
RAB’bin nefret ettiği altı şey vardır:
Gururlu gözler,
Yalancı dil,
Suçsuz kanı döken eller,
Düzenbaz yürek,
Kötülüğe seğirten ayaklar,
Yalan soluyan yalancı tanık,
Kardeşler arasında çekişme yaratan kişi.
Hz. Süleyman
Davranışlarda: Bu teknikte gevşeyen bir kimsenin, normalin iki katı bir çalışma gücü kazandığı, topluma uyum sağlamasının çok daha kolay olduğu kanıtlanmıştır.
Heyecanlarda: Gerek fiziksel, gerekse zihinsel heyecan halleri, normale dönerek, karmaşıklıklar ortadan kalkıp, kendine güven ve rahatlık oluşmaktadır.
Kalpte: Kalp ritmindeki düzensizlikler ortadan kalkarak, nevrozlar yok olmaktadır
Damar tansiyonlarında: Gevşeme, heyecan hallerine etki ettiğine göre, aşırı halde ve ani yükselen damar tansiyonlarına da etkili olmaktadır.
Gevşeme aşağıdaki hallerde de etkilidir.
Astım: İç daralması astımı arttırır. Gevşeme buna engelolur.
Akciğer veremi: Kürlere uyum sağlaması ve nekahat devresinde, ciğerlerin iyi hava almasını sağlar.
Mide, bağırsak rahatsızlıkları: Spazm, ülser, kabızlık ve ishale iyi gelir.
Cinsel bozukluklar: Heyecan faktörünün kaybolmasıyla, sıkıntı ve başaramama korkusu gider.
Doğum: Doğumu kolaylaştıracak bir rahatlık durumu yaratır.
Sinirsel bozukluklar: Titremeler, yazı yazarken gelen kramplar, hafif bayılmalar, uykusuzluk ve benzeri hallerde yararlı olur.
İki komşu ülkenin hükümdarları, birbirleriyle savaşmaz ama her fırsatta birbirlerini zeka oyunlarıyla taciz ederlerdi. Bu da, doğum günleri ve bayramlarda birbirlerine ilginç hediyeler göndererek karşıdakine zekâ gösterisi yapma şeklinde olurdu. Hükümdarlardan biri, günün birinde ülkesinin en önemli heykeltıraşını huzuruna çağırdı.
İstediği, birer karış yüksekliğinde, altından, birbirinin tıpatıp aynısı üç insan heykeliydi. Aralarında tek bir fark olacak ama bu farkı sadece ve sadece ikisi bilecekti. Günler ayları kovaladı, sonunda heykeller hazırlandı ve doğum gününde komşu ülke hükümdarına gönderildi. Heykellerle birlikte bir de mektup yollanmıştı.
Şöyle diyordu heykelleri yaptıran hükümdar: “Sevgili Dostum, doğum gününü bu üç altın heykelle kutluyorum. Bu üç heykel birbirinin tıpatıp aynısı gibi görünebilir. Ama içlerinden biri, diğer ikisinden çok daha değerlidir. O heykeli bulunca bana da haber ver.” Hediyeyi alan hükümdar, bu jeste önce çok sevindi ama sonra da sinirlendi. Komşu yine akıl almaz bir bilmeceyle onu köşeye sıkıştırmıştı.
Hemen heykelleri tarttırdı. Üç altın heykel, gramına kadar eşitti. Ülkesinde sanattan anlayan ne kadar insan varsa çağırttı. Hepsi de heykelleri büyük bir dikkatle incelediler ama aralarında bir fark göremediler. Günler ve aylar geçti. Her geçen günle birlikte hükümdarın sabrı taşıyordu ve maalesef bir türlü cevabı bulamıyorlardı.
Bütün ülke seferber olmuş ama bir çözüm üretilmemişti. Sonunda, hükümdarın zindana attırdığı isyankar genç de bu durumu öğrenmişti. Genç çözümün kendisinde olduğunu söyleyen bir haber uçurttu hükümdarına. İyi okumuş, akıllı ve zeki olan bu genç, hükümdarın bazı isteklerine karşı çıktığı için zindana atılmıştı. Başka çaresi kalmayan hükümdar bu gence de bir fırsat vermek istedi.
Aylar geçip de komşu hükümdara sevinçli haberi yollayamamak onu kahrediyordu. Genç önce heykelleri saatlerce inceledi, sonra da çok ince bir tel getirilmesini istedi. Teli birinci heykelciğin kulağından soktu, tel heykelin ağzından çıktı. İkinci heykele de aynı işlemi yaptı. Tel bu kez diğer kulaktan çıktı. Üçüncü heykelde tel, kulaktan girdi ama bir yerden dışarı çıkmadı. Ancak telin sığabileceği bir kanal kalp hizasına kadar iniyor, oradan öteye gitmiyordu.
Hükümdar heykelleri gönderen komşu hükümdara cevabı, büyük bir gururla yazdı: “Kulağından gireni ağzından çıkartan insan makbul değildir. Bir kulağından giren diğer kulağından çıkıyorsa, o insan da makbul değildir. En değerli insan, kulağından gireni yüreğine gömen insandır….’’
İnsanı ateş değil, kendi gafleti yakar;
Herkeste kusur görür, kendisine kör bakar.
Şükretmek, enerjinizi yönlendirerek isteklerinizi daha çok hayata geçirmenizi sağlayan etkili bir süreçtir.
Sahip olduklarınız için şükrettikçe daha çok iyilik ve güzelliği kendinize çekeceksiniz.
Ayçiçeğinin çerezlik olarak kullanımı gerek ülkemizde, gerekse dünyanın değişik ülkelerinde oldukça yaygın olup, birçok ülkede insanlar tarafından en fazla tüketilen çerez konumundadır.
Eşimin beni hala sevdiğini, tabakta iki elma kaldığında küçüğünü almasından anlayabileceğimi öğrendim.
Özdemir Asaf
1. Peki İşte en tehlikeli kelime: Peki… Öyle b…ir söyleriz ki kavgada o küçücük kelimeyi, öyle anlamlar yükleriz ki üzerine, o an her şeyi bırakıp gitmek isteriz. Avına saldıran bir kaplan kadar hırçın ama bir o kadar da sessiz oluruz. “Peki” dedik, kavga bitti sandın di mi? Yok öyle bir şey. “Peki” demiş kadın matador karşısındaki boğadan bile daha tehlikelidir. Kırmızıyı kendine göster ve at kendini dışarı. Geriye dönerken en sevdiği şeylerden almayı sakın unutma. Ama unutma bu seni affettirmez sadece sonunu biraz geciktirir o kadar.
2. Tamam Hele o “tamam”dan sonra susuyorsak, tehlike çanları çalıyor demektir. Her an büyük bir patlama olabilir. Sen her şeyin yoluna girdiğini sanabilirsin. Hazırlıklı ol, başın büyük belada. Fitil fitil gelecek her şey burnundan. Mümkünse göz önünde fazla bulunma, bir şeyler anlatmaya çalışma sakın, seni dinlemiyoruzdur. Zaten o yüzden tamam diyoruz ya. Ne anlatırsan anlat alacağın tek cevap “tamam”dır artık.
3. Anladım Anladım çünkü çok zekiyiz.
4. Haklısın Yok öyle bir şey. Haklı olan daima biziz. Haksız bile olsak bir yolunu bulup kendimizi haklı çıkartırız. O an ne olduğunu anlamaz, kendinden utanırsın. Sadece seni oyalıyoruz, haklı olduğun büyüsüne kapılıp gevşediğin anda bütün silahlarımızla saldırıp seni haksız çıkartmak için. Haklı olan biziz. Unutma.
5. Bilmem Tabii ki biliyorum… Sadece kızgınım ve bilmem diyerek konudan kaçıyorum. Ama sanma ki bu konu kapanacak. Bence sen de şimdi konuyu kapat ve daha ılımlı bir anda gündeme getir. Yoksa sen de farkındasın bildiğimizin.
6. Nasıl İstersen Aman bunu ciddiye alıp istediğin şeyi yapma, tuzaktır bu. Hele bir yap, gör bakalım sadece süpürgesi eksik olan bir cadı çıkıyor mu karşına çıkmıyor mu? Atıyorum lcd ekran tv istedin kavga çıktı, sonunda sinirden “sen bilirsin” dedik. Getir bakalım o tv’yi eve, bozmak için elimizden gelen her şeyi yapmıyor muyuz?
7. Boş ver Sakın ha boş verme. Boş ver dediğimiz şey, inan bizim için çok önemlidir yine sinirden demişizdir. Eğer sen boş verirsen daha da sinirleniriz. Dar ederiz dünyayı başınıza. Her kavgada gündem olur o şey. Sadece biraz bekle sakinleşelim.
8. Sen Bilirsin Hayır her şeyi ben bilirim. Şu an çok sinirliyim o yüzden seni baştan savma cevaplarla geçiştiriyorum. Sakın ha, havalara girme sen bilirsin dediğim için. Şu an o kadar iyi değilim, tek istediğim susman, o yüzden sen bilirsin.
9. Gerek Yok Bunu genelde erkek “açıklamama izin ver” dediği zaman söyleriz. “Gerek yok” çünkü sen ne anlatırsan anlat ben yine bildiğimi okuyacağım. Senin söylediklerinden çok, benim düşünüp beynimde kurduklarım önemli şu an benim için. Gerek yok, sus sakinleşmemi bekle önce… Gerek yok.
10. Hı hı Bu kelimeyi söylerken kesinlikle karşındakinin gözlerine bakmayız. Uzağa boş boş bakışlar atarak söyleriz ki o anlamsız iki heceye olabildiğince anlam yükleyelim. Dudakları birleştirip, başımızı yukarı aşağı sallayarak “hı hıı bittin olum sen” hissini uyandırırız karşı tarafa.
Ne zaman nerede öleceğinizi seçemezsiniz.
Ancak şimdi nerede ve nasıl yaşayacağınıza karar verebilirsiniz.”
– Joan Baez –
Biraz palyaçoyum; gözyaşlarımı saklayacak kadar,