Anladım ki insanlar: Susanı korkak. Görmezden geleni aptal.

Anladım ki insanlar: Susanı korkak. Görmezden geleni aptal. Affetmeyi bileni çantada keklik sanıyorlar… Oysa ki; biz istediğimiz kadar hayatımızdalar. Göz yumduğumuz kadar dürüstler ve sustuğumuz kadar insanlar..!

Şems-i Tebrizi

Günümüzde 25-40 yaş arasındaki nesil neden büyümeyi reddediyor?

 

Yeni nesil büyümeyi reddediyor. Şimdilerde 25-40 yaş aralığındaki nesil ev satın almayı, evlenmeyi, çocuk sahibi olmayı, kariyer planı yapmayı bir hayal olarak görüyor. Oysa anne-babaları o yaştayken bunların birçoğunu yapmıştı. İngiliz yazar Marianne Power da bu neslin bir örneği olduğunu kabul ediyor. Power’ın DailyMail okurları için kaleme aldığı yazısını Uplifers için derledik:

Geçenlerde babamla yemek yedik. Beni en sevdiği restorana götürdü ve birden, şimdiye kadar özenle uzak durduğu tarzda bir konuşma yapmaya başladı. Kendimi aile kurmaya hazır hissediyor muydum? Para biriktiriyor muydum? Birgün bir ev sahibi olmayı düşünüyor muydum? Kariyerimin bir sonraki adımını planlıyor muydum?

Bu soruları düşünce onun yüzüne boş gözlerle baktım ve tüm dünyadaki ergenlerin en çok kullandığı o cümleyi kurdum: “Bilmem”

Ancak tek bir sorun vardı; o da artık ergen olmadığım. 34 yaşındaydım.

Babam benim yaşımdayken altı yaşındaki kardeşimi ve sekiz yaşındaki beni okula götürüyor, oradan işe gidiyordu. Bir evi vardı. Kısacası, o dönem orta halli bir ailenin sahip olduğu her şeye sahipti.

Ben ise kız kardeşimle birlikte kirada oturuyordum ve açıkçası kenarda hiçbir yatırımım yoktu. Evlilik ve çocuk sahibi olma konusunda düşüncelerim ise sadece birer düşünceden ibaretti ve 23 yaşımdaki düşüncelerimden farksızdı. Benim kariyer planım, babamın dediği gibi bu hafta sonunu idare edecek kadardı. “Bunlara kafa yormayı düşünüyor musun? Artık 20 yaşında olmadığının farkındasın değil mi” diye sordu.

Açıkçası bundan pek de emin değildim. Birçok açıdan bir yetişkindim; vergilerimi ödüyordum, oy kullanıyordum, bazı kuruluşlara bağış yapıyordum ancak umutsuzca yaşımı inkar ediyordum.

Profesör Furied, yetişkinlerin Harry Potter, Açlık Oyunları, Twilight gibi çocukların ve gençlerin ilgisini çekecek eserleri yakından takip etmesini yetişkinlikten kaçma isteğine bağlıyor

 

Hayatımın eşini bulacağımı, hayatımın düzene gireceğini düşünmüştüm ama öyle olmadı. Bu yüzden 10 yıl önce nasılsa, o şekilde davranmaya devam ettim. Paramı biriktirmek yerine hepsini geldiği gibi harcadım. Arkadaşlarımla bir gece daha dışarı çıkmak için kendimi zorladım. Bir an bile ev almayı düşünmek yerine kiralık evlere paramı harcadım. Hala büyümemiştim. Sorumsuz ve ergen miydim? Evet.

Geçenlerde yalnız olmadığımı ve benim gibi insanlara verilen bir isim olduğunu fark ettim: Peter Pan jenerasyonu. 25-40 yaş arasında olup da uzatılmış bir ergenlik dönemi yaşayan ve evlilik, ev alma, çocuk sahibi olma gibi sorumluluklardan kaçan bir nesil… Bu konu üzerine çalışan Kent Üniversitesi’nden sosyolog Profesör Frank Furedi “Bugün toplumumuz, ergenlik çağında takılıp kalmış kayıp oğlanlar ve kızlarla dolu” diyor. Bu kişiler genellikle 30 yaşına kadar aileleriyle yaşıyor, evlilikten mümkün olduğunca kaçıyor ve hayatlarına 20’li yaşlarındaymış gibi devam ediyor.

Peter Pan jenerasyonunun ne kadar yaygın olduğunu anlamak için sadece istatistiklere bakmak bile yeterli. Örneğin 1970’lerde erkekler ortalama 24, kadınlar ise 22 yaşında evleniyordu. Bugün ise bu sayı erkeklerde 32, kadınlarda 30’a çıkmış durumda. Son dönemde yapılan çalışmaklar, günümüzde 30’lu yaşlarının sonlarında veya 40 yaşında evlenen kadınların sayısının, 10 yıl öncesinin iki katı kadar fazla olduğunu gösteriyor. Öte yandan birçoğumuz evliliği tümden reddediyoruz. İngiltere’deki istatistiklere bakıldığında 50 yaş altındaki kadınların yarısından fazlasının hiç evlenmediği görülüyor.

Benzer veriler ev alma konusunda da geçerli. 80’li yıllarda ilk defa ev sahibi olanların yaş ortalaması 29 iken günümüzde bu yaş ortalaması 38’e çıkmış durumda. 2025’te ise bu sayının 41’e kadar yükselmesi bekleniyor.

Yeni nesil büyümeyi reddediyor. Şimdilerde 25-40 yaş aralığındaki nesil ev satın almayı, evlenmeyi, çocuk sahibi olmayı, kariyer planı yapmayı bir hayal olarak görüyor.

Peki tüm bu değişiklikler neden kaynaklanıyor? Neden günümüzde 25-40 yaş arasındakiler uzatılmış bir ergenlik dönemi yaşıyor?

Bunun sorumlusu olarak ilk başta ekonomik gelişmeleri gösterebilirsiniz. Artık ev almak eskiye göre çok daha zor. Örneğin İngiltere’de 20-34 yaş arasındaki 3 milyon kişi ailesiyle yaşıyor. Bu sayı 1997 ile 2011 yılları arasında yüzde 20 artış kaydederek 3 milyona çıktı.

Ancak Profesör Furedi, yetişkinlerin bu “ergenleşmesi” sorunu için ekonomik gelişmeleri suçlayamayacağımızı söylüyor ve bu durumu şöyle açıklıyor:

“Geçmiş yüzyılda da birçok ekonomik sıkıntı yaşandı ancak asıl mesele, bu jenerasyonun kendi içinde sıkışıp kalmış olması. Ekonomik zorluklarla karşılaşıldığında, parasız kalırsın. Bugün ise insanlar sadece bahaneler buluyor. İnsanlar kendilerini yetişkin olarak görmekten korkuyorlar. Yetişkin olmanın iyi bir şey getirmediğini düşünüyorlar. Tüm kültürel değerlerimiz gençlikle ilişkili ve bundan uzaklaştıkça, daha gergin bir hale geliyoruz.”

Profesör Furied, yetişkinlerin Harry Potter, Açlık Oyunları, Twilight gibi çocukların ve gençlerin ilgisini çekecek eserleri yakından takip etmesini, Simpsons gibi çizgi filmlerin bu kadar meşhur olmasını, bilgisayar oyunu oynayan yetişkinlerin sayısının artmasını da hep yetişkinlikten kaçma isteğine bağlıyor ve şöyle devam ediyor:

“İnsanlar çocukça davranışlarını kaygısız olmakla eşdeğer görüyor. Oysa bunların hepsi korkudan kaynaklanıyor. Günümüzde insanların gelecekten ve risk almaktan korktuğu bir kültürün içindeyiz. İnsanlar incinmekten korktukları için başkalarına söz vermekten kaçınıyor. Bunu eve çıkmak veya biriyle hayatınızı birleştirmek için düşünebilirsiniz.”

Belki de şehirdeki tüm eğlence mekanlarını gezip, ışıkların yüzümüzdeki çizgileri saklayacağını, genç işi kıyafetlerimizin bizleri 20’li yaşlarda göstereceğini düşünüyoruz. Belki artık büyümenin vakti gelmiştir. Şu yaz ayları geçsin, belki büyürüz…

kaynak: uplifers

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Dağınıklığın Enerjiye Etkisi!!!Daha Okurken Kafanız’ın Dağınıklığı Gidecek Mutlaka Okuyun!

Yazarını araştırmama rağmen bulamadım ama,kesinlikle çok yararlı bulduğum bir  yazı mutlaka okumanızı tavsiye ederim…

large (37)

Dağınıklığın Enerjiye Etkisi!!!Daha Okurken Kafanız’ın Dağınıklığı Gidecek Mutlaka Okuyun!

Enerji durağanlaştığında dağınıklık yığılır, dağınıklık büyüdükçe de enerji durağanlaşır.

DAĞINIKLIK TIKALI ENERJİDİR
Dağınıklığın karşılığı olan “Clutter” sözcüğü, Ortaçağ İngilizcesindeki donma, pıhtılaşma anlamındaki “clotter” kelimesinden gelmektedir. Arttıkça sizi içine alması, yolunuzu tıkaması da aynı şeye işaret eder.
Dağınıklık arttığı oranda mekana düşük seviyeli enerjiler de çekilmiş olur.
Benzer benzeri çeker, prensibi burada da geçerlidir.
large (33)Bunu her insan bilir; Sokakta yürürken birinin bir kenara bir izmarit veya boş bir sigara paketi attığını görürsünüz. Ertesi gün aynı yerden geçerken bir de bakarsınız, izmaritin/paketin yanında daha başka atıklar da birikmiş. Çok geçmeden burada bir çöp tepesi oluşur. Dağınıklık evlerde de aynı şekilde çoğalır. Başta az bir şeyle başlar, derken büyüdükçe büyür, çevresindeki durağan enerji de ona bağlı olarak çoğalır ve yaşamınız üzerindeki durağanlaştırıcı etkisini hissettirir.
İnsan yaşamında yeni bir sayfa açmak istediği zamanlarda, ya da sıkıntı bastığında kendini, evindeki veya odasındaki dağınıklığı toparlarken ya da bazı eşyaların yerlerini değiştirirken bulabilir.
Fakat insanların büyük çoğunluğu dağınıklıklarıyla yaşamaya alışabilmektedirler. Tıkalı enerji son derece yapışkandır ve gerçekten silkelenip bir şeyler yapmak için esaslı bir çaba gerekir.

DAĞINIKLIK NEDİR?
Oxford sözlüğünde “düzensizce birikmiş nesne kalabalığı” olarak tanımlanan dağınıklık, dört sınıfta ele alınıyor:
* Kullanmadığınız ya da sevmediğiniz nesneler
* Dağınık ya da düzensiz eşya
* Çok küçük bir alanda çok fazla eşya
* Tamamlanmadan yarım bırakılmış her şey

KULLANMADIĞINIZ YADA SEVMEDİĞİNİZ NESNELER
İnsan sahip olduğu her şeye görünmeyen kılcal enerji damarlarıyla bağlanır. O eşyaya verilen değer, yüklenen anlam, onun hakkındaki düşünce ve duygular eşya ile insan arasında bir alışveriş meydana getirir. Pozitif anlamda kullanılan, yararlı olan, bir fonksiyon gören veya sevilen nesneler olumlu enerjinin yayılmasında yararlı olabilir. Bunun tersine evdeki kullanılmayan, bozuk, sevilmeyen, kurtulunmak isteyip de atılmayan, başkasına ait olan, bir kenarda unutulan her şey, enerjinin durağanlaşmasına yol açar.
Sizin için bir anlam ifade etmeyen, önemi olmayan, kullanılmayan şeylerden kurtulunduğunda insan kendini bedensel, zihinsel ve ruhsal olarak da hafiflemiş hissedecektir.

DAĞINIK YA DA DÜZENSİZ EŞYA
Sadece sevilen ve kullanılan eşyaları evde tuttuğumuzu varsayalım, eğer bu eşyalar dağınık duruyorlarsa, mekan dağınık sıfatını korur, aradığımızı bulmamız zorlaşır.
Neyin nerede olduğunu bildiğinizde yaşam kolaylaşır.
Örneğin hepimiz evimizde yatağımızın nerede olduğunu biliriz. İnsanın yatağıyla arasındaki enerji bağı dolaysız ve açıktır. Bir de ev anahtarınızı veya şemsiyenizi veya başka bir şeyi düşünelim. Yeri genellikle tam olarak biliyor muyuz, yoksa zihinsel olarak ortalığı ayağa kaldırdığımız oluyor mu? Ya yanıtlamamız gereken mektup, ya da zarfa koyup atılmayı bekleyen bir mektup? Bazen haftalar sonra gazetelerin arasından elimize geçebilir.
Neyin nerede olduğunu bilmekten kaynaklanan huzur ve açıklık, bu durumlarda stres ve karmaşaya dönüşür.
Cüzdanımız veya çantamız o an için önemli gelen ama birkaç gün sonra işlevini yitiren telefon, adres ve not kağıtlarıyla, gerekli gereksiz broşürlerle dolup taşıverir.
Ya ani bir itilimle otomatik olarak alınan veya toplanan şeyler…
Eve getirir, “Şimdilik şuraya koyayım da sonra kaldırırım.” deriz. Ancak koyduğumuz yerde kalır. Kimi zaman aylarca kimi zaman yıllarca kalabilirler. Akla geldikçe veya gördükçe zihnimizin bir köşesinde belli belirsiz bir bıkkınlık yaratırlar.
Burada önerilen elbette abartılı bir titizlik veya düzenlilik hastalığı değildir.

large (29)KÜÇÜK BİR ALANDA ÇOK FAZLA EŞYA
Kimi zaman sorun yerden kaynaklanabilir. Aile büyür veya eşyalar çoğalır ama mekan aynı kalır. Dağınıklık zamanla evde nefes almakta güçlük yaratan bir hal alabilir. Çözüm büyük bir yere taşınmak ya da evde ciddi bir ayıklama yapmaktır.

TAMAMLANMADAN BIRAKILMIŞ ŞEYLER
Dağınıklığın bu türünü görmek daha zor, bilmezden gelmek daha kolaydır. Ancak sonuçları birçok alana yayılır. Tamamlanmadan bırakılmış her şey fiziksel, zihinsel, duygusal ve ruhsal alanda dağınıklık ve tıkanıklık yaratır.
Evinizdeki veya çekmecenizdeki ele alınmamış şeyler, yaşamınızda ele almadan bıraktığımız şeyleri yansıtır ve sürekli olarak enerjimizi çeker. Kırık çekmecenin tamiri, bozuk bir saatin veya aracın onarımı, damlayan musluğun contasının değiştirilmesi gibi ufak tefek tamiratlar bile mekanın enerji akışında önemli roller görür. Ve mantal alanda da ümit ve uyanıklık hallerine ulaşmada yararlı olabilir.
Dikilecek düğmeler, aranması gereken telefonlar, koparılması gereken ilişkiler ve diğer her tür belirsizlik, dönüp yüzleşmediğimiz sürece ilerlememize engel olur. Eğer istenirse insandaki tevil ve savunma mekanizmaları bunları gayet güzel bastırıp kamufle edebilir, ama bunu yapmak için daima enerji tüketir. Bitmeyen her iş yaşam enerjimizden çalar, adeta bir enerji vampiri gibi bizi sömürür.

DAĞINIKLIK BİZİ NASIL ETKİLER?
Çoğu insan dağınıklıktan nasıl etkilendiğini bilmez. Dağınıklığıyla yaşamaktan memnunluk bile duyabilir. Dağınıklığın etkisi ancak ondan kurtulunduğunda duyulacak rahatlama ve huzur ile anlaşılabilir.

DAĞINIKLIK KENDİNİZİ YORGUN VE UYUŞUK HİSSETMENİZE NEDEN OLUR
Çoğu dağınık insan ortalığı toparlamaya hali olmadığını söyler. Kendilerini sürekli yorgun hissederler. Oysa yorgunluğun nedeni dağınıklığın çevresindeki durağanlaşmış enerjidir.

DAĞINIKLIK SİZİ GEÇMİŞE BAĞLI KILAR
Bütün boş alanlarımız dağınıklıkla dolarsa yaşamımıza girecek hiçbir yeniliğe yer kalmaz. Düşüncelerimiz geçmişe takılıp kalır. Bakışlar ileriye bakmaktan çok geriye çevrilir. Sorunlarla yüzleşip daha iyi bir gelecek yaratmak yerine, geçmişi suçlarız.

DAĞINIKLIK BEDENDE DE TIKANIKLIKLARA YOL AÇAR
Dağınıklık aşırı bir hale geldiğinde evinizin enerjisi tıkanır. Aynı şey bedenimiz için de geçerlidir. Dağınık kişilerde kabızlık ve hazım bozuklukları, ciltte donukluk ve bozulmalar gibi rahatsızlıklara daha sık rastlanır.

DAĞINIKLIK KİLONUZU ETKİLER
Yapılan gözlemler, aşırı kilolu insanların genellikle dağınık insanlar olduğunu ortaya çıkarmıştır. Bir bayanın dediği gibi;
“Evinizi ıvır zıvırdan arındırdığınızda bedeninizi abur cuburla doldurmak da size artık doğru gelmiyor.”

DAĞINIKLIK ERTELEMEYE YOL AÇAR
Dağınıklık içinde yüzüyorsanız, işlerinizi yarına erteleme eğiliminiz olabilir. Dağınıklık enerjinin hareket yeteneğini azaltarak herhangi bir şeye girişmenizi zorlaştırır.

large (34)DAĞINIKLIK UYUMSUZLUĞA YOL AÇAR
Dağınıklık aileler, ev ve iş arkadaşları arasındaki tartışmaların nedenlerinden biri olabilir. Eğer siz gırtlağınıza kadar dağınıklığa gömülmüş olarak yaşıyor ya da çalışıyorsanız ama çevrenizdekiler sizin gibi değilse onların yaşama biçimi sizi engellemez ama sizinki onları kuşkusuz engeller.

DAĞINIKLIK YILGINLIK YARATIR
Dağınıklık enerjinizi aşağı çekerek kendinizi yılgın, depresif hissetmenize neden olur.
Depresyon türlerinin çoğu Yüksek Benliğinizin sizi, başka bir şey yapmanızın zamanı gelmiş olduğu için yapageldiğiniz şeye devam etmekten alıkoymasından kaynaklanır.

DAĞINIKLIK BAGAJ FAZLASI YARATIR
Eviniz aşırı dağınıksa, büyük olasılıkla yolculuğa çıkarken de yanınıza çok eşya alıyorsunuzdur. Dağınıklık bağımlıları “GEREKİRSE” diye peşlerinden sürükledikleri eşya için fazla bagaj ücreti ödemek durumunda kalırlar. Tatilden dönüldüğünde valizlerden bir yığın hiç giyilmemiş temiz ama buruşuk kıyafetler çıkar.
İnsan duygusal ve zihinsel açıdan da fazla bagaj taşımaya eğilimlidir.

DAĞINIKLIK FAZLADAN TEMİZLİĞE NEDEN OLUR
Dağınık bir alanı temizlemek iki kat daha fazla zaman alır. Ne kadar dağınıksanız o kadar çok toz ve kir birikir, enerji o kadar durağanlaşır, temizlik yapmak isteği de azalır.
Yaşadığımız evin odalarını tek tek dolaşıp dağınıklık yaratan gereksiz ve kullanılmayan giyecek ve eşyaları gözlemleyip bunların evimizdeki fazlalık ve dağınıklıktaki payını ve işgal ettikleri alanı yüzdeye vurduğunuzda ortaya çıkan sonuç şaşırtıcı olacaktır.
Uzmanlar ortalama büyüklükteki bir evin odalara göre dağılımını şu şekilde yapmaktadırlar:
* Koridorlar yüzde 5
* Oturma odası yüzde 10 – 15
* Mutfak yüzde 30 – 40
* Yatak odası yüzde 40
* Banyo yüzde 15 – 20
* Kiler, depo, tavan arası, bodrum, kömürlük vs. yüzte 100 -200
Toplam : 220 – 250 Oda başına düşen ortalama dağınıklık yüzde 35 – 45 arasıdır.
Evinize ödediğiniz kira, elektrik, ısınma vs. masrafların neredeyse yarıya yakını boşuna hammallığı yapılan şeylere ödenmektedir. Bu alanları pozitif yönde sağlıklı işlerde kullanmak varken olumsuz enerjilerin çoğalmasında kullanmaktayız.

İNSAN NEDEN DAĞINIK YAŞAR?
Dağınıklığın altında görünenden çok daha derin nedenler yatmaktadır.
Çok meşgulüm, vaktim yok, benim için önemli değil, herkes kendi eşyasını toplasa ortalık dağılmaz? vs. gibi açıklamalar birer bahaneden öteye gitmez.

Lazım Olur Diye Saklamak
İnsanların başlıca biriktirme nedenleri budur. “Nasıl atayım ki” diye yakınırlar, “günü gelir lazım olur”. Bu noktada gerçekten ihtiyacımız olan şeylerle, olmayan şeyleri tüm bağımlılıklarımızı bir kenara atarak ayırdetmek gerekir.
Lazım olur diye eşya saklamak geleceğe güvensizlik işaretidir. Unutmayalım ki düşüncelerimizle kendi geleceğimizi biz yaratırız.
Uzmanların konu ile ilgili rastladıkları gerçek vakalardan birkaç örnek:
* Balık sevmeyen bir adamın tavar arasında on beş yıl boyunca saklanmış beş akvaryum.
* Yirmi yıl boyunca bahçede biriktirilmiş boş şişeler, yağ kapları, kavanozlar, yumurta kutuları.
* Geçmiş yıllara ait onlarca telefon rehberi.
Evimizi bu gözle araştıracak olursak bu listeye ilave edeceğimiz pek çok şey olacaktır.

KİMLİK
Sahip olduklarımıza sıkı sıkı tutunmamızın başka bir nedeni de kimliğimizin onlara bağlı olduğunu hissetmemizdir. Eşkoşmalar da diyebileceğimiz eşyayla olan aşırı bağlar insanın kendi hakkındaki yüzeysel fikrini ve imajını koruma çabalarından biridir. Bazı şeylerle öylesine özdeşleşmişizdir ki, onu attığımızda kendimizden bir parçayı koparırcasına bir hal yaşarız.
Çevremizdeki dağınıklığın görünmeyen nedeni, içinde bulunduğumuz duygusal ve zihinsel dağınıklıktır.

DAHA ÇOĞUN DAHA İYİ OLDUĞU İNANCI
Bugün hepimizin evlerinde eksiksiz mutfak setlerimiz var. (Gazeteler bile veriyor) Küçük şeyleri doğramak için küçük bıçaklar, büyük şeyleri doğramak için büyük bıçaklar, sivri uçlu, küt uçlu, hafif, ağır, et bıçağı, balık bıçağı, sebze bıçağı, meyve bıçağı vs. Bu setlere sahip olmamıza rağmen ev hanımlarının çoğu tüm bu işleri bir bıçakla hallederler.
Beynimiz tam tekmil bir bıçak setine ihtiyacımız olduğuna reklam devleri tarafından yıkanmıştır.
Daha çoğun daha iyi olduğu düşüncesi, mallarını satmak isteyen üreticilerin kafamıza nakşettiği bir yalandır.

EVİNİZDEKİ DAĞINIKLIK ALANLARI:

Ana Giriş Kapısı
Evinizin kapısının dış tarafı dünyaya bakışınızı, iç tarafı da kendi yaşamınıza bakışınızı temsil eder. Tıpkı insanlar gibi enerji de bu kapıdan içeri girer çıkar. Giriş kısmındaki darlık ve dağınıklık evinize taze enerjilerin giriş çıkışını engeller. Burası temiz ve düzenli durması gereken en önemli alandır. Askıda duran ve kullanılmayan paltolar vs., yerlerde duran ayakkabı, çizmeler vs., gereksiz kuru veya plastik çiçekler, şemsiyeler, bozuk paralar, fişler, telefon, elektirik faturaları, broşürler, eski gazete dergiler vs.

large (36)Kapıların Arkası
Kanca ya da kapı tokmaklarına asılı şeyler (giysiler, gecelikler, havlular, çantalar) olduğu kadar bütünüyle açılmasını engelleyecek mobilya, eşya, sepet vs. şeyleri de kapsar. Kapılarınız ardına kadar açılmazsa evinizde enerji serbestçe dolaşamaz, giriştiğiniz her iş için daha fazla çaba harcamanız gerekir.

Koridor ve Holler
Buralardaki dağınıklık yaşam taşıyıcı enerjinin evin içinde akışına engel olmaktadır.

Mutfak
Mutfak dolaplarınızın içinde neler gizleniyor? Ya bitmeden alınan yiyecekler…
Bütün dolaplarınızda esaslı bir ayıklama ve temizliğe girişin. Derin dondurucunuzla buzdolabınızı da unatmayın.

Yatak Odaları
Yatak odaları genellikle evde yer bulamadığımız şeyleri koyduğumuz bir odadır. Yatak odalarındaki dağınıklık çocuklar ve yetişkinler için de olmaması gereken bir şeydir.
Yatak odası evdeki en önemli odadır. Çünkü nerede ve nasıl uyuduğunuz yaşamınızı büyük ölçüde etkiler. Yaşamınızın üçte birini yatak odasında geçirirsiniz. Bu nedenle yatak odasının düzenli ve sade olması çok önemlidir.
Yatak altlarına itilen ıvır zıvırlar uyku kalitesine bile önemli etkide bulunmaktadır.
Örneğin tuvalet masalarının üstleri de kullanılmayan pek çok boş parfüm vs. şişeriyle doludur. Enerjinin yumuşak ve uyumlu dolaşımı için yatak odalarındaki yüzeylerin olabildiğince temiz ve boş tutulması önerilmektedir.

Dolap Tepeleri
Dolap tepelerine saklanan ve tıkılan şeyler… Evinizde göz hizasından yukarılara yığılmış dağınıklık genellikle bunaltıcı bir etki yaratır, hatta baş ağrısı bile yapabilir.

Dolap İçleri
Çoğu insan sahip olduğu giysilerinin yüzde 20’sini giyer. Bundan kuşkusu olanlar bir ay boyunca bir test yapabilirler. Bu oran sadece giysiler değil, sahip olduğunuz çoğu şey ve yaşamdaki çoğu etkinliğe de uyarlanabilir.

ZİHİNSEL DAĞINIKLIĞI GİDERMEK

Tasalanmaya Son Verin
Endişe sallanan ata benzetilir. Ne kadar hızlı hareket ederse etsin hiçbir yere gitmez. Endişe bütünüyle bir zaman israfıdır. Zihinde öylesine bir dağınıklık yaratır ki, hiçbir şeyi açıklıkla düşünemez olursunuz.
Endişelenmeyi bırakmayı öğrenmenin yolu, her şeyden önce dikkatinizi odakladığınız şeye güç kazandırdığınızı kavramaktan geçer. Bu nedenle bir konuda ne kadar endişe düşünceleri üretirsek, o şeyin ters gitme olasılığını da yükseltmiş oluruz.
“Korktuğum başıma geldi”
“Sakınılan göze çöp batar”
gibi sözler de bu mesajı insanlara vermek için söylenmiştir.
Endişe öyle derinlere işleyen bir alışkanlıktır ki, bundan kurtulmak için kendimizi bilinçli olarak eğitmemiz gerekir. Kendimizi endişe halinde fark ettiğimiz an durup düşünüp düşünceleri kontrol edip yönünü değiştirme egzersizleri yapmak gerekir. Bu konuda yakınlarımızdan yardım da isteyebiliriz.
Endişe ve tasa yaratan şeylerin listeleri çıkartılıp bunlar tek tek çözümlenebilir.

Eleştirmeye ve Yargılamaya Son Verin
Eleştiri ve yargılama insanda en büyük enerji kayıplarına neden olur. Biraz incelenirse, özellikle başkalarına yönelik eleştirileri ve yargılarımalarımızın altında merkez noktamızın kendi zevk ve alışkanlıklarımız, düşünce kalıplarımız olduğunu anlayabiliriz. Ayrıca kendimizde olup da hoşumuza gitmeyen yönlerimizi değiştirmek yerine bu memnuniyetsizliğimizi başkalarını eleştirerek hafifletmeye çalışırız.
Aslına bakacak olursak hiç kimseyi eleştirip yargılayacak durumda değiliz. Çünki varlıkların gerçek ihtiyaç ve kapasitelerini bilmediğimiz için yapacağımız değerlendirmeler son derece isabetsiz olacaktır.

Dedikoduya Son Vermek
Başkalarının yüzlerine söyleyemediğimiz düşünce ve yargılarımızı, onların olmadığı ortamlarda dile getirmek, bundan da bir zevk duymak da zihnimizde fazlasıyla dağınıklık ve enerji kaybı yaratır. Başkaların yüzüne söyleyemeyeceğimiz hiçbir şeyi onların arkasından da söylememeyi alışkanlık haline getirmeliyiz.

Ağlayıp Sızlanmaya, İsyan Etmeye Bir Son Vermeliyiz
Ağlayıp sızlamak, her şeyi ve herkesi suçlamak, problemlerin kaynağını ve sorumlusunu daima dışımızda aramak da düşüncelerimizide büyük dağınıklık yaratır.

Zihinsel Gevezeliğe Son Vermek
Psikologlar ortalama insanın aklından günde atmış bin düşünce geçtiğini tahmin ediyor. Ve ne yazık ki bu düşüncelerin % 95’i önceki günkü düşüncelerin aynısıdır. Bir önceki günküler ise daha önceki günki düşüncelerle aynıdır. Ve bu şekilde katlanarak sürüp gitmektedir.
Kısacası zihinsel faaliyetimizin büyük çoğunluğu verimsiz, tekrara ve alışkanlıklara dayalı, insanı hiçbir yere götürmeyen zihinsel gevezeliklerden ibarettir.

En son ne zaman farklı ve özgün bir düşünce ürettik?
Bizlere bunlar öğretilmiyor! Genellikle hepimiz belli düşünce kalıplarıyla yaşayıp, zihinlerimizi gündelik yaşamın yüzeysel akımlarıyla doldurmaktayız.

Eğerki gün içerisinde kendimizi tüm düşünce akımlarından uzak tutup çok değil beş on dakika ayırabilirsek, içsel gevezeliği dindirerek, şuurumuzu daha yüksek bir bilgeliğe açık hale getirip, yaşamımızda yol gösterici etkileri ayıklayıp seçebiliriz. Yaratıcılığımızı artırabiliriz.

large (31)Bu Gününün İşini Yarına Bırakmamak
“Bu günün işini yarına bırakma” sözünü yaşamımızda hayata geçirmeliyiz.
Örneğin size bir telefon numarası verecek arkadaşınızla konuşuyorsunuz. Numara yanındadır ama ertesi gün arayıp vermeyi önerir veya siz onu daha sonra arayıp öğreneceğinizi söyleyebilirsiniz. O an bitmesi gereken bir iş ertesi güne uzamıştır ve başka aksaklıkları da beraberinde getirecektir. Ertesi gün o numarayı aramanız gerektiğinde arkadaşınızı bulamayabilirsiniz. Ve o numara ile ilgili iş ertesi günlerde unutulur. Zincirleme olarak pek çok problem yaşanabilir.
Ertelenen işin akılda tutulması büyük bir enerji kaybıdır.
Telefon numarasını hemen orada alın, yaşamınızda yapılacak işler listesi bir madde eksilmiş olsun.
Yerine getirilmemiş sözler de büyük bir enerji kaybına ve zihinsel dağınıklığa neden olur.
Bir arkadaşımızla hafta sonu için bir program yaparız, fakat günler geçtiğinde o gün bizim için öncelik sırası daha yüksek olan bir durumla karşılaşabiliriz. En doğrusu meseleyi fazla uzatmadan arkadaşımızı aramaktır. Bir bahane bulmak, yalan söylemek ya da isteksizce buluşmak buluşma gününün öncesi ve sonrası ciddi enerji kayıplarına neden olacaktır.

RUHSAL DAĞINIKLIĞI GİDERME
Fiziksel, duygusal ve zihinsel dağınıklığın varlığın gelişimine en önemli olumsuz etkisi üzerinde durarak konuyu toparlamaya çalışalım. Dağınıklığın yaşamımızdaki farklı görünümlerinin sonucunda varlığımız, yaşam amacının farkındalığını yitirir.
Dünyaya gelirken beraberimizde getirdiğimiz özgün amacımızın yeniden yüzeye çıkıp anlaşılabilmesi için dağınıklıklarımızı temizlemeliyiz.
Hemen hemen tüm ruhsal ve felsefi bilgiler, içinde yaşadığımız çağın gezegenimiz tarihinde insan gelişimi bakımından en önemli zaman olduğu konusunda ortak bir noktada birleşmektedir. Dünyanın büyük bilgi kaynakları eskiden pek az insanın elindeydi. Çağımızda ise bu tam tersi durumdadır. İnsan istediği bilgilere küçük bir çaba ile ulaşabilir.
Bugün bulunduğumuz noktaya ulaşana dek varlığımızın yeryüzü okulunda teptiği sayısız yolları ve verdiği büyük mücadeleleri düşündüğümüzde, içinde bulunduğumuz durumun değerini anlayabiliriz.
İçsel varlığımızın sesini duyabilecek hale geldiğimizde bütün gereksinimlerimiz karşılanır.
Kendimizde, çevremizde ve yaşamımızda daha uyumlu, esnek, huzurlu ve başarılı olmak istiyorsak, basamak basamak dağınıklıklarımızı düzene sokmalıyız. Bunun aslında hareket noktası zihin olmalıdır. Bu nedenle daha fiziksel ve elle tutulur çözümler çağımız insanları tarafından daha fazla ilgi bulabiliyor.
Odamızın dağınıklığı zihnimizin dağınıklığının bir yansımasıdır. Fakat yapay bir şekilde sadece odamızı toplayarak veya bir yardımcı tutup temizleterek zihnimizdeki çöplerden kurtulabilir miyiz?
Hayır.
İçinde bulunduğumuz ikilemlerden, yargılamalardan, şikayetlerden, hoşnutsuzluklardan, güvensizliklerden ve endişelerden kurtulabilir miyiz?
Hayır. Eğer bu kadar kolay olsaydı, şeklen uygulanan pek çok öğreti dünyayı pozitif bir küreye çevirmeye yeterli olurdu.
Şekil değil öz önemlidir.
Elbette başlangıç için fizik boyuttan başlayabiliriz, fakat bunu o seviye ile sınırlı tutmamak gerekir. Fizikten başlayıp mantal seviyeye doğru hareket edebiliriz.
Günlük yaşam dediğimiz, insana sıradan ve anlamsız gibi gelen yaşamlarımızın içinde fark edilip öğrenilmeyi bekleyen sayısız dersler ve deneyimler saklıdır. Yaşamın bu yönlerini görebilmenin yolu ise bakış açımızı değiştirmeden geçmektedir. Aynı şekilde bakıldığında her şey aynı görünür. Bakış açısı değiştiğinde yaşamın muhteşem akışı ve değişkenliği fark edilebilir.

Alıntı.

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. 1 Comment »

Ömrünü nasıl tükettiysen burada, bu köşecikte,

“Bir başka ülkeye, bir başka denize giderim,” dedin,
“bundan daha iyi başka şehir bulunur elbet.
Her çabam kaderin olumsuz bir yargısıyla karşı karşıya;
-bir ceset gibi- gömülü kalbim.
Aklım daha ne kadar kalacak bu çorak ülkede?
Yüzümü nereye çevirsem, nereye baksam,
kara yıkıntılarını görüyorum ömrümün,
boşuna bunca yıl tükettiğim ülkede.”

Yeni bir ülke bulamazsın.
Bu şehir arkandan gelecektir. Sen gene aynı sokaklarda
dolaşacaksın. Aynı mahallede kocayacaksın;
aynı evlerde kır düşecek saçlarına.
Dönüp dolaşıp bu şehre geleceksin sonunda. Başka bir şey umma-
Bineceğin gemi yok, çıkacağın yol yok.
Ömrünü nasıl tükettiysen burada, bu köşecikte,
Öyle tükettin demektir bütün yeryüzünde de.

Kavafis

Beethoven’ın Ay Işığı Sonatı Hikayesi

Bir Rivayete Göre Beethoven'ın Ay Işığı Sonatı Hikayesi

 

Rivayete göre; kötü ve mutsuz geçirdiği çocukluk dönemi, yalnızlığı, sağlık problemleri -özellikle sağır oluşu- Beethoven’ı hayata küstürmüştür. İntihara karar verir ve hatta vasiyetini bile hazırlar. Ancak görme engelli küçük bir kız, Beethoven’a yaşama bakışını tamamen değiştirecektir. Gözleri görmeyen genç kızın ayışığını hiç görememiş ve göremeyecek olması Bethooven’ı fazlasıyla derinden etkiler. Ve yaşama yeniden bağlanmasına en büyük sebep olur.

Bir gün Beethoven, bir arkadaşı ile birlikte Viyana sokaklarında dolaşmaya çıkmıştır. Tam o esnada bir apartmandan piyano sesi geldiğini duyar ve kafasını kaldırıp bakar. Apartmanın ikinci katındaki cam açıktır ve Beethoven’ı büyüleyen ses oradan gelmektedir. Arkadaşına, çalan kişinin muhteşem çaldığını ve onu görmesi gerektiğini söyler.

Birlikte ikinci kata çıkıp kapıyı çalarlar. Kapıyı açan kadın, Beethoven’ı hemen tanır ve şok olur. Beethoven, piyano sesine geldiğini, çalan kişiyi çok merak ettiğini ve muhakkak görmek istediğini söyler. Kadın, piyanoyu çalanın kızı olduğunu ve tanışmaktan mutlu olacağını belirterek Beethoven ve arkadaşını içeri alır. Beethoven, piyano çalan kızın olduğu odaya girer. Annesi kıza, Beethoven’ın geldiğini söyler ve küçük kız çok heyecanlanır, hemen ayağa kalkar, fakat kız görme engellidir. Bunu gören Beethoven ise, “Lütfen benden bir şey isteyin.” der, maddi bir şey isteyeceklerini düşünerek. Kızın cevabı şu olur; “Ben hiç ayışığı görmedim, bana ayışığını anlatır mısınız?” Bu durumdan etkilenen Beethoven, bunun üzerine piyanonun başına geçer ve Ayışığı Sonatı’nı(Moonlight Sonata), doğaçlama olarak besteler.

“Bu hikaye tamamen rivayettir. Gerçek olup olmadığı kesin olarak bilinmemektedir.”

 

Gün boyu bu titreşimler arasında gidip geliyoruz ve benzer frekanslı insanları çekiyoruz …Her şey titreşimdir .

 

Gün boyu bu titreşimler arasında gidip geliyoruz ve benzer frekanslı insanları çekiyoruz …Her şey titreşimdir ….Her şey titreşimdir .
“Eğer evrenin sırrını bulmak istiyorsan, enerji, frekans ve titreşim açısından düşünmelisin” –Nikola Tesla
“Titreşimleri duyularımızla algılayabileceğimiz şekilde indirgenen enerjiye madde deriz. Madde diye birşey yoktur.” –Albert Einstein

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Bu Noktaya Bir Dakika Basmak Bakın Nelere İyi Geliyormuş…

 

Akupunkturun güçlü noktalarından birisi de iki kaş arasındaki bölgedir. Bu noktayı uyarmak için sadece gözlerinizi kapatın, ve parmağınızı bu noktaya koyun uzun ve yavaş nefes alırken bir yandan bu noktaya 1 dakika boyunca basınç uygulayın  bu işlemde orta işaret parmağınızı  kullanın.

Uykusuzluk, baş ağrısı, göz problemleri, baş dönmesi, burun tıkanıklığı, anksiyete gibi sorunları çözüyor ve sizi rahatlatıyor. Zihninizi rahatlatıyor…

Kaynak: bayanlar kahvesi

Küçük Kurbağanın Hikayesi – Bu hikaye benim hayatımı değiştirdi

 

Yıllar önce üniversite yıllarımda, moralimin bozulduğu ve pes edip okumayı bırakıp evime geri dönmeyi düşündüğüm bir anda, sevgili bir abimin bana anlattığı hikayeyi sizlerle paylaşmak istiyorum. Bu hikayeyi dinledikten sonra, eğitimimi yarıda bırakmaktan ve pes etmekten vazgeçtim. Ne zaman arızalansam, aklıma her zaman küçük kurbağa gelir…

Bu güzel hikayeyi sizlerle paylaşıyorum…

“Bir köyde her sene kurbağa yarışı yapılırmış. Yüksek bir yokuşun dibine herkes kurbağasını getirir, onları tepeye doğru yarıştırırlarmış. Bir gün yaşlı bir dede, küçük, cılız bir kurbağa getirmiş yarıştırmak için. Herkes bu dedeyle dalga geçmiş, çünkü diğer bütün kurbağalar güçlü, kaslı, kocaman kurbağalarmış. Dedeye “yahu dede, bu kurbağa hayatta bu yarışı kazanamaz. Yol uzun, kurdu var, kuşu var, zorlu bir yol, senin bu minik, cılız kurbağan mümkün değil yarışı bitiremez” demişler. Dede önemsememiş söylenenleri, kurbağasını sokmuş yarışa.

Bütün bu konuşmaları kurbağalar duymuş. Başlamışlar yarışmaya ama kurbağalar bu ‘kurt var, kuş var, yılan var’ laflarını duydukları için korkuya kapılmışlar ve can havliyle koşmaya başlamışlar ve hepsi yolda çatlamış. Tepeye, yani bitiş noktasına bir tek dedeciğin cılız kurbağası ulaşabilmiş.

Herkes şaşırmış “nasıl olur dede” demişler, “Bu kadar güçlü kuvvetli kurbağa başaramazken bu cılız, ufacık kurbağa nasıl tek başaran olur”. Dedecik cevap vermiş:

“Benim kurbağamın kulakları sağırdır”.

Düşünün bakalım, kaç kere başarmak üzereyken, birinin laf arasında da olsa ‘ya olmazsa’ demesi üzerine korkuya kapılıp başaramadınız? Kaç kişi sizin bilinçaltınıza “bizim bilmem kim de bunu yapmaya çalıştıydı da başaramadıydı, sen deli misin bunu yapacaksın?” ya da “sen nasıl başaracaksın?” düşüncelerini ve korkularını ekti?

Biz hep başkalarından tecrübe isteriz. Bana biriniz etrafındaki birinden olumlu bir tecrübe aldığını söyleyebilir mi? Tecrübe nedir bilir misiniz? Tecrübe, geçmişteki bütün başarısızlıkların bileşkesidir. Herkes olumsuz tecrübeleri örnek verir. Olumlu tecrübe verenler zaten milyon dolarlar kazanıyor. Olumlu tecrübe verebilmek bir erdemdir ve bu çok az kişide vardır.

Hislerinize güvenin. Allah niyeti iyi olan insanların her zaman yanında… Siz yeter ki inanın… Zihniniz şimdi vesvese ile birlikte devreye girip tersini söylemeye çalışacak…

İnanıp inanmaması size ait…

Allaha emanet olun

Bülent Gardiyanoğlu

Beni Anlayacak…

Karikatür kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Gene Geliyo Manyak…

Karikatür kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Ağrı ve Kansere Karşı Zerdeçal

Ağrı ve Kansere Karşı Zerdeçal

 

Zerdeçal genellikle Asya kültüründe kullanılan bir baharattır, aynı zamanda köri yapımında da kullanılır. Fakat yemeklere tat ve renk katmasının yanı sıra,antioksidan, iltihap sökücü, antikanserojen ve antidepresan özellikte bir çok faydası bulunmaktadır.

Günlük diyetinizde kullanabilmeniz amacıyla burada sizlere faydalarını açıklayacağız, böylece bu baharatı, hindistan cevizi ve zerdeçallı tart, enerji veren buzlu içecek veya hint içeceği gibi  herkesin bayılacağı lezzetli ve özgün tariflerde kullanabileceksiniz.

Zerdeçal (curcuma longa) zencefille aynı baharat familyasına aittir. İlaç yapımında kullanılan parçaya köksap adı verilir. Tarih boyunca Doğuda kullanılmasına rağmen,  Batıda da daha yaygın olarak, doğal katkı ve şifa maddesi olarak kullanıldığı gibi yemeklerimizde de kullanılmaya başlanmıştır.

Zerdeçalın Faydaları

  • Antikanserojen: zerdeçal çok sayıda çeşitli tümörlerin büyümesini önleyenantikanserojen bileşenler içermektedir ve ayrıca kanser ilacı kullanırken yan etkilerin azaltılmasında etkin rol almaktadır.
  • İltihap Sökücü: içerdiği kurkumin bileşeni yüksek derecede iltihap sökücü özelliktedir, bu yüzden romatizma, fibromiyalji, kronik yorgunluk ve ağrı vb. sorunları olan kişiler için tavsiye edilmektedir. Ayrıca solunum ve idrar sistemlerinde oluşan iltihaplara karşı da çok etkilidir.
  • Antioksidan: zerdeçal, hücreleri oksitlendiren ve yaşlandıran, vücuttaki serbest radikallerin etkilerini nötrleştirir.
  • Sindirim: zerdeçal mide toniği gibi hareket eder, sindirim işlemini hızlandırır ve mide yanması, ülser, gastrit ve benzerleri ile mücadele eder.
  • Karaciğeri ve mesaneyi korur, safra kesesi taşı oluşumunu engeller ve siroz veya sarılık gibi ciğer hastalıklarının oluşumunu engelleyebilmektedir.
  • Antidepresanlar: yapılan bir çok çalışma zerdeçalın doğal antidepresan gibi çalıştığını ve stresle mücadeleye yardımcı olduğunu göstermektedir.
  • Enfeksiyonla mücadele eder: zerdeçal antimikrobik ve antiseptiktir.

Nasıl alabilirim?

Daha önce bahsedilen faydaları alabilmek için zerdeçalı günlük olarak kullanmanız gerekir. Öz, kapsül veya tablet şeklinde kullanabilir veya basitçe günlük menünüzde kullanabilirsiniz.

Bu durumda, zerdeçalın yemekleri sarıya döndürdüğünü ve hafif bir tat kattığınıbilmeniz gerekir. Fakat bu baharatı her tür çorba, krema, türlü, pilav, makarna veya sos yapımında kullanabilirsiniz. Hatta kek, buzlu içecek, tart ve muhallebi gibi tatlılara katabilirsiniz.

Tavsiye edilen miktar günlük bir tatlı kaşığıdır.

Cilt sorunları için bölgesel olarak uygulayabilirsiniz, bunun için su ve hatta biraz kil ile birlikte bir macun hazırlayın. Sedef hastalığı veya egzama gibi hastalıkların tedavisinde çok faydalıdır.

Herhangi bir tedavi uygulamadan önce mutlaka bir doktora veya terapiste danışmanızı tavsiye ediyoruz.

Enerji verici buzlu içecek

Bu buzlu içecek sizi sabahları enerjiyle dolduracak. Tek yapmanız gereken aşağıdaki malzemeleri karıştırmak:

  • Süt veya bitki bazlı bir içecek
  • Zerdeçal
  • Bir adet olgun muz
  • Çekirdeği çıkarılmış hurma
  • Dövülmüş badem

Bu içecek çocuklara, atletlere ve fiziksel veya zihinsel ihtiyaçları olanlara tavsiye edilir.

Muzlu-Buzlu-İçecek

Hint İçeceği

Baharatların iyileştirici faydalarının tadını çıkarmanın sağlıklı ve lezzetli yollarından birisi de baharatlı bir içecek hazırlamaktan geçmektedir. Aşağıdaki malzemelere ihtiyacınız vardır:

  • Süt veya bitki bazlı süt (pirinç, yulaf ezmesi vb.)
  • Zerdeçal
  • Tarçın
  • Zencefil
  • Yıldız anason
  • Limon ve/veya portakal kabuğu
  • Bal

Süt veya bitki bazlı sütü baharatlarla (her bir litre sıvı için her bir baharattan yaklaşık bir çay kaşığı kullanılmalıdır) 10 dakika boyunca kaynatın. Sonrasında en az 10 dakika dinlendirin. Süzün ve buzdolabına koyun. Ilık veya soğuk olarak tüketin.

Hindistan Cevizi ve Zerdeçallı Muhallebi

Bu muhallebi yumurta içermediğinden, yüksek kolesterolü olanlar için mükemmeldir. Aynı zamanda zerdeçalın faydalarını da sunmaktadır. İhtiyacınız olanlar:

  • Hindistan cevizi sütü
  • Toz hale getirilmiş agaragar deniz yosunu
  • Zerdeçal
  • Bal veya agave nektarı

Hindistan cevizi sütünü agaragar, zerdeçal ve bal veya agave nektarı (miktarı damak tadınıza bağlı olarak) ile kaynatın. Arada sırada karıştırın. Kaynamaya başlayınca, karıştırmayı bırakmayın. İki dakika boyunca kaynatın ve ocaktan alın. Geniş veya küçük tabaklara koyun. Oda sıcaklığına gelince buzdolabına kaldırın. Üç saat sonra yemeye hazır hale gelecektir. Arzunuza göre üzerine hindistan cevizi serpilebilir.

kaynak: sağlığa bir adım

Bitki Alemi kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

12 Mayıs Perşembe Reiki 1. Seviye 11.00-15.00 Arası…SON BİR KİŞİ

r3

REIKI ŞİFA ENERJİSİNİ HERKES ÖĞRENMELİ…

Öğrenilmesi ve uygulanması çok kolay olup herkesin uygulayabileceği bir iyileştirme metodudur. Reiki uygulayabilmek için uzun süren meditasyonlar yapmak, farklı deneyimlere, tecrübelere ya da özel yeteneklere sahip olmak gerekmez.
Eğer yaşam enerjiniz düşükse veya dolaşımında bir tutukluk varsa hastalıklara daha açık olursunuz. Enerjiniz yüksek olduğunda ve rahatça aktığında; daha az hastalanır ve sağlığınızı uzun süre koruyabilirsiniz. O yüzden reiki enerjisini öğrenmek ve kendine düzenli uygulayarak enerjiyi yükseltmek hastalıklardan korunmak için çok önemlidir.
Reiki, vücuttaki sağlığın, uyumun ve dengenin düzenlenmesini sağlar.
Stresli olduğunuzda derin bir rahatlama sağlar.
Şefkat ve sevgi duygularını geliştirir. Uygulama sırasında en çok ortaya çıkan duygu: huzur, rahatlama ve güvendir.
Ruhsal gelişimdeki pozitif etkisi, uygulamadan sonra karşılaşacağınız sorunlara daha derin bir bakış açısı kazanmanızı sağlar. Yaşamınızda doğru kararlar almak için gereken farkındalığa ulaşmanızda yararlıdır.

Reiki 1 Aşama Eğitimi Neleri İçerir?
Reiki Nedir?
Reiki İlkeleri Nelerdir?
Reiki Nasıl Şifa Verir?
Hastalıkların Bize Anlatmak İstedikleri Nelerdir?
Çakraların Anlatımı
Temel El Pozisyonlarının Gösterimi
Reiki 1 Uyumlama
Kendimize Reiki Uygulaması
Başkalarına Reiki Uygulaması
Reiki Bizi Negatif Enerjiden Nasıl Korur
Evi, İşi, Arabayı Negatif Enerjiden Arındırma
Ödev
Seminer çıkışı reiki müzikleri cd’si dökümantasyon ve sertifika verilmektedir.

Reiki 2. Aşama Eğitimi Neleri İçerir
Reiki 2. Aşamaya Ait 3 Sembolün Detaylı Anlatımı Ve Uygulaması Yapılır
Reiki Enerjisinin Şifa Gücü Ve Odaklanması Arttırılır
Geçmişte Kırgınlık Yaşanan Olaylara Reiki Gönderilir
Gelecekte Yapılacak Ameliyat, Randevu Ve Toplantılara Reiki Gönderilir
Reikiy’le Öğrenme Gücünü Arttırma Alıştırması Yapılır
Evi, Arabayı, İşi Negatif Enerji ve Duygusal Yüklerden Arındırma Çalışması Yapılır
Tartışma Yaşadığımız İnsanlardan Kendimizi Reikiyle Nasıl Korunur
İki kişi Arasındaki İlişkiye Tarafların En Yüksek Hayrına Olacak Şekilde Şifa Verilir
Dileklerimize Enerji Gönderme Uygulaması
Uzakta Yaşayan Sevdiklerimize Şifa Enerjisi Gönderme Çalışması
Bu Seviyede Şifacı Olmanın Sorumlulukları Ve Gizlilik İlkesi Anlatılır
Toplu Şifa Gönderme Çalışması Yapılır
Ödev
Sertifika Verilmektedir.
Reiki 3. Asama Eğitimi Neler İçerir
Reiki 1 ve Reiki 2 Konuları Gözden Geçirilir
Kişiye Bu Aşamaya Ait Olan Sorumluluk Anlatılır
Anahtar Sembol Kendisine Öğretilir
Eğitmen Olmakla İlgili Koşullar Kendisine Aktarılır
Başkası Nasıl İnisie Edilir Bilgisi Ve Uygulaması Yaptırılır
Sertifika verilmektedir.
Eğitim Saatleri:
Hafta içi: 11.00-14.00 arası
Hafta sonu: 14.00-18.00 arası
Başvuru: Anette İnselberg 0536 798 68 68
http://www.anettei̇nselberg.com/
Psikocity 0212 234 15 44-45
Valikonağı Cad. Şair Nigar Sok. N: 4/6 Nişantaşı/İST

eğitim 6 kişiliktir

Ortaya Karışık kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Yarının başka bir gün olduğuna inanıyorum ve mucizelere inanıyorum

 

Pembeye inanıyorum
Gülmenin en iyi kalori yakan şey olduğuna inanıyorum
Öpüşmeye, çok öpüşmeye inanıyorum
Her şey ters gider gibi görünürken güçlü olmaya inanıyorum
Mutlu kadınların en güzel kadınlar olduklarına inanıyorum
Yarının başka bir gün olduğuna inanıyorum ve mucizelere inanıyorum
Audrey Hepburn

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Aloe Veranın 10 Muhteşem Faydası

Aloe Veranın 10 Muhteşem Faydası

Aloe Vera  günümüzde çeşitli ev yapımı ilaçların hazırlanmasında kullanılan çok önemli bir maddedir, hem ağızdan, hem de cilde sürerek kullanılabilir. Aşağıda sizlere aloe verayı nasıl kullanabileceğinizi anlatacağız.

1. Cildi tedavi eder

Bu doğal maddenin en özel kullanım alanlarından birisi cilt bakımıdır. Yaraetrafındaki kan dolaşımını arttırdığı ve iyileşme süreçlerini belirgin olarak hızlandırdığı için yanık ve yaralarda kullanılır

Bunun yanısıra, cildi UV ışınlarından korumada büyük rol oynar. Kendinizi korumak için güneşe çıkmadan birkaç dakika önce aloe vera kremi uygulayın.

2. Kabızlığı giderir

Aloe Vera özsuyu ishal oluşturarak bağırsakları temizlemek ve vücudu arındırmak için önerilir. Ancak bunu sık kullanmamak gerekir çünkü sık kullanım sonucu bağırsaklardaki etkinliğini kaybeder.

3. Ağızdaki sorunları giderir

Aloe vera posası ülser, dişeti iltihabı ve stomatit denen ağız içi iltihaplarını birkaç basit adımda giderir: aloe verayı ezip ağzınıza sürmeniz yeterlidir. Yarayla temas ettiğinden emin olun. 

4. Bağırsaktaki problemlerle savaşır

Eğer bağırsak rahatsızlığından muzdaripseniz, mide yanmasını ve hazımsızlığı önleyecek bir tarifimiz var: bal, portakal suyu, bir çorba kaşığı aloe vera ve bir bardak suyu karıştırın. En iyi sonucu almak için her gün kahvaltıdan önce için.

5. Akne oluşumunu önler

İçerdiği iltihap sökücü özellikleri sayesinde aloe vera akneye karşı olağanüstü bir ilaçtır.  Aloe vera içeren bir sabun, krem ve losyonu sabah akşam kullanın. Bu sadece sivilcelere iyi gelmekle kalmaz, yüzünüzde biriken yağ miktarını da kontrol eder. Aynı şekilde sivilceleriniz üzerine süreceğiniz aloe vera jeli şişliği azaltacaktır.

Akneli bölgelere cildi yumuşatmak ve yenilemek için de aloe vera jeli uygulayabilirsiniz. 

6. Selüliti azaltır

Aloe veranın dermatolojik olarak çok büyük faydaları olduğundan selülite karşı yaygın olarak kullanılır. Tek başına pek güçlü bir tedavi olmadığını belirtelim, elbette ki beraberinde spor yapmalı, düzenli olarak bacak masajı yaptırmalı ve dengeli beslenmelisiniz.

7. Saça faydalıdır

Aloe vera, cildi güneşten koruduğu gibi saçı güneşten ve kafa derisini UV ışınlardan korur.  Saç kurutma makinesi, saç düzleştirici gibi günlük saç yıpratıcı etkenlerden, yağmurdan, kuruluktan saçı korur ve daha parlak ve daha ipeksi olmalarını sağlar.

8. Kepeği yok eder

Saçınızı aloe vera ile yıkamak derideki kepeği uzaklaştırır, yani tek yapmanız gereken,kepeği tamamen uzaklaştırmak için saçınızı taramaktır. Birkaç uygulama sonrası farkı göreceksiniz.

9. Mükemmel bir rahatlatıcıdır

Aloe Vera kafa kaslarını gevşeten anestetik özelliklere sahiptir. Saçınızı her yıkadığınızda kafa derinize iyice masaj yapın. Stresinizi alacaktır.

10. Zayıflamada etkilidir

Bu bitkinin temizleyici özellikleri sayesinde aloe vera zayıflamada harika etkiler gösterir. Limon ile karıştırırsanız detoks edici özelliklerinin yanında arındırıcı özelliklerini de elde edeceksiniz. Bu nedenle aşağııdaki malzemelerle bir meyve suyu hazırlamanızı tavsiye ederiz:

  • 1 orta boy aloe yaprağı, dikenleri alınıp parçalara ayrılmış şekilde
  • 1 çorba kaşığı bal
  • 1 limonun suyu

Tüm malzemeyi karıştırıp süzün. Sabah kalkar kalkmaz için. böylece kahvaltıya başlayana dek sindirmiş olursunuz. Daha etkili sonuçlar için sağlıklı beslenin ve haftada en az 3 kez spor yapın.

kaynak: sağlığa bir adım

Bitki Alemi kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

En Sevdiğim Marc Chagall Resimlerinden Seçmeler…

Marc Chagall (1887-1985) günümüzde Belarus’a o zamanlarda Rusya’ya bağlı Vitebsk’te doğdu, 1906’da, ünlü bir yerel ressam olan Yehuda Pen’in yanında resme başladı. 1907’de ise St. Petersburg’a taşındı. Chagall, St. Petersburg’da 1910 yılına kadar kaldı. Ressam olarak belirli bir ün kazanan sanatçı, St. Petersburg’dan sanat çevresine daha yakın olmak için Paris’e yerleşmek üzere ayrıldı. 1914 yılında Vitebsk’e geri döndü ve bir sene sonra nişanlısı Bella ile evlendi. Çift Rusya’dayken I. Dünya Savaşı çıktı.  Chagall, 1917’deki Rus Devrimi’nde aktif rol aldı. Sovyet Kültür Bakanlığı, ressama Vitebsk bölgesinden sorumlu görevli ünvanını verdi. Chagall, Vitebsk Modern Sanatlar Müzesi ve Sanat Okulu’nu kurmasına rağmen, bir süre sonra Sovyet sisteminin politikalarına katlanamamaya başladı. O ve eşi, önce 1920 yılında Moskova’ya taşındılar. Üç sene sonra 1923’te ise Paris’e geri döndüler. Bu dönemde, Chagall’ın orijinali Rusça yazdığı anıları İbranice ve eşi Bella’nın çevirisiyle Fransızca yayınlandı (Vikipedia)

Yukarıya bu kitabın anlattığı kısmın satırbaşlarını alıntıladım… Ressam ise o günleri o kadar renkli, güzel, mizahi anlatıyor ki sanki sizde oradaymışsınız gibi oluyor… Özellikle çocukluk dönemleri, ailesiyle olan anıları muhteşemdi, çok sevdim… Çok küçük yaşlarında resim yapmaya karar veriyor ve bu konuda çabalamaktan hiç vazgeçmiyor… Ekim devriminden sonraki çalışmaları ve vazgeçişi ise çok trajikti…

Paris Operası’nın Tavan resimleri,

Moskova Tiyatrosu’nun duvarlarına yaptığı resimler hepsi çok güzel…

Chagall; Kübizm, Süprematizm, Fovizm akımlarını birleştirerek resim yapıyormuş, Kübizm, Süprematizm bana hitap etmiyor mesela ama Chagall’ın tablolarını çok seviyorum, çok neşeli geliyor…

Son olarak; bu kitabın daha kaliteli bir baskıya (renkli, 1. Hamur kuşe kağıda) sahip olmasını isterdim, çünkü içinde Chagall’ın bu hatırat için çizdiği resimler var ve bu baskıda çok iyi görünmüyorlar… ayrıca kaliteli ve renkli bir baskıda kitabın sonuna ressamın tablolarından örnekler konulabilir çok daha şık ve faydalı hale getirilebilirdi… Normalde pahalı kitap basılmasını pek tasvip etmiyorum, önemli olan okumak ama ressamlar için bu elzem… Tabii yine de kitap muhteşem, ilgi alanınıza giriyorsa kaçırmayın, okuyun…
Yazar: Marc Chagall
Çevirmen : İsmet Birkan

Sayfa Sayısı : 194

Basım Yılı : 2016

Yayınevi : Jaguar

Chagall, Hayatını Anlatıyor. 
Bir sanatçı nasıl doğar? Eğer Chagall’ın doğumundan bahsediyorsak cevap hazır: Ölü.

Chagall’ın otobiyografisi Hayatım, ressamın doğarkan çıkan yangın sonucu “ölü doğumu”nu ve hayata dönüşünü anlatan satırlarla açılıyor. Sonrasında ise bir sanatçının doğuşuna kendi ağzından tanıklık ediyoruz. Chagall, tüm tablolarına sinen Vitebsk’i ve ailesini, tıpkı kendi resimlerinde olduğu gibi, düzyazıda da kendisine has bir üslupla anlatıyor. Etkileri İkinci Yeni şiirine dek uzanan Chagall, sanatçı olmanın bir sanat kolundaki yetkinlikten daha fazlası ve bir “duyuş farkı” olduğunu gösteriyor Hayatım’da.

Chagall tablolarının bugüne dek Türkçede eksik kalan parçası, İsmet Birkan’ın çevirisi ve Marc Chagall’ın kitap için yaptığı özel çizimlerle…

“Bu sayfalar boyanmış bir yüzeyle aynı anlamı taşıyor. Tablolarımda bir gizli köşe olsaydı bunları oraya sokuştururdum. Ya da belki kişilerimden birinin sırtına, ya da duvar resmimdeki Çalgıcı’nın pantolonuna yapışırlardı.”

“Ressamlar kadar şairlerin de çok öğreneceği şey var ondan. Ben kendi payıma, kimsede Chagall’daki kadar adamı çarpan, bozan, alıp götüren şiirsel çağrışımlar görmedim.”
–Cemal Süreya-

“Chagall bu imgeleri nereden buluyor bilmiyorum, kafasında bir melek olsa gerek.”
–Picasso-

Ortaya Karışık kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »