Karşılaştığın her kimse, dünyanın aynası tarafından yakalanmış, uçuşan bir görüntüdür

Diğerleri sensin. Karşılaştığın her kimse, dünyanın aynası tarafından yakalanmış, uçuşan bir görüntüdür. Her karşılaşma senin kendini tanıman, eksikliğini keşfetmen ve iyileştirmen için bir imkandır.
İçeride ne varsa dışarıda gördüğün odur…
Kendi işiğını her zaman açık tut…

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. 3 Comments »

Burçların korkutucu özellikleri

BALIK BURCU

Burçlar hakkında klişe yorumlardan sıkıldıysanız, sizleri astrolojinin karanlık tarafına davet ediyoruz! Çoğunlukla iyi yönlerinin bahsedildiği burç yorumlarına bu sefer başka bir gözle bakmaya ne dersiniz?

Zodyak’ın 12 burcunu bu sefer en korkutucu yönleri ile ele aldık. Bu yüzden kendi burcunuzu okumayı “es geçebilirsiniz”. İşte burçların en korkutucu astrolojik özellikleri…

KOÇ BURCU

Egonun krallığına hoş geldiniz! Her şeyi ben bilirim tavrıyla birlikte sürekli en önde olmayı arzu eder. Kadını ya da erkeği fark etmez, ikisi de ukalalık konusunda sınır tanımaz. Anlattıklarına da güven olmaz, çünkü bire on katar.

BOĞA BURCU

Burçların en hımbılı üstelik en materyalisti! Hem bedenen,  hem de kafa yönünden ağır olabilir. Harekete geçmesi zaman aldığından karşısındaki çıldırtabilir. Boğazına çok düşkündür;  dikkat edin sizi bile yiyebilir.

İKİZLER BURCU

Tatlı dilli bir yılan! Kişilik bölünmesi, döneklik ne ararsanız var. Güzel sözlerle sizi sonsuza kadar oyalayabilir. Fikirleri çok sık değiştiğinden ona güvenerek adım atmanız zordur.  Sizi bir kere yakaladı mı bırakmaz, çenesi ile saatlerce esir alabilir.

YENGEÇ BURCU

Sessiz ve duygusal  görünürler ancak o kadar da içten değildirler. Bir işi yapıyor gibi görünüp tembellik yapmaya bayılırlar. Bitmek bilmeyen ruhsal problemlerine ek olarak bazen çok saf davranıp başlarını belaya sokabilirler.

ASLAN BURCU

Küçük dağları ben yarattım” havası hiç geçmez! Kusursuz olduğunu sanır ve çevresindeki her şeyin kusursuz olması için kendisini paralar. Eleştiriyi kaldıramazlar. Despot ve anlayışsız tavırları insanı hayattan soğutur.

BAŞAK BURCU

Soğuk nevaledir. Mesafeli duruşuyla adeta bir ruhsuzluk abidesidir. Konuştuğu zaman sivri diliyle karşısındaki kolay yaralar. Tertip düzen hastası olabilir eğer öyle değilse hayatındaki insanlara müdahale etmeden rahat edemez.

TERAZİ BURCU

Bir gün öyle bir gün böyle! Davranışlarındaki tutarsızlık “dengesiz” diye anılmasının en önemli sebeplerindendir. Güzellik takıntısı yorucudur. Politik davranışlarıyla nabza göre şerbet vermede ustadır.

AKREP BURCU

Tam bir tiyatrocu! Yüzünüze kıs kıs gülerken arkanızdan ne işler çevirdiğini tahmin bile edemezsiniz. Saçma sapan şeyleri kıskanır aynı zamanda çok da bencildir.  Çoğunlukla sizi dinlemez, o an kafası başka bir yerdedir.

YAY BURCU

Geveze, dedikoducu ve patavatsız…  Genellikle yeteneksiz insanların bu burçtan çıktığı söylenir.  Bazen çok safça davranıp başını belaya sokabilir. Fazla iyimser oluşu ile karşısındakini çıldırtabilir.

OĞLAK BURCU

Burçlar kuşağının en pintisi!  Maddiyata önem verir.  Bazen hislerini ameliyatla aldırmış olabileceğini düşünebilirsiniz.  O kadar inatçıdır ki, pire için yorgan yakabilir.

KOVA BURCU

Menfaatçi olması en korkunç huyudur. Üstüne üstlük menfaatlerini korumak adına türlü türlü yalan söyler. Neyse ki yalan söylemek konusunda başarısızdır, çoğu zaman yakalanır. İnsanların arkasından konuşmaya bayılır.

BALIK BURCU

Hayal dünyasında yaşarlar. Paranoyak tavırlarla herkesin arkalarından iş çevirdiğini düşünebilirler.  Çok fazla akıllı oldukları da söylenemez.  Saflıkları yüzünden ellerindekileri kaybedebilirler.

Ortaya Karışık kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Küçük Karınca

 

Küçük Karınca her sabah erkenden işine gelir ve neşe içinde çalışmaya başlardı. Çok çalışır, çok üretir ve bunları keyif içinde yapardı.Patronu Aslan, Karınca’nın başında yöneticisi olmadan kendiliğinden bu kadar hevesle çalışmasına çok şaşırırdı. Bir gün karı ve verimliliği arttırmak için aklına parlak bir fikir geldi. Eğer Karınca, başında bir yönetici bile olmadan bu kadar üretken olabiliyorsa, bir de başarılı bir yöneticisi olsa neler yapardı.

Bunun üzerine, müthiş bir yöneticilik kariyeri olan ve yazdığı raporlarla ünlü Hamamböceği’ni işe aldı. Hamamböceği işe öncelikle bir saat alarak başladı. Böylece Karınca’nın çalıştığı saatleri tam olarak ölçebilecekti. İş saatlerinde gevşekliğe müsaade etmeyecekti. Elbette raporlarını düzenleyecek bir sekretere de ihtiyacı olacaktı. Bu nedenle hem telefon trafiğini yönetmek ve hem de arşiv işleri için Örümcek’i işe aldı.

Aslan, gelişmelerden çok memnundu. Hamamböceği’nin hazırladığı raporlar gerçekten harikaydı. Hatta ondan üretim hızını ölçen ve karlılığı analiz eden renkli grafikler de hazırlamasını istedi. Böylece bu raporları ortaklarına sunum yaparken kullanabilecekti.

Hamamböceği, bu raporları üretebilmek için yeni bir bilgisayara ve donanıma ihtiyaç duydu. Artık artan ekipmanlar için de artık bir bilgi işlem departmanı oluşturmanın zamanı gelmişti. Bu işleri idare etmek için Sinek’i işe aldı.

Bir zamanlar mutlu, üretken ve rahat olan Karınca bu yeni toplantı düzeninden ve evrak işlerinden yılmıştı. Zamanın büyük bir kısmını sorulan soruları cevaplamak ve evrak işleri yapmakla geçiyordu.

Aslan, Karınca’nın bölümünün giderek büyümesinden memnundu. Bölümü daha da büyütmek üzere bir üstyöneticiye ihtiyaç olduğunu düşündü. Ve bölüm başkanı olarak başarıları ile ünlü Ağustosböceği’ni işe aldı.

Kendi rahatına ve keyfine düşkün Ağustosböceği’nin ilk icraatı ofisi rahat edebileceği yeni mobilyalarla döşemek oldu. Tabi ki kendisinin yeni bir bilgisayara, bütçe kontrol ve stratejik verimlilik planı hazırlanması için kişisel bir yardımcıya ihtiyacı vardı. Bunun üzerine eski işyerindeki yardımcısını işe aldı.

Karınca’nın çalıştığı yer giderek kimsenin gülmediği, neşesiz ve mutsuz bir mekana dönüşmüştü. Ağustosböceği, patronu Aslan’ı ortamın ruh halini değiştirecek bir çalışma yapılması gerektiğine ikna etti. Bunu üzerine, Karınca’nın bölümünde olup bitenleri gözden geçiren Aslan, üretimin ve karlılığın dramatik bir şekilde düştüğünü farketti. Hemen, son derece itibarlı ve iyi tanınmış bir Danışman olan Baykuş’u sorunu çözmesi için işe aldı.

Baykuş, Karınca’nın departmanında 3 ay geçirdi. Bu hummalı çalışmanın ardından ciltlerce süren muhteşem bir rapor yazdı. Raporun sonucu şuydu: “Departmanda aşırı istihdam vardı”.

Aslan, raporu inceledikten sonra dramatik bir karar verdi. Ve, elbette, ilk olarak negatif tavırlarıyla dikkat çeken, mutsuz ve çalışma isteğini kaybetmiş olan Karınca’yı işten çıkardı.

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Etiketler: . Leave a Comment »

İsminizin bir titreşimi vardır..Söylendiğinde öğrenmeniz gereken dersleri açığa vurur…

İsminizde aşağıdaki sesli harfler bulunuyorsa öğrendiğiniz dersler şunlar demektir…
a Arınma.Bu harf öfkelerden ve diğer olumsuz enerjilerden ya da inançlardan sıyrılmakla ilgilidir.Eski inanışları geride bırakın.

e İlişkiler.Başkalarıyla uyumlu ve dürüst ilişkiler kurmayı öğreniyorsunuz.

i Farkındalık.Kim olduğunuzun ve dünyanın nasıl bir yer olduğunun farkına varmayı öğreniyorsunuz.

o Masumiyet.Özünüze bağlı olarak yaşamayı öğreniyorsunuz.Bu harf anı yaşayıp kendimiz olmakla ilgilidir.Gerçek benliğinizi ifade edin.

u Sınırlar.Sınırlarınızı belirlemeyi öğreniyorsunuz.Hangi duyguların kendinize hangilerinin başkasına ait olduğunu bilin.Başka insanların sorumluluklarını üzerinize almayın….
Kendi isminizi ve herkesin ismini büyük bir sevgiyle dile getirirseniz,sevgiyi kendiliğinden hissedebilir onu yayabilirsiniz..

Saf bir enerji yayarak etrafınızdaki insanların mutsuzluğunu dönüştürebilirsiniz…✿♪♫•*¨*• .¸¸✿

Diana Cooper
Spiritüel Yasalar

 

İŞ YERİ İSMİNİ KOYARKEN HANGİ HARFLERİ KULLANMALIYIZ…


-Mal-ürün satısında bir iş yeri açanların, iş yerinin ismini koyarken kullanması gereken harfler
T-M-U-A
-İnsan kaynakları ve danışmanlık hizmeti veren iş yerlerinin isimlerinde olması gereken harfler
K-T-M
-Güzellik salonu,tiyatro,reklam ajansı gibi sanatsal faliyetlerde bulunacaklar iş yeri açarlarken kullanması gereken harfler
S-Ş-C-Ç-L-M

2015 Feng Shui Enerjileri…

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Etiketler: . Leave a Comment »

Vuuuuuhhhuuuuu… Günün Fotosu… 24/02/2015

Bi Kendin Gibi Konuş Bakayım…

Karikatür kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Kolonya Al Abi…

Karikatür kategorisinde yayınlandı. Etiketler: . Leave a Comment »

Çünkü en zayıf olduğum yerden sınanmış,

Çünkü en zayıf olduğum yerden sınanmış,
En hassas olduğum yerden vurulmuşum.
Hangi yanımdan yara alsam o yanımdan ağrımışım.
Taşıyamam zannettiklerimi taşımış,
Taşırım zannettiklerimin altında kalmışım.
İçimdeki ummanı önce sızdırmış sonra taşırmışım..
Anlamışım ki dünya âlem perdesinde ben de gelip geçici,
ben de bir gölgeymişim.
Asıldan nasibim var ama şimdilik suretmişim.

Öyleyse hepsine de amenna.!! ”

(Nazan Bekiroğlu)

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Şu köşelerdeki boşluklara gelince, onlar karşılıksız sevmelerimden başka bir şey değil…

images[8]

 

Bir zamanlar, genç bir adam küçük bir şehrin meydanında durmuş, yüksek sesle yüreğinin o civarın en güzel yüreği olduğunu ilan ediyordu. Etrafında toplanan insanlar, onun elinde tuttuğu yüreği görünce hayranlık sesleri çıkardılar. Gerçekten de kusursuz bir yürekti gencinki. Üzerinde en küçük bir çizik veya buruşukluk bile yoktu. Herkes aynı ağızdan onu doğruladı: Evet, kesinlikle gencin yüreğinden daha güzel bir yürek görmemişlerdi! Onlarında desteğini alan genç, daha yüksek sesle yüreğiyle övünmeye ve gururlanmaya başladı.
Derken, kalabalığın içinden yaşlıca bir adam sıyrıldı ve gence doğru yaklaşıp şöyle dedi: “Korkarım, senin yüreğin benimki kadar güzel değil, genç arkadaşım!”
İnsanlar ve genç adam yaşlı adamın elinde tuttuğu yüreğe baktılar. Güçlü atıyordu, ama üzeri yara bere ile doluydu, kimi kısımları kopmuş ve onların yerine konulanlar tam uymadığı için çıkıntılar oluşmuştu. Dahası, bir sürü köşesinde de boşluklar vardı. Belli ki, buralarda kopan parçaların yerine bir şey konulmamıştı.
… Bu kalbe bakan herkesin aklına aynı soru geliyordu: Bu adam nasıl olur da en güzel yüreğin kendisininki olduğunu söyleyebiliyordu?
Genç adam kalabalığın sözcülüğünü üstlenip yaşlı adamın yüreğine bakıp güldü:
“Şaka yapıyor olmalısın amca!” dedi. “Bir senin yüreğine bak, bir benimkine. Seninki, çiziklerle, yaralarla, gözyaşlarıyla dolu, benimki ise tertemiz ve bir çizik bile yok üzerinde.”
Evet!” dedi yaşlı adam. “Seninki güzel görünüyor, ama dünyaları versen yüreklerimizi değişmem.” Sonra da kendi yüreğini gence doğru uzatıp anlatmaya başladı:
“Şu yaralar, çizikler var ya, onların her biri sevgimi verdiğim bir insanı temsil ediyor. Her birine yüreğimin bir parçasını koparıp verdim. Onlar da kendi sevgilerini verdiler bana. Yüreklerinden koparıp verdikleri parçaları kendi yüreğimdeki boşluklara ekledim. Ama parçalar tam tamına uymadığı için bazı yerler gördüğün gibi çıkıntılı oldu. Böylesi daha iyi, çünkü bu çıkıntılar, parçaların birbirine tam uymayışı, bana paylaştığım sevgileri hatırlatıyor.”
“Şu köşelerdeki boşluklara gelince, onlar karşılıksız sevmelerimden başka bir şey değil. Ben sevgimi verdim, ama karşılığını alamadım. Kim bilir, günün birinde belki o köşeler de dolacak. Ama yine de, bana insanları karşılıksız sevmeyi hatırlattıkları için hoşuma gidiyorlar.”
“Şimdi söyle bakalım delikanlı, gerçek güzelliği anladın mı?”
Gözyaşları yanaklarından süzülen genç adam yaşlı adama doğru yürüdü. Elimdeki yüreğinden bir parça koparıp titreyen ellerle karşısındaki adama uzattı. Yaşlı adam bu sevgi ikramını kabul edip o parçayı yüreğine ekledi. Sonra yaralı bereli yüreğinden bir parça alıp genç adamın yüreğindeki boşluğa yerleştirdi. Parça oraya tam uymamıştı, girintiler çıkıntılar vardı.
Genç adam, yüreğine baktı, eskisi kadar mükemmel değildi belki, ama çok daha güzeldi. Çünkü, yaşlı adamla paylaştığı sevginin işareti duruyordu üzerinde.
İki insan sevgiyle kucaklaştılar, sonra kol kola kalabalığı yararak oradan uzaklaştılar…

Böylesi bir aşağılamaya nasıl dayanabildiniz?

Bir zamanlar, Uzakdoğu’da büyük bir samuray yaşardı. Artık yaşlanan bu samuray, vaktini gençlere manevi dersler vererek geçiriyordu. İlerlemiş yaşına rağmen, insanlar onu kimsenin mağlup edemediğine inanıyordu…

Bir gün, yaşlı samurayın kasabasına, vicdansızlığıyla tanınan bir savaşçı geldi. Adam, rakibini kışkırtma teknikleriyle tanınıyordu. Değişmez şekilde, kışkırttığı ve kızdırdığı rakibine ilk hareketi yaptırır, sonra da en küçük bir hatayı affetmeden adeta bir rüzgar hızıyla karşı hücuma geçerek, mücadeleyi kazanırdı. Bu genç ve sabırsız savaşçı, hiç kimseye yenilmemişti. Samurayın adını duyarak buraya gelmişti ve onu da yenerek şöhretini büyütmeyi amaçlıyordu. Bütün öğrencileri böyle bir müsabakaya karşı çıktıysa da, yaşlı savaşçı onun kavga davetini kabul etti.

Herkes, kasaba meydanında toplandı. Genç savaşçı rakibine hakaretler yağdırmaya başladı. Ona doğru taşlar attı, yüzüne tükürdü, akla gelebilecek her türlü aşağılamada bulundu. Yaşlı savaşçının, atalarına bile dil uzattı. Onu kızdırıp ilk hareketi yaptırmak için, saatlerce uğraştı. Fakat, yaşlı adam hep sessiz ve hareketsiz kaldı.

İkindiye geldiğinde durum değişmişti. Artık yorgun düşmüş, kibri kırılmış aceleci savaşçı, dayanamayıp müsabaka meydanını terk etti. Öğrencileri, hocalarının bu kadar hakarete karşı tek kelime etmemesiyle hayal kırıklığına uğramışlardı. Dayanamayıp sordular:

“Böylesi bir aşağılamaya nasıl dayanabildiniz? Neden kaybedeceğinizi bilseniz de kılıcınızı kullanmadınız? Onun yerine, hepimizi utandırarak korkaklığı seçtiniz?”

Yaşlı samuray sükunetle şöyle dedi:

“Birisi size bir hediye getirse ve siz de kabul etmezseniz, o hediye kime ait olur?”

“Hediyeyi vermeye çalışana” diye cevap verdi öğrencilerden birisi.

“Aynı şey kıskançlık, öfke ve hakaretler için de geçerlidir” diyerek, son noktayı koydu samuray.

Eğer kabul edilmezlerse, onlar taşıyana ait olmaya devam ederler… (Anonim)

Sıkıntısı Olan Bu Yazıyı Okusun !

images[3]

“Gün gelecek Allah’a bana yaşattığı bu sıkıntılar için şükredeceğimi biliyorum” demişti bir arkadaşım. Belki de hayatının en zor günlerini yaşıyordu. Zorlukların insana ne kadar büyük dersler verdiğini uzun uzun konuşmuştuk. Bir acının öğrettiğini bin kahkahanın öğretemeyeceği üzerine birçok örnekler vermiştik o konuşmamızda.Aradan iki yıla yakın bir zaman geçince arkadaşımın haklı çıktığını gördük. O günlerin acı görünen olaylarının, kendisine ne kadar büyük kapılar açtığını gördükçe “verdiğin acılar için sana şükürler olsun Allah’ım!” demeye başladı.Gündüzleri fırsat buldukça bir araya geldiğimiz arkadaşıma o günlerde aşağıdaki hikayeyi yollamıştım. “Strese girenin imanından şüphe ederim!” başlıklı yazımı anlamayan ve/veya yanlış anlayan arkadaşlar umarım bu sefer beni doğru anlarlar.

 

Yaşlı kadın, bir antika dükkanından aldığı yüzyıllık fincanı özenle salon vitrinine yerleştirdi. Fincanın biçimi, üzerindeki işlemeler, renkler onun bir sanat eseri olduğunu söylüyordu. Ödediği fiyatı hatırladı; hayır, hiç de pahalıya almamıştı.Hayranlıkla fincanı seyretmeye devam etti. Derken, birden fincan dile geldi ve kadına şöyle dedi;“Bana hayranlıkla baktığının farkındayım. Ama bilmelisin ki, ben hep böyle değildim. Yaşadığım sıkıntılar beni bu hale getirdi.Kadın şimdi hayret içindeydi. Önündeki kahve fincanı konuşuyordu!Kekeleyerek: “Nasıl? Anlayamadım?” diyebildi yaşlı kadın.“Demek istiyorum ki, ben bir zamanlar çamurdan ibarettim ve bir sanatkâr geldi. Beni eline aldı, ezdi, dövdü, yoğurdu. Çektiğim sıkıntılara dayanamayıp:“Yeter! Lütfen dur artık!” diye bağırmak zorunda kaldım.Ama usta sadece gülümsedi ve; “Daha değil!” diye cevapladı beni.“Sonra beni alıp bir tahtanın üzerine koydu.

 

Burada döndüm, döndüm, döndüm. Döndükçe başım da döndü. Sonunda yine haykırdım:“Lütfen beni bu şeyin üzerinden kurtar. Artık dönmek istemiyorum!”Ama usta bana bakıp gülümsüyordu:“Henüz değil!”“Derken beni aldı ve fırına koydu. Kapıyı kapayıp ısıyı arttırdı. Onu şimdi fırının penceresinden görebiliyordum. Fırın gitgide ısınıyordu. Aklımdan şöyle geçiyordu: Beni yakarak öldürecek”Fırının duvarlarına vurmaya başladım. Bir taraftan da bağırıyordum:“Usta usta! Lütfen izin ver buradan çıkayım!”“Pencereden onun yüzünü görebiliyordum. Hala gülümsüyor ve “Daha değil!” diyordu.“Bir saat kadar sonra, fırını açtı ve beni çıkardı. Şimdi rahat nefes alabiliyordum, fırının yakıcı sıcaklığından kurtulmuştum. Beni masanın üstüne koydu ve biraz boyayla bir fırça getirdi.“Boyalı fırçayla bana hafif hafif dokunmaya başladı. Fırça her tarafımda geziniyor ve bu arada ben gıdıklanıyordum.“Lütfen usta! Yapma, gıdıklanıyorum!” dedim. Onun cevabı ise aynıydı: “Henüz değil!”“Sonra beni nazikçe tutup yine fırına doğru yürümeye başladı. Korkudan ölecektim. “Hayır! Beni yine fırına sokma, lütfeeen!” diye bağırdım.Fırını açıp beni içeri iteleyip kapağı kapattı. Isıyı bir öncekinin iki katına çıkardı. “Bu sefer beni gerçekten yakıp kavuracak!” diye düşündüm. Pencereden bakıp ona yine yalvardım, ama o yine “Daha değil!” diyordu. Ancak bu defa ustanın yanaklarından bir damla gözyaşının yuvarlandığını gördüm.“Tam son nefesimi vermek üzere olduğumu düşünüyordum ki, kapak açıldı ve ustanın nazik eli beni çekip dışarı çıkardı. Derin bir nefes aldım, hasret kaldığım serinliğe kavuşmuştum. Beni yüksekçe bir rafa koydu ve usta şöyle dedi:“Şimdi tam istediğim gibi oldun. Kendine bir bakmak ister misin?”Ona “Evet” dedim.Bir ayna getirip önüme koydu. Gördüğüme inanamıyordum. Aynaya tekrar tekrar baktım ve “Bu ben değilim. Ben sadece bir çamur parçasıydım.”“Evet bu sensin!” dedi usta.

Senin acı ve sıkıntı diye gördüğün şeyler sayesinde böyle mükemmel bir fincan haline geldin.Eğer seni bir çamur parçası iken üzerinde çalışmasaydım, kuruyup gidecektin.Döner tezgahın üstüne koymasaydım, ufalanıp toz olacaktın.Sıcak fırına sokmasaydım, çatlayacaktın.Boyamasaydım, hayatında renk olmayacaktı.Ama sana asıl güç ve kuvveti veren ikinci fırın oldu.Şimdi arzu ettiğim her şey var üzerinde.”Ve ben kahve fincanı, şu sözlerin ağzımdan çıktığını hayretle fark ettim:“Ustam! Sana güvenmediğim için beni affet!Bana zarar vereceğini düşündüm.Beni benden fazla sevip iyilik yapacağını fark edemedim.Bakışım kısaydı, ama şimdi beni harika bir sanat eseri yaptığını görüyorum.Benim sıkıntı ve acı diye gördüğüm şeyleri bana verdiğin için teşekkür ederim…Teşekkür ederim.”Usta fincanı, yaratıcı insanı şekillendirir. Yeter ki acı da ki hikmeti görelim.Kahrın da hoş, lûtfun da hoş demesini bir öğrenebilsek….
Murat Atlı

Oscar 2015 kazananlar

Oscar 2015 kazananlar belli oldu. Oscar 2015’e Birdman ve Büyük Budapeşte Oteli filmleri damga vurdu. İşte Oscar 2015 yılında sonuçlar ve kazananlar.


DünyaAltınBudapeşteCaliforniaGürcistankutuMısırTürkiyeOscarPolonyaDavid FincherEmma StoneMeryl Streep

23 Şubat, 2015 – 07:40

Oscar 2015‘te kazananlar belli oldu. İşte Oscar Ödül Töreni’de damga vuran filmler, sonuçlar, kazananlar ve aday olanlar.

Oscar ödül töreninde her ikisi de dokuz dalda aday gösterilen Birdman (Atmaca) ve Grand Budapest Hotel (Büyük Budapeşte Oteli) geceye damga vuran filmler oldu..

Imitation Game (Taklit Oyunu), Boyhood (Çocukluk) ve American Sniper (Keskin Nişancı) filmleri de birden fazla dalda aday gösterildi.

İŞTE KAZANANLAR

Oscar’da En İyi Film ödülünü Birdman, En İyi Yönetmen ödülünü Alejandro G. Inarrutu (Birdman), En İyi Erkek Oyuncu ödülünü Eddie Redmayne (The Teheory of Everything) En iyi Kadın Oyuncu ödülünü de Julianne Moore (Still Alice) kazandı.

Sinema dünyasının en saygın ödülü olarak görülen Oscar Ödülleri, California eyaletine bağlı Los Angeles kentindeki, Hollywood Kodak Tiyatrosu’nda düzenlenen törenle, 87. kez sahiplerini buldu.

Sunuculuğunu ünlü oyuncu Neil Patrick Harris’in yaptığı görkemli gecede, En İyi Film ödülünü Birdman, En İyi Yönetmen ödülünü Alejandro G. Inarrutu (Birdman), En İyi Erkek Oyuncu ödülünü Eddie Redmayne (The Teheory of Everything) En iyi Kadın Oyuncu ödülünü de Julianne Moore (Still Alice) kazandı.

87. Oscar’da ödül alan isimler:

EN İYİ YÖNETMEN
Alejandro G. Inarrutu (Birdman)

EN İYİ ERKEK OYUNCU
Eddie Redmayne (The Theory of Everything)

EN İYİ KADIN OYUNCU
Julianne Moore (Still Alice)

EN İYİ YARDIMCI ERKEK OYUNCU
J.K. Simmons (Whiplash)

Ortaya Karışık kategorisinde yayınlandı. Etiketler: . Leave a Comment »

Düşündü taşındı oturdu kaşındı

 

Düşündü taşındı oturdu kaşındı
Konuştu karıştı alıştı yatıştı
Evirdi çevirdi götürdü getirdi
Araladı sıraladı iteledi ufaladı
Hacıladı hocaladı harladı horladı
Bağırdı gürlerdi sansürledi
Ama olmuyor olamıyor.
Yokladı kolladı dağıttı topladı
Avladı tavladı kıyırdı sıyırdı
Zarladı darladı iteledi iteledi
Eveledi geveledi mumladı mimledi
İşledi dişledi süzüldü büzüldü
Ezildi seçildi
Ama olmuyor olamıyor.
Açıldı saçıldı tutamadı kaçırdı
Yedirdi içirdi öpüldü sayıldı
Hüpledi şişirdi söküldü dikildi
Öldü de dirildi yoruldu duruldu.
Oturdu kuruldu topladı copladı
Gizledi sakladı yasakladı
Ama olmuyor olamıyor.
İşledi fişledi çıkardı ekledi
İzledi gözledi topladı bölmedi
Turladı kurladı zamladı zomladı
Oturdu bekledi yüzledi düzledi
Kem dedi küm dedi okuttu üfledi
Faksladı fiksledi endeksledi
Ama olmuyor olamıyor.
Yatırdı batırdı göçürdü kaçırdı
Suçladı güçledi ütüledi kötüledi
Oyladı boyladı mızıttı saymadı
Anladı yanladı oturdu kalkmadı
Parladı şarladı gazladı hızladı
Rakladı rokladı durakladı
Ama olmuyor olamıyor.

FİKRET KIZILOK