Hepimiz bencilliğimiz, öfkemiz ve önyargılarımız yüzünden mutsuz sonlara sürüklemiyor muyuz kendimizi? Sonra ahmakça soruyoruz ‘’Bu hikaye neden mutlu sonla bitmedi?

Minik bir uğur böceği yaşarmış bir ormanda. Dokunsan incinecek kadar narin, kırılgan ve güzel. Bu minik uğur böceği beyaz bir çiçeği ararmış koskoca ormanda. Çiçek, yalnızca kışın en soğuk, en yağmurlu ve en karamsar gününde açar, siyah yapraklarının arasından mucize yaratarak usulca süzülüp büyülermiş görenleri. Güneş doğar doğmaz solar ve yeniden toprağa karışırmış. Minik böcek umutla her çiçeğe konup, bu kez buldum der, sonra yanıldığını anlayıp kanatlarını açar uzaklaşırmış. Konduğu her çiçekte bir beneğini bırakırmış, güzelliğinden biraz daha yitirerek, biraz daha diğerlerine benzeyerek her gidişinde beyaz çiçeğin hayaliyle çırparmış minik kanatlarını.

Bir gün hava çok kararmış, şimşekler bulutlara sinirlenip şiddetle kükremişler, kocaman kocaman damlalar yutmaya başlamış her bir yanı. Böcek endişeye kapılmış, korkmuş ne yapacağını bilmeyerek ordan oraya uçmaya başlamış. Kocaman yağmur damlası gökten kendisine doğru süzülürken bataklığa doğru tüm gücüyle kaçmış. Eğer gücü biterde düşerse öleceğini biliyormuş burada. Gördüğü her çiçeğe sığınmaya çalışmış ama nafile. Git buradan! Diye bağırıyorlarmış, biz kendimizi bile zor taşıyoruz! Çaresiz kurumuş bir dala konmak zorunda kalmış minik böcek. Öyle korkmuş, öyle savunmasız kalmış ki ilk rüzgarda dalın üzerinden savruluyormuş ama kanatlarından biri dalın üzerindeki dikene takılmış. Rüzgar sinirlenip gitmiş. “Heeeeyyy ne işin var senin burada!” Diye söylenmiş dal. “Git buradan!’’ ‘’Gidemem’’ demiş böcek. “Gidecek hiçbir yerim yok benim.” Dal; “Bizde ateş böceklerine yer yok!” “Ama ben ateş böceği değilim ki ben uğur böceğiyim” demiş bizimki. “Öyleyse beneklerin nerede? Kimi kandırdığını sanıyorsun sen!” demiş dal. Gerçektende uğur böceği fırtınadan kaçarken tüm beneklerini sığınmaya çalıştığı çiçeklerde düşürmüş.

Artık kimse benim uğur böceği olduğuma inanmayacak diye düşünmüş bizimki. O kadar üzülmüş ki beyaz çiçeği bulma umudundan vazgeçip kanatlarını daldan aşağı bataklığa doğru bırakmış. İşte şimdi yalnızca sıradan bir böceğe benziyorum demiş dala. Dal olup biteni anlamamış. Gördüklerime inanmak varken basit bir böceğin lafına mı kanıcam demiş. Biraz zaman geçince hava iyice kararmaya, etraf soğumaya, şimşekler daha da kızmaya başlamışlar. Dalın rengi atmaya başlamış, İçi içine sığmıyor, başı patlayacakmış gibi ağrıyormuş. Birden dal çatlamaya başlamış. Böcek bir oraya bir buraya savruluyormuş. Düşmemek için sımsıkı tutunuyormuş ama nafile. Elleri parçalanıp kanamaya başlayınca artık bir umudum kalmadı deyip gevşetmiş avuçlarını. Dal, avuçlarının arasından sıyrılıp kopmuş. Böcek bataklığa doğru düşmeye başlamış. O sırada parçalanan dalın içinden büyüleyici, bembeyaz bir çiçek görünmüş.

Etrafına ışık saçarak karanlığı aydınlatıyormuş. O an anlamış böcek onca zamandır aradığının, uğruna başkalaşıp sıradanlaştığı güzelliğin bu çirkin dalın içinde gizlendiğini. Ama artık çok geçmiş. Çünkü ne dal, onun uğur böceği olduğuna inanmış ne de böceğin onca zamandır aradığı bu çiçeğe uçacak kanatları kalmış. Çiçek, daha güneş doğmadan solmuş. Güzelliğini gören tek böcek ona gelmediği için. Ve böcek dalın inançsızlığı yüzünden bataklığa saplanıp ölmüş, öfkesine yenilip kanatlarından vazgeçtiği için. Hepimiz bencilliğimiz, öfkemiz ve önyargılarımız yüzünden mutsuz sonlara sürüklemiyor muyuz kendimizi? Sonra ahmakça soruyoruz ‘’Bu hikaye neden mutlu sonla bitmedi?’’

Sinem Çetin