İŞLENMİŞ VE PAKETLİ GIDALARDAN KAÇINMAMIZI GEREKTİREN 7 NEDEN.


1- Gıdanın işlenmesi esnasında çoğu faydalı besin içeriği, vitaminler ve lifler gıdadan ayrılır
2- Sıklıkla alışkanlık yapıcı etkileri vardır ve sizi aynı gıdayı daha çok tüketmeye yönlendirir.
3- Ucuz yapay şekerler, tuzlar ve koruyucular içerir. Sindirimi yavaşlatır.
4- İçerdiği fosfat ve diğer yapay içerikler böbrek sorunlarına neden olabilir.
5- Pek çoğunun içindeki koruyucu maddeler hormon benzeri etki gösterdiğinden sık kullanımları hormonal sorunlara yol açabilir.
6- Bazı işlenmiş süt ürünleri sağlığa zararlı olabilecek sülfitleri içerir.
7- Gıdanın doğal tat, renk ve kokusunu değiştirir.

kaynak: /izmirromatizmatedavisi Uz. Dr.Tolga Enver Yücetürk

NEDEN HASTA OLUYORUZ? YOKSA “BAĞIŞIKLIK FIÇIMIZ” MI DOLDU?

“Neden hasta oldum?”, “neden şimdi?”, “neden bu hastalık?” Doktorların cevabı da sıklıkla tatminkar değildir: “genetik faktörler”, “ bünyen yapıyor”, “Şunu yediğin, bunu içmediğin, az hareket ettiğin, çok üzüldüğün için”. Söylenenlerden genelde tatmin olmayız, sorularımızın çoğu yanıtsız kalır. Özellikle de “Neden şimdi?” sorusu; “madem genetik faktörler önemli, neden şimdi, neden 5-10 yıl önce değil?”

Aslında açıklama basit. “Bağışıklık fıçımız” ağzına kadar dolmuş, taşmaya başlamış ve bu durum kendini hastalık olarak gösteriyor.

“BAĞIŞIKLIK FIÇISI” da ne? Elbette bir benzetme bu. Vücudumuz kendine zarar veren faktörleri temizlemek için bağışıklık sistemini kullanır. Bir çöp kovası gibidir bağışıklık sistemi, ya da çöp öğütme makinesi gibi. Her tür zararlı etken bu fıçıya atılır, orada muhafaza edilir. Zaman zaman bu fıçı, atılım organları ile biraz boşaltılır, yer açılır. Ancak fıçının kapasitesi sonsuz değildir, zamanla ağzına kadar dolar, taşmaya başlar, hele ki hoyrat kullanıyorsak çok daha erken dolar. Fıçıya attıklarımız çok, fıçıyı boşaltma sıklığımız az ise kısa sürede kapasitesi aşılır. Sonuç “ HASTALIK”tır. Hangi hastalığın ortaya çıkacağını, nasıl hastalık bulguları göstereceğimizi belirleyen de genlerimizdir.

Genetik yapımız bizi bazı hastalıklara eğilimli kılabilir. Ancak genetik faktörler bizim asla değiştirilemez kaderimiz değildir. Genler sessizdir, hareketsizdir; bir proje, plan gibi dosyalarda, raflarda saklanır; ta ki onu harekete geçirecek sinyali alana kadar. Hastalık ilişkili bir gene sahip olmamız, bir gün mutlaka hasta olacağımız anlamına gelmez. Hastalık genlerini harekete geçirecek olumsuz faktörler azaltılır ve “bağışıklık fıçısının” limitini aşması önlenirse hastalıkların ortaya çıkması önlenebilir. Hasta olduktan sonra da çözümsüz değiliz. “Bağışıklık fıçısı”nı daha çok taşıracak etkenleri azaltmak ya da fıçıyı boşaltacak yolları harekete geçirmek şansımız her aşamada var.

Fıçıyı dolduran etkenlerin neler olduğunu, fıçıyı nasıl boşaltabileceğimizi bir sonraki paylaşımımda görelim.

