En uzun yolculuk, beynimizden yüreğimize yaptığımız yolculuk.

95072561_10159085626194879_4862870072563073024_n[1]

 

Marie, 1930 yılında alkolik bir annenin evlilik dışı çocuğu olarak
dünyaya gelir. Annesi ona bakamayınca 5 yaşında olan Marie’yi
yurda verir. Ardından bir çift onu evlatlık edinir. Marie’nin kaderi ne
yazık ki yine yüzüne gülmez, çünkü onu evlatlık edinen çift sadist
çıkar. Bu İtalyan asıllı çift küçük kızı evin mahzenine kapayıp
sistematik biçimde işkence eder. Dışarıdan bakıldığında normal ve
çok saygın göründükleri için, bunu yıllarca rahatlıkla gizleyebilirler ve
Marie adeta cehennemden geçer.
Marie Rose 17 yaşında depresyondan felç geçirir. Halüsinasyonlar
da gördüğü için doktorlar ona şizofren teşhisi koyar ve onu akıl
hastanesine yerleştirirler. Marie hayatının 17 yılını orada geçirir ve
çok zor yıllar yaşar. Umutsuzluk ve çaresizlik içinde kıvranır durur.
Yemek yemez, yerinden kımıldamaz ve sıkça intihar etmeyi düşünür.
Otuz dört yaşına geldiğinde doktorlar Marie’nin durumunu yeniden
değerlendirir. Onun şizofren olmadığına, ağır depresyon geçirdiğine ve panik atak yaşadığına karar verirler. Arkadaşlarının ve kendisini seven bir kaç sağlık görevlisinin yardımıyla Marie hastaneden çıkar.
O artık hür ve yaşamını nasıl sürdüreceğine dair kendisi karar verme aşamasındadır. Terk edilmiş, işkence ve tacize uğramış, otuz dört yılı ziyan olmuş bir kişi olarak hiçte kolay olmayacaktı, ama o yılmadı ve kızgın, öfkeli, umutsuz olmak yerine sıfırdan başlamayı tercih etti.
Yetkililer “Aklı dengesi yerinde değil, okuması imkansız” dedikleri
halde Marie, Salem State Üniversitesine Psikiyatri bölümüne girer ve mezun olur. Bu ara kanser hastalığına yakalanır ve mücadelesini kazanır. Kendisi gibi akıl hastanesinden çıkmış ve iyileşmiş Joe ile evlenir. Kocası maalesef altı sene sonra ölür ve Marie kendini işine verir. Uzun yıllar doktor olarak çalıştıktan sonra Harvard Üniversitesi’nde mastır yapar. Psikiyatrik hastalarla çalışır,
konferanslar verir. Biyografisi yazılır ve hayatı film olur (Nobody’s
Child). Bir çok ödüle layık görülür.
Elli sekiz yaşındayken, ‘vay be’ dedirtecek bir şey yapar: On yedi yılını geçirdiği Masachusetts Danver Devlet Hastanesine yönetici olarak atanır.
Verdiği bir basın toplantısında şunları söyler: “Eğer affetmeyi
öğrenmeseydim, bir damla bile gelişemezdim. Yaşamım ziyan
edilmiş bir yaşam olurdu. Ve bugün bu hastaneye yönetici olarak
dönemezdim.”
Marie Rose Balter’in yeni görevini haber yapan bir Ajans, onun zafer açıklamasını da şöyle yapar: “En uzun yolculuk, beynimizden
yüreğimize yaptığımız yolculuk. Affetmek bu yolculuğun en kestirme yolu. Affetmeyi gerektiren her yara, içinde önemli bir dersi barındırır.
Dersi görebilmek için yarayı yeniden deşerek yüzleşmek zorunda
kalsak bile…”

Yaşamak Güzel Şey…

94623471_10157690674754094_6574681948977889280_n[1]

Yaşamak Güzel Şey 🙂

“Abracadabra Ritüeli”

Hayatımıza bolluk, bereket katmak ve dileklerimizi gerçekleştirmek için ne zaman arzu ederseniz yapabileceğiniz harika bir ritüeli sizlerle paylaşmak istiyorum…

abracadabra

Malzemeler:

1 Mor Karton (Bez, Kumaş, Havlu, Kağıt da olabilir)
1 Mor Mum (tercihen tealight) ve Altlığı
10 Adet Karanfil (Baharat)
3 Adet Kırmızı Kurdele/Fiyonk/Şerit
Üçgen Şeklinde Kesilmiş Karton
1 Bardak Su
1 Adet Siyah Yazan Kalem/Tükenmez
Küçük Bir Kese
“Abracadabra Ritüeli”
Ne zaman isterseniz (gün veya saat önemli değil) ritüel alanını resimdeki gibi hazırlayıp mor mumu yakarak ritüele başlayın. Yukarıdan aşağıya inen mor bir ışıkla bedeninizin, zihninizin, ruhunuzun arındığını ve temizlendiğini hayal edin. Tüm endişe, sıkıntı, üzüntü, pişmanlık ve acıların üzerinizden akıp gittiğini düşünün. Artık pırıl pırıl oldunuz. Boşalan yerlere koşulsuz saf sevgiyi, umudu, neşeyi yerleştirin.
Su dolu bardağı sol elinize alın ve suya “abracadabra, acracadabra, abracadabra” dedikten sonra olmasını istediğiniz dilekleri söyleyin. “Hayatıma dileklerimin, bolluğun, bereketin, sağlığın, şefkatin girmesini seçiyorum, seçiyorum, seçiyorum” deyin ve üç kere daha “abracadabra” diyerek ses enerjisini de yükleyip bardaktaki suyu için.
Üzerine “ACRACADABRA” yazdığınız kırmızı fiyonklardan birini bileğinize bağlayın ve üç gün çıkartmayın, ikincisini cüzdanınıza koyun ve üç gün orada tutun, sonuncusunu da karanfillerle beraber bir keseye koyup üç gün boyunca yastığınızın altında bekletin. Daha sonra mumu söndürerek ritüeli bitirin.

1) Üç günün sonunda tüm malzemeleri tekrar kullanmak üzere saklayabilirsiniz
2) Mumu ve kartonu da tekrar kullanmak üzere saklayabilirsiniz
3) Ritüeli istediğiniz gün ve saatte yapabilrsiniz

Anette İnselberg

Venüs 28 Nisan’da en parlak hale gelecek!

5ea6805fadcdeb12c007f30e[1]

 

Venüs 28 Nisan’da en parlak hale gelecek!

Son zamanlarda birbiri ardına yaşanan gök olayları arasında Süper Ay’dan sonra yeni bir olay daha yakın bir zamanda yaşanacak. 28 Nisan Salı günü gökyüzünde Ay’dan sonra en parlak cisim olan Venüs, ışıldayacak ve kendi çapında en parlak haline bürünecek.
Dünya’ya benzerliği ile bilinen ve ikiz gezegen olarak da isimlendirilen Venüs, aynı ay gibi kendine ulaşan Güneş ışınlarını yansıtıyor. Bu sayede Ay’dan sonra en parlak gökcismi konumunda.
Venüs, geçtiğimiz pazar günü 26 Nisan tarihinde Ay’ın yanında görülmeye başladı. Bir süre boyunca Ay ile çok yakın olan ve rahat bir şekilde görülen Venüs yarın yani 28 Nisan tarihinde bugüne kadarki en parlak görüntüsüne kavuşacak.

Venüs 28 Nisan’da Jüpiter’den dokuz kat ve en parlak yıldız olan Sirius’tan ise 20 kat daha parlak olacak. Venüs mayıs ayına kadar en parlak görüntüsünde kalacak.

Kaynak: milliyet