Öyle bir hayat yaşadım ki cenneti de gördüm, cehennemi de.Öyle bir aşk yaşadım ki tutkuyu da gördüm, pes etmeyi de.

images[4]

 

HAYAT…

Gidene kal demeyeceksin. ..

Gidene kal demek zavallılara,

Kalana git demek terbiyesizlere,

Dönmeyene dön demek acizlere,

Hak edene git demek asillere yaraşır.

Hiç kimseye hak ettiğinden fazla değer verme, yoksa…

değersiz hep sen olursun…

Düşün Kim üzebilir seni, senden başka?

Kim doldurabilir içindeki boşluğu, sen istemezsen?

Kim mutlu edebilir seni, sen hazır değilsen?

Kim yıkar, yıpratır, sen izin vermezsen?

Kim sever seni, sen kendini sevmezsen?

Her şey sende başlar, sende biter…

Yeter ki yürekli ol, tükenme, tüketme, tükettirme içindeki yaşam sevgisini…

Öyle bir hayat yaşadım ki cenneti de gördüm, cehennemi de.

Öyle bir aşk yaşadım ki tutkuyu da gördüm, pes etmeyi de.

Bazıları seyrederken hayatı en önden, kendimi bir sahnede buldum

Oynadım. Öyle bir rol vermişlerdi ki okudum okudum anlamadım.

Kendi kendime konuştum bazan evimde, hem kızdım hem güldüm halime

Sonra dedim ki söz ver kendine;

Denizleri seviyorsan, dalgaları da seveceksin,

Sevilmek istiyorsan, önce sevmeyi bileceksin,

Uçmayı biliyorsan, düşmeyi de bileceksin,

Korkarak yaşıyorsan, yalnızca hayatı seyredeceksin.

Öyle hayat yaşadım ki son yolculukları erken tanıdım.

Öyle değerliymiş ki zaman, Hep acele etmem bundan.

Anladım.

F. NIETSZCHE (1844-1900)

BİZ KİMDİK BİLİYOR MUSUNUZ…???

14064313_170601943368742_2629485958389443776_n[1]

Kesme şekeri ilk gördüğümüzde, buna nasıl şekil vermişlerde böyle olmuş diye heyecanlanan çocuklardık biz.

Bir gün benim de bir uçan balonum olsa diye hayaller kurarak uykulara dalan, hüzünlü çocuklardık biz.

Karnemize zayıf düşürdüğümüzde, ailemize bunu nasıl izah edeceğiz diye yüzü kızaran çocuklardık biz.

Semt pazarlarına akşama doğru fiyatlar ucuzlar diye karanlık çöktüğü anda giden, zorluğu bilen çocuklardık biz.

Ahizeli telefonlara kimin aradığını bilmeden, herkesten önce ilk alo’yu diyebilmek için koşan, telaşlı çocuklardık biz.

Siyah beyaz televizyonlar ile gördüklerimizin rengini hayal eden, yayın bitince okunan İstiklal Marşımızı duyduğumuz an’da yattığımız yerden ayağa kalkıp saygı duruşu yapan, onurlu çocuklardık biz.

Doğum günlerimizde kendisine kitap armağan edilen, gazetelerden günlerce kupon biriktirilerek sahip olduğumuz temel britannica, meydan larousse, gelişim hachette gibi merak ettiklerimizi öğrenmeye çalışan ansiklopedi çocuklarıydık biz.

Uzaktan kumandalı televizyonla ilk tanışmamızda oturduğumuz yerden sadece 3-5 kanalı değiştirebildiğimiz halde mutlu olan, mütevazı çocuklardık biz.

Belediye otobüslerinde, hamile ile yaşlı teyze ve amcaları gördüğümüzde yerimizi onlara vermek için ayağa kalkan, merhametli çocuklardık biz.

Bayramlarda bizleri lavabo pompası gibi öpen teyzelerin verdiği mendilleri, harçlık veren amcaları, dedeleri özleyen, kazandığımız paraları atari salonlarında, gençlik parkındaki çarpışan otolara binerek harcayan çocuklardık biz.

Kışın soğuklarında pekmez ile tahini karıp yiyen, üşümemek için içimize yünlü içlik giyen, garip çocuklardık biz.

Sokaklarda gazoz kapağı toplayıp, sigara paketlerinden, mektup pullarından koleksiyon yapan, akşam ezanı okundu mu, dayak yememek için evlere koşan çocuklardık biz.

Sütü bakkaldan alamayıp, hafta sonları mahallenin sütçüsünü elimizde tencerelerle bekleyen, sonra o sütü kaynatıp üzerindeki kaymağı afiyetle yiyen, komşudan aldığımız maya ile o sütün sobanın yanında yoğurt olmasını bekleyen, sabırlı çocuklardık biz.

Kışlık kazaklarımızı güveler yemesin diye bolca naftalinleyip valizlerde eşyalarını saklayan, umutlu çocuklardık biz.

Komşu apartmanların meyve ağaçlarına gizlice çıkan, dalından meyve yemenin zevkini çıkartan ama yaptığıyla da utanan, içinde “Allah” korkusu olan çocuklardık biz.

Bizden bir yaş dahi büyüklerimize abi, abla diyecek kadar saygılı olan çocuklardık biz.

Mahallemizde kızlarla erkeklerle toplaşıp yakan top, yedi kiremit oynayan, küfür etmeyi bilmeyen, centilmen çocuklardık biz.

Evde çorba diye sadece tarhana çorbası içen, dışarıda domates çorbasının üstüne kaşar serpildiğini gördüğünde sündüre sündüre o çorbayı içmeyi beceremeyen, masum çocuklardık biz.

Çikolatanın tadını bayramdan bayrama bilen, pötibör bisküvi arasına sade lokumu bastırıp pasta niyetine afiyetle yiyen, mutlu çocuklardık biz.

Mahallemizden geçen macuncu, simitçi, pamuk ve elma şeker satıcılarını gördüğümüzde heyecanlanan, yokluğu bilen çocuklardık biz.

Siyah önlükleri, beyaz yakaları olan, sabahları okulda andımızı bağıra bağıra söyleyen, vatansever çocuklardık biz.

Daha sizlere ne söyleyeyim,

Bizlerin o tatlı ve telaşlı heyecanlarından şimdi ne kaldı geriye..

Bu zamane çocukları ileride kendi çocuklarına acaba hangi hikâyelerini anlatacaklar.

Aslında bizler çok şanslı ve çok mutluyduk!..

İnşallah, çocuklarımızın da mutlu olacağı,

Bize öğretilen maddi ve manevi değerlerin hiç unutulmayacağı bir yaşamları olsun..

Bir gün bu dünyadan ansızın gidersem ya da,

Bugün parkta gördüğüm yaşlı amcaya sorulan soru,

Yaşlandığımda bana da sorulursa ve ben bu yaşadıklarımı,

Yaşlılığın vermiş olduğu yorgunluk ve hüzün ile unutur, hatırlayamazsam,

Beni affedin olur mu?..

Bu yazdıklarımı okuyun ve bizleri biraz hissedin..

İşte biz böyleydik zamane çocukları!..
Cevdet Gökhan TÜZÜN

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. 1 Comment »

1950’li yılların İstanbul’u Ara Güler’in objektifinden böyle görünüyordu

Time-Life dergisinden Magnum ajansa kadar dünyanın en önemli kuruluşlarında çalıştı. Dali’yi de çekti, İndira Gandhi’yi de, Hitchcock’u da… 1928 yılında İstanbul’da doğan dünyaca ünlü Ara Güler bir fotoğrafçı için “resim bilecek, müzik bilecek, tiyatrodan anlayacak, çok okuyacak, anında karar verebilecek, yani çok zeki olacak…” diyor.

Şimdiye dek 56 kitabı yayınlanan usta fotoğrafçı verdiği bir röportajda “56 kitap yapan adamı döverler be! Olur mu 56 kitap ama fotoğrafta olur neden? Her an değişen bir şeyin karşısındasın ve ondan bir şey yakalıyorsun. Bunları yan yana getirdiğin zaman yeni bir dünya oluşturuyorsun, bu oluşturduğun dünya senin dünyan oluyor. Ve sen onu mecburen seviyorsun zaten.” derken kendisinden fotoğrafı tanımlaması istendiğinde şu cevabı veriyor: “Fotoğraf bir kere sanat falan değildir. Fotoğraf görülen bir şeyin zapta kayda geçmesidir. Fotoğraf meselesi bir arşiv meselesidir. Arşiv; kaybolmasın, yitmesin, bitmesin, gene bakayım, gene göreyim diye. Onun için fotoğraf bir alettir, makinedir onunla hayatı yakalarsın hayatı yakalamak da arşiv yapmandan çok daha mühimdir. Bir arşiv bir dünyayı getirir. Fotoğraf makinesinin icadı bunun içindir.”

Ara Güler’in 1950’li, 60’lı yıllardan başlayarak sıkça karelediği İstanbul‘un fotoğraflarını Magnum’un arşivinden derledik. O çok özel perspektifinden şimdilerde koşturarak geçtiğimiz sokakların 50 yıl önceki halini birlikte yavaş yavaş seyreyleyelim istedik. Buyrunuz…

1950 kumkapi balikci ara guler nolmus

1974 istanbul zeyrek ara guler nolmus

istanbul sokaklari 1965 ara guler nolmus

1966 istanbul sokaklari ara guler nolmus

1971 eminonu ara guler istanbul nolmus

1970 zeyrek istanbul ara guler nolmus

1970 uskudar istanbul ara guler nolmus

1965 ara guler acik hava balikcilari nolmus

1958 istanbul ara guler nolmus 123

1958 ara guler istanbul nolmus

TURKEY. 1958. Barges and ferry-boats in the Golden-Horn

salep 1957

halic 1957

beykoz 1957

1956 unkapani komur

1956 yolcu

galatasaray 1960

1959 tophane sarhos

eminonu 1959

1958

1958 sdsdd

tepebasi eczane 1958

edirnekapi 1962

beyoglu 1962

suleymaniye cami 1962

1964 arkeoloji muzesi

istanbul 1968 ara

yedikule 1968

istanbul 1971

rumeli hisari 1973

istanbul 1979

cagaloglu 1976

istanbul 1986 1

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. 1 Comment »

Bu Sorunu Çözmeden Hiçbir Yere Gitmiyoruz Beyefendi..

