Hayat der ki; sevdiğin insanda arayacağın ilk şey iyi niyet olmalıdır. O yoksa başa özelliklerinin anlamı kalmayacaktır çünkü.
Hayat der ki; dost dediğin sadece kötü gününde yanında olan değildir, aynı zamanda sevincine de en az senin kadar sevinebilendir.
Hayat der ki; başarmak için sıradan olandan ayrılmak zorundasın. Bırak insanların karşı duruşunu, doğru bildiğine sarıl ısrarla.
Hayat der ki; daha önce görmediğin biriyle karşılaştığında ilk dakikalara dikkat et. O insanın pozitif ya da negatif enerji veren biri
olduğunu anlayacaksın.
Hayat der ki; yaptığın seçimlerden dolayı başın derde girerse eğer, ilk suçlaman gereken kişi sensin. Sızlanmak ve başkalarını suçlamak yerine, hatanı bulmaya çalış.
Hayat der ki; bir yıkımla karşılaştığında yas tutma. O yıkımı, ne yap et öğretmenin haline getir.
Hayat der ki; hayvan sevmeyen insanlardan uzak dur. Doğal ve güzel olanı sevemez onlar çünkü.
Hayat der ki; insanlara kendini defalarca anlatmak zorunda kalma. Ya oradan ayrıl ya da bildiğini oku.
Hayat der ki; hedeflerin konusunda kararlı ol. Engelleri düşünme. Ya bir yol bul, ya bir yol aç.
Hayat der ki; içgüdülerinin sesine çok iyi kulak ver. Unutma ki, onca hayvan türü onlar sayesinde varlığını sürdürüyor milyonlarca yıldan beri.
Hayat der ki; kendini saygın bir birey haline getir. Aksi takdirde, boşuna beklersin başkalarının sana saygı duymasını.
Hayat der ki; başına bir şey geldiğinde, neden başkalarının değil de benim başıma geldi bu iş diye sızlanma, durduğun yere bak…
Sulu Muhallebi
Malzemeler:
•5+1 su bardağı süt
•2 çorba kaşığı toz şeker
•3/4 su bardağı buğday nişastası
•1 çay kaşığı tuz
•Pudra şekeri
•Gülsuyu
Hazırlanışı:
1. Tencerenin içerisine 5 su bardağı sütü, toz şekeri, tuzu, nişastayı ve tuzu koyun. Çırpma teli ile sürekli karıştırarak orta ateşte muhallebi gibi pişirin. Nişastadan dolayı bir anda kıvamı koyulaşıyor. Koyulaşınca 1 bardak süt daha ekleyin ve karıştırın. Tekrar koyu bir kıvam elde edince ocaktan alın.
2. Muhallebileri dökeceğiniz kapları su ile ıslatın. Ben bu sefer dikdörtgen cam bir kap kullandım. Porsiyon olarak servis yapmak isterseniz, küçük kaselere ya da küçük porsiyonluk kek kalıplarına da dökebilirsiniz. Cam ıslakken çatlamasın diye önce bir kaşık muhallebiden döküp dibine yayın, sonra geri kalanını boşaltın. Ilınınca buzdolabına koyun ve en az üç saat dinlendirin.
3. Servis yaparken dilimleyip, dilimleri ters çevirerek tabaklara koyun, altta kalan tarafı çok daha pürüssüz bir yüzeye sahip oluyor. Bir taraftanda şerbeti hazırlayın. Şeker, su ve gül suyu karışımı orta harlı ateşe konur. Yanlız bu şerbetin diğer tatlı şerbetleri gibi kaynamasına gerek yok. Şekerin suyun içinde çözünmesi yeterli. Şeker suyun içinde çözündüğünde şerbet, muhallebinin üzlerine dökülür.
Afiyet Olsun.
Yeni mahallesinde kahvede sohbet eden adama arkadaşları:“Senin aile yaşantına hayranız, eşin ve çocuklarınla çok mutlu bir yaşantın var. Karının bir dediğini iki etmiyorsun. Bu mutluluğunun sırrını bize de anlat yoksa pısırık olduğunu düşüneceğiz” derler.
“Kısaca anlatayım” der adam. “Düğünümüz bittikten sonra karım kendi atına, ben de kendi atıma bindik evimize doğru gidiyoruz. Benim bindiğim atın ayağı takıldı ve sendeledi. Karım eğildi ve benim atıma ‘Bir’ dedi.
Biraz daha ilerledik ve benim atımın ayağı tekrar takılıp tökezlediği zaman eşim tekrar eğilip atıma ‘İki’ dedi. Az sonra atım tekrar aynı şekilde tökezleyince eşim atından indi ve ata ‘Üç’ dedi ve çeyizinden tabancasını çıkartıp atımı alnından vurdu.
Ben şok olmuştum… Eşime bir hışımla çıkıştım ‘Yazık değil mi ata, neden vurdun kadın, manyak mısın sen?’ diye bağırdım… Karım arkasını döndü ve bana ‘Bir’ dedi. Ve o günden sonra karımın bir dediğini iki etmedim.
Yıllar önce bir çiftçi, fırtınası bol olan bir tepede bir çiftlik satın almıştı. Yerleştikten sonra ilk işi bir yardımcı aramak oldu. Ama ne yakındaki köylerden ne de uzaktakilerden kimse onun çiftliğinde çalışmak istemiyordu. Müracaatçıların hepsi çiftliğin yerini görünce çalışmaktan vazgeçiyor, burası fırtınalıdır, siz de vazgeçseniz iyi olur diyorlardı.
Nihayet çelimsiz, orta yaşı geçkince bir adam işi kabul etti. Adamın haline bakıp “Çiftlik işlerinden anlar mısın?” diye sormadan edemedi çiftlik sahibi. “Sayılır” dedi adam, “Fırtına çıktığında uyuyabilirim.” Bu ilgisiz sözü biraz düşündü, sonra boş verip çaresiz adamı işe aldı.
Haftalar geçtikçe adamın çiftlik işlerini düzenli olarak yürüttüğünü de görünce içi rahatladı. Ta ki o fırtınaya kadar: Gece yarısı, fırtınanın o müthiş uğultusuyla uyandı. Öyle ki, bina çatırdıyordu. Yatağından fırladı, adamın odasına koştu: “Kalk, kalk! Fırtına çıktı. Her şeyi uçurmadan yapabileceklerimizi yapalım.”
Adam yatağından bile doğrulmadan mırıldandı: “Boş verin efendim, gidin yatın. İşe girerken ben size fırtına çıktığında uyuyabilirim demiştim ya.” Çiftçi adamın rahatlığına çıldırmıştı. Ertesi sabah ilk işi onu kovmak olacaktı, ama şimdi fırtınaya bir çare bulmak gerekiyordu.
Dışarı çıktı, saman balyalarına koştu: Aaa! Saman balyaları birleştirilmiş, üzeri muşamba ile örtülmüş, sıkıca bağlanmıştı. Ahıra koştu. İneklerin tamamı bahçeden ahıra sokulmuş, ahırın kapısı desteklenmişti. Tekrar evine yöneldi; evin kepenklerinin tamamı kapatılmıştı. Çiftçi rahatlamış bir halde odasına döndü, yatağına yattı. Fırtına uğuldamaya devam ediyordu. Gülümsedi ve gözlerini kapatırken mırıldandı: “Fırtına çıktığında uyuyabilirim.”