Çin, Japonya ve Amerika’da “Apiterapi” adı verilen bal arısı ürünlerinin tıbbi alanda kullanılması konusunda önemli çalışmalar yapılıyor. Hacettepe Üniversitesi Uygulamalı Biyoloji Bölümü Ana Bilim Dalı Araştırma görevlileri de bu çalışmalara benzer bir araştırmayı, Türkiye çapında başlattı. Bu amaçla yurdun çeşitli bölgelerinde arı üreticilerinin çalışmalarını yakından takip eden ve doğal arı ürünlerini laboratuvarlarda inceleyen araştırma görevlileri, balın hastalıkları tedavisi konusunda şaşırtıcı sonuçlar elde etti. Bunları sizlerle paylaşmak istiyoruz:

Balın Faydaları Balın Faydaları saymakla bitmez
Arı balı, içerdiği C vitamini, E vitamini, karetenoidler, flavanoidler ve fenolikler sebebiyle insan organizmasına antioksidant kaynak oluşturarak bağışıklık sistemini güçlendiriyor ve vücudun hastalıklara karşı direncini artırıyor. Bazı ballar, gastrit ülsere sebep olan “helicobacter pylori” bakterisini etkisiz hale getiriyor. Yanık tedavisinde enfeksiyonları azaltarak tedaviyi hızlandırıyor.

Arı sütünün faydaları

Arı sütü ise tam bir gençlik aşısı gibi. Enfeksiyon ve hastalıklara karşı bağışıklık sistemini güçlendiriyor. Arı sütü ile hazırlanmış tonik; canlandırıcı, fiziksel performansı artırıcı, öğrenme kapasitesini geliştirici özelliklere sahip. Ayrıca insanların kendine güven duygusunu artırıyor. Yüksek kan basıncı, anemi, arterioskleroz, kolesterol seviyelerini düzenliyor, doğal antibiyotik olarak deri ve sindirim enfeksiyonlarına sebep olan bakterilerin gelişimini durduruyor. Dışarıdan uygulanması halinde dokuları canlandırıcı, derideki kırışıklıkları önleyici özelliği bulunuyor.

Polen vücudu gençleştiriyor
Arı poleni, vücudumuzu gençleştiriyor. Organları ve bezleri uyararak yaşama direncini artırıyor, yaşlanma sürecini yavaşlatıyor. Radyasyon ve kimyasal kirleticilere karşı immün (bağışıklık) sistemimizi güçlendiriyor. Saman nezlesi hastaların yüzde 73’üne ağız yoluyla arı poleni verildiği zaman ortalama yüzde 75’lik bir iyileşme gösterdiği ortaya çıktı. Astımlı hastaların yüzde 78’i de ağız yoluyla arı poleni aldıkları zaman yine yüzde 75’lik bir iyileşme gösterdikleri anlaşıldı.

Kovandaki sır
Arılar tarafından üretilen ve kovanların iç yüzeyini ince bir tabaka şeklinde kaplayan “propolisin” adlı maddenin de harika bir şifa maddesi olduğunu hiç düşündünüz mü? Evet, bu maddeden hücrelerin bakterilere karşı güçlendirilmesi amacıyla faydalanılıyor. Antibiyotik özelliği bulunan propolis, yurt dışında kozmetik sanayiinde de kullanılıyor. Ayrıca akne tedavisinde ve yüz maskesi yapımında faydalanılıyor. Egzama tedavisinde propolis kremleri ve tabletleri yapıldığı belirtiliyor.

Balla gelen güzellik
Sağlık açısından önemi büyük olan balın, saç ve cilt sağlığınız için de son derece önemli olduğunu hepimiz biliyoruz. Balı hem saçlarınızın canlı ve parlak görünmesi, hem de cildinize uygulayacabileceğiniz bir tonik olarak kullanabilirsiniz, üstelik çok daha ucuza… İşte size bal ile hazırlayacağınız cilt ve yüz tonikleri..
* Yüz için temizlik toniği: 1 yemek kaşığı balı, 1 avuç ince çekilmiş badem ve yarım çay kaşığı limon suyuyla karıştırın. Oluşturduğunuz bu karışımı yüzünüze sürüp bir süre masaj yapın. Cildiniz karışımı iyice emince yüzünüzü yıkayın.
* Sıkılaştırıcı yüz maskesi: 1 yemek kaşığı bal ile 1 yumurtanın beyazını ve 1 çay kaşığı gliserini iyice çırpın. Bu karışımı yüzünüze ve boynunuza sürdükten sonra 10 dakika bekleyin ve ardından ılık suyla temizleyin.
* Ballı saç kremi: Yarım fincan balı çeyrek fincan saf zeytinyağı ile karıştırın. Normal kurulukta olan saçlara sadece 1 yemek kaşığı yağ katılması yeterli olacaktır. Karışımı saçlarınıza sürdükten sonra başınıza bir bone takıp yaklaşık olarak 30 dakika bekleyin ve daha sonra şampuanla yıkayın.
* Yüz toniği: 1 yemek kaşığı bal ile kabuklarını soyduğunuz ve iyice ezdiğiniz bir elmayı karıştırın. Oluşturduğunuz karışımı yüzünüze sürüp 15 dakika bekleyin ve ardından ılık suyla yıkayın.
* Saçlarınız daha parlak: 1 çay kaşığı balı, 4 bardak sıcak suda eritin. Saçlarınızı şampuanla yıkadıktan sonra hazırlamış olduğunuz suyu saçlarınızın dibine değdirmeden uçlarına doğru sürün. Daha sonra saçlarınızı durulamadan kurutun.

Balın Faydaları Zehiri bile şifa
Arı zehiri ise artrit ve diğer iskelet sistemindeki iltihapların tedavisinde kullanılıyor. Basit bir tendon hastalığının tedavisi için birkaç arı sokmasının yeterli olacağı bildiriliyor. Arının zehiri, akut ve kronik yaralarda ve yara izi oluşmuş dokuların yenilenmesinde de kullanılıyor. Multiple Sclerosis (MS) hastalığının tedavisinde bile arı zehirinden yararlanıldığı belirtiliyor. Artrit gibi ciddi kronik problemlerde 1-3 ay, 2-3 kez ve bir seferde çok sayıda sokma yapıldığı ifade ediliyor, Multiple Sclerosis’te ise arı zehiri kullanımının 6 ay, haftada 2-3 kez yapılması öneriliyor. Ancak, arı zehiri ile hastalık tedavisinin diğer bütün tedavilerde olduğu gibi mutlaka uzman gözetiminde yapılması gerektiğini hatırlatmaya bilmem gerek var mı?

Bal hakkında bilmediğiniz birkaç şey

Şeker gibi bir tatlandırıcı olmasına rağmen bal vitamin ve mineral tuzlar yönünden çok daha zengin bir besin. Kısaca şekerden çok daha yararlı. Aşağıda bal hakkında bilmek isteyebileceğiniz birkaç sorunun cevabını bulacaksınız.

Bal şeker ve su karışımı olduğu için beyaz şekerden pek farklı bir besin değildir.

YANLIŞ Mutfakta kullandığınız şeker sadece sakkarozdan oluşuyor, dolayısıyla içinde vitamin, mineral tuz ve vücuda yararlı diğer maddelerden bulundurmuyor. Balın ise yüzde sekseni meyve şekeri ve glikoz, geri kalanı da su içinde erimiş bir biçimde organik asit, mineral tuzlar, enzimler ve hormonlardan oluşuyor. Uzman doktorlar balı doğal yollardan tedavi yöntemi olarak da öneriyorlar. Balı, solunum yolları, böbrek sistemi ve karaciğer hastalıkları tedavisinde kullanıyorlar.

Bal diyabet hastaları tarafından da kullanılabilir.

DOĞRU Çoğunluğu meyve şekeri ve glikozdan oluşan bal, şekere nazaran vücut tarafından çok daha kolay sindiriliyor. Az miktarda kullanıldığında daha da yararlı olabiliyor.

Bal şişmanlatıyor.

YANLIŞ Her 100 gram bal sadece 290-300 kalori içeriyor. Buna karşın şeker 390 kalori içeriyor. Üstelik bal şekerden daha çok tad veriyor.

İyi bir bal her zaman akıcı ve açık renkli olmalı.

YANLIŞ Renk ve yoğunluk balın yapıldığı çiçek türleri ile yakından bağlantılı. Balın kristalize olması da içindeki glikoz ve meyve şekerinin miktarına bağlı olarak değişiyor. Genel olarak yoğun bir görünüm kalitenin de bir garantisi.

Balınıza iyi bakın

Kavanozu daha önce olduğu yere koydunuz. Epeydir de orada bu kavanoz… Ve uygun şartlarda saklanırsa 100 yıl da hiçbir şey olmayabilir. Peki, uygun şartlar neler? Öncelikle bal ışığa duyarlı olduğundan, saklama kabının ışığı geçirmemesi gerekiyor. Balın suyla temas etmemesi ve ağzının sıkı sıkı kapalı olması da şart. Çünkü balın içinde bulunan maddeler havadaki nemi ve kokuyu emer. Ağzı açık kalan kavanozdaki balın üzerinde bir süre sonra köpürmeler başlar. Balda zamanla meydana gelen bir başka değişiklik de şekerlenmedir. Peki ama şekerlenmenin asıl açıklaması nedir? Şekerlenme, balın içindeki glikozun kristalleşmesidir. Sandığımızın aksine şekerlenen bal yenebilir. Şekerlenmeyi gidermek için, balı kavanoz içinde olmak şartıyla, 50 derece sıcaklıktaki suda üç saat bekletmek yeterlidir. Ama çok sıcak su da balın besin değerinin kaybolmasına yol açar. Eğer doğru sıcaklığı yakalar ve süreyi doğru ayarlarsanız, şekerlenme yok olur. Şekerlenme gerçek bala da kanıttır.

Bal tedavisi

Balın doğal bir antibiyotik olduğu biliniyor. Küçük yaraların üzerine biraz bal sürüp flasterle kapatırsanız yaranın kısa sürede iyileştiğini görürsünüz. Bal özellikle çocukların yaraları için kullanılabilir

Balın Faydaları

* Kanı çoğaltır.
* İdrar söktürücü özelliği vardır.
* Vücudun güçlenmesinde etkilidir. Zinde kalmasını sağlar.
* Vücutta bulunan zehirli maddelerin dışarı atılmasını sağlar.
* Midede ve bağırsakta bulunan gazların atılmasını sağlar. Mideye rahatlık sağlar.
* Balgamı kurutarak öksürüğün kesilmesini sağlar. Özellikle ballı sütün öksürüğü kesmede ve rahat bir uyku sağlamada etkisi olduğu bilinmektedir.
* Bal sayesinde böbrek kumlarının dökülmesini sağlayabilirsiniz.
* Vücuttaki rutubetin yok edilmesinde etkilidir.
* Damarların genişlemesini sağlar.
* Kalbi güçlendirir.
* Kalp çarpıntıları için çok önemli bir ilaç niteliği taşır. Çok faydalıdır.
* Hazım için çok etkilidir.
* Bal ayrıca göz ağrılarına oldukça iyi gelmektedir. (Ellerinizi temizleyerek göz kapağına bal sürerseniz ağrıları aldığını göreceksiniz.)
* Kansızlığa karşı iyi gelmektedir.
* Kemik rahatsızlıkları için bal yemek faydalıdır.
* Boğaz veya ağız ağrınız var ise balı yavaş yavaş emerek yemeniz ağrılarınızın hafiflemesine veya geçmesine yaramaktadır.
* Bademciklere de iyi gelen bal ile gargara yaparsanız etkisini göreceksiniz.
* Bağırsak yaralarına karşı etkilidir.
* Diş etlerinin kuvvetlenmesinde faydalıdır.
* Mide ve ciğerde zamanla oluşan atık maddelerin vücuttan atılması konusunda oldukça etkilidir.
balin-faydalari
* Siroz hastalarına bol miktarda bal yemeleri tavsiye edilmektedir.
* Normal felç ve yüz felci engellemede bal etkilidir.
* İdrar söktürücüdür ve idrar yapmada zorlananlar için tavsiye edilmektedir.
* Bal sayesinde midede bulunan gazların atılması sağlanır.
* Cinsel gücü arttırıcı (afrodizyak etkili) özelliği vardır.
* Grip ve soğuk algınlığında tedavi amaçlı kullanılmaktadır.
* Balı sulandırılmış olarak içerseniz eğer vücudun yumuşamasını sağlamaktadır ve mesane iltihabını temizlemede etkilidir.
* Bal, çocukların gelişiminde faydalıdır.
* Zehirlenmelere karşı iyi geldiği bilinmektedir.
* Damar sertliklerinin giderilmesinde etkilidir.
* Bağırsakların temizlenmesi ve lekelerin giderilmesinde etkilidir.
* Zekanın gelişiminde ve artmasında faydalıdır.
* Pis kanı temizlemektedir. Vücuttaki kanın akışını düzenlemektedir.
* Uykusuzluk sorunlarında (sinirsel uyku bozukluğunda) bal yemesi şiddetle tavsiye edilmektedir.
* Karın ağrılarının giderilmesinde etkilidir.
* Yatağına işeyen çocuklarda bu durumun giderilmesi için bal tavsiye edilmektedir.

Balın Diğer Faydaları;

* Balın faydalarından: Sırt ağrılarınız var ise ya da cinsel gücünüzü arttırmak istiyorsanız balı çörek otu yağı ile karıştırıp içmeniz yeterlidir.
* Mantardan zehirlendiyseniz eğer kimyon suyu ile balı karıştırıp içmeniz önerilir.
* Yaralarınızın ve çıbanlarınızın iyileşmesi için buğday unu ve balı karıştırıp merhem elde ederseniz ve bunu yaralarınıza sürerseniz doğal tedavi sağlamış olursunuz.
* Soğuk su ile balı karıştırırsanız ishali geçirir.
* Ağız kokunuzu gidermek için bal ile gargara yapabilirsiniz.
* Sırt ve göğüs ağrınız var ise bal sürülüp karabiber de serperseniz ağrıları hemen kesmektedir.
* Süt ile sulandırıp balı içerseniz eğer bağırdaktaki parazitleri yok eder ve rahat bir uyku sağlar. Aynı zamanda ballı süt, öksürüğe de iyi gelmektedir.
* Boğaz ve bademcik ağrınız var ise ada çayına biraz bal ve sirke koyarak gargara yaparsanız bu ağrılarınızın sona erdiğini göreceksiniz. Balın faydaları ile ilgili bilgileri sizlere sunduk yorumlarınızı bekliyoruz.

alıntı

Bitki Alemi kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

İncirin faydaları saymakla bitmiyor

İncirin faydaları saymakla bitmiyor. İçerdiği yüksek orandaki kalsiyum ve fosforla kemik ve dişlerin oluşumu ile Sağlıklarını garantiler.
İncirin faydaları arasında taze ve özellikle kuru incirin yenilmesiyle insan bedeninin hücreleri yenilenir.

– İncir, içerdiği yüksek oranlardaki Protein, vitamin ve minerallerle hücrelerin yenilenmesini sağlayan bir besindir.
100 gram kuru incir yenilirse bedenin günlük gereksinimlerinden kalsiyumun yüzde 17’si, demir ve Magnezyumun yüzde 30’u, fosforun yüzde 20’si, B1 vitamininin yüzde 5’i ve B2 vitamininin yüzde 4’ü alınmış olur.
– İncir, içerdiği yüksek orandaki liflerle bedene giren kolesterolün kana karışmadan atılmasını sağlar.
– Sindirimi kolaylaştıran incirin, bedeni bakterilere karşı koruyan etkileri de vardır.
– İncir içerdiği yüksek orandaki kalsiyum ve fosforla kemik ve dişlerin oluşumu ile sağlıklarını garantiler. İncirin içerdiği kalsiyum, diğer besinlerdekine göre daha kolay sindirilir. Süt içemeyen kişilerin incir yemeleri öğütlenir.
– İncir, içerdiği ‘benzaldehit’ adlı Maddeyle kanserli hücrelerin büyümesini önler, kansere karşı etkili olur.
– Kuru incirden hazırlanan infüzyon, özellikle çocuklarda korkusuzca kullanılabilen etkili bir müshildir. Bunun için iki-üç kuru incir doğranır. Üzerine kaynar Su dökülerek 10-15 Dakika demlendirilip bir infüzyon hazırlanır. Bu infüzyondan Günde 2-3 bardak içilir.
– Körpe incir yapraklarının sütü siğile karşı etkilidir. Bu etkiyi sağlamak için körpe incir yaprağından sızan süt siğile sürülür.
– Körpe incir yapraklarının ezilmesiyle hazırlanan yara lapası, çıbanların olgunlaştırılması ve baş verip delinmesinde etkili olur.
– Kurutulmuş incir yapraklarıyla hazırlanan dekoksiyon, Hemoroit (basur) ve çıbanlara karşı etkilidir.

Körpe incir yaprakları, havadar ve güneş görmeyen bir yerde kurutulur. Bu yapraklar parçalanır. 2-3 tatlı kaşığı kurumuş yaprak bir bardak Suda 30 dakika kadar kaynatılır. Böylece hazırlanan dekoksiyonla ıslatılan bez basur memesine sürülür ya da çıbanlara sarılır. Hemoroite karşı bu dekoksiyondan günde 2-3 bardak içilir.
Kuru incir faydaları arasında, içerdiği yüksek orandaki protein, vitamin ve minerallerle hücrelerin yenilenmesini sağlıyor.
Kuru incir içerdiği ‘benzaldehit’ maddesiyle kanserli hücrelerin büyümesini önlüyor. Magnezyumun yüzde 30’unu, fosforun yüzde 20’sini, B1 vitamininin yüzde 5’ini ve B2 vitaminin yüzde 4’ünü içeren kuru incir, bağırsakların düzenli çalışmasını sağlıyor.
İncirin faydası sadece bağırsakları çalıştırması değil. İncir yüzü de güzelleştiriyor.
Aralıklarla incir tüketilmesi gerekiyor. Çünkü aşırı yenildiği zaman şişmanlığa sebebiyet verebilir. Günlük bir iki tane yenilmesi faydalı olur.
İncirin bir diğer faydasıda bademle yenildiğinde insanın sinir sistemini yatıştırır.

alıntı

MUZ MUCİZESİ

Bir parça muz kabuğunun iç tarafı ile 2 dakika dişlerinizi ve etrafını ovun, kabuğun içindeki potasyum, magnezyum ve manganez gibi mineralleri diş içine emer ve onları beyazlatır..

İçermekte olduğu küçük çekirdekler nedeniyle “berry” (dutumsu meyveler) sınıfından olan muzun, zehirli sarmaşık ve böcek ısırıkları yaralarını söndürmekten tutun siğilleri iyileştirmeye kadar pek çok faydasının olduğu aklınıza gelir miydi?

kadingozu muz1 300×300 Aklınıza gelir miydi?Bu tür ufak tefek cilt sorunları dışında ayrıca günde 3 adet muz tüketmenin inme riskini %21 azalttığını biliyor muydunuz? 2011’de Amerikan Kardiyoloji Dergisi’nde yayınlanan bir makaleye göre bu sayede yılda 1.155.000 inmeye bağlı ölüm engellenebilmektedir. Muzun içeriğindeki mucize madde olan potasyum, kan basıncını azaltarak inme riskini azaltmaktadır.

Ayrıca Meniere Hastalığı adı verilen kulak kaynaklı bir baş dönmesi hastalığında da özellikle atak dönemlerinde muz tüketilmesi, atak şiddetini ve süresini azaltmaktadır.

Muzu ister yiyin, ister kabuklarını ya da meyvesini cildinize sürün, muzdan vazgeçmeyin. Aşağıda muzun kullanıldığı 10 tane basit tedavi yöntemi göreceksiniz.

1. Muz kabuğu ve meyvesi doğal antibiyotik etkilidir. Geceleri yatmadan önce yüzünüzü temizledikten sonra sivilcelerin üzerine muz kabuğunu sürtüp sabah kalkıp yıkadığınızda farkı göreceksiniz.

2. Zehirli sarmaşığa mı sürtündünüz? Ya da sivrisinek mi ısırdı? Hemen bir muz alın, meyvesini yiyin, kabuğunu ısırılan yere sürün, kaşıntınızı ve kızarıklığı hemen aldığını göreceksiniz. Hatta bunu zehirli sarmaşık yarasına günde 2-3 kez sürmeniz daha etkili olacaktır.

3. Dr. Mehmet Öz’den size pratik bir çözüm: Derinize saplanan kıymığı çıkarmak için boşuna iğne-cımbız aramayın. Hafif kararmış muz kabuğundan ufak bir parçayı kıymık batan yere, meyveye temas eden kısmı deriye temas eder şekilde gece boyunca bantlarsanız , ertesi gün uyandığınızda muzun içeriğindeki enzimlerin deriyi hafif soyarak kıymığı deri yüzeyine taşıdığını görebilirsiniz.

4. Kıymıktaki gibi birkaç hafta boyunca her gün siğil alanının üzerine aynı şekilde bir uygulama yaparsanız, siğillerde de oldukça etkili olmaktadır.

5. sabahları mideniz kötü kalktınız, hemen 1 bardak ballı muzlu milkshake hazırlayın kendinize veya zencefil-çilek-muzu yoğurtla birlikte blenderdan geçirip yiyebilirsiniz.

6. Amerikan Kadın Doğum Uzmanları Derneği, sabah bulantısı olan hamile kadınlara BRAT diyeti önermektedir. (BRAT=Banana, rice, applesauce, toast yani muz, pirinç, elma püresi ve kızarmış ekmek)

7. Büyük boy bir muzun 105 cal gibi düşük bir kalori değeri olması, özellikle Japonya’da ünlenen “Sabahları Muz Diyeti” fikrini ortaya çıkarmıştır. Muzun içeriğindeki potasyum vücuttaki ödemi azaltmakta ve bu sayede kilo kaybı sağlamaktadır. Ayrıca bol lifli olduğu için kişiyi uzun süre tok tutar, glisemik indeksi düşük olduğu için de kanda ani şeker yükselmesine yol açmaz.

8. Kuru cilt ve kırışıklıklarda muz maskesi oldukça etkili doğal bir nemlendiricidir. Olgun bir muzu ezip 1 adet yumurta sarısı ve 1 yemek kaşığı krema ile karıştırdıktan sonra yüzünüze sürüp 15 dakika bekleyiniz. Sonrasında ılık su ile yıkayınız. Ayrıca bu formül sertleşmiş, kuru ellerin yumuşatılmasında da yardımcıdır.

9. Spor veya uzun süreli yürüyüş öncesinde kişiye hızlı enerji sağlayan bir meyvedir muz. Hatta spor sonrası da kişiyi rahatlatır.

10. “Soyulabilir uyku hapı” terimini hak eden muz, triptofan maddesinden zengindir ve Duke North Carolina’daki Durham Diyet ve Fitness Merkezi’nden beslenme uzmanı Elisabetta Politi’ye göre triptofan beyindeki ve kandaki serotonin miktarını arttırarak kişinin rahatlamasını sağlamaktadır. Belki de muzun sarı parlak bir bakış açısından gülümseyen şekli de bu yüzdendir!!!

Bitki Alemi kategorisinde yayınlandı. Etiketler: . Leave a Comment »

Atardamarları Arındıran Meyve, Nar

Nar pek çok vitamin barındıran, güçlü antioksidan özellikli, sağlığınız için çok yararlı bir meyvedir.

Meyvenin farklı bölümleri kalp krizi riskini azaltmak, kalbe olan kan akışını arttırmak, ana atardamarlardaki yağ birikimini temizlemek gibi çeşitli hastalıklar için kullanılır.

Yapılan çeşitli çalışmalar, narın en çok özelliğe sahip meyvelerden birisi olduğunu göstermektedir. Yüksek oranda C vitamini, B5 vitamini (pantotenik asit), doğal fenol, potasyum, A vitamini, E vitamini ve folik asit içermektedir. Ek olarak yüksek miktarda, serbest radikallerle savaşıp hücre yaşlanmasını yavaşlatan antioksidanlar içerir.

Narın çekirdekleri, çiçekleri, kabuğunun yanı sıra içerdiği özelliklere daha kolay ulaşmanızı sağlayan suyunu da tüketmeniz önerilir.

nar2

Nar ve Atardamarlar
Nar, kalp krizi nedenli ölümlerin ana sebebi olan, arterioskleroz olarak da bilinen, kalp damarlarında yağ birikimi durumunu önleyebilir hatta tersine bile çevirebilir.

Hipertansiyon, oksidatif stres ve özellikle de kolesterol, arterioskleroza neden olabilir ve nar doğrudan bu üç sorunla mücadele eder.

Nar suyunun, çalışmaya katılan hastalarda arteriosklerozu %25 azalttığı gözlenmiştir.

nar3

Peki ya Başka Ne Özellikleri Var?
Katarakt oluşumunu azaltır
Diyabete iyi gelir
Ateş düşürücü özellikleri vardır
Kemikleri ve kasları güçlendirir
Stresi azaltır
Kötü kolesterol seviyelerini düşürmeye yardımcı olur
Atardamar basıncını hafifletir
Başta prostat kanseri olmak üzere kanser riskini azaltır
Karın bölgesinde yağ birikimini önler
Kıkırdak doku bozulmasını önlemeye yardımcı olur
Nar meyvesinin ve ağacının kabuğu demlendiğinde, astrenjan özelliği sayesinde ishali önlemeye yardımcı olur (kabızlık şikayeti olan kişiler çok nar suyu içmemelidir)
Bağırsak parazitlerini yok eder
Diş plağını yok eder ve antibakteriyel özellikleri vardır. Hindistanda, meyvenin içindeki acı beyaz kabuğu doğal diş macunu yapımında kullanılır
Bölgesel olarak uygulandığında cildi UV ışınlarından korur.
Peki Narı Nasıl Kullanmalıyız?
Tercihen yemeklerden önce normal şekilde yiyebilirsiniz. Ama pek çok insan tanelerini çıkartmak zor olduğu için nar yemiyorlar. Narı ortadan ikiye kesip arkasından vurarak tanelerini daha rahat çıkartabilirsiniz. Veya tanelere daha rahat erişmek için narı dörde bölebilirsiniz.

alıntı

Bitki Alemi kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Yoğurt alırken bu rakamlara dikkat !

Yoğurt satın alırken sadece son kullanım tarihlerine bakıyorsanız, size bir uyarımız var
Yoğurt kapları tehlike mi saçıyor ? Aldığınız yoğurtların plastik kaplarındaki rakamlar size mesaj veriyor.

Yoğurt kabınızın altında 5 rakamı varsa içiniz rahat olsun ama hiçbir rakam yoksa sağlığınız tehlikede !

Marketlerden aldıkları yoğurtların plastik kaplarının altındaki işaretlerde rakam yazmadığının farkına varan tüketiciler sikayetvar.com’a gönderdikleri şikayetlerle bu rakamların önemine dikkat çektiler.

Gelen şikayetler üzerine uzmanlar da “Plastik kapta bulunan yoğurtları almadan önce ilk işiniz altında bulunan numarayı kontrol etmek olmalı. Üçgen işareti içindeki rakamlar size sağlığınız hakkında mesaj veriyor. ‘5’ rakamı şişe kapakları, içecek kamışları, biberon, yoğurt kaplarında kullanılır ve zararsızdır” diyerek hem firmaları hem de tüketicileri uyardı.

SADECE SON KULLANMA TARİHİNE BAKIYORSANIZ DİKKAT!

Tüketiciler şikayetlerini “Bir sağlık uzmanının uyarısı üzerine aldığım yoğurtun kabının altındaki işaretleri inceledim. Hepsinin bir anlamı varmış. Kabın altına veya yanına baktınız zaman bir üçgen göreceksiniz. Üç oktan oluşan bir üçgen. Bu geri dönüşüm işaretidir. O üçgenin içinde bir sayı yazar. Benim yoğurt kabımda üçgen içinde rakam yoktu. Eğer ürünün altında hiçbir rakam yoksa aman dikkat almamaya dikkat ederim ama bugün aceleyle aldığım bir yoğurtta bu işaret yoktu. Sağlıklı plastik olması açısından bu işaretin içinde 5 rakamı yazmalıymış. Mesajımı okuduğunuzda, tercihiniz olan markanın kabının altına bir bakmanızı öneririm.” şeklinde dile getirerek uyardılar.

NELERE DİKKAT ETMELİ?

“Plastik türünün sağlığa zararlı olup olmadığını anlamak için numarasına bakın” diyen Şikayetvar Yöneticisi Dr. Ömer Deveci, nelere dikkat edilmesi gerektiği hakkında şu uyarılarda bulundu:

“Tüketicilerin ve uzmanların plastik ürünlerin gıdada kullanımı hakkında verdikleri bilgiler gerçekten çok çarpıcı. Plastikler türlerine göre 1’den başlayarak 7’ye kadar numaralandırılıyor. Özellikle Herhangi bir plastik ürün ile sunulan gıdayı alırken ilk işiniz altında bulunan numarayı kontrol etmek olmalı. Bağımsız ya da etrafında oklar olan bir üçgen içinde bu numarayı göreceksiniz. Eğer numara varsa kolay ama yoksa aman dikkat. Yoğurt kaplarında üçgen içinde 5 rakamı vardır. 5 rakamı poliproplendir ve zararsızdır. 5 rakamı şişe kapakları, içecek kamışları, biberon, yoğurt kaplarında vardır. Zararsızdır. 3, 6 ve 7 no’lu plastiklerden uzak durulmalı. Bunlar zararlıdır. Yoğurt alırken kullandığı plastiğe göre tercihinizi yapın.”

Nasıl anlıyoruz?

Kabın altına veya yanına baktınız zaman bir üçgen göreceksiniz. Üç oktan oluşan
bir üçgen. Bu geri dönüşüm işaretidir. O üçgenin içinde bir sayı yazar. Benim yoğurt kabımda üçgen içinde 5 rakamı vardı. 5 numara “polipropilen”dir, altında da zaten “PP” yazar.

DİKKAT! 3, 6 ve 7 yazanları almayın, “5” yazmalı…

Plastikte kanser tehlikesi… Hangi plastikler zararlı?
Plastikler türlerine göre sınıflandırılıyor. Bu türler 1’den 7’ye kadar numaralandırılıyor.
Özellikle 3, 6 ve 7 no’lu plastiklerden uzak durmak şart! O halde hangi plastik türünün zararlı olduğunu anlamak için öncelikle numarasına bakmak gerekiyor. Herhangi bir plastik ürün alırken ilk işiniz altında bulunan numarayı kontrol etmek olmalı. Ya bağımsız, ya da etrafında oklar olan bir üçgen içinde bu numarayı görebilirsiniz. Eğer ürünün altında hiçbir rakam yoksa aman dikkat! Türkiye’de özellikle semt pazarlarında satılan ürünlerde yok! Numara varsa işiniz daha kolay.
Peki hangi numara, hangi üründe kullanılıyor? Hangileri zararlı, hangileri değil? İşte evde kullanılan plastikleri ayırmanız için üçgen içindeki numaralar hakkında bilmeniz gerekenler:

1. PET veya PETE Polietilen: Genelde su, iki litrelik alkolsüz içecekler ve yağların konduğu pet şişelerde kullanılır. Cam gibi şeffaftır. Zararsızdır.

2. HDPE Yüksek yoğunluklu polietilen: Deterjan ambalajları ve pet süt şişesinde bulunur. Zararsızdır.

3. PVC Polivinil klorid: Streç folyo, dış mekanda kullanılan eşyalar, plastik pipo, zemin malzemesi, duş perdeleri, şeffaf ve kabartmalı plastik ambalajlarda kullanılır. Zararlıdır!

4. LDPE Az yoğunluklu polietilen: Kuru temizleme ve çöp torbaları, yemek saklama kaplarında bulunur. Zararsızdır.

5. PP Poliproplen: Şişe kapakları, içecek kamışları, biberon, yoğurt kaplarında vardır. Zararsızdır.

6. PS Polistiren: Yemiş paketleri, plastik bardak-tabak, markette etin satıldığı köpük tabak, hazır paket fast food ürünlerdedir. Zararlıdır.

7. DİĞER: Bunlar birden altıya kadar kullanılan plastiklerin dışında kalanlardır. Yemek saklama kapları ve bazı pet şişelerde bulunur. Zararlıdır.

3, 6 ve 7 numaralı plastik kaplar içinde ambalajlanmış gıdalardan uzak duralım!.

KAYNAK: HARUN KOLÇAK

Bitki Alemi kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Göbeğinden Kurtulmak İsteyene Tüyolar…

İbrahim Saraçoğlu'ndan göbek eriten formül

Birçok kadının şikayetçi olduğu karın bölgesindeki yağlardan kurtulmak mümkün. Prof. Dr. İbrahim Saraçoğlu, göbeğinden kurtulmak isteyenlere önemli tüyolar verdi.

Maydanoz ve limon (Suyunu Sabah kalkar kalkmaz tüketin)

-Doğal domates suyu için (Öğleden sonra bir bardak)
-Akşamları en az yarım saat yürüyüş yapın

Bunları 1 ay uyguladıktan sonra 10 gün ara verin. Sonra yeniden 1 ay uygulayın.

Kalp yağını da eritiyor

Domatesin büyük bir nimet olduğunu belirten Saraçoğlu, “Domates suyu ayrıca kalbiniz dıştan yağ bağlamışsa onu da eritiyor” dedi.

İç organlardaki zehirli maddeler nasıl atılır?

Çin tıbbına göre, insan vücudundaki beş iç organda zehirli maddeler birikir, bu zehirli maddelerin birikmesi, vücutta belirtiler bırakır. Şimdi zehirli maddelerin saklandığı yerleri bulalım ve bu zehirli maddeleri yok etme yöntemleri öğrenelim.

Eğer dalakta zehirli maddeler birikirse, yüzde benekler görülür. Yüzünde benekler olan bir kadının sindirim sistemi nisbeten zayıflar; beyazımtırak akıntısı fazla olur; yağ birikir.

Çin tıbbına göre, dalaktaki sindirim iyi olmadığı takdirde, zehirli maddeler zamanında dışarı boşaltılmaz. Bu nedenle kilo vermek isteyen bir kişi, öncelikle dalağının ve midesinin işlevini normalleştirmeli; dalağında zehirli maddeler bulunan kişide ağız kokusu olur, ağız ülseri görülür.

Şimdi dalaktaki zehirli maddeleri boşaltma yöntemlerine geçelim.

Dalaktaki zehirli maddelerin boşaltılmasına ekşi yemekler iyi gelir. Ekşi yemekler, bağırsak ve midenin sindirim işlevini pekiştirir, yemeklerdeki zehirli maddelerin en kısa sürede boşaltılmasını sağlar; ayrıca ekşi yemekler dalağı güçlendirir.
Dalaktaki zehirli maddelerin boşaltılması için Shangqiu adlı akpunktur noktasına basılabilir. Bu akpuntur noktası, iç topuk kemiğinin altındaki çukurun ortasında bulunur. Bir parmakla bu noktaya, azcık acı hissetecek şekilde basabilirsiniz. Bu basma bir defasında üç dakika sürerse, yeterli olur.
Yemekten sonra yürüyüş yapmak. Spor, dalağa ve mideye yardımcı olur. Bu yöntem azimle uygulanmalı.
Yemek sonrası, zehirli maddelerin en kolay oluştuğu zaman dilimidir. Yemeklerin zamanında sindirilmemesi veya emilmemesi halinde zehirli maddeler birikir. Bu nedenle yemekten sonra yürüyüş tavsiye edilir. Ayrıca yemekten bir saat sonra bir meyve yenebilir.

Aftimuni dalağın en iyi ilacıdır, kaynatılarak içilir. Karabaş otu, kekik, sinameki, anason, kimyon, kuru incir dalağın en güzel ilaçlarındandır. Mercimek, patlıcan, sığır eti, kuyruk ve lahana yenmemelidir.

******

Karaciğer, insanın diğer önemli iç organlarından biridir. Karaciğerde zehirli maddeler birikirse, tırnak üzerine çıkıntılı çizgi veya tırnak çökmesi görülür. Çin tıbbına göre, kirişler karaciğere bağlıdır, tırnak ise kirişlerden bir bölümüdür. Bu nedenle karaciğerde zehirli maddeler biriktiği takdirde, tırnak üzerinde belirgin işaret olur.

Karaciğerde zehirli maddeler bulunursa, kadında mastit görülür; deprasyon başgösterir. Çünkü karaciğer insan vücudunda duyguları ayarlayan iç organdır. Eğer içindeki zehirli maddeler zamanında boşaltılmazsa, Qi dolaşımı engellenir, bu da depresyon duygusuna neden olur. Ayrıca yarım baş ağrısı ve aybaşı ağrıları gibi belirtiler görülür. Yüzün iki yanağı ve göbek, karaciğer ve safra kesesinin “etki alanı”dır. Eğer karaciğerde zehirli maddeler varsa, yüzde ve göbekte mutlaka belirti gözükür.

Karaciğerdeki zehirli maddelerin boşatılması için, yeşile çalan mavi renkli yemekler tüketilmeli. Örneğin portakal veya limon suyu, karaciğere iyi gelir; karaciğerle bağlantılı akpunktur noktasına basmak iyi gelir. Basılacak nokta, birinci ve ikinci ayak parmaklarının buluştuğu noktanın önündeki çukurun ortasında yer alır. Ağlama, zehirli maddelerin boşaltılmasına yardımcı olur. Kadınların erkeklerden daha uzun yaşamasının gözyaşlarına bağlı olduğu, hem Batı tıbbınca, hem de Çin tıbınca doğrulandı. Gözyaşları gerçekten insan vücuduna zararlı maddeler içerir. Bu nedenle istediğiniz zaman ağlayabilirsiniz.

Sülfür içeren besinler karaciğeri temizler, soğan, sarımsak, lahana, brokoli, brüksel lahanası sülfür içeren gıdalardır. Ayrıca enginar karaciğer dostu bir sebzedir.

Alkol, kimyasal ilaçlar, işlenmiş gıdalar, inek eti, aşırı proteinle beslenme karaciğeri yıpratan gıdalardır.

******

İnsan kalbinde zehirli maddeler birikirse, dil ülseri olur, alnında kabarcıklar oluşur, uykusuzluk ve kalp rahatsızlığı meydana gelir.

Çin tıbbına göre, kalple en yakın ilişkili organ dildir. Bu nedenle ülser dilde görülür. Alın, kalbin “nüfuz alanı”dır. Eğer kalpte “ateş” varsa, alın “yanar”, kabarcıklar ortaya çıkar.

Kalpteki zehirli maddelerin boşaltılması için, nilüfer tohumları gibi, acı yemekler tavsiye edilir; kalbi simgeleyen Shaofu adlı akpunktur noktasına basılır. Shaofu, insanın yumruğunu sıktığı zaman, avuçta yüzük parmağı ve küçük parmağının tırnaklarının değdiği yerdir. Bu noktaya güçlü bir şekilde basılır. Yeşil fasülye, zehirli maddelerin idrar yoluyla boşaltılmasına yardımcı olur.

Çin’de yaz mevsiminde hemen hemen her ailede yeşil fasülye suyu içilir. Siz de deneyebilirsiniz.

Kalp için omega 3 yağ asidi içeren somon, ton balığı, ceviz, keten tohumu gibi gıdalar faydalı olacaktır.

******

Akciğerde zehirli maddeler birikirse, insanın cildi pas renginde olur, kabızlık çekilir, duygusal durumunda hassasiyet meydana gelir.

Çin tıbbına göre, akciğer, tüm cildi yönetir. Cildin iyi olup olmaması, akciğerin sağlıklı olup olmamasına bağlıdır. Akciğerdeki zehirli maddelerin miktarı fazla olursa, bu zehirli maddeler akciğerin çalışmasıyla cilde yansır; ayrıca akciğer ve kalın bağırsak tek bir sistemdir. Yukarıda akciğerde zehirli maddeler varsa, aşağıdaki bağırsak içinde de anormal birikim olur, kabızlık çekilir; akciğerdeki zehirli maddeler de Qi ve kan dolaşımını engeller.

Turp, akciğere en iyi gelen yiyecektir. Çin tıbbına göre, kalın bağırsak ile akciğer arasında yakın ilişki vardır. Akciğerdeki zehirli maddelerin ne kadar boşaltılacağı, kalın bağırsağın iyi çalışıp çalışmamasına bağlıdır. Turp kalın bağırsağın dışkıyı boşaltmasına yardım eder. Turp çiğ de yenir.

Ayrıca akciğeri temsil eden akpunktur noktasına basmak da yararlıdır. Hegu adlı nokta, el sırtında, parmakların arasında bulunur.

Terlemek, akciğere iyi gelir; çünkü terle vücuttaki zehirli maddeler atılır; sıcak duş ve derin nefes da benzer sonuç verir.

Akdiğerdeki zehirli maddelerin boşatılması için en uygun zaman dilimi sabah 7:00 ile 9:00 arasıdır. Bu zaman içinde bol oksijen almayı sağlayan spor yapılırsa, çok iyi olur.

Meyan kökü, zencefil, okaliptus, brokoli, turp akciğerler için şifalı bitkiler olup sigara akciğer için en büyük zarardır.

******

Böbrek içinde zehirli maddelerin biriktiği zaman, aybaşı miktarı az, süresi kısa ve rengi koyu olur. Aybaşının oluşması ve kaybolması, böbrek işlevinin güçlü olup olmamasına bağlıdır; böbrekteki zehirli maddeler, hidronkusa neden olur, altçenede kabarcıklar oluşur, yorgunluk çekilir.

Böbreği simgeleyen akpunktur noktası Yongquan’dır. Bu nokta, insan vücudundaki en alçak akpunktur noktasıdır. Yongquan, ayak tabanının üçte birinin ilerisinde bulunur. Bu nokta hassas olduğu için fazla güçlü basılmamalıdır. Beş dakika yeterlidir.

Böbrekteki zehirli maddelerin boşaltılması için en iyi zaman dilimi sabah 5:00 ile 7:00 arasıdır. Bu nedenle sabah kalkınca bir bardak su içilmesi çok iyi olur.

Gün boyu yeterli su içilmesi, bedenin susuz bırakılmaması, aşırı tuz alınmaması, likopence zengin gıdalar domates, karpuz, böbrekleri temizleyip koruyacaktır.

ALINTI

Bitki Alemi kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

ÇOK ÖNEMLİ!!! LÜTFEN OKUYUNUZ VE OKUTUNUZ..

Her doktor öğrenciliği sırasında Otto Warburg’un buluşunu öğrenir. 1930’lu yıllarda Warburg kanserin en temel biyokimyasal sebebini, yani sağlıklı bir hücreyi kanser hücresinden ayıran şeyin ne olduğunu bulmuştur.
Bu, o kadar önemli bir b…uluştur ki, Otto Warburg’a Nobel Ödülü kazandırmıştır. Otto Warburg’a göre kanserin bir temel sebebi vardır.
Bu da, vücudun normal hücrelerinin oksijenli solunumunun, oksijensiz -anaerobik- hücre solunumuyla yer değiştirmesidir.
Warburg’un buluşu bize başka neleri anlatmaktadır?
Birincisi, kanser, normal hücrelerden çok farklı bir biçimde metabolize olmaktadır. Normal hücreler oksijene ihtiyaç duyar; kanser hücreleri oksijenden kaçınır. Hiperbarik oksijen terapisi alternatif kanser tedavisi uygulayan kliniklerde kullanılan bir yöntemdir.
Bu buluşun bize anlattığı başka bir şey de, kanserin bir mayalanma (fermantasyon) süreciyle metabolize olduğudur.
Kanserin metabolizması normal hücre metabolizmasından 8 kat daha büyüktür. Yukarıda söylediğimiz her şeyi birleştirirsek ortaya şu tablo çıkıyor:
Vücut, kanseri beslemeye çalışırken mütemadiyen kapasitesinin üstünde çalışır. Kanser devamlı açlıktan ölmenin eşiğindedir ve vücuttan kendisini beslemesini talep etmektedir. Besin alımı kesilirse kanser açlıktan ölmeye başlar. Tabii kendisini beslemek için vücudun şeker üretmesini sağlayamazsa. ..
Proteinlerden şeker Bu ziyan sendromuna kaşeksia (cachexia) denir.
Kaşeksia vücudun proteinlerden (evet, doğru duydunuz, karbonhidratlardan veya yağlardan değil de, proteinlerden) “glükoneogenez” (yeniden glükoz yapımı) işlemiyle, şeker elde etmesidir. Bu şeker kanseri besler. Vücut sonunda, kanser hücresini beslemeye çalışırken kendisi açlık çeker. Şimdi, kanserin şekerle beslendiğini öğrenmişken, onu şekerle beslemek mantıklı geliyor mu size? Yani karbonhidratlardan zengin bir diyet uygulamak? Bugün, kansere karşı uygulanan birçok besin terapisi mevcuttur (işe de yaramaktadırlar) çünkü günün birinde birisi şeker ve kanser arasındaki bağlantıyı görmüştür.
Bu terapilerde, karbonhidratlar bakımından zengin gıdalara izin verilmez. Terapilerin hiçbirinde şekere de izin verilmez çünkü şeker kanseri beslemektedir. Peki doktorunuz bu gerçekleri size neden söylemez? Kim bilir? Belki doktorunuz kanseri tedavi edecek kişinin siz değil, kendisi olduğunu düşünmektedir. Belki Otto Warburg’un buluşunu duymuştur ama geri kalan parçaları tamamlayamamıştır. Belki de beslenmeyle ilgili hiçbir şey öğrenmemiştir.
Aslında 1978’e kadar ABD’nin resmi kuruluşlarından biri, beslenmenin kanserle bir ilgisi olmadığını iddia etmekteydi!! !!
Kanser ve şeker bağlantısından haberdar olanlar ise, dikkate değer terapilerle ortaya çıktılar. Bunlardan biri ‘Laetrile’dir.
Kaşeksialı hastaların yüzde 50’den fazlasında glükoneogenez sürecini durduran hidrazin sülfat bunlardan bir diğeridir.
Bugün, Minnesota Üniversitesi kemoterapi alanında bir “akıllı bomba” üzerinde çalışmaktadır. Akıllı bomba diyebileceğimiz ilacın üzerinde bir kaplama vardır.
İlaç, vücutta oksijensiz bir bölge ile karşı karşıya geldiğinde bu kaplamayı üzerinden atar. Kanseri yok etmek için kemoterapiyi serbest bırakır. Çünkü, vücutta oksijensiz tek alan, kanserli bölgedir.
Kanser hücresini aç bırakmaya çalışan besin terapileri de vardır. Kanserin ne sevdiğini bilen hasta, bunları yemekten kaçınır. Kanser, çiğ yiyeceklerdense, pişmiş yiyecekleri sever. Pişirme işlemi, besinlerdeki enzimleri ve vitaminleri yok etmektedir. Bir de, kanserin şeker sevdiğini aklınızdan çıkarmayın. Kanserinizi sevmiyorsanız, onu beslemeyin!
Şeker yerine tatlandırıcı kullanmak çözüm değil Şeker yerine tatlandırıcı kullanmayı düşünüyorsanız, başka bir tuzağa düşmüş olursunuz. Tatlandırıcıların da vücuda ciddi zararları olduğu, yapılan araştırmalarla kanıtlandı.
Örneğin, Amerikan Gıda ve İlaç Dairesi (FDA), sakarin içeren her türlü gıda maddesinin üzerine “Sağlığa zararlıdır.Hayvanlar üzerinde yapılan testlerde kansere yol açmıştır.” ibaresinin konmasını şart koştu. Aspartam ve sükraloz gibi diğer tatlandırıcılar da yan etkileri nedeniyle uzak durulması gereken gıdalar arasında.
(Editörün notu: Ama maalesef hiç birinin üzerinde böyle bir ibare yok). Kaynak: International Wellness Directory
Son iki yüzyıldır şeker tüketimi nasıl arttı? İngiltere’de 1815’de 5 kg cıvarında olan kişi başına yıllık çay şekeri tüketimi 1970’de 50 kg ‘ın üzerine çıkmıştır. 1970-2000 yılları arasında ABD vatandaşları önceki yıllara oranla yılda 100 litre daha fazla şekerli meşrubat tüketmişlerdir.
Türkiye’deki durum da artık çok farklı değildir. Çocuğu ile büyüğü ile çılgınca şeker ve beyaz un kullanılmaktadır. Bütün bu bilgiler kanserlerin niçin arttığını göz önüne açıkça sermektedir.
Aşağıdaki tedbirlerle kanserlerin en az üçte ikisi önlenebilir;
* Un ve şekerden kaçınarak insülin direncini yenin.
* Hiçbir şekilde tatlandırıcı ve tatlandırıcı içeren ‘light’ hafif yiyecek ve içecek tüketmeyin.
* Katkı maddesi ilave edilmiş, paketlenmiş gıdaları yemeyin. Taş devri diyetini uygulayın.
* Bol taze sebze ve meyve yiyin.
* Yeterli omega-3 alın; ayçiçeği, mısır, soya, pamuk ve margarin gibi yağları diyetinizden çıkartın. Bunların yerine zeytinyağı ve doğal hayvani yağları (tereyağı, iç yağı ve kuyruk yağı)
* Kefir, yoğurt, turşu, sirke, nar ekşisi ve boza gibi probiyotiklerden (faydalı mikroplar) zengin gıdalarla beslenin.
* Özgür dolaşan hayvanların etini ve yumurtasını yiyin.
* Pastörize sütlerden mümkün olduğunca kaçının. Kutu sütü tüketmeyin.Mümkünse manda sütü kullanın. Süt yerine süt ürünlerini (yoğurt, peynir) tercih edin.
* Günde iki diş sarımsak ve/veya 1 baş kuru soğan tüketin.
* Günde 1-2 tatlı kaşığı zerdeçal tozu tüketin.
* Yeşil ve siyah çay tüketin (şekersiz!!!! ).
* Stresten uzak durun.
* İyi uyuyun.
* Çevresel toksinlerden ve sigaradan uzak durun.
* D vitamini düzeylerinizi yükseltmek için dengeli bir şekilde güneşlenin ya da D vitamini takviyesi alın.
* Yeteri derecede egzersiz yapın!!!!
* Alkol kullanmayın.
* İşlenmiş soya ürünü yemeyin.
* Yemekleri geleneksel yöntemler (buğulama, buharda pişirme) ile pişirin. Turbo fırınlar da kullanılabilir.
* Hızlı pişirme yöntemleri (mikrodalga gibi) besin kayıplarına yol açar; ayrıca kanserojen olabilirler !!!!
* Daha çok toprak (güveç), cam ya da kalaylı bakır kapları tercih edin. Emaye ve çelik tencere daha sonraki tercihlerdir.
* Teflon ve alüminyumu ise kesinlikle kullanmayın.

Prof. Dr. Ahmet AYDIN İÜ Cerrahpaşa Tıp Fak. Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları ABD
Metabolizma ve Beslenme Bilim Dalı Başkanı
OKUDUYSAN ve BEĞENDİYSEN ,BAŞKALARI DA OKUSUN DİYE PAYLAŞIRMISIN

Bitki Alemi kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Ilık Limonlu Su İçmeniz İçin 7 Neden

Güne nasıl başladığınız çok önemlidir. Güne yarım limon suyu eklenmiş bir bardak ılık su içerek başlamanızı tavsiye ediyoruz. Bu hem çok kolaydır hem de çok faydalıdır.

İşte faydaları:

1. Bağışıklık sisteminizi güçlendir.

C vitamini ve potasyum bakımından zengin olan limon, soğuk algınlığı ve sinir sistemi ve tansiyonu düzenlemek için faydalıdır.

2. pH’ı dengeler.

Limon alkalin bir besin olduğu için vücuttaki asit düzeyini dengeler.

3. Kilo vermeye yardımcıdır.

Limon pektin içerdiğinden açlık krizleriyle baş etmekte iyidir. Ayrıca alkalin diyet uygulayanların daha çabuk kilo verdiği gözlenmiştir.

4.Sindirime yardımcı olur.

Sıcak su gastrointestinal sistemi destekleyip, uyarır. Limon ve lime mineral bakımından zengin olduğundan toksinlerin atılmasına yardımcıdır.

5. Doğal diüretiktir.

İdrar üretimini artırarak toksinlerin daha hızlı atılmasını sağlar.

6. Cildi temizler.

C vitamini kırışıklıkları azaltır. Cildin temizlenmesi için faydalıdır.

7. Lenf sistemi hidrate eder.

Dehidrasyon ve adrenal yorgunluktan korunmak için iyidir