“Söylediğim gibi yaratacağım!”

 

 

Abrakadabra” Ârâmîce bir kelîmedir.
“Abra” Ârâmîce’de “yaratacağım” anlamına gelir. “Alef, Bet, Reş ve Alef” harfleriyle yazılır. Fiilin kökü “B-R-Alef”dir. Bu kök İbrânîce’de de Tevrat’ın ilk cümlesi olan “Başlangıçta Tanrı gökleri ve yeri yarattı”da “Bereşit Bara Eloim et Aşamayim veet Aarets” cümlesinde “Bara”, yani “yarattı” olarak karşımıza çıkar.
Aynı kök Arapça’da da -çoğunlukla yerine H-L-K kökü tercih edilse de- bulunur ve kullanılır. “Abra” sözcüğü de bu kökten az önce sözü edilen gelecek zaman veznine göre türetilmiş bir sözcüktür ve “yaratacağım” anlamına gelir.
“Kadabra” kısmını ise açıklamadan önce bir kez daha bölmek gerekiyor, “Ke’dabra” şeklinde. Buradaki Ke ya da Ki, Ârâmîce’de bir bağlaçtır. Arapça’da “Key”, İbrânîce’de “Ki” şeklinde görülen bu bağlaç İngilizce’deki “like, as, that”, Fransızca’daki “afin que” ya da Farsça’daki “Ke” bağlaçlarıyla benzer ya da aynı anlamdadır. Türkçeye de “ki” olarak çevrilebilir. Kef ve Yod harfleriyle yazılır.
“Dabra”, sözcüğü ise yine Ârâmîce ve İbrânîce’de ortak olan bir kökten, söz, söylemek, demek anlamındaki D-B-R kökünden gelmektedir. Aynı kök İbrânîce’de Tevrat’ın Tesniye Kitabı’nın İbranice adı olan DeVaRim sözcüğünde karşımıza çıkmaktadır ki: bu ad, “sözler” anlamına gelir. Abrakadabra’nın “dabra”sı ise “söyledim, dedim” anlamına gelir Ârâmîce’de…
Netice olarak; Abrakadabra ile ilgili buraya kadarki bilgileri bir araya toplarsak elimizde şu cümlenin olduğunu görürüz: “Söylediğim gibi yaratacağım!”
Abrakadabra, kanımızca Ârâmîce’de “söylediğim gibi yaratacağım” anlamına gelir ve henüz sihirbazlara, “illüzyonist” denmediği dönemlerde, bu türden sihirbazların, bu cümleyi dillendirdikleri anlaşılmaktadır. Arapça, Farsça bir birleşik sözcük olan sihr (büyü) ve baz (oyun, oynayan)’ın böyle bir oyun oynamış olması mümkündür…
Dolayısıyla; bazı sözleri ve söylemleri dillendirirken, ne manaya geldiklerini bilmeden söylediğimizden olacak alışagelmiş bir şekilde kullanıyoruz. Çok değil, az bir araştırmayla “yarı cahilliğimizi cahillik seviyesine” çekebiliriz. Sonrası için ise okumak, okumak, okumak… Ve araştırmak… Belki de edindiğimiz bu bilgiler bizleri aydınlatacak ve söylediğimiz kelîmelerden kurduğumuz cümlelere kadar daha titiz davranmamıza vesîle olacaktır.
Çok fazla uzatmak istemiyorum fakat bir misâl ile noktalayalım yazımızı… Çoğunlukla futbol ve basketbol maçlarında spiker arkadaşlarımız, bir oyuncu için, “pozisyonu yoktan vâr etti” diyerek; aslında ne kavrama, ne kelîmelere, ne de akıl ve mantığa uygun bir cümle kuramadığını her defasında cümle âleme îlân etmektedirler. Bu örnekleri günlük hayatımızdan yola çıkarak da çoğaltabilirsiniz.
Kalın sağlıcakla… İrfan Atasoy- Türkiye Gazetesi yazısıdr.
***
Not: Bu köşe yazım; yazar, dil uzmanı ve çevirmen Mahir Ünsal Eriş’in notlarından derlenmiş olup, konu hakkındaki çeşitli araştırmalarımı kapsamaktadır.
İrfan Atasoy- Türkiye Gazetesi yazısıdr.
Kaynak: Filiz Kılıçarslanla Yaşam Öğretileri

Fırtınadan Sonra…

53764486_402858097166867_699219662176518144_n[1]

Fırtına geçtikten sonra nasıl atlattığınız hatırlamayacaksınız. Nasıl hayatta kaldığınızı da… Hatta, fırtınanın dinip dinmediğinden bile emin olamayacaksınız. Ancak bir şey kesindir, fırtınadan çıktıktan sonra fırtınaya girenle aynı insan olmayacaksınız…

Hariku Murakami

“Söylediğim gibi yaratacağım!”

anette inselberg abra kadabra

 

