2016 ya adım atarken hayatımızda bizi geride tutan, her ne varsa, en yüksek hayrımıza olacak şekilde değişsin, dönüşsün, Aşk OLsun.. heart ifade simgesi
Kaynak: julia aubier
Avokado birçok doğal tedavi yönteminde kullanılır. Bağırsak problemlerini gidermeye yardımcı olur, görüşünüzü sağlamlaştırır ve cildin yaşlanmasını yavaşlattığı, ayrıca saçı parlak ve yumuşak bir hale getirdiği için güzellik alanında da tercih edilir.
Avokado Meksika’ya özgü bir meyvedir ve birçok faydalı özelliğe sahiptir. Şekli armuda benzer, koyu yeşil bir kabuğu vardır ve içi çarpıcı derecede açık yeşildir ve son olarak merkezinde de kocaman bir çekirdeği vardır. Avokado birçok doğal tedavi yönteminde kullanılması gereken besin ögelerini içerir. Avokadonun doğal tedavi yöntemlerini keşfetmeye hazır mısınız?
Avokado ağacı 20 metreye kadar uzayabilir ve yılda 120 meyve verir ve bu meyveler bu ağacın yenilebilen tek kısmıdır çünkü yaprakları zehirlidir (özellikle de hayvanlar için).
Aztekler avokadoyu doğurganlığın meyvesi olarak görmüşlerdir. Onların dilindeki ”ahucuatl” kelimesi de ”testis” anlamına gelmektedir. Aynı zamanda avokadonun afrodizyak etkisi olduğuna inanmışlardır, bu zamandan beridir avokado erkeklerin cinsellik problemlerini tedavi etmek için kullanılmaktadır.
Aynı zamanda, avokado kalp hastalıklarına karşı koruma sağlar ve sağlık için iyi olan mono doymamış yağlar (bunlar kolesterol seviyesini düşürür, atardamarları korur ve kan damarlarını açmaya yardım ederek kan akışının daha sağlıklı olmasını sağlar) ve çok miktarda E vitamini içerir. Fakat diyet yapan bir çok insan yüksek kalori seviyesinden (1 meyvede 227 kalori) ötürü bu meyveyi yememektedir.

Avokado 10 adet önemli doğal mineral elementini içerir:
Bunların hepsinin bir faydası vardır, örneğin hücre metabolizmasının çalışmasına yardımcı olurlar. Avokadoda aynı zamanda bağırsak kurtlarını temizleyen oleik asit ve bazı kanser türlerini, özellikle de akciğer kanserini engelleyen, serbest kökler vardır. A ve B6 vitamini ve folik asit kaynağı olmasından ötürü de romatizmal eklem iltihabından ve diyabetten muzdarip kişiler için de avokado tüketimi önerilmektedir.
Avokado aynı zamanda gazın yok edilmesine yardımcı olur, görüşü güçlendirir, kanayan diş etlerini onarır, kemikleri güçlendirir, nezle ve gribe iyi gelir, ishal ile savaşır, kabızlığa karşı etkilidir ve baş ağrısını rahatlatır.
Avokadonun diğer özellikleri (özellikle de avokadonun yağı); cildin yaşlanmasını geciktirir, kırışıklıkları azaltarak cilde sağlıklı ve yumuşak bir görünüm verir. Saçların parlak ve yumuşak olmasını sağlar, derideki çatlakları azaltır ve kuru cildi kontrol eder. Ayrıca, kepekle, bitle ve sirke ile savaşır.


Avokadonun çekirdeğini hint yağı ile öğütün ve bu karışım ile kafa derinizi ovun. Plastik bir bone ile başınızı kapatın ve 2 saat bekletin, ardından ılık su ile durulayın. En son da normalde nasıl yıkıyorsanız öyle yıkayın.
Avokadonun çekirdeğinden yapılmış veya kabuğunu sıcak suda bekleterek elde edilmiş çayı aç karnına için.
5 adet ezilmiş avokado çekirdeğini bir dal sedef otu ile birlikte 230 ml suda kaynatın. Biraz soğumaya bırakın ve ılıdığında kafa derinizi bu karışım ile ovun. Sonra başınızı bir havlu ile kapatarak 30 dakika bekletin. Ilık su ile durulayın, ardından şampuan ve saç kremi ile saçınızı yıkayın.

1 adet avokadoyu ikiye bölün ve içini çıkarın. İyice ezin ve yumuşak hamur gibi bir kıvam elde edinceye kadar üzerine birkaç damla zeytinyağı damlatın. Yüzünüzü ve boynunuzu temizleyip üzerine bu karışımı uygulayın. 30 dakika bekletin ve ılık su ile durulayın. Daha sonra da ev yapımı bir nemlendirici ile cildinizi nemlendirin.
1 yemek kaşığı hindistancevizi yağını, yarım çay kaşığı karite yağını ve yarım çay kaşığı avokado yağını bir kapta güzelce eritin. İyice karıştırın ve kapağını kapatarak soğumasını bekleyin. Ardından buzdolabında bekletin ve her gece dudaklarınıza uygulayın fakat ardından durulamayın.
Avokadoyu ortadan bölün, ve içini doğrudan hastalıklı bölgeye uygulayın. Diğer bir alternatif ise, kulak pamuğunu avokado yağına batırıp bu bölgelere uygulamaktır.

Her gün 1 adet avokado yiyin, sandviçlerde mayonez yerine kullanın, salatanızın içine koyun veya öğleden sonra atıştırmalığı olarak tüketin. Bu 1 ay içerisinde trigliserit oranınızı %15 oranında düşürecektir.
