İyi Yönlere Odaklan…

51748903_1405113339631098_2361595051970134016_n[1]

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Kimle Gittiğin ÖNEMLİ…

51701505_1300245140113351_514233466527678464_n[1]

Hayatta kendinize yapmanız gereken 17 paha biçilmez iyilik

hayatta-yapmaniz-gereken-17-paha-bicilmez-iyilik

 

1. Kendinizi değersiz hissettiren insanları hayatınızdan bir bir uzaklaştırmak.
Büyük şeyler başarabilecek yeteneğiniz, azminiz olmasına rağmen böyle bir çevreye sahip olduğunuzda “Zor o iş”, “Yapamazsın sen onu” diyenler yüzünden olmanız gereken yerden çok daha aşağılarda oluyorsunuz. Potansiyelinizi kısıtlayan her türlü ortamdan uzaklaşın.
2. Başka insanların hayatlarını önemsememek.
Sürüler halinde başkalarının hayatına özenilip, onlar ne yapıyorsa aynısını yapma uğraşına giriliyor. Ayrılınca kurdun kapmadığı bir sürü bu, iyisi mi ayrılın.
3. Yalnız kaldığınızda bile sıkılmayan biri olabilmek.
Niye yalnızken karamsar olunur ki, mis gibi kafa dinliyorsunuz. İnsanlarla da uğraşmak zorunda kalmıyorsunuz.
4. Düzenli olarak şehirden uzaklaşıp doğaya kaçmak.

İnsan içine çıkmak da gerekmez, isterseniz tek başınıza gidin doğayla iç içe olabileceğiniz bir yere. Hayatın mola yeri gibidir buraları.
5. Her şeyi kafaya takmamak.
Söylemesi kolay, gerçekleştirmesi zor bir durum. Zamana yayarak takmamayı da öğrenebiliyorsunuz. Şimdiye kadar taktınız da ne oldu, sadece kendinize zarar.
6. Geçmişi geçmişte bırakıp yeni bir sayfa açmak.
Geçmişe sadece ders olması için bakın. Yoksa bir yük olmaktan başka bir işe yaramayacaktır.
7. Paranın peşinden koşarken anı kaçırmamak.

Yaşlanınca dört bir tarafın parayla dolu olsa ne fayda, her yaşın tadını ayrı ayrı çıkaramadıkça.
8. Eşyaya ve insana bağımlı olmamak.
“Kişi nesneleri düşündüğünde, bunlara karşı bir bağımlılık ortaya çıkar; bağımlılıktan arzu doğar; arzudan öfke doğar. Öfkeden yanılgı gelir; yanılgıdan aklın yitimi; aklın yitiminden ayrım kabiliyetinin çöküşü gelir. Ayrım kabiliyetinin yok oluşuyla kişi mahvolur.” – Bhagavad Gita

9. İzleyici olmaktan çıkıp, yapmaya başlamak.

Enstrüman çalmayı mı öğrenmek istiyorsunuz, yapın o zaman; dünyayı gezmek mi istiyorsunuz, yapın o zaman. Hayat geçip gidiyor, en iyi zaman şimdidir. Bundan 20 yıl sonra ahlar etmemek için ertelemeyin, sadece yapın!
10. Kaçmış fırsatlar için ağlamayı bırakmak.
Kaçan fırsatlar için üzülürken önünüzden geçen fırsatları görmeyebilirsiniz. Biri gider, biri gelir.
11. Yeniliklere açık olmak.
Yeni insanlar, yeni müzikler, yeni şehirler keşfedin. Maceracı bir kişiliğiniz olsun, böylece sürekli yepyeni bir insan olarak kalacaksınız.
12. El alem ne der düşüncesine gereksiz yere kafa yormamak.
Kim ne der diye aldırmadan yaşayın. Siz hayatınıza ne diyorsunuz, asıl o önemli.
13. Gerek bilgi gerek sağlık olarak kendinize yatırım yapmak.
Kötü alışkanlıklarınızdan kurtulun, spor yapın, tecrübeler edinin, okuyun, okuyun, okuyun…
14. İçinize sinmeyen hiçbir şeyi yapmamak.
Yaş kemale erdi diye çevre baskısından dolayı duygularınızdan emin olmadığınız biriyle evlenmeyin mesela; ya da en basit konu bile içinize sinmiyorsa yapmayın, boş verin!
15. Her işinizi kendiniz görebilmeye alışmak.
Kimseye muhtaç kalmadan kendi işinizi kendiniz görmeye çalışın. Zaten başkasına güvendiğinizde illaki bir aksilik çıkıyor. Hem bu şekilde daha fazla tecrübe kazanırsınız ve ileride karşılacağınız sorunlar karşısında dimdik durursunuz.
16. Mücadele etmekten ve hatalarla yüzleşmekten kaçmamak.
Çözmenin ve düzeltmenin zor olduğu durumlarda bile en azından denemiş olun.
17. Koskoca bir evrende göz açıp kapayıncaya kadar yaşayan zerre kadar canlılar olduğumuzun farkına varmak.