Abrakadabra” Ârâmîce bir kelîmedir.
“Abra” Ârâmîce’de “yaratacağım” anlamına gelir. “Alef, Bet, Reş ve Alef” harfleriyle yazılır. Fiilin kökü “B-R-Alef”dir. Bu kök İbrânîce’de de Tevrat’ın ilk cümlesi olan “Başlangıçta Tanrı gökleri ve yeri yarattı”da “Bereşit Bara Eloim et Aşamayim veet Aarets” cümlesinde “Bara”, yani “yarattı” olarak karşımıza çıkar.
Aynı kök Arapça’da da -çoğunlukla yerine H-L-K kökü tercih edilse de- bulunur ve kullanılır. “Abra” sözcüğü de bu kökten az önce sözü edilen gelecek zaman veznine göre türetilmiş bir sözcüktür ve “yaratacağım” anlamına gelir.
“Kadabra” kısmını ise açıklamadan önce bir kez daha bölmek gerekiyor, “Ke’dabra” şeklinde. Buradaki Ke ya da Ki, Ârâmîce’de bir bağlaçtır. Arapça’da “Key”, İbrânîce’de “Ki” şeklinde görülen bu bağlaç İngilizce’deki “like, as, that”, Fransızca’daki “afin que” ya da Farsça’daki “Ke” bağlaçlarıyla benzer ya da aynı anlamdadır. Türkçeye de “ki” olarak çevrilebilir. Kef ve Yod harfleriyle yazılır.
“Dabra”, sözcüğü ise yine Ârâmîce ve İbrânîce’de ortak olan bir kökten, söz, söylemek, demek anlamındaki D-B-R kökünden gelmektedir. Aynı kök İbrânîce’de Tevrat’ın Tesniye Kitabı’nın İbranice adı olan DeVaRim sözcüğünde karşımıza çıkmaktadır ki: bu ad, “sözler” anlamına gelir. Abrakadabra’nın “dabra”sı ise “söyledim, dedim” anlamına gelir Ârâmîce’de…
Netice olarak; Abrakadabra ile ilgili buraya kadarki bilgileri bir araya toplarsak elimizde şu cümlenin olduğunu görürüz: “Söylediğim gibi yaratacağım!”
Abrakadabra, kanımızca Ârâmîce’de “söylediğim gibi yaratacağım” anlamına gelir ve henüz sihirbazlara, “illüzyonist” denmediği dönemlerde, bu türden sihirbazların, bu cümleyi dillendirdikleri anlaşılmaktadır. Arapça, Farsça bir birleşik sözcük olan sihr (büyü) ve baz (oyun, oynayan)’ın böyle bir oyun oynamış olması mümkündür…
Dolayısıyla; bazı sözleri ve söylemleri dillendirirken, ne manaya geldiklerini bilmeden söylediğimizden olacak alışagelmiş bir şekilde kullanıyoruz. Çok değil, az bir araştırmayla “yarı cahilliğimizi cahillik seviyesine” çekebiliriz. Sonrası için ise okumak, okumak, okumak… Ve araştırmak… Belki de edindiğimiz bu bilgiler bizleri aydınlatacak ve söylediğimiz kelîmelerden kurduğumuz cümlelere kadar daha titiz davranmamıza vesîle olacaktır.
Çok fazla uzatmak istemiyorum fakat bir misâl ile noktalayalım yazımızı… Çoğunlukla futbol ve basketbol maçlarında spiker arkadaşlarımız, bir oyuncu için, “pozisyonu yoktan vâr etti” diyerek; aslında ne kavrama, ne kelîmelere, ne de akıl ve mantığa uygun bir cümle kuramadığını her defasında cümle âleme îlân etmektedirler. Bu örnekleri günlük hayatımızdan yola çıkarak da çoğaltabilirsiniz.
Kalın sağlıcakla… İrfan Atasoy- Türkiye Gazetesi yazısıdr.
***
Not: Bu köşe yazım; yazar, dil uzmanı ve çevirmen Mahir Ünsal Eriş’in notlarından derlenmiş olup, konu hakkındaki çeşitli araştırmalarımı kapsamaktadır.
İrfan Atasoy- Türkiye Gazetesi yazısıdr.

Kaynak: Filiz Kılıçarslanla Yaşam Öğretileri

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

2019 yılının Göbeklitepe yılı ilan edilmesinin ardından gözler eserin bulunduğu Şanlıurfa’ya çevrildi.

2019 yılının Göbeklitepe yılı ilan edilmesinin ardından gözler eserin bulunduğu Şanlıurfa’ya çevrildi. . İşte Göbeklitepe hakkında merak edilenler… (Fotoğraflar: Anadolu Ajansı)

ANETTE İNSELBERG GÖBEKLİTEPE
“2019 yılını Göbeklitepe yılı olarak ilan ediyoruz. Sadce Göbeklitepe yılı ilan ederken onunla kalmayacağız Gaziantep, Mardin, Adıyaman da bu işin içerisinde olacak. 5 ilimiz bu işinde içinde olacak şekilde bölgeyi ayağa kaldıracağız. Bu kadim yerleşim alanı tüm dünyanın dikkatini çekecek özelliktedir” diyerek geçtiğimiz günlerde 2019 yılının Göbeklitepe Yılı ilan edildiğini duyuran Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Göbeklitepe’nin resmi açılışını yaptı.
Göbeklitepe geçtiğimiz temmuz ayında UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne alındı. Burası “insanlık mirası” kavramının adeta ete kemiğe büründüğü yer çünkü insanlık kültür ateşini burada yaktı.
Doğuş Grubu’nun 20 yıllığına ana sponsoru olduğu Göbeklitepe’nin daha iyi korunması için geçtiğimiz aylarda çatı koruması ve seyir terası inşa edilmişti. Tarihi alanda neolitik döneme ait boyları 6 metreyi buylan yabani hayvan figürlü dikili taşlar ve tapınak kalıntıları yer alıyor.

Yazar Yonca Eldener ise ‘Göbeklitepe Muhafızı’ kitabında, UNESCO Dünya Mirası listesine giren Göbeklitepe hakkında bilmeniz gerekenleri yazdı.
GÖBEKLİTEPE NEDİR?

ANETTE GÖBEKLİTEPE

Arkeologlar bu alanın avcı erkeklerin şölenler düzenlendiği sezonluk bir toplanma yeri olduğunu söylüyor. Avcıların neden bir araya geldiklerine dair fikirler ise çeşitli. Düşman kabilelerin barış yapmak için burada şölenler düzenlediklerini söyleyenler var. Bazıları dikilitaşların avcıların atalarını sembolize ettiğini düşünüyor. Kimileri de sembollerin takımyıldızlarıyla ilişkili olduğunu düşünüyor. Göbeklitepe’yi uzaylıların veya Atlantisvari çok gelişmiş bir medeniyetin yaptığını düşünenler hiç de az değil.

ANETTE TEPE
Dijital çağa gelebilmemiz için sanayi devriminden geçtik ancak ondan da önce geçtiğimiz ilk basamak kültürel devrimdi. Anadolu ise Taş Çağı’nda yaşanan gelişmeler ile bu kültürel devrimin kalbinde duruyor. Taş Çağı bize her ne kadar günümüzle ilgisi olmayan çok eski devirler gibi gelse de aslında bizi bugünkü toplumsal ve zihinsel yapıya taşıyan kavramların tohumları bu dönemde atıldı. Tarıma, üretime ve yerleşik hayata bu çağda geçtik ve ardından kentler, devletler, imparatorluklar ve karmaşık toplumsal kurumlar geldi. Anadolu bu noktada medeniyetin neredeyse kilit taşı rolünde. Bunu tescilleyen ise Göbeklitepe’nin bulunması oldu.