1 bardak mayonez ile olgun bir avokadonun içinin yarısını yumuşak hamur kıvamına gelinceye kadar karıştırın. Bu karışımı saçınıza uygulayın, sıcak bir havlu ile saçınızı sarın ve 20 dakika bekletin. Ilık su ile durulayın ve ardından normalde saçınızı nasıl yıkıyorsanız o şekilde yıkayın. Bunu haftada 1 olacak şekilde tekrar edin. Eğer daha sağlıklı bir alternatif istiyorsanız, mayonez yerine yumurta ve limon suyu kullanabilirsiniz.
Çatlaklar genellikle gebelik sonrasında veya ani kilo alıp vermenin sonucunda oluşur. Bu görüntüden kurtulmak için, orta boy bir avokadonun içini 1 yemek kaşığı limon suyu ve 1 yemek kaşığı bal ile karıştırın. Yumuşak hamur kıvamı elde ettiğinizde, zarar görmüş bölgeye, cildinizi temizledikten sonra dairesel hareketlerle uygulayın. Daha sonra ılık su ile durulayın ve nemlendirici sürün.

Bir parça avokado kabuğunu yıkayın ve yutmadan çiğneyin. Çiğneme esnasında çıkan suyun ağzınızda yayılmasını sağlayın. Bunu birkaç kez tekrar edin ve daha sonra avokadoyu ağzınızdan çıkarın.
Avokadonun çekirdeğini yıkayın ve bir kaseye koyun. Fırına koyup pişirin ve sonra toz haline gelinceye kadar rendeleyin. 2 yemek kaşığı tozu 1 bardak ılık suda çözün ve bunu için.
kaynak: sağlıa bir adım

Geçmişi çok eskilere dayanan mumlar artık, evlerimizde ve dinlenmek için gittiğimiz mekanlarda sadece dekor olarak kullanılmıyor. İçerdikleri öz yağların şifa verici özelliklerinden dolayı doğal tedaviler için de kullanılıyorlar.
Mumlar vazgeçilmez bir aydınlatma aracı olarak 14. yüzyıldan beri kullanılmaktadır. Eskiden hayvan yağlarından yapıldığı için nahoş kokan mumlar, elektriğin keşfi ile daha çok samimi dinlenme mekânlarında dekor için kullanılan, ışığa bezeli erimiş balmumu havuzlarına dönüştüler. Ardından içlerine katılan öz yağlar ile daha da sakinleştirici ve dinlendirici hale gelen aromatik mumlar baş ağrısına hatta migrene bile iyi gelir oldular.
Kokunun doğal tedaviler arasında dinlendirici bir unsur olarak önemli bir yeri vardır. Aromaterapide bitkiler, meyveler, kökler, yapraklar ve benzeri doğal malzemelerden elde edilen öz yağlar, balmumu ile karıştırılır ve hafif bir buhar olarak solunur. Bu sayede koku duyusu aracılığı ile vücudumuzda çeşitli hisler oluşur ve stres, gerginlik ve benzeri hisler azalır.
Şimdi size kozmetik mağazalarında, aktarlarda veya eczanelerde bulabileceğiniz bazı öz yağlarının özelliklerinden bahsedeceğiz.
Geçmişi çok eskilere dayanan mumlar artık, evlerimizde ve dinlenmek için gittiğimiz mekanlarda sadece dekor olarak kullanılmıyor. İçerdikleri öz yağların şifa verici özelliklerinden dolayı doğal tedaviler için de kullanılıyorlar.
Mumlar vazgeçilmez bir aydınlatma aracı olarak 14. yüzyıldan beri kullanılmaktadır. Eskiden hayvan yağlarından yapıldığı için nahoş kokan mumlar, elektriğin keşfi ile daha çok samimi dinlenme mekânlarında dekor için kullanılan, ışığa bezeli erimiş balmumu havuzlarına dönüştüler. Ardından içlerine katılan öz yağlar ile daha da sakinleştirici ve dinlendirici hale gelen aromatik mumlar baş ağrısına hatta migrene bile iyi gelir oldular.
Kokunun doğal tedaviler arasında dinlendirici bir unsur olarak önemli bir yeri vardır. Aromaterapide bitkiler, meyveler, kökler, yapraklar ve benzeri doğal malzemelerden elde edilen öz yağlar, balmumu ile karıştırılır ve hafif bir buhar olarak solunur. Bu sayede koku duyusu aracılığı ile vücudumuzda çeşitli hisler oluşur ve stres, gerginlik ve benzeri hisler azalır.
Şimdi size kozmetik mağazalarında, aktarlarda veya eczanelerde bulabileceğiniz bazı öz yağlarının özelliklerinden bahsedeceğiz.
İlk olarak mandalinayı düz bir zemine koyup kabuğunun etrafından düzgünce keseceğiz. Ardından meyve kabuğuna zarar vermemeye özen göstererek içine aşağıdaki resimde gösterildiği gibi bir kaşık sokacağız.

Kaşığı yavaşça hareket ettirip meyveyi dikkatlice kabuğundan ayıracağız.
Meyveyi kabuğu yırtmamaya veya delmemeye özen göstererek çıkartın.

Mumunuzu kabuğun içerisine döküp katılaşması için bekleyin. Mumu bu yazımızda anlattığımız şekilde hazırlayıp, klasik bir kalıba dökmek yerine mandalina kabuğunuza dökün.
Resimler ManualidadesBlog’un izniyle kullanılmıştır kaynak: sağlığa bir adım
Atardamarlar, yaş ilerledikçe sertleşebilir fakat bu süreci hızlandıran bir çok sebep vardır, örneğin; tütün kullanımı, hareketsiz yaşam tarzı veya sağlıksız beslenme.
Koroner atardamarlar oksijence zengin kanı kalp kaslarına taşımak ile görevlidirler. Bu atardamarlar tıkanmaya başladığı zaman koroner atardamar hastalığına yol açarlar, bu da kalbe giden kanın azalmasına sebep olur ki bu da çok tehlikeli bir sağlık durumudur.
Eğer atardamarlar tamamen tıkanırsa, kalbin bu bölümlerinin zarar görmesi muhtemeldir. Bir çok durumda en kötü senaryo kalp kasının ölümüdür, ve bu son evresinde ölüme neden olabilen çok yaygın bir hastalıktır.
Koroner atardamarları tıkanan kişilerin kalp krizi geçirmesi veya miyokard infraktüsü geçirme riski çok yüksektir. Bu hastalık hem kadınları hem de erkekleri etkiler ve iki tarafta da ölüm oranları oldukça yüksektir.
Kalp Hastalıklarına Sebep Olan Şeyler Nelerdir?
Koroner atardamarların tıkanmasının esas sebebi atardamarların içinde yağsı maddelerin birikmesidir. Bu da kan içerisinde kolesterol, kalsiyum ve diğer maddelerin oluşmasına sebep olur. Koroner kalp hastalığının temel sebepleri şunlardır:
-Kalp kasına kan götüren atardamar duvarlarının kalınlaşması.
-Koroner atardamarların içerisinde yağ birikmesi.
-Koroner atardamarların daralması.
-Koroner atardamarlardaki kanın pıhtılaşması sebebiyle oluşan kan akışının engellenmesi.
-Koroner atardamarlardaki yangı.
-Tıkanma nerede olduğu farketmeksizin bir veya birden daha fazla koroner atardamar içerisinde gerçekleşebilir ve şiddeti de birbirinden farklı olabilir. Kalp kasına düzgün kan akışını engellediğinden dolayı semptomları göğüs ağrısı ve/veya nefes darlığı olarak görülebilir.
Kalp Hastalığının Belirtileri Neelrdir?
Koroner atardamar tıkanmasının en zor tarafı seneler geçtikçe oluşmasıdır. Bu çok büyük bir risk oluşturur çünkü erken dönemlerinde herhangi spesifik bir semptom görülmez ve hastalık tedavi etmesi zor bir duruma gelene kadar kendini göstermeyebilir. Koroner atardamar hastalığının semptomları kişiden kişiye değişebilir, fakat genellikle görülen semptomlar şunlardır:
-Rahat edememe veya göğüs ağrısı (anjina).
-Nefes alıp vermede zorlanma.
-Ayaklarda ödem veya sıvı tutulumu.
-Spordan sonra aşırı yorgunluk ve kırgınlık.
-Kollarda veya omuzlarda ağrı ve acı.
-Aşırı terleme.
-Bulantı.
Koroner Atardamarların Tıkanmasını Önlemek Mümkün Müdür?
Diğer kronik hastalıklar gibi, sağlıklı bir yaşam sürmek koroner kalp hastalığının önlenmesinin anahtarıdır. Aşağıda size günlük hayatınıza uygulayarak koroner kalp hastalığından korunmanız için bazı öneriler vereceğiz.
-Sağlıklı bir kiloda kalmaya çalışın ve aşırı kilolu olmaktan kaçının.
-Tam tahıllı gıdaların, meyve ve sebzelerin tüketimini arttırmaya çalışın çünkü bunlar atardamarları temizlemek için vazgeçilmez besinlerdir ve kalp sağlığına faydaları vardır. Aynı zamanda, doymuş yağlardan, kırmızı etten ve işlenmiş etlerin tüketiminden de kaçınmalısınız.
-Yaşınıza ve fiziksel kabiliyetinize uygun bir spor rutinine başlayın.
-Eğer sigara içmek gibi kötü bir alışkanlığınız varsa, bunu bırakmak için yardım almaya başlayın.
-Eğer hipertansiyon veya diyabetten muzdaripseniz, düzenli sağlık kontrollerine gitmeniz iki hastalığın da sonuçlarından kaçınmanız için çok önemlidir.
-Günlük olarak düşük dozda aspirin almak koroner atardamarların tıkanmasını engelleyebilir, fakat bunu yapmadan önce bir doktora danışmanız çok önemlidir.
-İyi kolesterol tüketimini arttırın, kötü kolesterol ve trigliserit tüketimi seviyesini düşürerek sağlıklı bir hayat sürmeye çalışın.
Sevdikleriniz için mutlaka paylaşın..!
kaynak: sağlık haberleri
![12299278_853595554753428_365256699644474587_n[1]](https://anetteinselberg.com/wp-content/uploads/2015/12/12299278_853595554753428_365256699644474587_n1.jpg?w=300&h=300)
40.000 yıl öncesinde mağara duvarlarında bulunan Mandala çizimleri insanların hayatlarında dileklerinin ve arzularının gerçekleşmesi için yaptıkları manyetik çekim gücü olduğuna inanılan desenlerdir. Çizdiğimiz ve yarattığımız Mandalalar beynimizin sağ ve sol yarım kürelerini dengeler, düşüncelerimizi ve sezgilerimizi bir noktaya toplamamıza yarar ayrıca merkezde kalabilmeyi sa…ğlar. Mandala bir başka deyişle bilinçaltında saklanan gerçekleri ortaya çıkartmamıza araç olan sanatsal bir terapi metodudur.
Amerikan Yerlilerinden Tibetlilerin kum boyamalarına kadar, Gotik gül pencerelerinden Hindu Yantralarına kadar, Osmanlı daki şifalı gömleklere ve tezhip sanatına kadar mandalalar meditasyon, koruma ve iyileşme sembolleri olarak kullanılmaktadır.”
“Mandala sizinle ve etrafınızdaki dünyayla ilgili derin doğruyu ortaya çıkaran ve genellikle daire şeklinde olan kutsal bir alandır.”
Mandala tüm dünyada binlerce muhtemelen on binlerce yıldır kişisel büyüme, kendini ifade etme ve ruhani dönüşüm amacıyla kullanılmıştır.
Psikanalizde hiperaktivitesi olan çocuklarda merkezde kalma ve odaklanmayı sağlarken, Alzheimer hastalığını önleyici sağ beyni ve nöronları canlandırma ve uyandırma çalışması olarak kullanılmaktadır.
Manda (Enerji – öz), La (kap) anlamına gelmektedir. Kısacası Mandala’ya enerjiyi tutan kap diyebili
16 Ocak Cumartesi 2016
14.00-18.00
Mandala Hakkında Bilgi
Mandala Çizmenin Dört Aşaması
Mandala Çeşitleri
Arınma Mandalası Meditasyonu ve Çizimi
Mandala Yakma Töreni
17 Ocak Pazar 2016
14.00-18.00
Bindu Noktasının Özellikleri
Mandala Çeşitleri Devam
Dilek Mandalasını Feng-Shui’ye Göre Nereye Asmalıyız
Psikolojik Test ve Değerlendirmesine Göre Niyet Mandalanızı Belirleme
Niyet Mandalası Meditasyonu Ve Çizimi(Para-bolluk-bereket-aşk gibi niyetler)
Ve Deeksa Enerjisiyle Evrene Gönderiyoruz…
Sağlıcakla,
Anette İnselberg
Eğitim Adresi: Psikocity- Avrupa Yakası Nişantaşı
Eğitime katılmak istiyorsanız Anette İnselberg facebook sayfamdan bana ulaşabilirsiniz…
Hayvanlara baktığımızda, sadece anlık ve halen gerçekleşmekte olan bir tehlike karşısında korku yaşadıklarını görüyoruz. Şu anda gerçekleşmeyen, hatta ileride başımıza gelme ihtimali bile olmayan bir şeyden korkmak ise biz insanlara özgü.
Bazılarına göre bu korku bizim varoluşumuz için gereklidir ve aptal aptal şeyler yapmamızı engeller. Ancak bu korkuların büyük çoğunluğu gereksiz ve asılsızdır. Üstelik bir çok başarıyı da elde etmemize engel olurlar.
Nedir bu korkulardan bazıları?
• Başarısızlık
• Terk edilmek / reddedilmek
• Yakın ilişki kurmak
• Başarı
• Parasız kalmak
• Yetersiz olmak
Aslında son maddede yer alan “yetersiz olmak” korkusu diğerlerinin altında yatan ana nedeni oluşturuyor. Kendimizi yeterli görmediğimiz için başarısız olacağımızdan korkarız. Yeteri kadar iyi olmadığımızı düşündüğümüz için ilişkilerimizi kaybetmekten, terk edilmekten, reddedilmekten korkarız. Başarı korkusunun bile altında yeteri kadar iyi olamama endişesi vardır.
Peki sizde bu endişe var mı? Yeteri kadar iyi olmadığınıza dair bir endişe? Benim bütün yaşamım boyunca vardı, bugün de çeşitli şekillerde varolmaya devam ediyor.
Şuna dikkat çekmek istiyorum: Bu endişeyi yaşamak doğaldır. Ancak bu endişenin hayallerimizi engellemesi ise üzücü bir durumdur.
Ben hayatımın çok büyük bir kısmında aynen bunu yaptım. Bir çok konuda kendimi yetersiz gördüm. Bunun sonucunda da, istediğim bir çok şeyi değil denemekten, hayalini bile kurmaktan vazgeçtim.
Ama yıllar içinde bu korku ve endişelerimin asılsız olduğunu gördüm. Aslında oldukça yeterliyim. Tamam, mükemmel değilim, ama hangi insan mükemmel ki?
Yetersiz olma, reddedilme, başarısızlığa uğrama korkularımın üstesinden gelebildiğimde ise kendimi dünyaya açtım ve başarılı oldum. Aslında yeterli olduğumun farkına vardım.
Bu tabii ki yetersiz olma korkumun artık hiç kalmadığı anlamına gelmiyor. Hala bazen yetersiz olduğumu düşünüyor ve başarısızlığa uğramaktan korkuyorum. Zaten bunları hiç düşünmüyor olsaydım insan olmazdım. Her ne kadar göstermeseler bile, Barack Obama, Bill Gates, Steve Jobs gibi bir çok başarılı insan bile mutlaka bu endişeyi taşıyordur. Ama onlar bu endişelerinin ilerlemelerine engel olmasına izin vermiyor.
Peki biz bunu nasıl yapabiliriz? Gelin birlikte bakalım.
Korkularımızı Nasıl Yenebiliriz?
Korkuları yenebilmek için adım adım izlenebilecek garantili bir yöntem yok. Ama bu konuda öğrendiğim, uyguladığım ve faydasını gördüğüm bazı adımları sizinle paylaşmak istiyorum:
1) Korkularınızı kabullenin. Bu adım, tek başına bile atabileceğimiz çok büyük bir adımdır. Eğer bunu bugün yapabilirseniz, korkunuzu yenme yolunda müthiş mesafe katetmiş olursunuz. Aslında bir çoğumuzda bu korku ve endişeler sürekli var, ama hep beynimizin karanlık bir köşesinde, bizim farkında bile olmadığımız bir yerde yaşıyorlar. Biz de sanki onlar hiç yokmuş gibi davranıyoruz. Ancak onlar orada varolmaya ve yaşamımızın her gününde bizi etkilemeye devam ediyorlar. İşte bu yüzden ilk adım korkularımızın varlığını kabullenmektir.