Uzman Doktor Tolga Enver Yücetürk

Küresel Isnma Falan Yok…

Enerjitik parazitleri temizleme çalışması

Diğer parazitler kadar zarar veren ve ne yazık ki “Bilimsel Metotlar” içinde yer alamayan bu parazitler, mikroskobik ortamda bile gözle görünmez, duyulmaz ve modern cihazlarla da saptanamazlar. Biz…im enerjimizi kullanan suptil enerji oluşumlarıdır; bizim bilmemiz gereken ise onların var olduğu ve sağlığımızı tehdit ettiğidir.
Hemen her yerde, otobüs, tren, iş yeri, alışveriş merkezleri ve sığınağımız olan evimize kadar, kısaca insanın olduğu her yerde bulunurlar ve varlıklarını sürdürebilmek için bir başka varlığa, “insan enerji alanına” ihtiyaçları vardır. Kendi enerjilerini üretemezler. Buraya kadar yazdıklarım hiç hoş değil, onlardan nerdeyse kaçış yok gibi. Ancak onları tanımasak ve kabul etmesek de onlar var ve biz insanlara karşı 2:1 galipler; “ENERJETİK ASALAK “ denen bir varoluş sistemini bilmediğimiz sürece.
Sebebini bir türlü bulamadığımız, modern tıp teknolojisinin henüz yakalayamadığı; çok geç iyileşen veya hiç iyileşemeyen, sinirsel, psikolojik deyip geçmesini beklediğimiz birçok ağrının sebebi bu ASALAKLAR olabilir. Bilimsel olmayan bir boyuttan, bilimsel olan boyuttaki fiziksel bedenimizi etkilerler. Onların varlığını bilmeyen ya da kabul etmeyen otoritelere ve çok gelişmiş teknolojik cihazlara adeta nanik yaparlar; taa kii bir yeniçağ Robert Koch’u çıkıp “Mokro&Mikro-Kosmoz-Galactic- Energybodyscanner” falan gibi isimli bir cihaz geliştirene ve bir zamanların mikropları nasıl mikroskop altında yakalandıysa enerjitik parazitler de bu şekilde görüntü alanımıza girene dek.
Bu asalakları klasik bilgilerle şimdilik saptamak olanaksız olsa da onların varlığını bilmek 2:1 lik galibiyeti 1:1 lik bir beraberlik durumuna getirir.
Şu ana kadar bilmiyordunuz; şimdi biliyorsunuz!
“Her şeyi yaptık, denedik; iyileşmiyor, ağrı bir türlü geçmiyor!” Diyorsanız, “Öyleyse bir de enerjisel parazit var mı?” bir bakın..!
Bu parazitler enerji alanımıza girip orada yaşarlar. Enerji alanımızdaki enerji onların gıdasıdır ve iyice güçlendikten sonra yavaşça fizik bedene geçip enerjitik varlıklarını kist, ur gibi fiziksel oluşumlara çevirirler. Eğer enerji alanındayken ağrı yapıyorsa şanslısınız, onu bulup çıkartabilirsiniz. Ağrı yapmıyor ve bu konuda hiçbir şey bilinmiyorsa sinsice fizik bedene geçecektir. Şanssızlık, onların varlığını bilmemek ve farkında olmamaktır ki bu da onların varlıklarını enerji alanımızda rahatça sürdürmelerine olanak sağlar.
Bu parazitlerle nasıl başa çıkabiliriz?
Onlardan korunmanın ve enerji alanımızı temizlemenin birçok yolu var.
Parazitlerden korunmak ve onları temizlemek için çok etkili olan “Ra-Sheeba” enerjisi ile çalışmaktır. Böyle bir şeyin adını bile duymadım, üstelik enerjilerle hiçbir işim yoktur diyenlerdenseniz; size bilimsel bir yöntem olan Acmos’u öneririm. Acmos Lecher anteni 9, 9.1 ve 9.8 atu da enerjitik parazitleri temizler. Öyle bir antenim yok, nasıl çalıştığını da bilmem, derseniz;
Kendinize bir “enerji beden terapisti” bulun, ki bu terapistlerin Türkiye’de sayısı çok azdır. Bu durumda eğer isterseniz siz kendi kendinizin terapisti olup kolları sıvayabilirsiniz. Şöyle ki;
Sebepsiz, bir türlü iyileşmeyen ağrılı bölgenin üstünde birkaç santim yukardan elinizi görünmeyen bir şeyi yakalayacak bir kıskaç gibi dolaştırın ve tercihen duyulabilen bir ses tonu ile enerjisel asalaklara seslenin
(seslenirken söyleyecekleriniz sizin inancınıza kalmış)
Bu çok önemli, enerji alanında bir çalışma yaparken, yine kozmosun yaratmış olduğu bir başka varlığa sesleniyorum ve bunu evrenin veya kozmosun izniyle yaptığımın bilincinde olduğumu belirtiyorum; sonra, “Burada bulunan enerjitik parazitlere sesleniyorum!” “Şu anda yanlış bir yerde bulunuyorsunuz! Ben enerji alanımı sizinle paylaşmayı düşünmüyorum. Sizi sevgiyle bulunduğunuz yerden alıyorum; (bunu söyleyip kıskaç gibi duran elimi kapatıp, enerjitik parazitinin sanal varlığını avucuma alıyorum), sizi evrene değişim dönüşüm için geri gönderiyorum.” Diyerek avucumun içine üflüyorum. Şimdi enerji alanımda bir boşluk oluştu. Evrensel yasalarda boşluk hiç sevilmez, oraya başka bir şey dolmadan devam edip boşalan yeri Reiki ile dolduruyorum. Reiki’ye diğer bir alternatif de “burada boşalan alana Beyaz Işık enerjisini davet ediyorum” diyerek boşluk beyaz ışık enerjisi imgelenerek doldurulabilir.
Bütün bunları yaparken biraz modern üfürükçü gibi görünmeyi göze almak gerekebilir, ya da ne yaptığımız doğru anlaşılıncaya kadar bizi hiç kimsenin görmemesi de bir seçenek.
BÜTÜN BUNLAR ÇOK GARİP, SAÇMA VE KOMİK Mİ?
Bunlar çok garip gelebilen , bize öğretilmeyen , öğretecek olan kişilerin de bilmediği gerçeklerdir ki; asalaklar bizim onları bilip bilmediğimize bakmadan hepimizin sağlığını tehdit ederler. Dişlerimizi fırçalamak gibi enerji alanımızı da arındırmak en doğal hakkımız fakat belki daha uzun bir süre bu hakkı kendi kendimize bile vermeyeceğiz ve bu süreçte birkaç saniye içinde enerji alanımızı terk edecek asalaklar, bizi kremalı bir pasta gibi yemeğe devam edecekler.
Tırtılın sindirim sistemi kadar enerji alanımız hakkında ve makro mikro evrenin yasalarını, enerji sistemlerinin varoluş ve insanlarla olan etkileşimlerini bilimsel ortamlarda araştırabilseydik belki bugün bir çok hastalık ve ağrı hiç varolmazdı. Her bir varoluşun; insan, hayvan, bitki, ses, renk, müzik, duygu , düşünce, hastalık, yani her şeyin bir titreşim olup bir dalga boyu olduğunu bilebilseydik; Harflerin, sayıların tek başlarına veya art arda sıralanmış formlarının seslendiklerinde nasıl bir titreşim yarattığını ve bu enerjinin farklı alanlardaki diğer titreşimlere nasıl üstün geldiğini bilseydik belki de duaların bile ne kadar yüksek teknolojik şifa değerleri olduğunu bilebilirdik.
Bu yeni çağda artık daha fazlasını bilmek, yüzleşmek ve çok geniş bir yelpazeden çareler aramak durumundayız. Bir türlü geçmeyen bir çok hastalık var! Bu hastalıkların kökeninde enerjitik parazitler varolabilir; ve sadece bu saklambaç oyununda sobelenmeyi bekliyorlar. Onların farkındaysanız, zayıf taraflarını da tanıyorsunuz demektir ve onları evrene geri gönderin. 1:0 Galip gelin! Biz güçlüyüz, enerji alanımıza giren asalaksa güçsüzdür. Zaten enerjisi yok, bizim enerjimize ihtiyacı var, VARLIĞINI sürdürebilmek için. Bizim zihnimizde, ses frekansımızda ona yönlendirdiğimiz bilinç üstünlüğümüze ve komutlarımıza uymak zorunda; “ENERJİ DÜŞÜNCEYİ İZLER” Bilin, farkında olun ve yapılması gerekeni yapın!
Enerjitik asalaklarla ilgili henüz önerebileceğim internet site adresleri yok . Bu konuda önereceğim, Cemal Bencan’ın kolay anlaşılır ve adına çok uygun olan “Zulmaniler” adlı kitabıdır.
Birçok kez “enerjitik parazitlerin” varoluş sebeplerini düşündüm, hiçbir şeyin sebepsiz yaratılmadığı evrenimizde onların da bir amacı, bu gezegendeki evrimimiz ve öğrenimimiz için büyük bir görevleri var bence; Onlar, “Bilimsel olmayan” veya “beş duyumla algılamıyorsam, öyleyse yoktur” diyen anlayışa enerji alanı ve enerjitik varoluş kavramını öğretmek, deneyimletmek ve diğer boyutları tanıtmak için var olan öğretmenlerdir, diyorum.
Sessiz ve bilgece, temiz enerji alanları olan, ve nasıl koruyacağını bilen bilinçli insanlar olarak hastalıkları sadece dijital ansiklopedilerden hatırlayacağımız ışık ve mutluluk dolu bir geleceğe doğru bir adım daha atmış olma niyetiyle!
“Yeni bir fikir önce saçma diye lanetlenir, sonra önemsiz diye bir kenara atılır ve en sonunda herkesin bildiği bir şey haline gelir.”
_____William Demet Alkan James

