
Dikiz aynasından arkaya bakarak yaşamaktan vazgeçin… Önünüzdeki yola bakın…

Dikiz aynasından arkaya bakarak yaşamaktan vazgeçin… Önünüzdeki yola bakın…



Sen dua edersin ama kabul olmuyor sanarsın!
Ekmek almak için bir fırına giders…in
Beklerken fırıncı ile bir sohbet başlar
Ve fırıncının hoşuna gidersin, hoş sohbetsin ya…
Fırıncı başkalarına istediğini verip acele ile gönderir
Bu arada sen istediğini alamadığın için sıkılmaya başlarsın
Ama bilmezsin ki
Fırıncı daha yeni pişmiş en güzel ekmeği verecek
1 orta büyüklükte palamut
1 baş soğan
1 limon
Yarım fincan zeytinyağı
1 küçük demet maydanoz
Roka, yeşillik
Tuz
Hazırlanışı:
Palamut baliğinin içi temizlenir. Başı kesilir, porsiyonluk dilimlenir, her parça güzelce temizlenir. Her tarafı tuzla karışmış soğan suyu ile ovularak bir saat kadar bekletilir.
Temiz bir ızgara, zeytinyağına bulanmış bir bezle iyice silinir. Ateşe konup kızdırtılır. Dilimler üzerine dizilir ve kızartılmaya başlanır, çevirdikçe üzerlerine limon suyu ile karıştırılmış zeytinyağı sürülür. Balığın iki tarafı piştiği zaman tabağa alınır. Üzerlerine biraz zeytinyağı gezdirilir.
Sıcak olarak yenir. Afiyet olsun…

Japon atasözünde de dendiği gibi: Saru mo kikara uchi ru maymunlar bile ağaçtan düşer…
O yüzden bir başarısızlık durumunda hayalkırıklığına kapılıp oturup ağlamaktansa, kendimizle yüzleşmek ve sebebleri bulmak atılması gereken ilk adımdır…
Arkasından daha iyiye ve daha güzele gidecek şekilde çalışmalı çabalamalı, yolumuza devam etmeliyiz…
Güçlü ve kendimize güvenli olmalıyız…
Sağlıcakla,

Acı vermeyi nasıl bırakırız?…tabii ki herkes ‘elinde ne varsa ancak onu verebilir’; o halde acı ‘vermekten’ de önce, ‘acıyı üretmeyi bırakmalı’dır…
. Ve kuşkusuz ki ACI ‘kendi yapımımız’ olanları ve bizlere ‘dışarıdan dayatılanları’ da kapsar… Kaçarak veya çözümünü erteleyerek kurtulunabilecek bir şey değildir. Peki ‘ertelemememiz gereken’ şey nedir?… Yanıt: kendimizle ‘yüzleşmek’. korkumuzla ‘yüzleşmek’, isteklerimizle ‘yüzleşmek’tir… Arkasından yapılması gerekense: ‘Onu dönüştürmek’.Tanri hepimize bu kararlilikla yola cikma gucu ve farkindaligi versin.
Yeni bir düş gör
Yeni bir yola çık
… Yeni bir kitap yaz
Yeni bir resim yap
Yeni bir nefes al
Yeni sözler söyle, yeni kulaklara,
Yeni türküler yak, gönül bağında,
Yeni bir bakışın olsun, kimsede görülmemiş
Yeni bir şey fark et, hiç fark edilmemiş
Yeni oyunlar bul, yeni oyun arkadaşları
Yeni değerler keşfet, yeni hazineler
Yeni gözlerle takdir et, tüm keşiflerini
Yeni cevaplar ver, eskimiş sorulara
Yeni sorular sor, cevapları verilmemiş
Yeni bir aşka düş, dibi görülmemiş
Yine bir aşka düş
Düş – gör

Eğer karşımdaki insanın neyi niçin yaptığını “anlayabilirsem”, kendi bakış açımı bir süreliğine bırakıp “onun acısını, korkusunu, endişesini” görebilirsem, o zaman anlayış geliştirmem, muhtemelen şefkat geliştirmem daha kolay oluyor. Ama durduk yerde şefkat geliştirmeye kalkıştığımda bu zorlamalı ve çoğu zaman yapay, hatta uzun vadede öfkemi besleyen bir sahtekarlığa dönüşüyor.
Eğer karşımdakini anlayabilirsem korkularımın bir sonucu olan anlayışsızlığım da değişmeye başlıyor… Bu aynı zamanda kendimin neyi niçin yaptığımı anlamama da ışık tutuyor…
Çünkü aslında herkes o kadar aynı ki… Aynı korkular geçtiğimiz yollar sonucu farklı tepkiler vermemize yol açıyor o kadar… Ve hepimizin ihtiyacı olduğumuz gibi kabul edilmek , anlaşılmak ve sevilmek… Koşulsuz , beklentisiz…

“Başkalarının hayatından ders alın. İnsan bütün hataları kendi yapacak kadar uzun yaşayamıyor.” (Roosvelt)

O bayram bana ayakkabı almaya karar verdiler.Hazır ayakkabı satan mağaza yoktu şehirde. Tek ayakkabı yapan dükkánında ayakkabıcı çıplak ayağımı bir kartonun üzerine koydu, iyice basmamı söyledikten sonra ağzındaki kurşun kalemi eline alıp ayağımın çevresini çizdi.O ayağımın çizildiği karton benim ayakkabı numaramdı.Günlerce yeni ayakkabılarımın hayalini kurdum. Babamın anlattığına göre ayakkabılarım siyah ve bağcıklı olacaktı.
Kapının her çalınışında koştum.Ayakkabılarım bayramdan bir gün önce geldi, siyah-bağcıklı.O gün onları giymedim. Bayram gecesi yatağımın altına yerleştirdim yeni ayakkabılarımı.Arada bir kalkıp kutusundan çıkartıyor, yere koyuyor, yukarıdan, yandan, önden bakıp duruyordum. Parlak ve yuvarlak burnunu gecenin karanlığında kim bilir kaç kez okşadım.Uyku girmedi gözüme.
Sabahleyin ev ahalisi kalktığında, ayakkabı kutusu kucağımda sandalyede oturuyordum ben.Ayakkabımı babam giydirdi. Ayağıma olmamıştı ayakkabılarım, dardı ve canımı yakmıştı.Ama bunu babama söylemedim. O ”Sıkıyor mu?” diye sordukça ”Hayır” yanıtını veriyordum.”Dar, ayağımı acıtıyor” desem, geri gidecekti ayakkabılarım ve ayakkabıcının hemen bir yeni ayakkabı yapması olanaksızdı.
O bayram sabahı canım yana yana yürüdüm. Bir süre sonra acı dayanılmaz oldu. Dişimi sıktım. Topalladım.Soranlara ”Dizimi vurdum” dedim, ama ayakkabılarımın ayağımı sıktığını kimseye söylemedim.
Bazılarımız yaşamda böyle darbir ayakkabıyla yürümeyi seçer…
Kimi zaman dar bir maaş, kimi zaman sevimsiz bir iş…
Kimi zaman bir mekan dar ayakkabı olur bize, kimi zaman bir çevre, kimi zaman bir sokak, ya da bir şehir…
Kimi zaman dostluklar, arkadaşlıklar, beraberlikler bir dar ayakkabıya dönüşür.
Canınız yanar.
Topallaya topallaya gidersiniz.
Ta ki ayakkabıyı çıkartabileceğinizi düşünüp bunu uygulama cesareti bulana kadar… O zaman ayakkabı uygun olduğunda ne kadar huzurlu ve mutlu yaşayabileceğinizi keşfetme şansınız olur…
Uygun ayakkabılar giymemiz dileğiyle…