Yine Mi Tek Taş ?

Karikatür kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Sanki olamadığın durum daha kıymetli… Daha değerli ve özlenen…

– Bekarsanız; evlenmek, çoluk çocuğa karışmak kutsal bir emir sanki size… Ödülü ise düzenli bir yaşam, ”düzgün” bir eştir… Çocuk olmasa başa çıkılmaz bir dert… Olsa gönüllü kölelik…

– Evliyseniz; özgür olmak, hesap vermemek, dırdır çekmemek hayallerinizi süsler… Bu duyguların asıl adı, sorumluluktan kaçmak hatta çapkınlıktır… Neyse bu konu çetrefilli, yandan geçelim.

– İşsizseniz; İş bulup çalışmak yaşamdaki tek amacınız olur… Kimseye muhtaç olmayacak bir gelir, işe yarama duygusu, toplumsal bir statü için çalışıyor olmak gerektiğine inanırsınız ve o güzelim anları kendinize zehir edersiniz… Siz etmeseniz başkaları zehir eder… Neye yarar toplumsal statü ve işe yarama duygusu hala anlamadım…

– Çalışıyorsanız; bir saatlik işten kaçış bile kutsaldır… Hafta sonları, yıllık izin hatta çalışmadığını bir gün bile kıymetlidir… Kısacası çalıştığınız saatler yaşamadığınız, yaşadığınız saatler çalışmadığınız saatlerdir…

‘’İşte ben buyum” diyemeden göçüp gitmek galiba insanın kaderi… Nereye varsan, neye ulaşsan, hangi düşüne kavuşsan, yeni yollar seriliveriyor önüne…

Çalışıyorum şu an ve bu  güzelim saatte…önümdeki bilgisayarı camdan aşağı atmayı ve evrakları yırtmayı arzulayan düşüncelerime ”çüş” diyorum

Kaynak: Kuyucak/Milliyet Blog…

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Yaşlandıkça Gençleşebilmek…

 Gençlik bir hayat devresi değil bir akıl halidir.

Yıllar cildi buruşturabilir, ancak, heyecanların bitişiyle ruh buruşur.

İnsan kendine olan güveni kadar genç, kuşkusu kadar yaşlı,

Cesareti kadar genç, korkuları kadar yaşlı,

Umudu kadar genç, bezginliği kadar yaşlıdır.

Hiç kimse fazla yaşamış olmakla yaşlanmaz.

İnsanları yaşlandıran, ideallerinin bitmesidir.

Kalbi sevdikçe, neşe duydukça, güzellikleri fark ettikçe,  beyni yeni şeyler keşfettikçe herkes gençtir.

İnsanlar yaşadıkça yaşlandıklarını sanırlar, halbuki yaşamadıkça yaşlanırlar.

İnsan, yaşlı olmaya karar verdiği gün yaşlanır.
Siz,  bu yıl da genç kalın.
W. E. Gladstone ve S.Ullman’ın şiirlerinden yararlanılarak hazırlanmıştır.

Şiir kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Sevgililer Gününü Kutlamalı Mı?

Bizim kuşağın sevgililer günüyle tanışması sanırım yirmi üstü yaşlarda olmuştur. Ondan önce cahilce geçirdiğimiz seneler boyunca rahatımızla yaşayıp giderdik. Ne sevgilimiz yok diye komplekse girerdik, ne de hediye alma telaşına düşerdik…

Sanırım hayatıma giren ilk sevgililer gününde bankada çalışıyordum. O furyaya kapılmış biri olarak, erkek arkadaşıma daha önceden nasıl bir gül sepeti istediğimi bile bildirmiştim. Yok öyle sürpriz olsun, beni düşünsün, bekleyeyim falan. Baştan çatır çatır listeyi vermiştim kendisine. Ama ne hikmetse o gün çiçekçinin yoğunluğundan mı benim şansızlığımdan mı ne şubeye en son benim çiçeğim gelmişti…

Tabi çiçekçiler şube arkadaşlarıma irili, ufaklı çiçekleri bırakırlarken ben sinir içinde nerde benim çiçeğim diye erkek arkadaşımı defalarca taciz etmiştim… Bir de çiçek akşam geldiği yetmezmiş gibi istediğimden bir boy küçük gelmez mi? Eh ben o akşamı sevgilime zehir eder miyim etmez miyim?

Tabi bir sonraki sene ikimiz de daha temkinliyiz. Ben yine günler öncesinden istediğim çiçek sepetini bildiriyorum, o da çiçekçiye evvelden bin bir tembihle siparişi veriyor… Bu sefer şubeye gelen ilk çiçek benimki oluyor. Hem de istediğimden bir boy büyük… Şube içinde nasıl kurum kurum dolaştığımı hala hatırlarım…

Sonraki seneler bu tip günler benim için yavaş yavaş anlamını yitirmeye başladı. İçleri boşaltılmış, sadece insanları tüketime yönelten günler olarak görmeye başladım. Bu bana bir miktar rahatlık verse de “sevgililer günü tamamen anlamsız” diyecek kıvama da gelemedim ve her sene bir şekilde bu günü kutlamaya devam ettim.

Mesela bundan birkaç sene önce sevgililer gününde bir taksiye bindim, adam bana kırmızı bir gül uzatmasın mı? Yüzünde koca bir gülümsemeyle “buyrun, sevgililer gününüz kutlu olsun” diyerek elime tutuşturuverdi… Sonrada başladı anlatmaya: Karısı gül alsın diye çok dırdır yapmış. Karısına alırken sekiz tane de fazladan almış ve arabasına binen ilk sekiz kadına bu güllerden vermeye karar vermiş. Ben de sekizinciymişim… Bundan sonra binene bir şey yokmuş yani…

Bir başka sene de ;arkadaşlar, sevgilisi olan olmayan davetli olacak şekilde bir ev partisi yapmaya karar vermişler. Akşam iş çıkışı yorgun argın “zaten pek de fazla kalmam” diyerek partiye gittim. Oo bir de ne göreyim. Balıkçıdan eve yemekler söylenmiş. Gelenin haddi hesabı yok. Muhabbet falan süper… Olay sevgililer günü bahane parti şahane kıvamında gece geç saatlere kadar devam etti…

Bu sene de sevgililer günü hediyem beni buldu… Geçen gün kitap almaya D&R’a girmiştim. Baktım kasanın yanında pembe pembe duran bir sürü kitap ayracı… “Ne kadar bunlar?” dememe kalmadan “bunlar sizlere sevgililer günü hediyemiz, buyrun istediğiniz kadar alın” dedi kasadaki görevli adam… Kitap poşetime zevkle birkaç kitap ayracını koyuverdim…

Sanırım bu konuda en çok hoşuma giden şey bu ortak heyecan duygusu; din, dil, ırk ayırımı yapmadan tüm dünyaya yayılan sevgililer gününü kutlama telaşı; her sene yeni fikirlerle ortaya çıkan insanları takip etmek, onların yaratıcıklarını gözlemlemek… Kutlasak da kutlamasak da  sanırım bu gün bizi uzun süre çevrelemeye devam edecek… Eee, o zaman ne diyelim “havamız nasıl olursa olsun, sevgililer günümüz kutlu olsun”…

Sağlıcakla,

Çalakalem Yazılarım... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Hep gülümse, hiç ağlama; çok sev, hiç ayrılma;

Hep gülümse, hiç ağlama;

çok sev, hiç ayrılma;

Mutlu ol, umutsuz olma,

çünkü sen ”SEN” olduğun için özelsin UNUTMA…!

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Sabır Taşı…

Karikatür kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Kimse senin değil, sen de kimsenin değilsin.

Kimse senin değil, sen de kimsenin değilsin.

Doğuştan hakkınmış gibi davranıp örseleme onu, hayatına konuk gelmiş insanı ağırlamayı bil.. ”

Bedia Ceylan Güzelce ”

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Güzel bir rahibenin 4500 sene önce bir krala çivi yazısıyla yazdığı dünyanın ilk aşk mektubu, İstanbul Arkeoloji Müzesinde bulunmaktadır

Güzel bir rahibenin 4500 sene önce bir krala çivi yazısıyla yazdığı dünyanın ilk aşk mektubu, İstanbul Arkeoloji Müzesinde bulunmaktadır;

Güveyi, kalbimin sevgilisi,

Senin güzelliğin fazladır,

bal gibi tatlı Beni büyüledin,

Senin önünde titreyerek durayım,

Güveyi,

seni okşayayım,

Benim kıymetli okşayışım baldan hoştur,

Bağışla bana okşayışlarını,

Benim beyim Tanrım,

Benim beyim baygınlığım,

Enlil’in kalbini memnun eden Su-Sin’im,

Bağışla bana okşayışlarını.

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Yenge Bi Bardak Suyun Var Mı Be ?

Karikatür kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Doktora tezi yapmak için; tezin önemi yoktur. Konunun da önemi yoktur. Önemli olan; Tez Danışmanındır…

Bir tavsan önüne bir daktilo almış tak tuk tak tuk bir şeyler yazıyor. Oradan geçen bir tilki : – Hey tavsan ne yazıyorsun? … * Doktora tezimi yazıyorum.

— Ha öyle mi, çok güzel ne hakkında?

Tavşanların tilkileri nasıl yedikleri hakkında.

— Yok, canım olur mu öyle şey hiç tavşanlar tilki yerler mi?

* Olur canım gel istersen sana ispat edeyim. Beraberce tavşanın yuvasına girerler biraz sonra tavsan tek başına çıkar ve yine daktilosunun başına geçer tak tuk bir şeyler yazmaya devam eder. Daha sonra oradan geçen bir kurt tavşanı görür.

* Hey tavsan ne yazıyorsun?

— Doktora tezimi.

* Ne hakkında?

— Tavşanların kurtları yemesi hakkında.

* Yayınlamayı düşünmüyorsun herhalde buna kim inanır.

— Doğru olmaz mı gel istersen göstereyim. Yine beraberce yuvaya girerler tavsan biraz sonra tek başına dışarı çıkar.

Tavşanın Yuvasını merak mı ettiniz? Manzara Şudur ; Tavşanın yuvasının içi: Bir köşede tilkinin kemikleri… Bir kösede kurdun kemikleri… Diğer köşede ise; bir Aslan kürdanla dişlerini temizliyor! Doktora tezi yapmak için; tezin önemi yoktur. Konunun da önemi yoktur. Önemli olan; Tez Danışmanındır…

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Yeni doğmuş bebeğin topuk iziyle, Annenin parmak izinin aynı olduğunu biliyor muydunuz ?

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Gereksiz şeylerin peşinden koşan gerekli şeyleri kaçırır…

Doğru olan tek bir yol var ve diğerleri de ‘yanlış’ diye bir şey yoktur.

Doğru olan tek bir yol var ve diğerleri de ‘yanlış’ diye bir şey yoktur.

Dağa tırmananlar doruğa, doğrudan giden yolla, izleyecekleri daha kolay bir yol bulmak arasında bir seçim yapmak zorundadırlar. Bu onlara kalmıştır.

Hangi ruhsal yolun senin için doğru olduğuna sen karar verir ve ondan sonra da tüm kalbinle onu izlersin.

Hala yolunu arayan ve henüz bu yaşamda kendi belirgin yollarını bulamamış ruhlar vardır. Onlar, bir ruhsal yoldan sonra başka bir ruhsal yolu deneyecek ve belli bir süre onu takip edeceklerdir; ondan sonra da onun onlar için uygun olmadığını fark edecekler ve başka bir yolu izlemeye başlayacaklardır.

Onlar eğer gayretle, dikkatlice arar ve aramaktan hiç vazgeçmezlerse doğru olanı bulacaklar.

Eğer sen kendi doğru yolunu bulduysan, daima onda ilerle ve geriye bakarak ya da hala aramakta olan o ruhları eleştirerek vakit kaybetme.”

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Aynı yolu bizimle birlikte YÜRÜDÜĞÜNÜ zannettiğimiz insanlar,ASLINDA…

Aynı yolu bizimle birlikte YÜRÜDÜĞÜNÜ zannettiğimiz insanlar,

ASLINDA; SADECE GİDECEKLERİ YERE KADAR BİZE EŞLİK ETMİŞLER o kadar

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Sevginin enerjisini kavanoza KOYUP bekletmek yerine … özgürce akmasına izin VER…

Sevginin enerjisini kavanoza KOYUP bekletmek yerine … özgürce akmasına izin VER…

Paolo Coelho