13900247_1065000250234395_600791458248800435_n[1]

Karikatür kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Herkes Kendi Dünyasında… Günün Fotosu…18/08/2016…

13912798_1065492193518534_7948013582396068989_n[1]

Günün Fotosu kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

50 Yaşında Daha Mutlu Olmak İçin 30 Yaşındayken Yapman Gereken 20 Şey

 

Bir soru cevap platformunda 50 yaş üzerindeki insanlara, 20 yıl öncesine dönseniz yaşam şeklinizde neleri değiştirmek isterdiniz diye soruldu ve aşağıdaki 20 şey ortaya çıktı. Eğer yaşınız 30 veya civarında ise şimdiden bu maddeleri uygulamaya başlamakta fayda var, çok geç olmadan.

 

1. Sigara içiyorsan mutlaka bırak.5f73e3f52d6ccb8eec458f7a0c19f534_650x

 

2. Sağlıklı beslen. Fast Food ve abur cubur yemekten mümkün olduğunca uzak dur. b65db1f2ab6a31791156f8ecbe227692_650x

3. Aile ilişkilerine önem ver, sevdiğin insanlara ilgi göster. Onlarla geçireceğin zamanlar gittikçe azalıyor.bfdce0eba35e758584ef317b56d80308_650x

4. Korunmasız olarak güneş ışınlarına maruz kalma. Vücut sağlığın için bu çok ama çok önemli.b18e9e99c8ad570128ee51dcd67ab535_650x

5. Spor yapmıyorsan, düzenli spor yapmaya başla. Spor yapmak bir çok hastalığı başlamadan önler.7aed4e51b275f62abc8dbf7385564eee

6. Para biriktirmeye başla. Az da olsa, birikim yapmaya başla ki hayatın sürprizlerine hazırlıklı ol.e407f3d375aa535eedd13ef96be78bd6_650x

7. Sahip olduklarınla mutlu olmayı öğren, mutlu olmayı erteleme ve bir koşula bağlama.eb379aa0819593b43526c42dbb08153f_650x

8. Hayat hedeflerini erteleme, yapılacaklar listeni şimdiden eritmeye çalış, listen sürekli kalabalıklaşmasın.d48092bb7ef3dd70453cb1c60c700a2d_650x

9. Uykuna dikkat et, sağlığın için bu çok önemli.b7899471453d1501e5590a6a97f229c1

10. Diş sağlığına önem ver yoksa ilerde büyük diş sorunları yaşayabilirsin.901eb295c34ba368c27d578b4d9307f5_650x

11. Birşeyler biriktirmek yerine bol bol “Anı” biriktir. Gençken yapmadıkların için pişmanlık duyma.f5e96b55a269dab0d8e64bda0f193f63_650x

12. Karşılık beklemeden bir şeyler yap. Fiziksel ve mental sağlığın yerindeyken, küçük de olsa insanlığa katkı yapmaya çalış.e58e4d33e9c501f5df96775a3868e361_650x

13. Meraklı ol, keşifler yap.80975dd0fdb1d116f8c249bd8baa272f_650x

14. Yılda en az 10 kitap oku. (gözlerin hala sağlıklıyken 🙂1dd2344672b67f6be8a014e18d30b278_650x

15. Mümkün olduğunca seyahat et.dcbdbe8238f7e0fa23de08e561e8a9f6_650x

16. Meditasyon yapmayı öğren. Bu yaşlarda ruhsal dinginliğe ihtiyacın olacak, gereksiz konularla kafanı yormamalısın.6954e77d4412d46d1d2fbd27c0d93451_650x

17. Kendini başkalarıyla karşılaştırmaktan vazgeç. Sen “sensin” bunu kabullen.1874a65a36b83bc3e311a07742e3c6c2_650x

18. Henüz başlamadıysan günlük yazmaya başla. Düşüncelerini, yaşadıklarını herşeyi yaz. Yazdıkların seni ayakta tutar, gelecekte hatırlayamayacağın bir çok detayı hatırlamana yardımcı olur.1be31e73c42564bdde1026a18918e3af_650x

19. Barınma ihtiyacını mutlaka genç yaşındayken gider örneğin bir ev satın al. 5aedcab779742bf832e2010646c000f7_650x

20. İyi arkadaşlıklar kur, uzun sürecek dostluklar olsun. 173f6337e5aa842f511f55cb3b6cd596_650x

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Pikniğe gidiyorsun ormanı yakıyorsun.

13925045_1066128540121566_2444741308037866014_n[1]

Pikniğe gidiyorsun ormanı yakıyorsun.
Sahile gidiyorsun çöpünü orada bırakıyorsun, adını duyduğun her kumsala, her tatil beldesine, her köye, her parka gidiyorsun çocuğunun altını değiştirdiğin bezini oraya atıyorsun.
İçtiğin biranın şişesini arkandan kim toplayacak sanıyorsun?
Yetmiyor pet şişeye işiyor sidikli çöpünü de her yere bırakıyorsun.
Nereye gitsek senin izlerini görüyoruz.
Her dağ başında, her deniz kıyısında, her doğal parkta, her doğal güzellikte.
Dünyanın en güzel, en özel, en eski tarihi eserlerine sahip olsak ne fayda, sen en mahrem mağaraların duvarlarına o saçma sapan adını yazıyorsun.
Üstüne başına bakınca insana benziyorsun ama ne yazık ki olamıyorsun.
Çocukların karınca yuvalarını bozuyor, bön bön bakıyorsun, sokak köpeğine taş atıyor sırıtıyorsun, kedinin yavrularını alıp ölümüne sebep oluyor iyi bir şey yapıyor sanıyorsun, kuşların yuvalarını dağıtıyor kıs kıs gülüyorsun, doğal yaşam parklarında soyları tükenmek üzere olan her canlıyı avlıyorsun, bir de fotoğrafını çekiyorsun.
Sonra bunları sosyal medya da paylaşıyorsun, buralardan bakılınca pek sosyal, pek afilli, pek modern, pek bilmem ne görünüyorum sanıyorsun.
Kendinden başka hiç bir şeyi düşünmüyorsun, yaşadığın gezegenin ve hatta oturduğun sokağın bile farkında değilsin.
Saçlarını jöleleyip, kıçına da Kot’u çekince bir şey oldum sanıyorsun. Hatta kimi zaman turist avına çıkıp kitap okuyormuş gibi bile yapıyorsun. Oysa sen ne okuduğunu anlayacak zekaya sahipsin, ne de dünyayı görecek gözlere.
Yazık ki bizde senin verdiğin hasarı tamir için kendimizi paralayıp duruyoruz.
Keşke hiç doğmamış olsan. Sensiz ne mutlu olurdu bu dünya.
Yahya Tumer

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Anlıyor Musun?

14067626_1066912330043187_6106404096558937183_n[1]

 

Caretta saldırmış, insanlar yaralanmış…

1) Deniz onlara ait !
2) O bölgelere girip onları ekmek ile besleyerek, insan görünce heyecanlanmalarını sağlayan sensin.
3) Üstüne atlayan sağını solunu çekiştiren sensin.

Dua et; karada arslanlar, nehirlerimizde timsah, denizimizde saldırgan köpekbalıkları yok !

Birlikte yaşamayı öğren, bu dünya sadece senin değil !
Erkan Mehmet Utku

Ortaya Karışık kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Affetmek zor zanaattır, ama getirisi boldur.

3000075-ferahlama[1]

 

En kolayı suçlamak, zor olan ise affetmek…

Zor zanaat, karlı zanaat : Affetmek

Affetmek zor geliyor insana. Ne kadar uğraşsanız da, öfkenizi yenmeye çabalasanız da, nefretin size zarar verdiğini bilseniz de, affetmek güç bir iş. Bir kez haksızlığa uğradığınıza inanmışsanız, derinden kırıldıysanız ya da öfkenizin alev alev devam etmesi gerektiğine karar verdiyseniz, “affetmek” mümkün olmuyor. Aslında bu, affetmediğiniz kişinin sizinle bir ömür geçirmesine izin veriyorsunuz anlamına geliyor, ama olsun!

O kişinin davranışı hala içinizi acıtıyor mu? Daha ne kadar acıtmasını istiyorsunuz? Öfke ya da korkularınızın yalnızca affetmek ile geçeceğini biliyor musunuz?

Affetmek… Çocukluğumuzda affetmeyi “ barışmak” ile karıştırıyoruz. Affetmeyi “onaylamak” ile karıştırıyoruz, ya da “kaybetmek, teslim olmak” hatta “aynı acıtan davranışı o kişinin yeniden yapmasına izin vermek” ile fena halde karıştırıyoruz!

Oysa, affetmek insanın ruhunu temizleyen, özgürleştiren ve olgunlaştıran bir eylem. Birkaç ana adımda gerçekleşiyor

Oysa, affetmek insanın ruhunu temizleyen, özgürleştiren ve olgunlaştıran bir eylem. Birkaç ana adımda gerçekleşiyor.

• Önce kırgın ya da kızgın olmanızın büyük sorumluluğunu, hatta tüm sorumluluğunu üstleniyorsunuz. Çünkü bunlar sizin verdiğiniz tepkiler, sizin duygularınız. Size maddi ya da manevi bir zarar veren kişi “hatalı” da olsa, geçmişi yorumlama şeklinizin sorumluluğu size ait.

• Karşınızdaki kişiyi, kendine özgü niyetini ve davranışlarını anlamaya çaba gösteriyorsunuz. Ona bir bebekmiş gibi bakıp, ailesini ve eğitimini göz önünde bulundurarak , içsel konuşmalarını dinlemeye çalışıyorsunuz. Empati kuruyorsunuz.

• Onu da insan olarak kabul etmeye kadar giden alışılmadık bir zihinsel yolda yürüyorsunuz, hata yapabileceğini anlıyorsunuz. Belki de kendisini korumak için böyle davrandığını düşünebiliyorsunuz, belki de hasta olduğunu, dengesiz davrandığını kabul ediyorsunuz. Alışkanlıklarını, geçmişindeki acılarını, inançlarını, değerlerini… hepsini algılamaya gayret ediyorsunuz. Kendine ait iyi niyeti, amacını keşfediyorsunuz.

• Sonra da onu hoşgörüyorsunuz.. . Affediyorsunuz. Bu olayı geçmişe bırakıyorsunuz.

• Bunu yaparak, kendinize acıtıcı duygularla ve iri zincirlerle bağladığınız bu kişiyi serbest bırakıyorsunuz ve özgürleşiyorsunuz. Kendiniz için affediyorsunuz. Yarınlarınıza bu duyguları bulaştırmamak için, belki ruh ve beden sağlığınızı korumak için, belki kocaman bir manevi tatmin elde etmek için, ya da basitçe, bu kişiden ebediyen kurtulmak için affediyorsunuz.

• Bu olaydaki kendi hatalarınızı görmeye başlıyorsanız kendinizi de affetmenin tam sırasıdır ve hayalinizde konuşarak bu kişiden af dilemeyi akıl edebiliyorsanı z, işlem tamam demektir!

• Artık dilerseniz bu kişiyi hayatınızdan çıkarabilirsiniz, ya da dilerseniz barışabilirsiniz. Sizin seçiminiz, size kalmış.

Aslında, bu işin başlangıcında onu hiç suçlamasaydınız herşey nasıl olurdu? Suçlamayı bırakarak iletişim kurmayı deneseydiniz daha iyi olmaz mıydı? Çözüme ve uzlaşmaya yönelmek, kendi başınıza veya işbirliği ile sorunu sorun olmaktan çıkarmak nasıl olurdu? Bir sonraki anlaşmazlığınızda bunu deneyebilir misiniz? Taciz, cinayet, dolandırıcılık, aldatma, kefalet borcu… Hepsinde “suçlu” “onlar” olabilir, kabul ediyorum. Bu söylediklerimi geçersiz kılmak için örnekler yağdırabilirsiniz. Hepsini kabul ediyorum. Suçlasanız ne olur, suçlamasanız ne olur, ona bakın derim.

Bunun da öncesinde, klişeleşmiş beklentilerimizi gözden geçirmemiz ne iyi olur! Olumsuz duygulara ve hormonlara olan bağımlılıklarımızı, düşünce alışkanlıklarımızı ve körü körüne yapıştığımız haklı çıkma isteğimizi silkeleyip atmak bizi gerçekten özgürleştirecek. Kolay değil, ama hepinize kolay gelsin!

Affetmek zor zanaattır, ama getirisi boldur.

Affetmek için gereken sabır, hoşgörü ve şefkat damarlarınızdaki asil kanda mevcuttur!

* Gülcan Arpacıoğlu

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Hiç BİRşey göründüğü kadar değildir______

13627232_10153875409421799_3816029710172469935_n[1]

 

öğretmen, hikayeyi anlatmaya başlar.
gemi, denizin ortasında aniden batmaya başlar. gemideki bir çift cankurtaran botuna yaklaşırken sadece bir kişilik yer kaldığını görür. o an adam, karısını geride bırakır ve bota atlar. batmak üzere olan gemideki kadın eşine bakar ve son cümlesi şu olur:
öğretmen bir an durur ve öğrencilerine “sizce kadın, kocasına ne demiş olabilir?” diye sorar.
öğrencilerinin çoğu: “senden nefret ediyorum. nankör herif!” demiştir diye cevap verir.
öğretmen, köşede sessizce oturan bir çocuk görür ve aynı soruyu ona da sorar. çocuk, “öğretmenim bence ‘’çocuğumuza iyi bak.. demiştir’’ diye cevap verir.
öğretmen şaşırarak çocuğa sorar, “daha önce bu hikayeyi duymuş muydun?”
çocuk kafasını sallar ve “hayır ama annem, babam vefat etmeden önce aynı şeyi söylemişti.” der.
öğretmen suratında üzgün bir ifadeyle, “cevabın doğru” der. gemi batar, adam evine gider ve kız çocuğunu tek başına yetiştirir. yıllar sonra çocuk vefat eden babasının günlüğünü bulur. meğerse, çift gemi seyahatine çıktıklarında kadına ölümcül hastalık teşhisi konmuş. o kritik anda, baba ölmek üzere olan eşi yerine kendini bota atmış. baba günlüğünde, “denizin dibine beraber batmayı o kadar isterdim ki… ama çocuğumuz için, tek başına denize batmanı izlemek zorunda kaldım.” yazmış.
hikaye biter ve sınıf sus pus olur …
hiç BİRşey göründüğü kadar değildir______miryam şulam

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Kadınlar Şeytana Pabucunu Ters Giydirir…

13939404_10154397612248794_6498336514100999461_n[1]

Karikatür kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Dünyayı Onlar Kurtaracak: Dört Yıl Boyunca Sadece Bir Kavanoz Çöp Çıkaran Kadınla Tanışın!

s-778b76e0f6a417b3bfea18f065ea8e8138f41615

Çocukluğumuzdan beri plastik gibi maddelerin doğada yüzlerce yıl kaybolmadığını biliyoruz. Aynı şekilde bu ürünlerin üretiminin nasıl bir enerji kaybı olduğunu da…

Bir gün içerisinde ne kadar çöp çıkardığınızı, küçük bir matematik hesabıyla bu miktarın nasıl da arttığını ve nasıl devasa boyutlara ulaştığını hayal edebiliyor musunuz? Hele bir düşünün… Dehşet verici, değil mi?

Bu tüketim çılgınlığına bir “dur” demek, gerçekten mümkün. Bunu kanıtlayan kişi işte bu genç kadın…

Bu kadının ismi Lauren Singer, New York Üniversitesinde bir öğrenci ve genç bir girişimci.

Parlak gözleri, güzel gülüşü ile gayet mutlu ve sıradan bir insan gibi duruyor, değil mi? Oysa hayat tarzı biraz alışılmışın dışında!

Ondan bahsediyor olmamızın sebebi son 4 yılda çıkardığı çöpün minik bir kavanoza sığacak kadar az olması…

Lauren çevre bilinciyle oluşturduğu hayat tarzıyla insanlara imkansızı mümkün kılmaya hazır!

Evet, inanması zor fakat Lauren’in yıllar içinde çıkardığı çöp sadece bu gördüklerinizden ibaret!

Lauren bu yola ilk kez üniversitede çevre bilimi çalışmaya başladığında girmiş.

Yaptığı çalışmalar, öğrendiği ve gördüğü istatistikler sonuncunda dünyayı nasıl bir kadere sürüklediğimizi fark ettiğinde, “çöpsüz hayat tarzı” projesini başlatmış.

Değişime kendi hayatından başlaması ve bu şekilde insanlara örnek olması gerektiğini düşünen genç kadın, “çöpsüz yaşam” projesini öncelikle kendi günlük hayatına taşıdı.

Bir gün içerisinde çıkardığınız çöpleri düşününce, bunun imkansız olduğunu düşünüyorsunuz, değil mi?

Bu hayat tarzının imkansız olmadığını kanıtlamak için sizi Lauren’in günlük hayatında kısa bir geziye çıkarıyoruz.

Hayır, Lauren tahmin ettiğiniz gibi dağ başında bir çiftlikte tek başına yaşamıyor. O şehirli bir kadın, meslek sahibi; sizden bizden farksız bir insan!

Evi için yapacağı alışverişe kendi çantası ve kavanozlarıyla çıkıyor; örneğin pirinç mi alacak? Ambalajla değil, kiloyla satan yerel işletmelerden alıp kavanozuna dolduruyor.

Aslında büyükannelerimizin, bundan çok uzak bir geçmişte değil, yaklaşık 30-40 yıl önce hayatları böyleydi!

Tüketim çılgınlığına kapılmadan önce, her yerden sanki bir “olmazsa olmaz” gibi sunulan plastik ve naylona muhtaç değiliz ve değildik!

Ekmeğini poşete ya da kağıda değil, yanında getirdiği beze sarıyor.

Bu tarz ufak detaylar gözünüze önemsiz görünmesin!

Evinizde biriken poşetleri bir düşünün hele! Onların doğada yüzyıllarca kaybolmadığını da! Bunca artık nereye gidecek?!

Diş macunu, şampuan, çamaşır deterjanı gibi ürünlerini de evde kendisi yapıyor! Hem çevreye, hem de cilde zararsız tamamen organik ürünlerle!

Lauren sadece kendisi için bu ürünleri yapmakla kalmıyor, aynı zamanda öğretici Youtube videoları çekerek tariflerini dünyayla paylaşıyor. Buraya tıklayarak Lauren’in Youtube kanalına ulaşabilirsiniz.

Diş macununu dahi evde yapmanın çok zaman ve para gerektireceğini düşünmeyin! Oldukça pratik ve ucuz çözümleri var! Hele bir deneyin!

Lauren, pek çok insanın aklında oluşan “çevreci manyak hippi” kalıbının dışında biri: Güzel ve temiz bir apartman dairesinde, yaşıyor, sosyal hayata karışıyor.

Evini temizlemek için kullandığı deterjanlardan kendi kişisel bakımı için kullandığı kozmetik ürünlerine kadar her şeyi ev yapımı, evet. Fakat tüm vakti bunlarla geçmiyor.

Çünkü Lauren, bu değişimi kendi hayatına değil, herkese denetmek istiyor. Bu sebepten de The Simply Co. isimli şirketini kurdu!

Umuyoruz ki şimdi bu hayat tarzının tüm vaktinizi alacağını düşünmüyorsunuzdur!

 

Lauren henüz 25 yaşında ama hayranları çok! “Çöpsüz Yaşamı Yayma Derneği Başkanı” misali, her yerden konuşma yapması için teklifler alıyor.

Elinden geldiğince, özellikle de okulların etkinliklerine katılarak, çevreci bilinci aşılamaya çalışıyor.

Zira bu konu sadece “çevre” açısından değil; çevre yani doğa sayesinde hayatta kalabilen insan hayatı için de çok önemli…

Pet şişeler, karton bardaklar, poşetler kullanıyor olmamızın tek kötü yanı dünya üzerinde işe yaramaz dev bir çöp yığını bırakacağımız yönünde değil; bünyemize verdiği zararlar ve sağlığımıza tehditleri yüzünden de oldukça tehlikeli.

Yani Lauren, gittiği her yere götürdüğü cam bardakları ile sadece çevreyi değil, kendisini de kanserojen plastiklerden koruyor.

Çok da zor olmasa gerek, çantana bardağını at ve çık!

Bu “imkansız” görünen hayat tarzında, dışarıda bir sandviç yemek işte böyle…

Bu da çöpsüz bir buzdolabının görüntüsü: Poşet yok, kağıt yok, plastik, naylon ambalajlar yok! Bezler var, camlar ve dönüştürülebilir ekolojik karton var! Çiçek gibi!

Bir duşa girdiğinizde, bir posta çamaşır yıkadığınızda, kaç litre su harcadığınızı ve bu suyun ne kadarının kimyasallarla kullanılmaz hale geldiğini düşünün…

kaynak: sosyal kadınlar

s-778b76e0f6a417b3bfea18f065ea8e8138f41615

Ortaya Karışık kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

BİLİM ADAMLARI İÇİN BAŞKA BİR ŞOK: BİRİLERİ DÜNYAYI KORUYAN GÖRÜNMEZ BİR ALAN YERLEŞTİRMİŞ

1417126256693[1]

 

Bu koruyucu alan gezegenimizi direkt olarak Dünyaya doğru gelen güneş dalgalarından korurken, Dünyayı zararlı kozmik radyasyondan koruyan bir bariyer olarak davranıyor.

MIT’teki bilim adamları gezegenimizi koruyan görünmez bir alan olduğunu keşfettiler. Bu gizemli görünmez alan bilim kurgu filminden bir şeye gibi görünüyor.

Atmosferimize giren zararlı kozmik radyasyonu engelliyor ve ilk kez Dünyanın 11,000 km üzerinde Van Allen radyasyon kuşağı yörüngesinde olan iki NASA uzay aracı tarafından fark edildi.

Bu görünmez kuvvet alanı Dünyanın atmosferinin en yüksek katmanından gelen son derece radyoaktif elektronları bloke ediyor. NASA’dan gelen bilgiye göre, bu “yüksek enerjili” elektronlar çok saldırgan ve uzayda ışık hızına yakın hızda hareket ediyor. Bunlar çok tehlikeli, çünkü uydudan uzay aracına kadar temas kurdukları her şeyi kızartabilirler.

Bu alan hakkında daha fazla bilgi edinmek için, NASA iki uzay roketi fırlattı, bu elektronları araştırmak ve uzaya gönderilen astronotların ve ekipmanın güvenliğini artırmak istiyorlar.

NASA, Dünyanın manyetik alanının bu parçacıkları gezegenimize doğru çektiğini ifade ediyor. Ancak, daha önce hiç belirlenmemiş olan görünmez koruyucu alan sayesinde gezegene 10,000 kilometreden daha yakın yaklaşamıyorlar.

Bilim adamları bu esrarengiz alanın düşük frekanslı elektromanyetik alanlar prensibinde işlediğine inanıyorlar, ama kaynağı hala bir gizem.

MIT’teki bilim adamları bu gizemli kutunun kaynağı ile ilgili bir kaç teoriyle geldiler. İlk düşünce bunun Dünyanın manyetik alanı ile ilişkili olduğu idi, ama daha sonra bariyerin Dünyanın manyetik alanı %30’a düştüğü zaman bile var olduğunu buldular.

Örneğin, Güney Amerika üzerinde Dünyanın manyetik alanının bariyerinin önemli miktarda düşük olmasına rağmen, Dünyayı zararlı kozmik radyasyondan eşit derecede koruduğunu not ettiler.

Araştırmacılar devam ettiler ve en muhtemel olarak bariyerleri kaynağının gezegende uzun – menzilli radyo dalgalarının varlığına bağlı olduğunu buldular. Ama, dalgaların nötr elektronlar ile reaksiyona girmeye eğilim gösterdiklerini ve ultra göreli parçacıklara karşı savaşta faydalı olmadıklarını kavradıktan sonra yine yanıldılar. Araştırmalarına devam ettiler ve engelin muhtemelen gezegenimizin üst atmosferinde gerçekleşen “plazmasferik tıslama” olarak bilinen fenomenden dolayı yaratıldığını buldular.

Bu fenomen tehlikeli şekilde hızlı hareket eden parçacıkların hareketini geri püskürtür, onları gezegenimizin manyetik alanının hatlarından birine paralel yola yönlendirir, bu nedenle bunlar atmosfere düşer ve nötr yüklü parçacıklar ile çarpışır, en sonunda yok olurlar.

(Çeviri: Saffet Güler)

kaynak:http://www.kosulsuz-sevgi.com/

ABD’nin Colarado Boulder Üniversitesi bilim insanları, dünyayı radyoaktif etkili katil elektronlardan koruyan bir görünmez kuşağın varlığını keşfetti

ABD’nin Colorado Boulder Üniversitesi’nden bir grup bilim insanı dünyayı ‘katil elektron’ denilen ve radyasyon içeren ölümcül madde geçişlerinden bir kalkan gibi koruyan görünmez bir yapının varlığını keşfettiklerini duyurdu. Ünlü ‘Uzay Yolu’ film serisinde Atılgan gemisini dış tehditlerden koruyan yansıtıcıya benzetilen bu kuşak yapı dünyanın 11 bin kilometre dışında yer alıyor.

ELEKTRONLARI DEPO GİBİ STOKLUYOR
Aslında dünyayı saran manyetik kuşağın varlığının keşfi tamamen yeni değil.1958’de ABD’li bilim insanı James Alfred Van Allen, güneşteki patlamalar ve radyasyon dengesine göre değişen ve daha sonralı kendi isminin verildiği bir manyetik kuşaktan bahsetmişti. 2012’de Amerikan Uzay ve Havacılık Dairesi’nin Van Allen A ve Van Allen B ismiyle uzaya gönderdiği iki uydu bu manyetikm kuşakla ilgili araştırmalar yaparken ışık hızına yakın bir hızda hareket eden radyasyon içerikli elektronların yeryüzüne geçişinin nasıl engellendiği konusu cevapsız kalmıştı. İşte yayımlanan son rapor Van Allen kuşağı dışında görünmez bir kuşağın katil elektronları adeta bir depo gibi bünyesinde toplayarak geçişini engellediğinden bahsediyor.

NASIL OLUŞTUĞU BİLİNMİYOR
Bu keşif, katil elektronların manyetik alanlar ya da radyo sinyalleri tarafından tutulduğu tezini çökertmiş oldu. Bilim insanları bu kuşağın nasıl oluştuğuna ise şimdilik “Bu büyük bir fenomen. Bilmiyoruz” cevabını verebiliyor.

kaynak:sabah.com.tr

kaynak: e-mistik.com

Ortaya Karışık kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Cafe Society

193937.jpg-r_1280_720-f_jpg-q_x-xxyxx[1]

1930 larda geçen film o dönemim caz müzikleri ve kıyafetleriyle ayrı bir hava kazanmış . Naif bir şekilde işlenmiş iç içe geçiş aşk üçgenleri düşündürücü…

Benim gibi Woody Allen hayranları zaten gitsin, diğerleri de hayata dair gerçekçi seçim ve düşünceleri izlemekten zevk alacaklardır.

Sağlıcakla,

Anette İnselberg

Bir seçme hakkım var: Ya bütün günümü artık çalışmayan vücut parçalarımın bana verdiği sıkıntıyı düşünerek geçiririm ya da yataktan çıkıp hala çalışanlar için şükrederim.

14034934_1243653105678717_2707945646427771031_n[1]

 

Zor hayat şartlarına rağmen 92 sene yaşamla mücadele edebilmiş ufak tefek, kendinden emin, gururlu, her sabah sekizde giyinip Kuşanan ve gözleri görmediği halde saçlarını kıvırıp makyajını mükemmelce yapan yaşlı hanım, bugün bir huzurevine taşındı.

Eşini kaybetmişti. Huzur evinin kapısında sabırla beklenen birkaç saatin ardından, odasının hazır olduğu söylendiğinde tatlı tatlı gülümsedi. Yürütecini asansöre yönlendirdiği sırada, görevli kendisine odasını anlatmaya başladı. Penceresinde asılı perdelerden de söz etti. Bunlar kendisine anlatılırken yaşlı kadın küçük bir kızın heyecanıyla “O perdeleri pek severim” dedi.

Görevli “Hanımefendi henüz odayı görmediniz, biraz bekleyin” demişti ki, “Bunun onunla bir ilgisi yok” diye cevapladı yaşlı kadın.
“Mutluluk zamandan önce karar verdiğiniz bir şeydir. Benim odadan hoşlanıp hoşlanmamam mobilyaların nasıl düzenlenmiş olduğuyla değil, benim onları zihnimde nasıl düzenlediğimle ilgilidir.
Ben onları sevmeye karar vermiştim zaten. Bu benim her sabah uyandığımda verdiğim bir karardır. Bir seçme hakkım var:
Ya bütün günümü artık çalışmayan vücut parçalarımın bana verdiği sıkıntıyı düşünerek geçiririm ya da yataktan çıkıp hala çalışanlar için şükrederim.

Gözlerim açık olduğu sürece her yeni gün bir hediyedir. Yeni güne ve hayatımın sadece bu döneminde biriktirdiğim mutlu anlara konsantre olacağım. Yaşlılık banka hesabı gibidir.
Ne yatırdıysan onu çekersin hesabından.
Bu nedenle benim gençlere tavsiyem, banka hesabına dolu dolu mutluluk hatıraları yatırmaları olacaktır. Ben hala o hesaptan mutluluk çekiyorum.”

Bu nedenle benim tavsiyem, hatıraların banka hesabına dolu dolu mutluluk yatırman olacaktır. Anı bankamı doldurmaktaki katkın için sana teşekkür ederim. Hala oradan mutluluk çekiyorum. Mutlu olmak için şu beş basit kuralı hatırla:
1. Kalbini nefretten arındır
2. Zihnini endişelerden arındır
3. Basit yaşa
4. Çok ver
5. Daha az bekle

“Alıntı”

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »