İki adam rüzgarda dalgalanan bir bayrak için tartışıyorlardı. Birincisi, “Gerçekte hareket eden rüzgardır,” dedi.
İkincisi, “Hayır rüzgar değil bayrak hareket ediyor!” dedi.
Oradan geçmekte olan bir Zen ustası konuşmayı duydu ve onların yanına geldi: “Ne bayrak ne de rüzgar hareket ediyor; hareket eden, sallanan yalnızca zihindir!”

Saray mensuplarından bazıları “Açamayız.” der gibi başlarını sallamışlar. Daha akıllı olan bazıları ise kapıya yanaşmışlar, onu yakından incelemeye başlamışlar. Ancak onlar da bu kapıyı açmaya güçlerinin yetmeyeceğini kabul etmişler. Diğerleri ise “Akıllı insanlar kapıyı açamayacaklarını anladıklarına göre bizim bu kapıyı açma şansımız olamaz!” deyip hiç teşebbüste bulunmamışlar.
Sadece bir vezir kapının yanına giderek onu şöyle bir gözden geçirmiş, elleriyle yoklamış, açmak için çeşitli yolları denemiş ve en sonunda kapıya kuvvetle yüklendiğinde ağır kapı açılmış. Meğer kapı zaten tam kapalı değilmiş ve açmak için deneme isteği ve yüreklilikle davranma cesaretinden başka bir şey gerekmiyormuş. Kral vezire şöyle seslenmiş: “Sadece gördüğün ve işittiğine bağlı kalmadan, kendi gücünü devreye soktuğun ve denemeyi göze aldığın için saraydaki görevi sen alacaksın.”

İçindekiler:
1 kilo dana Ciğer (yıkanmış, süzülmüş, yaprak kesilmiş)
120 gr un
1 çay kaşığı toz kişniş
1 çay kaşığı toz kimyon
1 çay kaşığı kakule tohumu (dövülmüş)
1 çay kaşığı pul kırmızıbiber
1 çay kaşığı muskat
90 ml zeytinyağı
Tuz, tane karabiber (arzu edilen miktarda, dövülmüş)
Un, tuz, karabiber ve diğer bütün baharatları iyice karıştırın.
Süzülmüş ciğerlere kağıt havlu ile hafifçe bastırarak fazla sularını alın ve bir tepsiye koyun. Üzerlerine baharatlı un serpip, hafifçe sallayarak her taraflarına bulayın.
Zeytinyağını iyice kızdırın. Ciğerlerin fazla unlarını silkeleyerek kızgın yağa atıp, hızlıca karıştırarak kahverengi oluncaya kadar kızartın. Delikli kepçe ile kağıt havlu üzerine çıkarıp, fazla yağlarını süzün.
Ciğerleri, kurutulmuş kırmızı biberle birlikte sıcak servis yapın.
Bir sabah adamın biri beni görmeye geldi. Ve “Sen ermişsin,” dedi.
İstanbul Üniversitesi Kulak Burun Boğaz Anabilim Dalı olarak 12 yaş altı işitme problemi olan, maddi durumu kötü, hiçbir sağlık güvencesi olmayan fakir çocukların tüm tedavisini ve kullandıkları işitme cihazını ücretsiz karşılayacağız.
Çevrenizde bu tür çocuklar varsa lütfen benim telefonumu verin.
SEMA ONAY (Rektör Asistanı)
Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Yurtiçi Yayın Koordinatörü
Cep Tel: 0543 291 65 65 0532 504 02 22 0532 504 02 22 0532 504 02 22 0532 504 02 22

Malzemeler
6 adet patlıcan
250 gr. kıyma
3 çorba kaşığı yağ
3 orta boy soğan
3 domates
1 bağ maydanoz
tuz
Yapılışı,
Patlıcanları yıkayıp, alaca soyduktan sonra, uzunlamasına dilimleyin ve kızgın yağda kızartıp çıkarın. İnce kıydığınız soğanı bir tenceredeki yağda 2 – 3 dakika çevirin, ardından kıymayı ilave edipbirlikte 5 – 6 dakika kavurun, domateslerin yarısını doğrayıp pişirin. hazırlanan iç doğranmış 1 bağ maydanozla birlikte patlıcan dilimlerinin arasına konarak, dilimlere sarılır ve tepsiye döşenir. Üzerlerini domates dilimleri yerleştirilir, 180 derece fırında pişirilir.
Afiyet Olsu
Bir
öğrenci meditasyon hocasına gider: “Meditasyonum felaketti. Dikkatimi toplayamadım, ayaklarım ağrıdı, uykum geldi, korkunçtu!”
Hoca sakince yanıtlar: “Bu geçecek!”
Bir hafta sonra öğrenci yeniden hocasına gelir ve şöyle söyler: “Meditasyonum harikaydı! Kendimi çok farkında, çok barış dolu, çok canlı hissediyorum! Gerçekten harika!”
Hoca yine sakince yanıtlar: “Bu geçecek!”
Usta Koanzen, çırak ile beraber iken bir köylü geldi. “Büyük usta Koanzen,” dedi, “çok mutsuzum, bu yıl tarla hiç mahsul yapmadı, çocuklarım âsi, beni asla dinlemiyor, üstelik karım da beni aldatıyor…”
Koanzen gözlerini kıstı, yanı başındaki ırmakta yüzen alabalığa baktı, sonra başını kaldırıp göklerde süzülen kartala… Ve konuştu: ”Kartallar dâima yükseklerde uçar, sudaki alabalık ise kıvrıla kıvrıla yüzer…” Sonra gözlerini yumdu. Sustu. Köylü sevinçle ”Sağolun usta Koanzen,” dedi, ”bu öğretiniz hayatımı değiştirecek.” Çırak, şaşkın ve anlamsız bakıyordu bir gidene bir kalana.
Ertesi yıl aynı köylü, elinde bir sepet dolusu hamur tatlısı ile geldi büyük usta Koanzen’e… ”Sayende,” dedi, ”hayatım yoluna girdi, mahsul bu sene çok iyiydi , çocuklarım artık sözümden çıkmıyor ve karım sadık bir eş oldu.” Bin bir minnet ile hediyesini sunup büyük ustaya, gözden kayboldu… Çırak gözlerini kocaman açarak; ”Hiçbir şey anlamadım büyük usta Koanzen ,” dedi, “siz, çok basit bir şey söylediniz. Ve ben sonucun böyle olacağını hiç ummamıştım.”
Büyük usta Koanzen gülümsedi; ”Önemli olan, çekirge,” dedi, “ne söylediğin değil, nasıl söylediğindir… Şimdi oradan bir tatlı daha ver bakalım.”