2) Yazıya dökün. Sizi korkutan ve endişelendiren şey nedir? Hemen bir kağıda yazın. Korkunuzu yazıya dökmek, onu kabullenmekle birlikte gün ışığına da çıkartıyor. Korkunuz beyninizin karanlık bir köşesindeyken oldukça güçlüdür ve sizin üzerinizdeki etkisi kuvvetlidir. Siz bu korkuyu yazıya dökerek tüm çıplaklığıyla ortaya koymuş olursunuz. Artık bu noktada güç, korkunuzdan size geçiyor. Çünkü korkunuz artık sizin dışınızda bir yerde duruyor. Şimdi ona müdahale edebilirsiniz. Ben şahsi olarak o kağıdı buruşturup üzerinde tepinmeyi tercih ediyorum, ama siz istediğiniz her şeyi yapabilirsiniz.
3) Korkunuzu hissedin. Her ne kadar bir ve ikinci adımda korkunuzu kabullenip yazıya dökmüş olsanız da, hala endişeleniyor olabilirsiniz. Kim bilir, belki bu korkudan dolayı utanç bile duyuyor olabilirsiniz. Ama artık değil. Lütfen bu konuda yalnız olmadığınızı hatırlayın. HEPİMİZİN öyle ya da böyle çeşitli korkuları ve yetersizlik endişeleri var. Tanıdığınız ünlü ve başarılı kişileri düşünün. Evet, onlar bile sizinle aynı korku ve endişeleri taşıyor. Şimdi lütfen benimle birlikte söyleyin: Bu korkumun beni endişelendiriyor olması normal. Şimdi bunu hissedin. Bütünüyle deneyimleyin. Bu korkunun içinde adeta yüzün. İnanın bu sandığınız kadar kötü değil. Bu korku sizin bir parçanız olabilir, ama sizi kontrol etmiyor. Bir internet kullanıcısının da yazdığı gibi: “Korkuyu hisset ve ona rağmen hareket et.” Nil Gün, kitaplarından birinde bunu çok güzel anlatıyor: “Cesaret, hiç bir şeyden korkmamak değil, korkularına rağmen adım atabilmektir.”
4) Kendinize şu soruyu sorun: Başıma en kötü ne gelebilir? Genellikle bu sorunun cevabı zannettiğimiz kadar kötü değildir. Yeni bir işe girerseniz başarısız olmaktan mı korkuyorsunuz? Peki başarısız olsanız ne olur? Başka bir iş bulursunuz. Bu durumun üstesinden gelirsiniz. Yaşamaya devam edersiniz. Etkilendiğiniz bir kadın / erkek tarafından reddedilmekten mi korkuyorsunuz? Diyelim ki sizi reddetti. Peki ne olur? Yaralarınızı sarar, kendinize daha uygun biri ile karşılaşır ve hayatınıza devam ederdiniz. Tamamen parasız kalmaktan mı korkuyorsunuz? Tüm varlığınızı kaybetseniz ne olur? Harcamalarınızı kısar, belki eş dosttan geçici olarak maddi destek istersiniz. Bir şekilde para kazanmanın yolunu bulursunuz. Yaşamaya devam edersiniz.
5. Harekete geçin ve yapın. Tekrar ediyorum: “Korkuyu hissedin ve ona rağmen harekete geçin.” Korkuyu yenmek için yapmanız gereken tek şey harekete geçmektir. Sürekli olarak çıkış yolunu düşünmek değil, harekete geçmek. Tıpkı iskelenin başında durup suya atlayıp atlamamayı düşündüğümüz gibi. Düşünmeyin, atlayın! Bu inanın müthiş bir his. Zamanında (ve bazen hala) topluluk önünde konuşmaktan çok çekiniyordum. Ama buna rağmen yine de kalkıp konuşuyorum. Ve istisnasız her seferinde kendimi çok iyi hissediyorum. Şimdiye kadar hiç yüzüme domates veya yumurta yediğim de olmadı.
6. Kendinizi mücadeleye hazırlayın. Bir konuda rakibiniz olan biriyle mücadeleye gireceğiniz zaman kendinizi hazırlarsınız değil mi? Hayali silahlarınızı kuşanır, bir mücadele planı hazırlar ve kendinizi geliştirirsiniz. Korkunuzla vereceğiniz mücadelede de aynı şeyleri yapın. Eğer bir müzisyen veya sporcu olmak istiyorsanız ve başarısız olmaktan korkuyorsanız…pratik, pratik ve daha fazla pratik yapın. Ardından bir gelişim planı oluşturun, bu planı gerçekleştirmek için gereken tüm yetenekleri ve bilgiyi elde edin. Sonra pratik yapmaya devam edin. En sonunda da gidin ve bu planı uygulamaya koyun.
7. Anda kalın. Başarısız olmak, reddedilmek, terk edilmek veya benzeri korkular tamamen gelecek zamana ait korkulardır. Şu anda ne olduğu değil, gelecekte ne olabileceği hakkında endişe yaşarız. Bunun yerine, gelecekle ilgili tüm düşüncelerinizi bir kenara bırakın. Hatta geçmişte yaşanan başarısızlık ve hatalarınızla ilgili düşüncelerinizi de bir kenara bırakın. Sadece şimdiki ana odaklanın. Korkularınızı yenmek ve hayallerinizin peşinden koşmak için “şimdi” bir şeyler yapın ve ileride ne olabileceği düşüncelerini bir kenara bırakın. Kendinizi geçmiş veya gelecekle ilgili düşünceler içinde bulursanız, önce derin bir nefes alın, ardından nefesinizi verirken kendinizi şu an içinde bulunduğunuz ana ve yapmakta olduğunuz şeye odaklayın.
8. Küçük adımlar. Korkunuzu bir anda yenmeye, ve hayat amacınızı hemen gerçekleştirmeye çalışmak bizi ilk başlarda oldukça zorlayabilir. Bu yüzden küçük adımlar atarak başlayın. Adeta ufak bir çocuk gibi minik adımlar atın. Burada önemli olan, yapabileceğinizden emin olduğunuz bir adımı atmaktır. Çünkü bu boy bir adımı atabileceğimizden emin oluruz. Her ne kadar küçük olursa olsun, bu adımı atmış olmak bizi mutlu eder ve bizi bir adım daha atmaya teşvik eder. Bunu sürekli yapın ve bir süre sonra göreceksiniz ki o küçük adımları ata ata kocaman bir tepeyi aşmışsınız.
9. Her başarınızı kutlayın! Ne kadar küçük olurlarsa olsun, doğru yaptığınız her bir şey için kendinizi kutlayın. Ardından, bu kutlama ile gelen başarı hissi bir sonraki adımınızı atmak için sizi teşvik etsin. Her bir küçük başarınızı bir sıçrama tahtası olarak kullanın ve sizi daha da yükseltmesini sağlayın.
Bu dokuz maddeyi hemen şimdi uygulamaya başlayabiliriz. Buradaki en önemli nokta, korkularımızı yenmenin bir süreç olduğunu daima hatırlamamızdır. Ne kadar erken adım atmaya karar verirsek, bu süreci de o kadar çabuk aşmış oluruz. Korkularınızdan özgürleşme serüveninizde tüm güzelliklerin sizinle birlikte olmasını diliyorum.
* Alıntıdır
kaynak: sonsuz şifa
Bir gün Ali, öğretmeni Ayşe Hanım’a giderek dersten sonra kendisiyle görüşmek istediğini söyledi. Öğretmen kabul etti ve sordu:
– Sorun nedir Ali?
– Ben bu sınıfın düzeyine göre fazla zekiyim. Bir üst sınıfa geçmek istiyorum.
İstek konusunda bilgi verilen müdür, Ali’ye bunun için bir testten geçmeyi isteyip istemediğini sordu. Ali tereddütsüz kabul etti ve test başladı.
– Söyle bakalım ali: 3×4?…
– On iki
– Peki 6×6?
– Otuz altı müdür bey
– Japonya’nın başkenti?
– Tokyo.
Ve test bir saat sürdü, Ali hiç hata yapmadı. Test sonunda Ali’nin öğretmeni de soru sormak istedi. Ali ve müdür bu isteği kabul ettiler. Öğretmen sorulara başladı:
– İneklerde dört tane, bende iki tane olan nedir?
– Bacaklar öğretmenim!
– Doğru! peki; senin pantolonunun içinde olup, benim pantolonumun içinde olmayan nedir?
Müdür bu soruya çok şaşırdı.
– cepler öğretmenim.
– Kadınların tüylerinin en kıvırcık olduğu yer neresidir?
Velet tereddütsüz yanıt verdi:
– Afrika’dır öğretmenim.
– Yumuşak olup, kadınların ellerinde sertleşen nedir?
Müdür gözleri fal taşı gibi açılmış tam konuşacakken ali yanıtladı:
– Tırnak cilası.
– Peki. bekâr bir kadına göre evli kadında daha geniş olan nedir?
Müdür kulaklarına inanamıyordu.
– Yatak öğretmenim.
– Kadın vücudunda en nemli organ hangisidir?
– Dil öğretmenim.
Nefes nefese kalan müdür, testi bitirmeye karar verdi ve şöyle dedi: “Değil bir üst sınıfa, ben bunu doğrudan üniversiteye göndereceğim. Çünkü ben bütün sorulara yanlış cevap verdim!”
1. Cömertlik ve yardım etmede akarsu gibi ol.
2. Şefkat ve merhamette güneş gibi ol.
3. Başkalarının kusurunu örtmede gece gibi ol.…
4. Hiddet ve asabiyette ölü gibi ol.
5. Tevazu ve alçak gönüllülükte toprak gibi ol.
6. Hoşgörülükte deniz gibi ol.
7. Ya olduğun gibi görün, ya göründüğün gibi ol.
Hazreti Mevlana Celaleddin-i Rumi (k.s.)
Her kahve aynı tadı taşımaz… Nerede içiyorsan, kiminle içiyorsan ona gore degişir…
Sahilde oturduğun rüzgarlı bir sonbahar günü, en sevdiğin dostun ağlarke…n içtigin kahvenin tadı kederlidir… Kahve telvesine yüreginin acısı karışır.
Bir pazar öğle sonrası annenin “hadi bir kahve yap da içelim” dediği kahve huzurludur… Köpükler annenin göz bebeklerine yansır… Dudağının kıyısında kalan küçük bir gülümsemedir…
Bir gece vakti zil zurna sarhoş birinin içtiği kahve düşülen kuyudan çıkma cabasıdır… Koyu kıvamlı kahverengi bir ipe tutunur çıkarsın … çıktığın an uyuyakalırsın… ferahlıktır!!!
Dostlarla içilen kahve neşedir… Kahkahalar köpüklerin üzerinde yüzer…
Tek başına gece vakti balkonda içtiğin kahve yalnızlıktır…Acıdır tadı… Ama garip de bir keyfi, lezzeti vardır…
Baban için yaptığın kahve sevgi doludur… çay bardağında, az şekerli…Kahve gibi görünmez sana… Ama sıcaktır dumanı tüter ve kokusu büyülüdür…
Beklemediğin bir anda sana uzatılan kahve baskadır… Isıtır insanın içini…
Yorgun olduğunda içtigin kahve hafifletir seni… Kendine getirir, unutturur günün ağırlığını…
Kahve aynı kahvedir belki… köpüğüyle, rengiyle, dumanıyla aynı kahvedir ama icilen kahveler ruhunun süzgecinden geçer ve tadlari degişir…
Her kahve aynı değildir bu yüzden…
Sevgi ile, sevgiliyle paylaşılan kahvelere….
kaynak: sağlıkla kal sayfası
Fatoş Pabuccu Tuncay
Avuç içinde siyah nokta ne anlam taşıyor !
Bu insanın başı dertte demektir. !
aVUÇ İçindeki SİYAH NOKTA
Özellikle aile içi şiddet gören bireyler ve diğerleri içinACİL DURUM referansI !
Bunu gördüğünüz zaman derhal polise haber verin. …
Bu kampanya facebook üzerinde son iki günde 6000 kişiye ulaşmış ve 6 kadının magduriyetine müdahalae edilmiş….
![insanlar-1[1]](https://anetteinselberg.com/wp-content/uploads/2015/12/insanlar-11.jpg?w=300&h=200)
Babasından miras olarak çok değerli bir bilgi alan Zu San Li hakkında bir Japon efsanesi vardır: “uzun ömür noktası” veya “yüz hastalığın noktası”.
Babasının tavsiyesine uyarak Zu San Li her gün bu noktaya masaj yapmış ve onlarca imparatorun doğumuna ve ölümüne şahit olacak kadar yaşamış. Bu noktaya masaj yapmak, Uzak Doğu’nun binlerce yıldır uygulanan en eski tedavi metodlarından biridir. İnsan vücudunda bir yılın aylarını ve günlerini anımsatan 365 nokta ve 12 majör meridyen vardır.
Spesifik noktalara parmak baskısıyla uygulanan akupresur yöntemi belirli organlarla bağlantılı meridyenlerin ve kanalların öğretilerine dayanır. Çin tıbbında vücut bir enerji sistemi olarak görülür ve masaj organların fonksiyonel aktivitelerini ve enerji akışlarını etkileyebilir.

Zu San Li noktasını aktive etmek yenilenme ve iyileşme etkisi yaratabilir, yaşlanmayı önleyebilir. Çin’de bu nokta “uzun ömür noktası” olarak bilinirken, Japonya’da “yüz hastalığın noktası” olarak adlandırılır.
Zu San Li Noktasını Nasıl Bulacaksınız?
Vücudumuzda Zu San Li noktası diz kapağının biraz altındadır. Bu noktayı doğru tespit edebilmek için elinizi parmaklarınız aşağıya gelecek şekilde aynı dizinizin üstüne yerleştirin. Avuç içiniz dizinizi kaplasın.
Örneğin sağ eliniz sağ dizinizin üstünde olsun. Zu San Li küçük tırnağınız ile yüzük parmağınızın tırnağı arasındaki noktadır. Eğer bu şekilde doğru noktayı bulamıyorsanız yere oturup dizlerinizi kendinize çekin. Ayaklarınız hala yerde olsun. Dizinizin altında daha yüksek bir alan fark edeceksiniz, parmağınızı onun üzerine koyup hafifçe bastırın. İşte bu nokta Zu San Li noktasıdır.
Japonlar Neden Bu Bölgeye “Yüz Hastalığın Noktası” derler?
Zu San Li noktası bedenimizin alt yarısındaki organların çalışmasını kontrol eder. Adrenal bezleri, böbrekler, cinsel organlar, sindirim kanalının uygun bir şekilde çalışmasından sorumlu bölümlerin içinden geçen omuriliğin fonksiyonlarını yönetir. Zu San Li noktasına masaj yaparak insan sağlığının koruyucusu rolünü üstlenen en güçlü salgı bezleri olan adrenal bezlerinizin (böbrek üstü bezleri) aktivitesini artırmış olacaksınız.
Bu bezler kandaki hidrokortizon, adrenalin ve diğer önemli hormonları salgılarlar. “Uzun ömür noktası”na her gün düzenli masaj yaparsanız bedeninizdeki adrenal bezlerinin fonksiyonlarını şu şekilde normalize etmiş olursunuz:
Kan basıncının dengelenmesi
2. İnsülin, glikoz seviyelerinin dengelenmesi
3. Vücuttaki inflamasyonun azaltılması
4. Bağışıklık sisteminin düzenlenmesi
Zu San Li noktasına masaj yapmanın diğer faydaları:
Sağlıklı sindirim sistemi
Bağırsak ve sindirim sorunlarının giderilmesi
Felç sonuçlarının tedavisi
Özgüven kazanılması
Stres ve tansiyonun üstesinden gelinmesi
İçsel denge
Bu noktaya masaj yapmanın cinsel güçsüzlüğe, hıçkırığa, kabızlığa, gastrite ve idrar kaçırmaya da iyi geldiği düşünülüyor. Hatta bağışıklık sistemini güçlendiren bu masajın daha fit ve sağlıklı bir bedene sahip olmayı da sağladığına inanılıyor.
Zu San Li noktasına ne zaman masaj yapmalısınız?
Bu masaj sabah saatlerinde, öğle yemeğinden önce yapıldığında daha etkilidir. Her diz için saat yönünde dairesel hareketlerle (parmağınızı yavaşça bastırarak ve bastırdığınız noktada bir süre kalarak) yaklaşık 10 dakika kadar yapılmalıdır. Başlamadan önce sakin nefesler alıp vererek ve hislerinize konsantre olarak kendinizi sakinleştirin. Masajı oturur pozisyonda yapın.

Mümkün olduğunca masaja konsantre olun ve şifa sürecinin başlamasına izin verin. Bu masajın uyarıcı bir etkisi vardır.
Akşamları Zu San Li noktasına saat yönünün tersine masaj yapanların haftada 400-500 gr kilo verdikleri de söyleniyor.
Siz yine de uyarıcı etkisizliğinden dolayı uykunuzu kaçırmaması için yatağa gitmeden önce bu masajı yapmamaya dikkat edin. Yeni Ay zamanı masajın etkisinin arttığı da akupresur uzmanlarının iddialarından biri.
Zu San Li noktasına masajı Yeni Ay’dan 8 gün önce her sabah yapmaya başlarsanız yaşlanma sürecini yavaşlatması, bağışıklık sistemini güçlendirmesi ve yukarıda saydığımız faydaları sağlaması söz konusu.
Öğle yemeğinden önce bu noktaya yapacağınız masaj hafızanızı, kardiyovasküler ve sindirim sisteminizi de güçlendirebilir.
Öğleden sonra ise stres, baş ağrısı, huzursuzluk, uykusuzluk için bu masajı yapabilirsiniz.
Not: Saat yönünü ayarlarken masaj yapan siz olduğunuz için kendi açınızdan olmasına dikkat ediniz.
sozcu
kaynak: yorgi.derki.net
Kuru üzümün yararlarını hiç duymuş muydunuz? Kuru üzüm özellikle sağlıklı bir karaciğer için beslenmenize harika bir ektir. Biz yazılarımızda genelde karaciğerinizi arındırmak ve güçlendirmek için basit ve doğal tedaviler öneriyoruz ve bugün sizlere harika sonuçlar vermesi garanti olan bir tedaviden bahsedeceğiz.
Peki kuru üzüm suyunun arkasında yatan büyük sır nedir? Kuru üzüm suyu kan dolaşımınızı daha etkili şekilde temizlemeye yardımcı olacak, karaciğerde bulunan özel biyokimyasal işlemleri uyarır. Kuru üzüm suyunun faydaları ağırlıklı olarak, sizin de bildiğiniz gibi, üzümlerin kendisinden gelmektedir. Bu tedaviyi dört gün arka arkaya uygularsanız, sindiriminizin kolaylaştığını ve daha çok enerjiniz olduğunu fark edeceksiniz. Bu fırsatı gerçekten kaçırmak ister miydiniz?
Doktorlar genelde kalbiniz için, kötü kolesterolden kurtulmak, trigliserit seviyenizi düşürmek ve kabızlığı ya da mide bulantısını önlemek için sabahları kuru üzüm yemenizi önerir.
Kuru üzüm doğal vitamin ve mineral kaynağıdır, ancak bu faydalar kuru üzümlerin içinde bekletildiği suyu tüketirseniz katbekat artar. Bunun sebebi ise üzümün şeker içeriğinin düşmesidir ve bu sayede karaciğeriniz için harika bir doğal tedavi elde etmiş olursunuz.
Size şimdi bunun nasıl olduğunu açıklayalım!
Kuru üzümlerin en iyi doğal antioksidan kaynaklarından biri olduğunu hatırlamak önemlidir. Kuru üzümün sizi serbest radikallere karşı koruyup hastalıklara karşı savunmanızı güçlendiren biyoflavonoid yönünden zengin bir meyve olan üzümlerin kurutulmasıyla elde edildiklerini de hatırlayalım.
Kuru üzümler ve kuru üzüm suyu geleneksel olarak çeşitli kalp ve karaciğer hastalıklarının meydana gelmesini önlemek için kullanılmaktadır. Bu bilgi de hatırlamaya değer.
Bildiğiniz gibi, hem karaciğer hem böbrekler, vücutta biriken ve sonunda sizi hasta eden toksinleri ve ağır metalleri atarak kanınızı temizleyen hayati organlardır. Ancak bazen bu önemli işlevler çok fazla yağlı yiyecek yemekten günlük olumsuz alışkanlıklara kadar yanlış beslenme seçenekleriyle kısıtlanmaktadır.
En az ayda bir defa dört gün üst üste kuru üzüm suyu içmek karaciğerinizin özellikle temizlenme bakımından işlevlerini daha iyi yerine getirmesine yardımcı olacak ve kendinizi ağır hissettiğiniz veya sindiriminizin yavaşlayıp ağrılı olduğu zamanlarda faydalarını hissedeceksiniz.
Kuru üzüm suyu içmek kan dolaşımını arındırmak ve karaciğerin fonksiyonlarını yerine getirmesini sağlamak için basit ama etkili bir yöntemdir ve aynı zamanda sindiriminizi de daha sağlıklı hale getirir. Mide asitlerinin ayrılmasını teşvik ederek yemeğinizi daha iyi sindirmenize ve besin maddelerinin emilmesine yardımcı olur. Siz de bu faydaları kuru üzüm suyu rutininize başladıktan iki gün sonra fark etmeye başlayacaksınız.
Malzemeler