Bu cümleleri sakın kaçırmayın…

1-“Altını olan, kuralı koyar.”

2-“Eğer saldırınız çok iyi gidiyorsa, bu pusuya düşeceksiniz demektir.”

 3-“Olmuyorsa zorlayın, kırılırsa zaten değişmesi gerekirdi.”

4-“Zorlamayın, daha büyük bir çekiç getirin!”

 5-“Bir işin ters gitme olasılığı varsa, ters gidecektir.” …

6-“Bağışlanmak izin almaktan daha kolaydır.”

7-“Eğer düşman menzilindeyse, sen de onun menzilindesindir.”

8-“Size bir iyilik yapmak için yaklaşan birini görürseniz, kaçın.”

9-“Bir insan işler ters gittiğinde gülümseyebiliyorsa, aklına suçu üzerine atacak birisi geldiği içindir.”

10-“Her sağlıklı erkeğin zengin olmak için asla işe yaramayacak gizli bir planı vardır.”

11-“İki tür insan vardır: İnsanları iki türe ayıranlar ve ayırmayanlar.”

12-“Eğer gerçek olamayacak kadar iyi görünüyorsa, muhtemelen gerçek değildir.”

13-“Erişilebilirlik zamanın bir fonksiyonudur. Senin ilgilendiğin an, onun başkasını bulduğu andır.”

14-“Oyunu kaybederseniz kuralı değiştirin.”

 15-“Düşen bir nesneyi tutmaya kalkmayın, bırakın düşsün; daha az zarar görecektir.”

16-“İkna edemiyorsaniz,kafala​rini kariştirin.”

17-“Hiç kimse sizi kendinizi iyi hissettiğiniz zaman terk etmez.”

 18-“Birşeye ulaşmak istediğinizde ve ulaşamayıp umudunuzu kestiğiniz anda; bir yerden, bir şekilde size gelir.”

19-“Diğer tüm seçenekler tükendikten sonra insanlar mantıklı davranırlar.”

 20-“Kaçarsan; yorgun ölürsün.”

21-“Defalarca çarpmadığınız otobüs, gün gelir size çarpar.” :))
Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Hangi Hayvansınız?

İletiye girin, adınızı soyadınızı yazın, keşfet butonuna basın ve hangi hayvan olduğunuzu bulun…

http://www.2on.com/tr/

Ortaya Karışık kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Son ağaç kesildiğinde, son nehir zehirlendiğinde…

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Bereket Kavanozu Yapımı…

Ortaya Karışık kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Kapılarını herşeye kapatırsan doğru nasıl içeri girecek ?

Kapılarını herşeye kapatırsan doğru nasıl içeri girecek ?

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Yüzüncü maymunun ilave enerjisi her nedense devrim yaratıyor!…"Yüzüncü Maymun" belki de sizsiniz.

Yüzüncü Maymun’un hikâyesi, gerçek bir hikâyeden alıntıdır…

Pasifik Okyanusu’nda irili ufaklı birçok ada. Bu adalarda Macaca   Fuscata türü Japon maymunları yaşıyor. Bu adalardaki maymunların doğal   ortamları içindeki davranışları otuz yılı aşkın bir süre bilim insanları   tarafından gözleniyor.

1952’de Koshima Adası’nda bilim insanları  maymunların beslenmesi için  kumların içine tatlı patates bırakıyorlar.  Bu adanın maymunları da  tatlı patatesin tadından hoşlanıyor ama  yiyeceklerinin kumlu olması hiç  de hoşlarına gitmiyor. Ama can boğazdan  gelir diyerek kumlu da olsa  tatlı patatesleri yemeye devam ediyorlar.

Bir gün, on sekiz aylık İmo isimli dişi maymun bu soruna bir çözüm   buluyor, İmo, tatlı patatesleri en yakın su birikintisinde yıkayarak   yemeyi akıl ediyor. Bu buluşunu annesine de öğretiyor, İmo’nun   arkadaşları da patateslerini yıkayarak yemeyi öğreniyor ve kendi   annelerine de öğretiyor. Bu yeni davranış biçimi bilim insanlarının   gözleri önünde, yavaş yavaş maymunlar arasında yayılıyor.

1952  ve 1958 yılları arasında genç maymunlar, beslenmelerini daha  zevkli  hale getirmek için, kumlu tatlı patateslerini yıkamayı  öğreniyorlar. Bu  daha sağlıklı ve zevkli yeni davranış biçimini  çocuklarını taklit ederek  onlardan yeni bir şey öğrenen yetişkin  maymunlar da kazanıyor.  Yeniliklere açık olmayan, çocuklar ve  gençlerden de öğrenilebileceğini  düşünmeyen, kendi bildiklerini tekrar  eden yetişkin maymunlar ise kumlu  patates yemeye devam ediyor. 1958’in  sonbaharında çok şaşırtıcı bir şey  oluyor. Koshima maymunlarının bir  kısmı (diyelim ki 99 maymun) artık  patateslerini suda yıkayarak yemeyi  öğrenmiş oluyor.

Bir  sabah, gün doğarken yüzüncü maymun da patateslerini yıkayanlar  arasına  katılıyor. İşte o an her şey değişiyor. Aynı günün akşamı,  adadaki hemen  hemen tüm maymunlar, patateslerini yemeden önce yıkamaya  başlıyor.

Yüzüncü maymunun ilave enerjisi her nedense devrim yaratıyor!

Ama hikâye bitmedi. Bilim insanlarını şaşırtan asıl sürpriz, bu adayla   doğrudan bir ilişkileri olmadığı halde, diğer adalardaki maymun   kolonilerinin de aynı anda patateslerini yıkamaya başlamaları… Yeni   bir düşünce ve davranış tarzı, toplumları oluşturan fertlerin belirli   bir oranı tarafından benimsendiği an, bu yenilik, mesafenin önemi   olmaksızın zihinden zihine aktarılabiliyor.

Yani, “Yüzüncü  Maymun Fenomeni” denilen bu fenomen şunu gösteriyor:  Yeni bir düşünce,  yeni bir yol, toplumda sadece belirli sayıda insanlar  tarafından  biliniyorsa, bu yenilik sadece o kişilere ait bir şey  oluyor.

Ama  “bilenlerin” sayısı belli bir kritik noktaya ulaştığı an, sadece  bir  kişinin daha “yeni yol”a katılması, toplum bilincinin aşama  geçirmesine  yol açıyor. Yeni düşünce, birdenbire herkes tarafından  düşünülmeye  başlanıyor. Niceliğin niteliğe dönüşme noktası…

“Yüzüncü  Maymun Fenomeni”, Duke Üniversitesi’nden Doktor J.B. Rhine  tarafından  değişik deneylerde tekrarlanıyor. Sonuç her seferinde aynı.

Bugüne  dek mutsuz, huzursuz, bencil, korku dolu, karamsar bir dünya  süre  geldi. Zihinlerde hala taş devri korkularını taşıyoruz.  Yeniliklere  açık, farklı düşünenler ise aşağılanıyorlar, alay  ediliyorlar, toplum  dışına itiliyorlar. Cesaretleri takdir edilmek bir  yana söndürülmeye  çalışılıyor bu insanların… Einstein bile teorisini  ilk ortaya  attığında meslektaşları tarafından kınanmış. Sıradan insan  asla büyük  insan olamaz. Doğar, yaşar ve ölür. Buna yaşamak denirse!

Dünyada  mutlu, huzurlu, sevecen, aydınlık dolu insanlar yok mu? Cesur  bir dünya  isteyen ve bu uğurda çaba göstermekten çekinmeyen, her şeyi  göze alan  insanlar yok mu? Elbette var. Sayıları gittikçe de çoğalıyor.  İnsanın,  insanlık boyutunda devrim yapabilmesi için yüzüncü maymunun  aralarına  katılmasını bekliyorlar.

“Yüzüncü Maymun” belki de sizsiniz.

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Kurukafa dışında bir şey gören var mı???

Ortaya Karışık kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Resimdeki kadın kaç yaşında ???

Ortaya Karışık kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Tüm acı, tüm üzüntü, tüm endişe, tüm korku, tüm bağımlılık ve tüm beklentilerin kökeni , arayışın tek kökeni kendini sevmemektir.

Tüm acı, tüm üzüntü, tüm endişe, tüm korku, tüm bağımlılık ve tüm beklentilerin kökeni , arayışın tek kökeni kendini sevmemektir. Kendinizi sevdiğinizi sanıyorsunuz değil mi?

Birine kızdınız öfkelendiniz içinize kin nefret öfke saldınız kendinizi zehirlediniz, kendini seven kendini zehirleyebilir mi? Size bir sır verelim, kızdığınız öfkelendiğiniz nefret ettiğiniz, tüm bu duygularınız, onu hissettiğiniz kişi üzerinde, sizin üzerinizdeki etkisinden daha az etkiye sahiptir..

işte bu yüzden ne yaparsanız kendinize yapmakta ve de başkası için ne düşünüp hissederseniz de kendinize salmaktasınız. Kendinizi sevdiğinizi sanıyorsunuz değil mi? Yaşamınıza bir bakın yaşadığınız hayatın bir çok bölümünde, kontrolün sizin değil başkasının elinde olduğunu sanıyorsunuz. Tüm korkularınız tüm acizliğiniz kendinizi sevmemenizdendir.

Eşinize sevgilinize bağımlısınız bu yüzden çoğunuz şiddete ihanete saygısızlık ve hakarete izin -veriyorsunuz. Bu sizin hayrınızadır ama sebebi kendinizi sevmemenizdir. Herkes neyi hakediyorsa, kendine neyi layık görüyorsa, gercekte onu yaşamaktadır.

Bir sevgiliniz olsun sizi seven, en büyük isteklerinizden biri de bu.. niçin sebebi ne bu isteğin hiç düşündünüz mü?

DERLER Kİ HERKES SEVİLMEK İSTER AMA YANILIYORLAR HERKEZ SEVİLMEK İSTER AMA RUH KENDİNİ SEVMEK İSTER.. ÖNCE KENDİNİ SEVMEK..

Kendini sevmek için öncelikle negatif enerjilerden arınmak gerekir. Geçmişle barışmak, OLanı kabul etmek, bugünü azami değerlerde gayretle yaşamak ve yarına güvenmek bizi huzurlu kılar ve sevgi için uygun atmosferi hazırlar.

Kendini sevmek, kendini saymakla başlar. Kendi ile kaliteli zaman geçirmek, gelişmek için şarttır. Kendini seven kişi, yaşam enerjisinin önemli bir bölümünü kendindeki değerleri açığa çıkarmak ve kullanmak için harcar. Bu enerjisinin yaklaşık üçte biri kadardır.

Diğer üçte bir, kazanımlarını etrafı ile paylaşacak düzenli ilişkileri sürdürmek için kullanılmalıdır.

Kalan bölüm ise yaşamak için gereken zorunlu ihtiyaçları karşılamak için yeterli olmalıdır. İdeal yaşam dengesi budur. Kendimizin ve etrafımızın gelişimi için harcayacağımız zaman konusunda cömert OLmalıyız.

HER İNSAN BÜYÜMEMİŞ BİR ÇOCUKTUR VE SİZİN SAHİP OLDUĞUNUZ TEK ÇOCUK İSE, İÇİNİZDEKİ ÇOCUKTUR ŞİMDİ ONA BAKIN, HERŞEYİ BİR YANA BIRAKIN, KENDİNİ SEVMEK KENDİNİZE verebileceğiniz en büyük değerdir dünyanızda, geri kalan herşey mitolojik hikayeler. Gerçek mucize ne büyü de ne simya da ne de sırlarda var, tüm gercekler yaşamın sıradan yaşamınızın içinizdedir, kendinizi sevin göreceksiniz o zaman gerçek mucize nedir

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Yaşamda her zaman için engellerle, kayıplarla ve istemediğiniz durumlarla karşılaşma olasılığınız vardır. Bunu değiştirmek imkansız

• Öfkeli insanlar genellikle düşünmeden yargılama ve bu yargıları yönünde davranma eğilimindedirler. Öfkeli olduğunuzda önce yavaşlayın, gösterdiğiniz tepkileri gözden geçirin, aklınıza gelen ilk şeyi söylemeyin, asıl söylemek istediğiniz şeyi düşünün, karşınızdaki kişinin söylemeye çalıştıklarını dinlemeye ve anlamaya çalışın, hemen cevap vermeyin.

• Öfkenizin altında yatan gerçek düşünceyi bulm…aya çalışın. O ortamdan bir süre uzaklaşıp, sakinleşmeye çalışın. Kendinizin ve karşınızdakinin öfkesinin kontrolden çıkmasına izin vermeyin.

 • Derin nefes alıp verme egzersizleri yapıp, sakinleştirici durumlar hayal etmeye çalışın. Bu sıra da kendinize “Sakin ol!” ya da “Gevşe!” diyerek telkinlerde bulunun.

Unutulmamalıdır ki, öfke duygusunu yok edemeyiz, mutlaka öfkelenmenize sebep olacak olaylar yaşanacaktır. Yaşamda her zaman için engellerle, kayıplarla ve istemediğiniz durumlarla karşılaşma olasılığınız vardır. Bunu değiştirmek imkansız. Olaylara bakış açınızı değiştirmek sizin elinizdedir. Bakış açınızın değişmesi, olayların sizde yarattığı öfke duygusunu taşınabilir boyuta indirgemenize ve doğru biçimde ifade etmenize yardımcı olacaktır. Formsante
Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Seçimlerimiz…

 “Hayır” deme gücüne erişemediğimizde ne ilişkilerimizde, ne hayatımızda, ne işimizde ne de başka bir şeyde gerçek anlamda “evet” diyemeyiz.

Olumlu ve güçlü değişimler yapmak için beklemek zorunda değiliz.

İşe gitmek zorunda değilsin.

Okula gitmek zorunda değilsin.

 Evli olmak zorunda değilsin.

 Çocuk yapmak zorunda değilsin.

 Başkalarının beklentilerine ve arzularına göre davranmak zorunda değilsin.

Hiçbir şey yapmak zorunda değilsin…

Sadece yaptığın ve yapmadığın her şeyin sonuçlarına hazır ol.

 İşte o zaman hayat, görevler yığınından olanaklar yığınına dönüşür. O zaman mucizeler olur.

Dan Millman
Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Bir Nehir, Denize ulaştığında artık, Nehir kalamaz.

Bir Nehir, Denize ulaştığında artık, Nehir kalamaz.

Sınırlı olan, bilinçli bir şekilde tamamen SONSUZ VE SINIRSIZIN içine bırakıldığında, zamanla, sınırlı olan sınırsızlığa dönüşür.

 

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Nuran Donun Gözüküyor…

Karikatür kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Her insan iki insandır; biri karanlıkta uyanık, diğeri ise aydınlakta uykudadır…

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

İlişkide Kim Değişecek?

Annem uzun zamandır televizyondaki evlilik programlarının tam bir bağımlısı olmuş durumda. Hatta hızını alamıyor orda duyduklarını gelip bana anlatıyor. Geçen gün beni programın başına oturtmayı becerdi sonunda. Valla korkulur bu anne kısmından…

“Aman bu ne biçim program” dememe kalmadan bir çift çıktı: Birisi Almanya’da yaşıyor öbürü İstanbul’da. Birbirlerini sevmişler ama kimse olduğu yeri bırakmak istemiyor “kim fedakarlık yapacak” diye konuşuyorlar.

Sonra onlar gidiyor diğer çift geliyor. Bu sefer adam programda tanıştığı kadınla evlilik arifesinde ama eski karısı bunları rahat bırakmıyor. Ekrandan herkes eski karısına mesajlar yolluyor “seni istemeyen adamı sen hiç isteme” diye.

Sonra bir başkası çıkıyor. Hollandalı bir kadınla evlenen bu Türk “birbirimizi çok seviyorduk ama anlaşamadığımız huylarımız vardı, ikimiz de birbirimizi değiştireceğimizi sanmışız ama olmadı diyor”…

Ve ben şaşkınlıkla televizyona bakıp kalıyorum. Bu olayları ben her gün çevremde zaten duyuyorum. Bu program gerçeklerin büyüteçle gözler önüne serilmesi gibi bir şeymiş.

Özellikle son çıkan adamın söyledikleri kulaklarımda yankılanıyor: “İkimiz de birbirimizi değiştireceğimizi sanmışız olmadı”. Gerçekten ilişkiler böyle değil mi? Herkes karşısındakinin sevmediği taraflarını “aman ben nasılsa ilerde çaktırmadan bunları değiştiririm” beklentisiyle girmiyor mu???

Mesela tanıştığımız kişi çok çapkındır ve bu durum haliyle bizi tedirgin etmiştir. Ama bize karşı davranışları da çok hoşumuza gitmiştir. “Ya hele biz bir çıkalım, ben nasılsa onu değiştiririm” demez miyiz? “Ben onu uslandırmasını bilirim” diye hatta az da olsa bir kadınlık gururumuzu konuşturmaz mıyız?

Ya da adam gezmesini çok seviyordur ama biz daha evcimenizdir. “Hele bir evlenelim, çocuk da yaparız zaten o zaman bir yerlere gidemez” diye alttan alta düşünmez miyiz sanki?

Ya da tam tersi çok durgundur, biz daha hareketliyizdir. “Ben onu adam ederim bana ayak uydurtmasını sağlarım” demez miyiz?

Adam sigara içer; bizimse tahammülümüz yoktur sigaraya, ben nasıl olsa bıraktırırım demez miyiz?

Para konusunda çok savurgansa, hele bir evlenelim aile bütçesi zaten benden sorulacak, ben onun harcamalarını dizginlerim demez miyiz?

Örneklere devam edecek olsam sayfalar dolar ama hiçbir zaman “ya şu adam/kadın böyle ben onun bu haliyle yapabilir miyim” diye düşünmeyiz. Onu olduğu haliyle kabul etmeyi düşünmeyiz. Ya da değiştirme işlemlerini hep onun üstünden düşünürüz. Kendimizi değiştirmemiz gerektiği nedense pek aklımıza gelmez.

En sonunda da ilişkinin niye yürümediğine şaşar kalırız. Yani adamın televizyonda dediği gibi “ikimiz de birbirimizin değişmesini bekledik ama ikimiz de aynı kaldık” der hayal kırıklığımızla kalırız. Bir de birbirimizi değiştirmek için harcadığımız o kadar çaba, emek, konuşma, sinir sürtüşmesinden bahsetmiyorum bile…

Sanırım karşımızdakini olduğu gibi kabul etmiyorsak o ilişkinin pek şansı olmuyor. Siz ne dersiniz?

Sağlıcakla,

Çalakalem Yazılarım... kategorisinde yayınlandı. 1 Comment »