Hasta Değil Susuzsunuz…

su-icmek1

 

SU İÇMEK İÇİN 46 SEBEP
Iranlı bir hekim olan Dr. Feridun Batmanghelidj, 1979′da İran devrimi sırasında siyasi tutuklu olarak hapisteydi. Bir gün, mahkûmlardan birinin, koridorda, iki büklüm olmuş vaziyette, inanılmaz mide sancılarıyla kıvrandığını gördü. Dr. Batmanghelidj ülseri dolayısıyla 10 saatten beri bu şekilde sancı çeken hasta mahkûma müdahale etti ve ölmek üzere olduğunu düşündüğü adama iki bardak su içirdi. Adam çok geçmeden kıvranmaktan kurtuldu.”
O günden sonra Dr. Batmanghelidj, suyun şifa verici etkisi üzerine çalışmalarını yoğunlaştırdı. Cezaevinde kaldığı 2,5 yıl içerisinde sadece su kullanarak yaklaşık 3 bin peptik ülser hastası tutuklu ve hükümlünün iyileşmesine vesile oldu. Dr. Batmanghelidj su üzerine yaptığı çalışmalarının sonuçlarını Iranian Medical Association ve The Journal of Clinical Gastroenterology dergilerinde yayınladı.
Dr. Batmanghelidj “Hasta Değil Susuzsunuz” kitabında bir insanın 46 nedenle suya ihtiyaç duyduğunu anlatmaktadır.
Dr. Batmanghelidj’le göre bu sebepler şunlardır:
1- Hiçbir canlı susuz yaşayamaz.
2- Su yetersizliği vücudun bazı fonksiyonlarını önce bastırır, sonra öldürür.
3- Su temel enerji kaynağıdır.
4- Su vücudun her hücresinde elektriksel ve manyetik enerji üretir.
5- Hücre yapısındaki maddeleri birbirine bağlayan bir yapıştırıcıdır.
6- DNA hasarını önler ve onarım mekanizmalarının daha iyi çalışmasına yardımcı olur.
7- Bağışıklık sisteminin merkezi olan kemik iliğini, kanser de dahil olmak üzere, çeşitli hastalıklara karşı güçlendirir.
8- Vücutta besinleri küçük parçalara ayırır, sindirimlerinde ve son metobolik aşamalarında görev yapar.
9- Besinlere enerji verir ve parçalanan besinler sindirim sırasında bu enerjiyi vücuda aktarır. Susuz yenen yemeğin vücut için hiçbir enerji değeri yoktur.
10- Su, besinlerdeki gerekli öğelerin emilimini artırır.
11- Bütün öğelerin vücuda taşınmasına yardımcı olur.
12- Akciğerlerde oksijen toplayan kırmızı kan hücrelerinin çalışma verimini artırır.
13- Hücreye ulaşan su, o hücreye oksijen verir ve atık gazları vücuttan atılmaları için akciğerlere taşır.
14- Vücudun çeşitli bölgelerinden zehirli atıkları toplar ve atılmaları için karaciğer ya da böbreklere taşır.
15- Eklem boşluklarındaki temel yağlayıcı maddedir, artrit ve sırt ağrılarının oluşumunun önlenmesinde yardımcı olur.
16- Omurgadaki diskleri “şok emici su yastıkları”na dönüştürür.
17- Bağırsakları en iyi çalıştıran yağlayıcı maddedir, kabızlığı önler.
18- Kalp krizi ve felce karşı koruyucudur.
19- Kalp ve beyin damarlarında pıhtılaşmayı önler.
20- Vücudun soğutma (terleme) ve ısıtma (elektrik) sistemleri için vazgeçilmezdir.
21- Düşünme başta olmak üzere, bütün beyin fonksiyonları için bize güç ve elektriksel enerji verir.
22- Serotonin ve diğer nörotransmitterlerin (sinir ileticileri) üretimi için vazgeçilmezdir.
23- Melatonin de dahil olmak üzere, beyinde üretilen bütün hormonların yapımı için gereklidir.
24- Çocuklarda ve yetişkinlerde dikkat yetersizliği sorununa çözüm getirir.
25- Çalışma verimini artırır ve dikkat aralığını büyütür.
26- Su dünyadaki diğer bütün içeceklerden daha kolay bulunabilir ve hiçbir yan etkisi yoktur.
27- Stres, gerginlik ve depresyonun hafiflemesine yardımcı olur.
28- Uykuyu düzenler.
29- Yorgunluğun giderilmesine yardımcı olur ve bize gençliğin enerjisini verir.
30- Cildi yumuşatır ve yaşlılık belirtilerinin azalmasına yardımcı olur.
31- Gözlere canlılık ve parlaklık verir.
32- Glokomdan korunmamıza yardım eder.
33- Kemik iliğinde kan üretim sistemlerini düzenler, lösemi ve lenfoma oluşumunun önlenmesine yardımcı olur.
34- Vücutta enfeksiyon ve kanser hücrelerinin geliştiği bölgelerde bağışıklık sistemini güçlendirmek için çok gereklidir.
35- Kanı sulandırır ve dolaşım sırasında pıhtılaşmasını önler.
36- Kadınlarda, âdet öncesi ağrıyı ve ateş basmasını hafifletir.
37- Kalp atışıyla birlikte kanı sulandırıp dalgalandırarak dolaşımdaki katı maddelerin dibe çökmesini engeller.
38- İnsan vücudunda dehidrasyon sırasında kullanılabilecek bir su deposu yoktur. Bu nedenle gün boyunca düzenli olarak su içmemiz gerekir.
39- Dehidrasyon cinsellik hormonunun üretimine engel olur, bu iktidarsızlık ve libido kaybının başlıca nedenlerinden biridir.
40- Su içtiğiniz zaman susuzluk ve açlık duygularını ayırt edebilirsiniz.
41- Kilo vermenin en iyi yolu su içmektir. Düzenli aralıklarla su için ve sıkı bir rejim yap¬madan zayıflayın.
42- Dehidrasyon doku boşlukları, eklemler, böbrekler, karaciğer, beyin ve deride zehirli çökeltilerin birikmesine yol açar. Su bunları temizler.
43- Su, gebelikte sabah bulantılarını azaltır.
44- Zihin ve vücut fonksiyonlarını bütünleştirir. Karar verme ve hedefleri belirleme yeteneğini artırır.
45- Yaşlılıkta bellek kaybının önlenmesine yardımcı olur.
46- Kafein, alkol ve bazı ilaçlara duyulan bağımlılığın giderilmesine yardımcı olur.

* Vücut su kıtlığı çektiğinde kandaki suyu kullanırsa,
YÜKSEK TANSİYON hastalığına yakalanırız.
* Vücut su kıtlığı çektiğinde omurlardaki suyu kullanırsa,
BEL VE BOYUN FITIĞI hastalığına yakalanırız.
* Vücut su kıtlığı çektiğinde kemiklerdeki suyu kullanırsa,
gut – atrit gibi romatizmal hastalıklara yakalanırız.
* Vücut su kıtlığı çektiğinde akciğerdeki suyu kullanırsa,
ASTIM hastalığına yakalanırız.
* Vücut su kıtlığı çektiğinde pankreastaki suyu kullanırsa,
ŞEKER hastalığına yakalanırız.
* Vücut su kıtlığı çektiğinde midedeki suyu kullanırsa,
ÜLSER hastalığına yakalanırız.
* Bağırsaklarda su eksilirse, kabızlık meydana gelir ve
KOLON kanseri olma tehlikesi yaşarız.
* Hücrenin su eksikliği çok artarsa, beynimiz hücreye oksijen göndermeyi keser. Oksijen kesilmesi sonucunda da hücre KANSERLEŞME sürecine girer !!!…
Hasta olmamak için vücüdumuzu susuz bırakmamalıyız.
Alkali – Canlı su içmeliyiz. Alkali ve canlı olmayan sular ne kadar çok içilse de vücut yine susuz kalmaktadır !!!…
Çağımızın en büyük problemi ; içilen ölü sulardır !!!
Hasta değil susuzsunuz …..

Bitki Alemi kategorisinde yayınlandı. 1 Comment »

Aldırmamayı Öğrenin: Ne Yaşadığınızı Sadece Siz Bilebilirsiniz

ozgurluk-anlatilmasi1

Hayat başınıza her şeyin gelebileceği, her şeyin değişebileceği ve aynı zamanda her şeyin mümkün olduğu karmaşık bir yoldur.
Ancak cesaretli bir kadın olarak siz, bu gün bulunduğunuz koşullara ulaşabilmek için ne gibi badireler atlatılması gerektiğini bilen tek kişisiniz.
Belki her yeni gün çok da kolay bir gün olmuyor. Ailenizin bireyleri iyi ya da kötü günler geçiriyorlar, partneriniz onun için ne kadar özveride bulunduğunuzun belki de farkına varmıyor, ya da sadece sabah uyandığınızda gözlerinizi “bir günün daha altından kalkabileceğime inanmıyorum…” diyerek açıyorsunuz.
Ama gözlerinizi yine de açıyor, dünyaya bir bakış atıyor ve hayata kaldığınız yerden devam ediyorsunuz. Aslında düşündüğünüzden çok daha güçlü ve başka hiç kimsenin bilmediği kadar da cesursunuz.
Tek yapmanız gereken sadece kendinize birazcık daha fazla güvenmek. Böylece kendinize olan güveninizle karşınıza çıkacak her şeyle yüzleşebileceksiniz.
Bugünkü makalede sizi aşağıda bahsedeceğimiz noktalar üzerine biraz daha düşünmeye davet ediyoruz. Bunu yapmanız eminiz ki hayatınızdaki bazı yanlışları görmenizi sağlayacak…
Aldırmamayı Öğrenin
1. Önemli olan kimin en çok çaba gösterdiği değil, “aldırmamayı” kimin başarabildiğidir.
Bazen en güçlü insanların her şeye karşı koyan insanlar olduğunu düşünebilirsiniz. İşlerine, evdeki sorumluluklarına, çocuklarına, ailelerine, kanunlara karşı koyan insanların…
Herkesin bazen bir şeylere ihtiyacı vardır. Sizse belki de kendisinden önce diğerlerini memnun etmeye çalışanlardansınız.
Bunun iyi bir davranış olabileceğine hiç şüphe yok. Sosyal ve duygusal çevrenizi oluşturan insanlardan sevginizi ve desteğinizi esirgememelisiniz. Ancak bazı durumlarda dengenin korunması söz konusu olmayabilir.
İnsanlar mimiklerinizi ya da onlar için yaptığınız iyilikleri tam olarak anlamayabilir, kendi problemlerinin ağırlığını sizin sırtınıza yükleyebilirler…
Öyleyse kendi deneyimlerinize, kendi bilgilerinize ve endişelerinize göre yaşayın. Kimsenin yükünü sırtınızda taşımayın, çünkü bu sizin gelişiminizi sınırlandıracaktır.
Eğer etrafınızda hayatınızı yöneten, özgürlüğünüze gem vuran ve kendi yolunuzu çizmenize engel olan bir aile bireyi varsa, buna artık bir sınır koyun. “Aldırmamayı öğrenin.”
Başkalarının sıkıntılarına katlanmayın. Daha iyi bir “siz”e ulaşmak için onların bencilliklerine, güvensizliklerine, şüphelerine ve asılsız eleştirilerine fırsat vermeyin.
Negatif duyguları ve bakış açılarını üzerinize almayın çünkü bunlar bir süre sonra siz tutsak edecekler.
Eğer haklarınıza saygı göstermeyen bir partneriniz varsa veya partneriniz olduğunuz gibi biri olmanızı engelliyorsa, bir kez daha düşünün. Ne yapıp yapmayacağınızın söylenmesine ya da sevdiğiniz şeylerin yasaklanmasına izin vererek, kendinizi “beklemeye” alıyorsunuz. Gerçek güç, insanın kendisini kontrol altına alan ya da kıran şeyleri hayatından çıkaracak kadar cesur olmasında yatar.
Eğer bir arkadaşınız kendi ihtiyaçlarını sizinkinin üzerinde tutuyor, sadece kendi ilgi alanlarını önemsiyor ve yalnızca bir şeye ihtiyacı olduğunda yanınıza geliyorsa, bunu da bir kez daha düşünün.
Size ait olmayan problemleri biriktirmeyin ve hayatınıza sıkıntılar eklemek yerine uyumu arayın.
Kendinizi diğer insanlardan öncelikli tutmak bencillik değildir. Sizi mutlu etmeyen şeyleri bir kenara bırakın. Hayatınızda asla vazgeçmemeniz gereken sadece birkaç önemli kişi vardır: kendi öz benliğiniz ve gerçekten sevdiğiniz insanlar.
Hayatınız boyunca birçok engelle karşılaşacaksınız. Kendinize fazla yüklenmekten vazgeçin çünkü bu yük daha ileriye gitmenize mani olacak. Sizi “dibe doğru çeken bu taşların” tümünden kurtulun.
İşte size “Yapmamanız Gerekenler”den oluşan bir liste. “Yapmanız Gerekenler” listesi ise hayattaki bütün engellerden kurtulmak için sadece bir tek önemli şeyden ibaret: “Aldırmamayı öğrenin”.
2. Asla unutmayın, her şey gelir ve geçer.
Herkes bir şeylere mümkün olan en kısa zamanda ulaşma arzusundadır: hayatının aşkına, bir seyahate, bir işe, yeni bir eve…
Ancak hiçbir şey için acele etmemelisiniz. Hayat kendi ritminde ilerler. Siz ise bu akış içerisinde sabırlı olmayı, onun huzurlu ve sizi hiçbir zaman geride bırakmayacak ilerleyişine ayak uydurmayı öğrenmelisiniz.
Ancak zaman sizi hayallerinize doğru yaklaştırırken, ayrıca hayal kırıklıkları, üzüntüler ve kayıpları da beraberinde getirecektir.
Bir kadın olarak hayatınız boyunca sadece sizin tam olarak anlayabileceğiniz ve belki de sadece sizin bildiğiniz birçok zorlukla karşı karşıya kaldınız.
Bizler aslında göründüğümüzden çok daha fazlasından ibaretiz. Hepimiz eski anılarımızı içimizde saklar ve hala hatırladıkça iç çekeriz.
Ancak her şeyin üstesinden gelmek gerekir. Çünkü aslında önemli olan “burası ve bu an”, şimdi içinizde bulunduğunuz mekan, ne istediğiniz, neye ihtiyaç duyduğunuz, size ait olmayan başkalarının problemlerini ve yüklerini üzerinizden atmanızdır.
Bu hayatta her şey gelir ve geçer. Ve unutmayın: hayatın ilerleyişinden korkmayın. Küçük şeylere aldırmamayı öğrenin.
Korkmanız gereken tek şey yaşanmamış bir hayat düşüncesi, zorluklar da dahil deneyimlere doldurulmamış yılların verdiği boşluk hissidir… Çünkü bütün bunlar sizin büyümenizi sağlayan şeylerdir.
Ne yaşadığınızı sadece siz bilebilirsiniz, bu güne gelebilmek için nelerden ödün verdiğinizi de… Bu yüzden kim olduğunuzla ve başardığınız her şey ile gurur duyun.
Kaynak:Sağlığa bir adım

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. 1 Comment »

Vücudunuz Kalp Krizi Gerçekleşmeden 1 Ay Önce Sizi Uyarıyor – İşte Herkesin Bilmesi Gereken Gerçekler

Yapılan araştırmalar ve bilinçlendirme çalışmaları sayesinde de milyonlarca vatandaşımız da kalp krizinden korunmayı başarıyor.

Ancak yine de bu korkunç rahatsızlık hakkında insanların daha da bilinçlendirilmesi gerekiyor. Önemli olan ise kalp krizi geçirmeden önce gereken önlemleri alabilmek ve kendinizin kalp krizi riski taşıyıp taşımadığını bilmek.

Bir diğer acı gerçek ise kalp krizi geçiren bütün vatandaşların, kriz öncesi belirtileri gözle görülebilir şekilde tecrübe etmeleri. Dediğimiz gibi önemli olan belirtileri düzgünce gözlemleyebilmek ve profesyonel yardım almak.

Newsner

1- Yorgunluk

Hepimiz bazen yorgun hissedebiliriz. Bu gayet normal. Ama markete giderken bile yoruluyorsanız, durup düşünmeniz gerekiyor.

Ek olarak, eğer birden ve hızlıca nefesiniz kesiliyorsa, acilen doktora görünüp EKG çektirmeniz gerekiyor. Eğer stresli biriyseniz ve kalp sağlığınız pek de iyi değilse her an kalp krizi geçirme riski taşıyorsunuz demektir.

Fotoğraf: Shutterstock

2- Göğüs Ağrısı

Kalp krizinin en belirgin belirtilerinden biri de göğüs ağrısı veya sıkışmasıdır.

Göğüs ağrısının benzeri ağrılar vücudun çeşitli bölgelerinde de gerçekleşebilir. Özellikle kollarda gerçekleşen ağrılara (sol koltuk altı da bu bölgelerden biridir) dikkat edilmesi gerekir. Öte yandan benzer ağrılar boğazınızda, ensenizde, çenenizde, sırtınızda ve karnınızda da görülebilir. Ağrı genel olarak 15 dakika sürer.

3- Solunum sıkıntısı

Kalp krizi öncesi solunum sıkıntısı ve nefes darlığı tecrübe edilir. Bunun temel nedeni de damarlarınızın tıkalı olması nedeniyle akciğerinize kan gidemiyor oluşudur.

Eğer nefes darlığı yaşıyorsanız derhal bir doktora görünmeniz önerilir.

Fotoğraf: Shutterstock

4- Dermansızlık

Sık sık yorgun ve güçsüz hissediyorsanız bunun nedeni akciğerlerinize yeterince kan gitmemesi olabilir. Kronik yorgunluk sendromuna sahip kişilerde kalp krizi riskine sıkça rastlanmaktadır.

5- Baş dönmesi ve soğuk terleme

Aşırı terleme kalp krizi belirtilerindendir. Eğer aşırı ve sık terliyorsanız, doktora görünmeniz tavsiye edilir.

Baş dönmesinin nedeni de genelde beyne yeterince kan gitmemesidir.

6- Grip/Soğuk algınlığı

Ateşiniz yüksek, şiddetli öksürüyor ve anormal şekilde üşüyor musunuz? Merak etmeyin, bunlar kalp krizinin direk belirtileri değildir.

Ancak yine de bunların kalp krizi öncesi rastlanan belirtiler olduğunu bilmekte fayda var. Kesinlikle dikkate alınması gerekir.

Yukarıda bahsedilen olası kalp krizi belirtilerinin insandan insana ve kadından erkeğe değişiklik gösterdiğini bilmekte fayda var.

Bu 6 olası belirtiyi göz önünde bulundurarak hem kendi hayatınızı hem de başkasının hayatını kurtarabilirsiniz.

Yazıyı bütün arkadaşlarınızla paylaşarak kalp krizi hakkında bilinçlendirmeyi unutmayın.

kaynak: newsner

 

Bitki Alemi kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Amerikada ünlü bir Avukatın kaybettiği tek DAVA…

14642392_1176912035732840_8839549443783439584_n2
Ünlü bir futbolcu karısını öldürmekle suçlanıyordu.Futbolcu yakalanmıştı. Ama karısının cesedi ortada yoktu.Duruşma Amerikan filmlerindeki gibiydi.Futbolcu sanık sandalyesinde oturuyordu.Kucak dolusu parayla tuttuğu Avukatı jüriyi ikna etmeye uğraşıyordu.
” Sayın jüri üyeleri müvekkilimin suçsuz olduğuna yürekten inanıyorum.Buna az sonra sizde inanacaksınız.Neden mi ? Bakın, şimdi 1′ den 10′ a kadar sayacağım ve müvekkilimin öldürdüğü iddia edilen karısı bu kapıdan içeri girecek ..1,2,3,4,5,6,7,8,9,10..”
Bütün jüri kapıya döndü.Kimse girmedi içeri.Avukat bir savunma dahisiydi, öldürücü hamlesini yaptı.
” Bakın sizde kadının öldüğüne inanmıyorsunuz.Çünkü hepiniz içeri girecek diye kapıya baktınız ..İşte kararı buna göre vermenizi talep ediyorum.. ”
Ancak jüri ünlü futbolcuyu suçlu bulduğunu bildirdi ve dava bu şekilde sonuçlandı.Mahkeme çıkışında Avukat , bayan jüri başkanına yaklaştı;
” 10′ a kadar saydığımda sizde diğer üyeler gibi kapıya bakmıştınız Neden böyle bir karara imza attınız ? ”
” Doğru ” dedi jüri başkanı ; bende kapıya baktım ama müvekkiliniz kapıya bakmıyordu ..”
BAKIŞ açınızı ne kadar geniş tutarsanız, doğruya ulaşmanız o kadar hızlı olur. En iyi Analist herkes bir noktaya bakarken, o noktaya yönelen bakışları izleyen kişidir …

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. 1 Comment »

Mahmut/Gunun Fotosu/10.10.2016

safe_image6

Osman İlder Yalin

Günün Fotosu kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Aşureniz Bereketli,Paylaşanınız Bol Olsun…

 

Kaynatacağınız aşurenin evinize ve sofranıza bereket ve bolluk getirmesini dilerim. Bereketin, paylaşmanın, barış ve kardeşliğin simgesidir aşure.İşte yine Muharrem ayı geldi ve mutfaklarımızı da bir telaş aldı.Evet çok kolay bir iş değil aşure yapmak ama o kadar da zor değil. Yeter ki biraz zaman ayıralım. Son birkaç yıldır ben de daha kısa zamanda yapabilmek için aşurelik buğdayımı düdüklü tencerede haşladıktan sonra işe başlıyorum. Aşağıda tarifinde de göreceğiniz “gelin etme ” işlemini düdüklüde haşladığım buğdayın üzerini örtüp bir gece bekleterek yapıyorum. Böylece aşuremin yapılışını 2 güne indirmiş oluyorum. Yani 1 kg buğdayın parti parti düdüklüde haşlanması toplam 1 saat, gelin edilmesi 1 gece . Ertesi gün şekeri ve malzemelerinin katılıp tekrar kaynaması ve kaplara bölünüp süslenmesi de 4- 5 saati alıyor. Bunun yarısını yapacakların işi biraz daha kolay olur elbette. Ne yapalım gülü seven dikenine katlanırmış.Haydi hepinize kolay gelsin.

Arapça’da “aşura”nın kelime anlamı “on”dur. İslami inanca göre hicri yılın ilk ayı olan Muharrrem ayının onuncu günü Aşure günüdür. Bugünden başlayarak bir ay boyunca yapılan aşure eşe dosta konuya komşuya dağıtılır. Farklı dinlerden toplumların farklı sebeplerle, farklı zamanlarda, farklı şekilde pişirdiği aşurenin ortak malzemesi “toprağın meyvesi” diye benimsenen buğdaydır. Buğdaya çeşitli kuru bakliyat, ve yemiş ilave edilerek zenginleştirilir.

Ermeniler aşureye anuş abur, yani tatlı çorba diyorlar ve 31 Aralık ile Ocak ayının 6 sı arasında yapıyorlar. Rumlar koliva diyorlar ve aşureyi kabristanda dağıtıyorlar. Yahudiler ise aşurelerini ağaç dikme bayramı ve bereket dileme günü olan Tu B’Şevat gününde pişiriyorlar. Bu bayram günü Musevi takvimine göre Şevat ayının 15 ine denk gelir. Aleviler ise aşurelerini Kerbela’da şehit olan Hz. Muhammed’in torunu Halife Ali’nin oğlu Hüseyin’in anısına ve bu olayın Muharrem ayının 10’una denk geldiği kabul edildiğinden o gün pişirirler ve ayni gün şehit olan 12 imama atfen 12 çeşit malzeme ile yaparlar. Bazıları da 40 çeşit malzeme koymayı tercih ederler.

Halk arasındaki en bilindik inanç aşurenin Nuh’un gemisinin büyük selin ardından suların çekilmesi sonucunda Cudi dağına oturması anısına yapıldığıdır.. Bu inanca göre aşure gününde gemide bulunanlar, tufandan kurtuldukları için bir şükran borcu olarak gemide kalan nohut, buğday, üzüm, bakla gibi bütün yiyecekleri toplayıp bunlardan bir çorba pişirmişlerdir. Bazı deyişlere göre de tufandan ellerinde kalan tatlı tuzlu ne varsa aç kalmamak için karıştırıp bir tür çorba yapmışlardır.

Aşureyi, yapılış sebeplerini ve kökenini araştırınca çeşitli kültürün ayni kazanda buluştuğunu görüyoruz. Toplumumuzda aşure tüm yıl boyunca yapılabilen bir tatlı olduğu halde hiçbir zaman sadece evde yemek için yapılmaz, muhakkak paylaşılır, geleneklere göre kız anneleri özellikle Muharrem ayında aşure yapar ve eşe dosta dağıtırlar. Bu sevgi ve dostluk alışverişi komşu evler arasında aşure kaselerinin değiş tokuşuna sebep olur.

Tabii ki ana malzeme buğday olsa bile her kültürde ve her evde pişen aşurenin tadı da başka olur. İçine katılan çeşitli malzeme aşurenin lezzetini ve kıvamını belirler. Günümüzde muhallebi kıvamında yenilen aşure, Osmanlı sarayında süzülerek özel aşurelik sürahilerde sunulurmuş.

1-DSC_6626-1

 

MALZEMELER:

500 gr. aşurelik buğday

1,5 kg. toz şeker

2 avuç haşlanmış nohut

2 avuç haşlanmış kuru fasulye

1 çay bardağı pirinç

Yaklaşık 5-6 lt.su

İçine eklemek ve üzerlerini süslemek için: Kızarmış kestane, ceviz, Antep fıstığı, fındık, badem, nar taneleri, kuru incir, kuru kayısı ve başka yemişler. Yine arzu edenler içine az gülsuyu katabilirler. Bazıları da üzerine tarçın ekerler. Bunlar tamamen arzuya bağlı şeylerdir.

 

YAPILIŞI:

Öğrendiğime göre eskiler aşureyi 3 günde yaparlarmış ama modern mutfaklarda bu işi 2 hatta 1 günde bile yapabiliyoruz. Ancak 3 güne böldüğünüzde daha az yorgunluk olduğunu da unutmayalım.

-Buğdayımızı ve pirinci geceden suda ıslatıyoruz.

-Nohut ve fasulyemizi de ıslatıyoruz. Bunları ertesi gün düdüklüde haşlıyoruz. Ancak bu işlemi önceden de yapabilirsiniz. Hatta buzlukta haşlanmış nohut fasulyeniz varsa işiniz daha da kolay.

-Buğday ertesi gün büyük bir tencerede iyice, taneler yarılıp da nişastasını salana kadar kaynatılır.

– İyice kaynayan buğdayı ocaktan alıp, kapağını kapatıyoruz. Tenceremizin her bir yanını sıkıca battaniye ile örtüp ertesi sabaha kadar bekletiyoruz. Yani eskilerin tabiriyle buğdayı *“gelin” ediyoruz.

-Ertesi sabah tenceremizi açtığımızda buğday suyunu çekmiş ve pelteleşmiş olacak. Oacağın altını açmadan bir miktar sıcak su ekleyip buğdayı çözüyoruz. Bir çaydanlıkta sürekli kaynar su bulunduruyor ve tenceredeki su azaldıkça üzerine eklemek suretiyle aşuremizi tekrar kaynatmaya başlıyoruz. Bu aşamada nohut ve fasulyeleri, ekliyoruz.

-En sonunda artık buğdayın tam pişmiş olduğuna emin olduğumuz anda şekerini ekliyoruz. Çünkü erken konan şeker buğdayı aniden sertleştirebilir , aşureyi de sulandırabilir ve aşurede buğday taneleri diri kalabilir. Bazıları bu aşamada aşureyi el blenderi ile ezmeyi tercih edebilirler, bu tamamen keyif meselesi.

 

– Artık minik kesilmiş kuru kayısılar, isteniyorsa incir, fındık, badem, kestane, sultani üzüm aşureye katılır ve bir iki dakika sonra ocak söndürülür. Ben kayısı ve kestaneyi kaselerin dibine koymayı üzerine aşureyi dökmeyi tercih ederim. Bu da size kalmış bir şey.

Aşuremiz pişmiş servis tabaklarına alınıp süslenmeye ve eş dost, konu komşu ile paylaşmaya hazırdır.

Aşureniz ve eviniz bereketli olsun!

 

*gelin etmek: Bir rivayete göre eskiden aşure tenceresi salonun ortasına konur ve gelin olarak düşünülürmüş ve üzeri çeşitli örtüler, ev halkının getirip bıraktığı hırka, başörtüsü gibi şeylerle örtülür, gelinin gece boyu üşümemesi sağlanırmış.

NOT.:Eğer aşurenizi düdüklüde yapmak istiyorsanız, o zaman geceden ıslattığınız buğday,fasulye ve nohutu ertesi sabah ayrı ayrı düdüklüde haşladıktan sonra , 10 dakika kadar da hep birlikte yine düdüklüde özlendirebilir, ardından büyükçe bir tencereye alıp şekerini ve diğer katmak istediklerinizi katıp gerekirse kaynar su ekleyerek kıvamını ayarlayabilirsiniz. Ancak 6lt. lik bir düdüklüde yapabileceğiniz en fazla miktar yukarıdakinin yarısı olabilir. Yani 250 gr. buğdaydan fazlasını düdüklüde pişirmek tehlikeli olabilir.

Yine yeniden | mutfak penceremden

Yemekte Ne Var ??? kategorisinde yayınlandı. 1 Comment »

Hayatınızı değiştirecek bu 7 düşünceyi mutlaka okuyun ve uygulamaya çalışın…

48edbshutterstock_220079902-ziplayan-yunuslar-mavi-deniz-ve-gokyuzu-beyaz-bulutlar1

 

Her şey bir söz ile değişebilir. Tüm düşüncelerin ve fikirlerin içinde sevgi vardır. Nefretin karşısında duran sevgi, gerçekte nefretin yaşamasının sebebidir. Bu düşünceye yin ve yang diyoruz. Tüm her şeyde diğer her şeyin işaretlerini ve şekillerini görebiliriz. Gözle gördüğümüz dünyayı beynimiz tekrar yorumlar. Kısaca biz beynimizin bizim için tekrar oluşturduğu bir dünyanın içinde yaşıyoruz. Hayatınızı değiştirecek bu 7 düşünceyi mutlaka okuyun ve uygulamaya çalışın…

”En derindeki ince bilinç her zaman yerindedir ölümden sonra bile bedeni terk etmez.” Tibet felsefesi

Başlangıcı olan her şeyin bir sonu vardır.
Bu düşünce bize hayatın özetini veriyor. Hayatta başladığın her şey bir şekilde sona da erecek. Bir acı çekiyorsan bu mutlaka sona erecektir. Dahası hayat zaten sona erecektir. Onun için yaşamın bu kuralını aklından çıkarma. Hiç bir şey o kadar uzun sürmez. Doğar, olgunlaşır ve ölür.

Her son bir başlangıca dönüşür.
Hiç bir var olan şey tamamen yok olmaz. Fiziki ve enerji olarak dönüşür. Bir ağaçı kestiğinde pek çok şeye dönüşür. Keresteye, mobilyaya, kaleme vb. bu fiziki dönüştür. Ağacın enerjisel dönüşü onu başka bir şeye dönüştürür. Tohumları yeni ağaçlara dönüşür. Sonlar başka başlangıçlar için gereklidir. Kısaca bir şeyin sonuna yaklaştığında şunu bil; hayat başka bir şeye dönüşecektir.

Yaşanmış olan her şey yaşanması gerektiği için yaşandı.
Hayatında kendini ve başkalarını suçlamayı bırak. Keşke şöyle yapsaydım veya bunu yapsaydım demeyi de öyle. Her şey yaşanması gerektiği için yaşandı. Sana gelen her şey bir sınavın ve deneyimin parçası. Bunu kabul ettiğinde gerçeği görürsün. Bunlar gerçekten senin kişiliğini oluşturan en önemli etkenlerdir.

Değişim Her Anda Vardır.
Şu anda değişim için bir adım attığın an bu doğru olan zamandır. Her istediğin anda ruhsal kurtuluşun yolu açıktır. Değişim asla huzurlu bir yol değildir. O zorlu ve acı dolu bir yolculuktur. Fakat sonunda uçsuz bucaksız bir kavrayış ve huzura ulaşırsın.

Anın Fark et Anı Yaşa.
Şu an eşsizdir ve muhteşemdir. Şimdi çok basit bir şey yapalım. Şu anı fark edin ve gelecek, geçmişten uzaklaşın. Kaygılarınız hala devam ediyor mu? Kaygılar ve düşünceler duruyor değil mi?Kaygılarınız azaldı ve zihninizdeki düşünceler duruldu.

Pozitif düşün ve negatiften uzak dur.
Düşünceler hayatımızı şekillendirir.Bir şeyi uzun süre düşünürsen o şeyi gerçekleştirmek için beyin harekete geçer. Bu durumda düşüncelerin olacakları etkiler veya olmasına sebep olabilir. Bu düşüncenin gücünü gösterir. Pozitif düşünce sağlığa çok iyi gelen bir şeydir. Hayatınızı pozitif düşünce ile yönetin. Pozitif bir bakış açısı elde edin.

Şükür; Hayatın Gerçek Güzelliği.
Hayat size şükrettiğinizde huzur verir. Gerçek anlamda şükretmek veya teşekkür etmek muhteşem bir enerji kaynağıdır. Şükrettiğinizde şükrettiğiniz şey daha iyi ve huzurlu olur. Siz daha iyi olursunuz ve tüm evrensel enerji, çevrenizdeki negatif enerjiyi yok eder. Şükretmek hayatın en güzel duygusudur.

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. 2 Comments »

“Hepimiz Biraz Şamanız” Dedirten 17 Adet ve Gelenek

Farkında olsak da, olmasak da kültürümüzün, yaşayışımızın, gelenek ve göreneklerimizin temelinde Şamanizm ve Tengrizm kökenli davranışlar vardır. Günümüzde bu davranışlar batıl olarak nitelendirilse bile, kökenleri araştırıldığında hemen hepsi manaya bürünür.

1. Kurşun Dökmek

Kurşun Dökmek

Kurşun dökme adeti de şamanizm geleneklerindendir. Şamanizm’de buna “kut dökme” denir. Kötü ruhlardan birinin çaldığı kutuyu “talih, saadet unsurunu” geri döndürmek için yapılan bir sihri ayindir.

2. Kırmızı Kurdele

Kırmızı Kurdele

Gelinliğin üzerine bağlanan kırmızı kurdeleler, nişan törenlerinde yüzüklere bağlanan kırmızı kurdeleler, okumaya yeni geçmiş çocukların yakasına takılan kırmızı kurdeleler; hep uğuru ve kısmeti temsil eder.  Ayrıca kötü ruhların şerrinden korunma sağladığına inanılır.

3. Mezar Taşlarımız

Mezar Taşlarımız

Günümüzde toplumda ulu kabul edilen kimselerin ölümlerinden sonra ruhlarından medet ummak ve mezarlarının kutsanışı  şaman geleneğin devamıdır.

Mezarlara taş dikilmesi ve bu taşın sanat eseri haline getirilecek kadar süslenmesi İslam coğrafyasında sadece Anadolu’da görülmektedir.

4. Dilek Tutmak

Dilek Tutmak

Dile tutmak da Şamanizm kökenli bir davranış şeklidir. Tabiat ruhlarının dileklerin gerçekleşmesine aracılık ettiğine inanılır.

5. Köpek Ulumasının Uğursuz Sayılması

Köpek Ulumasının Uğursuz Sayılması

Şamanizm’de köpek bir ruhun yaklaştığını uzaktan acı ulumayla haber verebilmektedir. Sıradan bir kişinin bu ruhu görmesi; onun pek yakında öleceğine işaret sayılır. Anadolu’nun kimi yerlerinde köpek uluması uğursuz sayılmaktadır. Köpeklerin bazı olayları önceden algıladıklarına ve bunu uluyarak anlattıklarına inanılır.

6. Nazar İnancımız

Nazar İnancımız

Anadolu’da halk  arasında “nazar” olgusu çok yaygın bir inanıştır.
Bazı insanların olağandışı özellikleri olduğu ve bakışlarının karşılarındaki kimselere rahatsızlık verdiğine, kötülük getirdiğine inanılır. Bunun önüne geçmek için “nazar boncuğu” “deve boncuğu” “göz boncuğu” vb. takılır. Bu inanış da Şamanizm’den kalmadır.

7. Kullandığımız Kilim Motifleri

Kullandığımız Kilim Motifleri

Eski Türklerde bir Şamanın giysisine yılan,akrep, çıyan, kunduz gibi yabani hayvan şekilleri çizmesinin, bu hayvanları topluluğun yaşam alanlarından uzak tutmaya yardımcı olduğuna inanılır.

Günümüzde Anadolu’da Türkmen köylerinde dokunan halı, kilim, örtü ve perdelere işlenen desenler, giysiler üzerinde kullanılan motifler bu inanıştan  kaynaklanır.

8. Mevlit ve İlahiler

Şamanlar ayinlerinde davul ve kopuz kullanmışlardır. Müziksiz hayatın ve ayinlerin değişilmez bir parçasıdır. Oysa İslam dininde Kur’an’ın müzikle okunması kesinlikle günahtır. Şaman geleneğinin devamı olarak Anadolu’da Hz.Muhammed’in Hz.Ali’nin hayatları müzikle okunmaktadır
Mevlit ve İlahiler sadece Anadolu’da uygulanan müzikli anlatımlardır. İslam dininde ölünün ardından mevlit merasimi diye bir uygulama yoktur.

Osmanlı tarihinde ilk Mevlit, 1409-10 yıllarında Bursalı bir fırıncı ustası olan Süleyman Çelebi tarafından yazılmıştır.

9. Su İçerken Kafanın Elle Desteklenmesi

Su İçerken Kafanın Elle Desteklenmesi

Bu da bir Şaman geleneği kalıntısıdır. Şöyle ki, su içerken insan akli başından kaçabilir diye kafa elle tutulurmuş.

10. Mezarlardaki Küçük Suluklar

Mezarlardaki Küçük Suluklar

Mezarların ayak ucunda bulunan küçük suluklar; ruhların susadıkları zaman kalkıp oradan su içmeleri inancına dayanır. Ayrıca kuşların, böceklerin o suluklardan su içmesinin, ölmüş kişinin ruhuna fayda edeceğine inanılır.

Not: Şaman kültüründe, ayinlerde kullanılan yardımcı ruhlar, kuş biçiminde tasvir edilmişlerdir. Kuş biçiminde düşünülen bu ruhlar Şamanlara, gökyüzüne yapacakları yolculukta yardımcı olmaktadır.

11. Yukarıda Allah Var

Yukarıda Allah Var

Tengrizm inancından kalmıştır. Bu anlayıştan dolayı dua ya da işaret ederken eller gökyüzüne açılır.

12. Sağ Ayak

Sağ Ayak

Kapıdan çıkarken sağ ayağın önde olması da Şaman kültüründen kalma bir ritüeldir. Sol ayakla geçmenin kişiye uğursuzluk getireceğine inanılır.

13. Su Dökerek Uğurlama

Su Dökerek Uğurlama

Şaman kültüründeki suyun kutsallığı olgusunun doğurduğu adettir. Su berekettir, kutsaldır. “Su gibi çabuk dön, ak geri gel, ak çabuk, kazasız belasız git” demek için su dökülür gidenin arkasından.

14. Türbelere, Ağaçlara, Çalılara Bez ve Çaput Bağlamak

Türbelere, Ağaçlara, Çalılara Bez ve Çaput Bağlamak

Şamanizm inancında dilek dileme şekli. Küçük kumaş parçaları genel olarak ağaçlara çok önem verildiğinden ve yaşamın sembolü kabul edildiğinden ve yaşam üzerinde muazzam etkileri olduğu düşünüldüğünden, bunların dallarına bağlanır ve dileğin gerçekleşmesi beklenir.

Günümüz Türkiye’sinde bu eski gelenek halen devam etmektedir. Temelinde ise doğadaki her varlığın bir ruhu olduğu inancı yatmaktadır.

15. Tahtaya Vurmak

Tahtaya Vurmak

Eski Türkler göçebe oldukları için, daha önce girmedikleri ormanlara girerken, ormandaki kötü ruhları kovmak için ağaçlara vurup bağırarak gürültü çıkarırlarmış. Bu davranış aynı zamanda doğa ruhlarına kötü olayları haber verip, onlardan korunma dilemek amaçlıdır. Tahtaya vurma adeti, sadece Türk kültüründe değil bir çok Avrupa kültüründe de vardır.

16. Ölünün Ardından Belirli Aralıklarla Toplanmak

Ölünün Ardından Belirli Aralıklarla Toplanmak

Birisi öldükten sonra evinde toplanıp dua okumak, bu toplanma işini 7, 21, 40 günde bir tekrarlamak gibi eylemler de Şaman kültüründen kalmadır.

Eski Türk inanışına göre ruh fiziki bedenini 40 gün sonra terk etmektedir. Vefat edenin “40’ın çıkması” deyimi vardır. Şamanizm’de ölen kişinin ruhu evi terk etsin, göğe yolculuğuna başlasın, öteki ruhlar doluşmasın diye insanlar ölen kişinin evinde toplanıp ayin yapar, yas tutarlar.

17. Çocuklara Doğadan Esinlenen İsimler Koymak

Çocuklara Doğadan Esinlenen İsimler Koymak

Orta Asya Toplulukları (Eski Türkler) doğada bazı gizli kuvvetlerin varlığına inanmışlardır. Tabiat güçlerine itikad, hemen hemen bütün halk dinlerinde mevcuttur. Fiziki çevrede bulunan dağ, deniz, ırmak, ateş, fırtına, gök gürültüsü, ay, güneş, yıldızlar gibi tabiat şekillerine ve olaylarına karşı hayret ve korkuyla karışık bir saygı hissi eskiden beri olmuştur. Çocuklarımıza verdiğimiz isimlerin birçoğu da bu derin bağlardan kaynaklanmaktadır.

kaynak: listeliste

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Kemik Erimesini Önlemeye Yardımcı 8 Gıda

Kemik erimesi (osteoporoz), kemik iliğindeki kalsiyum eksikliği nedeniyle ortaya çıkar. Bu nedenle, vücudumuz, özellikle de kemiklerimiz için vazgeçilmez olan bu minerali yeterli miktarda almamıza yardım edecek gıdaların neler olduğunu bilmek çok önemlidir. Kemik erimesini önlememize yardımcı olacak gıdalar arasında özellikle aşağıda bulunanları öneriyoruz:

Balık ve Deniz Ürünleri

Pek çok balık ve deniz ürünü arasından kemik erimesini önlemek için önerdiklerimiz sardalya, ton balığı, istiridye, karides ve benzerleridir.

Fasulye

Fasulye ve diğer bakliyatlar kalsiyum yönünden zengindir ve yüksek miktarda lif içerir. Ancak, bunları doğru şekilde hazırlamayı ve pişirmeyi bilmek önemlidir.

Sebzeler

2-brokoli

Kemik erimesini önlemekte en yararlı sebzeler brokoli, ıspanak ve pazıdır.

Kuru Yemişler

Bütün kuru yemişler kalsiyum bakımından zengindir ancak badem hepsinden daha fazla kalsiyum içerir. Ancak, kuru yemişleri tüketirken dikkatli olun çünkü aynı zamanda kalori yönünden de zenginlerdir.

K Vitamini3-marul

K vitamini, osteokalsin denilen ve kemiklerin mineralleri doğru şekilde depolamasını sağlayan bir proteinin üretilmesinde önemli rol oynar. K vitamini lahana, brokoli ve marulda bulunur.

C Vitamini

C vitamini, sağlıklı kemik yapısının oluşumuna, korunmasına ve tamir edilmesine yardımcı olduğu için kemik erimesini önlemekte en temel ögelerden birisidir. C vitamini yönünden zengin gıdaların başlıcaları narenciyeler, yeşil biber ve kividir.

D Vitamini

D vitamini kalsiyumun emilmesi için gereklidir. Yeterli miktarda D vitamini almadığımız takdirde kalsiyum yönünden zengin gıdaları tüketmek hiç bir işe yaramaz. Bu vitamin ton balığında, uskumruda, yağlı balıklarda, somonda ve bazı zenginleştirilmiş tahıllarda bulunur.

A Vitamini4-havuc

Bu önemli vitamin, güçlü ve sağlıklı kemiklere sahip olmamıza yardım eder. Havuçta, kabakta ve de turuncu ve sarı renkli sebze meyvelerde bol miktarda bulunur.

Ek Öneriler

  • Aşırı miktarda sodyum tüketimi kalsiyumun idrar yoluyla atılmasına neden olduğu için bundan kaçınmalısınız.
  • Dengeli beslenmek oldukça önemlidir. Bunun anlamı, farklı gıda kombinasyonlarını denemeniz ve her birinden kaç kalori aldığınıza dikkat etmeniz gerektiğidir. Böylece, kilo almaktan kaçınmış olursunuz çünkü kilo da kemik sağlığını etkileyen bir faktördür.
  • Fosfor ve protein yönünden zengin gıdaları aşırı tüketmekten kaçının çünkü kemiklerin oluşumunda ve sağlığında temel bir rol oynamalarına rağmen aşırı tüketildiklerinde kemik kaybına yol açabilirler.
  • kaynak sağlığa bir adım
Bitki Alemi kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Pazar Eğlencesi… Bu Surattaki Hayvanların Tamamını Kim Sayacak Acaba?

14568260_10209457570149071_1052821402219707211_n1

Ortaya Karışık kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

❤ 60 Yaşın Üzerindekilere Nasihatler…

14523237_202035386892064_9157666279327182744_n1

 

 

YAŞIMIZ KAÇ OLURSA OLSUN…
HAYAT NASİHATLARI HER YAŞA GÖREDİR BENCE…

60 Yaşın Üzerindekilere Nasihatler…
Yaşam boyu tasarruf ettiğiniz parayı kullanma zamanıdır. Bunları, onu biriktirmek için bulunduğunuz özverileri bilmeyenlere bırakmayınız. Size üzüntü verecek yatırımlar için kullanma zamanı değildir, sizin için huzur ve sükunet dönemi başlamıştır artık.
Çocuklarının ve torunlarının, parasal problemleri ile uğraşmaktan vazgeç; senin için harcadıkları paralar için suçlu hissetme kendini. Eğitim dahil, onlar için en iyisini yapmaya çalıştın daima. Şimdi sorumluluk onlarındır.
Biraz bencillik yap, ama tefeci olma. Gezintiye çık ve başkalarının hoşuna gidecek şeylerin peşinden koşmaktan vazgeç.
Sağlıklı, büyük fiziki hareketler gerektirmeyen bir yaşamın olsun. Ölçülü bir şekilde jimnastik yap ve iyi beslen.
En iyisini ve en zarifini al. Bu dönemde, ana gaye, paranın sizin tarafınızdan, zevkinize ve arzularınıza göre harcanmasıdır. Unutma ki, ölümden sonra para, sadece kin ve nefrete yol açar.
Küçük şeyler için kendini üzme, hatırlamak isteyeceğin güzel anlar gibi unutulması gereken kötü anlarında olur
Yaşa bağımlı kalma, sevgini hep canlı tut.
Kendine iyi bak, temizliğine dikkat et. Görünüşün Görkemli olsun: sık sık kuaföre git, tırnakların bakımlı olsun, cildiyeciye, diş hekimine git, düzenli bir şekilde parfüm ve krem kullan. Artık genç ve yakışıklı olmasan bile, en azından bakımlı olursun.
Modern olmak önemli değil, iyi bir klasik olmaya çalış.
Gün, bu gündür. Kitapları ve gazeteleri oku, radyo dinle, TV de ki güzel programları seyret, internete gir, mailler gönder ve al, sosyal ağlara katıl, dostlarına telefon et.
Gençlerin düşüncelerine saygılı ol, onlar senin bildiklerine bilmeselerde, yaşadıklarını yaşamasalarda, senin yaşına geldiklerinde muhtemelen senin konumunda olacaklardır, kendi düşüncelerini de söyle onlara, dinlemesini bilen yararlanır, yanılmış olsalar bile, onlarla tartışma.
Sadece anılarınla yaşama, “bizim zamanımızda” deyimini çok sık kullanma, senin zamanın da bu gündür. Kıymetini bil…
Çocukların ve torunlarınla birlikte yaşamaktan kaçın, sadece onları görmeye git veya davet edildiğinde onlarla beraber ol.
Gerektiğinde bir yardımcı kadın bulundur evinde. Gündelik Yaşamını mümkün olduğunca ve imkanların nisbetinde kolaylaştır.
Seyahat etmek, yürümek, resim yapmak, dostlarınla oyun oynamak veya bir şeylerin koleksiyonunu yapmak gibi hoşuna giden bir“hobin” mutlaka olsun, olanakların dahilinde ki şeyleri yap.
Yeni veya faydalı bir şey öğrenmeye gayret et ve zoruna gitse bile ileri teknolojinin gerisinde kalmamaya çalış.
Sosyal ve kültürel etkinliklere katıl. Müzeleri gez, sinemaya git… Önemli olan, biraz evden uzaklaşmaktır. Eğer arzu ettiğin bir yere davet edilmezsen, sakın gücenme, Unutma ki, gençliğinde, sende birilerini hayal kırıklığına uğratmış olabilirsin, anne ve babanı fazlaca davet etmemiş olabilirsin.
Az konuş, çok dinle, yaşamın ve geçmişin, sadece seni ilgilendirir. Bir şey ile ilgili fikrini soran olursa, kısa konuş ve sadece, iyi ve hoşa giden şeylerden bahsetmeye çalış. Yavaş bir tonla ve kısa konuş, eleştirme. Herşey gelip geçicidir, olduğu gibi kabul et. Bir dönemin doğruları bazen başka bir dönemin yanlışları olarak kabul edilebilir.
Acılar ve üzüntülerle hep karşılaşılır, onlarla ilgili problemleri fazlaca dile getirme. Azaltmaya gayret et. Sonuçta, sadece sizi etkilerler bu yaşta sorunlarınız sadece sizin ve doktorunuzun problemleridir.
Her fırsatta gül, yaşadığın ve sağlıklı olduğun için mutlu ol,unutma sen şanslısın, hayatının geleceğinin belirsiz olması gibi, ölümünde başka bir meçhul evre olacaktır.
Eğer biri size, artık hiçbir işe yaramıyorsunuz derse, duymamazlıktan gel ve bunu dert etme. Sende kendi dünyanda sana göre önemli bir şeyler yapmışındır. Mühim olan bunu senin hissetmendir.
Unutma hayat hikayen iyi veya kötü olsun, bir daha tekrar etmeyecektir. /alnt

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. 6 Comments »

PET ŞİŞELERİNDEN SU İÇERKEN BİR DAHA DÜŞÜNÜN

dus-alirken-gote-pet-sise-girmesi_1592281

 

Hafiflik, dayanıklılık ve ucuzluğu ile bir anda hayatımızın vazgeçilmezi haline gelen pet şişeler, ekolojik sistem ve insan sağlığına zarar veriyor.
… Dicle Üniversitesi Bilim ve Teknoloji Uygulama ve Araştırma Merkezi (DÜBTAM) Müdürü Prof. Dr. Hamdi Temel ile doktora öğrencisi uzman Mustafa Abdullah Yılmaz tarafından yürütülen bir çalışma, bu durumu gözler önüneserdi.
BEŞ FARKLI KİMYASAL ÇIKTI
Araştırmada, plastiklerin temas ettiği gıda ve içme suyuna ‘Chimassorb 81, Oleamide ve Irgafos 168’ isimli plastik katkı maddelerinin geçtiği belirlendi. 8 Gün Güneş ışığında bekletilen pet şişelerde ise antioxidant 2246 ve Butylated Hydroxytoluene(BHT) maddeleri tespit edildi. Söz konusu kimyasalların uzun vadede iç organlara ciddi zararlar verebileceğini söyleyen Prof. Dr. Hamdi Temel, “BHT maddesi kan, karaciğer, merkezi sinir sistemi için toksik olabiliyor. Bu maddeye uzun süreli maruz kalma durumlarında hedef organlarda hasarlar meydana gelebiliyor.” dedi.
CİDDİ SAĞLIK SORUNLARINA YOL AÇIYOR
Prof. Dr. Hamdi Temel, her gün kullanılan bu sulardan geçen polimer katkıların vücuda dahil olmalarının ciddi sağlık sorunlarına yol açtığını söyledi. Süper marketten alınan bir pet şişede ölçümleri yaptıklarını ifade eden Temel, “Chimassorb 81, Oleamide, Irgafos 168, kimyasal maddelerini burada gördük. Daha sonra acaba güneş ışınlarına maruz kalan pet şişelerde yaptığımız inceleme de ise bu üç kimyasal maddenin yanında Antioxidant 2246 ve Butylated Hydroxytoluene maddelerini de rastladık.” diye konuştu.
HÜCRELERE ÇOK BÜYÜK ZARAR VERİYOR
Bu tip kimyasal maddelere ömür boyu maruz kalınacağından ötürü iç organların ciddi manada zarar göreceğini dile getiren Temel, “Biz bu katkı maddelerini vücudumuzda depolamaya başlayacağız ve bunlar belli bir oranda vücutta birikecek. Bunlar kimyasal katkı maddeleri olduğu için hücrelere çok büyük zarar verecektir. Chimassorb 81 böbreklerde ve akciğerlerde çok büyük bir tahrip yapıyor. Butylated Hydroxytoluene böbreklere, akciğerlere ve solunum sistemlerine çok büyük zarar veren maddeler. Chimassorb 81 fazla olduğunda bunu yüzünüzü yıkamada kullandığınızda yüzünüzün kuruduğunu, gözlerinizin yaşardığını hissedersiniz.” şeklinde konuştu.
PET ŞİŞE YERİNE CAM ÜRÜNLERİ KULLANIN
Pet şişeler yerine cam ürünleri ve testileri tavsiye ettiklerini dile getiren Temel, şöyle devam etti: “Biz cam veya eskiden kullanılan toprak kapları, testileri tavsiye ediyoruz. Güneş ışınlarına direkt maruz kalan pet şişeleri kullanmalarını tavsiye etmiyoruz. Buz içinde olan pet şişeleri de tavsiye etmiyoruz. Küçük pet şişeleri kullanmasınlar. Eğer su azaldıkça hacim küçüldükçe kimyasalların oranı artacaktır ve biz bu kimyasallara daha fazla maruz kalacağız. Ama hacim büyüdükçe seyrelme artacak. O kimyasalların seyrelmesi de artacak ve vücuda zararı daha az olacak”
Kaynak: Bilim Dünyası

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

MUHTEŞEM BİR HİKAYE : GÖZ YAŞLARIYLA OKUYACAKSINIZ !!!

13509097_1050186005031029_2420193931239274787_n1
Okulun ilk gününde 5. sınıfın önünde dururken, öğretmen çocuklara bir yalan söyledi. Çoğu öğretmen gibi, öğrencilerine baktı ve hepsini aynı derecede sevdiğini söyledi. Ancak bu imkâns
ızdı, çünkü ön sırada oturduğu yerde bir yana kaykılmış
ismi Mustafa Yılmaz olan bir erkek çocuk vardı. Bayan Mediha bir yıl önce Mustafa yı izlemişti ve diğer çocuklarla iyi oynamadığını, elbiselerinin kirli olduğunu ve sürekli olarak kirli dolaştığını gözlemişti. İlave olarak Mustafa tatsız olabiliyordu. Bu öyle bir noktaya geldi ki, Bayan Mediha onun kâğıtlarını büyük bir kırmızı kalemle işaretlemekten, kalın çarpılar (x ) yapmaktan ve kâğıdın üstüne büyük? F? (en düşük derece) koymaktan zevk alır oldu.
Bayan Mediha nın okulunda, her çocuğun geçmiş kayıtlarını incelemesi gerekiyordu ve Mustafa nın kayıtlarını en sona bıraktı. Ancak, onun hayatını gözden geçirdiğinde, bir sürpriz ile karşılaştı.
Mustafa nın birinci sınıf öğretmeni şöyle yazmıştı:
Mustafa gülmeye hazır parlak bir çocuk. Ödevlerini derli toplu ve temiz yapıyor ve çok terbiyeli. Onun etrafta olması çok eğlenceli?
İkinci sınıf öğretmeni şöyle yazmıştı:
Mustafa mükemmel bir öğrenci, sınıf arkadaşları tarafından çok seviliyor, ama annesinin ölümcül bir hastalığı olduğu için sıkıntı içinde ve evde ki yaşamı mücadele içinde geçiyor.?
Üçüncü sınıf öğretmeni şöyle yazmıştı:
Mustafa nın annesinin ölümü onun için çok zor oldu. Mustafa elinden gelenin en iyisini yapmaya çalışıyor, ama babası ona ilgi göstermiyor ve eğer bazı adımlar atılmazsa evde ki yaşamı yakında onu etkileyecek.
Mustafa nın dördüncü sınıf öğretmeni şöyle yazmıştı:
“Mustafa içine kapanık ve okulda derslere çok fazla ilgi göstermiyor. Çok
fazla arkadaşı yok ve bazen sınıfta uyuyor.
Bunları okuyunca, Bayan Mediha problemi kavradı ve kendinden utandı.
Öğrencileri ona güzel kurdelelerle ve parlak kâğıtlara sarılmış hediyeleri
getirdiğinde bile çok kötü hissediyordu. Mustafa nın hediyesini alıncaya
kadar bu böyle devam etti.
Mustafa nın hediyesi bir marketten aldığı kalın, kahverengi ambalaj kâğıdı
ile beceriksizce sarılmıştı.
Bayan Mediha onu diğer hediyelerin ortasında açmaktan acı duydu. Bayan Mediha pakette taşlarından bazıları düşmüş yapma elmas taşlı bir bilezik ve çeyreği dolu olan bir parfüm şişesini çıkarınca çocuklardan bazıları gülmeye başladı. Ama o bileziğin ne kadar güzel olduğunu haykırdığında çocukların gülmesi kesildi. Bileziği taktı ve parfümü bileklerine sürdü. Mustafa, o gün okuldan sonra öğretmenine şunu söylemek için kaldı.
Öğretmenim bugün aynı annem gibi kokuyordunuz.
Çocuklar gittikten sonra, Bayan Mediha en az bir saat ağladı. O günden
sonra, okuma, yazma ve aritmetik öğretmeyi bıraktı. Bunun yerine, çocukları
eğitmeye başladı. Bayan Mediha, Mustafa ya özel ilgi gösterdi. Onunla çalışırken, zihni canlanmaya başlıyor görünüyordu. Onu daha fazla teşvik
ettikçe, daha hızlı karşılık veriyordu. Yılın sonuna kadar Mustafa sınıfta
ki en zeki çocuklardan biri oldu ve tüm çocukları aynı derecede sevdiğini
söylemesine rağmen, Mustafa onun gözdelerinden biri idi.
Bir sene sonra, Bayan Mediha kapısının altında Mustafa dan bir not buldu,
ona hala tüm yaşamında sahip olduğu en iyi öğretmen olduğunu söylüyordu.
Altı yıl sonra Mustafa dan bir not daha aldı. Liseyi bitirdiğini, sınıfında
üçüncü olduğunu ve onun hala hayatındaki en iyi öğretmen olduğunu yazmıştı.
Bundan dört yıl sonra, bazı zamanlar zor geçmesine rağmen okulda kaldığını,
sebatla çalışmaya devam ettiğini ve yakında kolejden en yüksek derece ile
mezun olacağını yazan başka bir mektup aldı. Yine Bayan Mediha nın tüm
yaşamında ki en iyi ve ne favori öğretmen olduğunu yazmıştı. Sonra dört yıl
daha geçti ve başka bir mektup geldi. Bu kez fakülte diplomasını aldıktan
sonra, biraz daha ilerlemeye karar verdiğini açıklıyordu. Mektup onun hala
karşılaştığı en iyi ve en favori öğretmen olduğunu açıklıyordu. Ama simdi
ismi biraz daha uzundu.
Mektup söyle imzalanmıştı,
Prof. Dr. Mustafa Yılmaz ( Tıp Doktoru)
Öykü burada bitmiyor.
Görüyorsunuz, ortaya çıkan başka bir mektup var.
Mustafa bir kızla tanıştığını ve onunla evleneceğini söylüyordu. Babasının
birkaç hafta önce vefat ettiğini açıklıyordu ve evlenme töreninde Bayan
Mediha nın damadın annesine ayrılan yere oturup oturamayacağını soruyordu.
Şüphesiz Bayan Mediha bunu kabul etti. Ve tahmin edin ne oldu?
Taşları düşmüş olan o bileziği takti. Dahası, Mustafa nın annesinin süründüğü parfümden sürdü.
Birbirlerini kucakladılar ve Dr. Mustafa, Bayan Mediha nın kulağına şöyle fısıldadı,
“Bana inandığınız için teşekkür ederim, öğretmenim.
Bana önemli olduğumu hissettirdiğiniz ve bir fark meydana getirebileceğimi gösterdiğiniz için çok teşekkür ederim”
Bayan Mediha, gözlerinde yaslarla fısıldadı, söyle dedi,
Mustafa, yanlış şeylere sahiptim. Bir fark meydana getirebileceğimi bana
öğreten sensin. Seninle tanışıncaya dek, nasıl öğreteceğimi bilmiyordum”.
Birinin Hayatında Bir Fark Oluşturmaya Çalışın
(Daha önce hiç bir gönderiyi paylaşın diye rica da bulunmadım. Ama bu gönderiyi paylaşın, paylaşın ki hâlâ insanlığın ölmediğini herkese gösterelim…)

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Her şey bizim elimizde, sevgi de, aşk da, başarı da. Ama ancak kendi ruhumuzla buluştuğumuzda…

cosmic-kiss_josephine-wall1

 

Herkes bir arayış içinde, ama hiç kimse ne aradığını bilmiyor. Sanıyoruz ki çok paramız, sürekli yükselen bir kariyerimiz, bahçeli bir evimiz, spor bir arabamız olunca biz de çok mutlu olacağız. Hadi maddeciliği bir kenara bırakalım; niye herkes aşktan şikayetçi? Çevremizde kaç kişinin aşk hayatı iyi gidiyor?

Eminim parmakla sayılacak kadar azdır. Ve eminim hiç kimse yanlışın nerede olduğunu da bulamıyordur. Ben ten uyuşması kadar ruh uyuşmasının önemine inanırım. Hatta insanların eş ruhlarının olduğuna bile inanırım. Ama ruhları olmayan bedenler birbirleriyle ne kadar uyuşabilir ki? Evet, önce göz görür fakat ancak ruh sever. Ayrıca ruhumuz olmadan eş ruhumuzu bulmak gibi bir şansımız olmadığına da eminim… İşte bu yüzden içimiz de sürekli bir eksiklik duygusuyla yaşıyoruz hepimiz, işte bu yüzden sürekli duvarlara çarpıp çarpıp kendimizi kanatıyoruz ve işte bu yüzden mutluluğu bir türlü yakalayamıyoruz… Gerçekte hız çağında yaşıyoruz. Her şey o kadar hızlı geçiyor ki, ne işe, ne arkadaşlarımıza, ne ailemize, ne çocuğumuza, ne kendimize yeterince vaktimiz kalmıyor.

Akrep ve yelkovanla yarış halindeyiz. Bu yüzden bütün ilişkiler yarım yamalak, bütün sevgiler bölük pörçük. Sevmeye bile vaktimiz yok bizim. Oysa teknolojinin nimetlerinden fazlasıyla yararlanıyoruz. Ne çamaşır yıkıyoruz ne de bulaşık, çayımızı kahvemizi makineler yapıyor. İşlerimizi bir telefon, bir faksla hallediyoruz. Uçaklar bizi iki saat içinde dünyanın bir ucuna taşıyor. Hatta artık gitmeye bile gerek yok, internetle dünya elimizin altında. Ama yine de vaktimiz yok işte! Bence doğanın kara bir laneti. Biz ondan uzaklaştıkça, o da bizden bütün zamanları çalıyor.

Milan Kundera “yavaşlık” adlı kitabında; “yavaşlık hep aldatır,hızlılık ise unutturur” diyor. Telefon hızlılık mesela, konuşulanları,söylenenleri unutturur. Mektupsa yavaşlık, hep vardır ve hep hatırlatır. Evet freni patlamış kamyon gibi yaşamanın hiç anlamı yok. Ayağımızı gazdan yavaş yavaş çekelim ve biraz mola verip ruhumuzun da bize yetişmesini bekleyelim artık. Aceleye ne gerek var? Hayat yalnız biz izin verdiğimiz gibi geçer. İyi ya da kötü hızlı ya da yavaş… Her şey bizim elimizde, sevgi de, aşk da, başarı da. Ama ancak kendi ruhumuzla buluştuğumuzda…

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Bulmaca Çözmek Bunamayı Engelliyormuş…

14469715_10154073472161478_8477608725188973915_n1

Karikatür kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »