Dikiz aynasından arkaya bakarak yaşamaktan vazgeçin…

 

 

Dikiz aynasından arkaya bakarak yaşamaktan vazgeçin… Önünüzdeki yola bakın…

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Adam avaz avaz bağırarak cevap verdi:

Adam, güzel bir bayanla konuşmanın yollarını arıyordu. Sonunda cesaretini toplay…arak kıza yaklaştı ve
– Biraz konuşabilir miyiz, acaba?
Kız birden haykırdı:
– Terbiyesiz! Ben senin bildiğin kızlardan değilim!
Adam utancından yerin dibine girmişti. Herkes ona bakıyordu. Gitti ve masasına oturdu.
Bir süre sonra kız ona yaklaştı. Gülümseyerek:
– Az önceki olay için özür dilerim. Ben psikoloji öğrencisiyim ve utandırıcı durumlarda insanların nasıl davrandıklarını inceliyordum.
Adam avaz avaz bağırarak cevap verdi:
– Ne? Gecesi 200 lira mı? Deli misin sen?
Karikatür kategorisinde yayınlandı. 1 Comment »

Her kahve aynı tadı taşımaz…

Her kahve aynı tadı taşımaz..
Nerede içiyorsan,
Kiminle içiyorsan ona göre değişir…..
Sahilde oturduğun rüzgarlı bir sonbahar günü,
en sevdiğin dostun ağlarken kahvenin tadı kederlidir..
…Kahve telvesine yüreğinin acısı karışır..
Nitekim dostlarla içilen kahve neşedir..
Kahkahalar köpüklerin üzerinde yüzer..
Tek başına gece vakti balkonda içtiğin kahve yalnızlıktır..
Acıdır tadı..
Ama garip de bir keyfi, lezzeti vardır..
Dostlukla yudumlanan kahve molalarına buyrunuz inşallah.
Siz nasıl alırdınız
Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Okyanusun tam ortasındasın…

Hani biriyle tanışırsın, çevrende görmeye alıştığın insanlardan çok farklı biri….
Öyle biri ki her şeyi bambaşka bir gözle görür ve seni de bakış açını değiştirmeye yöneltir.
Dünyaya onun gözleriyle bakmaya başlarsın. İçine ve dışına da. Etkilenirsin.
Etkilenmek ne kelime, büyüsüne kapılırsın.
Gene de ilk başlarda araya bir mesafe koyabileceğini, yüreğini kontrol altında tutabileceğini zannedersin.
Oysa rüzgâr sandığın fırtınadır.
Sınır sandığın yer oynak ve kaygan bir zemindir.
Bir bakmışsın, farkında bile olmadan açılmış, karadan uzaklaşmışsın.
Okyanusun tam ortasındasın…[Elif Şafak]

Fırıncı daha yeni pişmiş en güzel ekmeği verecek…

 

 

Sen dua edersin ama kabul olmuyor sanarsın!
Ekmek almak için bir fırına giders…in
Beklerken fırıncı ile bir sohbet başlar
Ve fırıncının hoşuna gidersin, hoş sohbetsin ya…
Fırıncı başkalarına istediğini verip acele ile gönderir
Bu arada sen istediğini alamadığın için sıkılmaya başlarsın
Ama bilmezsin ki
Fırıncı daha yeni pişmiş en güzel ekmeği verecek

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Izgara palamut…

 

1 orta büyüklükte palamut
1 baş soğan
1 limon
Yarım fincan zeytinyağı
1 küçük demet maydanoz

Roka, yeşillik
Tuz

Hazırlanışı:
Palamut baliğinin içi temizlenir. Başı kesilir, porsiyonluk dilimlenir, her parça güzelce temizlenir. Her tarafı tuzla karışmış soğan suyu ile ovularak bir saat kadar bekletilir.

Temiz bir ızgara, zeytinyağına bulanmış bir bezle iyice silinir. Ateşe konup kızdırtılır. Dilimler üzerine dizilir ve kızartılmaya başlanır, çevirdikçe üzerlerine limon suyu ile karıştırılmış zeytinyağı sürülür. Balığın iki tarafı piştiği zaman tabağa alınır. Üzerlerine  biraz zeytinyağı gezdirilir.

 Sıcak olarak yenir. Afiyet olsun…

Yemekte Ne Var ??? kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

maymun bile ağaçtan düşer…

Japon atasözünde de dendiği gibi: Saru mo kikara uchi ru maymunlar bile ağaçtan düşer…

O yüzden bir başarısızlık durumunda hayalkırıklığına kapılıp oturup ağlamaktansa, kendimizle yüzleşmek  ve  sebebleri bulmak  atılması gereken ilk adımdır…

Arkasından daha iyiye ve daha güzele gidecek şekilde çalışmalı çabalamalı, yolumuza devam etmeliyiz…

Güçlü ve kendimize güvenli olmalıyız…

Sağlıcakla,

 

Çalakalem Laflarım... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Acıkmış… Günün fotosu… 17/09/2011

Günün Fotosu kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Acı vermeyi ve acı çekmeyi nasıl bırakırız…

Bir kalbe, bir bedene ve bir zihine sahip oldugumuz surece aci cekmek kacinilmaz. Bizler mutluluk pesinde kosarken, acimizdan kurtulmaya calisirken bilerek ya da bilmeyerek birbirine aci veren aci kardesleriyiz. 
 
Mutlu olmak istiyorsak ilk olarak aci vermeyi birakmaliyiz. Tam farkindalikla aci icin bir sebep olmayi birakmaliyiz. Bunun icin kaybetmeyi goze almaliyiz.

Acı vermeyi nasıl bırakırız?…tabii ki herkes ‘elinde ne varsa ancak onu verebilir’; o halde acı ‘vermekten’ de önce, ‘acıyı üretmeyi bırakmalı’dır…
. Ve kuşkusuz ki ACI  ‘kendi yapımımız’ olanları ve bizlere ‘dışarıdan dayatılanları’ da kapsar… Kaçarak veya çözümünü erteleyerek kurtulunabilecek bir şey değildir. Peki ‘ertelemememiz gereken’ şey nedir?… Yanıt: kendimizle  ‘yüzleşmek’. korkumuzla ‘yüzleşmek’, isteklerimizle ‘yüzleşmek’tir… Arkasından yapılması gerekense: ‘Onu dönüştürmek’.Tanri hepimize bu kararlilikla yola cikma gucu ve farkindaligi versin.

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

ve siz su sıkın değil mi?… Yoo dostum yoo…

Karikatür kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Hiçbir şey yerinde duramaz, kıpraşır :)

 

 

Yeni bir düş gör

Yeni bir yola çık
… Yeni bir kitap yaz
Yeni bir resim yap
Yeni bir nefes al

Yeni sözler söyle, yeni kulaklara,
Yeni türküler yak, gönül bağında,
Yeni bir bakışın olsun, kimsede görülmemiş
Yeni bir şey fark et, hiç fark edilmemiş
Yeni oyunlar bul, yeni oyun arkadaşları
Yeni değerler keşfet, yeni hazineler
Yeni gözlerle takdir et, tüm keşiflerini
Yeni cevaplar ver, eskimiş sorulara
Yeni sorular sor, cevapları verilmemiş

Yeni bir aşka düş, dibi görülmemiş
Yine bir aşka düş

Düş – gör

Şiir kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Eğer karşımdaki insanın neyi niçin yaptığını anlayabilirsem…

Eğer karşımdaki insanın neyi niçin yaptığını “anlayabilirsem”, kendi bakış açımı bir süreliğine bırakıp “onun acısını, korkusunu, endişesini” görebilirsem, o zaman anlayış geliştirmem, muhtemelen şefkat geliştirmem daha kolay oluyor. Ama durduk yerde şefkat geliştirmeye kalkıştığımda bu zorlamalı ve çoğu zaman yapay, hatta uzun vadede öfkemi besleyen bir sahtekarlığa dönüşüyor.

Eğer karşımdakini anlayabilirsem korkularımın bir sonucu olan anlayışsızlığım da değişmeye başlıyor… Bu aynı zamanda kendimin neyi niçin yaptığımı anlamama da ışık tutuyor…

Çünkü aslında herkes o kadar aynı ki… Aynı korkular geçtiğimiz yollar sonucu farklı tepkiler vermemize yol açıyor o kadar… Ve hepimizin ihtiyacı olduğumuz gibi kabul edilmek , anlaşılmak ve sevilmek… Koşulsuz , beklentisiz…

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. 1 Comment »

Fön çektirdim nasıl olmuş???

 

Karikatür kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

İnsan bütün hataları kendi yapacak kadar uzun yaşayamıyor…

 

 

“Başkalarının hayatından ders alın. İnsan bütün hataları kendi yapacak kadar uzun yaşayamıyor.” (Roosvelt)

Uygun ayakkabılar giymemiz dileğiyle…

O bayram bana ayakkabı almaya karar verdiler.Hazır ayakkabı satan mağaza yoktu şehirde. Tek ayakkabı yapan dükkánında ayakkabıcı çıplak ayağımı bir kartonun üzerine koydu, iyice basmamı söyledikten sonra ağzındaki kurşun kalemi eline alıp ayağımın çevresini çizdi.O ayağımın çizildiği karton benim ayakkabı numaramdı.Günlerce yeni ayakkabılarımın hayalini kurdum. Babamın anlattığına göre ayakkabılarım siyah ve bağcıklı olacaktı.

Kapının her çalınışında koştum.Ayakkabılarım bayramdan bir gün önce geldi, siyah-bağcıklı.O gün onları giymedim. Bayram gecesi yatağımın altına yerleştirdim yeni ayakkabılarımı.Arada bir kalkıp kutusundan çıkartıyor, yere koyuyor, yukarıdan, yandan, önden bakıp duruyordum. Parlak ve yuvarlak burnunu gecenin karanlığında kim bilir kaç kez okşadım.Uyku girmedi gözüme.
Sabahleyin ev ahalisi kalktığında, ayakkabı kutusu kucağımda sandalyede oturuyordum ben.Ayakkabımı babam giydirdi. Ayağıma olmamıştı ayakkabılarım, dardı ve canımı yakmıştı.Ama bunu babama söylemedim. O ”Sıkıyor mu?” diye sordukça ”Hayır” yanıtını veriyordum.”Dar, ayağımı acıtıyor” desem, geri gidecekti ayakkabılarım ve ayakkabıcının hemen bir yeni ayakkabı yapması olanaksızdı.

O bayram sabahı canım yana yana yürüdüm. Bir süre sonra acı dayanılmaz oldu. Dişimi sıktım. Topalladım.Soranlara ”Dizimi vurdum” dedim, ama ayakkabılarımın ayağımı sıktığını kimseye söylemedim.

Bazılarımız yaşamda böyle darbir  ayakkabıyla yürümeyi seçer…

Kimi zaman dar bir maaş, kimi zaman sevimsiz bir iş…

Kimi zaman bir mekan dar ayakkabı olur bize, kimi zaman bir çevre, kimi zaman bir sokak, ya da bir şehir…

Kimi zaman dostluklar, arkadaşlıklar, beraberlikler bir dar ayakkabıya dönüşür.

Canınız yanar.

Topallaya topallaya gidersiniz.

Ta ki ayakkabıyı çıkartabileceğinizi düşünüp bunu uygulama cesareti bulana kadar… O zaman ayakkabı uygun olduğunda ne kadar huzurlu ve mutlu yaşayabileceğinizi keşfetme şansınız olur…

Uygun ayakkabılar giymemiz dileğiyle…

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. 2 Comments »