Günahın ve bilgeliğn lezzetini damağında yine hissettiğinde, ağzından şu sözler döküldü: “Dur! Geçme! Ne kadar güzelsin!”


Hakikatı görür görmez büyük bir utanç duydu. Dünyevi bilgiyi reddedip Tanrı’ya erişmek,onu görmek istiyordu. Bu dileği kabul edildi ve göklere yükselmeye başladı. Artık ışığın içinde, Huzur Ülkesi’ndeydi. Göklere yükselirken Aydınlık gitgide artıyordu. İşte tam bu sırada yoluna Azazil çıktı ve ona, sonsuz bilgeliğin meyvasını uzatıp, Tanrı’da yok olmak ile Tanrı olmak arasında bir seçim yapmasını istedi. Yok olmak, olmaktı; ama o, Tanrı olmak istedi ve Bilgelik meyvasını tattı. Tanrı’yı değil, iyiyi ve kötüyü bildiğinde, böylece o kendisinden ayrıldı, özünü kaybetti. Aradığı bilgeliğe, yani Dünya’ya kavuştu. Bütün atalarını teker teker gördü. Hayatı an be an gözlerinin önünden geçerken, onu ikinci bir kez yaşadı. aynı ıstırapları, aynı utançları ve aynı kederi tattı. Nerede ne hata yaptığını bilmiyordu. Bunu öğrenmesi gerekmekteydi. Acıpayam’da bir viranede Azazil kendisine o lezzetli meyvayı verince cevabı bulduğunu sandı. Günahın ve bilgeliğn lezzetini damağında yine hissettiğinde, ağzından şu sözler döküldü: “Dur! Geçme! Ne kadar güzelsin!” Dileği kabul edilecek ve bu an asla geçmeyecekti. Rezil bir döngü ve sonsuz bir an içindeki cehennemi, bilgeliğin ve günahın tadına ermiş dilinden dökülen bu kelimelerle, aslında kendisi seçmiş oldu.
….
Efrasiyab’ın Hikayeleri’nden, İhsan Oktay Anar