Depresyon Sadece Beyin Değil Ayrıca Bağırsak Hastalığıdır

depresyon-sadece-beyin-degil-ayrica-bagirsak-hastaligidir-bizsiziz1
“Mutluluk hormonu olarak bilinen serotoninin %95’i bağırsaklarda, %5’i beyinde yapılıyor” diyen Fitoterapist Aktaş, “Psikiyatristler neden hastaya antidepresan veriyor da ‘ev turşusu ye’ demiyor?” dedi. Depresyonda tek sorunun serotoninden kaynaklanmadığını aktaran Psikiyatrist Hatıloğlu ise probiyotiklerin tedaviyi destekleyici rolleri dışındaki yardımları tıbben kanıtlanmamıştır”diye konuştu.
Depresyonun beyin kimyası ile değil, vücudun ikinci beyni olarak nitelendirilen bağırsaklarla alakalı bir durum olduğunu söyleyen Bahçeşehir Üniversitesi Fitoterapi Eğitim Koordinatörü Dr. Ümit Aktaş’a göre, depresyondan korunmanın yolu, bağırsaklara yatırım yapmaktan, dolayısıyla bağırsaklardaki probiyotikleri artıracak beslenme şeklinden geçiyor.
Toplumda büyük bir mutsuzluk ve depresyon hali olduğunu belirten Fitoterapist Dr. Aktaş, depresyon, stres, hâlsizlik, uykusuzluk, fazla kilo gibi modern zamanlarla özdeşleşen sorunları “Mutluluk Kürleri” adlı kitabında irdeledi. Çok satanlar listesinde yer alan kitabında Aktaş özetle; mutlu, zinde ve dolu dolu yaşamın doğru bir beslenme modeli ile mümkün olabildiğini söylüyor, “Mutluluk sağlıkla, sağlık mutlulukla mümkündür” diyor. Yani Aktaş, bazı gıdaları “yiyerek”, bazılarını ise “yemeyerek” hem fiziksel sağlığın hem de mutluluğun yakalanacağı görüşünde.
“Mutlu bir yaşam için sadece beslenme yeterli değil ama her şeyin başı, beslenme” diyen Aktaş, bu tezini şöyle açıklıyor:
“Mutsuzluk veya depresyon denilince akla gelen ilk şey mutluluk hormonu olarak bilinen serotonin. Serotonin maddesinin %95’ini bağırsaklardaki probiyotikler, %5’ini ise beyin yapıyor. Bağırsaklar aynı zamanda bağışıklık sisteminin en önemli organı. Bağışıklık hücrelerinin % 70’i bağırsaklarda bulunuyor. Yani gerek bağışıklık sisteminde, gerekse depresyonda düzeltmemiz gereken ilk ve en temel şey beslenmedir.
“BESLENMEYİ DÜZELTMEDEN HİÇBİR ŞEYİ DÜZELTEMİYORSUNUZ”
Beslenme deyip geçmemek lazım; genetiğine müdahale edilmiş gıdalar, tarım ilaçları, hibrit tohumlar, fazla miktarda karbonhidrat, az miktarda yağ tüketmek gibi durumlar ruh halimizi fazlasıyla etkiliyor. Çünkü genetiğine müdahale edilmiş organizmalar, bizim de genetiğimize müdahale ediyor.
“ANTİDEPRESAN YAZMAK MODERNLİK DE, ‘TURŞU YE’ DEMEK ÇAĞ DIŞILIK MI?”
Örneğin; 2015’de yapılan bir çalışmayla, insan gen yapısında tam 143 tane yabancı gen bulundu, yani bize ait olmayan gen. Bakterilere ait bu genler besinlerle vücudumuza giriyor. O yüzden her şey beslenme ile düzelmez ama beslenmeyi düzeltmeden hiçbir şeyi düzeltemiyorsunuz. Nitekim bugün modern tıbbın düştüğü en büyük hata budur. Örneğin; serotoninin % 95’ini probiyotikler yapıyor dedik. O halde neden psikiyatristler hastalarına antidepresan veriyor da ‘ev turşusu ye’ demiyor. Antidepresan yazmak modernlik de, ‘turşu ye’ demek çağ dışılık mı? Asıl dikkat edilmesi gereken konu beslenme. İlaçlarla depresyon düzelseydi, son 50 yıl içinde Amerika’da depresyon 6 kat artmazdı.”
“DEPRESYONA NEDEN OLAN DİĞER FAKTÖRLER GÖZ ARDI EDİLMEMELİ”
Psikiyatrist Dr. Uğur Hatıloğlu ise Aktaş’ın antidepresanlar ve depresyon tedavisine yönelik tespitlerine karşı çıkıyor. “Türkiye’de ne yazık ki antidepresan kullanımı giderek artmaktadır” diyen ve depresyona yol açan diğer etkenlerin gözden kaçırılmaması gerektiğine vurgu yapan Dr. Hatıloğlu’nun görüşleri şöyle:
“Serotonin gibi nörotransmitterlerin (sinir hücreleri arasında iletişimi sağlayan kimyasal) 1960’lı ve 70’li yıllarda olduğu gibi beyinde azalması nedeniyle depresyona yol açtığına artık eskisi kadar inanılmamaktadır. Gerçek bir eksiklik olduğuna dair net kanıtlar yoktur. Yani sorun serotonin eksikliğinden değil, serotonin gibi nörotransmitterlerin reseptörlerle (hücre içine sinyal taşıyan protein) etkileşiminde bir bozukluk olduğu fikri günümüz çalışmalarınca ağır basmaktadır.
“SİNİR HÜCRELERİNİN İŞLEVLERİNDE BOZULMA GÖRÜLÜYOR”
Şimdilerde ise depresyon gelişiminde; normal miktarda nörotransmitter ve reseptör varlığında sinyal iletiminde bir yetersizlik olabileceği ve bu nedenle sinir hücrelerinin yaşamasını ve işlevini sağlıklı yapabilmesi için gerekli olan faktörlerin sekteye uğradığı düşünülmektedir. Tekrarlayıcı depresyonlarda ise beynin bazı bölgelerindeki sinir hücrelerinin boyutunda azalma veya işlevlerinde bozulma ile beyin hacminin azaldığı görüntüleme çalışmaları ile gösterilmektedir. Bu bilgilerin yanı sıra; serotonin, noradrenalin, dopamin dışında asetilkolin, GABA, glutamat, glisin gibi diğer nörotransmitterlerin de depresyona yol açtığı konusunda çalışmalar sürmektedir.”
“ANTİDEPRESANLARIN ETKİSİ BİLİMSEL ÇALIŞMALARDA DEFALARCA KANITLANDI”
Sağlıklı beslenmenin, sadece depresyon açısından değil, bedensel ve ruhsal olarak sağlığın devamlılığı açısından ele alınması gerektiğini dile getiren Hatıloğlu, “Probiotik, prebiotik ya da antimikrobiyal tedavilerin psikiyatrik rahatsızlıklarda ana tedavi olmaktan ziyade tedaviyi destekleyici rolleri dışında yardımları tıbben kanıtlanamamıştır. Antidepresanların ise doğru tanı ve doğru kullanım ışığında psikiyatrik rahatsızlıklarda tedavi edici olduğu bilimsel çalışmalarca defalarca kanıtlanmıştır” dedi.
“BAĞIRSAKLARINIZA YATIRIM YAPIN”
2012 rakamlarına göre Türkiye’de antidepresan satışının giderek arttığını belirten ve “Son 9 yılda antidepresan satışında 2.5 kat artış var. Demek ki mutsuzluk ve depresyon azalmıyor, artıyor” ifadesini kullanan Dr. Aktaş, depresyondan uzak kalmak ve mutlu olmak için bağırsaklara yatırım yapmanın önemli olduğunun altını çiziyor. Bu yatırımın temeli insanın dünyaya gözlerini açtığı doğum esnasında atılıyor. Aktaş’a göre, doğum şekli ve çocukluk dönemindeki beslenme, kişinin sağlık karnesinde çok önemli bir faktör:
SEZARYENLE DEĞİL, NORMAL DOĞUMLA DÜNYAYA GELENLER DAHA ŞANSLI
“Çünkü insan, ilk probiyotikleri normal doğumla dünyaya gelirken doğum kanalında alıyor, sezaryenle doğanlar bu şansı kaçırıyor. Yine anne sütü vereceksiniz ki çocuğunuz prebiyotik alsın ve vücudunda geliştirsin. Sonrasında paça çorbası, kemik suyu içireceksiniz, doğal gıdalarla besleyeceksiniz ki hem vücudundaki probiyotikler artsın hem de bağışıklık sistemi gelişsin. Bu dönemde çocuğu doğru beslemezsen, bağışıklığı gelişmez. O zaman bu çocuk erişinlikte bin türlü hastalıkla boğuşur, bunların başında da depresyon gelir.
“ÇOCUKLAR LEBLEBİ GİBİ ANTİDEPRESAN KULLANIYOR”
Bugün çocukların çok önemli bir kısmına antidepresan veriliyor. Çocuklar öğrenme güçlüğü, dikkat dağınıklığı gibi sorunlar nedeniyle leblebi gibi antidepresan kullanıyor ve zombi gibi oluyor. Derslerini çalışıyor, okulda başarılı ama uyumak veya dikkatini toplamak için ilaca ihtiyaç duyan, kimyasallarla yaşayan çocuklar var ve bunların oranı hiç de azımsanacak gibi değil.”
PROBİYLOTİKLERİ EN ÇOK BU BESİNLER ARTIRIYOR
Depresyondan uzak durmak için glutensiz beslenmeyi, karbonhidrattan, şekerden uzak durmayı, işlenmiş gıdalar değil, doğal gıdalar tüketmeyi öneren Dr. Aktaş, bağırsaklardaki probiyotikleri artıran, serotonin salgılatan, dolayısıyla depresyondan koruyan besinlerden öne çıkanları şöyle sıralıyor:
1- Ev turşusu, ev sirkesi,
2- Paça çorbası ve kemik suyu.
3- Omega 3 zengini besinler, yani keten tohumu, ceviz, semiz otu ve mevsim balığı.
4- Brokoli, lahana, karnabahar.
5- Avokado.
6- Yumurta ve tereyağı.
7- Zeytinyağı.
8- Yeşil çay ve tarçın.
“YAĞ OLMADAN MUTLULUK OLMAZ”
Dikkat çekilen noktalardan biri de yağdan zengin beslenme. Aktaş, “Yağ olmadan mutluluk olmaz” diyor ve hem depresyonun hem de kilo artışının yağdan değil, karbonhidrattan kaynaklandığını aktarıyor:
“Tahıllardaki gluten, bir numaralı depresyon kaynağıdır. Yüksek glisemik indeksi olan tahıllarla, şekerle ve karbonhidratlarla beslenmek, vücuttaki kan şekeri dengesini ve insülin metabolizmasını bozar. İnsülin metabolizması bozulan bir kişinin mutlu olabilmesi mümkün değildir. Huzurlu yaşayamaz, depresif olur.”
“YAĞDAN DEĞİL, ŞEKERDEN KORKUN”
İnsülin sorununun, kalp-damar hastalıkları ve diyabete yol açtığını da vurgulayan Aktaş, “Yağ kilo aldırmaz, çünkü yağın kalorisi yüksektir ama glisemik endeksi sıfırdır. Kan şekerini birden bire patlatmaz, dengeli, kotrollü ve yüksek enerji verir. Ama zeytinyağı ve tereyağı” diye konuşuyor.
“ÇİKOLATANIN MUTLULUK VERDİĞİ KOCAMAN BİR YALAN”
O zaman “tatlı ve en çok da çikolata seratonini yükseltir ve mutluluk verir” tezi ne olacak? sorusuna “Büyük bir yalandan ibaret” yanıtını veren Aktaş’ın gerekçesi ise şöyle:
“Çünkü çikolatadan yeterli miktarda seratonin alabilmek için her gün kilolarca çikolata yemeniz gerekir. Bu durumda obez olursunuz, diyabet olursunuz, mutlu olamadığınız gibi şişmanlıktan ölürsünüz. Yani çikolatanın mutluluk verdiği, üretici firmaların yalanlarından başka bir şey değil.”
21 GÜNDE MUTLULUK OLUR MU?
Mutluluk Kürleri kitabında depresyonu önemli oranda azalttığı belirtilen 21 günlük bir kür de var. “Bu kürde kahvaltıda, öğlen ve akşam yemeğinde ne yenileceği, hangi takviyelerden yararlanmak gerektiğini gün gün anlatıyorum. Takviyelerden de bahsediyorum çünkü B12 olmazsa, D vitamini düşükse mutluluk olmaz” diyen Aktaş, stres altındayken gevşemeye yardımcı olacak ve tatlı isteğini azaltan tarifler de veriyor.
STRESE KARŞI LAVANTA KÜRÜ
1 tatlı kaşığı lavanta.
1 tatlı kaşığı anason.
1 tatlı kaşığı papatya.
Hepsini 3 dakika kaynatın ve her defasında taze olarak hazırlayın. Günde 3- 4 defa içilebilir.
TATLI İSTEĞİNİ AZALTAN ÇAY
1 tatlı kaşığı rezene.
1 parça meyankökü.
1 çubuk tarçın.
Bitkileri cam veya porselen bir bardağa koyun. Üstüne kaynar su ekledikten sonra ağzını kapatın. 5-10 dakika demlendikten sonra için. Günde 3-4 bardak içebilirsiniz..
ÇOCUĞA MAMA YERİNE TARHANA VERİN
Kaynak : NTV.com

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

ZİHİNSEL İYİLEŞME TEKNİKLERİ MUTLAKA OKUYUN

tumblr_ncyth0idjp1sisbkio1_5401

 

 

İyileştiren şey nedir? İyileştirici güç nerededir ve nasıl kullanılabilir? Bunlar hepimizin merak ettiği, hayati derecede önem taşıyan sorular. Hepsinin cevabı aynı: İyileştirici güç her kişinin bilinçaltı ve hastanın zihinsel tutumunu değiştirmesi; iyileştirici gücü ortaya çıkarır. Bilinmesi gereken en harika şey şudur: Bir son hayal edin ve gerçekleştiğini hayal edin. Sınırsız hayat prensibi bilinçli seçiminize ve bilinç isteğinize karşılık verecektir. Aldığınıza inanırsanız, alırsınız, ifadesinin anlamı budur.

HATIRLAMAYA DEĞER FİKİRLER

Sizi neyin iyileştirdiğini bulun. Bilinçaltınıza verilen doğru talimatların zihninizi ve bedeninizi iyileştireceğini fark edin.
Talep ve arzularınızı bilinçaltınıza iletmek için kesin bir plan geliştirin.
Hastalığa ya da sizi incitecek size zarar verecek herhangi bir şeye inanmak aptalcadır. Mükemmel sağlığa, zenginliğe, huzura, refaha ve ilahi yol göstericiliğe inanın.
Alışkanlıkla üzerinde durduğunuz büyük ve asil düşünceler, büyük eylemlere dönüşür.
Hasta olabilecek sevdiklerinize yürekten şifa dileyin. Zihninizi sükunete kavuşturun. Tek evrensel önel zihin aracılığıyla faaliyet gösteren sağlık, canlılık ve kusursuzlukla ilgili düşünceleriniz hissedilecek ve sevdiğiniz kişinin zihninde kendini gösterecektir.
Uyku halinde, bilinç ve bilinçaltınız arasındaki çatışmalardan kaçının. Yine uyumadan önce, arzunuzun gerçekleştiğini tekrar tekrar hayal edin. Huzur içinde uyuyup keyifli uyanın.

ZİHİNSEL TEDAVİDE PRATİK TEKNİKLER; Dileğinizin gerçekleşmesini istiyorsanız, işe uygun teknik ve yöntemlerle başlamalısınız. Bu da bilimsel yolla mümkündür. Hiçbir şey tesadüf olamaz. Bu, düzen ve yasaların dünyasıdır. Dilekleriniz havada balon gibi asılı kalmamalıdır. Bunlar bir yere gitmeli ve hayatınızda birşeyler başarmanızı sağlamalıdır.Şimdi bu bölümde birkaç teknik vereceğiz:

BİLİNÇALTINIZ İSTEKLERİNİZİ BİÇİMLENDİRİR; Kendiniz ve aileniz için bir ev yapıyor olsaydınız, bu evin projesiyle yoğun bir biçimde ilgilenirdiniz. İnşaatçıların bu projeye en ince ayrıntısına kadar sadık kaldığından emin olmak isterdiniz. Gözünüz kullandıkları malzemelerin üzerinde olurdu. Aynı özeni zihinsel evinize ve mutluluk ve bereket için zihinsel projenize de göstermeniz mantıklı olmaz mı? Bütün deneyeyimleriniz ve hayatınıza gire her şey, zihinsel evinizi inşa ederken kullandığınız zihinsel yapı taşlarının doğasına bağlıdır. Eğer projeniz korku, üzüntü, endişe ve yoksunluğa dair zihinsel kalıplarla doluysa ve eğer umutsuz, kuşkucu ve sinik iseniz, zihninizde kurduğunuz zihinsel malzemelerin niteliği daha fazla sıkıntı, dert, gerilim, endişe ve her türden kısıtlamaya yol açar.

Hayatın en önemli ve en çok kişiyi etkileyen faaliyetlerinden biri, uyanık geçirdiğiniz her saat zihninizde bir şeyler yapılandırmanızdır. Bu sessiz ve görünmez olsa da gerçektir. Sürekli zihinsel evinizi inşa edersiniz; düşünceleriniz ve zihinsel betimlemeniz, projenizi temsil eder. Saat saat, dakika dakika, geliştirdiğiniz düşünceleriniz, benimsediğiniz fikirler, kabul ettiğiniz inançlarınız, zihninizin gizli stüdyosunda prova ettiğiniz sahneler ile pırıl pırıl bir sağlık, başarı ve mutluluk inşa edebilirsiniz. Yapımıyla sürekli ilgilendiğiniz bu görkemli köşk sizin kişiliğiniz, bu gezegendeki kimliğiniz ve dünyadaki yaşam öykünüzdür. Şimdi yeni bir proje oluşturun; bu anın huzurunu, uyumunu, keyfini ve iyi niyetini fark ederek sükunetle inşaatınızı yapın. Bunların üzerinde durduğunuzda ve talepte bulunduğunuzda, bilinçaltınız kabul edecek ve bunları sonuçlandıracaktır.

ARZULARIN BİLİMİ VE SANATI; Bilim terimi, koordinr edilmiş, düzenlenmiş ve sistemli hale getirilmiş bilgi yapısı anlamına gelir. Gerçek duanın bilimi ve sanatı üzerinde duralım. Bu bilgi yapısı, hayatın temel prensipleriyle ilgilidir. Hayatınızda ve bunları inançla uygulayan herkesin hayatında görülebilecek teknik ve süreçleri tanımlar. Sanat tekniğiniz ya da sürecinizdir; bunun arkasındaki bilim ise yaratıcı zihnin zihinsel resminize ya da düşüncenize verdiği kesin tepkidir.

Çaldığınız kapı sizin için açılacak; aradığınız şeyi bulacaksınız. Bu öğreti, zihinsel ve manevi yasaların kesinliğini doğrulamaktadır. Her zaman, bilinçaltınızın sınırsız zekasının bilinçli düşüncenize verdiği doğrudan bir tepki vardır. Ekmek isterseniz, taş almazsınız. Elde etmek için, inanarak isteminiz gerekir. Önce zihinde bir imge olmadığı sürece hareket edemez, çünkü ona doğru ilerleyebileceği birşey yoktur. Zihinsel eyleminiz olan duanız, bilinçaltınızın gücü üzerinde oynamadan ve bunu üretken hale getirmeden önce, zihinse bir imge olarak kabul edilmelidir. Zihinde bir kabul noktasına gelmeniz, mutlak ve tartışılmaz bir anlaşma durumuna varmanız şarttır. Bu tasarıya, arzunuzu gerçekleştirdiğinizi öngörmenin keyfi ve huzuru eşlik etmelidir. Gerçek duanın bilim ve sanatının temelinde, bilincinizin, sınırsız bir bilgelik ve güce sahip olan bilinçaltınızdan kesin bir karşılık alacağına dair bilgi ve güveniniz vardır. Bu prosedürü takip ederek dileklerinizin gerçekleştiğini görebilirsiniz;

Hayal kırıklığı, tatmin olmayan arzularınıza bağlıdır. Eğer engeller, ertelemeler ve zorluklar üzerinde durursanız, bilinçaltınız da buna bağlı olarak karşılık verecek ve kendi iyiliğinize engel olacaktır. Zihninizin gizli stüdyosunda geliştirdiğiniz düşüncelerle pırıl pırıl bir sağlık, başarı ve mutluluk inşa edebilirsiniz. Zihinsel bilimin yardımıyla kolay yoldan başarıyı arzulayın.

GÖRSELLEŞTİRME TEKNİĞİ; Bir fikri formüle etmenin en kolay ve kesin yolu, bunu gözünüzde canlandırmak, zihin gözünüzle sanki gerçekten varmış gibi canlı görebilmektir. Çıplak gözle sadece dış dünyada zaten var olanı görebilirsiniz. Zihninizdeki herhangi bir resim ise umduklarınızın ve görmediklerinizin ifadesidir. Hayalinizde oluşturduğunuz şey, vücudunuzdaki herhangi bir bölümü kadar gerçektir. Fikir ve düşünce gerçektir ve zihinsel imgenize sadık kalmanız halinde birgün nesnel dünyada da kendini gösterecektir. Düşünce süreci zihninizde etkiler oluşturur. Bu etkiler bir süre sonra hayatınızda gerçekler ve deneyimler olarak ortaya çıkar.

ZİHİNDE SAHNELEME TEKNİĞİ; “Bir resim binlerce kelimeye bedeldir” diye eski bir söz vardır. Bilinçaltının, zihinde tutulan ve inançla desteklenen her resmi hayata geçireceği gerçeği vurgulanmalıdır; Öyleymiş gibi davranıyorum ve öyle oluyorum. Birkaç yıl önce çeşitli eyaletlere gittiğim bir tur sırasında konferans vermek üzere Midwest’te bulunuyordum. O bölgede sabit bir yere sahip olmak istedim; böylece yardıma ihtiyaç duyanlara daha fazla hizmet edebilirdim.Seyahatlerim beni çok uzaklara götürse de bu fikir unutmadım. Washinghton da olduğum bir akşam otel odamdaki kanepeye uzanmış, dinleniyordum. Birden düşüncelerimi durdurdum. Sakin ve pasif bir ruh haline geçerek, büyük bir dinleyici kitlesinin önünde konuşma yaptığımı hayal ettim. Dinleyicilere “Burada olduğum için çok mutluyum, bu ideal fırsatı elde etmeyi diliyorum.” Hayali dinleyicileri zihin gözümle gördüm ve bu dileğimin gerçekleştiğini hissettim. Bir aktörün rolünü oynuyor ve bu zihinsel filmi canlandırıyordum. Bu resmin, onu bir biçimde hayata geçirecek olan bilinçaltıma iletmem beni mutlu ediyordu. Ertesi sabah uyandığımda büyük bir huzur ve tatmin hissediyordum. Birkaç gün sonra Midwest’te bir organizasyon için aradılar ve benden oranın yöneticisi olmamı istediler. Bunu kabul ederek, yıllarca orada görev yapmanın keyfini yaşadım. İşte bu örnek gibi nesnel bir gerçeklikmiş gibi davranmalısınız. Bunu yaptığınızda, bilinçaltınız bunu etki olarak kabul edecektir. Zihinde tutulan ve inançla desteklenen zihinsel bir resim hayata geçmiş olur.

UYKU TEKNİĞİ; Uyku haline geçtiğinizde, çabalarınız en aza iner. Uyku halindeyken bilinç büyük ölçüde geri çekilir. Bunun nedeni uyumadan hemen önce ve uyandıktan hemen sonra, bilinçaltının kendini en üst derecede göstermesidir. Bu durumda arzunu etkisizleştiren ve böylece bilinçaltı tarafından kabul edilmesini engelleyen olumsuz düşünceler ortadan kalkar. Yıkıcı bir alışkanlığınızdan kurtulmak için, rahat bir duruş belirleyin, gevşeyin ve hareketsiz kalarak uyku haline geçin, bu haldeyken tekerleme gibi şunu tekrarlayın: “Bu alışkanlıktan tamamen kurtuldum. Zihnimin uyum ve huzuru muhteşem durumda” Her sabah ve gece 5-10 dakika süreyle bu sözleri yavaşyavaş sevgiyle tekrarlayın. Her tekrarladığınızda, duygusal değer büyüyecektir. Olumsuz alışkanlığı tekrarlama dürtüsü hissettiğinizde, kendi kendinize aynı sözleri yüksek sesle tekrarlayın. Böylece bilinçaltınıza fikri kabul etme komutu verirsiniz ve iyileşme gerçekleşir.

“TEŞEKKÜR EDERİM” TEKNİĞİ; Şükran duyan bir kalp, her zaman evrenin yaratıcı güçlerine yakındır; kozmik etki ve tepki yasasına bağlı olarak, karşılıklı ilişki yasasıyla, sayısız nimetin kendine doğru akmasını sağlar. Genç bir anne bu tekniği kullanarak bana yaşadığı deneyimi anlattı. “İşsiz ve beş parasızdım. Doyurup giydirmem gereken üç küçük çocuğum vardı. Ne yapacağımı bilemiyordum. Sonra sizin daha dileklerimiz gerçekleşmeden şükran duymamız gerektiğini söylediğinizi duydum. Birden beynimde bir şimşek çaktı. Bunu denemem gerektiğini biliyordum.” Bu genç anne her gece ve sabah şu sözleri tekrarladı: “Zenginliğim için teşekkür ederim” Bunu gevşemiş, huzurlu bir halde yapıyordu ve şükran duygusu ve ruh hali zihninde baskın hale gelene kadar devam ediyordu. Tinsel algının iç gözüyle görüyor, ihtiyaç duyduğu para, konum ve yiyecekle ilişkili olarak zenginliğe dair düşünce-imgesinin ilk neden olduğunu fark ediyordu. Düşünce duygusu, zenginliğinin öncel koşul tarafından engellenmeyen özüydü. Sürekli “teşekkür ederim.” diye tekrarladığında kadının zihni ve yüreği kabul noktasına yükseliyordu. Aklına yoksulluk, fakirlik ve sıkıntı düşünceleri geldiğinde yine “teşekkür ederim” diyordu; bunu gerekli oldukça yapıyordu. Şükran duyan tutumunu koruduğu sürece, zihnini zenginlik fikrine koşullandıracağını biliyordu. Öyle de oldu. Bu annenin dileği ilginç bir sonuç doğurdu. Bu çalışmaya başladıktan kısa bir süre sonra yolda beş yıldır görüşmediği eski patronuyla karşılaştı. Patronu ona yüksek ücret alacağı, iyi bir pozisyon teklif etti. Hatta avans bile verdi.

OLUMLAMA TEKNİĞİ; Hasta olmak anormaldir, sağlıklı olmak normaldir. Sağlık varlığınızın gerçeğidir. Kendinizi ve başkaları için olumlu bir biçimde sağlık, uyum ve huzur beyan ettiğinizde ve bunların kendi varlığınızın evrensel prensipleri olduğunu fark ettiğinizde, bu beyana dayalı inanç ve anlayışınıza bağlı olarak, bilinçaltınızın olumsuz kalıplarını yeniden düzenlersiniz. Olumlu ifadeler kullanmanın sonucu, görüntüden bağımsız olarak hayatın prensiplerine riayet etmeye bağlıdır. Bir an için düşünün: Matematiğin bir prensibi vardır, ama hatanın yoktur. Doğruluğun bir prensibi vardır ama yalancılığın yoktur. Zekanın bir prensibi vardır ama cahilliğin yoktur. Bolluğun bir prensibi vardır ama yoksulluğun yoktur.

Bu olumlu beyan yöntemini acil ameliyat kararı alınan bir arkadaşımda uyguladım. Yapılan testler ve çekilen röntgenler sonucunda hastalığının teşhisi konulmuştu. Benden iyileşmesi için dua etmemi istemişti. Ondan kilometrelerce uzaktım fakat bu beni rahatsız etmedi, zihin prensibinde zaman ve mekan yoktur. Sınırsız zihin ve zeka her an her yerde tam olarak mevcuttur. Günde birkaç defa kendimden tam emin bir tavırla şunları söyledim: “Bu dileğim arkadaşım … ….(isim) için. O şu anda rahat, huzurlu, dengeli ve sakin. Bilinçaltının onun bedenini yaratan iyileştirici zekası şimdi her hücreyi, siniri, dokuyu, kası ve kemiği, bilinçaltındaki bütün organların mükemmel uyumuna bağlı olarak dönüştürüyor. Bilinçaltındaki bütün bozulmuş düşünce kalıpları sessizce ve sükunetle ortadan kaldırılıyor; hayat prensibinin canlılığı, iyiliği ve güzelliği varlığının her atomunda kendini gösteriyor. Arkadaşım artık içinde bir nehir gibi akan, ona mükemmel sağlık, uyum ve huzur veren iyileştirici akımlara açık. Bütün bozukluklar ve çirkin imgeler şimdi onun içinde akan sonsuz sevgi ve huzur deniziyle yıkanıyor.” İki hafta sonra yapılan tahliller ve muayenelerden sonra röntgenleri negatif çıktı. Doktoru onun önemli bir iyileşme kaydettiğini ve ameliyetının ertelendiğini söyledi.

KOMUT TEKNİĞİ; Güç arkasındaki inanaca ya da duyguya bağlıdır. Dünyayı döndüren gücün bizim lehimize hareket ettiğini ve bizi desteklediğini fark edersek, güvenimiz ve inancımız artar. Güce güç katmaya çalışmazsınız. Hiçbir zihinsel zorlama, baskı, mücadele olmamalıdır.

Genç bir kadın, kendisini sürekli arayan ve randevu koparmak için baskı yapan bir adam üzerinde komut yöntemini uygulamıştı. Adamdan bir türlü kurtulamıyordu. Sonunda onun işyerine de gelmeye başladığını görünce, bir an önce kesin birşeyler yapması gerektiğine kara vermişti. Günde birkaç defa sükunete bürünüyor ve şunları tekrarlıyordu: “….. (adamın ismi) Tanrı’ya havale ediyorum. O hep olması gereken yerde. Ben özgürüm o da özgür. Şimdi sözlerimin sınırsız zihne ulaşmasını ve hayata geçmesini istiyorum.” Böylece kadın, adamın hayatından çıktığını söyledi. O zamandan beri kendisini görmemiş ve -sanki yer yarıldı içine girdi- diyordu.

HATIRLAMAYA DEĞER FİKİRLER

Arzularınız duanızdır. Gözünüzde arzunun gerçekleştiğini canlandırın ve gerçekliğini hissedin. Böylece duanızın karşılığını almanın keyfini yaşarsınız.
Zihinsel bilimin yardımıyla kolay yoldan başarmayı arzulayın.
Zihninizin gizli stüdyosunda geliştirdiğiniz düşüncelerle pırıl pırıl bir sağlık, başarı ve mutluluk inşa edebilirsiniz.
Bilinçaltınızın Sınırsız Zekasının bilincinize her zaman doğrudan bir tepki verdiğinden şahsen emin olana kadar, bilimsel olarak deney yapın.
Arzunuzun gerçekleştiğini öngörmenin keyif ve huzurunu yaşayın. Zihninizdeki herhangi bir zihinsel resim, umduklarınızın özü, göremediklerinizin kanıtıdır.
Bir zihinsel resim bin sözcüğe bedeldir. Bilinçaltınız, zihninizde tuttuğunuz ve inançla desteklediğiniz her resmi hayata geçirecektir.
Dilekte bulunurken çabalardan ve zihinsel zorlamadan kaçının. Uyku haline geçin ve duanızın karşılığını alacağınızı bilin.
Unutmayın; şükran dolu bir kalp her zaman evrenin zenginliklerine yakındır.
Bilinçli olarak beyan ettiğiniz şeyi, birkaç dakika sonra zihinsel olarak reddetmemelisiniz. Bu beyan ettiğiniz olumlu ifadeyi etkisiz hale getirecektir

kaynak: spritüeller.com

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Kendi Frekansımızı Yükselterek İyileşmek…

12742453_10205842754492323_3506177599363077072_n1

 

 

Bir dalganın belli bir zaman birimi (genellikle saniye) içerisinde tekrarlanma sıklığına, yani bir saniye içindeki döngü sayısına “frekans” denir.  “Hertz” birimiyle ölçülür. Herşey titreşmektedir. Bu nedenle herşeyin frekansı vardır. İnsan bedenindeki her hücrenin kendine göre bir doğal frekansı vardır. Aynı şekilde, her hastalığın, her bakterinin , her virüsün de doğal frekansı vardır. Her hücreyi kendi doğal frekansına döndürmek, bedeni sağlığa kavuşturur. Bedenin frekansıyla çatışan, onu bloke eden dalga boyları ise hastalığa hatta ölüme  neden olabilir. Yalnız maddî/fiziksel şeylerin değil, duyguların, düşüncelerin, isteklerin, ilişkilerin, filmlerin, kitapların, dokümanların, toplumsal konuların ve bireysel bilincimizin de frekansı vardır.

Amerikalı Bilim Adamı Dr. David Hawkins , ( 1927-2012) frekanslar , frekansların bilinç düzeylerinde etkisi , ilişkisi üzerine binlerce araştırma yapmış ve ortaya Hawkins bilinç haritası denen Tabloyu çıkarmıştır. Yaptığı deneylerde , yüksek frekanslı duygu ve düşüncelerin ; düşük frekanslı olanlardan daha güçlü ve etkili olduğunu . En yüksek frekansa ulaşmış bir bilincin düşük frekanslı 70 milyon bilinci dengelediğini klinik olarak kanıtlamış ve Power vs Force – An Anato my of Consciousness ( Güç Kuvvete Karşı – Bilincin Anatomisi ) Kitabında detaylı olarak anlatmış.

Bilinç Haritası

Yapılan araştırmalardan kritik seviyenin 200-cesaret olduğu, ölçümü 200 un altında çıkan duyguların düşüncelerin, durumların kişiyi ve çevresini zayıflattığı , yorduğunu, aşağıya çektiğini ortaya çıkartmış.

Bir başka ilginç bulguysa , yüksek bilinç frekanslarının şaşırtıcı sayıda düşük frekansı dengelediği yönünde . Bireylerden herhangi birinin bilinç frekansı yükseldiğinde , çok sayıda düşük frekanslı bilinci etkileyip dengeleme imkanı olması .

Tablo şöyle :

300 seviyesindeki bir kişi 200’ün altındaki 90.000 kişiyi,
400 seviyesindeki bir kişi 200’ün altındaki 400.000 kişiyi,
500 seviyesindeki bir kişi 200’ün altındaki 750.000kişiyi,
600 seviyesindeki bir kişi 200’ün altındaki 10 milyon kişiyi,
700 seviyesindeki bir kişi ise 200’ün altındaki 70 milyon kişiyi dengelediği görülmüş.

Pozitif ve herşeyi olduğu gibi kabullenen mutlu bir insanın yaydığı enerji, 90.000 insanin yaydığı düşük enerjiyi dengelemektedir.
Sevgiyi gerçek anlamda yaşayan bir insanın yaydığı enerji,750.000 insanin yaydığı düşük enerjiyi dengelemektedir.
Barış ve huzur içinde yaşayan bir insanın yaydığı enerji,10 milyon insanin yaydıgı düşük enerjiyi dengelemektedir.
Mevlanalığı yaşayan bir insanın yaydığı enerji,70 milyon insanin yaydığı düşük enerjiyi dengelemektedir.
Peygamber,budha seviyesinde yaşayan bir insanın yaydığı enerji ise tüm insanlıgın yaydığı düşük enerjiyi dengelemektedir…

Yapılan araştırmalar ve sonuç teyitleri yıllar sürmüş ve yüzbinlerce denek üzerinde çalışılmış.
Hawkins, insanlığın %85’inin 200’ün altında titreştiğini, son dönemde insanlığın ortalama farkındalık seviyesinin 204’e ulaştığını, yani negatif-pozitif sınırını aştığını, ancak insanın  anlamlı bir şekilde tatmininin 250’nin altında gerçekleşemediğini yazmaktadır.
Bireyler gibi, toplumların ve kültürlerin, ülkelerin, coğrafyaların  da titreşim seviyeleri vardır. Bu titreşimler , o alanda yaşayan insanlar, bitkiler , toprak, hava, eşyalar,binalar  vs tarafından oluşturulmaktadır. 200’ün altındaki enerji alanları, açlık, kıtlık ve hastalıkların çok yaşandığı, cahillik ve işsizliğin çok olduğu, ilkel şartlara sahip ortamlardır. Tatmin edici bir yaşam 250 lerde başlamaktadır. 300’lerde teknolojik ve ekonomik olarak çok gelişmiş bir toplum mümkün olmakta, 400’lerde ise yüksek bir eğitim, bilgi, kültür ve sanat seviyesi yaşanacaktır.  500, başka bir büyük sıçramanın gerçekleştiği bir eşiktir. 500’lerin sonlarında toplum artık spiritüel bir toplum haline gelmektedir. 600, bütün topluma şefkat ve sevginin hâkim olduğu, bütün eylemleri sevginin yönlendirdiği bir seviyedir.

Şimdi tablonun 200 ün altında kalan ve 200 ün üstünde kalan kısımlarına tekrar göz atalım . Sonra dönüp içimize, düşüncelerimize, sözlerimize, dualarımıza bakalım . Biz acaba bu tablonun neresindeyiz. Yaşadığımız yeri, mahalleyi, kenti, ülkeyi, dünyayı iyileştirmek için bizim üzerimize düşen nedir ?

Kaynak : Power vs Force – An Anato my of Consciousness
Dr. David Hawkins

 

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

HERHANGİ BİR KORKUYU YENMEK İÇİN EN İYİ TAKTİK

hope21

 

Diyelim ki Yüzmekten korkuyorsunuz. Günde üç ya da dört kez, beş ile on dakika süreyle hareketsiz oturun. Derin bir gevşeme haline geçin. Şimdi yüzdüğünüzü hayal edin. Hayali olarak, yüzüyorsunuz. Zihinsel olarak kendinizi suya yansıttınız.suyun tatlı serinliğini ve kollarınızla bacaklarınızın hareketini hissediyorsunuz. Zihin gerçek, canlı ve keyifli bir faaliyeti bu. Sıradan bir gündüz düşü değil. Hayalinizde yaşadığınız şeyin bilinç altınızda gerçekleştirileceğini anlıyorsunuz. Sonra bu imgeyi ve resmi derin zihninize yansıtmayı zorlanacaksınız. Bir daha ki yüzme deneyiminizde, keyif su yüzüne çıkacak. Bilinçaltının yasası bu.

Aynı tekniği başka korkularınız içinde uygulayabilirsiniz. Eğer yüksek yerlerden korkuyorsanız, dağlara tırmandığınızı hayal edin.Bunun gerçekliğini hissedin. Temiz havanın, dağ çiçeklerinin ve soluk kesici manzaranın tadını çıkarın. Bunu zihinsel olarak yapmaya devam ettiğinizde, fiziksel olarak da kolayca ve rahatça yapabileceğinizi bilin.

kaynak: spritüeller .com

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

ENERJİ TOPU OLUŞTURMAK

energy_ball_by_wylland1

 
Çoğu kişinin sandığının aksine enerji topu oluşturmak göründüğünden kolaydır. İlk enerji topunu oluşturan birisi hemen etrafa fırlatıp cisimleri düşüreceğini uçuracağını zanneder. Fakat bu yanlıştır. Bu etkileri yapabilmek için öncelikle enerji topu oluşturmada gerçekten ustalaşmak gerekir. Şimdi size kendi yöntemimi adım adım yazacağım…

1 – Öncelikle iki elimizi birbirine hızlıca sürtüyoruz. Elimiz ekstrem sıcaklığa ulaşana kadar yapıyoruz bunu.
2 – Sonra zaman kaybetmeden elimizi psi-ball konumuna getiriyoruz.
3 – İki elimizin arasında gidip gelen bir enerji akımı imaje ediyoruz.
4 – Bu enerji akımını hissedebildikten sonra enerji akımının yavaşladığını ve iki elimizin ortasında bir top formuna büründüğünü imaje ediyoruz.

Ve enerji topumuz hazır. 10 saniyeden kısa sürede enerji topunu oluşturabilir hale gelince diğer egzersize geçin.

ENERJİ TOPUNU FIRLATMAK
Evet… İlk egzersizi başarıyla tamamladınız ve artık 10 saniyeden kısa sürede enerji topunuzu oluşturabiliyorsunuz. Tabi ki bu enerji topunu kullanmazsanız bir anlamı olmaz. Enerji topunuzu oluşturunca hemen bir cisme fırlatmayın. İlk önce onu gerçekten oluşturup oluşturmadığınızı kontrol etmek için iki eliniz arasında geçirmeyi deneyin. Sağ elinizden sol elinize, sol elinizden sağ elinize geçirin. Hatta bunda ilerledikten sonra havaya fırlatıp havada yakalamayı deneyin. Havada yakalamayı başardıktan sonra kendinize bir partner bulun ve partnerinizle enerji topu yakalama çalışmaları yapın. Siz atın o yakalasın o atsın siz yakalayın.

ENERJİ TOPU İLE CİSİMLERE ETKİ ETMEK

Şimdi ilk egzersiz olarak avizeyi sallandırmayı deneyeceğiz. Avize yerine telekinezi alıştırmalarındaki sarkaç yöntemi de olur. Hiç farketmez. Yeter ki havaya asılı sallanması kolay bir obje olsun. Enerji topunuzu oluşturun ve onunla biraz oynayın iki eliniz arasında. Topu hissettikten sonra (BURASI ÖNEMLİ) topu bir enerji topu gibi değil de bakkaldan aldığımız o zıplayan toplar gibi düşünün. Cisme fırlatın ve cisme çarpan topun yerden sekerek size geri döndüğünü düşünün. Seken topu havadayken yakalayın ve tekrar atın. Bu egzersizi ne kadar çok yaparsanız o kadar iyi sonuç alırsınız.

Kaynak: Metin Hara

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Düşük Tansiyonu Düzeltmek için 6 Doğal Uygulama

 

Sayfamızda yüksek kan basıncı düzeylerini, yani hipertansiyonu kontrol altına almak için birçok öneri paylaştık, ancak tam tersi durumlarda ne olacak? Düşük kan basıncı, kan akışı normalden yavaş olduğu için hipotansiyona neden olur.

Bu durum beyin, karaciğer, kalp ve diğer hayati organlara daha düşük kan akımı gerçekleşmesine sebep olur.

Bu durumun sebepleri çeşitlidir. Bunların bazıları beslenme yetersizlikleri, aşırı duygular, hormon problemleri, susuzluk ve dahasıdır.

Kalp yeterince kan pompalayamayınca, bayılma, baş dönmesi ve bedensel zayıflık gibi belirtiler yaşamaya başlayabilirsiniz. Bu yüzden buna yeterince dikkat etmeniz ve mümkün olan en kısa sürede tedavi etmeye çalışmanız çok önemlidir.

Bugün, kan basıncınızı uygun seviyelere çıkarmaya yardımcı olacak 6 doğal içecek tarifini sizlerle paylaşmak istiyoruz.

1. Meyan Kökü Çayı

meyan-ko%cc%88ku%cc%88
Meyan kökü düşük tansiyon tedavisinde en sık kullanılan bitkilerden biridir, çünkü çok kısa sürede etkisini gösterir.

Kan dolaşımını etkiler, normal kan basıncı seviyeleri oluşturur. Aynı zamanda zayıflık hissi ve aşırı kanamaya bağlı krampları hafifletir.

Her zaman küçük dozlarda alınmalıdır, çünkü çok fazla tüketilmesi istenmeyen yan etkiler yaratabilir.

Malzemeler

  • 1 yemek kaşığı meyan kökü (10 gram)
  • 1 bardak su (250 mL)

Hazırlanışı

  • Suyu kaynatın, sonra bir kaşık meyan kökünü ekleyin.
  • 10 dakika sonra süzün ve için.
  • Günde bir kere, her gün, probleminiz kontrol altına alınana kadar için.

2. Alıç

Alıç flavanoidler açısından zengin, kalp atışlarını ve kan basıncını düzenleyen güçlü antioksidanlar içeren bir bitkidir.

Atardamarlarda fazla lipidden kaynaklanan sertleşmeyi önlemeye yardımcı olur. Sinir sistemindeki bozuklukların tedavisinde de yararlıdır.

Malzemeler

  • 1 yemek kaşığı kuru alıç yaprağı ve çiçeği (10 gram)
  • 1 bardak su (250 mL)

Hazırlanışı

  • Suyu kaynatın. Kaynayınca içine kuru alıç yapraklarını ve çiçeklerini ekleyin.
  • Üstünü kapatın ve içmeden önce 15 dakika demlenmesini bekleyin.
  • Günde iki kez için.

3. Ihlamur çayı

ihlamur

Ihlamur düşük kan basıncını düzeltmeye yardımcı hipertansif özelliklere sahiptir. 

Malzemeler

  • 1 yemek kaşığı ıhlamur (10 gram)
  • 1 bardak su (250 mL)

Hazırlanışı

  • Bir çay kaşığı ıhlamuru kaynar suya ekleyin, 15 dakika demleyin.
  • Hazır olunca süzün ve için.
  • Günde iki bardak için.

4. Biberiye çayı

Biberiye merkezi sinir sistemini uyarmak ve kan dolaşımını iyileştirmek için kullanılır.

Düşük kan basıncıyla ilişkili olan fiziksel ve zihinsel zayıflıkların tedavisinde destek, tonik bir etkiye sahiptir.

Malzemeler

  • 1 yemek kaşığı biberiye (10 gram)
  • 1 bardak su (250 mL)

Hazırlanışı

  • Suyu kaynama noktasına getirin ve sonra baharatı içinde 10 dakika bekletin.
  • Süzün ve günde iki kez için.

5. Zencefil ve kırmızı biber çayı

zencefil

Zencefil kökü, kan dolaşımını iyileştirmek ve pıhtılaşmayı önlemek gibi etkilere sahiptir. Bu yüzden düşük kan basıncını kontrol etmek için dört dörtlüktür.

Zencefilin etkilerini arttırmak için biraz kırmızı biberle karıştırın. Bu baharat da antioksidanlar açısından çok zengindir.

Malzemeler

  • 3 yemek kaşığı zencefil (30 gram)
  • 1 çay kaşığı kırmızı biber (5 gram)
  • 1 bardak su (250 mL)

Hazırlanışı

  • Suyu kaynatın. Kırmızı biber ve zencefili ekleyin.
  • Ateşten alın. 10 dakika demlenmesini bekleyin ve için. 
  • Düşüş kan basıncı kontrol altına alınana kadar günde bir veya iki bardak için.

6. Tuzlu su

Aşırı tuz tüketimi, sıvı tutulumuna ve hipertansiyona neden olur. Ancak az miktarda tuzlu su içmek hipotansiyon için yararlı olabilir.

Malzemeler

  • 1 bardak su (200 mL)
  • 1/4 çay kaşığı tuz (1.2 gram)

Hazırlanışı

  • Bir tutam tuzu suya ekleyin. Karıştırın. İçin.
  • 5 günden uzun süre içmeyin.

Sık sık hipotansiyon atağı geçiriyorsanız, en yakın zamanda doktorunuzu ziyaret edin.

Ayrıca, düşük kan basıncını kontrol altına almak için alkol tüketmekten kaçının. Aynı zamanda sağlıklı beslenin ve bol bol su için. 

kaynak sağlığa bir adım

Bitki Alemi kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Tepkisizliğin Sınırı…

piyano_tepkisizlik_th1

 

Dinleyiciler, birbirine göz ucuyla bakarak ne yapmaları gerektiğini araştırıyorlar, fakat nedense tepki gösteremiyorlardı.

İki saat süren sessiz konserden sonra, ünlü virtüöz oturduğu yerden kalkarak büyük bir ciddiyetle onları selamladı.

Salon sürekli alkış sesleriyle çınlıyordu.

İngiltere’de yaşanan bu olaydan sonra piyanist, kendisiyle röportaj yapan televizyon spikerine:

“İNSANLARDAKİ TEPKİSİZLİĞİN NEREYE KADAR VARACAĞINI ÖĞRENMEK İSTEDİM, MEĞER SINIRI YOKMUŞ” diyordu…

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Bu Yemekleri Kesinlikle Tekrar Isıtmayın…

bu-yemekleri-tekrar-isitmayin1

 

Bu yemekleri tekrar ısıtmayın
Sağlıklı beslenme için sadece doğal gıdalar kullanmak yeterli değil.
Hangi malzemelerle yapıldığı, nasıl pişirildiği, nasıl ve ne kadar süre saklandığı da iyi beslenmenin önemli şartları arasında.

İşte tekrar ısıtmamanız gereken yemekler…
MANTAR
Tekrar ısıtıldığında besin değerini kaybeden mantar, riskli besinler arasında. Sindirim sorunlarına yol açtığından bir seferde tüketilmesi öneriliyor.

TAVUK
Gıda zehirlenmesi açısından en riskli besinlerden… Isıtıldığında içerisindeki proteinin yapısı değişiyor ve bakteri üretiyor. Pişmiş tavuk yemeğini ya düşük derecede hafif ısıtın ya da soğuk yiyin.

YUMURTA
Yumurtanın da tavuk gibi ısıtıldığında protein yapısı değişiyor ve içindeki su miktarı azalıyor. Nadir görülen bir zehirlenme türü olsa da yumurtalı yemekler ve sosları tüketirken dikkatli olmakta yarar var.

ISPANAK
Ispanak kesinlikle bir seferde tüketilmeli. Çünkü ıspanakta bulunan nitrat, tekrar ısıtıldığı zaman nitrite dönüşüyor. Özellikle bebeğinize ıspanak verirken buna dikkat etmenizde yarar var. Bebekler için 5 mg nitrit alımı bile ciddi zehirlenmeye yol açabilir.

PANCAR
Pancarın tekrar ısıtılıp tüketilmesi ıspanakta olduğu gibi nitrat/nitrit zehirlenmesine yol açabilir. Kereviz de aynı pancar ve ıspanak gibi bol miktarda nitrat içeriyor. Genelde de çorba hazırlamak için kullanılıyor. Çorba ısıtıldığında bu madde nitrite dönüşür. Eğer kerevizli çorbanızı tekrar ısıtacaksanız içindeki kerevizleri çıkarın. Havuçlar içinde aynı şey geçerli. Genellikle kök sebzeler nitrat zehirlenmesine neden olabiliyor. Bu yüzden havuç, lahana, brokoli, şalgam ve kereviz gibi besinlerde dikkatli olmak gerekiyor.

2 SAATTEN FAZLA ODA SICAKLIĞINDA BEKLETMEYİN
Yemekler oda sıcaklığına geldiğinde, iyi bir saklama kabına koyarak buzdolabına kaldırın.
En önemli nokta ise pişmiş yemekler 2 saatten fazla oda sıcaklığında beklememeli.
Çünkü bakteri üretecektir.

PİŞMİŞ VE PİŞMEMİŞ ET YAN YANA DURMAMALI
Çiğ eti kestiğiniz bıçağı, pişmiş eti kesmek için kullanmayın. Pişmiş et koyduğunuz tabağa aynı zamanda pişmemiş eti de koymayın. Başka bir tabak kullanın.

KAŞIKLARI AYIRIN
Yemeği karıştırdığınız kaşık ile yemeğin tadına baktığınız kaşık ayrı olsun. Üstelik tadına baktıktan sonra kaşığı yıkamadan tekrar yemeğe daldırmayın.

EN FAZLA 1 KEZ ISITIN
Yemekleri en fazla 1 kez ısıtın. Tekrar tekrar ısıtmak bakteri oranının artmasına neden olur. Isıtacağınız zaman yemeğin kaynama derecesine gelmesini bekleyin. Kokusu geldiğinde yemek ısınmış demektir. Çiğ kıymayı derin dondurucuda 4 aydan fazla bekletmeyin. Pişmiş ya da kavrulmuş et ise derin dondurucuda 2 -3 aydan fazla bekletilmemeli, tüketilmelidir.

Bitki Alemi kategorisinde yayınlandı. 2 Comments »

Hayatımıza Anlam Katacak 10 Altın Söz

27072522-yesil-park-su-dere-boyunca-yuruyus-little-girl1

 

 

Hayatın özeti bu altın değerindeki sözleri mutlaka okuyun ve iç dünyanızda anlamlandırın. Çok derin anlamları içinde barındıran güzel sözler. Bu sözler hayatınıza ilham verecek ve hayatınıza yeni bir yön verecek güçte.

İnsandaki sadelik bulgusu; iç dünyanın derinliğini gösterir. Lin Yutang
Sadelik hayatın gerçek amacıdır. Eğer basit yaşamanın gerçek zenginliğini göremiyorsak yaşamın anlamını tam olarak göremiyoruz demektir.

Heykeltraş mermeri sanat eserine dönüştürürken belli parçaları keser. Bu eleme bir süreçtir. Elbert Hubbard
Gerçek sana dönüşmek bazı şeylerden vazgeçmekten geçer. Her zaman bir süre alır…

Eğer gerçekten başarılı olmak istiyorsanız, İhtiyacınız olan şeyi istemeyi bilin. Vernon Howard
Başarılı insanlar ihtiyaçlarını bilir ve ona göre hareket ederler ve bu hareket onlara başarıyı getirir.

Hayat; gerçekten basit. Karmaşık bir hale sokan ise yine biziz. Konfiçyus
Hiç ayna görmemiş iki çobandan biri “Bu nasıl karmaşık bir şey tekrar bizi gösteriyor demiş” Diğeri ise “Aslında çok basit aynı göldeki yansımamız gibi demiş” Hayatın en derin anlamını kavradığında onun en sade ve basit anlamını kavramış olursun…

Sana “Bu dünyada hiç bir fark yaratamazsın” diyen iki tip insan vardır. Denemekten korkanlar ve Senin başarmandan korkanlar. Albert Einstein
Başarısız insanların öykülerini dinlemiş olabilirsin. Ama bu senin başaramayacağın anlamına asla gelmez.

Oyun bittikten sonra şah ve piyon aynı kutuya geri döner. Anonim
Hayatın gerçek özeti bu söz bence, tüm canlılar bir gün ölür ve ister şah ol ister çoban sonunda aynı yere dönersin…

Deneyim istediğini elde edemediğin zaman elde ettiğin bir şeydir. Anonim
Deneyim başarısızlıklarının toplamıdır. Ne kadar başarısız olursan ol onu deneyim olarak kazanırsan sonunda seni başarıya götürecektir.

Bu dünyada öğrendiklerimiz asla israf olmaz. Eleanor Roosevelt
Öğren ve asla öğrenmekten korkma. Bu benim işime yaramaz diye düşünme çünkü neyin ne zaman yarayacağını zaman gösterecektir.

Dudakların basit melodiler söyleyebilir. Ama kalbinden büyük bir senfoni doğar. Calvin Miller
Kalbimiz en derin duyguları yaşar ve bize yön verir. Ruhumuzun derinliklerinde hepimiz bilge ve güçlüyüz. Bunu idrak ettiğimizde hayatımız yenilenir.

Her şeyi tüm kalbinizle severek ve isteyerek yapın. Göreceksiniz başka türlü yapmak istemeyeceksiniz. Yogi Desai
Gerçek güç sevgidir. Bunu söyleyenlerin sayısı o kadar fazla ki. Albert Einstein, Mevlana, Budha, Lao Tzu ve daha pek çokları. İnanın doğru bu…

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. 1 Comment »

ANNEANNEMİN PİRİNÇ TANELERİ …

20140103_1307041

 

 

Ben beş yaşında idim. Anneannem rahmetli pirinç ayıklıyordu. Bir tane yere düştü. Anneannem eğildi aramaya başladı. Sağa bakıyor sola bakıyor bulmaya çalışıyor…. Çocukluk işte
‘aman anneanne’ dedim. ‘Bir pirinç tanesi için bu kadar caba harcamaya yorulmaya değer mi?’
Rahmetli ilk defa sertleşti bana karşı öfkeyle doğruldu.
”Sen oturduğun yerden ahkâm kesiyorsun ” dedi. ”Hiç pirinç üretilirken gördün mü? İnsanlar ne kadar zorluk çekiyorlar. Bir pirinç tanesinde kaç insanin göz nuru alın teri emeği çilesi var biliyor musun?”
Büyük bir kabahat işlemiş gibi utanmıştım …
Aradan yıllar geçti. Hukuk fakültesinde öğrenciyim, Alain’in ”Proposlar” ını okuyorum. Birden irkildim.
Anneannemi hatırladım. Alain”bir insan yerde bir iğne görüp de eğilip almazsa bütün uygarlığa karşı ihanet etmiş olur” diyordu.
İlave ediyordu: ”Bir iğnenin üretiminde binlerce insanın alın teri göz nuru el emeği vardır” diyordu …
On dokuz yıl evveldi. Stockholm’e gitmiştim. Bir otele indim. Geceydi. Sabahleyin traş olmak için lavaboya gittiğimde aynanın yanında ilginç bir not gördüm.
Lütfen diyordu traştan sonra jiletinizi çöpe atmayın. Yanda bir kutu var, oraya bırakın.Bir tek jiletle dahi olsa İsveç çelik sanayisine yardımcı olun.
Doğrusu hayretler içinde kaldım. Çocukluğumdan beri çelik eşya denince akla İsveç çeliği gelir. Birçok eşya üzerinde ‘İsveç çeliğinden yapılmıştır’ diye yazardı.
İşte o ülke kullanılmış bir tek ufacık jiletin bile çöpe gitmesini istemiyor ona sahip çıkıyor, gelen turistlere rica yollu uyarıda bulunuyordu.
İsveç’te zaman zaman belli periyodlarda radyolar televizyonlar bir haberi duyurur:
Şu tarihte su saatte adamlarımız gelecek. Siz lütfen hazırlığınızı yapın. Okumadığınız ilgilenmediğiniz kullanmadığınız ne kadar kitap, dergi, gazete varsa, kâğıt ambalaj, kutu varsa velevki bir ilaç prospektüsü dahi olsa kapının önüne koyun. İsveç’in kalkınmasına yardımcı olun.
Fazla ağaç ziyanına engel olun, ülkenize, birkaç ağaç ekmiş kadar faydalı olursunuz …
Japonlar son derece sade basit yalın mütevazı yaşayan insanlardır. Evlerini mobilya ile eşya ile dolduranlar japonlara göre ruhen tekamül edememiş hayatın manasını anlayamamış zavallı kimselerdir. Böyleleri ile zavallı evini mezat salonuna çevirmiş diye eğlenirler. Bir insanın gösteriş için eşyanın esiri olması ne kadar acıdır.
Vaktiyle Japon ekonomisi bir darboğazdan geçiyor. İç borçlar dış borçlar gırtlağı aşıyor. Zamanın başbakanı meclisi toplar.
Kürsüye çıkar. Durumu olanca açıklığı ve tehlikeleri ile anlatır ve şu andan itibaren der Tanrı şahidim olsun ki Japonların iç ve dış borçları son kuruşuna kadar ödenmeden pirinçten başka bir şey yemeyeceğim. Şu üstümdeki elbiseden başka elbise giymeyeceğim.
Dediklerini yapar en üstten en alta bir israftan kaçınma kampanyası açılır. Japonya bütün borçlarını öder. Bu durumun toplumun bütün kesimlerini tek istisna olmadan kapsadığını söylemeye gerek yok.
Geçenlerde Japon imparatorunun sarayını gördüm. Yarabbim ne kadar sade ne kadar mütevazı ne kadar gösterişten uzak …
Gerekmediği halde elektriği yakmakla, suyu kapamadan boş yere akıtmakta, gece çamurlu ayakkabılarımızı temizlemeden yatmakla, yemek yediğimiz kapları yıkamadan bırakmakla biz de zalimler sınıfına geçmiyor muyuz?
Hayat çok ince akıl almaz incelikte ipliklerle örülmüştür.
Her şey o kadar birbirine bağlıdır ki, ilkokul okuma kitabımızdaki bir sözü hiç unutmadım:
Bir mıh bir nalı kurtarır.
Bir nal bir atı, bir at bir komutanı,
bir komutan bir orduyu,
bir ordu bir ülkeyi kurtarır diyordu . . .
Maddi durumumuz ne olursa olsun ister zengin olalım ister fakir hepimiz çok dikkatli olmak zorundayız.
Bunda parayı da, maddiyatı da aşan büyük bir edep, akıl ve incelik vardır…..
KAHRAMANLIK, VATANSEVERLİK
LAF SALATASIYLA OLMAZ
UYGULAMAYA GEÇELİM, UYGULAMAYA …..
AYİNESİ İŞTİR KİŞİNİN LAFA BAKILMAZ

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

256 Yaşında Ölmeden Sessizliğini Bozdu ve Dünyaya Şok Edici Sırrını Anlattı

li-ching-yuen1

 

Bir insanın yaşamış olduğu en uzun süre nedir? 256 yıl yaşamış olan Li Ching Yuen ile tanışın! Ve hayır, bu bir efsane ya da hayali bir masal değil.
1930 tarihli New York Times makalesinde,  Chengdu Üniversitesi profesörü Wu Chung-chieh, Li Ching-Yuen’i 1827 yılında 150. Doğumgününde tebrik eden Çin İmparatorluğu hükümeti kayıtlarını keşfetti. Daha sonra bulduğu dökümanlar aynı adamın 1877 yılında 200. doğumgününü tebrik ediyordu. 1928 yılında New York Times muhabiri Li’nin komşusu yaşlı erkeklerle görüştü ve pekçoğu Li’nin dedelerinin arkadaşı olduğunu söyledi.

Li Ching Yuen, bitki bilimi kariyerine 10 yaşında başladı, burada dağ aralarında otlar topladı ve ömrü uzatma özelliklerini öğrendi. Neredeyse 40 yıl Reishi Mantarı, Kurt üzümü, vahşi ginseng, he shou wu ve Gotu kola ve pirinç şarabı gibi bitkilerle beslendi. 1749’da 71 yaşında, dövüş sanatları öğretmeni olarak Çin ordusuna katıldı. Li’nin 23 kez evlendiği, 200’den fazla çocuğun babası olduğu çok sevilen bir figür olduğu söyleniyordu.
Vilayette genel olarak kabul edilen masallara göre Li, çocukken okuma ve yazmayı başarabildi ve onuncu doğum gününe kadar Kansu, Shansi, Tibet, Annam, Siam ve Mançurya’da otlar topluyordu. İlk yüz yıl boyunca bu mesleğe devam etti. Sonra başkaları tarafından toplanan otları satmaya başladı.

O TEK DEĞİLDİ
Li’nin öğrencilerinden birine göre, o bir zamanlar ondan da yaşlı 500 yaşındaki bir erkeğe rastladı ve ondan Çigong egzersizleri ve beslenme önerileri aldı. Çigong ve bitkisel açıdan zengin bir diyet dışında uzun yaşam ustası bu adamdan öğrenebileceğimiz başka ne var?

Buna ne demeli: Ölüm yatağında Li “Bu dünyada yapmam gereken her şeyi yaptım” dedi. Barışçı son sözleri uzun ve müreffeh bir hayatın en büyük sırlarından birine ipucu gösterebilir mi? İlginçtir ki Batı’da yaşlanmanın yüksek teknolojili kızılötesi cihazlarla ve en son teknoloji ilaçlarla yenilmesi gereken bir şey olduğu öğretiliyor.
UZUN SAĞLIĞIN SIRRI:
Li’ye sırrı sorulduğunda verdiği cevap: “Kalbinizi sakin tutun, bir kaplumbağa gibi oturun, güvercin gibi hızlı bir şekilde yürüyün ve bir köpek gibi uyuyun”.
Li, nefes teknikleriyle birlikte sakin ve huzurun inanılmaz uzun bir ömre sahip olmanın sırları olduğunu belirtti. Açıkçası, diyetinin rolü büyüktü. Ancak tarihte kaydedilmiş en yaşlı kişi uzun ömrünü zihin durumuna bağlıyordu.
NİÇİN İNANMAK ZOR?
Batılı dünyanın ortalama ömrü şu anda 70-85 yaş arasında, 100 yaşın üstünde yaşayan birinin düşünnek epey geriyor hele 200 yaşın üzerinde yaşayan birinin düşüncesi son derece şüpheli görünüyor. Ama neden insanların bu kadar yaşayabileceğine inanmıyoruz?
Bu dünyadaki bazı insanların yorucu bir 9-5 yaşam tarzı yaşamayacaklarını, borç stresleriyle uğraşmak zorunda kalmadıklarını, kirli şehir havasını solumayacaklarını ve düzenli olarak egzersiz yaptıklarını akılda tutmak zorundayız. Rafine şekerler veya unlar veya böcek ilacı püskürtülmüş yiyecekler yemiyorlar. Standart Amerikan diyetinden uzak değiller.
Yağlı et, şekerli tatlılar ve genetiği değiştirilmiş gıdalar yemiyorlar. Antibiyotik yok. Alkol yok, tütün yok. Diyetlerinde abur cubur gıdalar olmadığı gibi organlarımız ve bağışıklık sistemimiz için steroidler içeren süper gıdalar ve otlar içeriyor.
Ayrıca, boş zamanlarını doğada, zihinsel, fiziksel ve duygusal sağlığı iyileştirmek için kanıtlanmış olan nefes teknikleri ve meditasyon yapmak için harcıyorlar. İşleri basit tutuyorlar, uygun uyku çekiyorlar ve doğanın altında güneş altında çok zaman harcıyorlar. Güneş altında dinlenmek için bir şans bulduğumuzda, anında gençleşmiş hissediyoruz ve bunu bir “tatil” olarak adlandırıyoruz. Bir ömür boyu dağlarda bunu geçirip mükemmel zihinsel, manevi ve fiziksel refah ile birleştirdiğinizi düşünün.
Hiç şüphesiz, eğer yapmamamız gerektiğini bildiğimiz şeyleri yapmazsam 100 yıl yaşamanın sıradan olacağını tahmin ediyorum. Vücudumuza doğru muamele ettiğimiz zaman, kim bilir ne kadar yaşayabiliriz?
Kaynak: Steven Bancarz’ın yazısı

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. 2 Comments »

1900…

1900-novecento-19761

1900’ün yalnızca siyasal bir film olarak anılmasını istemem. Bu, daha geniş olarak yaşam, yazgı, aşk ve siyaset üzerine bir filmdir. Çünkü siyaset de gündelik yaşamımızın bir parçasıdır…” – Bernardo Bertolucci

Mekan, 19. Yüzyılın sonunda siyasi birliğini sağlamayı ancak başarabilmiş, bu nedenle de sömürgecilik yarışında geri kalmış İtalya. İtalya’nın en ünlü toprak sahiplerinden Berlinghieri ailesinin oğlu Alfredo ve babası çiftçi olan Olmo, 1900 yılında aynı gün doğarlar. Adaletsizliklerle ve ekonomik sıkıntılarla dolu olan 20. Yüzyıl İtalyası’nda iki yakın arkadaş olan Alfredo ve Olmo’nun arasındaki ilişki, yaşları büyüdükçe keskinleşen sınıf farklılıkları ve ülke içi-dışında yaşanan siyasi sorunlar nedeniyle arkadaşlıktan düşmanlığa dönüşür. Savaşa gidip gelen Alfredo, artık Marksist Olmo’nun gözünde, yok edilmesi gereken faşist bir liderden başka bir şey değildir.Usta Bernardo Bertolucci, toplumun, burjuvazi ve köylü sınıfı olmak üzere iki farklı kanadını temsil eden Alfredo ve Olmo üzerinden zamanında komünizm ve faşizmden çok çekmiş gerçekçi bir İtalya panaroması sunuyor. Orjinali 5.5 saat süren bu Bertolucci başyapıtı, içerdiği sahneler yüzünden pek çok kez sansüre uğrayıp kesildi.

Bu soluk kesici eseri internetten seyretmek mümkün ve mutlaka da seyredin derim…

Sağlıcakla,

Anette İnselberg

 

Bağlanmayacaksın bir şeye, öyle körü körüne…

can_yucel1

 

 

Bağlanmayacaksın bir şeye, öyle körü körüne.
“O olmazsa yaşayamam.” demeyeceksin.
Demeyeceksin işte.
Yaşarsın çünkü.
Öyle beylik laflar etmeye gerek yok ki.
Çok sevmeyeceksin mesela. O daha az severse kırılırsın.
Ve zaten genellikle o daha az sever seni,
Senin onu sevdiğinden…
Çok sevmezsen, çok acımazsın.
Çok sahiplenmeyince, çok ait de olmazsın hem.
Hatta elini ayağını bile çok sahiplenmeyeceksin.
Senin değillermiş gibi davranacaksın.
Hem hiçbir şeyin olmazsa, kaybetmekten de korkmazsın.
Onlarsız da yaşayabilirmişsin gibi davranacaksın.
Çok eşyan olmayacak mesela evinde.
Paldır küldür yürüyebileceksin.
İlle de bir şeyleri sahipleneceksen,
Çatıların gökyüzüyle birleştiği yerleri sahipleneceksin.
Gökyüzünü sahipleneceksin,
Güneşi, ayı, yıldızları…
Mesela kuzey yıldızı, senin yıldızın olacak.
“O benim.” diyeceksin.
Mutlaka sana ait olmasın istiyorsan birşeylerin…
Mesela gökkuşağı senin olacak.
İlle de bir şeye ait olacaksan, renklere ait olacaksın.
Mesela turuncuya, ya da pembeye.
Ya da cennete ait olacaksın.
Çok sahiplenmeden, Çok ait olmadan yaşayacaksın.
Hem her an avuçlarından kayıp gidecekmiş gibi,
Hem de hep senin kalacakmış gibi hayat.
İlişik yaşayacaksın. Ucundan tutarak…

Başka birisinin sana çiçek getirmesini beklemeden Kendi bahçeni yarat

bahce31

 

 

Bir süre sonra
Bir eli tutmakla bir ruhu zincirlemek arasındaki
İnce farkı öğrenirsin.
Ve aşkın yaşlanmak
Birlikte olmanın da güvende olmak
Anlamına gelmediğini öğrenirsin.
Ve öpücüklerin sözleşme
Ve hediyelerin de vaad olmadığını öğrenmeye
Başlarsın
Ve yenilgileri
Başın dik ve gözlerin açık karşılamaya başlarsın
bir çocuğun üzüntüsüyle değil, bir yetişkinin
zerafeti ile,
ve herşeyi bugünü düşünerek yapmayı da öğrenirsin
çünkü yarın ile ilgili herşey belirsizdir.
Bir süre sonra güneş ışığının yakıcı olduğunu
Öğrenirsin
Eğer fazla maruz kalırsan
Bu yüzden,
Başka birisinin sana çiçek getirmesini beklemeden
Kendi bahçeni yarat
Ve kendi ruhunu kendin süsle.
Ve göreceksin ki dayanıklısın…
Ve kuvvetlisin,
Ve değerlisin.
Veronica A Shoffstall

Vah Gidene Mi Vah Kalana Mı?

cropped-0041.jpg

Sanırım ölüm kelimesiyle ilk tanışmam 8-9 yaşlarında Büyükada’da mahallede arkadaşlarla oynarken olmuştu. Marifetmiş gibi oğlanlardan biri yanıma gelmiş ve aynı Cem Yılmaz’ın yaptığı gibi “ölüceksin çocuk” deyip koşarak yanımdan uzaklaşmıştı. Kelimenin manasını bilmememe rağmen, iyi bir şey olmadığını sezdiğimden mi ne koşarak ve ağlayarak annemin yanına gidip “ölmek ne demek?” diye sormuştum…
Annem ne diyeceğini bilmez şaşkın bir tavırla “aman böyle şeyler de nerden aklına geliyor” diye beni geçiştirmeye çalışsa da “ama anne herkes mi ölür” diye üstelemem karşısında, “evet ama 100 yaşına kadar yaşadıktan sonra” diye cevap vermişti. O yarım yamalak sayı bilir halimle 100 yaşın hayli ilerde olduğuna karar verip, içim rahatlamış bir halde oyun sahamıza geri dönmüştüm…
Maalesef 15’imde anneannemi, 18’imde de önce kardeşim dediğim erkek kuzenimi, arkasından da iki çok yakın kız arkadaşımı trafik kazasında kaybedince, insanların her an ölebileceği gerçeğini de kavramış oldum. Yıllar içinde sıralı sırasız bir çok sevdiğim insanı kaybederek de bu gerçeği defalarca tekrar yaşadım…
Arkasından acı, isyan, öfke, bunalım, özlem, keşkelerle dolu (keşke bunları söylemeseydim, keşke daha fazla vakit geçirseydim) uzun bir süreç geçirdikten sonra insanın yüreğinde hiç bitmeyecek bir özlem ve sevgiyle yaşamaya devam ettiğini öğrendim…
Arkada kalanlar olarak günlük hayatın rutinine dönmenin ve birlikte vakit geçirmenin yarattığı alışkanlıklardan kurtulmanın ne kadar zor olduğunu öğrendim…
Her ortak arkadaşı gördüğümde içimin nasıl sızladığını öğrendim…
Onlara danışmak istediğimde burada olmadıkları için kime danışacağımı bilememenin yarattığı şaşkınlıkla yaşamayı öğrendim…
Onlarsız yaşamanın insanın ağzında kekremsi bir tat bıraktığını öğrendim…
Kaç sene geçerse geçsin onlardan bahsederken gözümden bir damla yaş geldiğini öğrendim…
Kimseye fazla bağlanmamak gerektiğini öğrendim…
Kimseyi hayatımın merkezi haline getirmemeyi öğrendim…
Kimseye muhtaç olmamak gerektiğini, insanın kendi ayakları üzerinde durması gerektiğini öğrendim…
Herkese bir gün ya giderse diye aramda mesafe bırakarak yaşamayı öğrendim…
Her konuşmamızı son konuşmamız gibi yapmamız gerektiğini öğrendim…
Küslükleri bitirmek gerektiğini sonra buna vaktimizin olmayabileceğini öğrendim…
Hayatta keşkelerin hiçbir işe yaramadığını öğrendim.
Ne hissediyorsak, ne düşünüyorsak, ne istiyorsak karşı taraftan ”dur uyarısı” gelene kadar onun peşinden gitmemiz gerektiğini öğrendim…
Ve hayatın çok kısa olduğunu öğrendim…
Gidenlere ise ne olduğunu bilmiyoruz…
Avuntumuz cennete gitmiş oldukları yönünde…
Ben onların iletişim kuramadığımız bir başka boyuta geçtiklerini ve her neredelerse bizi kollayıp, gözettikleri inancını taşıyorum.
Buradan da cümlemizin tüm kayıplarının ruhlarına Allah’tan rahmet diliyorum…
“Hani insanlar 100 yaşına kadar yaşıyordu anne?” Beni kandırdın galiba…
Sağlıcakla,
Anette Inselberg

Çalakalem Yazılarım... kategorisinde yayınlandı. 1 Comment »