GÖBEKLİTEPE’DE NELER OLDU VEYA OLMUŞ OLABİLİR?

Öncelikle şehirden önce tapınakların geldiğini öğrendik ve şaşırdık. Kalabalık toplulukların bir araya gelmesindeki birleştirici gücün inanç ve şölen eksenli olabileceğini konuşmaya başladık. Çok küçük gruplar halinde gezen avcı-toplayıcılar, kalabalıklar halinde -sezonsal olarak- burada toplanmaya ve şölenler yapmaya başlamışlar gözüküyor. İnşa ettikleri tapınaklar avcı-toplayıcılardan beklenmedik düzeyde bir organizasyon yeteneği, örgütlenme kapasitesi, soyut düşünme becerisi gerektiriyor. Karşımıza sanıldığı gibi ilkel değil, aksine son derece karmaşık topluluklar olarak çıktılar.

Gerçekten de bu tapınakları yapmak için kalabalık bir işgücü, işgücünün organizasyonu, denetimi ve inşaat ustalığı gerekiyor. Bu durumda Göbeklitepe’de devam eden inşaatlar uzmanlaşmanın ve hiyerarşinin önünü açmış olabilir. Uzmanlaşma, bazı avcılar için -en azından inşaatlar süresince- artık karnını doyurmak için avlanmanın ötesinde bir meslek sahibi olmak demek. Kalabalık grupların denetimi ve organizasyonu ise yönetici sınıfına doğru büyük bir adım atılması… Avcı, çiftçi, sanayici, yazılımcı zincirini küçücük bir bitki tetikliyor; buğday…

ANETTE İNSELBERG BUĞDAY

Göbeklitepe’nin tetiklemiş olabileceği değişimler bununla da sınırlı kalmıyor. Kalabalık şantiye çalışanlarını doyurmak için kalıcı bir besin kaynağı arayışına girilmiş ve tarımın keşfi tetiklenmiş olabilir. Dünyada ilk kez evcilleştirilen 2 buğday türü Urfa’da bulunuyor. Sapiens’in yazarı Harari’ye göre aslında biz buğdayı değil, buğday bizi evcilleştirdi. Resme böyle bakınca o buğday çok şeye kadir çünkü insanlığı tamamen dönüştürüyor; avcı, çiftçi, sanayici, yazılımcı zincirini küçücük bir bitki tetikliyor. Ve Göbeklitepe’de düzenli olarak şölenler düzenleniyor olabilir çünkü kazılarda onlarca hayvan kemiği bulundu. Yani medeniyetimizi bu şölenler etrafında kurmuş olabiliriz. Bu şölenlerin sosyal birleştiriciliği kadar bazı hırslı kişilerin öne çıkma çabasıyla eşitsizliğin temelleri atılmış olabilir. Ve kabartmalardaki süsleme olmadığı dile getirilen semboller hiyeroglifler gibi resim yazısının atası olabilir. Ne sıra dışı değil mi?

GÖBEKLİTEPE NASIL BULUNDU?

Göbeklitepe’nin bulunuş hikayesi 1986’da tarlanın sahibi Şavak Yıldız’ın iki kireçtaşı heykel bulup müzeye götürmesiyle başlıyor. Benzeri olmadığı için ne olduğu anlaşılamayan heykeller uzun süre depoda bekliyor. Ta ki Urfa’daki başka bir taş çağı yerleşimini kazan iki arkeolog depoya eser teslim etmek için gelene kadar.

Bu iki arkeolog Nevali Çori adlı taş çağı yerleşimi baraj suları altında kalmadan kurtarma kazısı yapan ekiptenler. Burada hem eşsiz heykeller hem de ilk defa T başlı bir tapınak bulunduğu için tecrübeliler ve depodaki heykeller hemen ilgilerini çekiyor. Ve Göbeklitepe neresi aramaya başlıyorlar.

Klaus Schmidt heykellerin bulunduğu alanda bir süre sonra kazılara başlıyor. 2 yıl sonra nihayet tapınaklara ulaşılıyor ancak arkeologlar tarafından değil. Tarla sahibi alanın diğer bir köşesinde tarlasını sürmek için taşları temizlemeye çalışırken büyük bir taşa rastlıyor. Yerinden oynatamadığı taşı geldiğinde Schmidt’e gösteriyor. Alman arkeolog yerde gömülü taşın Nevali Çori’den aşina olduğu tapınaklara ait T başlı bir dikilitaşın ucu olduğunu hemen anlıyor.

GÖBEKLİTEPE TAPINAKLARI NEYE BENZİYOR?

Yüz yılın en heyecan verici arkeolojik buluntusu gün yüzüne çıkarıldığından beri tüm dünyada ilginin odağı. Göbeklitepe heyecan verici çünkü 12 bin yıllık yaşı ve Taş Çağı için gerçekten de çok büyük olan boyutları ile benzersiz. Toprak altında radarla tespit edilenler dahil 20 kadar tapınak bulunuyor. Dairesel formda büyük yapılardan kare şeklinde olan küçük yapılara kadar burası bir tapınak kompleksi. Tapınakların merkezinde iki büyük dikilitaş bulunuyor. Çevresinde ise on kadar dikilitaş daha var ve alçak çevre duvarına yerleştirilmişler. Üzerleri yırtıcıların ağırlıkta olduğu enfes hayvan kabartmaları ile bezeli.

Ziyarete açık bölümde tapınakları daire şeklinde ahşap bir yol çevreliyor . Yukarıdan tamamen kazılmış 4 tapınak görülebiliyor. Bu tapınaklar A, B, C ve D tapınakları olarak adlandırılmışlar. A tapınağında yılan, B de tilki, C de yaban domuzu ve D de kuş ve yılan kabartmaları yoğunlukta. Bu tapınakların farklı klanlara ait olup olmadığı önemli bir soru. Tapınakların en büyüğü ve süslüsü olan D tapınağının ortasındaki iki dikilitaş hemen dikkat çekiyor. Üzerinde kolları, incecik parmakları, süslü önlüğü ve T şeklinde başı ile bu ululuğu vurgulanmış bir insanı tasvir ediyor. Diğer dikilitaşların yüzü saygıyla merkezdekilere dönük. Bizim yüzümüz de saygıyla taşlara…

ANETTE İNSELBERG TAPINAK

Çünkü bu tapınakların yapıldıkları dönemde henüz ne hayvan evcilleştirilmiş ne yerleşik hayata geçilmiş ne de tarım yapılıyor. Göbeklitepe’yi inşa edenler, tarih kitaplarından bildiğimiz uzun saçlı, taş baltalı avcı-toplayıcılar. Ellerinde sadece obsidiyen ve çakıl taşları var ve dikilitaşların üzerlerine çeşitli hayvanlar, hatta soyut semboller işlemişler. Dahası 5-6 ton ağırlıkta ve 5,5 metreye varan uzunluktaki dikilitaşları civardaki taş ocaklarından taşımış ve ana kayadan şekillendirilmiş kaidenin tam ortasına dimdik yerleştirmişler. Bu gerçekten de akıl almaz…

Yazar Yonca Eldener ise Göbeklitepe Muhafızı kitabında, UNESCO Dünya Mirası listesine giren Göbeklitepe hakkında bilmeniz gerekenleri yazdı

Ortaya Karışık kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Tirit çorbasından Ciğer kebabına, Göbeklitepe’den Balıklıgöl’e 10 maddede Şanlıurfa

2019 yılının Göbeklitepe yılı ilan edilmesinin ardından gözler eserin bulunduğu Şanlıurfa’ya çevrildi. Yerli ve yabancı birçok turisti ağırlayan Göbeklitepe’ye bugün Cumhurbaşkanı Erdoğan da ziyarette bulunarak resmi açılışını yapacak. Güneydoğu’yu keşfe çıkanların vazgeçilmez duraklarından Şanlıurfa, sayıları bini bulan efsaneleri, tatlıyla acıyı harmanlayan geniş mutfağı ve verimli ovalarıyla meşhur. Peygamberler şehri olarak bilinen Şanlıurfa’nın aslında Babil’den Hitit’e, Pers’ten Roma’ya uzanan muhteşem bir tarihi var. Tam bir uygarlıklar beşiği Urfa’ya yolunuzu düşürmenize neden olacak yüzlerce neden var ama biz 10 tanesini sizin için seçtik. İşte Şanlıurfa hakkında bilmeniZ gerekenler…

1- GÖBEKLİTEPE

ANETTE İNSELBERG GÖBEKLİTEPE

Keşfi 1963 yılına dayanan Göbeklitepe 12 bin yıllık bir geçmişe sahip. İnşası M.Ö 10000 yılına uzanan Göbeklitepe tarihteki en eski ve en büyük ibadet merkezi olarak biliniyor.
GÖBEKLİTEPE, UNESCO DÜNYA MİRASI KALICI LİSTESİ’NE ALINDI
Göbeklitepe İngiltere’de bulunan Stonehenge’den 7 bin Mısır piramitlerinden ise 7500 yıl daha eski. Ayrıca yerleşik hayata geçişi temsil eden buğdayın atasına da Göbeklitepe eteklerinde rastlanmış.
Neolitik döneme ait Göbeklitepe’de kazılar 80 dönüme yayılan bir alanda devam ediyor. Bölgede şu ana kadar 20 tapınak tespit edildi ancak yalnızca 6 tapınak gün ışığına çıkartılabildi.
2- BALIKLIGÖL

ANETTE İNSELBERG BALIKLI GÖL

Urfa peygamberler kenti olarak biliniyor. Geçmişi 12 bin yıllık tarihe sahip kentte Âdem, Eyyüp, İbrahim, Şuayip ve İlyas peygamberlerin yaşadığına inanılıyor.
Bu nedenle kentte çok sayıda kutsal kabul edilen mekan var. Balıklıgöl ise Urfa’nın en önemli simgelerinden biri. Kutsal kabul edilen balıklarını ve Rizvaniye Camii’nin suyun üstüne düşen muhteşem aksini izlemenin mistik bir büyüsü var. Bulunduğu yerde iki göl, Aynzeliha ve Halil-Ür Rahman yer alıyor.

İnanışa göre Nemrut’un putlarına savaş açıp tektanrı inancını yaymaya uğraşan İbrahim Peygamber’in ateşe atıldığı yer bir göle dönüşmüş, odunlar da balık olmuş. Peygamber de hemen yanındaki bir gül bahçesine düşmüş. Hz. İbrahim’in hemen arkasından kendini ateşe atan Nemrut’un kızı Zeliha’nın düştüğü yerde bir başka göl olup Aynzeliha adını almış.

3- YÖRESEL ŞANLIURFA MUTFAĞI

Urfa 12 bin yıllık bir şehir ve bu uzun geçmişi boyunca pekçok medeniyete ev sahipliği yapmış. Kentin içindeki sinagog, kilise ve camiler bu kültürel geçmiş konusunda ipuçları taşıyor.
DAMAK ÇATLATAN LEZZET: KEME KEBABI

Urfa’nın çok dinli ve kültürlü yapısı mutfağına da yansımış. Arap tiriti, yahudi köftesi, kürt mezesi ve lebeni, bu geniş yelpazaden örnekler.

ANETTE İNSELBERG YÖRESEL YEMEK

Urfa’nın adıyla özdeşleşmiş çiğ köfte, kentin adını verdiği kebabı, müthiş lahmacunu kentin en bilinen yemekleri.

İsot başta olmak üzere birçok baharat, bulgur ve salça ise Urfa mutfağının vazgeçilmez malzemeleri. Özellikle yiyeceklerde doğallığın peşinde olanlar için söyleyelim volkanik Karacadağ toprağında yetişen pirinç ise bir baş yapıt.

Tatlılar ise muhteşem. Unutmadan söylemek lazım. Gaziantep’in medarı iftarı baklavanın tüm malzemeleri Urfa’dan yetişiyor. Hatta fıstık bile.

4- URFA KAHVALTILARI

Urfalılar güne güçlü bir kahvaltıyla başlıyor. En gözde kahvaltı ise sabah erken saatlerden itibaren baştan çıkarıcı kokusu ile gel gel yapan ciğer kebap. Şanlıurfa’da sabah namazının ardından hummalı bir gün başlıyor. Ciğerciler de erken saatlerde gün doğmadan işbaşı yapıyor, güneş batana kadar devam ediyorlar. Güneş ile ciğer bir arada olmuyor.

Bu nedenle ciğer sabahları kahvaltıda ve akşam saatlerinde yeniyor. Urfa’da ciğer; soğan, maydanoz ve biber doğranıp dürüm yapılarak ayran eşliğinde yeniyor. Ciğer dürümü içine başka bir malzeme katmadan yiyenler de az değil. Onlara göre soğan ciğerin tadını bozuyor.

Ciğer kebap istemeyenler için ise tirit çorbası var. Kuzu gerdanı eti, kemik ve ilik ile pişirilip içine lavaş ekmegi katılarak servis ediliyor. İsteyenler bu kuvvetli çorbayı sarımsaklı yoğurt ile tüketiyor. Evlerde ise fırından yeni çıkmış tırnaklı pide ve közde pişmiş acı isot biberi en çok tercih edilen kahvaltılık.

Evlerde ise fırından yeni çıkmış tırnaklı pide ve közde pişmiş acı isot biberi en çok tercih edilen kahvaltılık.

5- URFA SOKAKLARINDA KAYBOLMAK

ANETTE İNSELBERG URFA

Her tarafından tarih fışkıran Şanlıurfa, taş duvarlar, kemerler, camiler ve kalesi ile mistik bir şehir. Her biri birbirine bağlı dar sokaklara sahip bu şehir, ziyaretçilerine merak içinde etrafa bakınarak zamanı unutturmayı ve kaybolmayı vaadiyor.

Eski şehir ile birlikte çarşı içindeki Gümrük Han, Hüseyniye Çarşısı’ndaki bakırcılar, Kazzaz Han’da şal ve yöresel kıyafet satan dükkanlar, Sipahi Çarşısı’ndaki kilimciler ve eskiciler ziyaret edilmesi gereken mekanlar.

6- CEVAHİR HAN’DA YEMEK
ANETTE İNSELBERG CEVAHİR HAN
Cevahir Han, Şanlıurfa’da tarihi dokuyu koklayarak, lezzetli bir yemek yemek istiyorum diyenlere önerebileceğimiz tek adres.

İpek yolunda ticaret yapan kervanların duraklarından biri olan büyük bir han içine kurulu bu restoranda sıra geceleri de düzenleniyor.

7- HALFETİ VE TEKNE TURU

ANETTE İNSELBERG HALFETİ

Halfeti, Cittaslow yani Sakin Şehir ünvanını alan nadir yerlerden.

Bir diğer özelliği de, tüm dünyada siyah gülün yetişebildiği tek yer olması. Bu güller tomurcuk şeklinde ve daha fazla büyümüyor. En önemli özelliği ise, dalından koparılıp başka bir yere götürüldüğünde rengi değişiyor, tohumu alınıp başka topraklarda yetiştirildiğinde siyah gül vermiyor.

Halfeti’de yapılacak en etkileyici şeylerden biri tekne turu. Birecik barajı ile sular altında kalan köyleri tekne ile gezmek ve sessizliğin tadını çıkartmak ömrü uzatıyor. Halfeti’den tekneyle yarım saat uzaklıkta yer alan Rumkale ise sıradışı bir zenginlik. Kalede Roma, Bizans ve Haçlıların izleri var. Ermenilerin en üst düzey ruhani liderleri 1200’lü yıllarda burada yaşamış.

8- HARRAN VE KONİK EVLERİ

ANETTE İNSELBERG HARAN VE KONİK EVLER

Harran geçmişte, dünyanın ilk üniversitelerinden birine ev sahipliği yapan bir ilim merkeziymiş. Günümüzde bu geçmişi ortaya çıkaracak kazılar devam ediyor ama Moğolların yıkımına uğrayan üniversiteden geriye pek az şey kalmış.

Yine de müthiş kulesi ve Efes’i andıran antik şehir görülmesi gereken noktalardan biri.

Harran’daki bir başka ilgi çekici yapı ise Konik Evler.

Arı kovanı ya da karınca yuvasını andıran evler; Fransa’daki Avignon ve İtalya’daki Alberobello’nun kubbeli evlerine benziyor.

Bu taştan örülüp çamurla kaplanan evler doğal klimaya sahip; yazın serin, kışın sıcaklar.

9- SIRA GECELERİ

ANETTE İNSELBERG SIRA GECESİ

Sıra gecesi geleneği esnafın uzun kış geceleri hem eğlenmek hem de dertleşmek için bir araya gelmesi ile başlamış. Esnaf her cuma gecesi sırayla bir evde toplanır, önce yemek yer, dertleşir sonra hep birlikte türkü söylenirmiş.

Yemek servisini toplanılan evin kadınları yaptığı için alkol tüketilmezmiş. Çiğ köfte ise bir nevi zorunluluk sebebiyle sıra gecelerinin değişmezi olmuş. Sıra başkanı, evlerinde kendilerini ağırlayacak tüm esnafın arasında ekonomik durumu en zayıf olana göre ortak bir menü yaptırır, her evde aynı yemekler ikram edilirmiş.

10- KENTİN TARİHİ ESERLERİ VE ARKEOLOJİ MÜZESİ

ANETTE İNSELBERG ARKEOLOJİ MÜZESİ

Şanlıurfa Türkiye’nin en fazla arkeolojik kazı yapılan şehri. Şanlıurfa’daki arkeoloji müzesi Türkiye’nin en büyük müzelerinden biri. Müzede 74 bin eser bulunuyor.

Bu eserlerin büyük bölümü kazılardan çıkarılmış, bir kısmını da yöre halkı tesadüfen bulup bağışlamış. Giriş katındaki ilk salon Asur, Babil ve Hitit çağlarına ait taş eserlere ayrılmış. Neolitik, Kalkolitik, Eski Tunç dönemlerine ait çok önemli buluntular sergileniyor.

Balıklıgöl’ün yanı başında yer alan Halepli Bahçe’deki Amazon mozaikleri de görülmeyi hakediyor. Üç bin yıl önce, Ege’den Karadeniz’e ve Anadolu’nun içlerine uzanan kültür havzasında erkek egemenliğine karşı duran savaşçı kadınların av sahnesi mozaiği çok etkileyici.

Halepli Bahçe Mozaikleri; tekniği, sanatı ve Fırat Nehri’nin orijinal taşlarından yapılması gibi nedenlerle dünyanın en kıymetli mozaikleri arasında.

