Dişlerimiz inci gibi olsun… 07/09/2011 Günün fotosu…

Günün Fotosu kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Mutlu bir gülümseyişin yerini hiç bir şey tutamaz…

Küçük kız,hüzünlü bir yabancıya gülümsedi. Bu gülümseme adamın kendisini daha iyi hissetmesine sebep oldu. Bu hava içinde yakın geçmişte kendisine yardım eden bir dosta teşekkür etmediğini hatırladı.Hemen bir not yazdı,yolladı.Arkadaşı bu teşekkürden o kadar keyiflendi ki,her öğle yemek yediği lokantada garson kıza yüklü bir bahşiş bıraktı. Garson kız ilk defa böyle bir bahşiş alıyordu.Aksam eve… giderken,kazandığı paranın bir parçasını her zaman köse basında oturan fakir adamın şapkasına bıraktı.

Adam öyle ama öyle minnettar oldu ki…iki gündür boğazından aşağı lokma geçmemişti. Karnini ilk defa doyurduktan sonra, bir apartman bodrumundaki tek odasının yolunu ıslık çalarak tuttu. Öyle neşeliydi ki, bir saçak altında titreyen köpek yavrusunu görünce, kucağına alıverdi.

Küçük köpek gecenin soğuğundan kurtulduğu için mutluydu. Sıcak odada sabaha kadar koşuşturdu.Gece yarısından sonra apartmanı dumanlar sardı.Bir yangın başlıyordu.Dumanı koklayan köpek öyle bir havlamaya başladı ki,önce fakir adam uyandı, sonra bütün apartman halkı…

Anneler,babalar dumandan boğulmak üzere olan yavrularını kucaklayıp, ölümden kurtardılar …

Bütün bunların hepsi,beş kuruşluk bile maliyeti olmayan bir tebessümün sonucuydu.

MUTLU BİR GÜLÜMSEYiŞiN YERiNi HiÇ BiR TATLI SÖZ TUTAMAZ

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. 1 Comment »

Evet… Belki erken ötüyorum…

 

Karikatür kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Bi uyu allahaşkına!

Karikatür kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Tat veremediğin yerden tat almak istememelisin…

Boylebuyurduzerdust

Tat veremediğin yerden tat almak istememelisin.”

Friedrich Nietzsche – Böyle Buyurdu Zerdüşt

Haydi eve… 06/09/2011…Günün fotosu…

Günün Fotosu kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Geçmişteki YARALARA sürekli bakmanın..Bir YARARI yoktur…

Ne zaman İNTİKAM almaya başlarsan,
YIKICI olursun…
Geçmişteki YARALARA sürekli… bakmanın..
Bir YARARI yoktur…
Geçmiş yüzünden,
İntikam ALMANIN bir yararı yoktur…
İnsan bağışlamayı ve
UNUTMAYI öğrenmelidir…___OSHO___

Sevgiyle kuruldu dünya… Ve onunla kurtulacak

Korku (kaybetme korkusu) karanlık tarafın patikasıdır.
Korku öfke getirir.
Öfke ne…fret getirir.
Nefret acı getirir !..Sevgiyle kuruldu dünya… Ve onunla kurtulacak
gerisi yalan, inanma sakın…

Sevgiyle !..

– Yoda & Anakin Skywalker

Beypazarında yaşayan müzeye gidilir…

Geçen bahar aklıma Beypazarı düşünce tura katılıp oraya gittim… Beypazarı’na varınca bizi direk Hıdırlık Tepesine çıkardılar… Çevrenin manzarası çok güzel,  tepelerin arasında iki katlı evler çok estetik gözüküyor… Her yerde havuç suyu satan yöre kadınlarının tezgahları var. Fakat esas beni sevindiren uçurtma şenliğine denk gelmiş olmak…

Her yer çoluk çocuk, irili ufaklı, esprili bir dolu uçurtmayı sağa sola koşturuyorlar… Ben durur muyum, hemen bir uçurtma satın alıyorum… Fakat daha önce hayatımda hiç uçurtma uçurmadım ki… Apartman çocuğu olunca böyle oluyor işte… Nasıl uçurulur diye sağa sola sordum anlattılar ama zormuş valla uçurmak… Benim ki havalandığı gibi yere çakıldı…  Birkaç tur daha denedim… Bu arada bizim tur kafilesi bir araya toplanmış Beypazarı hakkında bilgi dinliyor, ben hepsini bıraktım uçurtmamın derdine düştüm… Sağa sola koştura koştura uçurtmamı uçurdum… Çok eğlendim… Süperman’li bir uçurtma vardı o çok hoşuma gitti…

Baktım gidiş vakti gelmiş bir bardak da taze havuç suyu alıp koştura koştura turun ardından yokuş aşağı inmeye başladım… Havucu zaten severim ama tadı gerçekten çok güzeldi… Beypazarı’nın bir havuç cenneti olduğunu şehir pazarının girişinde hemen anlıyorsunuz… Havuç döner var… Havuç lokum var… Havuç reçeli var… Fakat benim favorim havuç suyu… Size de öneririm…

Şehir pazarının başında rehberimiz bize buluşma saatini ve yerini verdikten sonra işte bu pazarda açsanız doymaya hazır olun diyor… Yavaş yavaş dar bir yoldan yukarı yürümeye çalışıyorum… Karşılıklı iki tarafta tezgahlarla dolu… Her yerden buyurun ister misiniz sözleri seçiliyor… Birisi yaprak sarma deyince duruveriyorum… Oldum olası yaprak sarmaya bayılırım… Burada da incecik sarıyorlar… İkram eden kadının tepsisinin başına çörekleniyorum… Kadın güleryüzle istersen fotoğrafını da çek diyor… Durur muyum hemen çekiyorum… Ardından buranın 80 katlı baklavasının tadına bakıyorum… Baklava hiç sevmem… O ikramı da ayıp olmasın diye almıştım… İyi ki de almışım… Bu sefer baklava tepsisine yapışıveriyorum… Bir de dönerken annemlere götürürüm diye Beypazarı kurusu deniyorum… Gerçekten tadı nefis… Üç paket alıyorum… İkramlar bitecek gibi değil… Fakat artık iyice doydum… Etrafa bakına bakına yürümeye başlıyorum… Her taraf kalabalık mahşer yeri gibi… Buranın eriştesi, tarhanası, kurutulmuş gıdaları da (sarımsak, domates, erik, biber) çok meşhurmuş… Hepsini seyrede seyrede yürüyorum… Eve dönünce de almadığıma yanıyorum tabi ki…

Bu arada kadının birinin elinde gözleme tarzı sıcak bir şey görüyorum… Hemen yanına yaklaşıp “teyze bu çok güzel gözüküyor… Nerden alabilirim” diye soruyorum… Kızım bunu ben yaptım al senin bu göz hakkınmış diyor, yarısını bana veriyor… Ben yok mok diyene kadar da hızla uzaklaşıyor… Çok duygulanıyorum… Bir yandan da afiyetle bu lezzetli şeyi yiyorum…

Arkasından bizi Yaşayan Müze’ye götürüyorlar… İşte oraya bayılıyorum… Kapıda çok tatlı bir kız bizi karşılıyor ve tur boyu bize eşlik edip her yeri anlatıyor…  Yaşayan Müze dediğimiz koca bir konak… Kapısının girişinde koca bir geyik kafası duruyor önce onu anlatarak başlıyor konuşmasına… Eskiden geyiğin boynuzlarının evleri kötü ruhların girmesinden koruduğuna inanılırmış… O yüzden her evin kapısına mutlaka geyik başı asılırmış… İstanbul’a dönünce çok aradım ama küçük bir geyik başı bulamadım… Yoksa ben de evimin kapısına asacaktım…

Sonra sözlerine devam ediyor konağın mutfağını anlatıyor…  Zamanında mutfağın sokağa açılan penceresinde bir düzenek kurmuş ev sahipleri… Düzenek sayesinde içerden çorba konuluyor tabaklara ve dışarıya sürülüyor. Acıkan da gelip alıyor çorbasını, yiyip boşunu geri koyuyor… Düzenekte pencere olmadığından kimin gelip çorbayı içtiğini asla bilmiyor ev sahipleri… Böylelikle yaptığı hayırları kime yaptıklarını bilmeden yapıyorlar, çorbayı alanda mahcup olmadan rahat rahat karnını doyuruyor… Böyle ince bir sistem kurmuşlar… Çok hoşuma gidiyor…

Biraz da müzeye bakalım diyor… Avludan geçip içeri geçiyoruz… İçeride küçük küçük odalar ve her odada da ayrı bir dünya var… Bir oda Hacivat-Karagöz oyun odası… Tahta perde kurmuşlar… Ara ara oynatıyorlar. İçerde kostüm de var. İsterseniz siz de oynayabiliyorsunuz… Masalcı teyze odası var… Çocuklar oturmuş teyzenin etrafına masal dinliyorlardı… Kurşun dökme odası var… Teyze hem nazarı atıyor hem de ohh ohh çok iyi oldu, ağırlık gitti diye size moral veriyor… Ebru yapım odası var… Bir bayan sizin elinizden tutup istediğiniz çiçeği, istediğiniz renklerle yapmanıza yardım ediyor… Ben pembe bir lale yapmayı istiyorum… Beraber yapıyoruz… Sonra onu İstanbul’da çerçeveletip duvarıma asıyorum… Eve hazır Karagöz-Hacivat oyun takımı alıyorum… Anlayacağınız ben buradan çok etkileniyorum…

Oradan da bizi meşhur gümüşçüler çarşısına götürüyorlar… Fiyatlar biraz pahalı… Kolye ucuna takmalık küçük bir yusufçuk alıyorum. Oradan öğlen yemeği yiyeceğimiz yere doğru gidiyoruz…

Gün ne kadar dolu geçiyor değil mi ???  Daha yarısına geldik… Devamı haftaya…

Sağlıcakla

Anette Inselberg

Çalakalem Gezilerim... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Hemen kıvır…

 

Karikatür kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Bir elin ellerime dokunmasını bekliyorum…

Düşüyorum, bildiğim herşeyi unuttum, düşüyorum, düşüyorum. Boşluğun içerisinde bağırarak, çırpınarak, sesimi duymayarak, kimselere duyuramıyarak düşüyorum.

İçinde düştüğüm boşluğun sınırları hızla değişiyor. bir kuyu oluyor, bir çukur, sonra bir apartman aralığı, bir girdap, bir asansör boşluğu…

Sonra düşüş hızım iyice azalıyor, neredeyse duruyorum: boşluğun, karanlığın, hiçin ortasında duruyorum. Duyularım yokoluyor, ellerimi yana açıyorum, bir elin ellerime dokunmasını bekliyorum.

Bekliyorum…

Ortaya Karışık kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Bi saniye bişey deniyc..

Karikatür kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Bazen sadece seversin…

Mükemmel biri mi?
+Hayır.
-Çok mu güzel?
+Hayır.
-Çok mu zeki?
…+Hayır.
-Peki öyleyse neden o ?

+Bazen sadece seversin..

*La Fille Sur le Pont

kendi yüreğimizin fısıltısını duyamıyoruz…

Başkalarının ne dediğini kafamıza takmaktan, hep ama hep başkalarını dinlemekten, kendi yüreğimizin fısıltısını duyamıyoruz…

Elif Şafak

Satranç hayat gibidir .On parçanı kaybedip, yine de kazanabilirsin oyunu…

Satranç hayat gibidir . “Her parçanın kendi işlevi vardır. Bazıları zayıftır, bazıları ise güçlü. Bazıları oyunun başında işe yarar, bazılarysa sonunda. Ama kazanmak için hepsini kullanmak zorundasın. Aynen hayatta olduğu gibi, satrançta da skor tutulmaz. On parçanı kaybedip, yine de kazanabilirsin oyunu. İşler her an tersine dönebilir. Kazanmak için yapman gereken tek şey tahtanın üzerindeki olası hamleleri ve anlamlarını iyi bilmek ve karşındakinin ne yapacağını kestirebilmekOlasılıksız / Adam Fawer….