Bir gün, bir çiftçinin eşeği kuyuya düşer

 

Bir gün, bir çiftçinin eşeği kuyuya düşer.
Adam ne yapacağını düşünürken, hayvan saatlerce anırır.
En sonunda çiftçi, hayvanın yaşlı olduğunu ve kuyunun da zaten kapanması gerektiğini düşünür ve eşeği çıkartmaya değmeyeceğine kararverir.

Bütün komşularını yardıma çağırır. Her biri birer kürek alarak kuyuya toprak atmaya başlarlar. Eşek neolduğunu fark edince, önce daha beter bağırmaya başlar. Sonra, herkesin şaşkınlığına, sesini keser.Birkaç kürek toprak daha attıktan sonra, çiftçi kuyuya bakar. Gözlerine inanamaz. Eşek, sırtına düşen her kürek toprakla müthiş bir şey yapmakta, toprağı aşağıya silke leyerek yukarı çıkmasına basamak hazırlamaktadır.

Bir süre sonra, komşular toprak atmaya devam edince, herkesin şaşkınlığı altında eşek, kuyunun kenarından dışarı bir adım atıp, koşarak uzaklaşır!
Hayat üzerinize hep toprak atacaktır; her türlü pislik ile.Kuyudan çıkmanın sırrı, bu pisliği silkeleyip bir adım yükselmektir.

Sıkıntılarımızın her biri bir adımdır. En derin kuyulardan bile yılmayarak, usanmayarak çıkabiliriz.Silkelenin ve biraz daha yukarı çıkın.
Mutluluğun 5 basit kuralını unutmayınız:

1. Kalbinizi nefretten arındır ın – Affedin.
2. Düşüncelerinizi endişelerinizden arındırın – Çoğu zaten hiç gerçekleşmez.
3. Basit yaşayın ve elinizdekilerin kıymetini bilin.
4. Daha çok verin.
5. Daha az bekleyin..

Üzerime Gelme Adem…

Karikatür kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Evrende şamanların *niyet *dediği, ölçülemez, betimlenemez bir güç vardır.

 

NİYET

Evrende şamanların *niyet *dediği, ölçülemez, betimlenemez bir güç vardır.

Niyet, bir düşünce, bir nesne ya da dilek değildir. Şamanlar niyeti, her şeyi yeniden düzenleyen, değiştiren ya da onları koruyan güç olarak tanımlarlar. Niyete açıklanamaz tin, soyut, nagual gibi adlar
verirler. *Herkesin “sezgi” olarak bildiği şey, niyet ile olan bağlantının canlanmasıdır.* Yani tüm evrende var olan kayıtsız şartsız her şey bir bağlantı hattıyla niyete bağlıdır. Savaşçılar bu bağlantıyı tartışmak, onu anlamak ve onu kullanmakla ilgilenirler. Özellikle ilgilendikleri bir şey de, onu gündelik yaşamlarının sıradan tasalarının duyarsızlaştırıcı etkilerinden temizlemektir. Bu bağlamda *şamanizm, kişinin niyetle bağlantısını arındırma yöntemi olarak tanımlanabilir.

Sıradan insanın niyetle bağlantı hattı neredeyse ölüdür ve savaşçılar işe yararsız bir bağlantı ile başlarlar; çünkü o isteyerek cevap vermez. *Bu bağlantıyı diriltmek için savaşçıların gereksindiği, şiddetli yakıcı bir erktir yani sarsılmaz niyet denilen özel bir zihin durumudur*.

Şamanların fendi, sıradan insanın fendi ile aynıdır. Her ikisinin de bir dünya betimlemesi vardır. *Sıradan insan onu aklıyla destekler, şaman ise niyetiyle.* Her iki betimlemenin de kuralları vardır ama şamanın üstünlüğü niyetin daha çok şey içermesindedir.

*Niyet, düşünceleri bir insana yenildiğini söylediğinde bile onu başarılı kılan şeydir. Savaşçının düşkünlüklerine karşın işlevini sürdürür. Niyet savaşçıyı incitilemez kılan şeydir ve bir şamanı duvardan, uzaydan, sonsuzluktan geçiren şeydir.*

Evrende, büyücülerin niyet dediği, ölçülemeyecek ve anlatılmayacak bir güç bulunduğunu ve evrende var olan her şeyin bir bağlantı hattıyla niyete bağlı olduğunu söyledi.

– Naguallar, büyücülerin ‘asgari şans’ adını verdikleri şeyin, kişinin niyet ile bağlantısının farkındalığını sağlamakla yükümlüydü.

– Niyet, algılamamıza neden olan yaygın kuvvettir. Farkındalığımızın nedeni algılamamız değildir, asıl niyetin baskısı ve işgali sonucudur.

– “Niyeti bilmenin tek yolu,” diye yanıtladı, “niyet ile onu hissedebilen canlılar arasında canlı bir bağlantı olduğu zaman onu tanımaktır.

– Yorumları anlamlandırmak büyücüler için olağan işlerden biriymiş. Yanlış yorumlamalar, sadece büyücünün kişisel duygularının işin içine girip niyet ile olan bağını bulanıklaştırması durumunda ortaya çıkabilirmiş.

– Niyetin, içine girelim diye, göz açıp kapayana dek önümüze diktiği görkemli yapılar ve içeri girdiğimizde kaybolmayalım diye verdiği işaretler.

– Onlar, niyet ile olan bağlarını denetlemeyi bilirler. Böylece her zaman önceden uyarılır, tinin kendileri için neler hazırladıklarını bilirler.

– Niyetin ne olduğunu bilmek, kişinin istediği herhangi bir zamanda o bilgiyi açıklayabileceği ya da kullanabileceği anlamına gelirmiş.

– O da niyetin bilgisinin herkese açık olduğu, ama yönetiminin onunla derinlemesine uğraşan insanların elinde olduğuydu.

– Acımasızlık bi büyücünün gözünü parlatır ve bu parlaklık da niyeti çağırır.

– “Bu, insanın us dünyasını, sessiz bilgiye tercih ettiği anlamına geliyor,” diye yanıtladı. “İnsan us dünyasına ne denli bağlanırsa, niyet o denli kısa ömürlü olur.

– Büyücüler niyetin mantıkla değil, gözlerle deneyimlendiğini söylerler. … “Niyetin bi yönü olan yoğunluk, doğal olarak büyücünün gözünün parıldamasına bağlıdır,” diye açıkladı. “Büyücüler o yalıtılmış algı adacıklarını çağrıştırmak için gözlerinin parıldamasıyla birlikte dönmek istedikleri alanı niyet ederler.”

– Boyun eğmez niyetin, toplanma noktasının olağan olmayan bir konumda sabit kalmasından ortaya çıkan bir kuvvet olduğunu söyledi. Büyücülerin boyun eğmez niyeti, değişmez kararlarını ateşleyen bir katalizör olarak gördüklerini söyleyerek devam etti, ya da tersi olarak: değişmez kararları, toplanma noktalarını, sırası geldiğinde boyun eğmez niyeti oluşturan yeni konumlara iteleyen katalizörmüş.

– Niyeti hiçbir şey aynı gücü anlamak için savaşan büyücülere ait hikâyeleri incelemekten daha iyi gösteremez büyücülere.

Bir fırsatını bulduğumda Carlos’a sordum:
“Carlos, sıradan bir insanın büyücülerin bilincine ulaşması için gereken nedir?”

“Niyet,” dedi. “İnsanın niyeti tine bir teklif yapmalı ve tin onu gelişim araçlarının yolu üzerine koyarak bunu kabul etmeli. Başka zamanlarda, kullanılabilir tek araç bir naguala doğrudan doğruya haber verilmiş olmaktı. Günümüzde ise sıradan bir insan, yayınlar aracılığıyla yönlendirilmeye elverişli.

-Don Juan niyetin, kişinin kullanabileceği, denetleyebileceği ya da harekete geçirebileceği bir şey olmadığını, yine de onu arzusu doğrultusunda kullanabileceğini, denetleyebileceğini ya da harekete geçirebileceğini söyledi. Bu çelişkinin büyücülüğün özü olduğunu belirtti. Bunu anlayamamak yüzyıllarca büyücülere acı ve üzüntü vermiş. Günümüzün nagualları bu acı dolu bedeli ödememek için, savaşçının yolu ya da kusursuz eylem denilen ve büyücüleri temkinli ve düşünceli olmaya hazırlayan bir davranışlar dizisi geliştirmişler.

-“Tüm yapman gereken, niyetini bi gümrük binası gibi düzenlemek. Tonalın dünyasındayken kusursuz bi tonal olmalısın; mantıksızlığın ne yeri ne zamanıdır. Niyet bi savaşçı için nagual ile tonal arasındaki kapıdır, ne taraftaysa, kapı öteki yan için kapanır

“Nagual niyetin her yerde var olduğunu söylemişti,” dedi La Gorda birdenbire. “Bu ne anlama geliyor?” diye sordum. “Bilmiyorum,” dedi. “Yalnızca aklıma gelen şeyleri söylüyorum. Nagual ayrıca, dünyayı oluşturan şeyin niyet olduğunu söylemişti.” Bu sözleri daha önce de duyduğumu biliyordum.

-Herkesin ‘sezgi’ olarak bildiği şey, niyet ile olan bağlantımızın canlanmasından başka bir şey değildir.

-Bükülmez niyet, iç sessizliğe yol açıyor ve iç sessizlik, birleşim noktasının rüyada uygun konumlara kaydırılabilmesi için gereken iç direnci karşılıyormuş.

-Yeni görücüler, yollarına sabırsızlık, umutsuzluk, kızgınlık ya da keder çıktığında çok basit bi eylem önerirler; Savaşçıların gözlerini yuvarlamasını önerirler, herhangi bi yöne doğru olabilir. Gözün devinimi, birleşim noktasını anlık olarak yerinden oynatır. Bu seni rahatlatacak. Bu, gerçek niyet ustalığının yerine kullanılır.

-Büyücüler, niyeti çağırmak için niyet sözcüğünü yüksek sesle ve açık şekilde seslendirirler. Niyet, evrende var olan bi güçtür. Büyücüler onu çağırdıklarında, niyet onlara gelir ve ustalığın yolunu açar; bu da büyücülerin giriştikleri her işte daima başarılı oldukları anlamına gelir.

“Keyfi ve önemsiz bile olsa, büyücülerin her istediklerini elde ettiklerini mi söylemek istiyorsun?”

Hayır, bunu demek istemiyorum. Niyet, elbette her amaç için çağrılabilir ama büyücüler, niyetin onlara yalnızca soyut bi şey için geldiğini zor yoldan öğrendiler.

(Don Juan)” C. Castaneda

Hangi Korku hangi Kokuyla İyileşir…

 

Dr. Bach Çiçek Terapisini 7 alt başlıkta toplayabiliriz:

1. Korku için terapiler

2. Belirsizlikle ilgili terapiler

3. Varolan koşullara karşı yetersiz ilgiye dair terapiler

4. Yalnızlıkla ilgili terapiler

5. Aşırı duyarlılıkla ilgili terapiler

6. Üzüntü ve kederle ilgili terapiler

7. Başkalarının iyiliğiyle aşırı ilgili olmaya dair terapiler

Terapinin başarısı, terapi uygulanacak kişinin duygu ve ruh halini iyi tanıyıp doğru çiçek esanslarının seçilmesine bağlıdır. Bunu bir kinesioloji uzmanı bir enerji testi olan, Kol Testi ile gerçekleştirir. Terapi sürecinde kişi için hazırlanan gerekli karışım günde 4-5 kere içeceği her hangi bir içeceğe, yada direkt dilinin üstüne 3-4 damla damlatılarak uygulanır. Hiç bir yan etkisi olmayıp çocuklarda ve bebeklerde de kullanılabilir.

Unutulmamalı ki; Dr. Bach çiçek terapisi, herhangi bir ilacın yerine geçmez, “olumsuz duyguların farkedilmesinde ve giderilmesinde” destekleyici bir terapi yöntemidir.

Dr. Bach Çiçek Terapisi’nde Bitkilerin Kısa Tanımlar?

No.1 Agrimony (Kasıkotu) Zihinsel sıkıntılar. Mutluymuş gibi davranarak sorunlarınızı bastırıyorsanız.

No.2 Aspen (Kavak) Bilinmeyen korkular. Belirsiz ya da sebepsiz korkular yaşıyorsanız, genel anlamda tedirgin ve ürkekseniz.

No.3 Beech (Kayın) Tolere edememek. Çevrenizdekileri sürekli eleştiriyor ve onlara tolerans gösteremiyorsanız.

No.4 Centaury (Kantaryon) Zayıf irade. Başkalarına iyi görünmek için ‘Hayır’ diyemiyorsanız.

No.5 Cerato (Boynuzlu) Danışma ve onaylanma ihtiyaci duyma. Aldığınız kararlara güvenmiyor, sürekli başkalarının tavsiyelerine ve onlar tarafından onaylanmaya ihtiyaç duyuyorsanız.

No.6 Cherry Plum (Erik ağacı) Aklını kaçırma korkusu. Kendinizi kontrol edememekten korkuyorsanız.

No.7 Chestnut Bud (Kestane tomurcuğu) Her defasında aynı hatayı yapıyor, yaşadıklarınızdan ders almadığınızı düşünüyorsanız.

No.8 Chicory (Hindiba) Mülkiyete gereğinden fazla önem veriyor ve bencilce herkesin sizin değer yargılarınıza uygun davranmasını bekliyorsanız.

No.9 Clematis (Orman asması) Hayalperestlik, ilgi dağınıklığı. Düşüncelerinizi toparlamakta güçlük çekiyorsanız, sürekli derin düşünceler içindeyseniz ve iflah olmaz bir hayalperestseniz.

No.10 Crab apple (Yaban elması) Kendine kin duyma. Dış görünüşünüzden hoşnut değilseniz, özgüven eksikliği yaşıyorsanız.

No.11 Elm (Karaağaç) Çok büyük sorumluluk hissi. Yüklendiğiniz sorumlukların altında ezildiğinizi düşünüyor ve üzülüyorsanız.

No.12 Gentian (Büyük Kantaron) Cesaretsizlik, ümitsizlik. Yaşadığınız güçlükler karşısında cesaretiniz kırılıyor, çok sık hayal kırıklığı yaşıyor ve çabucak pes ediyorsanız.

No.13 Gorse (Katırtırnığı) Umutsuzluk. Ümidinizi yitirdiyseniz, herşeye kötümser ve olumsuz yaklaşıyorsanız.

No.14 Heather (Funda) Ben merkezcilik, bencillik. Kendinizle fazla ilgiliyseniz, yalnızlıktan hoşlanmıyor, sürekli kendinizden bahsediyorsanız.

No.15 Holly (Çobanpüskülü) Kıskanç, öfkeli, kindarsanız, çabuk sinirleniyorsanız.

No.16 Honeysuckle (Hanımeli) Geçmişte yaşamak. Geçmişi unutamıyor, özlem duyarak hüzünleniyor, acı çekiyorsanız.

No.17 Hornbeam (Gürgen) ”Pazartesi sendromu” duygusu. İşler gözünüzde büyüyor, kendinizi günlük işleri yoluna koyamayacak kadar yorgun hissediyorsanız.

No.18 Impatients (Kına çiçeği) Sabırsızlık. Sabırsızsanız ve aceleciyseniz, sizin için herkes ve herşey yavaşsa.

No.19 Larch (Melez çamı) Kendine güvensizlik. Başkalarıyla karşılaştırdığınızda kendinizi değersiz hissediyorsanız, özgüven eksikliği yaşıyor, hata yapmaktan korkuyorsanız.

No.20 Mimulus (Misk Otu) Çekingenseniz, bir durum ya da olaydan korkuyorsanız (diş doktoruna gitmekten, uçağa binmekten, topluluk önünden konuşmaktan).

No.21 Mustard (Hardalotu) Aniden, hiçbir sebep yokken derin bir hüzne kapılıyorsanız ve bu hüzün yine nedensiz silinip gidiyorsa.

No.22 Oak (Meşe) Tükenmiş olmak ancak mücadeleyi sürdürmek

No.23 Olive (Zeytin ağacı) Enerjisizlik. Hem bedensel hem de ruhsal açıdan tükendiyseniz, yorgunsanız ve artık herşey sizi fazlasıyla zorluyorsa.

No.24 Pine (Çam) Kendini ayıplama, suçluluk duyma. Suçluluk duygusu yaşıyor, başkalarının hatalarından bile kendinizi sorumlu tutuyorsanız.

No.25 Red Chestnut (Kızıl Kestane) Sevdiğiniz insanlar için gereğinden fazla kaygılanıyor, başlarına kötü şeyler geleceğinden korkuyorsanız.

No.26 Rock Rose (Laden) Terör. Büyük bir korku yaşadıysanız ve bu korku elinizi ayağınızı bağladıysa.

No.27 Rock Water Kendi kendine baskı uygulama, kendini reddetme. Kendinize karşı katı bir tutum içindeyseniz, koyduğunuz kuralların dışlına çıkamıyorsanız.

No.28 Scleranthus (Yıllık Yumaklıot) Kararsızlık. Karar vermekte güçlük çekiyorsanız.

No.29 Star of Bethlehem (Tükürükotu) Şok. Ruhsal ya da bedensel bir şoku atlatmakta zorlanıyorsanız.

No.30 Sweet chesnut (Kestane) Çok siddetli zihinsel ızdırap. Daha fazla dayanamayacağızını düşünüyorsanız, derin bir ümitsizlik içindeyseniz.

No.31 Vervain (Mine çiçeği) Aşırı şevk, heves. Yerinizde duramıyorsanız, değişmez kurallarınız ve fikirleriniz varsa.

No.32 Vine (Asma) Hükmetme, esnek olmama. Ne pahasına olursa olsun isteklerinizin yerine gelmesi istiyorsanız, hırslarınızla baş edemiyorsanız ve tahammülsüzseniz, herkese hükmetmek istiyorsanız.

No.33 Walnut (Ceviz) Değişiklikten kaçma. Bir geçiş dönemi yaşıyorsanız, yeni karşılaştığınız durum ve ortamlara alışmak için yardıma ihtiyacınız varsa, değişimden ve olumsuz dış etkilerden korunmak istiyorsanız.

No.34 Water Violet (Dere Menekşesi) Gurur, ulaşılmazlık. Ruhsal anlamda kendinizi dışarıya kapatıysanız, içe kapanıksanız, kimseyle temas kurmak istemiyor, insanlardan kaçıyorsanız.

No.35 White Chestnut (Ak Kestane) İstenmeyen düşünceler. Gece gündüz kafanızı kurcalayan şeyler varsa, bir an olsun bundan kurtulamıyor, iç sesinizi susturamıyorsanız.

No.36 Wild Oat (Yaban Otu) Şüphelilik. Ne yapacağınızı bilemiyorsanız, mutsuzsanız, gelecekle ilgili planlarınız yoksa.

No.37 Wild Rose (Yaban Gülü) Teslimiyet, cansızlık, hissizlik. Çevrenizde olan bitene ilgisiz ve kayıtsızsanız, içinde bulunduğunuz durumu değiştirmek için hiçbir çaba harcamıyorsanız.

No.38 Willow (Söğüt ağacı) Gücenme, içerleme. Kızgınsanız, haksızlığa uğradığınızı düşünüyorsanız, talihinizin hiç yüzünüze gülmediğini düşünüyorsanız.

No.39 RESCUE (S.O.S.)
Dr. Bach acil durumlar için 5 farklı çiçek özünü bir araya getirerek bir karışım hazırlamıştır. Bu karışımın içinde Impatiens, Star of Betlehem, Cherry Plum, Rock Rose ve Clematis bulunmaktadır.

RESCUE sizi günlük yaşamda karşılaştığnız özel stres durumlarından ve krizlerden korur: ölüm, boşanma, işten çıkarılma gibi beklenmedik durumlar karşısında iç dengemizi yeniden sağlamamıza yardım eder.
RESCUE aynı zamanda sınav, iş görüşmesi, özel randevular, tartışma ortamları gibi gerginlik yaşadığımız durumlarda bizim güçlü kalmamızı sağlar.

kaynak: şifacı

Ortaya Karışık kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

ERTELEMEK HAYATI KAÇIRMAKTIR

Bazıları “Yarın yapabileceğim işi bugün yapmaya ne gerek var.” diye düşünür; bazıları da “Bugünün işini yarına bırakma.” diye. Siz hangi guruba aitsiniz? Siz “erteleyenlerden” mi yoksa “hemen şimdicilerden” misiniz?

Hepimizin içinde –az ya da çok- yapmamız gerekenleri erteleme eğilimi vardır. Ben “ertelemenin zevkini” ilkokulda tatmıştım. Çalışmam gereken dersi, yapmam gereken ödevi sonraya erteleyip dilediğimi yapmanın zevkine varmıştım. Ertelediğim her şey bana istediğim gibi harcayacağım bir zaman hediye ediyordu. Beni zorlayan ve sıkan her şeyden kurtulmanın yolunu bulmuştum. Ta ki erken yaşta sınıfta kalıncaya kadar. Aslında iki kere sınıfta kalmasaydım böyle daha uzun süre devam edebilirdim ama bu yöntemin cezası ağır olmuştu.

Hayat bize, çalışmanın yorucu ve zorlayıcı; eğlenmenin ise zevkli olduğunu daha ilkokulun ilk haftasında öğretir. Hangi yaşta olursak olalım ertelemek daha keyifli ve daha “cool”; yapmak ise her zaman sıkıcıdır. “Karıncaların” özenilecek bir tarafı yoktur. Genç kızlar bile çok çalışanları değil onları eğlendiren “ağustos böceklerini” tercih ederler.

Erteleyen çoğu insan için, “sonra” geldiğinde de durum farklı olmaz; ertelenen her şey için yeni bir “ertesi gün bahanesi” bulunur. Böylece erteleme bir alışkanlığa, sonra da bir hayat tarzına dönüşür.

Erteleme, niyetle eylem arasındaki boşluktur. “Bunu daha sonra yaparım” demek de bir işe başlamak için doğru zaman ve doğru ruh halini beklemek de “son dakikacılık” da ertelemenin farklı yüzleridir.

Erteleme eğiliminin yüzeyde görünen sebebi, genelde insanın zaman yönetmedeki yetersizliği gibi görünür. Ertelemenin elbette zaman planlamasıyla ilgisi vardır; ancak çoğu zaman ertelemek zamansızlığın bir sonucu değildir. Tam tersine insanlar işlerini erteledikleri, kararlarını sürüncemede bıraktıkları için zamanı iyi yönetemezler.

Psikologlar “ertelemenin”, görünenden daha derin sebepleri olduğunda hemfikirler. Birçok davranış bilimci, ertelemenin kökeninde çocukluğa dayanan nedenler olduğuna dikkat çeker. Ebeveynlerin baskıcı ve sert davranışlarının, çocuğun görevlerini isteyerek yapmasını engellediğini söyler. Kendisine sert davranılan çocuk, “yapıyormuş gibi” davranarak, “oyalanarak” ,“işin etrafında dolanarak”, “işi ağırdan alarak” tepki verir.

İş yerlerinde korku salan yöneticiler de çalışanlar üzerinde benzer etki yaratırlar. Değerler ve ilkeler yerine, korkutarak disiplin sağlamak isteyen, yargılayan, suçlayan yöneticiler çalışanların işleri ertelemelerine neden olurlar. Böyle bir kültürün hakim olduğu iş ortamlarında çalışanlar, kendi çocukluklarından çok iyi bildikleri erteleme davranışı sergiler, işleri yapmaktansa yapıyormuş gibi davranmaya başlarlar.

İşleri erteleme ya da sürüncemede bırakma sadece bireysel değil, kurumsal performansı da tehdit eden önemli konuların başında geliyor.

Artan rekabetle gelen iş stresi, gerek çalışanlar gerekse yöneticilerin performans kaygısını artırıyor. İş hayatını tehdit eden erteleme “hastalığı”, şirketlerin potansiyelini boşa harcanmasına neden oluyor.

Erteleme, ilk başta bir rahatlama ve haz sağlasa da, uzun dönemde stres, kaygı ve huzursuzluk yaratır. Ertelenen her iş insanda ister istemez bir suçluluk, yetersizlik duygusu yaratır.

Erteleme davranışı bir kez başladı mı kronik hale gelmesi çok hızlı olur. İnsan kısa zamanda ertelemenin “haklı nedenlerini” üretmekte ustalaşır.

Erteleme eğiliminin altında birçok neden olabilir. Calgary Üniversitesi’nde bu konuda araştırmalar yapan Dr. Piers Steel bu sebeplerin bazılarını şöyle sıralar:

• Eğer bir iş bize anlamlı gelmiyorsa o işe başlamak için yeterli motivasyonu bulmakta zorlanırız. Yapılacak iş hoşumuza gitmiyorsa ilgimizi çekmiyorsa işi sıkıcı buluyorsak işi ertelemeyi tercih edebiliriz.

• Birçok araştırma, mükemmeliyetçilerin daha sık ertelemeye başvurduğunu ortaya koyar. Gerçekçi olmayan beklentiler, cesaret kırıcıdır. Mükemmeliyetçilik erteleme eğilimini tetikler.

• Nereden başlayacağını bilmemek, iş akışının net olmaması, insanın zihninde sürecin tamamını canlandıramaması, ertelemeye sebep olur. Plansızlık ertelemeyi meşru kılar.

• Kendimize olan güvenimiz yetersiz ise başkalarının bizi olumsuz bir şekilde yargılayacağını düşünüyorsak işe başlamak yerine erteleme eğilimi gösterir ve olası başarısızlığı da ertelediğimizi düşünürüz.

• Eğer bizden ne beklendiğini tam olarak bilmiyorsak işin hedefleri net değilse, işe başlamak yerine hiç bir şey yapmamak bize daha “akılcı” gelebilir. Bir ortamda iletişim, ve geri bildirim ne kadar azsa insanlar o ölçüde erteleme eğilimi gösterirler.

• Eğer sahip olduğumuz bilgi ve beceri üstlendiğimiz görevlere yetmiyorsa söz konusu işleri yapmak için gerekli donanım ve bilgiye sahip değilsek alınması gereken kararları sürüncemede bırakıp işleri erteleriz. Bir alandaki bilgi ve beceri eksiğimizi kabul etmek yerine o işi ertelemek -kısa bir süreliğine de olsa- bize kendimizi daha iyi hissettirebilir.

• Erteleme kararsızlıkla da yakından ilgilidir. Eğer karar almakta zorlanan, tercih yapmakta sıkıntı yaşayan bir insansak, kendimizi ertelemenin daha iyi olduğuna inandırabiliriz. Karar almada zorluk, kişisel olabileceği gibi kurumsal bir sorun da olabilir. Bir şirketin yönetim kadrosu şu ya da bu nedenle karar alamıyorsa, o şirkette erteleme çok sık başvurulan bir yöntem olur.

Ertelemek hayatı kaçırmaktır

Ertelemek, bilmekle yapmak arasındaki boşluktur. Eğer başarmak istiyorsak işe başlama disiplinini ve cesaretini göstermek zorundayız. Hayal etmek, istemek, arzu etmek, plan yapmak elbette küçük ya da büyük her iş için gereklidir ama başarı ancak işe başlayanların sahip olacağı bir ödüldür.

Pek çok durumda bilgimiz ve yetkinliklerimiz, yapacağımız iş için tam anlamıyla yeterli olmayabilir. Kimsenin donanımı dört dörtlük değildir. İnsan yetkinliklerini “yaparak” kazanır. Sadece düşünerek, hayal ederek, plan yaparak yetkinlik elde etmek kimseye nasip olmamıştır.

Erteleme eğilimi yerine “aciliyet hissini” yerleştirdiğimizde, inisiyatif almaya başladığımızda, “durumdan vazife çıkardığımızda” ve bu vazifeyi üstlenmeye gönüllü olduğumuzda, başarı doğal olarak kendiliğinden gelecektir.

Karar almayı sürüncemede bırakma ve işleri erteleme, masum bir tembellikten çok daha önemli bir sorundur. Bu sorunla baş etmek ve kendimizi ertelemenin rehavetinden uzak tutmak zorundayız. Hepimiz “erteleme” yerine “aciliyet kültürünü” geliştirmek için çaba göstermeliyiz.

Erteleyerek kaybettiğimiz zamanın yerine koyacak hiçbir kaynağımız yok.

“Ertelemek hayatı kaçırmaktır.”

alıntıdır.

Kas İskelet Sistemi İçin Günlük Germe Egzersizleri…

doktorunuza danışmadan ve ısınmadan yapmayınız…

Ortaya Karışık kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

İLERİDE KEMİK ERİMESİ, KAS AĞRILARI, ERKEN YAŞTA DİŞ ÇÜRÜMELERİ, UYKU SORUNLARI, EKLEM AĞRILARI SORUNLARIYLA KARŞILAŞMAK İSTEMİYORSANIZ;

 

İLERİDE KEMİK ERİMESİ, KAS AĞRILARI, ERKEN YAŞTA DİŞ ÇÜRÜMELERİ, UYKU SORUNLARI, EKLEM AĞRILARI SORUNLARIYLA KARŞILAŞMAK İSTEMİYORSANIZ; BU HABERİ OKUYUN, PAYLAŞIN, HERKES BİLİNÇLENSİN!!

Aşağıda günlük yaşantımızda aldığımız çeşitli besinlerin kalsiyum içeriklerini bulabilirsiniz. Dikkatli bir şekilde incelerseniz halk arasında “kalsiyum kaynağı” olarak bilinen “kemik güçlendirici” bazı besin mad…delerinin aslında oldukça düşük kalsiyum içerdiklerini (örnek et türleri), bazı besin maddelerinin ise “hayret verici bir şekilde” yüksek oranda kalsiyum içerdiklerini görebilirsiniz (örnek nohut, badem içi, pekmez)

SÜT VE SÜT ÜRÜNLERİNİN KALSİYUM İÇERİKLERİ (100 gram içindeki kalsiyum-miligram olarak)

Süt: 160

Yoğurt: 120

Çökelek: 505

Kaşar peyniri: 700

Beyaz peynir (yağlı): 162

Beyaz peynir(yağsız): 96

Süt tozu: 950

Krema: 99

KURU BAKLİYAT TÜRLERİNİN KALSİYUM İÇERİKLERİ (100 gram içindeki kalsiyum-miligram olarak)

Bakla: 77

Barbunya: 128

Fasulye: 86

Nohut: 134

Mercimek: 68

Bezelye: 64

Badem içi: 254

Yer Fıstığı: 66

Soya Fasulyesi: 226

Kestane: 30

Fındık: 209

Yeşil fıstık: 140

Ceviz içi: 84

BAZI GIDALARIN KALSİYUM İÇERİKLERİ (100 gram içindeki kalsiyum-miligram olarak)

Tahin helva: 91

Bal: 15

Pekmez: 400

Tereyağı: 19

Margarin: 4 S

Siyah zeytin: 77

Yeşil zeytin: 90

alıntı

Yaşadım Ulan Dibine Kadar

~
Unutma! Yüreğinde bir ismin imzası var.
Ve sen onu silemezsin, söküp atamazsın, ne kadar uğraşsan da seninle beraber büyür içindeki sızı.
İlk önce onu hissedersin başkasına dokunduğunda. .
Unutma! Bir kere sevdin mi uzun uzun yanarsın. Sitemler öfkeler birikirken içinde, sen azalırsın.
Dilinde küfür elinde kadeh, eksik olmaz. Günler böyle geçer alışırsın.
Unutma! Sabahlar artık gecikir. İster sağa dön ister sola, gözüne uyku değil gidenin hayali gelir.
Kendini şiirlere verirsin. Elin sigaraya gider her on dakika da bir fena zehirlenirsin.
Unutma! Bir süre güvenmeyeceksin kimseye, kendine sığınacaksın.
Aşk konuşulduğunda sen susacaksın, of’larla ah’larla başlayacaksın her cümleye.
Çevrende senden başka herkes haksız olacak. Senin haklılığınsa çaresiz gidecek çöpe.
Unutma! Bir gün kaldığın yerden başlayacaksın. Biri seni bulacak. .
Önce korkacaksın eski acılara yakalanmaktan, biraz ürkeceksin.
Ne kadar dirensen de nafile. İnsansın sonuçta seveceksin.
Eski acılara bakıp da küsme sevdalara, gâvura kızıp da oruç bozulmaz.
Sök at kafandan acaba’ları! Bir kemik aynı yerden İki defa kırılmaz.
Artık kararmaz gecelerin. Bir daha yaşlar akmaz gözünden. Sabahların gecikmez.
Kim bilir ağladığın günlere gülersin. Bir defa öldün ya zamanında? Bir daha ölmezsin.

Can Yücel*

Şiir kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Şimdi Senden Üç Dileğim Var…

Karikatür kategorisinde yayınlandı. Etiketler: . Leave a Comment »

GEÇMİŞE KARŞI TUTUMUMUZU DEĞİŞTİREBİLİRİZ…

Louise Hay den uzun ama iyi özet
DÜŞÜNCELERİMİZİN BAZI TEMEL NOKTALARI
Her birimiz tüm yaşam deneyimlerimizden yüzde yüz sorumluyuz. Aklımızda oluşan her düşünce geleceğimizi yaratmaktadır ve güç merkezi, daima yaşadığımız anın içindedir. Herkes kendinden nefret ve suçluluk duygusu yüzünden acı çeker. Herkes için en büyük mutsuzluk, “yeterince iyi değilim” diye düşünmektir…. Bu sadece bir düşüncedir ve düşünce değiştirilebilir. Dargınlık, güceniklik, olumsuz eleştiri ve suçluluk en zarar verici düşünce kalıplarıdır. Kırılma, gücenme, darılma duygularımızın üstesinden gelebilmek, kanseri bile yok edici bir düşünce gücüdür. Kendimizi gerçekten sevdiğimiz zaman, hayatımız her yönüyle düzene girer. Geçmişimizden kurtulmalı ve herkesi bağışlamalıyız. Kendimizi sevmeyi öğrenmeye istekli olmalıyız. Olumlu değişimlerin anahtarı, şimdi ve burada kendimizi onaylamak ve kabul etmektir. Bedenimizde “hastalık” denen şeyin yaratıcısı biziz. “Bilgeliğin ve bilginin kapıları daima açıktır”
YAŞAM GERÇEKTEN ÇOK BASİT. NE EKERSEK, ONU BİÇİYORUZ
Kendi hakkımızda düşündüklerimiz, kendi gerçeklerimiz oluyor. İçinde bulunduğumuz olayları yaratıyor, sonra da bunlardan duyduğumuz sıkıntı, üzüntü, ve düşkırıklığı için bir başkasını suçluyoruz; böyle yapmakla gücümüzü de başkasına kaptırmış oluyoruz. Hiçbir kişi, hiçbir şey, hiçbir koşul bizim üzerimizde bir güce sahip değil, çünkü aklımızla düşünce oluşturan yanlızca “biz”iz. Deneyimlerimizi, gerçekliğimizi ve bunda yer alan tüm kişileri yaratan bizi. Düşüncelerimizde barış, uyum, denge yarattığımızda bunları kendi yaşamımızda da bulacağız. Aşağıdaki cümlelerden hangisi size doğru geliyor? “İnsanlar hep beni kullanıyor, zarar veriyor” “İnsanlar hep yardımcı oluyor” Bu iki düşünce ve inanç yaşamımızda çok farklı deneyimler yaratacaktır. Kendimiz ve hayat hakkındaki inançlarımız, bizim gerçeğimizi oluşturur.
EVREN, SEÇTİĞİMİZ HER DÜŞÜNCE VE İNANÇTA BİZİ TÜMÜYLE DESTEKLER
Bunu bir başka şekilde söylemek gerekirse bilinçaltımız inanmayı seçtiğimiz herşeyi kabul eder. Yani kendim ve hayat hakkındaki inançlarım ve düşündüklerim, yaşamımın gerçeği olur. Ve düşünebileceğimiz şeyler konusunda sınırsız seçimimiz var. Bunu bildiğimizde “insanlar hep beni kullanıyor” yerine “insanlar hep bana yardımcı olmaya çalışıyor”u seçmek daha mantıklı değil mi?
EVRENSEL GÜÇ BİZİ ASLA YARGILAMAZ VE ELEŞTİRMEZ
Evrensel güç, bizi kendi değerlerimize göre kabul eder. Ve inançlarımızı ayna gibi yaşamımıza yansıtır. Eğer “hayat yalnızlıktır ve kimsenin beni seveceğine inanmıyorum”u seçiyorsam, hayatımda da bunu bulacağım. Ama, bu inancı kafamdan atmak ister de, “Sevgi her yerde. Ben seven ve sevilen bir kişiyim” gibi olumlu bir düşünceyi benimser ve bunu kendime sürekli tekrarlarsam, bu da benim yeni gerçeğim olacaktır. Yani hayatıma sevecen insanlar girmeye başlayacak, yaşamımda zaten varolan insanlar bana karşı daha sevecen olmaya başlayacak ve kendimin de sevgimi kolaylıkla başkalarına ifade edebileceğimi göreceğim.
ÇOĞUMUZUN KİM OLDUĞUMUZ KONUSUNDA SAÇMA DÜŞÜNCELERİ VE HAYATIN NASIL YAŞANMASI GEREKTİĞİ KONUSUNDA ÇOK, ÇOK KATI KURALLARI VAR
Bunu kendimizi suçlamak için söylemiyorum. Çünkü şu anda yapabildiğimizin en iyisini yapmaya çalışıyoruz. Eğer daha iyisini bilseydik, daha çok şeylerin farkında ve anlayışında olsaydık, başka türlü davranırdık. Lütfen sakın sakın, şu anda bulunduğunuz nokta konusunda kendinizi küçümsemeyin. Bu yazıyı veya kitabını okuyor olmanız bile hayatınızda olumlu değişimler yapmaya hazır olduğunuzu gösteriyor. Bunun için kendinizi takdir edin.
ÇOK KÜÇÜK YAŞLARDAYKEN, KENDİMİZ VE YAŞAM HAKKINDA NELER HİSSEDECEĞİMİZİ ÇEVREMİZDEKİ YETİŞKİNLERİN TEPKİLERİNDEN ÖĞRENİRİZ
Kendimiz ve yaşamımız hakkında ne düşünmemiz gerektiğini böyle öğreniyoruz. Eğer mutsuz, korku, suçluluk ya da öfke dolu insanların içinde yetişmişseniz, kendiniz ve hayat hakkındaki görüşleriniz de olumsuz düşüncelerle dolu olacaktır. “Hiçbir şeyi doğru yapamıyorum” “bu, benim hatam” “Eğer bir şeye kızarsam, ben kötü bir insanım” İşte bu tür inançlar, düşkırıklığı dolu bir hayat yaratır.
BÜYÜDÜĞÜMÜZDE, ÇOCUKLUĞUMUZDAKİ YAŞAMIMIZIN DUYGUSAL ORTAMINI YENİDEN YARATMA EĞİLİMİ GÖSTERİRİZ
Bu iyi ya da kötü, doğru ya da yanlış değil, sadece içimizde “yuva” olarak bildiğimiz şeydir. Bunun yanısıra kişisel ilişkilerimizde, annemiz veya babamızla kurmuş olduğumuz ilişkileri ya da onların kendi aralarındaki ilişkileri yeniden yaratma eğilimi gösteririz. Tıpkı annenize veya babanıza benzeyen sevgililerinizi ya da patronlarınızı düşünün. Anne, babamızın bize gösterdiği davranışları kendimize de gösteriyoruz. Kendimizi aynı şekilde suçluyor ve cezalandırıyoruz. Kendi söylediklerimizi dinlediğimizde, hemen hemen aynı kelimeleri kullandığımızı görebilirsiniz. Kendimizi sevmeyi ve desteklemeyi de aynı şekilde yapıyoruz, tabii eğer çocukluğumuzda sevilmiş ve desteklenmişsek. “Hiçbir şeyi doğru düzgün yapamıyorsun” “hep senin hatan” Bunları ne kadar sıklıkla kendinize söylüyorsunuz?. “Harikasın” “Seni Seviyorum” ya bunları ne kadar sık söylüyorsunuz?
AMA TÜM BUNLAR İÇİN, ANNE BABALARIMIZI SUÇLAMAYALIM
Hepimiz kurbanların kurbanıyız. Onlar kendilerinin bilmediği şeyi bize nasıl öğretebilirlerdi ki? Anneniz kendini sevmeyi bilmiyorsa, babanız kendini sevmeyi bilmiyorsa, onların size kendinizi sevmeyi öğretmesi de imkansız olacaktır. Onlar da çocukluklarında kendilerine öğretilen şeylere dayanarak, yapabileceklerinin en iyisini yapmaya çalışıyorlardı. Eğer anne ve babanızı anlamak istiyorsanız, onları kendi çocukluklarıyla ilgili konuşturmaya çalışın. Eğer anlayışla dinleyebiliyorsanız, onların korkularının ve katı kurallarının nereden geldiğini anlama olanağını bulacaksınız. Size bütün bu “kötülükleri” yapan anne babanızın da sizin kadar korku dolu olduklarını göreceksiniz.
ANNE BABAMIZI BİZİM SEÇTİĞİMİZE İNANIYORUM
Her birimiz bu gezegende zaman ve mekandaki belirli bir noktada yeniden bedenlenmeye karar veriyoruz. Manevi evrim yolunda gelişmemize yardımcı olacak belirli bir dersi öğrenmek için buraya gelmeyi seçtik. Cinsiyetimizi, rengimizi, ırkımızı, ülkemizi kendimiz seçiyoruz ve bu yaşamda üstünde çalışmak istediğimiz kalıpları bize yansıtabilecek en uygun anne babayı da biz belirliyoruz. Ama büyüdüğümüzde, işaret parmağımızı onlara yönelterek suçluyoruz: “benim böyle olmamın nedeni sizsiniz”. Aslında onları seçen biziz, çünkü aşmamız gereken engeller için onlar mükemmel bir seçimdi. İnanç sistemimizi çok küçük yaşlarda ediniyoruz ve yaşamımızı bu inanç sistemlerine uygun deneyimleri yaratarak sürdürüyoruz. Hayatınıza şöyle bir dönüp bakın. Ne kadar sık aynı deneyimi yaşadığınıza dikkat edin. Bu deneyimleri tekrar ve tekrar yarattınız, çünkü bunlar size, kendiniz hakkında inandığınız şeylere aynalık ediyordu. Aynı sorunla ne kadar uzun süre yaşadığımız, sorunun ne kadar önemli olduğu ya da yaşamımıza yönelik ne kadar tehlike taşıdığı hiç önemli değil.
GÜÇ NOKTASI DAİMA ŞİMDİ Kİ ANDADIR
Hayatınızın bu anına kadar yaşadığınız tüm deneyimler, geçmişinize dayanan düşünce ve inançlarınızın ürünüdür. Her deneyim, dün, geçen hafta, geçen ay, geçen yıl, 10-20 ya da daha fazla yıllar önce (yaşınıza göre) oluşturduğunuz düşünceler ve kullandığınız sözcüklerle yaratıldı. Ama bunlarda geçmişte kaldı. Yaşandı ve bitti. Şimdi önemli olan, bu andan itibaren neyi düşünmeyi, neye inanmayı ve neyi söylemeyi seçtiğiniz. Çünkü bu düşünceler ve sözcükler, geleceğinizi yaratacak. Güç noktanız, şimdiki anda ve yarınınıza, gelecek haftanıza, gelecek ayınıza, gelecek yılınıza vs. şekil veriyor. Şu anda ne düşündüğünüze dikkat edin. Olumlu mu, olumsuz mu? Bu düşüncenizin yarınınızı biçimlendirmesini istiyor musunuz? Dikkat edin ve farkında olun.
HER ŞEYİN MALZEMESİ DÜŞÜNCEDİR, VE DÜŞÜNCELERİMİZİ DEĞİŞTİREBİLİRİZ
Sorunumuz ne olursa olsun, yaşadıklarımız, iç dünyamızın dışarıya yansıyan sonuçlarıdır. Kendinden nefret etmek bile, kendiniz hakkındaki nefret dolu düşüncelerin ürünü. “Ben kötü bir insanım” diyen bir düşünceniz var. Bu düşünce bir duygu yaratıyor ve siz bu duyguya kendinizi kaptırıyorsunuz. Oysa öyle bir düşünceniz olmasaydı, böyle bir duygunuz da olmayacaktı. Düşünceler ise değiştirilebilir. Düşüncenizi değiştirin, duygularınız da ortadan kaybolacaktır. Tüm bunları size inançlarımızın nerden geldiğini göstermek için anlattım. Bu bilgileri lütfen, acımızın içine gömülmek için mazaret olarak kullanmayalım. Geçmişin üzerimizde gücü yok. Olumsuz bir düşünce kalıbını ne kadar uzun sürdürmüş olmamızın önemi yok. Güç noktası şimdiki anda. Farkına varmak için ne harikulade bir şey. Şu andan itibaren özgür olmayı seçebilirsiniz!
İSTER İNANIN İSTER İNANMAYIN, DÜŞÜNCELERİMİZİ BİZ SEÇİYORUZ
Aynı düşünceleri bir alışkanlık olarak o kadar tekrar tekrar düşünüyor olabiliriz ki, bu bize düşüncelerimizi kendimiz seçmiyoruz izlenimi verebilir. Ama ilk seçimi biz yaptık. Bazı düşünceleri düşünmeyi reddedebiliriz. Ne kadar sıklıkla kendiniz hakkında olumlu birşey düşünmeyi kabul etmediniz? Pekala, aynı şekilde kendinizle ilgili olumsuz düşünceleri de reddedebilirsiniz. Bu konudaki çalışmalarım esnasında çalıştığım herkes az ya da çok kendinden nefret ve suçluluk duygularıyla boğuşuyor. Bu iki olumsuz duygu ne kadar fazlaysa, hayatımız da o kadar mutsuz oluyor. Bu iki duygu azaldıkça da yaşamımız her boyutuyla daha iyiye doğru gidiyor.
HEMEN HERKESİN ÇEKİRDEK İNANCI: “YETERİNCE İYİ DEĞİLİM”
“Yeterince iyi değilim” inancının yanısıra “Yeterince çaba gösteremiyorum” ya da “Layık değilim” inançları da var. Bunları söyleyenlerden misiniz? Yeterli olmadığınızı düşünüyor ya da hissediyor musunuz? Ama kime göre? Kimin standartlarına göre? Eğer bu inancınız güçlüyse, o zaman nasıl sevgi dolu, mutlu, başarılı, sağlıklı bir hayat yaratabilirsiniz? Bu güçlü bilinçaltı inancınız, yaşamınıza sürekli çelişkiler getirecek, bir yerlerde aksamalar olacak, bir şeyler sürekli yanlış gidecek.
KIRGINLIK, YARGILAMA, SUÇLULUK VE KORKU HERŞEYDEN ÇOK SORUN YARATIR Bu dört duygu hem bedenimiz, hem de yaşamımızdaki temel sorunların kaynağı oluyor. Bu duygular, yaşam deneyimlerimizin sorumluluğunu almak yerine, başkalarını suçlamaktan kaynaklanıyor. Evet, yaşamımızdaki her şeyden yüzde yüz sorumlu olursak, suçlayacak kimse kalmayacak değil mi? “Dışarıda” olan herşey, iç düşüncemizin aynası. Diğer insanların kötü davranışlarına göz yummuyorum, ama bize böyle davranacak olan kişileri bize çeken şey, KENDİ inançlarımız. Eğer kendinize şunları söylüyorsanız: “Herkes bana şöyle şöyle davranıyor, beni yargılıyor, asla benim için bir şey yapmıyor, beni paspas gibi kullanıyor, sömürüyor…” o zaman bu sizin DÜŞÜNCE KALIBINIZ. İçinizdeki bazı düşünceler, bu tür davranışları gösteren kişileri yaşamınıza çekiyor. Bu tür düşüncenizi değiştirdiğiniz zaman, o tür kişiler de başka kapıya gideceklerdir. Artık o insanları hayatınıza çekmeyeceksiniz. Bu dört olumsuz duygu, fiziksel boyutta da ortaya çıkıyor. Kırgınlık (gücenme, darılma, öfke) uzun zaman içte tutulduğunda bedeni yemeye başlıyor ve kanser dediğimiz hastalığa neden oluyor. Sürekli kendimizi ya da başkalarını eleştirmek, yargılamak romatizmanın kaynağı. Suçluluk duygusu daima ceza arar ve bu ceza da ağrılar yaratır. Korku ve gerginlik kellik, ülser hatta ayak ağrılarına neden oluyor. Kırgınlık (gücenme, darılma) duygusundan bağışlama yoluyla kurtulmak kanseri bile yeniyor. Bu size basit gibi gelebilir ama işe yaradığına tanık oldum, bunu yaşadım.
GEÇMİŞE KARŞI TUTUMUMUZU DEĞİŞTİREBİLİRİZ
Geçmiş yaşanmış ve bitmiş. Bunu değiştiremeyiz. Ama geçmiş hakkındaki düşüncelerimizi değiştirebiliriz. Bizi geçmişte biri incitti diye, şimdiki anda KENDİMİZİ CEZALANDIRMAK ne saçma. Çok derin kırgınlıkları olan insanlara hep şunu söylerim: “lütfen, bu kırgınlıkları daha da derinleştirmeden çözmeye başlayın. Bir cerrahın bıçağı altında ya da ölüm yatağında olduğunuz ana kadar beklemeyin, o zaman bir de yaşadığınız panikle başa çıkmak zorunda kalacaksınız” Panik içinde olduğumuz anlarda, düşüncelerimizi kendimizi iyileştirme konusunda yoğunlaştırmamız çok zordur. Önce korkularımızı yenmek için zaman harcamak zorundayız. Eğer her şeyin umutsuz, bizim de kurban olduğumuz inancını seçersek, Evren bu inancımıza “Evet” der. Bu saçma, geri, olumsuz düşünce ve inançları bırakmamız hayati önem taşıyor.
GEÇMİŞİ BIRAKMAK İÇİN, AFFETMEYE HAZIR OLMALIYIZ
Geçmişi bırakmak, kendimiz dahil herkesi affetmeyi seçmek zorundayız. Nasıl affedeceğimizi bilmeyebiliriz, affetmek istemeyebiliriz; ama affetmeye istekliyim demek bile, iyileşme sürecini başlatır. Kendi iyiliğimiz için geçmişi bırakmak ve herkesi affetmek mutlaka gerekli. “İstediğim gibi biri olmadığım için seni affediyorum. Seni affediyor ve özgür bırakıyorum”. Bu olumlu düşünce bizi özgür kılar.
TÜM HASTALIKLAR AFFETMEME DURUMUNDAN KAYNAKLANIR Hastalandığımız zaman, yüreğimizi gözden geçirelim. Acaba kimi affetmeye ihtiyacımız var? Course in Miracles şöyle der: “Tüm hastalıklar affetmeme durumundan kaynaklanır. Ne zaman hasta oluyorsak, affetmemiz gereken kişinin kim olduğunu düşünmeliyiz” Bu düşünceye şunu da eklemek istiyorum: Affetmekte en çok zorlandığımız kişi, BIRAKMAYA EN ÇOK GEREKSİNİM DUYDUĞUMUZ KİŞİDİR.
Affetmek, bırakmak, vazgeçmek demek, göz yummak demek değil, tümüyle bırakmak demek. NASIL affedeceğimizi bilmek zorunda değiliz. Yapacağımız tek şey affetmeye İSTEKLİ OLMAK. Evren nasılların üstesinden gelir. Kendi acımızı çok iyi anlayabiliyoruz. Çoğumuzun anlamakta güçlük çektiği şey, en çok affetmeye gereksinme duyduğumuz ONLARIN da acı çekmiş olmaları. Şunu anlamalıyız ki, onlar da o an içindeki anlayış, farkındalık ve bilgi kapasitelerine göre yapabildiklerinin en iyisini yapıyorlardı.
İnsanlar soruları ile bana geldiklerinde yalnızca tek şey üzerinde çalışırm, KENDİNİ SEVMEK. Kendimizi OLDUĞUMUZ GİBİ ONAYLADIĞIMIZ, sevdiğimiz ve kabul ettiğimiz zaman, herşey yoluna giriyor. Küçük mucizeler her yerde görülüyor. Sağlığımız düzeliyor, daha çok kazanıyoruz, ilişkilerimiz daha doyumlu hale geliyor, kendimizi çok yaratıcı biçimlerde ifade etmeye başlıyoruz. Tüm bunlar çabalamadan, kendiliğinden oluyor.
Kendini sevmek ve onaylamak, güven ortamı yaratmak, kendine güvenmek, layık olduğunu düşünmek ve kabul etmek kafamızın içinde bir düzen yaratır. Bu da yaşamımızda daha sevecen ilişkiler, yeni bir iş, yaşayacağımız yeni ve daha güzel bir yer sağlar, hatta kilolarınızı bile dengeler. Kendilerini ve bedenlerini seven insanlar, ne kendilerini, ne de başklarını kötüye kullanırlar. Kendini onaylama ve kabul etme, hayatımızın her boyutunda olumlu değişimlerin olması için temel anahtarlardır. Kendini sevmek, hiçbir şey için kendimizi eleştirmemekle başlar. Olumsuz eleştiri bizi tam da değiştirmek istediğimiz davranış kalıbının içine hapseder. Kendimize gösterdiğimiz anlayış ve şefkat bu kısır döngüden çıkmamızı sağlar. Unutmayın, yıllardır kendinizi eleştiriyor ve bir işe yaramadığını görüyorsunuz. Bir de kendinizi onaylamayı deneyin. Görün bakalım neler olacak.
HER GÜN ÇALIŞABİLECEĞİNİZ BİR OLUMLAMA KALIBI
Hayatın sonsuzluğunda, bulunduğum noktada herşey mükemmel, bütün ve tam. Her günün her anında, benden daha büyük bir gücün içimden akıp geçtiğine inanıyorum. Bu evrende yanlızca bir aklın olduğunu bilerek ondaki bilgeliğe kendimi açıyorum. Tüm çözümler, tüm yanıtlar, tüm iyileşmeler, her türlü yaratıcılık ondan geliyor. Bilmem gereken her şeyin bana açıklanacağının, ihtiyacım olan her şeyin doğru zaman, mekan ve sırayla geleceğinin bilincinde olarak, bu güce ve akla güveniyorum. Dünyamda her şey iyi ve güzel. NOT: Sabah ilk uyanma anlarınızda ve gece yatarken son yaptığınız bu çalışma olmalıdır. Olumlamayı hafif ama kulaklarınızın da duyabileceği şekilde okunması gereklidir.
DÜŞÜNCE GÜCÜYLE TEDAVİ Louise Hay

En iyi değilim, en kötü de..

 

En iyi değilim, en kötü de..
En cömert değilim, en cimri de..
En kibirli değilim, en mütevazı da..
Hiç kimseyi kandırmamış değilim, herkesi aldatmış da..
Kimseyi yarı yolda bırakmamış değilim, herkesi satmış da..
Hep iyiliğimden kaybetmiş değilim, kötülük yapa yapa kazanmış da..
Çok başarılı olduğum günler de oldu, dibe vurduğum da..
Sevgi dolu değilim, nefret dolu da..
Barışçıyım, biraz da savaşçı..
Biraz güçlüyüm, biraz zayıf..
Biraz iyiyim, biraz kötü..
İyi, kötü.. İnsanım…

William Shakespeare

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Etiketler: , . Leave a Comment »

Konuşan At Düldül…

Karikatür kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Kimseye Bir Zararım Yok…

Karikatür kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Taşındı Onlar…

Karikatür kategorisinde yayınlandı. Etiketler: . Leave a Comment »

Ev Yapımı Boğaz Pastili…

Ev yapımı boğaz pastili

Boğaz ağrısı pek önemsenmez ama hayatımızı kolayca mahvedebilir. Ev yapımı boğaz pastili tarifiyle boğaz ağrınızdan kurtulabilirsiniz.

Mazlemeler:

1 bardak toz şeker
1/2 bardak su
1 yemek kaşığı limon suyu
1 yemek kaşığı bal
1/2 tatlı kaşığı öğütülmüş zencefil
1/4 tatlı kaşığı toz halinde karanfil

Yapılışı:

Ufak bir tencereye şeker, su, limon suyu, bal, zencefil ve karanfili sırasıyla koyun.

Karıştırarak 15-20 dakika bir taşım kaynatın.
Ateşten alın ve şurup kıvamına gelene kadar bekletin.
Karışımı fırın kabına minik parçalar halinde kurabiye yapar gibi bırakın.
20 dakika soğumasını bekleyin. Ardından üzerine pudra şekeri serpin. Dilerseniz pastil gibi dilerseniz de çayınıza karıştırarak tüketebilirsiniz.

Geçmiş olsun!

kaynak: milliyet

Bitki Alemi kategorisinde yayınlandı. Etiketler: . Leave a Comment »