(Cengizhan KOCAHAN – cengizhan.kocahan@ntv.com.tr)

Ortaya Karışık kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Mart🍃🌟 Mimoza Demektir,

anette inselberg kadın mimoza
Hikayesi de çok güzeldir. Türk kadınları da hikayedeki kadınlar gibidir, güçlüdür. Bu nedenle bu baharda sevdiğiniz kadın dostlarınıza mimoza alabilirsiniz✨🌟
İtalya 1946 yılında ikinci dünya savaşından yıkık dökük çıkmış; insanlar bir coşku, yaşama dair bir umut aramaktalardı.
Derken İtalyan Kadın Birliği üyesi olan 3 kadın, toplumun yeniden inşasının “kadın dayanışmasına” bağlı olduğunu düşündüler: Teresa Mattei, Rita Montagnana ve Teresa Noce.🌟🍃
Üç güçlü kadın, bu yaklaşımlarını sembolize etmesi için bir çiçek seçmeyi teklif ettiler. Sunulan tüm teklifler arasında üç tanesi öne çıktı: Karanfil, anemon ve enfes kokusuyla mimoza çiçeği. Aşağıdaki özellikleri sayesinde kazanan mimoza çiçeği oldu:🌟🍃
Sapsarı renkleri ile neşe saçtığı için (savaşla yıpranan moraller, mimoza çiçeği ile düzelsin diye)
Martta çiçek açtığı için (Dünya Kadınlar Gününü sembolize etsin diye)
Büyük bir ağaç haline gelene kadar çok fazla emek ve bakım gerektirmediği için (İtalya da mimoza çiçeği gibi hızla kalkınabilsin diye)
En önemlisi de, aynı kadınlar gibi kırılgan görünümlerinin arkasında güçlü bir karakter barındırdığı için (mimoza çiçeği zor coğrafi koşullarda bile çiçek açabilir).
O gün bugündür başta İtalya ve Rusya’da olmak üzere, Dünya Kadınlar Gününde (8 Mart) kadınlara mimoza çiçeği hediye edilmektedir. Bir kadın sadece sevgilisinden veya çocuklarından değil; dayanışmayı sembolize ettiği için kadın dostlarından da mimoza çiçeği hediyesi alır.🌟🍃🌟
Mimoza çiçeğinin özelliklerini ve dünya literatüründeki yerini göz önüne aldığımızda, mimoza çiçeğinin aşağıdaki anlamları taşıdığını söyleyebiliriz:
“Dayanışma
Ölümsüzlük ve Diriliş
Hassasiyet, Çoşku ve Umut”🌟

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. 1 Comment »

ARKANI DÖNÜP ETRAFINA BAKMA …”BU MESAJ SANA”

anette inselberg bu mesaj sana

”Bu Mesaj Sana” Hiç arkanı dönüp etrafına bakma .
Bu Mesaj gerçekten sana!
Eğer başka bir gelirin yoksa zaten,
Elindeki paranın sana yetmeyeceğini düşünmek anını zehir etmek sana hiç bir şey kazandırmaz.
Kıtlık zihinde başlar ve hayatta karşına çıkar.
Her zaman farklı bir yol daha vardır.
Sana uyan o farklı yolu araştır.
Önce düşüncelerini düzelt ve temizle.
Bu yeni düşünce tarzına göre hayatını yeniden şekillendir.
Artık sana uymayan ve yapmaya zorlandığın o şeyleri hayatından çıkart.
”Sigara içmek hem sana, hem etrafındakilere, hem de bütçene zararlı.
Spor yapmak için ille de spor merkezine gidip para ödemek zorunda değilsin.
Bunu yapmaya gerçekten karar verdiğinde farklı yollar aklına gelecek.
Onları uygula.
Yapmak istediğin her şeyi yapa bileceğini hatırla.
İstemediklerini de zaten yapmak zorunda değilsin!
Hatta mümkünse yapmaktan zevk aldığın işi yap.
Sana mutluluk getiren o iş ilk başlarda düşük bir gelir getiriyormuş gibi görünse de
niyetini temiz tutuğun ve hayat amacında ilerlediğin sürece eskisinden daha mutlu yaşadığını fark edeceksin.
Ve bu farkındalıkla birlikte bazılarının mucize dediği,
belki de hep hayal gibi gözüken o güzelliklerin sana aktığına şahit olacaksın.
Ve unutma!
Niyetini temiz tutmaya devam et ki
o güzellikler katlanarak sana gelmeye devam etsin.
Söylemesi kolay ama uygulaması zor!
Deme hiç
Her şey senin kabulüne ve reddine bağlı.
Bu günden itibaren dene.
Düştüğünde yapamadım deyip bırakma.
Bunu denediğin için kendini kutla ve tekrar dene ki
bir daha kendini kutlaya bilesin.
Bir daha ki seferde başara bileceğine inan!
Sen gerçekten güçlüsün.
Seni yaratan Allah neden diğerlerinden farklı yaratsın?
Sende herkes gibisin.
Şu anki farkını kendin yarattın!

Ne olduysa oldu, başkalarını suçlamayı bırak ve artık anını yaşa.
Geçmişi hatırlayıp hayıflanma.
Ya da geleceği düşünüp korkma.
Bu günün güzel olursa geleceğinde güzel olur.
Sana Sevgiler Gönderiyorum Güzel Arkadaşım.
Evet sana!
Arkadan bakmayı bırak artık..
sevgiyle
* Alıntı

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

İçim Ürperiyor Ya Evde Yoksan…

anette inselberg ya evde yoksan

Yer Kolombiya guatape kayası…

Ortaya Karışık kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Size Bağlı…

anette inselberg olan

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

“Ben sahip değilsem, sen de olamazsın.”

ekran-gc3b6rc3bcntc3bcsc3bc-148[1]

 

