

Hindistandan dört kural
İlk kural :
” Karşına çıkan kişiler her kimse, doğru kişilerdir. Bunun anlamı şudur, hayatımızda kimse tesadüfen karşımıza çıkmaz. Karşımıza çıkan,
etrafımızda olan herkesin bir nedeni vardır, ya bizi bir yere götürürler ya da bize bir şey öğretir
İkinci kural :
“Yaşanmış olan her ne ise, sadece yaşanabilecek olandır. Hiç bir şey, hem de hiç bir şey yaşadığımız şeyi değiştiremezdi. Yaşadığımızın
içindeki en önemsiz saydığımız ayrıntıyı bile değiştiremeyiz. “Şöyle yapsaydım, böyle olacaktı” gibi bir cümle yoktur. Hayır, ne yaşandıysa, yaşanması gereken, yaşanabilecek olandır, dersimizi alalım ve ilerleyelim diye. Her ne kadar zihnimiz ve egomuz bunu kabul etmek istemese de, hayatımızda karşılaştığımız her olay, mükemmeldir.”
Üçüncü kural :
” İçinde başlangıç yapılan her an, doğru andır. Her şey doğru anda başlar, ne erken ne geç. Hayatımızda yeni bir şeyler olmasına hazırsak,
o da başlamaya hazırdır.
Dördüncü kural:
“Bitmiş olan bir şey bitmiştir. Bu kadar basittir.
Hayatımızda bir şey sona ererse, bu bizim gelişimimize hizmet eder. Bu yüzden serbest bırakmak, gitmesine izin vermek ve elde etmiş olduğun bu tecrübeyle ileriye doğru bakmak daha iyidir.”
Kendine iyi bak. Tüm kalbinle sev. Sonuna kadar hayatın tadını çıkar. Hayattındaki her gün bir hediyedir,kıymetini bil.

hiçbir şey yapmadan sessizce otur; bahar gelir ve otlar kendiliklerinden büyür nasılsa…

Ey Hak yolcusu….!
gerçeği öğrenmek istiyorsan;
Musâ da, Firavun da ölmediler;
bugün senin içinde yaşıyorlar,
…senin varlığına gizlenmişler,
senin gönlünde savaşlarına devâm ediyorlar.
bu sebeple birbirine düşman olan bu iki kişiyi kendinde araman gerekir..!
Mevlana Celaleddin-i Rumi

“Bir an bekle, arkana dön ve unuttuklarını anımsa…Kaybettiysen ara, kırdıysan af dile,kırıldıysan affet; Çünkü hayat çok kısa..!”
Şems-i Tebrizi
ELİMDE OLSA…
Elimde olsa çocuk olurdum.
Her şeyi yeniden yaşamak için.
Elimde olsa bir kuş olurdum.
Bütün dünyayı dolaşmak için.
Elimde olsa doktor olurdum.
Tüm hastaları iyi etmek için.
Elimde olsa öğretmen olurdum.
insanlara bilgi aşılamak için.
Elimde olsa çiçek olurdum.
Etrafa güzel kokular saçmak için.
Elimde olsa yağmur olurdum.
çatlamış toprakları sulamak için.
Elimde olsasıcak çorba olurdum.
Aç mideleri doyurmak için.
Elimde olsa soğuk su olurdum.
Kuru dudakları ıslatmak için.
Elimde olsa ressam olurdum.
Dünyayı rengarenk boyamak için.
Elimde olsa sevgi olurdum.
Dünyayı mutlu yaşatmak için.
Elimde olsa orman olurdum.
Dünyayı ağaçla donatmak için.
Elimde olsa silahları yok ederdim.
Dünyaya barışı getirmek için.
Zübeyde GÜLŞAHİN’e Teşekkürler…
Akıl vermek kolay, iş bozmak kolay,
Bozuğu onaran insan olmak zor.
Niyet etmek kolay, başlamak kolay,
Bir işi bitiren insan olmak zor.
Almak kolay, benlik, bencillik kolay,
Alan insan değil, veren olmak zor.
Merak kolay, olay seyretmek kolay,
Bakan insan değil, gören olmak zor.
Kazanç kolay, servet, zenginlik kolay,
Vicdanlı, namuslu patron olmak zor.
Açları kandırmak, azdırmak kolay,
Açları doyuran insan olmak zor.
Yemin etmek kolay, söz vermek kolay,
Verdiği sözünde duran olmak zor.
Seçilmek, yükselmek, baş olmak kolay,
Sahtekar baskıyı kıran olmak zor.
Hile, yalan, riya, kalleşlik kolay,
Doğru olmak, içten insan olmak zor.
Kan akıtmak kolay, acıtmak kolay,
Acıyan yarayı saran olmak zor.
Nefse uymak kolay, hırslanmak kolay,
Nefsini, hırsını yenen olmak zor.
Yuva kurmak, evlenmek kolay,
Yuvada huzura eren olmak zor .
Yaşam kolay, doğmak, yaşlanmak kolay,
İnsanca yaşlanmak, insan olmak zor.
“İnsanlar vardır; derin bir okyanus.
İlk anda ürkütür, korkutur sizi.
Derinliklerinde saklıdır gizi,
Daldıkça anlarsınız, daldıkça tanırsınız;
Yanında kendinizi içi boş sanırsınız.
CAN YÜCEL
“Güzelliği bulmak için tüm dünyayı dolaşsak da; Onu içimizde taşımıyorsak asla bulamayız.”
Ralph Waldo Emerson
“Kendi kendini değiştirmenin ne kadar güç olduğunu düşünürsen, başkalarını değiştirmeğe çalışmakta şansının ne kadar az olduğunu anlarsın.”
Voltaire
Melih Cevdet’e sormuşlar “Evlilik nedir” diye.
Eskiden demiş, kız tarafının ve oğlan tarafının ailesi bir araya gelir, yeni çiftin kuracağı yuva için beraber hazırlık yapılır, beraberce yeni ev düzülürdü. Tabii o zamanlar evler genelde bahçe içinde müstakil evlerdi. O yüzden buna “evlenmek” denirdi. Şimdi ise yeni evliler apartman dairelerinde yani katlarda oturuyorlar, bu yüzden artık evlilik “katlanmaktır” demiş.
…
1- Bir adam karısına arabasının kapısını tutuyorsa emin olabilirsiniz.
“Ya arabası yenidir ya da karısı!..”
2- Bir genç babasına sorar; “Baba evlenmek kaça mal olur?”
Baba cevap verir: “Bilmiyorum oğlum, ben hala ödüyorum.”
3- Evli erkeklerin psikolojisi arkadaşlarla lokantaya gitmeye benzer. İstediğin yemeği sipariş edersin, sonra yanındakinin istediği yemeği görüp“Keşke onu isteseydim” dersin.
4- Evliliğin ilk yılında adam konuşur kadın dinler, ikinci yılında kadın konuşur adam dinler, üçüncü yılında her ikisi de konuşur, komşular dinler.
5- Bir davette bir kadın arkadaşına sorar; “Alyansını yanlış parmağına takmıyor musun?” Diğer hanım cevap verir;
“Evet yanlış adamla evliyim de ondan.”
Fadime kızını evermiş, düğünden sonra bir hafta geçmiş ses yok. Ula ha punlarin sesi soluğu çikmiy, pen pugün bi dolanacağum demiş; yeni evlilerin kapısını çalmış… Kızı kapıyı açmış ki ne görsün kadın, kızı çırılçıplak:
-“Uyyyy ha pu nedur uşağum? Ayuptur da!”
Kızı: “Aaaa ne kadar geri kafalısın anne, bu aşk elbisesi…”
Kadın töbe töbe diye içeri seğirtecek olmuş bakmış damat geliyor:
-“Ooo anne hoş geldin?”
Kadın yüzünü gözünü nereye kaçıracağını bilmiyor, çünkü damat da anadan üryan.
-“Pu ne rezulluk diyecek olmuş,”
Damat hemen: “Aaaa ne kadar geri kafalısın anne bu aşk elbisesi” demiş.
Çaresiz Fadime bir koşuda almış soluğu evde. Almış Fadime’yi bir düşünce. Acaba demiş, gerçekten ben geri kafalı mıyım? Sonra yatmış aklına. Üstünde başında ne varsa soyunup dökünmüş. Başlamış evde çıplak dolaşmaya. Akşamüstü kapı çalınmış, Fadime, bakmış ki camdan Temel, saçını başını düzeltmiş, açmış kapıyı.
Fadime’yi bu halde gören Temel’in gözler yerinden fırlamış:
-“Ula ne dur bu, gafayi mi yedun da?”
-“Hıh” demiş Fadime Temele, “Ne gadar geri gafalusun, ha bu aşk elbisesidur da.”
Temel şaşkın cevaplamış:
-“Ula ütüleseydun bari..”
Eski Yunan’da, Sokrat bilgiyi saklaması sebebiyle saygıdeğer bir ün yapmıştı… Bir gün bir tanıdık büyük filozofa rastladı ve dedi ki,
-“Arkadaşınla ilgili ne duyduğumu biliyor musun?”
-“Bir dakika bekle” diye cevap verdi Sokrat.
-“Bana bir şey söylemeden evvel senin küçük bir testten geçmeni istiyorum.”
-“Buna üçlü filtre testi” deniyor.
-“Üçlü filtre?”
-“Doğru” diye devam etti Sokrat.
-“Benimle arkadaşım hakkında konuşmaya başlamadan önce, bir süre durup ne söyleyeceğini filtre etmek, iyi bir fikir olabilir. Bu ona 3 filtre testi dememin sebebi.”
Birinci filtre;
-“Gerçek filtresi.”
-“Bana birazdan söyleyeceğin şeyin tam anlamıyla gerçek olduğundan emin misin?”
-“Hayır” dedi adam.
-“Aslında bunu sadece duydum ve”
-“Tamam” dedi Sokrat;
-“Öyleyse, sen bunun gerçekten doğru olup olmadığını bilmiyorsun.
Şimdi ikinci filtreyi deneyelim”
-“İyilik filtresini.”
-“Arkadaşım hakkında bana söylemek üzere olduğun şey iyi bir şey mi?”
-“Hayır, tam tersi.”
-“Öyleyse” diye devam etti Sokrat. “Onun hakkında bana kötü bir şey söylemek istiyorsun ve bunun doğru olduğundan emin değilsin.
Fakat yine de testi geçebilirsin, çünkü geriye bir filtre daha kaldı.”
-“İşe yararlılık filtresi.”
-“Bana arkadaşım hakkında söyleyeceğin şey benim işime yarar mı?”
-“Hayır, gerçekten değil.”
-“İyi” diye tamamladı Sokrat.
-“Eğer, bana söyleyeceğin şey doğru değilse, iyi değilse ve işe yarar, faydalı değilse bana niye söyleyesin ki?”