-Bizler, tercih ettiklerimiz kadarız.
ETRAFIMIZDAKİ DAİREYİ KALDIRMANIN ZAMANI GELDİ…

İlişkileri Şifalandırmak
O insanın size gelmeyeceğini bile bile, sırf kaybetme, eksiklik veya yetersizlik duygusunu yaşamamak için, kendinizi kötü hissetmemek adına, takıntı yaparsınız. İnat edersiniz. Yaratmış olduğunuz şey aslında illa benim olacak takıntısıdır. Peki diyelim sonunda sizin oldu. Bu ilişki ne kadar sağlıklı olur sizce. Zorlama ile başarılan ilişkiler sonunda çatırdamaya başlayınca “ben nerede hata yaptım “ dersiniz.
Doğadan örnek alın, dişi aslan her zaman kendine denk aslana izin verir. Erkek aslan da kendi eşiyle ayni yolda güvenle ve gururla ilerler. Kendi gücünün farkında olan ve kendi başına da tam olan iki aslan güçlerini birleştirerek bir olmuşlardır. Bu birlik bilinci ile kendi teretorisinde kendi kuralları ile hükmeder ve güvenli huzurlu yaşamı için büyük bir yol kaydetmiş olur. İçindeki dengeyi yakalayan ve kendine denk enerjide eşini bulan aslan, şimdi yuvasını ve birlikte oluşturduğu yaşam alanını kısaca hayatını dışarıdan gelecek etkilere karşı koruma altına alma çabasına girer.
Peki, sizin hayatınıza giren veya girmesini arzuladığınız o kişi, size denk midir? Tam ve bütün müdür? Gerçekten sizi hak etmekte midir? Yoksa paket farklı içerik farklı mıdır? Gerçekten arzuladığınız ve takıntı haline getirdiğiniz o kişiden umduğunuzu bulamayınca kendinizi nasıl hissedeceksiniz?
Dolayısı ile ne yapmalı. Enerjinizi güçlendirmeli, çakralarınızı dengede tutarak evrenden size akan enerji akışını verimli olarak en iyi şekilde almalısınız. “Ben nerede hata yapıyorum” sorusunun altında, giderek daha yüksek tonda duyacağınız ve hissedeceğiniz ben kendimi şifalandırmak istiyorum arzusu yatar. İlişkimi şifalandırmak istiyorum, evimi şifalandırmak istiyorum, ailemi şifalandırmak istiyorum, ruhumu ve bedenimi şifalandırmak istiyorum.
Bunu istemek başarmanın ilk adımıdır. Ancak isteyerek veya niyet ederek sadece önünüzdeki açılması gereken kapının sadece anahtarının yerini öğrenmiş olursunuz. Çaba sarf ederek o anahtarı kapıya kadar götürürsünüz. İyi niyet göstererek ve inanarak anahtarı yuvasında döndürebilir ve kapıyı açmayı başarırsınız. Her insan kendini her konuda şifalandırma gücüne sahiptir. Yeter ki kendi özünü hatırlasın, kendi ışığını güçlendirsin ve kendine güvensin.
“İlişkilerimde dengeyi bulmak için kendimi şifalandırmaya niyet ediyorum.
Bana takıntı yapacak tüm unsurları kabule geçiyorum ve bu takıntıları kendimden iptal ediyorum.
Hayat yolculuğumda sağlıkla ve mutlulukla ilerlemeyi seçiyorum. Kendimi güvende hissetmeyi, başarılı olmayı, enerjimi hatırlamayı, yapabileceklerimi keşfetmeyi, kendimden ve yaşadığım her andan keyif almayı seçiyorum. Bugün bana gelecek güzel ve hayırlı tüm enerjilere kucak açıyorum, izin veriyorum ve bu enerjilerin önce benim sonra bütünün hayrına olmasını diliyorum. Yüksek enerjimle ruhumu ve bedenimi her alanda şifalandırmaya hazırım ve bunu deneyimlemek istiyorum.
Kendimi hak ettiğim gibi şifalandırdıktan sonra, sevgi ile yoğrulmuş ışığımı tüm ilişkide bulunduğum insanlara yolluyorum ve onlarla birlikte dengede olmaya niyet ediyorum. Benim değerimin farkında olan, benim de onun farkında olacağım, güvenli, huzurlu, mutlu bir ilişkiyi yaşamayı diliyor ve istiyorum.
Beni şifalandırdığı için kendime ve ruhuma teşekkür ediyorum. Bana, kendimi şifalandırma yeteneği verdiği için ve ihtiyacım olan hayırlı enerjileri benden esirgemediği için Yardanıma şükrediyorum. ”
Sevgiyle … Serkan Sorguç –
Ne geriye bak kızgınlıkla, nede ileriye korkuyla… Sadece etrafına bak farkındalıkla.”
Olumsuza kapılmak ve koyvermek kolaydır. Ama kıçını kaldırmadan olumluyu çağırmak ve piyangonun sırf iyi niyetlisin diye sana vurmasını ummak, aynı şeyin sadece daha güzel paketlenmiş halidir. İyi niyetli filan değilsin – görsene – çok korkaksın.
İnsan; sorumluluk bilinciyle, irade ve disiplinle, içindeki erki devreye sokmadığı sürece ancak ham bir potansiyel olarak, yaşanmamış koca ömrünün bahanesini kurar.
Ali Karakuş

10 yaşımdaki başarılarım 10 yaşımın, 20 yaşımdaki başarılarım 20 yaşımın, dünün başarıları ise dünün başarılarıdır. Bunların bugün bir anlamı yoktur. Onlarla böbürlenip, ben ne kadar muhteşemim diye yaygara yapsam da geçmişin bu başarılarında bugün hissedilen büyük tatminler yoktur.
10 yaşımda okul müsameresinde başrol oynamak çok havalı ve beni mutlu eden bir şeydir belki ama bugün onu anımsadığımda aynı mutluluğu hissetmem. 20 yaşımda şu madalyayı kazanmak, bu dağa tırmanmak da o gün muhteşem
olsa da bugün bana vereceği şey en fazla gururlanma ihtimalidir.
Oysa 10 yaşımda, okula getirdiğim yemeğimi okulun yoksul çocuğu ile paylaşmak, 15 yaşımda lisede herkesin hor gördüğü bir insanın göz yaşlarını dindirmek için onunla sohbet etmek ve ona önemsendiğini hissettirmek, mesanesi patlamak üzere olan sakat, yaşlı bir evsizin herkes dalga geçerken tuvaletini yapmasına yardımcı olmak, sokakta diğer çocukların korktuğu sara krizi geçiren bir adamı kollarında sakinleştirmek, herkesin, tüm
doktorların umudu kestiği bir öğrencinin yavaş yavaş yeniden yaşama tutunmasını sağlamak, yıllarca dert tasa çekip çabalayıp öğrendiğin bilgileri insanlara çömertçe sunup onların senden daha hızlı, daha kolay hayatlarını mükemmelleştirdiklerini izlemek… Bunlar ilk anda, o eylemi yaparken hissettiğim hazzı bugün de tam gücüyle, tam etkisiyle hissettiğim mutluluklardır. Ne zaman kendi adıma bir başarı kazansam onun hazzı yalnızca o zamana ait oldu, ne zaman başkaları için kendimden bir şeyler versem, onların mutlu olması için bir adım atsam hazzı tüm zamanların oldu.
Başarı ölümlüdür, geçicidir, unutulmaya mahkumdur; iyi olan, şefkatli olan, paylaşılan ölümsüzdür, kalıcıdır, daima anımsanır. Gerçekten ama gerçekten mutlu olmak istiyorsak biriktirmemiz gereken şey başarı dolu anılar değildir. Bu anılar bize şu an bir şey hissettirmedikleri gibi geçmişte kalan başarılar oldukları için acı çekmemize bile sebep olurlar. Gerçekten mutlu olmak istiyorsak, şefkat dolu, korkusuz, insanların acılarının dinmesini ve kalplerinin ışıkla dolmasını sağladığımız anıları biriktirmeliyiz. Bu anılarımız ne kadar fazlaysa o kadar mutlu, o kadar güçlü, o kadar muhteşem ve o kadar ölümsüz olabiliriz.
Cem Şen
Budha herhangi bir acı durumunda hakikati anlayan insana tek bir ok saplandığını ama hakikati anlamayan insana iki ok saplandığını söyler. İlk ok, olan olay tarafından saplanırken ikinci ok bizim tarafımızdan, düşüncelerimiz ve yorumlarımızla saplanır.
İlk ok genellikle bize zarar vermez; ancak ikinci ok daima hayati bir organa saplanır ve bize asıl zarar veren de bu ikinci oktur. İkinci ok bizim içsel konuşmamızdır, gerçeğe fiyat biçmemiz ve onun gerçek değerini anlamayıp kusurlu bedel ödememizdir. Eğitilmemiş insana daima iki ok saplanır, eğitilmiş bir insana ise yalnızca bir tane.
Cem Şen

Kendini atıyorsun öylesine yükseğe, ama her atılan taş düşer!..
Kendini yargılamışsın, kendini taşlamaya yargılaşmışsın: Ey Zerdüşt, gerçekten yükseğe atmışsın taşını, ama senin tepene inecek o!..
Derken sustu cüce; ve bu uzun sürdü. Ama sessizliği beni sıkıyordu. Bu durumda iki kişi,gerçekten tek başına olmaktan daha yalnızdır!…..
Tırmandım, tırmandım, düşledim, düşündüm, ama her şey beni sıkıyordu. Ağır işkenceden yorgun düşmüş ve daha beter bir düşle uykusundan uyandırılmış bir hasta gibiydim.
Ama bende yüreklilik dediğim bir şey var. Şimdiye dek bende ki her yılgınlığı öldürmüştür. Sonunda bu yüreklilik beni durdurdu da, söyletti: Cüce.. Ya sen, ya ben!..
Çünkü yüreklilik en iyi öldürendir. Saldıran yüreklilik : her saldırıda cümbüş sesleri vardır da ondan…
Ama insan, en yürekli hayvandır. Her hayvanı bununla alt etmiştir. Cümbüş sesleriyle alt etmiştir her ağrıyı; oysa insan ağrısı en derin ağrıdır…
Yüreklilik, uçurum ağzındaki baş dönmesini dahi öldürür: İnsanın uçurum ağzında olmadığı yer mi var ki!.. Görmek bile, uçurumlar görmek değil midir?..
Yüreklilik en iyi öldürendir. Yüreklilik acımayı dahi öldürür. Oysa acıma, en derin uçurumdur. Kişi, hayatı nice derinliğine görürse, onca derinliğine görür acı çekmeyi de.
Ama yüreklilik en iyi öldürendir, saldıran yüreklilik: Ölümü dahi öldürür o; çünkü der: Bu muydu hayat?.. Peki öyleyse! Bir daha…
Fakat bu türlü sözlerde pek çok cümbüş sesleri vardır. Kulağı olan işitsin…
~Friedrich Nietzsche / Böyle Buyurdu Zerdüşt