İçsel Temizlik Vakti

İçsel Temizlik Vakti

Arabanız bozulur, derler size hemen “sat bunu kurtul”; sanki o aracı başkasına satınca araba otomatikman resetlenip düzelecek. Hayır, kısaca başkasına itele, sen uğraşma o uğraşsındır bunun anlamı.

Alkollü araç kullanırken kaza yaparsın, hemen önerirler git yerine başkasını çağır, o kazayı üstlensin. Kasko paranı ödemez yoksa… Kısaca sen bir bok yedin, sigorta şirketi de bu boku üstlenmez, onlaraa geçirmek için böyle bir hile yap. Sorumluluğu da at başkasına demektir bu.

Ankesorlü telefon icat edilir, ucuna ip bağlayıp daha uzun konuşmaya çalışırız. Her gördüğümüz yenilikte ve işlemde işin çakallığını ararız. Dolandırmak, kandırmak, arkadan dolaşmak için türlü türlü yollar icat ederiz.

Ve bunu okumuş okumamış hemen hepimiz yaparız…

Sonra deriz ki neden bizim başımızda böyleleri var hep. Neden doğru dürüst adamlar idare etmiyor bu ülkeyi…

Biz, doğru ve dürüst müyüz ki Allah aşkına?

Bedendeki tüm hücreler bir araya geliyor ve ortak bilinçten tam da bilinçaltımıza uygun yöneticiler çıkıyor…

Peki kendimizle yüzleşmeye, yaptığımız çakallıkları kabul etmeye hazır mıyız? Eee sistem böyle! Sistem böyle de sen de sistemin değişmesini istiyorsan, o zaman kendinle başlayacaksın arkadaş. Yoksa sadece lak lak eder durursun sabahtan akşama, her şey olduğu gibi gider…

Herkes kapısının önünü temizlese, her yer pırıl pırıl olurdu cümlesini tekrar hatırlatırım. Kendi kapınızın önü temiz mi? Lütfen ruhunuzun kapısını açıp bir bakın… Siz temizlerseniz, yan komşunuz da sizden görüp temizler ve böyle temizlenir bir şehir. Ama “gerçekten” temizlerseniz…

Hadi bakalım temizlik vakti…

kaynak: der ki

Sizi oluşturan unsurlar nelerdir?

 

Maddi unsurları zaten biliyorsunuz; yaşınız, kilonuz, cinsiyetiniz gibi şahsınıza ait veriler. Maddi unsurları tanımlamada bir zorluk olduğunu düşünmüyorum. Esas sıkıntı manevi olarak, “siz kimsiniz” sorusuna cevap bulmak.

İşte cevaplar ;

1. Ben Zamanım:

En önemli cevap budur; ben, zamanım. Doğumdan ölüme yaşanan her dakika sizsiniz. Doğmamışsan veya ölmüş isen “Ben kimim” sorusunun bir anlamı yoktur.

Yaşadığın zamanla ne yapıyorsa, işte o sensin. Yaptıklarının nevi, senin kimliğini oluşturur. Zamanını nasıl harcıyorsun? Bu soruya verdiğin cevap “ Sen kimsin” sorusuna verdiğin cevaptır.

Bu anlayışla “değişimin” ana açıklaması da “yaşamınla ne yaptığın” sorusuna verilen cevabı, istediğin yönde değiştirmektir.

Hayatındaki belirli bir zaman aralığının, saatin, günün, ay veya yılın geçişini umursamıyorsan, bil ki kişiliğine büyük bir saldırı yapıyorsun. Yaşadığı zamanı önemsemeyen, kendini umursamıyor demektir. Bu konuda hedefimiz, her bir dakikayı önemsemek ve planlamaktır.

2. Ben İlişkilerim:

En çok ilişki kurduğun, konuştuğun, paylaştığın kişiler kısaca yakın çevren “Ben kimim” sorusuna verilecek ikinci önemli cevaptır.

Sen; ailensin, arkadaşlarınsın, iş çevrensin. Bu insanlarla kurduğun iletişim kalitesi, sana karşı tavırları, senin yaklaşımın, senin kişiliğini oluşturan ana unsurlardır. Bu noktada yaptığın seçimler, seni belirler.

Ben ısmarlamadım ki deyişinizi duyar gibiyim. Fakat bu, başka bir tartışma konusu olur. Konuyla ilgili atasözümüz bile var; “ Bana arkadaşını söyle sana kim olduğunu söyleyeyim”.

Eşinden, arkadaşlarından, iş çevrenden sana karşı yapılan muamele ve senin onlara karşı tutumun, aynı karakteristik özellikleri taşıyor ise işte sen o’sun. Ama farklı karakteristik özellikler taşıyor ise, sen’i tanımlamak zorlaşır. Ana konudan uzaklaşmak pahasına bu hususu biraz daha açmak istiyorum:

İşte, evde, veya okulda birbirinden farklı tipler çiziyorsan, ilk başta önemsiz gördüğün bu durum, zaman içinde önemli olacak ve sen; evdeki, işteki veya okuldaki tutumundan birini tercih etmek zorunda kalacaksın. Hangi tarafta daha olumlu bir geri bildirim alıyorsan, artık o tarafta bulunmak isteyeceksin. İşte örnek;

Lisedeyken bir öğretmenimiz çok otoriterdi. Sınıfta çıt çıkmazdı. Öğrenciler koridorda onunla konuşurken istemeden sıraya girerlerdi. Sanki vekaleten müdür muaviniydi. Bu kıdemli öğretmenimiz genç öğretmenleri de korurdu. Malum genç, tecrübesiz öğretmenlerin derslerinde Lise 3’ler azıya alır. İşte bizim öğretmenimiz de bu durumlara müdahale eder, genç öğretmenleri korurdu.

Ben, kütüphane görevlisi olduğum bir gün, istemeden bu öğretmenin karısıyla yaptığı bir telefon konuşmasına tanık oldum. Aman Allah’ım ! o yeleli aslan gitmiş yerine sarı civciv gelmişti. Karısına, o gün yaptıklarını, tane tane rapor ediyordu. Karısı karşı tarafta sesini yükselttikçe, bizimkinin sesi kısılıyordu. Şok oldum. Adam o kadar abarttı ki, okul içinde yapacağı nöbetçi yürüyüşünün krokisini bile, bitireceği zaman dahil anlattı.

Sonra ne mi oldu. Zaman içinde bu öğretmen, tabi ki otoriter olduğu, kendini iyi hissettiği tarafı seçti; karısından boşandı, genç bir stajyer ile evlendi…

İlişkiniz sizi tanımlar; doğru ilişki, doğru insan yaratır.

3. Ben İş’im :

Seçtiğiniz iş ve onun unsurları sizi belirleyen etmenlerin üçüncüsüdür. İşimiz neden bizi belirliyor? Bir kere zamanımızın çoğunu işimizde harcıyoruz. Hırslarımız, hedeflerimiz, ideallerimiz onunla belirleniyor. İş dünyasında edindiğimiz tutum ve davranışlar genel karakterimiz oluyor. Yanlış iş, yanlış insan yaratır. İş, içine giren adamı kendine benzetmezse; mutsuz eder.

4. Ben Düşünce’yim/Ben davranışım :

Tarih içinde “ Ben kimim” sorusuna en çok düşünce ve felsefe bağlamında cevaplar verilmiştir; hatta en meşhuru, ünlü Fransız filozof Descartesin Latince yazımıyla “Cogito ergo sum” olarak da bilinen ünlü sözü:

Düşünüyorum öyleyse varım.

Yani “Ben” ile “Düşünce” aynı tutulmuştur. Maalesef bu yaklaşım halka inmemiştir. Çünkü düşünce (hayat felsefesi) uygulama alanı bulamadığı zaman bir hiçtir ve Ben’i tarif etmekten uzaklaşır. Tarihte çok az insan önce düşünüp sonra yaşamıştır. Belki 68 kuşağı böyle bir kuşaktı. Doğrusu da budur. Önce felsefeyi oturtmak, sonra karar vermek, sonra tasarlamak ve sonra icra etmek. Benim amaçlarımdan birisi de böyle bir toplum yaratılmasına katkıda bulunmaktır.

Ancak uygulamada insanlar, yaşamışlar ve yaşadıklarına göre kendilerini dolayısı ile düşüncelerini oluşturmuşlardır. O yüzden pratik bir yaklaşım göstererek önce davranışı değiştirip, sonra felsefeyi oluşturmak, yani binlerce yıldır olageleni devam ettirmek daha mantıklı gözüküyor. Aynı çocuklarımızı eğitir gibi, yetişkinleri de iyi örneklerle ve bazı davranışlarını ödüllendirerek, bazılarını engelleyerek eğitmekte fayda var diyorum.

Kendi hayatımızı da bu açıdan incelersek; değişmek için önce ve hemen davranışlarımızı değiştirmeliyiz. Felsefi alt yapısı sonrada oluşacaktır. Bu paralelde “Ben Kimim ?” sorusuna verilecek son cevabımız; “Ben davranışım” olacaktır.

Saygılarımla.

Umut Ahmet TARAKCI

Güzellik Göreceli Bir Kavramdır…

Bütün Erkekler Aynı Louis…

10959303_907865859263626_904364268723091257_n[1]

İşe Girmek İsteyenlere Kıyağım…Testi Kaçırmayın…

Saygın bir firmada yönetim işe girmek isteyenlere bir soru sormuş ve soruya en uygun cevabı veren kişiyi işe almışlar. Bu soruda doğru veya yanlış cevap diye bir şey yok sadece düşünce sistemi önemli.
Soru şu: … Karanlık yağmurlu bir gece yağmur yağıyor fırtına var gök gürlüyor ve siz sabaha karşı 02.00′ de tek başınıza ıssız bir yolda araba ile gitmektesiniz. Arabanız iki kişilik. Biraz ilerde otobüs durağında 3 kişi bekliyor. Birincisi bir doktor sizi daha önce geçirdiğiniz kalp krizinden kurtarmış. İkinci kişi çok yaşlı ve hasta neredeyse ölmek üzere olan birisi. Üçüncüsü hayatinizin rüyası her zaman tanışmak için can attığınız birisi. Hava gittikçe kötüleşiyor ve arabanızda sadece bir kişiye yer var. Böyle bir durumda ne yapardınız?
Soruyu iyice düşünün ve en iyi cevabı verin.
(cevap vermeden alt bölümlere geçmeyin.)

Görüşmecilerden bazılarının cevabı şöyle olmuş:
A. Hasta adamı en yakın hastaneye götürürdüm
B. Doktor daha önce hayatımı kurtardığına göre onu alırdım
C. Manen düşünürsem tabi ki hasta adamı alırdım fakat kendi geleceğim ve hayatım için her zaman tanışmak istediğim hayatımın rüyasını alırdım.
Burada doğru veya yanlış cevap diye bir şey yok sadece her bir kişinin durumu algılayışı ve ele alisi var
Bu görüşmede cevapların % 90′ i “yaşlı adamı alırdım” olmuş olmuş; ama sadece bir kişiyi işe almışlar.
O kişinin cevabı acaba nasılmış?
(Biraz düşünün ve sonra aşağısını okuyun.)

Arabadan inip anahtarı doktora veririm doktor benim hayatımı kurtardığı gibi yaşlı kişiyi de hastaneye yetiştirip iyileştirebilir.
Böylece ben de hayatımın insanıyla otobüs durağında baş başa kalıp onu tanıma fırsatını elde edebilirim.
Bu cevapla o kişi hemen işe alınmış.
İnsanoğlu tabii olarak bencildir bütün verilen diğer cevaplarda kimse arabasını vermeyi akıl edememiş
OKUDUYSANve BEĞENDİYSEN ,BAŞKALARI DA OKUSUN DİYE PAYLAŞIRMISIN?
alıntı

Ağaç Köprü…Günün Fotosu…05/06/2015

Amos Chapple tarafından çekilen bu fotoğrafta köprünün ağaç kökleriyle muhteşem birlikteliği görülüyor. Tree Root Bridge, Hindistan

kaynak:gezimanya

STRESİ YÖNETMEK

Hayatta daha mutlu ve huzurlu olan insanların daha az sorunları yok bence, sadece stresi daha iyi yönetebiliyorlar, bunun içinde belli rutinleri uyguladıklarını gözlemliyorum, rutinler bazen iyidir. Yaptığım gözlemler neticesinde stresi yönetmek konusunda bazı öneriler belirledim, bazıları sizin için de yararlı olabilir.
1) Doğru nefes almak
Derin nefes alın, karnınız şişsin.
2) Fizyolojinizi değiştirin
Dik durum, yukarı bakın ve gülümseyin.
3) Güne güzel bir ev kahvaltısı ile başlayın
Bir kaşık bal veya reçel ile bitirin.
4) Yavaş yemek yemeyi öğrenin
Yediğiniz şeylerin tadına varın, hayatın tadına varın.
5) Sosyal Medya perhizi yapın
Sosyal medyaya ayırdığınız zaman günde 1 saati geçmesin.
6) Şükretmek ve takdir etmeyi rutin hale getirin
Özellikle sabahları ilk uyandığınızda şükretmek için zaman ayırın.
7) Bol su tüketin
Günde en az 5 bardak kadar su içmeye çalışın.
8) İçki ve sigarayı bırakın ya da azaltın
Sandığınızdan daha fazla enerji tüketiyorlar.
9) Etki alanına odaklanın
Ben bu konuda ne yapabilirim, yapmak istiyor muyum?
10) Doğada zaman geçirin
Hiç kimsenin bilmediği bir yerde bir tohum ekip arada sırada büyümesini kontrol edin.
11) Sosyalleşin
Ailenizle, arkadaşlarınızla daha fazla zaman geçirin. Yakın bir dostunuzla haftada bir saat yüz yüze sohbet edin.
12) Çay kahve tüketimini sınırlandırın
Nane ve papatya gibi bitki çayları için.
13) Egzersiz yapın
Yürüyüş yapın, günde 15-20 dakika bile önemli fark yaratabilir.
14) Daha çok gülümseyin
Çocuklarla daha fazla zaman geçirmenin bir yöntemini bulun, gülümsemek konusunda bizden kesinlikle daha iyiler.
15) Hayal kurun

Sevgi ile kalın.

mert çuhadaroğlu

Angut Kuşunun Hikâyesi…


Angut’un Sadakati
Birisi bize “Angut” dese bozulur belki kavga ederiz.
Aslında angut’un hikayesi çok duygusaldır.
Bilir misiniz?
Angut kuşları, eşi öldükten sonra başka bir kuş ile çiftleşmeden
Hayatının sonuna kadar yas tutar!
Angut, ördekgillerden, tüyleri kiremit renginde evcilleştirilebilen bir yaban kuşudur.
Angut sözcüğüyle adlandırılan bu kuş türü,
Adeta eşe Sadakatin de simgesidir.
Oysa “Angut”
Türkçede mecazi olarak
Herkesin haksız bir şekilde kullandığı bir ifadedir
”Kaba saba, ahmak” anlamında da kullanılan
Biri laftan anlamayınca, boş boş bakınca
Ya da bir insan aptallık edince hemen
‘Angut musun?’ der günümüzün insanı
Angut’un aslında bir kuş olduğunu bilmeyen bir sürü insan var ülkemizde.
Özelliği nedir bilir misiniz?
Angut kuşunun eşi öldüğü zaman yanına o anda başka bir Yırtıcı hayvan veya bir insan gelse dahi gözlerini bir dakika Bile eşinin ölüsünün üstünden ayırmadan
O da ölene kadar onun başucunda bekleyen
eşine ölümüne sadık bir canlıdır
İşte bu canlının yaptığı en büyük
‘Angut’luk budur.
Ayrıca
Bu olay bütün Angut kuşları için geçerlidir,
arada bir görülen bir şey değildir.
Dişi olsun erkek olsun bütün Angut kuşlarının
Çok ürkek bir hayvan olmasına rağmen
Eşinin Ölüsünün başında bekleyen
Angut kuşuna elinizi uzatsanız dahi oradan kaçmaz.
Hani derler ya ‘Angut gibi bakmasana’ diye…
Keşke herkes Angut gibi bakabilse değer verdiklerine.
Bundan sonra bazılarına ‘Angut’ demeden önce
Bir kere daha düşünün.
Bir “Angut” bile olamayan
O kadar çok insan var ki artık günümüzde.

ALINTI

OLUMSUZ DÜŞÜNCENİN ÖNÜNE GEÇMEK

Bu yazım ”Ben çok negatif bir insanım, hep kötü şeyler düşünüyorum, kafamda sürekli kötü senaryolar kuruyorum. Kendime çok kızıyorum ama bunu yapmayı bir türlü durduramıyorum!” diyenler için…

Siz de bu kişilerdenseniz ve olumsuz düşüncelerinizi olumluya çevirmek niyetindeyseniz bu önerilerime kulak verin:

Olumsuz düşünmekten dolayı kendinize kızmayı bırakın: çünkü kendinize kızmanız enerjinizin daha da düşmesine yol açar.

Olumsuz düşünmekte olduğunuzu fark edin: Olumsuz düşünmeye başladığınızı fark etmeniz gerekir, daha da önemlisi bunu derin düşüncelere dalmış ve bir senaryoda yol almaya başlamışken yapmanız gerekir çünkü fark etmek olumluya geçmek için ilk başarılı adımı atmak demektir. Fark edin ve fark ettiğiniz anda kendinizi takdir edin.

Yukarı bakın: Olumsuz düşünmekte olduğunuzu fark ettiğiniz anda başınızı yukarı doğru kaldırın çünkü insanlar genellikle ağlarken aşağıya, gülerken yukarıya bakarlar; bu minik hareket enerjinizin hemen değişmesini sağlayacaktır.

Kendinizi gülmeye zorlayın: Saçma da gelse kendinizi gülmeye zorlayın. Dişleriniz iyice görünene kadar dudaklarınızı yanlara doğru gerin, gözlerinizi kısın. Zorla da olsa bunu yapın. Bu mekanik bir gülme hareketidir ve olumluya geçiş yapmanızı sağlar. Gülme kasları çalıştığında beyinden mutluluk sinyalleri yayılacak, beden de buna ayak uydurmak için mutluluk hormonları salgılamaya başlayacaktır.

Derin bir nefes alın: Ciğerlerinizin tam olarak dolduğunu hissedene kadar derin bir nefes alın, dudaklarınız büzün, nefesinizi, uzun sürede ve ‘huh’ sesi çıkararak bırakın. Bu da bedende tıpkı yukarıdaki gibi etki yaratacaktır.

Sizi neşelendiren müzikler dinleyin: Herkesin dinlerken kendini iyi hissettiği, içini nedensiz bir mutlulukla dolduran bir müzik vardır. Hemen onu açın, kendini ritme bırakın, serbestçe dans eder gibi sallanmaya başlayın. Güzel bir müzik olumsuz tüm düşünceleri dağıtır ve enerjinizin pozitifte kalmasını sağlar. Eğer dans edecek bir ortamınız yoksa içinizden gelen bir melodiyi de mırıldanabilirsiniz.

Ve olumsuz düşünceleri dağıtmayı başardıktan hemen sonra gerçekleştiğinde sizi çok mutlu edecek bir hayal kurun, ona odaklanın; onu genişletin. Böylece gittikçe daha iyi senaryolar yazmaya başlayacaksınız.
Bunları yapın; bir süre sonra zihninizi hep böyle yapması gerektiğine inandırmış olursunuz.

Herkesin olumsuz düşüncelerden bir an önce uzaklaşması dileğiyle…

Sevgiyle…

Özlem Hatipoğlu

Migren İçin Şifa Eli Mudrası & Parmak Baskı Noktası

Migreninizi şifalandırmak için uygulayabileceğiniz bir mudra öğreteceğiz. İlk adımda işaret ve orta parmaklarınızın ucu ile baş parmağınıza dokunun. İkinci adım yüzük parmağınızı avuç içinize baskı  yapacak şekilde dokundurun.Son olarak küçük parmağınız ise bükülmeden dışarıda kalsın. Bu mudrayı her iki elinizle aynı anda çalışmalısınız. Bunu altı dakika boyunca günde üç defa yaparken migreninizin ne kadar hızla kaybolacağını göreceksiniz. Bu mudrayı konuşurken, yürürken, televizyon seyrederken, yemek molalarınızda ya da her yerde uygulayabilirsiniz. Yemekten önce veya sonra, diğer bir deyişle dolu yada boş mide yapmanızın hiç bir sakıncası yoktur. İstediğiniz yerde ve zamanda uygulayabilirsiniz.

Mudranın beraberinde zihninizde bir hafiflik hissederek dört ya da beş defa şu olumlamayı tekrar edin;  “Ben dingin, sakinleşmiş hafif bir başa sahibim.

Ancak migreninizin geçmesi için alabileceğiniz desteğin gecikmesi halinde ve ağrının yaklaşıyor olduğunu hissettiğiniz durumlarda başka bir yöntem önereceğiz. Aşağıdaki resimde gördüğünüz şekilde parmaklarınızın ucu ile iki noktaya baskı uygulamalısınız. Bunu heryerde ve dolu ya da boş mide ile yapabilirsiniz. Parmaklarınızın ucu ile yüzük parmağınızın resimde görülen bölümlerine nazikçe bastırın. Bu baskıyı 3-4 dakika kadar uygularken normal ve sakin nefes almaya çalışın.

Anemi (kansızlık) zihinsel nedenleri ve afirmasyonu