Her bir nokta aslında bir galaksi. Yani her nokta milyarlarca devasa yıldız barındırıyor. Noktaların içindeki milyarlarca noktanın birinin etrafında dönen bir noktanın içindeki noktayız.

Kaynak: indigo

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Dünyanın İlk Tapınağı Göbeklitepe Hakkında Bilmemiz Gereken 14 Şey

İnsanlık tarihi hakkında bildiklerimizi yeniden düşünmemizi sağlayacak, yerleşik tarih anlayışını ve bilgilerini değiştirip, dinler tarihini sorgulatacak, bir kısmımızın varlığından haberi dahi olmadığı bir arkeolojik çalışma 1995 yılından beri Urfa Göbeklitepe’de devam ediyor. İnşası Milattan önce 10000 yılına uzanan Göbeklitepe tarihteki en eski ve en büyük ibadet merkezi olarak biliniyor. Göbeklitepe İngiltere’de bulunan Stonehenge’den 7000, Mısır piramitlerinden ise 7500 yıl daha eski. Ayrıca yerleşik hayata geçişi temsil eden kültür bitkisi buğdayın atasına da Göbeklitepe eteklerinde rastlanmıştır. İnşa edildikten 1000 yıl sonra üstleri insanlar tarafından kapatılarak gömülen bu tapınaklar yeniden gün ışığına çıkıyor.

1. Göbeklitepe’nin coğrafi konumu
Göbeklitepe, Şanlıurfa’nın 20 kilometre kuzeydoğusundaki Örencik köyü yakınlarında, yaklaşık 300 metre çapında ve 15 metre yüksekliğinde geniş görüş alanına hakim bir konumda yer almaktadır.
2. Göbeklitepe, tarihin bilinen ilk ve en büyük tapınağı

anette inselberg göbeklitepe
Neolitik döneme ait Göbeklitepe, ilk tapınağın dolayısıyla yeryüzündeki ilk inancın merkezi olabilmesi açısından önemli. Bu bölgede yaklaşık 20 tapınak tespit edilmiş ve şu ana kadar yalnızca 6 tapınak gün ışığına çıkartılmıştır.
3. En eski yapıttan 7500 yıl daha eskiye ait
Göbeklitepe bu zamana kadar bilinen en eski yapıt ve tapınaktan 7500 yıl daha eskiye ait. Göbeklitepe’nin keşfine kadar bilinen en eski tapınak ise Malta’da bulunmakta ve 5000 yaşında. Ayrıca Stonehenge’den 7000, Mısır piramitlerinden ise 7500 yıl daha yaşlı…
4. Kayaların biçimlendirilmesi ve tapınağın inşası
Göbeklitepe’nin inşa edildiği dönemde insanoğlu bitki toplayan ve hayvanları avlayan küçük gruplar halinde sürekliliğini sağlıyordu. Kayalık bölgelerden, büyük sütunların ve ağır taşların el arabaları ve yük hayvanları olmadan 2 kilometre taşınarak Göbeklitepe’ye getirilmesi için muhtemelen tarihte insanların ilk defa bu kadar kalabalık bir şekilde bir arada olması gerekmişti.

5. Mağara duvarlarındaki resimlerden kabartma hayvan figürlerine

anette inselberg göbeklitepe
Mağarada duvarlarındaki avcılığı temsil eden resimlerden ziyade burada hayvan figürleri tek ve kabartma olarak işlenmiş, sanatsal açıdan farklı bir anlayışı etkileyici biçimde yansıtmaktadır. Taşlar üzerinde işlenmiş akrep, tilki, boğa, yılan, yaban domuzu, aslan, turna ve yaban ördeği figürleri yer almaktadır. Bir kısım arkeoloğa göre bu hayvan figürleri tapınağı ziyaret eden farklı kabilelerin sembolü olarak nitelendiriliyor.
6. Buğdayın atası Göbeklitepe’de
Bölgede yapılan araştırmalar ve elde edilen bulgular doğrultusunda önemli kültür bitkisi olan ve yüzlerce genetik varyasyonu bulunan buğdayın atasının ilk olarak Göbeklitepe eteklerinde yetiştiği ortaya çıkarıldı.

7. T sütunlarda yer alan 3 boyutlu aslan figürü

anette inselberg göbeklitepe kabartma

Arkeologlar boyları 3 ile 6 metre arasında değişen T biçimindeki sütunların stilize edilmiş insan figürleri olduklarını düşünüyorlar. Sütunlar üzerine yansıtılan diğer figürlerden farklı olarak aşağı doğru iner şekilde tasvir edilen 3 boyutlu aslan kabartması dikkat çekiyor. Bu ve diğer aslan figürleri neolitik dönemde aslanların Anadolu’da yaşamış olma ihtimalini güçlendiriyor. İnsanları temsil eden T sütunlarının ağırlıkları 40 ile 60 ton arasında değişiyor.

anette inselberg t sütunlar
8. Çiftçinin bulduğu oymalı taşla gelen arkeolojik devrim
1983 yılında tarlasını süren Mahmut Kılıç tarlada bulduğu oymalı taşı müzeye götürdü fakat eser sıradan bir arkeolojik bulgu olarak Urfa Müzesi’nde sergilenmeye başlandı. 1963 yılında ise İstanbul Üniversitesi ve Chicago Üniversitesi ortak bir çalışma yürütmüş, bölgeyi incelemiş fakat çalışmaların üzerinde durulmamıştır.
9. Ve çalışmalar 1995 yılında başlıyor
Şanlıurfa Müzesi başkanlığında ve Prof. Dr. Klaus Schmidt’in bilimsel danışmanlığında kazılar başlamıştır. 2007 yılında ise kazı başkanlığına Klaus Schmidt getirilmiştir.

10.Tarihi tapınakta tarihi hırsızlık
2010 yılında, 40 santimetre boyunda, 25-30 kilogram ağırlığında taştan yapılmış ve üzerinde hayvan figürleri olan insan başı heykelinin çıkartıldıktan iki gün sonra kazı alanından çalındığı tespit edildi.
11. Bira için tarım!

anette inselberg göbeklitepe (2)
Bulgular taş devri insanlarının bira içtiğini de gösteriyor. Kazılarda şu ana kadar en büyüğü 160 litrelik kapasiteye sahip kireç taşına oyulmuş, altı bira varili bulundu. Klaus Schmidt, bulgular ışığında, insanoğlunun ekmek için değil, bira uğruna tarıma başladığına, bunun da ilk kez Urfa’da gerçekleştiğine kanaat getirmiş.

12. Sıvı kullanılarak yapılan törenler
Arkeologlar tapınak kalıntılarındaki zeminlerinin özellikle sıvıyı geçirmeyecek şekilde yapıldığına dikkat çekiyor. Buradan, törenleri ne olduğu şu an kesinleşmese de bir sıvı (kan, su, alkol v.b.) eşliğinde gerçekleştirdikleri fikri oluşuyor.
13. Tarımla değil tapınakla gelen yerleşik hayat
Göbeklitepe, yıllardır tarih derslerinde öğretilen “göçebe toplulukların tarımı öğrenerek yerleşik hayata geçtiği” tezini de çürütüyor. Yerleşik hayata geçişin çiftçilik ve hayvancılığın ortaya çıkışıyla birlikte gerçekleştiği düşünülüyordu. Schmidt’e göre ise avcı ve toplayıcı toplulukların Göbeklitepe gibi dini merkezlerde sürekli olarak bir araya gelmelerinin sonucunda yerleşik hayata geçilmiştir. Kalabalık toplulukların ibadet merkezine yakın olma arzusu ve çevrede bu toplulukların ihtiyaçlarını karşılayabilecek düzeyde yeterli kaynak bulunmamasından dolayı insanlar tarıma yönelmişlerdir. Yani tarım yerleşik hayatı getirmemiş, dini mabetlerin etrafında kalma arzusu sonucunda yerleşik hayat tarımı getirmiştir.
14. Göbeklitepe UNESCO Dünya Miras Geçici Listesi’nde

anette inselberg göbeklitepe klaus
Göbeklitepe 2011 yılında UNESCO tarafından Dünya Miras Geçici Listesi’ne alınmıştır.

Göbeklitepe’de kazı başkanlığını yürüten Prof. Dr. Klaus Schmidt yaşadığı kalp krizi sonucu hayatını kaybetti.
“Göbeklitepe’deki kazılarda elde ettiğimiz bulgularla, dünyanın bilinen en eski tapınma merkezlerinden birinin bu bölgede olduğunu ortaya çıkarmıştık. Ancak, son kazı çalışmalarıyla tapınma merkezinin dünyanın en büyük tapınma merkezi olduğunu tespit ettik. Yaptığımız araştırmalarda, Cilalı Taş Devrinde yaşamış insanların, yabani sığır, akrep, tilki, yılan, aslan, yaban eşeği, yaban ördeği ve yabani bitki kabartmalarını incelediğimizde hayvanlarını evcilleştiremedikleri sonucuna ulaştık. Ayrıca, dikili taşların (Stel) üzerindeki resimler ve kabartmalar o dönemde yaşamış olan insanların sanatları hakkında bizlere fikir veriyor. Buradaki tapınak, dünyanın bilinen en büyük tapınağı olma özelliğini taşıyor” Prof. Dr. Klaus Schmidt

Kaynak: onedio

Akış…

51996410_2275208376023913_6421059790662795264_n[1]

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. 1 Comment »

Hakkımda Hayırlı…

52309311_2016514981794807_3787068463852290048_n[1]

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. 1 Comment »

Sevmek ve Sevilmek…

52008448_629333094198374_6335041126256345088_n[1]

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Çözüm Odaklı Olmak

anette inselberg paulo coelho

 

Tibet dağlarının ücra köşelerindeki bir manastırda Üstadın başdanışmanı vefat etmişti. Üstad kendisi için bir başdanışman seçmeliydi. Başdanışmanlık görevini yürütebilecek düzeydeki talebelerini topladı ve durumu açıkladı:

– Bana yardımcı olacak bir başdanışman lazım. Birazdan vereceğim problemi çözen kişi benim başdanışmanım olacak.

Bunu söyledikten sonra sehpanın üzerine, zarif bir gülün bulunduğu antika bir vazo koydu. Üstad “İşte problem bu”, dedi ve öğrencilerine başka hiçbir şey söylemeden gözlerini yumdu. Herkes vazonun ve gülün güzelliğine hayran oldu. Ortada bir problemin olduğunu ve onun çözümünün bulunması gerektiğini bilen talebeler kafa yormaya başladılar.

Ansızın talebelerin birisi yerinden kalktı ve elinin tersiyle sehpadaki vazoyu yere savurdu. Üstad gözlerini açtı ve “Artık benim başdanışmanımsın”, dedi. Talebeler olan biteni anlayamadı. Üstad ise sözlerine şöyle devam etti:

– Sizler problemin içindeki cazibeye kapılarak onu çözmekten aciz kaldınız. Bu kardeşiniz ise problemin problem teşkil ettiğinin bilincinde olarak onu ortadak kaldırdı. Hayatımızda cazibesine kapıldığımız bir sürü problem olur, kalbi okşayan ama sorun yaratmaktan başka işe yaramayan ve vazgeçmek istemediğimiz ilişkiler, alışkanlıklar ve istekler gibi.

Önemli olan çözüme odaklanmaktır, bizi çözümden uzaklaştıran problemin içindeki güzelliğe değil.

* PAULO COELHO

İçinizi Parça Pinçik Edecek Theodoros Angelopoulos Filmleri

anette inselberg angelopoulos filmleri

Şu hayatta bütün filmlerini izlemek istediğim yönetmen sayısı bir uzaylı elinin parmaklarını bile geçmez. Rahmetli Theo da bunlardan biri. Kendisi Yunan asıllı olup şiir, fotoğraf, müziği bilendırda çekip uzo bardağında servis eder. Filmlerinden keyif alabilmek için öncelikle, yüzlerce uçarlı kaçarlı boktan Hollywood filmi izleyip; “Lanet olsun dostum! Sinema bu olmamalı” demiş olmanız gerekiyor. Angelopoulos’un puslu kadrajında, yollar, yolculuklar, topraktaki ve aklımızdaki sınırlar, mitolojik göndermeler, politika, tanrıyı ve özgürlüğü arayış, insani duygular ve daha nicesi bir şiirin mısraları gibi alt alta dizilir. Genel izleyecinin “bayık” diye tanımlayacağı çok uzun sahnelerle anlatır derdini bu adam. Bir de neredeyse tüm filmlerinin müziklerini yapan Eleni Karaindrou isimli bir kankitosu vardır ki o ayrı bir blog yazısı konusu…
Aşağıda en beğendiğim 7 filmini sıralıyorm. Hemen hepsini yeyip bitirmeyin sakın, karnınız ağrır!
1-Mia aioniotita kai mia mera (Sonsuzluk ve bir gün) http://www.imdb.com/title/tt0156794
Hayatının son demlerini yaşayan hasta bir adam ve Yunanistan’a yasa dışı yollardan göçmüş bir veletin yollarının kesişmesiyle başlar. Zamanda ani geri dönüşler ile ihtiyar Alexander’ın hayatına göz atarız. Masalsı bir havada giderken, hayatın keskin, buzlu ve uzun virajlarında “gerçekler” ile çarpıştırır bizi Theo reyiz.
2-Topio stin omichli (Puslu Manzaralar) http://www.imdb.com/title/tt0096288
2 küçük kardeşin Almanya’da yaşayan babalarını bulabilmek için çıktıkları yolculuğu konu alır. Tam bir yol filmidir. Arayışı, bulamayışı, hayal kırıklıklarını, ilk aşkı ve gitmeyi anlatır.
3-To livadi pou dakryzei (Ağlayan Çayır) http://www.imdb.com/title/tt0366721
20. yüzyılın başlarında yaşadıkları yerden göçmek zorunda kalan bir grup insan görüntüleriyle başlar. Birlikte büyüyen esas oğlan ve yetim esas kızın zaman ve hormonlar ile alevlenen aşkını izleriz. Sonrası yine hep dert, hep tasa… Olaylar, olaylar…
4-To vlemma tou Odyssea (Ulis’in Bakışı) http://www.imdb.com/title/tt0114863
Amerikalarda gurbet hayatı süren bir sinemacının çekilmiş ilk filmin peşinden gidişini anlatır. Varlığından emin olmadan bir efsanenin ardında o Balkan toprağı senin bu Balkan toprağı benim dolaşır bu herif. Ağırdır, karadır bu film. Replikleri ile sırtınıza, ucuna iğne takılmış tüftüf kağıtları fırlatır zalım Theo.
5-To meteoro vima tou pelargou (Leyleğin Geciken Adımı) http://www.imdb.com/title/tt0102439
Stelyo Berberakis kılıklı bir habercinin iş icabı Yunanistan — Arnavutluk sınırındaki hiç de şirin olmayan bir köyde yaşadıkları anlatılır. “Sınırlar bizim içimizde…” mottosu taşır bu film. “Başlarım siyasetinize” deyip basıp giden bir politikacının izini sürer gibi yapıp mülteci hayatını anlatır.
6-I skoni tou hronou (Zamanın Tozu) http://www.imdb.com/title/tt0765442
Sanatçı bu eserinde, “sevginin deadline’ı olur mu?” sorusunu sormuş. Cevabını da, politik manzaralarla süslü bir sulu boya tabloyu kafamızdan aşağı geçirerek vermiş. Amerika, Almanya, İtalya, Rusya, Kazakistan, Kanada gibi alakasız ve çarpık mekanlarda bir makrome örer gibi örmüş hikayeyi adam.
7-O melissokomos (Arıcı) http://www.imdb.com/title/tt0091506
Bütün gün, baldır, petektir uğraşan bir arıcının kovanlarını bahar ile kavuşturmak için çıktığı yolculuğu anlatır. İçsel bir zaman yolculuğuna dönüşür birden. Koptuğu ailesini, eski arkadaşlarını ve büyüdüğü evi ziyaret eder. Yol arkadaşı da Amerikan özentisi genç bir kızcağızdır.

Kaynak: bora gökalp

Farkına Varmak…

anette inselberg farkına varmak

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. 1 Comment »

Bir kimse ile karşılaştığınız zaman, onu nasıl görürseniz, kendinizi de öyle göreceksiniz.

anette inselberg sevgiye dönüş

 

Bir kimse ile karşılaştığınız zaman, onu nasıl görürseniz, kendinizi de öyle göreceksiniz. Ona nasıl davranırsanız, kendinize de öyle davranacaksınız. Onun hakkında ne düşünürseniz, kendi hakkınızda da öyle düşüneceksiniz. Bunu asla unutmayın, çünkü siz o insanda ya kendinizi bulacak ya da yitireceksiniz.” Mucizeler Kursu
İlişkiler yaşamı anlamak, kim olduğumuzu, korktuğumuz şeyleri, gücümüzün ya da güçsüzlüğümüzün nereden geldiğini ve gerçek sevginin anlamını keşfetmek için bize sunulmuş fırsatlardır. İlişkiler evrenin laboratuarlarıdır ki, orada karşılıklı olarak azami büyüme fırsatına sahip olan insanlar bir araya gelir ve birbirlerinin gelişiminde görev alırlar. Hiçbir karşılaşma rastlantısal değildir. Karşılaşması gerekenler karşılaşacaklar ve bir ilişki potansiyeli içinde birbirlerinin gelişmesine öğrenmesine katkıda bulunacaktır.
Bir ilişkide üç öğretim düzeyi vardır, diyor Marianne Williamson:
Birinci düzey, bizim tesadüfen karşılaşma olarak düşündüğümüz, örneğin iki yabancının asansörde karşılaşması veya iki öğrencinin okuldan eve birlikte yürümeleri gibi. Bunda bile, olabilir ki asansördeki insanlar birbirlerine gülümseyebilirler ya da öğrenciler arkadaş olabilirler. Biz en çok da bu rastlantısal karşılaşmalarda, kişiliklerimizin sert ve sivri kenarlarını törpüleme fırsatı buluruz. Rastlantısal karşılaşmalarda kendini belli eden kişilik zaaflarımız, yakın ilişkilerde kaçınılmaz bir şekilde büyümüş olarak ortaya çıkacaktır. Eğer banka veznedarına ters davranırsak, en çok sevdiğimiz insanlara karşı nazik davranmamız daha zor olacaktır.
İkinci düzey, daha sürekli bir ilişkidir ki burada iki kişi, bir süre için, oldukça yoğun bir öğretme-öğrenme sürecine girer ve sonra görünüşte ayrılırlar. Birlikte geçirdikleri zamanlarda onlar, öğrenecekleri bir sonraki dersleri için gerekli deneyimlerden geçerler. Yaşadıkları fiziksel yakınlık onların arasındaki yüksek öğretim ve öğrenim düzeyini artık kaldıramaz (taşıyamaz) olduğunda, ödev fiziksel ayrılığı gerektirecektir. Bununla birlikte, bu ilişkinin sonu gibi görünse de aslında bir son değildir. İlişkiler ebedidir. İnsanlar fiziksel madde değil, enerji olduklarından, ilişkiler de bedene değil, zihne aittir. Bedenlerin birleşmesi gerçek birleşmeye delalet edebilir de, etmeyebilirde; çünkü önemli olan zihinsel birleşmedir. Yirmi beş yıl aynı yatakta uyumuş insanların gerçek anlamda birleşmiş olmayabileceği gibi, birbirlerinden kilometrelerce uzakta olan insanlar asla ayrılmamış olabilirler.
Çoğu zaman, ayrılmış ya da boşanmış çiftler görürüz ve onların ilişkilerinin “başarısızlığa uğramasına” üzülerek bakarız. Fakat eğer her iki insan öğrenmeleri gerekli olanı öğrenmişlerse, o zaman o ilişki başarılı olmuş demektir. Şimdi artık, daha başka yollardan daha çok şey öğrenmek için fiziksel ayrılığın vakti gelmiş olabilir. Bu sadece bir başka yerde, başka insanlardan öğrenmek anlamına gelmez; aynı zamanda, ilişkinin mevcut biçimini bırakarak saf sevgi derslerini öğrenmek anlamına gelir.
Üçüncü öğrenim düzeyi ise, bir kere kurulduktan sonra hayatımız boyunca devam eden ilişkilerdir. Kendisiyle bir ömre değer dersler öğreneceğimiz bir kimse, hayatımızdaki varlığı ile bizi büyümeye zorlayan kimse demektir. O kimi zaman ömrümüz boyunca kendisi ile sevgi dolu paylaşımlarımız olan birini temsil eder, kimi zaman ise yıllar buyunca, hatta ebediyen böğrümüzde bir diken gibi deneyimlediğimiz birini temsil eder. Birinin sırf bize öğreteceği pek çok şeyi bulunması demek, onu sevdiğimiz anlamına gelmez.
Bize öğretecek en çok şeyi olanlar, kendi sevme kapasitemizin sınırlarını bize gösteren kimselerdir. Onlar korkulu hallerimizi bilinçli ya da bilinçsiz olarak zorlayanlardır. Onlar bize duvarlarımızı gösterirler. Duvarlarımız bizim yaralarımızdır –bizim artık daha fazla sevemeyeceğimizi, bundan daha derin bir bağ kuramayacağımızı insanları bir noktadan sonra bağışlayıp geçemeyeceğimizi hissettiğimiz yerlerdir- Biz nerelerde şifaya ihtiyacımız olduğunu görmek ve bu şifa sürecine yardımcı olmak için birbirimizin hayatında yer almaktayız.
Eğer bir ilişki şifa bulmamış taraflarımızı örtbas etmemize olanak veriyorsa, o zaman o bizim büyümemize değil, saklanmamıza yarıyor demektir. Evren bunu asla desteklemez.
MARIANNE WILLIAMSON
Sevgiye Dönüş Kitabından

Kaynak: filiz Kılıçarslanın yaşam öğretileri sayfasından alınmıştır

 

Yeni Ayda Çoktan Oldu Bile Panosu Hazırla

anette inselberg çoktan oldu

Bu panoya çeşitli dergilerden kestiğiniz fotoğrafları koyabilir, dileklerinizi resim şeklinde kendiniz çizebilir, yazı yazabilirsiniz, etiketler koyabilir, boyamalar yapabilirsiniz. Yani bu sizin panonuz kalbinize göre yerleşim yapacaksınız.

Panoyu doldurmaya başlamadan önce çalışma yapacağınız odada bir kasenin içinde ada çayı tütsüsü yakın ve kaseyi panonun üzerinden soldan sağa doğru daire şeklinde üç kere gezdirin. “Dileklerimin üzerindeki tüm negatif etkileri arındırdım, arındırdım, arındırdım” deyin.

Sizi rahatlatacak bir meditasyon müziği koyun. Üç tane mavi mum yakın ve panoyu doldurmanız bitene kadar mumlar yanık kalsın. Dileklerinizi yazmak için büyük bir mavi karton alın ve kartonun üstüne “Çoktan Oldu Bile” yazın.

Gözlerinizi kapatın, burnunuzdan üç kere nefes alıp verin ve şu sözleri tekrarlayın: “Çoktan oldu bile, panoma koyduğum tüm dilekler çoktan oldu bile. Sevgili Allah’ım her an yanımda beni koruyor, gözetiyor ve dileklerimi hızlıca neşeyle, sevgiyle ve sağlıkla gerçekleştirmeme yardımcı oluyor. Çok şükür tüm dileklerim çoktan oldu bile”.

Sonra dileklerinize keserek – biçerek – boyayarak panonuzu doldurmaya başlayın. Panonuzu doldurmanız bitince onu her zaman görebileceğiniz bir yere asın. Ve her panoyu gördüğünüzde “çoktan oldu bile” deyin.

Olan dileklerinizi panodan keserek toprağa gömün.

Her yeni ayda panonuzu tekrar yapın ki enerji tazelensin.

Parolamız: “Çoktan Oldu Bile…”

Sağlıcakla,

Anette İnselberg

Çalakalem Yazılarım... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Farkına Varmak…

anette inselberg farkına varmak

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. 1 Comment »

Hayat Bir Bumerang Gibidir…

51712167_374853026446882_2975795106377891840_n[1]

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. 2 Comments »

Neyi Eleştirirsen…

anette inselberg dönüşmek

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »