Mide Sorunları İçin Olumlamalar

anette inselberg mide

 

‘Doğu tıbbına göre, hastalık Hayat Yolunun gerçekleşmesinde bir engeli belirtir. Böylece bilinç, hastalık oluşturan enerji tıkanıklıkları aracılığıyla engellerin artmasını ifade eder. Sağlığına kavuşmak amacıyla hastalığa yol açan ruhsal enerji mekanizmalarını anlamak mantıklıdır.
Hastalık bir rastlantı ya da kader olgusu değil, ama bilincin, iç varlığın bir mesajıdır. Bir acının arkasındaki “yaratıcı” bir hastalık, gelişim için bir ilerleme yoludur. ‘
Michel Odoul /Bana Nerenin Ağrıdığını Söyle Sana Nedenini Söyleyeyim
Burada açıklanan hastalıkların zihinsel karşılıkları, verilen renkler ve sayılar tamamen öneri niteliğindedir.
Teşhis ve tedavi amaçlı değildir. **Bilgiler Louise L. Hay, Michel Odoul ve İnna Segal’in konu ile ilgili kitaplarından sentezlenmiştir.

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Baltasını Bileyen Ormancı

anette inselberg kendine zaman ayırr

 

Bir ormanda iki ormancı ağaç kesiyormuş. Birinci ormancı sabah erkenden kalkıyor, ağaç kesmeye başlıyormuş, bir ağacı kesip hemen diğerine geçiyormuş. Gün boyunca, dinlenmek için ve öğle yemeği için kendine vakit ayırmıyormuş. Akşamları da ormancı arkadaşından birkaç saat sonra ağaç kesmeyi bırakıp evine daha geç gidiyormuş. ikinci ormancı ise arada bir dinleniyor ve hava kararmaya başladığında evine dönüyormuş. Bir hafta boyunca kim daha fazla ağaç kesecek bakalım demişler, bu yoğunlukta çalıştıktan sonra ne kadar ağaç kestiklerini saymaya başlamışlar.
Sonuç: ikinci ormancı çok daha fazla ağaç kesmiş. En çok ağacı kendinin kestiğini sanan birinci ormancı çok şaşırmış:
– Bu nasıl olabilir? Ben daha çok çalıştım. Senden daha erken ağaç kesmeye başladım, senden daha geç evime döndüm. Ama sen daha fazla ağaç kestin. Nasıl daha başarılı oldun, sırrın nedir?
İkinci ormancı tebessümle yanıt vermiş:
– Bir sırrım yok. Sen durup dinlenmeden çalışırken ben birkaç ağaç kestikten sonra hem dinleniyordum hem de baltamı biliyordum. Keskin baltamla, daha az çabayla, daha çok ağaç kestim.
Kendimizi geliştirmek, baltamızı bilemektir. Kendimize zaman ayırıp, yaşamımızı objektif birbakışla gözden geçirmektir. Zayıf bulduğumuz alanlarımızı geliştirmek için çaba harcamaktır. Bu zihnimizin, ruhumuzun, karakterimizin güçlenmesi için bir koşuldur.

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. 2 Comments »

“Dileklerini Rüzgara Söyle” Ritüeli…

Bir kez kurulur yaşamın saati,

ANETTE İNSELBERG HAYAT

 

Geçtiğimiz yüzyılın başında tarihin en büyük gangsterlerinden sayılan Al Capone’un “Kolay Eddie” lakaplı bir avukatı vardı. Yasalardaki boşlukları çok iyi fark eden “Kolay Eddie” büyük gangsteri defalarca tutuklanmaktan kurtarabilmiş, eskilerin deyimi ile “hin oğlu hin” bir adamdı. Capone bu çabalarını cömertçe ödüllendirdiği için muazzam lüks bir hayat yaşayan “Kolay Eddie” , aslında Capone’nin yaptığı haksızlıklar , zulüm ve katliamlardan son derece rahatsız vicdanının sesinden boğulmuş bir adamdı. Kendisini eleştirenlere çok sevdiği oğlunu daha iyi şartlarda yetiştirebilmek için katlandığını söylüyordu ama oğluna iyi bir isim ve onur bırakmayacağının da pekala farkında idi.
Bir gün “Kolay Eddie”nin canına tak etti ve savcılığa giderek Capone hakkında bütün bildiklerini iiraf etti. İşini artık “iyi” yapmaya karar vermişti ama ödülü karanlık bir sokakta sırtından vurularak öldürülmek oldu. Vurulmadan önce öldürüleceğini bildiğini eşine söylemiş ve ölmekten korkmadığını artık oğluna iyi ve onurlu bir isim bırakabileceğini söylemişti. Öldüğü zaman cebinden kendi yazdığı bir şiiri çıkardılar:
Bir kez kurulur yaşamın saati,
ve hiç kimse bilemez,
geç mi yakın mı
akrep ile yelkovanın duracağı anı.
“Şimdi” senin sahip olabildiğin tek an.
Sev, tutku ile kullan tabi
ama kuşku ile de yaşa
bir anda duracak olan zamanı.
“Kolay Eddie” öldürüldükten 5 yıl kadar sonra Amerikalı savaş pilotu Butch O’Hare havada görevde iken dehşetle yakıt tankının dolu olmadığını fark etti. Hemen havalandığı uçak gemisini durumdan haberdar etti ve “geri dön” emrini aldı. Devriye uçak grubundan ayrılıp geri dönerken savunmasız bir Amerikan yük gemisine saldıran Japon uçak filosunu fark etti ve terddüt etmeden düşman uçaklarına saldırdı. Bunu yaparken kendi hayatını hiç düşünmemişti. O denli kararlı ve etkili bir saldırı yaptı ki japon uçakları başka Amerikan uçaklarının da geleceğini sanarak kaçtılar. Arada O’Hare paraşütü ile yakıtı bitmiş düşmekte olan uçağını terk etmeden önce tam beş tane Japon uçağını da düşürebilmiş idi. Onur madalyası ile ödüllendirilen Teğmen bir yıl sonra bir başka çatışmada uçağı düşerek öldü ama bugün Chicago şehrinin hava alanının ismi O’Hare Hava alanıdır.
Butch O’Hare, “kolay Eddie” lakaplı Edward O’Hare’nin oğlu idi.
Demek ki gangsterin avukatı olan babası, ölümü ile kendi oğluna işini dürüst onurlu ve iyi yaparak iyi bir isim bırakabileceğini öğretebilmiş idi.
————————————
Bir toplumda; işleri / koşulları / olanakları / enerjileri / eğitimleri / sonuçları ne olursa olsun, görevlerini yapılması gerektiği gibi yapan insanların sayısının fazlalığı, o toplumun gerçek zenginliğidir.
Sovyetler Birliği yıkılıp dağıldıktan sonra geçmiş dönemlere özlem duyan bir komünist şöyle demiş idi; “Sovyetler Birliği zamanında ne iyi idi? Biz çalışır gibi yapardık ve devlet de bize maaş ödermiş gibi yapardı, geçinir giderdik işte”
O komünistler bu şakayı yaparken bile bir imparatorluğu yıkan belki de tek şeyin bu zihniyet olduğunu anlamamışlardı.
Martin Luther King, meşhur konuşmalarından birinde şunu söylemiş idi;
-Eğer sizden sokakları süpürmeniz istenirse; Michelangelo’nun resim, Beethoveen’in beste yaptığı, veya Shakespeare’in şiir yazdığı gibi süpürün.
O kadar güzel süpürün ki yerdeki ve gökteki herkes durup; “Burada işini çok iyi yapan büyük bir çöpçü yaşıyormuş” desin.
Hani Türkçe’de bir atasözü vardır “herkes evinin önünü temizlerse sokaklar tertemiz olur” diye . Bu yüzyılda artık şu şekilde değişmesi elzem; “herkes evinin önünü yapabileceği en iyi şekilde temizlerse sokaklar temiz olabilir”
Çünkü artık sokakları kirletenler çok.
————————-Moris LEVİNİN SAYFASINDAN ALINTIDIR

DUA ÜZERİNE KÜÇÜK BİR HİKAYE!

ANETTE İNSELBERG ÇİÇEK SAÇAN KIZ
Bir yolcu gemisi yolculuk esnasında kopan bir fırtınada batar ve içindekilerden sadece iki adam küçük ve ıssız bir adaya yüzmeyi başarırlar. Ne yapacaklarını bilemeyen bu iki kazazede Tanrı’ya yalvarmaktan başka çarelerinin olmadığına karar verirler. Fakat kimin duasının daha güçlü olduğunu anlamak için adayı ikiye bölmeye karar verirler ve adada karşılıklı olarak yaşamaya başlarlar.
İlk diledikleri şey yiyecektir. Ertesi sabah, birinci adam kendi tarafında dalları meyve dolu bir ağaç bulur ve ağacın meyvelerinden yer. Diğer adamın alanı ise hala çoraktır!
Bir hafta sonra, birinci adam yalnız olduğu için kendisine bir eş diler. Ertesi gün bir kadın yüzerek birinci adamın tarafına gelir. Diğer tarafta yine hiçbir şey yoktur!
Hemen sonra birinci adam bir ev, giysiler ve daha fazla yiyecek diler. Sihirli bir değnek değmişçesine tüm istedikleri kendisine verilir. Fakat ikinci adam hala hiçbir şeye sahip olamamıştır!
En sonunda birinci adam bir gemi diler böylece karısıyla birlikte adayı terk edebilecektir. Sabahleyin kendi tarafına demirlenmiş bir gemi bulur. Birinci adam karısıyla birlikte gemiye biner ve ikinci adamı adada bırakmaya karar verir. Onun hiç bir dileği gerçekleşmediği için Tanrı’nın nimetlerine layık biri olmadığını düşünür.
Gemi kalkmak üzereyken birinci adam cennetten yankılanan bir ses duyar, “Neden arkadaşını adada bırakıyorsun?”
“Bana gönderilen nimetler sadece bana aittir çünkü onlar için ben dua ettim,” diye cevap verir birinci adam. “Onun duaları kabul edilmedi o yüzden o hiçbir şeyi hak etmiyor.”
“Yanılıyorsun!” diye azarlar ses birinci adamı. “Onun sadece tek bir dileği vardı ve kabul ettim. Eğer etmeseydim sen gönderdiğim nimetlerin hiç birine sahip olamazdın.”
“Allah’ım ne olur söyle bana” dedi birinci adam, “Ne diledi de ona minnettar olmam gerekiyor?”
“Senin tüm dileklerinin gerçek olmasını diledi.”
Hepimizin bilmesi gerekir ki👉 bize gönderilen nimetler sadece bizim dualarımızın sonucunda değil 👌bizim için dua edenler sayesinde de gerçekleşir.🤗👍👍
Bu göz ardı edilemeyecek kadar güzel bir hikâye…
Benim bugün sizin için duam, tüm dualarınızın gerçekleşmesidir. Rahmet üzerinizde olsun.
“Başkası için yaptığınız şeyler kendiniz için yaptıklarınızdan daha önemlidir.”👌👍👍👍

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

BUDİST RAHİPLERİN YETİŞTİRDİĞİ ÖĞRENCİYE SORUSU:

anette inselberg budist rahip
Budist rahipler, artık yetiştiğini düşündükleri bir öğrencilerini, yola çıkmadan önce çağırdılar. Başrahip öğrenciye tek bir soru sordu:
* “20 yıldır buradasın, neler öğrendin?”🤔
“Yedi gerçek öğrendim” dedi öğrenci.
* “Yirmi yıldır buradasın, sadece yedi gerçek mi öğrendin?”
“Evet, yedi gerçek öğrendim…”
* “Say” dedi başrahip, “birincisi…”👇
“Dostluklar ikiye ayrılır: Kalıcı dostluklar ve geçici dostluklar. Hayatta bir zorluk ortaya çıktığı anda bozulan dostluklar daha çoktur, kalıcı dostluklar çok azdır…”
* “İkincisi” dedi başrahip.👇
“İnsanların çoğunluğu kalplerini ve beyinlerini geçici değerlere ayırmışlar. Bu değerler uğruna kendi gerçek niteliklerinden taviz vermekten, kötü şeyler yapmaktan çekinmiyorlar…”
* “Üçüncüsü” dedi başrahip.👇
“İnsanlar, amaçlarına ulaşmak için birbirlerini ezmekten çekinmiyorlar. Oysa başkasına kötülük yaparak elde edilen her şeyin geldiği gibi ellerinden gideceğini anlamıyorlar…”
* “Dördüncü” dedi başrahip.👇
“İnsanlar gerçekte bir anlamı ve önemi olup olmadığını hiç düşünmedikleri fakat değerli ve anlamlı saydıkları şeyler yüzünden birbirlerine zarar veriyorlar… Bu şekilde hayatı birbirlerine zehir etmeye alışmışlar.”
* “Beşinci” dedi başrahip.👇
“Herkes yanlışın nedenini, başarısızlığın nedenini başkalarında arıyor.” Kimse, başına ne geldiyse aslında kendi yüzünden geldiğini anlamıyor, kendi suçunu, yanlışını kabul edip düzeltmiyor…”
* “Altıncı” dedi başrahip.👇
“İnsanlar helal lokmanın ve bölüşmenin değerini bilmiyor. En lezzetli lokmanın helal lokma olduğunu unutuyorlar. Vicdanları ve mideleri arasında kaldıkları zaman midelerini tercih ediyorlar…”
* “Yedinci” dedi başrahip.👇
“İNSANLAR BİR ŞEYE DAYANMADAN YAŞAMA GÜCÜNÜ BULAMIYORLAR. BU YÜZDEN ÇOĞU ZAMAN ANLAMSIZ ŞEYLERE SARILIYOR, GÜVENİYORLAR. ASIL SARILMALARI VE GÜVENMELERİ GEREKEN BELKİ DE TEK DUYGUNUN SEVGİ OLDUĞUNU ANLAMAMAKTA ISRAR EDİYORLAR…”
* “Güle güle” dedi başrahip👋👌

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

KAHVENİN TADINA VARMAK

anette inselberg kahvenin tadına varmak
Bir grup, kariyer yolunda ilerleyen yeni mezun, eski üniversitelerindeki profesörlerini ziyaret için bir araya gelirler. Sohbet, sonunda işin ve hayatın stresinden şikâyetleşmeye döner.
Misafirlerine kahve ikram etmek isteyen profesör, mutfağa gider ve yanında büyük bir termos içinde kahve ve porselen, plastik, cam, kristal olmak üzere değişik tarzda ve ucuz görünenden, pahalı ve hatta çok özel olanlarına kadar değişik kahve bardakları ile gelir.
Herkes bir bardak seçince, profesör şöyle söyler:
Fark ettiyseniz, tüm pahalı görünen bardaklar alındı ve geriye ucuz görünümlü, sade bardaklar kaldı.
Kendiniz için en iyi olanı istemeniz normal olsa da, bu sizin stresinizin ve problemlerinizin kaynağını gösterir.
Emin olun ki, bardağın kendisi kahvenin kalitesine hiç bir şey katmaz. Sadece daha pahalıdır ve hatta bazı durumlarda da içtiğimizi saklar!..
Hepinizin aslında istediği kahveydi, bardak değil, ama bilinçli olarak en iyi bardaklara yöneldiniz ve sonra birbirinizin bardağına bakmaya başladınız, içindekine bakan olmadı.
Hayat kahveye benzer, iş, para ve toplumdaki konumunuz da bardaklar. Onlar hayatı tutmak için sadece araçlardır ve seçtiğimiz bardak yaşadığımız hayatın kalitesini belirlemediği gibi değiştirmez de…
Bazen sadece bardağa odaklanarak kahvenin tadını çıkartmayı unuturuz.
Kahvenizin tadına varın!
En mutlu insanlar her şeyin en iyisine sahip değildirler. Sadece her şeyin en iyi şekilde tadını çıkartırlar.
İyi ve gösterişli şeyleri seçme düşüncesi çoğu zaman galip gelir. İçindeki daima ikinci sırada gelir. Oysa unutmamak lazım ki, ambalaj ne kadar görkemli olursa olsun, kullanacağımız şey ambalajın içindedir.
Dost seçerken insanların görünüşüne aldanmak da öyledir. En kötü görünümlü insanın kafasında güzel düşünceler olabilir. En şık görünümlü insanın düşünceleri de felaketiniz olabilir.
Siz daima her şeyin içindeki özüne bakın. Size lezzet veren üzüm bağı değil, üzümüdür.
Hayatta lezzet almanın tek yolu, elimizde güzel ambalajlı şeyler değil, içindekilerdir. Kötü tadı olan bir kahve, paha biçilmez kristaller içinde de olsa içerken yüzümüz buruşur, içemeyiz. Enfes bir kahve sıradan bir bardakta da olsa yüzümüzde tebessüm oluşturur.
Gelin, cevizin kuruyup buruşmuş dış kabuğuna değil, cevizi kırıp içine bakalım. Bütün tat oradadır, dışındaki kabukta değil.

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Vazodaki elma hikayesi

 

 

Konfüçyüs, öğrencilerine ders veriyordu. Sınıfa elinde dar uzun bir vazo ile geldi. Tüm öğrencilerin görebileceği şekilde vazoyu havada tuttu. Diğer elinde de bir elma vardı. Elmayı vazonun içinde koyduktan sonra, vazoyu yere bıraktı ve şöyle dedi;
– Elmayı vazodan çıkarmayı başaran öğrenci, elmayı alabilir.
Öğrencilerden biri atıldı ve elini vazonun dar ağzından içeri soktu. Elmayı yakaladı, çıkarmaya çalıştıkça elma elinden kaydı. Bir de elini vazoya sıkıştırdı, bağırmaya başladı:
– Elimi çıkaramıyorum!
Konfüçyüs;
– Elmayı sıkı sıkı tutmaktan vazgeçmezsen, elini çıkaramazsın.
Öğrenci biraz daha uğraştı, elmayı elinden bırakmak istemiyordu; ama sonunda mecburen bıraktı. Elini vazodan çıkardı. Konfiçyus’a sordu:
– Elmayı vazodan çıkarmanın bir yolu var mı?
Konfüçyüs, nasıl olacağını göstereyim dedi ve vazoyu ters çevirdi. Elma kendiliğinden vazonun içinden yuvarlanıp çıktı. Öğrenciler çözümün bu kadar basit olması nedeniyle gülmeye başladı.
Konfüçyüs, öğrencilerine elmayı göstererek dedi ki:
– Göründüğü gibi basit değil, bazen bırakabilmek daha zordur. Eğer bir şeyi zorla tuttuğunuzda, ulaşmak istediğiniz şeyi engellediğini görüyorsanız, o zaman onu özgür bırakma lısınız.Hayatın akışında bazen ulaşmak istediklerinize onları yakalama ya çalışarak değill, onların size gelmelerine izin vererek ulaşabilirsiniz. Bazen en doğrusu olayları kendi akışına bırakıp müdahale etmemektir. Sorunlara bakış açınızı değiştirdiğinizde farklı çözümler bulabilirsiniz.

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

VAZODAKİ ELMA HİKAYESİ

anette inselberg istediklerine zaten sahipsin
Konfüçyüs, öğrencilerine ders veriyordu. Sınıfa elinde dar uzun bir vazo ile geldi. Tüm öğrencilerin görebileceği şekilde vazoyu havada tuttu. Diğer elinde de bir elma vardı. Elmayı vazonun içinde koyduktan sonra, vazoyu yere bıraktı ve şöyle dedi;
– Elmayı vazodan çıkarmayı başaran öğrenci, elmayı alabilir.
Öğrencilerden biri atıldı ve elini vazonun dar ağzından içeri soktu. Elmayı yakaladı, çıkarmaya çalıştıkça elma elinden kaydı. Bir de elini vazoya sıkıştırdı, bağırmaya başladı:
– Elimi çıkaramıyorum!
Konfüçyüs;👇
– Elmayı sıkı sıkı tutmaktan vazgeçmezsen👈👌, elini çıkaramazsın.
Öğrenci biraz daha uğraştı, elmayı elinden bırakmak istemiyordu; ama sonunda mecburen bıraktı.☝️😏 Elini vazodan çıkardı. Konfiçyus’a sordu:
– Elmayı vazodan çıkarmanın bir yolu var mı?
Konfüçyüs, nasıl olacağını göstereyim dedi ve vazoyu ters çevirdi.🙃 Elma kendiliğinden vazonun içinden yuvarlanıp çıktı. Öğrenciler çözümün bu kadar basit olması nedeniyle gülmeye başladı.
Konfüçyüs, öğrencilerine elmayı göstererek dedi ki:👇
– Göründüğü gibi basit değil, bazen bırakabilmek 🙄👈daha zordur. Eğer bir şeyi zorla tuttuğunuzda🤔, ulaşmak istediğiniz şeyi engellediğini görüyorsanız🙄, o zaman onu özgür bırakma lısınız.👌👍👍Hayatın akışında bazen ulaşmak istediklerinize onları yakalama ya çalışarak değil😎l, onların size gelmelerine izin vererek🤗 ulaşabilirsiniz. Bazen en doğrusu olayları kendi akışına bırakıp müdahale etmemektir. Sorunlara bakış açınızı değiştirdiğinizde farklı çözümler bulabilirsiniz.🙃

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Girmekten Korktuğunuz Mağara, Aradığınız Hazineyi Barındırır…

Resimli Baz

Yeni Ayın ve 9.9. Kapısının Etkisi Devam Ederken El Fettah Takma Zamanı…

yeni-reklam[1]

Merhabalar,
Aslı ve Murat’ın dükkanına ilk gittiğimde El Fettah ( Her türlü zorluk ve güçlüğü çözen, maddi-manevi bütün kapıları açan. Her şeyi hikmetle açan) kolyesini gördüm ve aşık oldum. Enerjisi, zarifliği kendine çekti ve alıp hemen takmaya başladım. Arkasından çok şükür her şey tıkır tıkır çözülmeye başladı… Bir kaç arkadaşıma hediye de ettim. Onlar da fayda gördü…
Baktım ki gökyüzü yeni ayın ve 9.9 kapısının  yani başarının, bolluğun, dileklerin kabulunun etkisinde işte El Fettah kolyemi takmanın ve bu etkileri arttırmanın tam zamanı diye düşündüm…
Ben sevgiyle ve inanarak ve şükrederek takıyorum eğer sizlerin de gönlüne düşerse takmanızı tavsiye ederim…
Hepinizi kocaman kocaman öpüyorum cancanlar,
Anette İnselberg
Not: Murat ve Aslı çiftinden almak isteyenler için iletişim adresini paylaşıyorum…
http://www.agdsign.com
http://www.instagram.com/agdsign.tr
http://www.facebook.com/agdsign2009
wattsapp sipariş hattımız: 05412422324
Kolyeler sırasıyla:
Zincirli kolyeler 80₺
İpli kolyeler 60₺
KDV Kargo dahil.
Kolyeler pirinç üzerine altın kaplama olup, ömürboyu garanti veriyoruz.

Çalakalem Yazılarım... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Eylül 2018 Seminer Programı…

eylül 2018 2

HOTİÇ ‘in hikayesini bilir misiniz ??

anette inselberg hotiç yerli malı yurdun malı
Balkan Savaşları…
Osmanlı, 500 yıllık topraklarından çıkmak zorunda kaldı. 1.5 milyon Türk yollara düştü…
Saraybosnalı Ali Haciç, hamile eşi ve beş çocuğu bu göçmenlerden idi…
Çileli yolculuğun son durağı Manisa oldu…
Salih Haciç bu zorlu göç yolunda, trende dünyaya geldi! Sekiz yaşında ayakkabı kunduracısının yanına çırak verildi. İzmir’deki dört yıllık askerliğinde mesleğini ilerletti; subaylara ayakkabı yaptı.
O artık zanaatkar idi. Mesleğini ilerletmek için 1936 yılında İstanbul’a göç etti. Eminönü’nden Beyazıt’a çıkan Mercan’da küçük ayakkabı atölyesi açtı. Yıl, 1938 idi.
Kadın ve erkek ayakkabısı yapıp sattığı 35 metrekarelik dükkanına “Hotiç” adını koydu. Dört yıl önce çıkan soyadı kanunuyla “Hotiç” soyadını almıştı çünkü…
Salih Hotiç, Fatma Remziye ile evlendi; ikisi kız altı çocukları oldu. Fatih semtindeki Bosna Apartmanı’nda çocuklar derinin kunduranın içinde büyüdü. Büyüdükçe hepsi babalarına yardım etti; mesleği çocukken öğrendiler. Kimi zaman -Serdar Hotiç gibi- falçatayla parmağını keserek…
Çocukların tatilleri köprü altında, semt pazarlarında terlik satarak geçti.
Zaman zamanı kovaladı…
Çocuklar büyüdü…
Babaları Salih Hotiç, “halk tipi” el işi ayakkabı yapıyordu…
Altı çocuktan “dört numara” Serdar işin başına geçti; ve “modern” ayakkabı yapmak için İtalya’dan teknoloji getirdi; büyük atölye ve tasarım ekibi kurdu. Üretim teknolojisini, el işçiliğinin kalitesiyle birleştirdi…
1979’da Bağdat Caddesi’ne ikinci mağazayı açtılar. Ardından Caddebostan mağazası geldi…
Yıl, 1987. Serdar Hotiç, farklı sektörlerde iş yapan Mehmet, Ahmet ve Sermet’e “beraber olalım” çağrısı yaptı. (Örneğin Mehmet Hotiç, Altınyıldız’ın genel müdürlüğünü yapıp “Network” ve “Fabrika” markalarının yaratılmasına katkıda bulundu.)
Kardeşlerin birleşmesiyle Hotiç daha da büyüdü. Hotiç Ayakkabı Sanayi ve Ticaret Anonim Şirketi’ni kurdular.
İlk ayakkabı ihracatını Saraybosna ve Üsküp’e gönderdiklerinde Salih Hotiç gözyaşlarını tutamadı…
Hotiç kısa sürede ihracatını yedi katına çıkardı.
Türkiye’den dünyaya çıkan ilk ayakkabı markamız oldu.
Zamanla -Moğolistan’dan İsviçre’ye- dokuzu yabancı ülkede 160 mağazaya ulaştı.
ABD dahil onlarca ülkeye ayakkabı satmaya başladı.
Tüm satın almalarını yurt içindeki tedarikçi partnerlerinden yaparak, Türk ayakkabı ve çanta üretiminin gücünü de arkasına aldılar.
Binlerce çalışanları oldu. Senede 150 bin çift ayakkabı üretmeye başladılar.
Ne yazık ki:
İlk darbeyi 2001 krizinde yediler. Dört gayrimenkullerini satarak atlattılar.
Türk ekonomisindeki kriz kasırgası hiç bitmedi ki…
Krizi 2001 yılında atlatmayı başaran Hotiç bu yıl yine yaşamaya başladı:
– Türk Lirası’nın aşırı değer kaybetmesi…
– Piyasadaki nakit sıkıntısı…
– Faiz politikası…
Birçok perakendeci gibi dünya markası Hotiç’in de ticari faaliyetini etkiledi; kısa vadeli ödeme sıkıntısına düştü.
Lider ayakkabı, çanta, aksesuar markası Hotiç, 80 yaşında konkordato ilan etti. Yani…
Yeni piyasa koşullarına uyum sağlamak, mevcut ödeme yapısında sürdürülebilir değişikliklere gitmek, bazı tedbirler almak ve yasal süreçleri devreye koymak için yeni yapılandırma sürecini başlattı…
Umarım… Bayileri, tedarikçileri ve çalışanlarıyla Hotiç ailesi elbirliğiyle bu zorlu dönemi geride bırakır.
Gelelim asıl konuya; neden Hotiç’i yazdım:
Bundan üç yıl önce Hotiç Paris’te mağaza açmak istedi. Bir binayı beğendiler ve tam el sıkışacakken yerel yönetim izin vermedi. Dediler ki:
– “Bu sokakta bir başka ayakkabı mağazası var; onun cirosunu düşürebilirsiniz, ticaretini etkileyebilirsiniz; siz başka sokakta mağaza bulun!”
Demek istediğim bu:
Serbest piyasa koca yalandır.
Devlet pazarda yer almalıdır. Almakla kalmayıp milli-yerli markalarımıza zor dönemlerinde yardımcı olmalıdır…
Hotiç 80 yılda dünya markası oldu. Bir devlet, “ne halleri varsa görsün” diyemez. Derse, Türkiye üretimini büyütemez.
Şirketlerin daha sağlam ve kararlı adımlar atmasına yardımcı olmak zorundadır devlet…
Sadece devlet mi?
Peki sen değerli vatandaş!
Milli bir değerin yok olmasını sadece seyredecek misin? İstanbul’a döndüğümde hemen bir Hotiç mağazasına gidip ayakkabı alacağım. Yerli markamızı taşıdığım için gurur duyacağım…
Siz de gidin bir ayakkabı, bir çanta ya da bir aksesuar alınız. Hotiç’i azgın krize yem yapmayınız!
Sadece Hotiç değil…
Artık… Tüm yerli markalarımızı satın alınız. Aldığınız için kendinizle gurur duyunuz; yerli malı yurdun malı! Yurtseverlik böyle zor zamanlarda belli olur arkadaş!
Soner Yalçın

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

9-9 Kapısı Ritüeli…

9-9 ritüeli anette inselberg

9.9 ritüeli güçlü enerjilerin bir araya geldiği ve yeni ayla da birleşen bir ritüel… Bu ritüeli akşam (dokuzdan sabaha karşı üçe kadar yapabilirsiniz)  21.00 p.m.  sabaha karşı 03.00a.m. arası yapabilirsiniz…

Gerekli Malzemeler:

Mavi bir karton

Parktan alınmış bir avuç toprak

Bir bardak su

Sevdiğiniz bir yüzük

Ritüelin Yapılışı

09.09. kapısı ritüelini 09.09 tarihinde akşam dokuzla sabaha karşı üç arası yapıyorsunuz

Mavi bir kartonun üzerine parktan aldığınız bir avuç toprağı daire şeklinde yerleştiriyorsunuz.

Sevdiğiniz yüzüğü elinizde tutun ve dileklerinizi söylemeye başlayın. Dileklerinizi olmuş gibi ve hissederek söylüyorsunuz.( Bol param ve harika bir işim var. Mükemmel bir sevgilim var. Kendi evimde oturmaktan mutluyum gibi)

Dairenin ortasına bir bardak su ve içine dileklerinizi söylediğiniz yüzüğü koyuyorsunuz.

Yüzüğü suyun içine koyarken ”Allah’ın izniyle gökyüzündeki bu enerjilerin dileklerimi hızlıca, neşeyle, sağlıkla, kolaylıkla, mutlulukla yerini getirmesini seçiyorum, seçiyorum, seçiyorum” deyin.

Bu ritüel alanına ertesi sabah dokuza kadar hiç dokunmayın.

Ertesi sabah (10.09 tarihinde) dokuzdan sonra yüzüğü parmağınıza takın ve ”dileklerim hayatıma hızlıca girdi, hızlca girdi ve hızlıca girdi. Çok şükür” deyin. Yüzüğü üç gün boyunca parmağınızdan çıkarmayın…

Diğer malzemeleri toprağa gömün.

Sağlıcakla,

Anette İnselberg

 

Çalakalem Yazılarım... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Yeni Ayda Dileklerini Rüzgara Söyle Ritüeli

anette inslberg yeni ay ritüel dilekler

Bu ritüeli evimizin balkonunda (eğer balkonda bitkimiz varsa) ya da parkta yapabiliriz.
İhtiyacımız olan malzemeler
Beyaz kağıt
Mavi kalem
Yazdığımız dileği sarmak için buzdolabı poşeti ya da streç film
Beyaz ya da krem ip
Parka gidip dilediğimiz bir ağacın ya da bitkinin altına oturuyoruz. Ve beş dakika gökyüzünü seyrediyoruz. Arkasından getirdiğimiz kağıda mavi kalemle dileklerimizi yazmaya başlıyoruz.
Dileklerimizi olmuş gibi yazıyoruz. (Çok güzel bir evliliğim var, harika bir tatil yaptım, İşim çok iyi ve çok iyi para kazanıyorum, eşim beni çok seviyor, yeni işim çok bereketli gibi)
Dileklerimizi yazdıktan sonra dileklerimiz olmuş gibi o duygunun içine giriyor, o hazzı o mutluluğu yaşıyoruz.
Dileklerimizi yazdığımız kağıdı yedi kat streç filmle sarıyoruz ya da yedi kat buzdolabı poşetine ki yağmurda yazılar bozulmasın.
Sonra ayağa kalkıp ağacın ya da bitkinin dalına beyaz ya da krem iple dileğimizi bağlıyoruz. Dileğimizi bağlarken şu sözleri söylüyoruz: ‘’Benim, bütünün ve ilgili herkesin hayrına bu dileklerimin hızlı, kolay ve çabucak olmasını seçiyorum. Dileklerim mutluluk huzur ve neşeyle çoktan hayatıma girdi bile. Çoktan hayatıma girdi bile. Çoktan hayatıma girdi bile. Şükürler olsun’’
Bir süre dileklerimizin rüzgarda salınışına ve evrene yayılışına bakıyoruz eve dönüş yolunda bir çocuğu sevindiriyoruz.

Sağlıcakla,

Anette İnselberg

Not 1: Yazının videosunu Anette İnselberg u tube kanalımda bulabilirsiniz.

Not 2: Parkta yaptıysanız kağıt ne oldu diye takip etmiyorsunuz her şeyi evrene teslim ediyorsunuz.

Not 3: Evin balkonunda yaptıysanız yeniaydan sonraki beşinci gün aynı saksının toprağına gömüyorsunuz

 

 

Çalakalem Yazılarım... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »