B VİTAMİNİ NİYE LAZIM ARKADAŞ…OKU ÖĞREN :)


Suda eriyen ve vitamin karakterinde çalışan koenzimlerin yapılarında bazı maddeler B grubu vitaminleri adını alırlar ve hücre metabolizmasında önemli yerleri vardır. B grubu vitaminleri arasında Biotin, folik asit, nikotinik asit, pantotenik asit gibi vitaminler bulunmakta ve B vitamini karışımı adı ile anılmaktadır

Boza B grubu vitamin kaynağıdır. B vitaminleri yağların hazmedilmesini kolaylaştırdığı için ishallerin oluşmasını engeller. Buna ek olarak sinirleri dinlendirir, cilldi parlak, canlı ve diri tutar ve tırnakların kırılmamasının önüne geçer.

B vitaminleri B-1,B-2,B-6 ve B-12 vitaminlerinin hepsine birden denir. Bu grup vitaminler İstah, sindirim ve sinir sistemi icin çok gerekli ve hayati öneme sahiptir.

B grubu vitaminleri; tahıllar, yağsiz et, bobrek, yurek, beyin, karaciger, yer fıstığı, tavuk, ceviz, yumurta, kepek ekmeği ve yağlı tohumlarda mevcuttur.

Doktorlar 40 farklı türde B vitamini olduğunu söylemektedir. Bunların hepsi tuz ve şeker gibi suda erir. Vücutta depolanmaları olanaksızdır. Bu yüzden b vitaminleri günlük düzenli olarak tüketilmelidir.

B Grubu Vitaminlerinin Özellikleri: Suda erir, vücutta depo edilmez. Yemeklerin pişme suyu dökülürse bu vitaminler de kaybolur.

Faydaları: Gelişme, sinir ve sindirim sistemlerinin çalışmasını sağlar.

Eksikliği Durumunda: İştahsızlık, yorgunluk, mide, bağırsak bozukluğu, kabızlık, gelişme geriliği, sinir iltihapları baş gösterir.

B Vitamini Hangi Gıdalarda Bulunur: Maya, karaciğer, et, balık, yumurta sarısı, süt, yağsız peynir, hububat, kuru baklagil, kuru kayısı, ıspanak, bezelyede bol miktarda vardır

İlk başlarda tek bir vitaminden, daha sonraları ise farklı pek çok maddeden ibaret olduğu fark edilen B vitaminleri, birbirlerinin tamamlayıcısı konumunda oldukları için çoğunlukla toplu halde verilirler. Toplu verilmeleri durumunda daha faydalı olan bu vitaminlerin her birine farklı farklı isimler ve kimilerine de sayılar verilmiştir. B vitamini kompleksi adını verdiğimiz bu vitaminler topluluğunda şu B vitaminleri vardır :

1. B1 vitamini: Sığır etinde, tahıl kabuklarında ve bira mayasında çok fazla vardır Bunlara ek olarak iştahsızlık, sinir ağrıları ve gebelik hallerinde vücudun B1 vitaminine olan ihtiyacı artar. Bu yüzden gebelere, iştahsızlara ve sinir ağrısı yaşayan hastalara bu vitaminden verilir.

B1 vitamini çok oranda bakla, soya fasulyesi ve ekmek, ceviz, fındık, kuru bezelye ve yürekte, azımsanmayacak oranda da karnabahar, kuşkonmaz, mısır ekmeği ve patateste vardır.

2 B2 vitamini: Bu vitaminin noksanlığı gözde bazı bozukluklara, karanlıkta görme azalmasına yol açar. Fazla ışıktan korkma duygusu bile meydana getirir.

Rengi sarı bir pigment olan B2 vitamininin noksanlığında meydana gelen belirtilerde dilin kırmızılaşması, dudaklarda, ağız köşelerinde çatlakların meydana gelmesi de vardır. Bu vitaminin eksikliği daha çok açlık çekilen ülkelerde, esir kamplarında gözlenir

B2 vitamini ağızdan ilâç biçiminde alınabilir. Tüm bunlara ek olarak içinde bu vitaminin bulunduğu besinler de verilmek üzere belirtilerin yok edilebilir.

B2 vitamini süt tozuyla böbrek ve karaciğerde çok fazla, peynir, süt, badem, yürek, kuru bezelye ve kuru fasulyedeyse bol oranda vardır. Bunların yanında mantar, kuşkonmaz, yer fıstığı, soya fasulyesi ve yeşil fasulyede de bu vitamin bulunur.

3 Nikotin Asidi: Nikotinin okside olmasıyla oluşan bu vitamin ette, karaciğerde ve mayada vardır. Bu vitaminin eksik olduğu vücutlarda pelegra ismi verilen hastalık baş gösterir. Bu hastalıkta, başta psikolojik bozukluklar olmak üzere ishal, kansızlık, cilt iltihapları ve ağız içinde yaralar ortaya çıkar. Ancak, hastaya nikotin asidi verilerek bu belirtileri kısa zamanda yok etmek mümkündür.

Bu vitamin damarlar üzerinde etkilidir. Deri damarlarının bozukluklarında, beyin damarlarının sıkışma ve tıkanma durumlarında, astımda, göğüs anjininde bu vitamin kullanılır. Fakat, nikotin asidinin amid biçimi damarları genişletmez, bu sebeple pelegranın tedavisinde nikotinamid kullanmak yöntemi seçilir.

4 Folik Asit: Yeşil yapraklı sebzelerde, buğdayda, yulafta, bira mayasında, balıkta, soya fasulyesinde, pirinçte, kesilmiş sütte, yumurta sarısında bulunur. B vitaminleri arasında önemli bir yeri bulunmaktadır. Bu vitaminin eksikliği kansızlığa sebep olur. Akyuvarlarda, kanın pıhtılaşmasına yarayan hücrelerde (trombosit) azalmaya yol açar.

Böyle hastalara folik asit verilmek suretiyle kansızlığın üç – dört gün içinde giderilmesi mümkün olur, akyuvarlarda trombositlerin fazlalaşması sağlanır.

Karaciğer sirozu ile gebelik ve loğusalıktan ileri gelen kansızlıklarda folik asit çok kullanılır. Ayrıca çocukluk çağı kansızlıkları ile beslenme bozukluğu kansızlıklarında da bu vitamin yararlıdır. Bu vitamin eksikliğinde hastanın durumuna gereken önem verilmeli, noksanlık giderilmelidir.

5 B12 vitamini: İnsan bağırsağındaki çeşitli bakterilerin de oluşturduğu bu vitamin pek çok bitkinin kökünde, sığırın böbreğinde, karaciğerinde ve dilinde vardır.

Bu vitaminin en önemli yararı kan yapıcı olmasıdır. Bir çok etkilerinin yanında bu niteliğinden dolayı gereği çok olan B12 vitamini, içinde fosforla siyanür de bulunan organik bir bileşiktir. Kırmızı renktedir. Bu rengi kobalttan alır.
Bileşim yönünden birbirine yakın, fakat etki bakımından farklı pek çok çeşidi vardır.
İğneyle ve ağız yolu ile kansızlara verilen bu vitamin, sinir iltihaplarında, bilhassa siyatiklerde önemli rol oynar.

6 B6 vitamini: Kimyasal adı «prydoxine» dir. Gebelerin bulantı ve kusmalarında, kansızlıklarda kullanılır. Sebzelerin bir çoğunda, karaciğerde, buğdayda ve bira mayasında vardır.

7 Biyolin: Vücuttaki noksanlığınaa ruhi bozukluk, kansızlık, deride döküntüler meydana gelir. Yumurta sarısında ve karaciğerde bol miktarda bulunur. Mayada da biyotin vardır. Bu vitamine «H vitamini» adı da verilir.

Bitki Alemi kategorisinde yayınlandı. Etiketler: . Leave a Comment »

Susuz kalan vücudun 5 sinyali nelerdir?

Baş Ağrısı: Birçoğumuz gün içerisine baş ağrısı yaşarız. Bunu stres, yorgunluk, uykusuzluk veya hastalık gibi nedenlere bağlarız. Ama gün içerisinde sıklıkla baş ağrısı çekiyorsanız bunun en temel nedeni su içmemenizdir.

Koyu Renk İdrar: Normal koşullarda idrar renginin saydam veya hafif bulanık ama açık renk olması gereklidir. Eğer koyu sarı renkte idrarınız var ise siz kesinlikle yeterli miktarda su içmiyorsunuz. Bu nedenle bir an evvel su içmeye başlamalısınız. Çok kısa bir zaman sonrasında idrarınızın normal rengine döndüğünü göreceksiniz.

Kabızlık: Barsak hareketinin yavaşlamasının birçok etmeni vardır. Bunlar içerisinde yeterli miktarda besin tüketmemek, hareketsiz yaşam, stres, posası yüksek besinlerin tüketilmemesi, genetik faktörler ve en önemlisi su içmemektir. Yeterli miktarda su içilmediğinde dışkı barsak içerisinde çok yavaş ilerler ve kabızlık meydana gelir.

Baş Dönmesi: İnsanların sıklıkla söylediği “otururken veya yatarken bir an ayağa kalkınca başım dönüyor” diyenlerdenseniz sizde yeteri kadar su içmiyorsunuz anlamına gelmektedir. Bu nedenle en kısa zamanda içtiğiniz su miktarını arttırmalısınız.

Yorgunluk: Su vücudun yakıtıdır. Eğer yeterli miktarda su içmiyorsanız vücudunuza yeterli yakıtı almıyorsunuz anlamına gelir. Bu durumda gün içerisinde sürekli yorgunluk hissetmek normal bir hale gelir.”

Unutmayalım bu sıkıntıları yaşamamak için yapılması gereken yeterli miktarda su içmektir ve içilmesi gereken su miktarı kişiden kişiye göre değişmektedir. Kişi kilosu başına 0,033 ml su içmesi durumunda yeterli su içtiği anlamına gelmektedir. Eğer yeterli miktarda su içmiyorsanız bir anda su içmeyi ciddi oranda arttırırsanız midenizin bulanması kaçınılmaz bir durumdur. Bunu yaşamamak için yavaş yavaş su içme miktarını arttırabilirsiniz. Çünkü bu durumda bir alışkanlıktır ve bir anda oturması mümkün değildir.

Kuruyemişlerin Faydaları

AY ÇEKİRDEĞİ FAYDALARI

Kolesterolü düşürür.
Damar sertliğini giderir.
kir işçilerinin ve zayıf kalmış çocukların günde 50 gram yemesi tavsiye edilir.
Cinsel arzuyu artırır.
Kalp ve sinir hastalıklarını önler.
İdrar söktürür.
Solunum sistemi rahatsızlıklarında iyileştirici etkilere sahiptir.

KABAK ÇEKİRDEĞİ FAYDALARI

Böbrekleri güçlendirir.
Böbrek, mesane iltihaplarını önler.
İdrar yollarında oluşan hastalıkları giderir.
Bağırsak kurtlarını düşürür.
Birçok prostat ilacının bileşiminde kabak çekirdeği bulunmaktadır.

TUZLU FISTIK FAYDALARI

Cinsel arzuyu artırır.
Zihinsel ve bedensel yorgunluğu alır.
Böbrek ve safrakesesi ağrılarını hafifletir.
Göğsü yumuşatır, öksürük söktürür.
Yalnız olarak yenmeli, portakal, elma, armut gibi meyve veya sebzelerle tüketilmemelidir.

ANTEP FISTIĞI FAYDALARI

Günde 10-12 adet yenilen iç antepfıstığı,vücudun günlük yağ ihtiyacını karşılayabilmektedir.
100 g antepfıstığı vücudun günlük protein,vitamin B1 ve fosfor ihtiyacının %35“ini karşılayabilmektedir.
Kandaki kolesterol seviyesini düşürür. Kroner kalp hastalığının riskini azaltır.
Antepfıstığı şeker hastalığında (Diabete Mellitus)kullanılabilir.
İnce bağırsakta glikoz emilimini azaltır ve kan şekerinin yükselmesini önler.
Antep fıstığı nekahet dönemlerinde de vücudun dostudur. Bir terkip içinde veya tek başına tüketilen fıstık, nekahet dönemin rahat ve kısa sürmesini sağlar, bünyeyi dirençli hale getirir.
Akciğer için iyi bir iltihap temizleyicidir. Göğsü yumuşatır, ağrılarını hafifletir, öksürüğün geçmesine yardımcı olur.

KAJU FISTIK FAYDALARI

Çinko içerdiğinden gribe karşı koruyucu etkisi vardır, bağışıklık sistemini güçlendirir, büyüme ve gelişmeyi olumlu etkiler.
İçerdiği minerallerden magnezyum (276 mg/100 gr) kemik ve sinir dokusunu besler, kasların çalışmasını düzenler, kalp atışlarını düzenler.
Kansızlığın önemli rahatsızlıklara yol açtığı hamile ve çocuklarda D vitamini içeriği ile eksikliği giderir, kemikleri ve bağışıklık sistemini güçlendirir.
Özellikle gebelikte takviyesi gereken demir (6,43 mg/100 gr) mineralini içerir.
İçerdiği selenyum ile vücudu çeşitli hastalıklardan korur,şeker hastalığının gelişimini engeller,kansere karşı direnci arttırır.
İçerisinde bulunan potasyum tansiyon düşürücü özelliğe sahiptir. Kalp yetmezliği, böbrek hastalıkları, hepatit ve siroz tedavisinde olumlu etkiler gösterir.
FINDIK İÇİ FAYDALARI

Cildi güzelleştirir.
Varis tedavisinde faydalıdır.
Enerji verici ve besleyicidir. Cinsel gücü artırır.
Güç ve dikkat gerektiren durumlarda yararlıdır.
Böbrekteki kum ve taşları döker, böbrek rahatsızlıklarının tedavisinde kullanılır.
Vücutta artık madde bırakmadan protein verir ve vücudun normal çalışmasına, zayıf düşmemesine yardımcı olur.
Gelişme çağındaki çocukların gelişmelerini daha iyi sağlamak için fındık verilmelidir.
Yüksek tansiyondan prostata, kalp şikâyetinden menopoz dönemi sorunlarına kadar birçok rahatsızlıkta fındık vücudu güçlendirici ve sağlığımızı koruyucu bir görev üstlenir.
Yapılan pek çok araştırma, fındığın kolesterolü düşürdüğünü ve kalp krizi riskini azalttığını, içerdiği yüksek kalsiyum sayesinde kemikleri ve dişleri güçlendirdiğini, cinsiyet hormonlarını geliştirdiğini ve günlük yaşamda enerji verdiğini ortaya koyuyor.
Her gün sadece 25-30 gr fındık yemek, günlük E vitamini ihtiyacının yüzde 100`ünü karşılıyor.
Son zamanlarda yapılan araştırmalar gösteriyor ki, fındıkta bol miktarda bulunan beta-sitosterol maddesi, kolesterolü düşürmede ve kanser (kolon, prostat, göğüs) gibi pek çok hastalığı önlemede önemli bir rol oynayabiliyor. Bu husus, tümör büyümesini engelleme ve apoptosis uyarımı içinde geçerli.
PATLATMALIK MISIR FAYDALARI

Mısır lifli bir besindir. Bu yüzden kan şekerinin daha dengeli yükselmesini sağlar ve kabızlığı önler, alınan posa miktarı artıkça koroner kalp hastalığı riski de azalır.
İçerdiği yüksek karbonhidrat miktarı sayesinde enerjinize enerji katar.
Mısırda protein, kalsiyum, demir , fosfor, A ve B2 vitaminleri bulunur.
BADEM FAYDALARI

Sinirleri güçlendirir.
Göğüs hastalıklarını önler.
Beden ve zihin yorgunluğunu giderir.
Hamilelerin sütünü artırır ve bebeklerin gelişimine yardımcı olur.
Böbrek ve idrar yolları iltihaplarını iyileştirir.
Badem yağı ayrıca müsil olarak da kullanılır.
Kolestrolü düşürür. Kalp krizi riskini azaltır.
Her gün 42 gr badem veya fındık tüketimi kalp hastalığı riskini azaltmaktadır.
Kan şekeri düzeyini ayarlar; kansere yakalanma riskini azaltır.
Cinsel güçsüzlüğe karşı etkilidir.
Bedenin ve zihnin yorgunluğunu giderir.
Baş ağrısı, karaciğer ve böbrek ağrılarını hafifletir.
LEBLEBİ FAYDALARI

Anne sütünü artırır.
Asit fazlasını alır, mideyi rahatlatır.
Neredeyse yok denecek kadar az yağ içerir ve içinde bulunan yağlar vücuda yararlıdır.
Tokluk hissi verir. Bu sebeple diyet yapanlar için kilo kaybına yardımcıdır.
BEYAZ LEBLEBİ FAYDALARI

Neredeyse yok denecek kadar az yağ içerir ve içinde bulunan yağlar vücuda yararlıdır.
Tokluk hissi verir. Bu sebeple diyet yapanlar için kilo kaybına yardımcıdır.
Asit fazlasını alır, mideyi rahatlatır.
Anne sütünü artırır.
CEVİZ FAYDALARI

Kanda kolesterolün yükselmesini önler.
Beynin çalışmasını güçlendirir.
Çocukların okul performansları ve hatırlama yetileri arttırmak için gereklidir.
İçerdiği fosfor ve kalsiyum zihni yorgunluğu giderir, kemik ve dişleri güçlendirir.
Bağışıklık sistemini güçlendirir.
İyi bir antioksidan kaynağı olması sebebiyle kanserle savaşta önemli rolü vardır.
Ceviz yenmesi, kalp sağlığının korunmasına yardımcı olur: Cevizin içerdiği doymamış yağlardaki linoleik asit, kolesterol düzeyini düşürür. Ayrıca içerdiği alfalinoleik asit ile omega 3 yağ asitleri, damar tıkanmalarını önler. Yapılan araştırmalar, düzenli ceviz yiyen kişilerde koroner damar hastalıklarına yakalanma riskinin önemli oranda azaldığını göstermektedir.
Kansızlığı önler.
Şeker hastalıklarında kap hastalığı riskini düşürür.
Alzheimer ve Parkinson gibi hastalıklara karşı koruyucudur.
Mide gazını ve sindirim bozukluklarını giderir.
Kırmızı kan hücrelerinin biçimlenmesine,akciğerlerden dokulara oksijen taşınmasına yardımcı olan ve kansızlığı önleyen
Potasyum açısından oldukça zengindir. Potasyum, sinirlerin uyarımı ve kas dokusunun çalışması için gereklidir.
Safra kesesi taşı oluşumunu engellediği saptanmıştır.
KURU İNCİR FAYDALARI

Kansere karşı vücudun bağışıklık sistemini güçlendirir.
Hamilelerde ve çocuklarda kemik gelişimini sağlar.
Yaşlılarda kemik erimesini önler.
İçerdiği protein ile hücreleri tamir eder ve yeniler.
Zengin demir minerali ile kanı güçlendirir.
Kemik hastalıklarında ve gelişim bozukluklarında olumlu etkileri gözlemlenmiştir.
Pektik maddelerin kaynağı olmasından dolayı, bağırsaklarda toksik maddelerin atılması, kandaki kolesterol düzeyinin düşürülmesi, şeker hastalıklarında kan şekerinin hızla yükselmesini önler.
KURU HURMA FAYDALARI

Hurma, zihni ve bedeni gelişmeyi sağlar.
Kansere karşı koruyucudur, öksürüğü keser, boğaz ağrısını, bronşiti ve soğuk algınlığını giderir.
Kemik hastalıklarında faydası ise yadsınamaz.
Mineraller açısından oldukça zengindir. İçeriğinde kalsiyum. potasyum. demir, B vitamini bulunmaktadır.
KURU KAYISI FAYDALARI

Beynin düzenli çalışmasını sağlar, stresi azaltır.
Karaciğerin tahrip olan kısmının tamirini yapar.
Kemiklerin düzgün ve sağlam olmasında önemli rol oynar.
Kan yapımını artırarak, kansızlığa engel olur.
Mide ve on iki parmak bağırsağı ülserinin meydana gelmesine engel olur, meydana gelmiş ülserlerin iyileşmesinde rol oynar.
Böbreklerde taş oluşumu riskini azaltır.
Üreme sistemi üzerinde önemli rolü bulunup, cinsel gücü artırmaktadır.
Kansere karşı koruyucu bir etkiye sahiptir.
Dişlerin daha sağlam ve kuvvetli olmasında önemli rol oynar.
Kalp kaslarını kuvvetlendirir ve daha düzenli çalışmasını sağlar.
Potasyum oranı yüksek olması nedeniyle kalp yetmezliği,böbrek hastalıkları,hepatit ve siroz tedavisinde olumlu etkiler gösterir.
Saf karbonhidrat içerdiğinden hazır enerji kaynağıdır.
Ciltteki pürüzleri gidererek daha düzgün ve canlı görünüm sağlar.
Kayısı A,B,C vitaminleri, protein, bol miktarda şeker ve madensel tuzlar içeren bir meyvedir. İştah açar, kan yapar, bedensel ve ruhsal yorgunlukları alır.
Sinirleri güçlendirir, uyku verir, kabızlığa iyi gelir.
KURU ÜZÜM FAYDALARI

Üzüm ürünlerindeki demir, kalsiyum ve potasyum minerallerinin, kemik gelişimi yanında kansızlığı, halsizliği, zayıflığı ve ishali tedavi edici özelliği bulunmaktadır.
Kilo almak isteyen de rejim yapmak isteyen de üzüm yemelidir çünkü enerji verir.
Protein ve karbonhidrat kaynağıdır. A,B1,B2,B6, C vitaminleri ile fosfat, kalsiyum, demir, fosforik asit, organik asitler, formik asit minerallerini içerir. Günlük kalsiyumun 1/5’ini ve demirin ise 1/3’ünü karşılar. Mineraller halsizliği, kansızlığı, ishali ve zayıflığı tedavi eder.
Karaciğer zafiyetine, öksürüğe, bronşite iyi gelir.
Unutkanlığı azaltıcı etkileri olduğu gölemlenmiştir.
Diş çürümelerini engeller.
Üzümde %20 oranında direk olarak kana karışan şeker vardır. Bu özelliği ile bedenen ve zihnen çalışanlar için iyi bir gıdadır.
Gıda şekli anne sütüne benzer. Üzümdeki bol demir kan yapar.
TÜRK KAHVESİ FAYDALARI

Kahvenin içerdiği kafein maddesi, sinir sistemini uyarıp zihinsel aktiviteyi güçlendirir.
Uyuşukluğu giderip enerji verir ve uyanık kalmayı sağlar.
Yapılan araştırmalar günde 6 fincan kahve içen 55 yaşındaki bir kişinin düşünme potansiyelinin içmeyenlere oranla 6 kat daha fazla olduğunu gösteriyor.

. Ayrıca kahve içenlerde içmeyenlere nazaran daha az diş çürüğünün olması, bir başka dikkat çekici araştırma sonucu.

Kahve içtikten sonra organizmada ani değişiklikler oluyor. Tüm vücut ani bir enerji akımı ile doluyor. Bu enerji çocuklarda 3, yetişkinlerde ise 5-7 saat sonra azalmaya başlıyor. Tüm bu olumlu yönlerine rağmen kahveyi çok fazla tüketmemekte fayda var.
Araştırmalar günde iki fincan kahvenin kolon kanseri riskini yüzde 25, safra kesesinde taş riskini yüze 45 azalttığını gösteriyor. Ancak kahvenin çok fazla tüketilmesi yüksek.
Kanser riskini azaltıyor: Norveç’te yapılan bir araştırma ,meyve ve sebzeden bile daha çok antioksidan içerdiğini ortaya koymuştur.
Kanser riskini azaltıyor: Norveç’te yapılan bir araştırma ,meyve ve sebzeden bile daha çok antioksidan içerdiğini ortaya koymuştur.
Alzheimer’i önlüyor Portekiz’de 2002 yılında yapılan araştırmaya göre kafein beyni zinde tutuyor.
alinti

Bitki Alemi kategorisinde yayınlandı. Etiketler: . Leave a Comment »

Bulgurun Faydaları Saymakla Bitmiyor

”Bir kadın hamile olduğu zaman bebeğin beyin gelişimi için doktorlar folik asit ilaçları veriyor, bu ilaçlar çocuğun beynini geliştiriyor. Fakat Amerikalılar bizdeki gibi hap vermiyor, onlar bulgur öneriyorlar. ‘hamileyseniz ilk 3 ay içerisinde bulgur yediğiniz zaman folik asidi ilaçtan değil direkt olarak bulgurdan alabilirsiniz’. O açıdan bulgur önemli’.

*Bulgur, böcek ve larvaların oluşumuna dayanıklıdır. Raf ömrü oldukça uzun, sıcağa ve rutubete dayanıklıdır.

*Bulgur doymamış yağa sahiptir, beslenmede önemlidir ve ekonomiktir.

*Hazırlanması kolaydır. Vejeteryan beslenmeye çok uygun bir üründür.

*Kalp için oldukça yararlı, sindirimi kolaydır.

*Süt ile karıştırıldığında mükemmel, muhteşem bir gıda oluyor.

ET KANSERDEN KORUMAZ AMA BULGUR KORUR

Başlığa bakıp da et yememezlik etmeyin, onun yeri abartmamak kaydıyla ayrı ama en azından etli çiğ köfte yerine bulguru, özellikle haşlanmış (yalancı köfte gibi) olarak tercih edin ve sofranızda bulguru en azından haftada 2 kez tüketin.

Dünyada ilk işlenen gıda maddelerinden biri olan bulguru, meşhur moğol imparatoru Cengiz Han savaşlarda ordu erzakları arasında bulundurmuştur.

FAKİRİN DOKTORU

Gelelim ucuz olduğundan mı bilinmez ülkemizde Anadolu mutfağı dışında çok da fazla itibar görmeyen bulgurun faydalarına.

Bulgur özellikle bağırsak kanseri riskini büyük oranda azaltır. Besin değeri yanında vitaminler açısından da son derece zengin bir gıdadır.

Bulgur çözünebilen ve çözünemeyen lifler (fiber) bakımından oldukça zengindir. Fiber düzenli olarak tüketildiğinde bağırsak kanseri riskini engelleyen önemli bir besin elemanıdır.

BULGUR KABIZLIĞI DA ÖNLÜYOR

Bulgur aynı zamanda içerdiği mineral ve vitaminler sayesinde bağırsakların düzenli çalışmasını sağlar, kabızlığı önler, sinir sistemininin düzenli çalışmasını sağlar, zihni dinlendirir ve enerji verir.

EKMEK GİBİ

2 yemek kaşığı pişmiş bulgur kalori değeri bakımından 1 dilim ekmeğe denk düşmektedir. Zayıflama diyetlerinde kolestrol sorunu olanları ekmek yerine bu sebeple bulgur önerilir.

PİRİNÇ YERİNE BULGUR TÜKETİN

Doktorlar bulgurun, vitamin ve protein yönünden pirince oranla daha zengin olduğu da bildiriliyor.

Ege Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Gıda Mühendisliği Bölümü’nce yapılan bir araştırmaya göre, bulgur, pirince göre 4 kat kalsiyum, 4 kat demir, 2 kat fazla protein içeriyor.

Vitamin ve protein yönünden zengin olan bulgur üstelik çok daha ucuz

DEMİR ORANI ISPANAKTAN BİLE FAZLA

Bulgurda, bazı sebzelerden daha çok demir bulunmaktadır. Bu sebeple de doktorlar vücudunda demir eksikliği bulunanlara ıspanak yemelerini tavsiye ediyor.

Porsiyon yününden karşılaştırıldığında, ıspanakta 3,2 miligram, bulgurda ise 3,5 miligram demir olduğu görülür.

ÇİN’DE KUTSAL BİTKİLERDEN BİRİ

MÖ 2800’de Çin İmparatoru Shen Nung, bulgurun ana maddesi olan buğdayı; pirinç, darı, arpa ve soya fasulyesiyle birlikte beş kutsal bitkiden biri olarak belirlemiştir.

İNCİL’DE DE GEÇİYOR

Hıristiyanların kutsal kitabı İncil de, eski Babil, Hitit ve İbrani halklarının 4 bin yıl önce, Mısırlıların ve Doğu Akdeniz’de kurulu diğer uygarlıkların da MÖ 1000 yılında pişirilip kurutulmuş buğdayı kullandıklarını göstermektedir.

BM BULGUR STOKLUYOR

Raf ömrü uzun olduğu için bozulmaması ile bilinen bulgur o kadar kıymetli ki ABD’de savaş olasılığına karşı stoklanıyor.

Radyasyona karşı dayanıklı olduğu için stratejik gıda olarak kabul edilen ve stoklarda tutulan bulgur, kolay hazırlanabilmesi ile de avantajlı bir gıda.
Gaziantep Üniversitesi (GAÜN) Mühendislik Fakültesi Gıda Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mustafa Bayram

İşte çikolatanın yararları;

Neden Çikolata?

İşte çikolatanın yararları;

– İçeriğinde bulunan flavonoidlerden ötürü nitrik oksit seviyesini yükselttiği ve bundan dolayı kan basıncını düşürdüğü bilinmektedir.

– 2009 yılında yayınlanan bir çalışmaya göre, günde 10 gr civarında tüketilen çikolatanın yaşa bağlı olarak hafıza kaybını engellediği belirtilmiştir. Kakaoda bulunan polifenol bileşiklerinin beyne giden kan akışını hızlandırdığı ve bu sebepten hafızanın güçlendiği düşünülmektedir.

– Flavonoidlerden zengin olan kakao enflamasyonu azaltabildiği ve bu durumun aterosklerozdan koruyucu etkisi olduğu belirtilmektedir. Flavoidler çikolatanın dışında en çok elmada da bulunmaktadır.

– Total kolesterol seviyesini azaltıcı, iyi kolesterol seviyesini yükseltici ve insülin direncine faydalı özelliğe sahiptir.

– Bitter çikolatanın kalp sağlığının yanı sıra endorfin hormonunun salınımını arttırarak kendimizi mutlu hissetmemize neden olmaktadır.

– Çikolata bakır bakımından da zengin bir yiyecek olduğundan, cilt ve saç sağlığı açısından yararlıdır.

– Sürekli, düzenli olarak bitter tüketen orta yaş ve üstü kadınlarda kalp rahatsızlığı görülme riski daha az olmaktadır. Daha önce 2008 yılında yapılan bir araştırmanın sonucuna göre, kalp ve damar hastalıklarına yakalanma riskini azalttığı belirtilmiştir.

Çikolatanın birçok çeşidi bulunmaktadır, ancak bütün çikolataların faydalı olmadığını da bilmekte yarar var. Tüketilen çikolatanın kakao değerinin önemi büyük, kakao değeri ne kadar yüksekse o kadar faydası bulunmaktadır. Bu yüzden alacağınız çikolatanın kakao değeri yüzde elli olmasına ve diyabetik olan ürünleri tercih etmeye özen göstermeliyiz. Yapılan çalışmalara göre çikolatanın içeriğinde bulunan şeker ve karamel faydalı etkilerini azaltmaktadır.
alintidir

Bitki Alemi kategorisinde yayınlandı. Etiketler: . Leave a Comment »

BAKAN’DAN İTİRAF GİBİ AÇIKLAMA: EVET SÜTTE KANSER VAR!!!

 

Tarım Bakanı Eker, piyasada satılmakta olan sütlerde karaciğer kanseri, sarılık ve siroza yakalanma riskini artıran antibiyotik kalıntısı ve aflatoksin M1 olduğu iddialarını doğruladı.

BAKAN’DAN İTİRAF GİBİ AÇIKLAMA
Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı Mehdi Eker, Türkiye’de 7’den 70’e her kesimin günlük olarak tükettiği sütlere ilişkin çarpıcı bir itirafta bulundu. Eker, piyasadaki sütlerde karaciğer kanseri, sarılık ve siroza yakalanma riskini artıran antibiyotik kalıntısı ve aflatoksin M1 olduğu iddialarını doğrulayarak, “Bakanlığımızca yürütülen kontrol ve denetimlerde sütlerde antibiyotik kalıntısına ve aflatoksin M1’e rastlanabilmekte olup bunlarla ilgili gerekli yasal işlem yapılmaktadır” yanıtını verdi.

Eker,Milliyet gazetesinin haberine göre, mevzuata uygunsuz faaliyet gösteren işletmelerin isimlerinin ifşa edileceğini kaydederken, “her eve bir gıda denetçisi” projesini hayata geçireceklerini belirtti.
MHP ve CHP’li milletvekilleri, piyasada satılan sütlerde karaciğer kanserine, sarılık ve siroza yol açan zararlı maddelerin olduğu iddialarını TBMM’ye taşıdı.

GIDA KODEKSİNE AYKIRI
Eker’e, “Piyasada satılan çoğu firmalara ait sütlerde antibiyotik bulgusuna, bazı ürünlerde de aflatoksin M1’e rastlandığı ve bu maddenin karaciğer kanseri, sarılık ve siroza yakalanma ihtimalini artırdığı doğru mudur”sorusu yöneltildi.
Eker ise 12 Aralık 2012’de TBMM’ye gönderdiği resmi yazıda, itiraf niteliğinde ifadeler kullanarak, “Gıda kodeksine aykırılık hususu içermektedir. Bakanlığımızca yürütülen kontrol ve denetimlerde sütlerde antibiyotik kalıntısına ve aflatoksin M1’e rastlanabilmektedir” dedi.

İFŞA EDİLECEK
Eker, sağlıksız üretim yapan işletmelere yaptırımlar arasında isimlerinin kamuoyuna açıklanmasının da bulunduğunu belirtirken, “Mevzuata uygunsuz faaliyet gösteren işletmeler açıklanacak, ayrıca mevzuata uygun faaliyet gösteren firmaların belli kriterler çerçevesinde kamuoyu ile paylaşımı sağlanmaktadır. Böylelikle sadece uygunsuz işletmelerin ifşası değil, iyi olan işletmeleri ödüllendirerek yönlendirme anlayışı ile çalışmalar devam ediyor” dedi.

İŞLETMELERE CEZA VERİLDİ
Öte yandan Eker, bakanlığın kurduğu ALO GIDA 174 hattına 2011 sonu itibarıyla 551.630 şikayet geldiğini, bu aramalardan 86.237’sinin kayda alındığını ve 82.817’sinin sonuçlandırıldığını vurguladı. Eker, “Denetim yapılan başvuruların yüzde 17’si için cezai işlem uygulanmıştır. Uygulanan cezai işlemlerin yüzde 70’i idari para cezası, yüzde 24’ü üretim/faaliyetten men ve yüzde 6’ı ise suç duyurusu şeklinde gerçekleşmiştir” dedi. Eker, verilen idari para cezalarının 1000 TL’den 10 bin TL’ye kadar uzandığını belirtti.

GDO DENETİMİ ARTIRILDI
Eker, Türkiye’de hali hazırda 65 özel ve 41 de kamu olmak üzere toplam 107 gıda kontrol laboratuarı bulunduğunu, denetimlerin yetkilendirilmiş uzman laboratuar personeli tarafından yürütüldüğünü kaydetti. Eker son 2 yılda 693 bin denetim yapıldığını kaydetti.
Eker, GDO ve mikrobiyoloji birimlerinin faaliyete geçirilerek bu kapsamdaki analizlere öncelik verdiklerini kaydederek, “Ülkemizde her türlü gıda ve yemlerde tarama, izolasyon ve miktar olarak GDO analizi yapabilen laboratuvar sayısı son 2 yılda 3’ten 22’ye çıkarılmıştır” dedi.

HER EVE DENETÇİ
Sağlıksız üretimlerin engellenmesi ve denetimlerin artırılması konusunda da Eker, şunları kaydetti: “Denetimin ve denetçinin izlenebileceği interaktif mobil denetim projesi hazırlandı. Tam teçhizatlı gezici denetim araçları ile görsel medya imkânları (kamu spotu) kullanılmaya başlandı. ‘Her eve bir gıda denetçisi’ sloganıyla öğrenci ve ailelerine yönelik ‘genç gıda denetçileri’ gibi projeler hazırlandı.”

Kaynak>>>http://www.milliyet.com.tr/…/gundemdetay/17.01.2012/1489779…

http://www.karamaninsesi.com/…/bakan-eker-sutte-kanser-iddi…

GDO ya Evet Diyen Firmalar>>>https://www.facebook.com/media/set/…

Aradan 2 yıl geçti bu arada Tarım Bakanı Fransız Tarım Şovalyesi Oldu,bu görebildiğimiz…! Konunun Detayları İçin Bağlantıya Tıklayın>>>https://www.facebook.com/photo.php?fbid=10205175418560567

Nasıl sakladığınız ve pişirdiğiniz çok önemli!

Yağ Hakkında

– Yağ ne kadar ısıya maruz kalırsa o kadar kanserojen hale gelir. Dolayısıyla kanserden korunmak amaçlı önerdiğimiz sebzeleri kızartarak tükettiğinizde kanserojen öğelerin açığa çıkmasını tetiklemiş olursunuz.
– Zeytinyağı yanma noktası en düşük yağ olduğu için ısıya çok az maruz bırakılmadır. Yemeğe piştikten sonra eklenmesi gerekir ve kızartmalarda kesinlikle zeytinyağı kullanılmamalıdır. Beslenmede sadece zeytinyağına değil; ayçiçek, mısırözü, soya ve fındık yağına da yer verilmelidir.
– Yemek et ile pişiyorsa ekstradan yağ eklemeye gerek yoktur. Etin kendi yağı yeterlidir.
– Yağın saklanmasına da dikkat edilmelidir. Işık ve havayla temas etmemesi, metal kaplarda saklanmaması gerekir. Porselen yağın saklamasında en sağlıklı seçenektir.

Sebzelerin Pişirilmesi
– Sebzelerin mümkün olduğu kadar kısa sürede ve az suda pişirilmesi gerekir. Özellikle C vitamini ısıya karşı çok hassas olduğundan, kaybı engellemek için uzun süre ısıya maruz bırakılmamalıdır.
– Sebzeleri kesip doğrarken vitamin kaybını en aza indirmek için metalle mümkün olduğunca az temas ettirilmelidir. Sebzeler, havayla teması en aza indirmek, oksidasyonu engellemek için kesilir kesilmez kaynar suya atılmalıdır.
– Pişirmede döküm tencere, paslanmaz çelik ve tahta kaşık kullanılması önerilir. Tahta kaşığın temizliği çok önemlidir, üzeri artıkların kalacağı şekilde yıpranmış olmamalı, yıkandıktan sonra nemli kalmamalıdır. Fazla nemden kurtulmak için tuz kullanılabilir.
– Pişen yemeğin soğuması için uzun süre dışarıda bırakılması bakteri oluşumuna neden olur. Pişirme kabını, soğuk bir suyun içine oturtup benmari usulü hızla soğutup, buzdolabına kaldırmak iyi bir çözüm olabilir. Asıl yapılması gerekense yemeğin pişirilir pişirilmez tüketilmesidir.
– Yemeğin ısıtılırken 100 derecede kaynatılması gerekir, dolayısıyla mikrodalga fırın en sağlıklı ve en güvenilir pişirme ve ısıtma yöntemlerinden biridir.

Etlerin Pişirilmesi
– Et, tavuk, balık grubunun pişirilmesinde sağlıklı bir pişirme yöntemi olarak bilinse de haşlama, eğer haşlama suyu kullanılmazsa yüzde 70 oranında B vitamini kaybına neden olur. Fırın, ızgara ya da mikrodalga kullanıldığında bu oran ortalama yüzde 20’dir.
– Mangalla pişirmenin kanserojen öğelerin oluşumunu tetikleyen bir yöntem olduğu bilinir. Mangal zararlı değildir. Burada asıl nokta etin suyunun ateşe damlamasını ve tekrar buharlaşıp ete yapışmasını engellemektir. Bunu engellemek için ateşle etin arasında 15 santimlik bir boşluk bırakılmalıdır. Aynı mesafe dönerine ete uzaklığı için de geçerlidir.

Kuru Baklagiller
– Kuru baklagillerin içinde ciddi oranda protein vardır. Ancak vücut tarafından kullanımının artması için tek başına değil; bulgur, pirinç, makarna ve ekmek gibi tahıl grubundan gıdalarla birlikte tüketilmelidir. Kuru baklagillere pişmeyi hızlandırmak için soda ya da karbonat eklenmesi ve pişme suyunun dökülmesi B vitaminlerinin kaybına neden olur.
– Kuru baklagiller, mümkün olduğunca kuru ve serin yerlerde, bez torbalarda saklanmalıdır. Pişirmeden önce ıslatılmalı, 12-24 saat suda bekletilmeli, ıslatma suyu dökülmeli; ancak pişme suyu dökülmemelidir.

Bazı Pratik Bilgiler
– Sütlü tatlılar pişirilirken şeker ocağın altını kapattıktan sonra eklenmelidir. Çünkü protein ve şeker arasındaki reaksiyon, protein kaybına neden olur. Tatlılar hazırlanırken unun kavrulması da protein kaybına neden olur.
– Kesme tahtalarının mümkün olduğu kadar et, balık, sebze ya da ekmek için ayrı ayrı kullanılmasında büyük fayda vardır.
– Su damacanaları doğrudan güneş ışığına bırakılmamalı, içme suyu uzun süre bekletilmemelidir.

Yeditepe Üniversitesi Hastanesi’ nden Uzman Diyetisyen Binnur Okan,

KORUYUCU BESİNLER


Amerikan Kanser Araştırmaları Enstitüsü (AICR), 2007`ye sağlıklı bir
başlangıç yapmanız için, vücudu kanser, kalp krizi, Alzheimer ve diyabet gibi
ciddi rahatsızlıklara karşı koruyan besinlerin listesini açıkladı.

BADEM:

Her gün, bir çay fincanın yarısını dolduracak miktarda, yani 30 gram badem
yemeyi ihmal etmeyin. Omega-3 asitli yağları açısından oldukça zengin bir
besin olan badem, kandaki kötü kolesterol (LDL) oranını yüzde 4.4 oranında
düşürüyor. Badem böylece damar tıkanıklıklarını önleyerek, dolaşım
sisteminin düzenli olarak çalışmasını sağlıyor; kalbi koruyor.

KAHVE:

Günde iki fincan kahve, özellikle orta yaşlardan sonra görülen Parkinson ve
Tip-2 diyabete karşı vücudu koruyor. Kahvede bulunan kafein maddesi, diyabete
yakalanma riskini yüzde 35 azaltıyor. Ayrıca ağrı kesici özelliği de
bulunuyor. Ancak kahveyi mutlaka kalsiyum deposu olan sütle için. Böylece
kafeinin kemikleri zayıflatmasını engellemiş olursunuz.

TARÇIN:

Her yemekten sonra içinde bir miktar tarçın bulunan bir tatlı yemeyi unutmayın.
Tatlı yemek istemiyorsanız, küçük bir çay kaşığı dolusu tarçını doğrudan
suya ekleyerek içebilirsiniz. Tarçın kan şekerini düzenliyor, ayrıca sinir
sistemini rahatlatıyor. Öte yandan köri baharatının içinde bulunan Tumerik
adlı maddenin eklem iltihabını ve romatizmayı önlediğini unutmayın.

PATATES:

Antioksidanlar yönünden çok zengin. Amerikan Tarım Dairesi`ne göre en
yararlı 100 besinler arasında 17. sırada yer alıyor. Akciğer kanseri,
diyabet ve kalp krizine karşı koruyor. Ancak patatesi kızartmak yerine, yağsız
bir şekilde haşladıktan veya fırında pişirdikten sonra yemeyi tercih edin.

SEBZE ÇORBASI:

Doyurucu ancak kalorisiz bir yiyecek olduğu için özellikle kilo vermek
isteyenlerin bir numaralı tercihi. Ayrıca, özellikle sebze çorbası sodyum
bakımından zengin. Bir kase sebze çorbasında 500 miligram sodyum bulunuyor.
Sodyum, sinir sistemi ve kasların düzenli olarak çalışmasını sağlıyor.
Ayrıca vücuttaki sıvı miktarının dengesini düzenliyor. Ancak günde 1500
miligramdan fazla sodyum tansiyon ve kalp rahatsızlıkları konusunda tam bir
ters etki yaratıyor.

ZEYTİNYAĞI:

Zeytinyağı kanser riskini azaltıyor. Günde 25 ml. zeytinyağı alanların
idrarlarında, hücrelere zarar veren “;8oxodG”; adlı maddenin
seviyesinin azaldığını ortaya çıkardı. Zeytinyağı kanserin yanı sıra
iyi kolesterol (HDL) oranın artmasını sağlayarak kalbi koruyor, 1 çorba kaşığı
zeytin yağında 120 kalori bulunuyor. Bu nedenle günde 6 çorba kaşığını
geçmeyin.

ÇAY:

Siyah veya yeşil olsun, çayın her türü kanser riskinin azaltılmasında
etkili bir rol oynuyor. Çay, kadınlarda rahim kanserine yakalanma riskini yüzde
50 azaltıyor. Göğüs kanseri içinse bu oran yüzde 60`a kadar çıkıyor.
Çay ayrıca Alzheimer ve kalp krizine karşı vücudu koruyor.

Harun Kolçak
19 Ocak 2007

Bitki Alemi kategorisinde yayınlandı. Etiketler: . Leave a Comment »

MUHTEŞEM İKİLİ (BAL VE TARÇIN)

Bal ve Tarçın karışımının birçok hastalıklara iyi geldiği saptanmıştır.
Eski Yunan tıbbında olduğu kadar Ayurvedik tıpta da Bal,asırlarca hayati ilaç olarak kullanılmıştır.
Bugünün bilim adamları birçok hastalıkların tedavisinde Balı çok etkili bir ilaç olarak kabul etmişlerdir.
Bal hertürlü hastalıkta herhangi bir yan etkiye sebep olmaksızın kullanılabilmektedir.
Bugünün tıp ilmi,balın tatlı olmasına karşın doğru dozlarda alındığında şeker hastaları için tehlikeli olmadığını kabul etmektedir.
Kanada da yayımlanan ünlü Weekly World News dergisinin 17 OCAK 1995 tarihli sayısında batılı araştırmacılar tarafından bal ve tarçınla tedavi edilen hastalıkların listesini yayınlamıştır.

YORGUNLUK
Araştırmayı yapan Dr.MİLTON, bir bardak su içerisinde ½ kaşık bal ve biraz toz tarçının hergün kuşluk vakti ve vücut direncinin düşmeye başladığı takriben saat 15.00 te alındığında bir hafta içerisinde canlılığın arttığını tesbit etmiştir.
SOĞUK ALGINLIĞI
Bir kaşık ılıtılmış Bal,1/4 tatlı kaşığı toz Tarçın günde üç defa yenir.
Bu uygulama birçok kronik öksürük,soğuk algınlığı ve sinüslerin temizlenmesi için de geçerlidir.
YAŞLILIK
Bal ve Tarçınla hazırlanan çay,düzenli alındığında yaşlılık harabiyetini önler.
4 kaşık bal,1 kaşık toz Tarçın , 3 bardak su içerisinde kaynatılarak bir içecek hazırlanır. Günde 3-4 defa ¼ bardak miktarında içilir. Deriyi diri,taze ve yumuşak tutar, yıpranmasını durdurur.
KALP HASTALIKLARI
Bal ve Tarçınla bir karışım yap ve bunu her sabah kahvaltıda reçel veya marmelat yerine ekmek üzerine sür.
Bu uygulama arterlerdeki kolesterolleri eriterek hastaları kalp krizinden korur.
Bu uygulama ile, daha önce kalp krizi geçirmiş kişiler, ikinci krizden kilometrelerce uzakta olacaklardır.
Bu uygulamayı düzenli olarak yapan kişilerde solunum güçlüğü ortadan kalkacak ve kalp atışları kuvvetlenecektir.
KANSER
Japonya ve Avustralya da yapılan bir araştırmada ,mide ve kemik kanserleri üzerinde başarılı olunmuştur.
Bu tür kanserlere yakalanan hastalar günde bir kaşık bal ve bir kaşık Tarçını bir ay süreyle günde üç defa almalıdırlar.
BAĞIŞIKLIK SİSTEMİ
Hergün kullanılan Bal ve Tarçın bağışıklık sistemini kuvvetlendirir ve vücudu bakteri ve virus saldırılarına karşı korur.
araştırmacılara göre Bal,birçok Vitamin ve büyük miktarda demir içermektedir.
Balın düzenli kullanılması, Akyuvarlar içerisindeki, bakteriler ve viruslerle savaşan,korpuskülleri de kuvvetlendirir.
DİŞ AĞRISI
Bir kaşık toz Tarçın ve 5 tatlı kaşığı Bal karışımı ağrıyan dişe tatbik edilir.
Ağrı kesilene kadar günde üç defa uygulanır.
HAZIMSIZLIK & GRİP
Toz Tarçın 2 kaşık bal üzerine serpilip yemekten önce alındığında asit oluşumunu ve hazımsızlığı önler
İspanya da yapılan bir araştırmada bal içerisindeki bir maddenin grip mikroplarını öldürdüğü ve hastaları gripten koruduğu saptanmıştır.
İDRAR KESESİ ENFEKSİYONLARI
İki kaşık toz Tarçın,bir tatlı kaşığı Bal, ılık su içerisinde eritilip içilir.
İdrar kesesindeki mikroorganizmalar üzerinde etkilidir.
KOLESTEROL
İki kaşık Bal, Üç tatlı kaşığı Toz Tarçın,450 gr.demlenmiş çay içerisinde eritilerek içildiğinde kan kolesterol seviyesi 2 saat içerisinde % 10 düşecektir.
Artrit hastalarına tavsiye edilen kür de günde 3 defa kolesterol hastaları i,çin uygulanabilir.
Adı geçen dergideki bilgilere göre günlük gıda ile alınan bal bile kolesterolün düşmesine yardımcı olabilir.
MİDE AĞRILARI
Bal ve Tarçın kürlerinin ,mide ağrıları için olduğu kadar mide ülserleri için de yararlı olduğu saptanmıştır.
GAZ : Hindistan ve Japonyada yapılan araştırmalar Bal ve Tarçının midedeki gazı giderdiğini göstermiştir.
KISIRLIK
Eski Yunan ve Ayurvedikler Balı, yıllardır, erkeklerin spermalarını kuvvetlendirmek için kullanmışlardır.
Eğer kudretsiz bir erkek düzenli olarak uyumadan önce 2 kaşık bal yerse problemleri çözülecektir.
Çin,Japon ve uzakdoğu ülkelerinde ,gebe kalamıyan ve uterusunu kuvvetlendirmek isteyen kadınlar asırlardır toz Tarçın kullanmaktadırlar
Gebe kalamıyan kadınlar bir tutam toz Tarçın ve yarım tatlı kaşığı balı gün boyunca bir sakız üzerine koyup çığnediklerinde tükürükle karışarak yavaş yavaş emilerek etkili olmaktadır.
Amerika Meryland'da evli bir çiftin 14 yıldır çocuğu olmamış ve ümitlerini de kaybetmişlerdir.Bu uygulamalar kendilerine anlatılmış ve yukarıda belirtilen kürün uygulamasına başlandıktan birkaç ay sonra ikiz çocuklarının olacağı tesbit edilmiştir.
SAÇ DÖKÜLMESİ
Saçı dökülenlerle tepesi açılanlar için sıcak zeytinyağı içerisine bir kaşık bal,bir tatlı kaşığı toz Tarçın ilavesiyle elde edilen krem banyodan önce başa sürülür ve yaklaşık 15 dakika beklendikten sonra yıkanır.
5 dakikalık bir uygulama dahi etkili olabilir.

SİVİLCELER VE DERİ
3 kısım bal, 1 kısım Tarçın ile bir krem yapılır. Bu krem uykudan önce sivilceler üzerine sürülür.Sabahleyin ılık su ile yıkanır.
Eğer 2 hafta süreyle her gün uygulanırsa sivilceleri kökünden çıkarır.
Egzama,mantar ve diğer deri enfeksiyonlarında eşit miktardaki Bal ve Tarçın karışımı uygulanır

ZAYIFLAMA
Bir bardak su içerisine eşit miktarda Bal ve Tarçın konup kaynatılır.Hergün kahvaltıdan yarım saat önce aç karnına ve yatmadan önce içilir.
Düzenli uygulanırsa kilo verilir.
Ayrıca bu karışım düzenli olarak içildiğinde ,yüksek kalorili diyet alınsa bile, vücutta yağın birikmesine engel olur.

alıntı

Bitki Alemi kategorisinde yayınlandı. Etiketler: . Leave a Comment »

Kuru Sogan Hazinesi…

Prof.Dr. Adnan SARACOGLU

Kuru Sogan

kuru sogan uzerine olan ilk calismalarima seksenli yillarin

ortalarinda baslamistim. Ayni zamanda sarimsak ve pirasayi da

inceliyordum. Cunku, ucu de ayni familyadandir. Topraktan henuz cikmaya

baslamis, bu uc bitkinin taze filizlerini kopartip tadina baktiginizda

damak tatlari birbirinin aynidir. Onlari birbirlerinden ayirt etmek

zordur. Ancak, bir-iki haftadan itibaren morfolojileri, kimyalari ve

tatlari giderek belirgin sekilde farklilasir.

Her ucunde de antibakteriyel (antibiyotik) ve agri kesici (analjezik)

ozelligi olan etkin maddeler bulunmaktadir. Yetiskin donemlerine

gelindiginde dogal antibiyotik guc, sarimsakta en fazladir. Soganda bu

guc orta derecede bulunurken, pirasada bu olcu en minimum duzeyde

kalir. Yetiskin soganin agri kesici gucu ise maksimum duzeye cikar.

Ileri tarihlerde sarimsak ve pirasanin iceriginde sakli olan etkin

ozelliklerini ayri basliklar altinda sizlere tanitmaya calisacagim.

Cunku, ayni aileye (familya) ait bu uc sebze yetiskin evrelerinde kur

olarak uygulandiklarinda birbirlerinden tamamen farkli hastaliklara

karsi potansiyel bir guc olusturabilmektedir ler. Pirasa, bobrekte

olusan litogen yapiya karsi etkili olurken, sarimsak ise vucudun bazi

bolgelerinde olusan plaklara karsi etkin rol oynayabilmektedir. Bu

kisa giristen sonra bugunku, sebzemize tekrar geri donelim.

Onu dograrken goz yaslarini tutmak ne mumkun; Gozlerden yas gelmesine

sebep olan yapisinda kukurt bulunan propanthial- S-oksit maddesidir.

Eger, sogani dograrken goz yasi dokmek istemiyorsaniz, agziniza bir

lokma ekmek alip cigneyerek dograyiniz.

Erkekler icin

Yillar once kuru sogani arastirirken prostatite (prostat ici

iltihaplanma) bagli agri ceken erkeklerin imdadina yetisebilecegini

bulmustum. Prostatite bagli agri ceken bazi hastalar icin uygun bir

agri kesici bulmak da cok zordur. Bilinen hicbir agri kesici onlara

derman olmaz. Almanyada ;Medizin Forum-Prostatitis; sitesine yazi yazan bir prostatit hastasi, prostatite bagli surekli agri cektigini

ve bu durumun kendisini intiharin esigine getirdigini yazmisti. Bu

hastaya sogan kurunu uygulamasini onermistim. Aradan birkac gun

gectikten sonra nasil tesekkur ettigini hal â unutamam.

Kadinlar icin

Zaman zaman gecmiste arastirdigim bir bitkiye tekrar tekrar geri

doner, yeni elde ettigim deneyimlerimin isiginda onu tekrar

arastirmaya baslarim. Kuru soganin rahim ve yumurtaliklar uzerinde

nedenli etkili olabildigini buldum. Onu, 2009 un bitkisi olarak

tanitmayi dusunuyordum ki, yasliliga bagli eklem kireclenmesini

ortadan kaldirici bitkiyi buldum. Bu nedenle 2008 in son aylarinda

kuru soganin bu potansiyel gucunu erken aciklamayi daha uygun buldum.

Kuru sogan, polykistik Over Sendromu (PCOS) yasayan bayanlarin

imdadina yetisen mukemmel bir destekleyici ve yardimci tedavi imkâni

sunmaktadir. Erken menopoza giren bayanlarin da imdadina

yetisebilmektedir. Kucuk ve orta capli miyomu olan bayanlar da kuru

sogan kurunden istifade edebilirler.

Polikistik over sIkâyeti olanlar,

buyuk bir olasilikla kuru uygulamaya basladiktan bir-iki gun sonra

beyaz-sari renkte bolca akinti yasamaya baslayabilirler.

Uzun zamandan beri adet (regl) gormuyorlar ise, adet

gormeye baslayabilmektedirl er. Ayni sekilde menepoza yeni girmis

bayanlar da tekrar duzenli adet gormeye baslayabilmektedirl er. Rahim

duvari incelmesi olan bayanlarin rahim duvarlarinin kalinlasmasinda da

etkilidir. O sanki, kadinlarin rahim ve yumurtaliklari icin yaratilmis

bir sebze;

Endometrioma (cikolata kisti),

rahimin icini doseyen zar tabakasinin (endometrium)

yumurtaliklarda bulunmasi ve her adet doneminde

kanayarak kistik yapi olusturmasina denir. Bu kistin ici, kahverengi

kivamli sivi ile doludur bu nedenle cikolata kisti de denir. Hastalar

hekimlerine kisirlik, sancili veya agrili adet gorme, iliski esnasinda

agri gorme veya fazla miktarda adet gorme sIk âyeti ile basvururlar.

Baslangic evresinde olan endometrioma tedavisinde de oldukca guclu bir

yardimci tedavi imk âni sunar.

KÜR:

Polykistik overe, erken menopoza ve miyomlara karsi

Iki bardak klorsuz suyu (yaklasIk 250-300 ml) kaynatiniz. Orta boy

yemeklik kuru soganin en dis acik kahverenkli ince kabugunu soyduktan

sonra dorde veya altiya bolup kaynamakta olan suyun icerisine atiniz.

Agzi kapali olarak bes dakika kaynattiktan sonra ocaktan indirip

ilimaya birakiniz. Iliyinca, suzulur ve ilik olarak bir su bardagi

ogle yemeginden on dakika once icilir. Ayni sekilde aksam yemeginden

once tekrar taze olarak hazirlanip on dakika once icilir. Bu kure

onbes gun devam edilir ve kur sonlandirilir.

Dikkat:

Kirmizi veya mor sogan amaca uygun degildir. Uygulanacak olan

sogan kurunun taze hazirlanmasi ve ilik olarak icilmesi sarttir. Soguk

olarak veya beklemis haslama suyu icilmemelidir.

Prof.Dr.Adnan SARACOGLU

Bitki Alemi kategorisinde yayınlandı. Etiketler: . Leave a Comment »

Kaparinin MS Hastalığında Yüzde 80 Çare Olduğu Saptandı


Türkiye’de yetişmesine rağmen çok fazla bilinmeyen kapari bitkisinin, Multipl Skleroz (MS) hastalarına çare olduğu bildirildi.
Pamukkale Üniversitesi(PAÜ) tarafından yapılan çalışmalarda, konsantre kapari çayı verilen MS hastası farelerin yüzde 80 oranında iyileştirildiği belirlendi. MS hastalığı, beyindeki ve omurilikteki sinirlerin yıpranması ve bozulmasıyla ortaya çıkan, görmede bulanıklık, geçici görme kaybı, kolda veya bacakta güçsüzlük, yürüyüşte dengesizlik, ellerde titreme, konuşmada bozukluk gibi belirtiler gösteren, bağışıklık sisteminden kaynaklanan ve doğrudan merkezi sinir sistemini etkileyen bir hastalık. PAÜ Fen Edebiyat Fakültesi Genel Biyoloji Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Alaattin Şen, MS hastalığının tedavisinde kapari bitkisinden yararlanabilme yönündeki çalışmayı 1,5 yıldır yürüttüklerini söyledi.
Kapari ürünlerini kullanan hastalarla da temasa geçtiklerini anlatan Şen, çalışmanın ilerleyen bölümünde fareler üzerinde deney yaptıklarını söyledi.
‘FARELER MS’DEN KURTULDU’
Geliştiren ve üretilen ürünlerin deney sonuçlarını aylık takip eden Prof. Dr. Şen ve ekibi, MS’li farelerin hastalıktan kurtulduğu sonucuna vardı. Deneylerde elde edilen sonucun MS hastaları için çok olumlu olduğunu vurgulayan Şen, “MS hastalığında kullanılan ilaçlar var ama daha çok hastalığın ilerlemesini durdurmak ve hastaları bir nevi rahatlatmak için. Çünkü MS hastalığının dünyada bilinen bir tedavisi yok. MS tedavisi için çok büyük ümit vadeden bir çalışma yürüttüğümüze inanıyoruz.” dedi.
‘TEDAVİ BEKLEYEN 40 BİN HASTA VAR’
MS hastalığının sebebi ve kesin tedavisi bilinmezken Türkiye’de yaklaşık 40 bin hasta olduğu tahmin ediliyor. Pizzaya tat vermesi amacıyla kullanılan kapari, yapılan araştırmalar sonucu tedavi bekleyen MS hastalarına umut oluyor. Kapari ürünleri üreten Burdurlu Murat Mıhladız, birçok MS hastasının bu bitki sayesinde sağlığına kavuştuğunu belirtti.
MS hastalığıyla 15 yıl mücadele ettiğini belirten Aysun Tok, kapari kullanarak şifa bulduğunu belirtti.
Hastalığın başlamasıyla ilaç tedavisine başladığını belirten Tok, “İlaç tedavisi fayda vermedi. Sonra kapariyi duyduk. Kapari salamurası, karpuzu ve çayını kullanmaya başladım. Hastalığın yavaş yavaş azaldığını fark ettim. Şuan hiçbir etki kalmadı. MS hastalarına tavsiye ediyorum.” ifadelerini kullandı .

kaynak: şifa doğada

Herkes onu yiyor: Trileçe!

Kek karışımını tepsiye dökün, 160 derecede önceden ısıtılmış fırında kürdan temiz çıkana kadar (kek kürdanı batırıp çıkardığınızda kürdana hamur bulaşıyorsa henüz pişmemiştir) pişirin,

Balkanlar’dan sadece soğuk hava dalgası değil, damağımızı büyüleyen nefis bir lezzet geldi: Trileçe! Yumuşacık, sütlü şerbetli bir kek üzerine yayılan incecik karamel dokusuyla bu tatlıya herkes bayılıyor. Lezzet avcıları için trileçe hakkında merak edilenleri araştırdık; haberimizin sonunda en iyi trileçe tarifini de bulacaksınız.

Balkanlar’dan sadece soğuk hava dalgası değil, damağımızı büyüleyen nefis bir lezzet geldi: Trileçe!

Toplum olarak biz trileçe tatlısıyla yeni tanışmış olsak da, tatlının tarihi 300 yıl öncesine ve Güney Amerika’ya dayanıyor. Araştırmalara göre Meksika ve Güney Amerika’da keşfedilen trileçe, televizyon dizileri aracılığıyla Balkanlar’a yayılıyor ve oradan da ülkemize geliyor

İspanyolca ismi “Tres Leches” yani “Üç Süt” olan trileçe tatlısında inek sütü, keçi sütü ve manda sütü şerbet olarak kullanılıyor.

Türkiye’de bir çığ gibi hayran kitlesi artan trileçe, tiramisu ve cheesecake’in tahtından etti; artık herkes tatlı olarak onu arıyor, onu soruyor.

Trileçe furyası tatlı tatlı eserken, büyük markalar da buna kayıtsız kalmıyor ve menülerine ekliyor ve çeşitli değişiklikler de yapıyor. Çikolatalı, frambuazlı trileçe tatlılarını da bulmak mümkün ama gözlemlerimize göre karamelli trileçe hep beş adım önde gidiyor.

En iyi trileçe nerede yenir, büyük gazetelerin köşe yazılarına kadar taşındı; neredeyse her restoran en iyisini yaptığını söylüyor.

Deneyimlerimizi sizinle paylaşmak istediğimiz için birkaç yerde trileçe yedik ve aklımızda kalanları size açıklayalım; yolunuz düşerse mutlaka trileçe yiyin ama aldığınız kalorileri yakmak için o gün bol su içip yürüyüş yapın.

En iyi trileçe olarak aklımızda kalanlar: Arnavutköy’deki Atlas Balık, her yudumda tazeliği ve nefisliğiyle birinci sırada.

Ortaköy’ün küçük ama yıllanmış pastanesi Jiji, uygun fiyatı ve tazeliğiyle damağımızda iz bıraktı.

Son olarak, Taksim, Ortaköy ve Cunda Adası’nda şubeleri bulunan Cookpoint, hem trileçe hem şahane tatlılar için bir başka güzel adres…

“Ben trileçeyi evde yaparım, istediğim kadar yerim” diyenler için haberimizin başında verdiğimiz sözümüzü tutuyoruz ve size lezzet garantili trileçe tarifi sunuyoruz.

Kek için; 5 yumurta, 1,5 su bardağı şeker, 1,5 su bardağı un, 2 paket şekerli vanilin, 1 silme çay kaşığı kabartma tozu, 1 çimdik tuz, Fırın kabını yağlamak için 1 çay kaşığı tereyağ.

Şerbeti için; 3 su bardağı süt, 2 paket (400 ml) krema, 1 su bardağı süt tozu.

Karamel için; 5 yemek kaşığı şeker (mümkünse esmer şeker), 1 yemek kaşığı tereyağ, 1 paket (200 ml) krema, 1/2 su bardağı süt.

Hazırlanışı: Yumurtaların aklarını ve sarılarını ayırın (akların içine 1 damla bile sarı karışmamalı), Yumurta aklarını bir çimdik tuz ilavesiyle kar gibi olana kadar çırpın,

Şekeri ekleyip 5 dk. daha çırpın, Sarıları ayrı bir kapta çırpın, Sarıları aklara yavaş yavaş ekleyerek çırpmaya devam edin.

Unu, kabartma tozunu ve vanilinleri yavaş yavaş ekleyerek bir spatula ile pürüzsüz kıvam alana kadar karıştırın (köpüğünü söndürmeden), 22*22 cm çapında 8-9 cm derinliğinde bir fırın kabını yağlayın.

Kek karışımını tepsiye dökün, 160 derecede önceden ısıtılmış fırında kürdan temiz çıkana kadar (kek kürdanı batırıp çıkardığınızda kürdana hamur bulaşıyorsa henüz pişmemiştir) pişirin

Kek soğuduktan sonra derin bir kapta şerbeti için süt ve süt tozunu köpürene kadar çırpın. Kremayı ekleyip 2 dk. daha çırpın. Şerbeti (pişirmiyoruz) kekin üzerine gezdirin,Kek şerbeti tamamen çektikten sonra elinizle üzerindeki köpükleri sıyırıp alın,Karamel için tereyağ ve şekeri geniş bir tavaya alıp ocağın en küçük gözüne koyun,Karıştırmadan şeker eriyip kahverengi bir sıvı haline gelene kadar bekleyin,Kremayı ve sütü yavaş yavaş ekleyip karameli hızlıca çırpın (bu aşamada şeker katılaşabilir, piştikçe eriyecektir),Karıştırarak koyu karamel kıvamı alana kadar pişirin,Karameli şerbetini çeken kekin üzerine gezdirin,Buzdolabında 2 saat dinlendirip servis yapın.

alıntı

Bitki Alemi kategorisinde yayınlandı. Etiketler: . Leave a Comment »

ALOE VERA NEDİR ?

Aloe Vera, anavatanı Afrika olan zambakgiller familyasından bir bitki çeşididir. Ülkemizde halk arasında “sarı sabır” olarak da bilinen bitkinin 300-400 farklı çeşidi vardır fakat en çok kullanılan “Aloe Barbadensis Miller” isimli cinsidir. Aloe Barbadensis Miller cinsi bitkiler insanların medikal ve her türlü bakım ihtiyaçlarını karşılamak için Afrika dışında çeşitli bölgelerde de yetiştirilmektedir.

Aloe Vera Tarihi

Aloe Vera ile ilgili yazılara Yunan, Mısır, Roma gibi birçok farklı kültürde rastlanmıştır. Ayrıca daha eski Hint ve Çin kültürlerinde de bitkiyle ilgili yazılı kaynaklara rastlamak mümkündür. İylleştirici özellikleri ve rahatlatıcı nemli yapısıyla aloe vera yüzyıllar boyu birçok medeniyette kullanılmıştır.
Geçmiş çağlardaki aloe kullanımıyla ilgili ilk bilgiyi 1862 yılında bulunan milattan önce 1500 yılında yaşamış Mısırlılar’a ait bir papirüs yaprağından elde etmişlerdir. Mısır kraliçelerinin aloe verayı fiziksel güzelliklerini korumak için kullandıkları bilinmektedir.

“Dört bitki insan sağlığı için vazgeçilmezdir: Buğday, üzüm, zeytin ve aloe. İlki insanı besler, ikincisi ruhunu yükseltir, üçüncüsü ona ahenk verir, dördüncüsü iyileştirir.” Christopher Columbus (1451-1506)

“Eğer uzun süren açlık zamanlarımın arkasındaki gizli güçleri soracak olursanız, evet, sarsılmaz tanrı inancım, basit ve tutumlu hayat tarzım ve yararlarını 19. yüzyılın sonunda Güney Afrika’ya seyahatim sırasında öğrendiğim aloe bitkisidir.”
Mahatma Gandhi (1869-1948)

Aloe Vera: Nature’s Silent Healer isimli kitapta rastladığım bu sözleri sizlerle paylaşmak istedim. Geçmiş yıllarda Aloe vera’dan yararlanan insanların sayısı hiç de azımsanacak gibi değilmiş anlaşılan.

Aloe Vera’nın Fiziksel ve Kimyasal Özellikleri

Aloe bitkisi bir kaktüs çeşidi olmasından dolayı %99 – %99.5 oranında su taşır ve PH değeri ortalama 4.5 civarıdır. Kalan katı kısımda ise birçok farklı vitamin, mineral, enzim, şeker, antrakinon, lignin, saponin, yağ asitleri ve aminoasitler bulunmaktadır.

Vitaminler

Aloe verada vücut için çok önemli olan antioksidan özellik taşıyan A, C ve F vitaminlerini bolca bulabilirsiniz. Bunun yanında B vitamini (thiamine), niacin, B2 (riboflavin), cholin ve folik asit de bulunabilmektedir. Hatta bazı kaynaklar B12 vitamininin de bulunduğunu belirtmektedir.

Mineraller

Sodyum, potasyum, kalsiyum, magnezyum, manganez, bakır, çinko, krom, demir bunların hepsi aloe vera bitkisinde bulunabilir.Magnezyum laktat aminoasitlerden histamin salınımını engeller. Histamin ise birçok alerjik reaksiyonda salınan ve kaşıntı, acı gibi sonuçları olan bir maddedir.Histamin salınımını engellemesi aloenin antipuritik etkisini açıklar niteliktedir.

Enzimler

Amylase, lipase, catalase, protease, bradkinase, glcose, carboxypeptidase, cellulase, , glcose, dehydrogenase, oxidase ve daha birçok enzim içermektedir.

Şekerler

monosakkarit ve polisakkarit şeklinde çeşitli şekerler aloe verada bulunabilir. Bunlardan en önemlileri glucose ve mannosedan olusan gluko-mannans diye bilinene polisakkaritlerdir. Bu tip sakkaritler sızıntılı bağırsak hastalığının (leaky gut syndrome) önlenmesinde ve iyileştirilmesinde çok büyük öneme sahiptir.

Aminoasitler

Aloe vera, proteinlerin yapıtaşı olan aminoasitler yönünden oldukça zengindir. Vucuda gerekli olan aminoasitlerden 20-22 tanesi Aloe veranın jel kısmında bulunmaktadır. Bunun yanında vücudun üretemediği ve ihtiyacın besinlerden karşılanmak zorunda olduğu 8 aminoasitten 7 tanesi yine aloe veranın jel kısmında bulunmaktadır.

Araştırmalara göre aloe veranın en çok etkili olduğu bölgeler :

1) Epitel Doku Hücreleri : Epitel doku hücreleri vücudun yüzeyini kaplayan veya yüzeyiyle bir şekilde iletişim içinde olan doku hücreleridir. Derimiz epitel sistemin en büyük parçası olmakla birlikte en çok tahriş olan, bozulmalara uğrayan kısmıdır. Aloenin derideki ve diğer iç zarlardaki onarıcı etkisi çok yüksektir.

2) Bağışıklık Sistemi : İmmun sistem üzerinde de çok olumlu etkileri olduğu bilinen aloe veranın bağışıklığı artırıcı etkisi birçok amansız hastalıkta doktor tedavisine yardımcı bir unsurdur. Şüphesiz bağışıklık sistemini çökerterek insanı ölüme bile götürebilecek AIDS, kanser gibi hastalıklarda da bir tedavi yöntemi kadar etkili olmasa da vücudu zinde tutup, bağışıklık sistemini güçlendirdiği için aloe veralı ürünlerin kullanımının tedaviye faydalı olacağı gerçektir.

Aloe Vera Ne Gibi Durumlarda Kullanılmalıdır?

Aloe vera bitkisi sonuçta vücuda zararı olmayan bir bitkidir ve herhangi bir meyve sebze gibi güvenle tüketilebilir. Buna karşılık aloe veranın bir ilaç olmadığı sadece yararlı bir besin maddesi olduğu akıldan çıkarılmamalıdır. Aloe veranın iyileştirici etkisinin kullanım alanları çok geniştir.

1. Bağışıklık sisteminin güçlü olmasını gerektiren her türlü durumda
2. Cilt hastalıklarında, sivilce, ekzama, alerji, çıban, iltihap gibi cildin iyileştirilmesini gerektiren durumlarda
3. Virütik herpes ve uçuklarda antivirütik olarak
4. Saç dökülmesi, saç kepeklenmesi gibi cilt durumlarında
5. Güneş yanıkları ve diğer yanık durumlarında, kesiklerde, sedef gibi hastalıklarda
6. Baş ağrısı, kas ağrısı, migren gibi durumlarda
7. Diş eti problemlerinde
8. Karaciğeri etkileyen hepatit siroz gibi hastalıklarda
9. Bağırsak ve mide sorunlarında, ülserlerde, ağız yaralarında
10. Kalp bozuklukları, yüksek tansiyon
11. Astım, gut, bronşit, soğuk algınlığı gibi rahatsızlıklarda
12. Prostatla ilgili problemlerde

Bu durumlarda ücuda yardım etmesinin sebebi bağışıklık sistemi veya epitel doku üzerindeki olumlu etkileridir. Yukarıdaki hastalıkların tedavileri kesinlikle doktor tarafından yapılmalıdır fakat tedaviyle birlikte besin desteği olarak aloe veralı ürünlerin kullanımı mantıklı olacaktır.

Aloe Verayı Nasıl Kullanmalıyım?

Günümüzde aloe vera bitkisini içerik olarak kullanan birçok firma olmakla beraber aloe’nin tam olarak etkisini yitirmeden paketlenmiş ve dağıtılmış olması çok önemlidir. Yani aloe veralı diye aldığınız bazı ürünlerde beklenen etkiyi göremeyebilirsiniz. Bunun için güvenilir, her türlü sağlık ve güvenilirlik onayı olan bir firmayla çalışmak önemlidir

Bitki Alemi kategorisinde yayınlandı. Etiketler: . Leave a Comment »

Ev Yapımı Sağlıklı Ketçap

Hazırlanışı

İncecik doğranan soğan, domates ve sarımsak tencerede az suyla 30 dakika kadar pişirilir. Tel süzgeçten geçirilen karışımın içine sirke, karanfil, tarçın, pul biber, şeker, karabiber, tuz, defneyaprağı ko*nulup karıştırılır. 5-10 dakika kadar tekrar pişirilen karışım süzdürülüp, kavanozun içinde buzdolabında muhafaza edilir.

Malzemeler:

1 kilogram domates
2 adet soğan
3-4 diş sarımsak
1 çay bardağı sirke
2 adet karanfil
1 adet defneyaprağı
2 çay kaşığı pul biber
3 çay kaşığı şeker
1 çay kaşığı tuz
1 çay kaşığı karabiber
1 çay kaşığı tarçın
Not: Yaz domatesiyle yapılan bu tarif buzluğa atılıp kışın kullanılabilir. Buzdolabında dayanma ömrü 7 gündür.

http://forum.geliyoo.com

Ev yapımı ketçap çok sağlıklı

PROF. DR. MEHMET ÖZPROF. DR. MEHMET ÖZ
Makarnaya ya da sosisli sandviçe koyduğunuz ketçap aslında bir sağlık deposu. İçindeki likopenin daha yararlı hale gelmesini isteyenler ketçabı evlerinde yapmalı
Ketçap şişenizden daha çok yarar sağlayabilirsiniz. Bunun tek yolu, eski şişeyi ters çevirip içinde kalan birkaç damlayı yeni şişeye aktarmak değil! Organik ketçap tüketerek, kalp hastalıkları riskini düşüren likopen alımını artırabilirsiniz. Son araştırmalar, organik ketçabın diğerlerine oranla üç kat fazla likopen içerdiğini gösteriyor. Organik ketçabın her gramında 183 mikrogram likopen var. Diğerlerinde ise 59 mikrogram…

YAĞLA BİRLİKTE YİYİN
Peki bu maddeye niçin ihtiyacınız var. Likopenin işlerinden biri de hücrelerle kromozomlara zarar veren serbest radikalleri kelepçelemesidir. Ayrıca vücudu terk edene kadar onlara eşlik ederek, kalp hastalıkları gibi rahatsızlıklara yol açmalarını da engeller. Likopen; guava meyvesi, karpuz, pembe greyfurt ve domateste bulunur ama domatesten şırıl şırıl akmaz! Onu elde etmek için uğraşmak gerekir. Bunu yapmanın üç yolu vardır.
1. Domatesi kesin, küp küp doğrayın ve püre yapın: Bu işlemler domatesten likopen elde etmeyi kolaylaştırır.
2. Bir miktar yağla yiyin: Likopen yağda çözülen bir besindir. Bağırsaklarda emilebilmesi için biraz yağa ihtiyaç vardır. Bu yüzden salatalarınızda zeytinyağı, ceviz yağı ya da kanola yağı kullanın. Karışıma biraz da avokado ekleyin.
3. Isıtın: Isı, likopeni vücudun 16 kat daha kolay emebileceği bir forma sokar.

BEL ÇEVRESİNDEKİ YAĞLAR YÜKSEK TANSİYON YAPAR
Aynaya bakın. Görüntünüzün tam ortasına… Bir şeyler görüyor musunuz? Belinizin çevresinde fazlalığa ister aşk simidi deyin, ister bira göbeği; gördüğünüz şeye şükretmelisiniz. Çünkü hemen belinizin çevresindeki bu çıkıntı, yüksek tansiyon ve diğer hastalıkların bir ön belirtisi olabilir; kilonuz son derece normal olsa bile…

HORMON POMPALAR
Belinizdeki yağlanma, aynı zamanda karaciğerinizin yağlandığı anlamına da gelebilir. Bu yağlanma karaciğere baskı yapmaya başlayınca, fasulyeye benzeyen bu organa kan akışı yavaşlar. Sonucunda da kan akışını sağlamak için tansiyonunuzu yükselten hormonları pompalar. Belinizin çevresindeki yağ ayrıca; iştahınızı açan, kötü kolesterolünüzü, trigliseriti, kan şekerini yükselten hormonların salgılanmasına neden olur. Tabii ‘yağlı bel’in sayamadığımız daha pek çok zararı var.

KURTULABİLİRSİNİZ
Şanslısınız ki; belinizin çevresindeki yağlardan kurtulabilirsiniz. Stres, şeker, doymuş ve trans yağlar bu yağların kalıcı olmasına ve artmasına neden olur. Bunları tüketmekten vazgeçin ve sağlıklı besinlere yönelin, özellikle yüzde 100 tam tahıl ürünlerini yiyin. Ayrıca her gün 30 dakika yürüyün, bir ağırlık kaldırma programına ve alışverişe başlayın. Çünkü normalde giydiğiniz bedenden daha küçük bedende bir pantolonları giyebileceğiniz günler çok uzakta değil.

SİNÜZİTİ PÜSKÜRTME ÖNERİLERİ
Sinüzit sıkıntısını azaltmak için doktora gidene kadar yapacağınız birkaç öneri:
Nem makinesi veya buhar makinesi kullandıktan sonra sıcak bir duş alarak sinüslerinizi rahatlatın. Sıcak ve nem, sinüslerinizin açılmasını sağlar.
Yastıktaki tozlardan korunmak için yastığınıza iki kılıf birden geçirin. Ayrıca suyu klorlanmış havuzdan ve ısı değişikliklerinden uzak durun. Başkasının içtiği sigaraya devam etmeyin.
Akan sinüslerinizin yol açtığı boğaz ağrısından kurtulmak için tuzlu suyla gargara yapın.
Tıkanmanın yol açtığı basınçla savaşmak için, buz veya sıcak havlu kullanın. Gerekirse ağrı kesici alın.
TUZLU SU İYİ GELİR
Burnunuzu bir tüp yardımıyla temizleyin. Tüpün içini tuzlu suyla doldurun ve bu suyu tüp yardımıyla burnunuza çekerek, sinüslerinizi temizleyin. Ama unutmayın ki; bunlar sadece sıkıntınızı hafifletmeye yardımcı olur. Sorununuzu kökünden çözmek için mutlaka doktora gitmeniz gerekir. Bu önlemler, doktora gidinceye kadar kendinizi daha rahat hissetmenizi sağlayacaktır…

82 SANTİMİ GEÇMEMELİ
Bir mezura alın ve göbek deliğinizin çevresinden göbeğinizi ölçün. Kadınsanız, bel ölçünüz 82 cm ve altında olmalı. Beliniz 92 santimden kalınsa, sağlığınız açısından tehlike çanları çalıyor olabilir. Erkeklerin bel ölçüsü ise 87 cm’in altında olmalı. Eğer 100’ün üzerine çıkarsanız, başınız belada demektir!

Bitki Alemi kategorisinde yayınlandı. Etiketler: . Leave a Comment »

VÜCUTTA YAĞ PARÇALAYAN 10 BESİN


Yağları parçalayıp hazmı kolaylaştırıyor. Ayrıca kilo vermeye yarayan kalsiyum içeriyor.

Esmer pirinç:
B Vitamini deposu olması sayesinde proteinleri, Yağları parçalıyor, hazmı kolaylaştırıyor.

Greyfurt:
Metabolizmayı hızlandırıyor, vücut direncini artırıyor.

Kırmızı üzüm:
Dolaşım sistemini temizliyor. İçerdiği lif, vitamin ve mineraller sayesine kolesterolün düşmeye yardımcı oluyor.

Salatalık:
Lif zengini olması sayesinde tokluk hissi veriyor. Ayrıca sağlıklı bir su deposu

Nar:
Hormonları dengeliyor. Bu sayede kilonuzu kontrol etmeniz daha kolaylaşıyor. Ayrıca güçlü bir antioksidan.

Adzuki fasulyesi:
(Küçük kırmızı fasulye) Fasulyeler arasında en az yağ oranına sahip. Vücutta daha fazla suyu tutuyor.

Brokoli:
Lif ve C vitamini deposu. Ayrıca kilo vermeye yarayan kalsiyum içeriyor. Karaciğere iyi geliyor. Hazma yardımcı oluyor.

Elma:
Hafif tatlı, bağırsakları harekete geçiriyor.

Kiraz:
Yumuşak bir müshil etkisi yapıyor ve kilo kaybına neden oluyor.

Yulaf:
Tok ve şişkinlik hissi veriyor. Bir kase lapası vücutta üç kase su tutmayı sağlıyor

Bitki Alemi kategorisinde yayınlandı. Etiketler: . Leave a Comment »