Kumsalda yürüyen bir adam, avlanan balıkçıya yaklaştığında kova içerisindeki yakalanmış yengeçleri görür. Kovanın üstü açıktır, kapağı yoktur. Bu durum onu şaşırtır, çünkü yengeçlerin kaçabileceğini düşünür. Balıkçıya sorduğunda “Evet, tek bir yengeç olsaydı, kesinlikle kaçardı. Ancak, pek çok yengeç varsa, biri kaçmaya çalıştığında diğerleri onu yakalar, kaçamıyacağından emin olur, geri kalanlar da aynı kaderi yaşarlar.” yanıtını alır. Tek yengeç kapaksız kovadan rahatlıkla çıkabilirken sayı arttıkça kaçış imkansızlaşır. Çünkü birbirlerini yukarı itmek yerine, aşağı çekerek engellerler. Sonunda kimse kazanamaz. Bu durum, Yengeç Sepeti Sendromu’nun çıkış noktasıdır
Filipinliler arasında popüler olan kavram, ilk olarak aktivist yazar Ninotchka Rosca tarafından kullanılıyor. “Ben sahip değilsem, sen de olamazsın.”, “Ben başaramıyorsam, sen de başaramazsın.” anlayışını ifade eder. Bazı insanlar, bencilce davranarak hırslarını ön plana alarak başarmanın yolunun başkalarını geride tutmak olduğunu düşünürler. Kendileri ulaşamıyorsa, sizin de hayalleriniz, hedefleriniz uzak olmalıdır. İstekleri budur. Rekabetçi duygularla, hasetlik ve kıskançlıkla çabalarınızı sabote etmeye çalışırlar.
Yengeç Sepeti Sendromu, her alanda yaşanabilir. Örneğin, kurumsal hayattaki tam zamanlı işinizden ayrılıp yolunuza girişimci olarak devam etmek istiyorsunuz. İş çıkışlarında kendinizi geliştirecek kurslara katılmayı planlıyorsunuz. Kilo vermeyi düşünüyorsunuz. Daha farklı, daha iyi şartlara yöneldiğinizde, değişim yapmaya henüz hazır olmayan, korkan kişilerin eleştirilerine maruz kalabilirsiniz. Kendi başarısızlık korkularıyla, sizin başarılarınıza, gelişim olanaklarınıza ket vurmaya çalışanlar; yeni bir şey denemek istediğinizde baltalamaya, caydırmaya niyetlenenler olabilir. “Ne gerek var?”, ”Boşver.”,”Zaten beceremezsin, hiç uğraşma.”, “Bu saatten sonra meslek değiştirilir mi?” sözlerini duyabilirsiniz. Ofis tavsiyesi kisvesi altında size kendinizden şüphelendirecek önerilerde bulunabilirler, iş stresini artırabilirler.
Yengeç zihniyetine sahip kişiler, gruplarında diğerlerini aşarak başarılı üyelerin önemini azaltmayı hedeflerler. Onlar başarısızken başkalarının başarısını izlemek yerine, çökmelerini beklerler. Mutlu anlarda bile eleştirecek noktalar bulabilirler, ama eleştiri duymak istemezler. Empati ve merhametten yoksundurlar. Başkasına yardımcı olmak, kendimize yardımcı olmaktır aslında. “Love your neighbour as thyself.” sözü aklınızda bulunsun. Paylaştıkça çoğalır insan.
Kurbana dönüşmemek için:
Zamanınızın çoğunu birlikte geçirdiğiniz insanlara dikkat edin. Jim Rohn; “İnsan, en çok vakit geçirdiği 5 kişinin ortalamasıdır.” Aile üyeleriniz, çalışma arkadaşlarınız, yakınlarınız size yengeç sepeti sendromu yaşatan kişiler olabilirler. Zorunlu nedenlerle ilişkimizi tamamıyla koparmamızın mümkün olmayacağı durumlar varsa da hayatınıza yön verecek olan kişi sizsiniz. Kiminle, ne kadar vakit geçireceğinizi iyi belirleyin. Benzer hedeflerinizin olduğu kişilerle bir aradaysanız, başarınız katlanır.
Durumun farkına varmak gerekiyor. Olumsuz düşüncelerle dolu ortamda kalmak yerine, enerjinizi yardımlaşabileceğiniz, birbirinize ilham verebileceğiniz kişilere yönlendirin.
Yengeçlerin sizi hedeflerinizden ve hayallerinizden uzaklaştırmalarına, üretkenliğinizi azaltmalarına izin vermeyin. Bizim hayatımız, bizim seçimlerimiz. Kovadaysak da çıkmayı başarmak bizim elimizde
http://www.instagram.com/dusunenakil

Aşırı Gergin Hissettiğinde…

53209798_266539720906075_1726074921638952960_n[1]

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Sevgili Evren…

53065687_1616878295117831_3103302124071550976_n[1]

Bana her ne anlatmak istiyorsan gözünü seveyim yöntemlerini biraz değiştir artık hiçbir şey anlamıyorum…

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. 1 Comment »

Etki…

51630159_383798365510940_6445425299046793216_n[1]

17 saniye süresince bir şeye odaklandığımızda, odaklandığımız şeyle uyumlu bir titreşimin içimizde harekete geçtiğini 68 saniye süresince de bir şeye odaklı kalabilirsek, odaklanan şeyin titreşimi ile uyumumuzun, o şeyi hayata geçirmek için gereken etkiyi başlatabildiğini biliyor musunuz?

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. 1 Comment »

“Agnès Hakkında Her Şey” programı 7-24 Mart tarihleri arasında sinemaseverleri bekliyor.

İstanbul Modern Sinema’nın Michael Haneke ile başlayan, Krzysztof Kieślowski, Chantal Akerman ve François Ozon’la devam eden retrospektif serisinin beşincisi, Agnès Varda’ya odaklanıyor. Varda’nın bugüne kadar yapılmış en geniş kapsamlı toplu gösterimi olan “Agnès Hakkında Her Şey” programında 33 film gösterilecek.

agnes varda
Kendisini “yaratıcı-tanık” olarak tanımlayan yönetmenin, sürekli kendini yenileyen bir enerjiye sahip filmografisinin tamamına yakını “Agnès Hakkında Her Şey” programında izleyiciyle buluşuyor.
Fransız Yeni Dalga akımının öncülerinden Varda’nın 19’u uzun metraj, 14’ü kısa olmak üzere 33 filmi program kapsamında gösterilecek.
Programda yer alan filmler arasında, Agnès Varda’nın büyüdüğü Sète yakınındaki bir kasabada yaşayan balıkçıların öyküsünü anlattığı ve sinemaya adım attığı filmi “Paralel Yaşamlar” bulunuyor.

paralel yaşamlar
La Pointe-Courte isimli bir balıkçı kasabasında yaşananları merkezine alan film, iki farklı hikâyeye odaklanır. Birinci hikâye balıkçı kasabasının olağan sorunlarını, buradaki gündelik yaşamı bir belgesel havasında ele alırken diğer hikâye, kasaba hayatının basit günlük koşturmacası ile zıtlık oluşturan bir ciddiyetle ilişkileri ve hayat üzerine sohbet eden genç bir çiftin konuşmalarını, yönetmenin fotoğrafçı geçmişinin izlerini taşıyan eşsiz bir görsellikle perdeye yansıtır.
Varda’nın henüz 26 yaşındayken çektiği ilk filmi “Paralel Yaşamlar” Fransız Yeni Dalga akımının öncülerinden kabul edilir.
Varda, ünlü sinema tarihçisi Georges Sadoul tarafından Fransız Yeni Dalga akımının öncülerinden biri olarak değerlendirilen Paralel Yaşamlar’dan sonra beş kısa belgesel yaptı.
Başyapıtı “5’ten 7’ye Cléo” Cannes Film Festivali Altın Palmiye adayı oldu.

beşten yediye
Zamanla eskimeyen, hep taze kalan film, genç ve güzel bir şarkıcı olan başkahramanı Cléo’nun kanser olduğunu öğrendikten sonraki iki saatini gerçek zamanlı olarak perdeye taşıyor.
Varda’nın sinemayı ve sinefilleri büyük bir sevgi ve neşeyle selamladığı bir film: “101 Gece”

101 gece
Filmde Michel Piccoli, duvarları film afişleri ve sinema tarihine dair hatıralarla bezeli, gösterişli, büyük bir evde yaşayan yüz yaşındaki eksantrik sinema delisi Simon Cinéma rolünde karşımıza çıkıyor.
Simon, hatıralarını kaydetmesine yardımcı olmak üzere 101 gün boyunca onu ziyaret edecek genç bir sinema öğrencisini işe alır. Bunun üzerine film bizi Simon Cinéma’nın sinemaya dair hatıralarında baş döndürücü bir yolculuğa çıkarır.
Onlarca filmden parçaların yanı sıra sinema sohbetlerinin de yer aldığı eğlenceli bir şova dönüşen bu yolculuğa Catherine Deneuve, Jeanne Moreau, Jean-Paul Belmondo, Robert De Niro, Harrison Ford ve Harry Dean Stanton gibi birçok ünlü oyuncu kendi sinema kariyerlerine ve deneyimlerine dair anılarını paylaşmak üzere bizzat katılıyor.

“İnsanların içi incelense, manzaralar bulunur orada. Bana gelince, içimi açarlarsa eğer, plajlar bulurlar…”
Varda “Agnès’in Plajları” adlı yapımda kendini böyle anlatıyor.
Bu otobiyografik belgeselde yaşamının bölümlerini oluşturan plajlara dönen Varda, kendi filmleri, imgeleri ve röportajları arasında sahneye çıkıyor. Yaşamı boyunca küçük defterlerde biriktirdiği notların ve topladığı fotoğrafların damga vurduğu filmde yönetmen, bir sahne fotoğrafçısı olarak çalışmaya başlamasını, sonra dünya sinemasında büyük etki yaratan Fransız Yeni Dalgası’nın erken dönem yönetmenlerinden biri oluşunu, kendisi de yönetmen olan eşi Jacques Demy ile yaşadıklarını, feminizmini, Küba, Çin ve ABD’ye yolculuklarını, bağımsız yapımcı olarak yaşamını ve ailesini mizahi ve duygulu bir dille paylaşıyor.
“Agnès Hakkında Her Şey” programı 7-24 Mart tarihleri arasında sinemaseverleri bekliyor.
91 yıldır “hayatta olan ve merak eden”, 65 yıldır sinema yapan Agnès Varda’nın programda izleyiciyle buluşacak filmleri arasında 1990’lı yıllarda, kaybettiği eşi, ünlü yönetmen Jacques Demy’e adadığı belgeseller de yer alıyor.

kaynak: onedio

Baharın Yavaş Yavaş Yaklaştığı Bu Mart Yeni Ayında El Fettah Kolye ve Bileklerle Şansı Yakalayın…

ANETTE İNSELBERG EL FETTAH RIZK KAPILARI

 

Evett baharın yavaş yavaş kendini hissettirmeye başladı bu bahar ayında şans gelsin, rahmet ve rızk kapılarım açılsın, her türlü sorunum kolaylıkla çözülsün diyorsanız el Fettah kolye ya da bileklik takmalısınız.
Ayrıca sevdiklerime ne almalıyım derdine düştüyseniz bundan daha anlamlı bir hediye düşünemiyorum.Hepimizin sonsuz mucizevi kapıların açılması dileklerimle
Anette İnselbegr
Not :El-Fettâh: Kullarına rahmet kanadını açan ve her türlü müşküllerini çözüp kolaylaştırandır. Her türlü sıkıntıyı gideren rahmet, rızık kapısı açan odu
Not: El Fettahı Murat ve Aslı çiftinden almak isteyenler için iletişim adresini paylaşıyorum…
http://www.agdsign.com
http://www.instagram.com/agdsign.tr
http://www.facebook.com/agdsign2009
wattsapp sipariş hattımız: 05412422324
Kolyeler sırasıyla:
Zincirli kolyeler 80₺
İpli kolyeler 60₺
KDV Kargo dahil.
Kolyeler pirinç üzerine altın kaplama olup, ömürboyu garanti veriyoruz.
Altın ve gümüş kolye ve bileklik ücretleri:
Hepsinin hammaddesi 925Ayar gümüş üzerine rodyum ve altın kaplama olarak hazırlandı bu ürünler.
925Ayar Rodyum Kaplama Gümüş Ya Fettah Kolye Gümüş Zincirde 110₺ KDV Kargo Dahil
925Ayar Altın Kaplama Gümüş Ya Fettah Kolye Altın Kaplama Gümüş Zincirde 110₺ KDV Kargo Dahil
925Ayar Rodyum Kaplama Gümüş Ya Fettah Bileklik 75₺ KDV Kargo Dahil
925Ayar Altın Kaplama Gümüş Ya Fettah Bileklik 75₺ KDV Kargo Dahil

Ortaya Karışık kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »