bir fikrim var…

kuş beyinli

Karikatür kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Kişiye özel doğru beslenmenin sırlarını 30 dakikada öğrenin… web site: http://foodintolerance.web.tr/

Dr.Mehmet Tandoruk ile
Kişiye özel doğru beslenmenin sırlarını 30 dakikada öğrenin… web site: http://foodintolerance.web.tr/

Ortaya Karışık kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Önemli olan en iyi olmak değil; zorlukların altından nasıl kalkılacağını bilmektir…

önemli olan en iyi olmak değil; zorlukların altından nasıl kalkılacağını bilmektir…

Çalakalem Laflarım... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

paçanga böreği…

Malzemeler:
4 adet yufka (yufkalar 8’e bölünecek)
200 gr. pastırma
500 gr.kaşar ince dilimlenmiş
2-3 adet domates
2-3 adet sivribiber
galeta unu,yumurta
kızartmak için yağ

Yufkalar 2 kat olacak şekilde üst üste konulur ve 8 parçaya bölünür.(4 yufkadan 16 börek çıkacak).İçine pastırma ,kaşar,biber domates konulur ve sigara böreği gibi sarılır ancak sigara böreğinden biraz daha enli sarılacak..Sardığımız börekler önce yumurtaya daha sonra galete ununa bulanır ve kızgın yağda kızartılır.Sıcak olarak servis edilir..Afiyet olsun ..
Yemekte Ne Var ??? kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

süper taşlar…

Karikatür kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

ızgara köfte…

Izgara Köfte
1 soğan
Yarım demet maydanoz
Yarım kg dana kıyması
1 yumurta
1 çay kaşığı zeytinyağı
1 çay kaşığı kimyon
1 çay kaşığı karabiber
Tuz

Soğanı rendeleyin. Maydanozu incecik kıyın. Bir yoğurma kabına soğanı, maydanozu, kıymayı, yumurtayı, zeytinyağını, baharat ve tuzu koyup iyice yoğurun. Harcı yoğurduktan sonra elinize yumurta büyüklüğünde parçalar alın; önce yuvarlayın sonra hafifçe üzerine bastırarak yaklaşık 1 parmak kalınlığında yassıltın ve kömür ya da fırın ızgarasını hafifçe yağlayarak arkalı önlü kızartın. Sıcak servis yapın.

Yemekte Ne Var ??? kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Taşı delmek…

Taşı delen, suyun kuvveti değil, damlaların sürekliliğidir…

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Kendimi sevme arayışlarım…

Son yedi sekiz senedir bir çığ gibi büyüyen ‘ruhsal büyüme’ çalışmalarının bir parçasıyım. Kimisi spirütel çalışma diyor, kimi kendini geliştirme diyor… Ben ‘ruhsal büyüme’ diyorum… Bu yolda nefes çalışmalarına katıldım, chi-gong alıştırmaları yaptım, kitaplar okudum, filmler seyrettim. Bütün bunlar yetmedi seminerlere katıldım, reiki öğrendim, bio enerjiyle tanıştım. Meditasyon yaptım, olumlama çalışmalarına katıldım. Listem böyle uzar da gider.

Bu konularla uğraşırken en tereddüt ettiğim durum hangi yolu izlemeliyim endişesiydi…Sonunda şuna karar verdim, her bir yöntemden kendime uyan kısımları alıp kendi yolumu yaratmalıyım…

Bir başka tereddütüm de etrafta çok fazla bilgi olması… Hangisini okumayı seçeceğimi bulmak bile mesele… Bunu da şöyle çözdüm, okurken yüreğim ısındıysa devam ediyorum, yoksa anında bırakıyorum…

Bir süre öfkemi, kırgınlıklarımı, korkularımı yok saydım. Olumlamalarla sürekli iyiyim, ya da sürekli affettim gibi cümleler söyledim. Sonra baktım bu da yürümüyor, duygularımı kabul etmeyi öğrendim. Öfkemi, kırgınlıklarımı kabul edip, şifalanmalarını dileme yolunu seçtim.

Hasta olduğumda; zihinsel sebepleri araştırdım, şiatsu yaptım. Bir yandan da ilaçlarımı içtim.İyileştim.

Tabi bir de bu konulara hiç ilgi duymayanlar var. Mesela annem… Bu konuların tamamen gereksiz olduğuna inanıyor. Hasta olunca ilacını alıyor. İyileşiyor. Kafamda annem gibi bu konulara ilgisi olmayanlarla ilgili durumu da çözdüm. İnananlar var, inanmayanlar var durumu dengeledik dedim.

Bugünlerde ise ‘kendini sevme’ alıştırmalarını inceliyorum. Bana göre işin kaynağı kendimizi sevmeyişimizden, sevemeyişimizden kaynaklanıyor. Kendimizi cezalandırma isteği, işler yolundayken herşeyin bozulmasına sebep oluyor. Alttan alta çaşılan kendimize duyduğumuz  bu yakıcı duyguyu çözebilirsek sanki herşeyi yoluna koyabilirmişiz gibi hissetmeye başladım. Bunun için de araştırmalara başladım… Neler yapılabilir diye…

Her sabah aynaya bakıp  ‘kendimi seviyorum’ demelisin diyor bir kitap… İnternette gördüğüm bir video da ise bunu sizin yerinize güzel sesli bir kadın yapıyor…Size düşün bilgisayar başında gevşeyip kadının sesini takip etmek… Başka biri her gün sevdiğiniz bir şeyi yapmak için kendinize izin vermelisiniz diyor… Yöntemler böyle uzayıp gidiyor…

Tabi bir de kendimi çok seversem ne yani bencil bir insan mı olucam diye bir başka endişe alt perdeden kendini göstermeye başlıyor.

Yine de eğer kendimizi sever ve kendimizi affedersek bu dünyayı daha iyi bir yer haline getirebilirmişiz gibi geliyor… Siz ne dersiniz…

Sağlıcakla,

Genel kategorisinde yayınlandı. Etiketler: . 2 Comments »

Kuyumcu…

Vaktiyle bir bilge hoca, yıllarca yanında yetiştirdiği öğrencisinin seviyesini öğrenmek ister. Onun  eline çok parlak ve gizemli görüntüye sahip iri bir nesne verip: “Oğlum” der, “Bunu al, önüne gelen  esnafa göster, kaç para verdiklerini sor, en sonra da kuyumcuya göster.Hiç kimseye satmadan sadece  fiyatlarını ve ne dediklerini öğren, gel bana bildir.

Öğrenci elindeki ile çevresindeki esnafı gezmeye başlar. İlk önce bir bakkal dükkanına girer ve “Şunu kaça alırsınız?” diye sorar.Bakkal parlak bir boncuğa  benzettiği nesneyi eline alır; evirir çevirir,sonra: “Buna bir tek lira veririm. Bizim çocuk oynasın” der. İkinci olarak bir manifaturacıya gider. O da parlak bir taşa benzettiği neneye ancak bir beş lira  vermeye razı olur. Üçüncü defa bir semerciye gidir: Semerci nesneye şöyle bir bakar, “Bu benim semerlere iyi süs olur. Bundan “kaş dediğimiz süslerden yaparım. Buna bir on lira veririm.” En son olarak bir kuyumcuya gider. Kuyumcu öğrencinin elindekini görünce yerinden fırlar. “Bu  kadar değerli bir pırlantayı, mücevheri nereden buldun?” diye hayretle bağırır ve hemen ilâve eder.”Buna kaç lira istiyorsun?” Öğrenci sorar: Siz ne veriyorsunuz? ” “Ne istiyorsan veririm.”  Öğrenci, “Hayır veremem.” diye taşı almak için uzanınca kuyumcu yalvarmaya başlar:”Ne olur bunu bana satın. Dükkânımı, evimi, hatta arsalarımı vereyim.” Öğrenci emanet olduğunu, satmaya yetkili olmadığını, ancak fiyat öğrenmesini istediklerini  anlatıncaya kadar bir hayli dil döker.

Mücevheri alıp kuyumcudan çıkan öğrencinin kafası karma karışıktır. Böylesi karışık düşünceler içinde geriye dönmeye başlar. Bir tarafta elindeki nesneye yüzünü buruşturarak 1 lira verip onu  oyuncak olarak görenler, diğer tarafta da mücevher diye isimlendirip buna sahip olmak için her şeyini vermeye hazır olan ve hatta yalvaran kişiler…


Bilge hocasının yanına dönen öğrenci, büyük bir şaşkınlık içinde başından geçen macerasını  anlatır. Bilge sorar: “Bu karşılaştığın durumları izah edebilir misin?” Öğrenci:”Çok şaşkınım efendim, ne diyeceğimi bilemiyorum,  kafam karmakarışık” diye cevap verir. Bilge hoca çok kısa cevap verir: “Bir şeyin kıymetini ancak onun değerini bileni anlar ve onun  değeri bilenin yanında kıymetlidir.” Her insanın hayatında varlığını ve değerini bilen, hisseden, fark eden kuyumcular mutlaka vardır.

 

Mesele kuyumcuyu bulmaktadır

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Mantar Izgara…

MALZEMELER
400 gram mantar
70 gram kaşar
1 adet yumurta
5-6 dal maydonoz
1 dal taze soğan
2 diş sarmısak
tuz
karabiber
toz kırmızı biber
HAZIRLANIŞI
Mantarlarımızı yıkıyoruz.Bir kasede yumurta,ince kıyılmış maydonoz,soğan,sarmısaklar,rendelenmiş kaşarlarımızı tuzu ve baharatlarımızı ekleyip iyice çırpıyoruz.Tatlı kaşığı yardımı ile sap kısımlarını çıkardığımız mantarlarımızın içini dolduruyoruz.Önceden ısıttığımız ızgara tavamıza yada ızgaramıza yerleştiriyoruz.Kaşarlar ereyip üzeri kızarana kadar pişiriyoruz.Afiyetler olsun..

Yemekte Ne Var ??? kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

"Sen yolunda yürü, bırak onlar ne derse desin" Horace

“Sen yolunda yürü, bırak onlar ne derse desin” Horace

Bir Hint masalına göre, kediden korktuğu için devamlı endişe içinde yasayan bir fare vardır…

Bir Hint masalına göre, kediden korktuğu için devamlı endişe içinde yasayan bir fare vardır.
Büyücünün biri fareye acır ve onu bir kediye dönüştürür.
Fare, kedi olmaktan son derece mutlu olacağı yerde bu kez de köpekten korkmaya başlar.
Büyücü bu kez onu bir kaplana dönüştürür.
Kaplan olan fare, sevineceği yerde avcıdan korkmaya baslar.
Büyücü bakar ki, ne yaparsa yapsın farenin korkusunu yenmeye imkan yok.
Onu eski haline döndürür. Ve der ki,”Sen cesaretsiz ve korkak birisin.
Sende sadece bir farenin yüreği var. O yüzden ben sana yardım edemem.”
Ünlü yazar Shakspeare, bu konuda söyle diyor :
“İnsanların çoğu Sevmekten korkuyor, kaybetmekten korktuğu için..
Düşünmekten korkuyor, sorumluluk getireceği için.
Konuşmaktan korkuyor, eleştirilmekten korktuğu için.
Yaşlanmaktan korkuyor, gençliğin kıymetini bilmediği için.
Unutulmaktan korkuyor, dünyaya iyi bir şey vermediği için.
Ve ölmekten korkuyor, aslında yaşamayı bilmediği için….

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Yabancıyı ısır, sahibine dokunma!…

Karikatür kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Sonsuzluğa giden ‘an’lar…

Bazen öyle anlar yaşıyorum ki, o kareyi dondurmak ve sonsuza kadar saklamak istiyorum…

Mesela metroda yürüyorum, yorgunum. Eve varmak için hızlı yürüyorum. Derken metroda müzik çalanların sesi geliyor kulağıma… Bildik bir şey çalıyorlar… Kendimi onlarla beraber söyler buluyorum. Cüzdanımı açıyorum, bozuk para atıcam çocuklara… Belki bir çay içecekler o parayla… İşte parayı atarken, çalgıcıyla gözgöze geldiğimiz o an… Ben hafif utangaç, o hafif müteşekkir… İşte o an donup kalsın istiyorum…

Yolda yürüyorum, bir kız çocuğu. Üstü başı düzgün. Siyah saçlı. Saçları toplanmış. Yanıma gelip, abla bana büfeden dönerli sandiviç alırmısın diyor? Tamam diyorum… Büfeye gidiyoruz, bir de yanına kola istiyor. Ona da tamam diyorum… İstedikleri eline gelince, o çocuk masumluğuyla teşekkür ederim abla dediği zaman gözlerindeki parıltıyı dondurmak istiyorum…

Rumelihisarında açık çayımı yudumlayıp, karşı kıyının doyulmaz manzarasına baktığım o anı da donduralım…

Yeni birisiyle tanışmışım, daha ne olacağı belli değilken , bana attığı o ilk mesajı okuduğum zamanki heyecanımı dondurmak istiyorum…

Annemin saçını okşayıp, sen bu ailenin ana kraliçesisin deyip, onu mutlu ettiğim o anı da koyalım…

Kavga edipte, çok uzun süredir görmediğim eski erkek arkadaşımı yolda görüp, amann ne çocukmuşuz deyip, birbirimize sarılıp, herşeyi geride bıraktığımız o dostluk anını da katalım…

Boğazım ağrıyarak kalktığım, bütün gün kendimi, ıhlamurlara, bitki çaylarına verdiğim günün sonunda artık iyileştiğimi anladığım o anı da alalım…

Sadece kardan adam değil kardan kadında yapalım yazısını görüp gülümsediğim o anı da alalım…

Sabah erken kalkıp, güneşin doğuşunu yakaladığım bir sabah, pencereden tüm o kızıllığı hayranlıkla seyrettiğim o anı da donduralım…

Çiftlikte sabah vakti, köpeğin suyunu ve yemeğini verince, teşekkür mahiyetinde elimi yaladığı o anı da alalım…

Sanki liste uzayıp gidecekmiş gibi geldi… En iyisi buralarda kesmek… Hayat bana göre bir resim… Hepimiz kendi resmimizi yapıyoruz… Her fırça darbesi bir ‘an’a denk geliyor… Eğer bütün anları güzel doldurursak, harika bir resmimiz olur demektir… Bütün hayatı güzel yaşarız demektir…

Sizin sonsuzluğa giden anlarınız neler?…

Genel kategorisinde yayınlandı. Etiketler: . Leave a Comment »

Çekirge…

Çekirge,1 sıçrar 2 sıçrar 3 sıçrar 4 sıçrar 5 sıçrar.. Sıçrar yani sonuçta çekirge bu :)))

Ortaya Karışık kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »