Bizler tercihlerimiz kadarız…

Sokrates bir gün derste öğrencilerine birer beyaz kâğıt dağıtır ve üzerine bir daire çizmelerini ister.   Dairenin tam ortasına da bir nokta koymalarını söyler… Ve “Büyük mü yoksa küçük mü bir daire çizdiniz” diye sorar.   Bazıları küçücük bir daire çizerken bazıları tüm kağıdı doldurmuştur… Ve sonra, “Dairenin, tam ortasındaki nokta sizsiniz. Daire ise sizin yaşadığınız hayata koyduğunuz sınırlamayı temsil eder. Siz kendi dünyanızın merkezisiniz” der.   Daha sonra, “Şimdi daireyi silin. Geriye sadece nokta kaldı. Şimdi sınırı olmayan bir dairenin merkezindesiniz…   ……
-Bizler, tercih ettiklerimiz kadarız.
Seçeneklerimiz kadarız.
Algıladıklarımız kadarız.
Merak ettiklerimiz kadarız.
-Düşündüklerimiz kadarız.
Yaptıklarımız kadarız.
Hayatta oluşturduğumuz eylemlerimiz kadarız.
ETRAFIMIZDAKİ DAİREYİ KALDIRMANIN ZAMANI GELDİ…

Bana takıntı yapacak tüm unsurları kabule geçiyorum ve bu takıntıları kendimden iptal ediyorum.

 

İlişkileri Şifalandırmak
O insanın size gelmeyeceğini bile bile, sırf kaybetme,  eksiklik veya yetersizlik duygusunu yaşamamak için, kendinizi kötü hissetmemek adına, takıntı yaparsınız. İnat edersiniz. Yaratmış olduğunuz şey aslında illa benim olacak takıntısıdır. Peki diyelim sonunda sizin oldu. Bu ilişki ne kadar sağlıklı olur sizce. Zorlama ile başarılan ilişkiler sonunda çatırdamaya başlayınca “ben nerede hata yaptım “ dersiniz.
Doğadan örnek alın, dişi aslan her zaman kendine denk aslana izin verir.  Erkek aslan da kendi eşiyle ayni yolda güvenle ve gururla ilerler.  Kendi gücünün farkında olan ve kendi başına da tam olan iki aslan güçlerini birleştirerek bir olmuşlardır. Bu birlik bilinci ile kendi teretorisinde kendi kuralları ile hükmeder ve güvenli huzurlu yaşamı için büyük bir yol kaydetmiş olur. İçindeki dengeyi yakalayan ve kendine denk enerjide eşini bulan aslan, şimdi yuvasını ve birlikte oluşturduğu yaşam alanını kısaca hayatını dışarıdan gelecek etkilere karşı koruma altına alma çabasına girer.
Peki, sizin hayatınıza giren veya girmesini arzuladığınız o kişi, size denk midir? Tam ve bütün müdür? Gerçekten sizi hak etmekte midir?  Yoksa paket farklı içerik farklı mıdır? Gerçekten arzuladığınız ve takıntı haline getirdiğiniz o kişiden umduğunuzu bulamayınca kendinizi nasıl hissedeceksiniz?
Dolayısı ile ne yapmalı. Enerjinizi güçlendirmeli, çakralarınızı dengede tutarak evrenden size akan enerji akışını verimli olarak en iyi şekilde almalısınız. “Ben nerede hata yapıyorum” sorusunun altında, giderek daha yüksek tonda duyacağınız ve hissedeceğiniz ben kendimi şifalandırmak istiyorum arzusu yatar. İlişkimi şifalandırmak istiyorum, evimi şifalandırmak istiyorum, ailemi şifalandırmak istiyorum, ruhumu ve bedenimi şifalandırmak istiyorum.
Bunu istemek başarmanın ilk adımıdır. Ancak isteyerek veya niyet ederek sadece önünüzdeki açılması gereken kapının sadece anahtarının yerini öğrenmiş olursunuz. Çaba sarf ederek o anahtarı kapıya kadar götürürsünüz.  İyi niyet göstererek ve inanarak anahtarı yuvasında döndürebilir ve kapıyı açmayı başarırsınız. Her insan kendini her konuda şifalandırma gücüne sahiptir. Yeter ki kendi özünü hatırlasın, kendi ışığını güçlendirsin ve kendine güvensin.
“İlişkilerimde dengeyi bulmak için kendimi şifalandırmaya niyet ediyorum.
Bana takıntı yapacak tüm unsurları kabule geçiyorum ve bu takıntıları kendimden iptal ediyorum.
Hayat yolculuğumda sağlıkla ve mutlulukla ilerlemeyi seçiyorum. Kendimi güvende hissetmeyi, başarılı olmayı, enerjimi hatırlamayı, yapabileceklerimi keşfetmeyi, kendimden ve yaşadığım her andan keyif almayı seçiyorum. Bugün bana gelecek güzel ve hayırlı tüm enerjilere kucak açıyorum, izin veriyorum ve bu enerjilerin önce benim sonra bütünün hayrına olmasını diliyorum. Yüksek enerjimle ruhumu ve bedenimi her alanda şifalandırmaya hazırım ve bunu deneyimlemek istiyorum.
Kendimi hak ettiğim gibi şifalandırdıktan sonra, sevgi ile yoğrulmuş ışığımı tüm ilişkide bulunduğum insanlara yolluyorum ve onlarla birlikte dengede olmaya niyet ediyorum. Benim değerimin farkında olan, benim de onun farkında olacağım, güvenli, huzurlu, mutlu bir ilişkiyi yaşamayı diliyor ve istiyorum.
Beni şifalandırdığı için kendime ve ruhuma teşekkür ediyorum.  Bana, kendimi şifalandırma yeteneği verdiği için ve ihtiyacım olan hayırlı enerjileri benden esirgemediği için Yardanıma şükrediyorum.  ”
Sevgiyle … Serkan Sorguç –

Ne geriye bak kızgınlıkla, nede ileriye korkuyla… Sadece etrafına bak farkındalıkla.”

 

 

Ne geriye bak kızgınlıkla, nede ileriye korkuyla… Sadece etrafına bak farkındalıkla.”

James Thurber

Hazır olun ya da olmayın, bir gün sona geleceksiniz…

 540714_584780821540055_707842970_n[1]
O gün geldiğinde zenginliğiniz, hıncınız kininiz, öfkeleriniz, hayal kırıklarınız, umutlarınız, tutkularınız, planlarınız ve yapmak istediklerinizin hiçbir önemi kalmayacak….
Öyleyse önemli olan nedir?   Yaşadığımız günlerin değeri neyle ölçülür?
– Önemli olan, ne aldığınız değil, ne verdiğinizdir.
– Önemli olan, öğrendikleriniz değil, öğrettiklerinizdir.
– Önemli olan, doğruluk, dürüstlük, merhamet, fedakarlık ve cesaretle atmış olduğumuz her adımla, başka yaşamları zenginleştirmiş olmanızdır.
– Önemli olan, yetenekleriniz değil, karakterinizdir.
– Önemli olan, diğer insanları yüreklendiren, onların sizi takip etmesini sağlayan örnek bir insan olmaktır.
– Önemli olan kaç kişi tanıdığınız değil, siz gittiğinizde ebedi bir yoksunluk hissedecek olan insanların sayısıdır.
– Önemli olan, hatıralarınız değil, sizi sevenlerin kalbinde yaşayacak olan hatıralarınızdır.
– Önemli olan, ne kadar uzun süre hatırlanacağınız değil, kimler tarafından ne şekilde hatırlanacağınızdır.
– Önemli bir hayat yaşamak rastlantıyla olmaz.
– Önemli olan, koşullar değil, seçimlerinizdir.
– Önemli bir hayat yaşamayı seçin…!
– Michael Josephson –

Ve Nasreddin Hoca dedi ki: Beni hekimlere değil, damdan düşen birine emanet edin…

Ve Nasreddin Hoca dedi ki: Beni hekimlere değil, damdan düşen birine emanet edin…

Bardak, cama üflendiğinde kırıktır…

 

Olgular durağan değil değişkendir. Kalıcılık bir gerçek değil bir fikirdir. Bardak zaten kırıktır ve yalnızca bunun olacağı günü beklemektedir. Bardağı şu an sağlam görüp onun sağlam kalacağını sanmak bir yanılgıdır. Bardak kötü kaderiyle karşılaşana ya da iyi kaderini tüketene kadar sağlam görünür. Dolayısıyla da bardağa dört elle sarılmanın anlamı yoktur. Onu sonsuza kadar sağlam kalacakmış gibi algılamak, bir kenarı çatladığında buna şaşırmak ya da bundan korkuya kapılmak, sanki anormal bir şey olmuş gibi algılamak zaten kırık olan bir şeyi sağlam tutmaya çalışmaktan kaynaklanır. Bardak, cama nefes üflendiği anda zaten kırıktır.

 

Hayat, içindeki şeylerle birlikte geçici, değişken ve dolayısıyla güvenilmezdir.  Ona dört elle sarılmaya kalkmak, bir nehrin üzerine çerden çöpten kalıcı bir ev yapmaya kalkışmaktır. Böyle bir bina bir kez inşa edildi mi onun sağlam kalacağına, değişmeyeceğine, geçici olmayacağına bel bağlayamayız. Tersine, bir nehrin üzerine ev inşa etmek, evin sürekli olarak yeniden, yeniden ve yeniden inşa edilip durması anlamına gelir. Aksi halde dağılıp yok olacaktır.

 

Kalıcı olmayan, değişken, geçici bir gerçeklik içinde mutluluk yalnızca kendinden önceki mutsuzlukla vardır; mutsuzluk yalnızca kendinden önceki mutlulukla vardır. Mutsuzluk, mutluluğun ön koşuludur. Mutluluk, mutsuzluğun ön koşuludur. Mutsuzluk daha doğduğu anda mutluluktur. Mutluluk daha doğrduğu anda mutsuzluktur. Mutluluk geçicidir; kendini oluşturan koşullar tükeninceye kadar mutluluktur. Mutsuzluk geçicidir; kendini oluşturan koşullar tükeninceye kadar mutsuzluktur.

 

Her şey geçicidir. Bunu anlamamak, varoluşun en temel doğasını kavrayamamaktır. Bu en temel doğayı kavrayamamak, bundan sonra kavrayacağımız HER ŞEYİN yanılgı olacağı anlamına gelir. Bu hakikat, varoluşun en temel zemini olduğu için, bu zemini tanımamak, anlamamak, onu hayatın bir parçası yapmamak üzerinde inşa edeceğimiz ya da duracağımız bir zemine sahip olmamak demektir. Gerçek olmayan bir zemine gerçek bir şey inşaa edilemez. Bu nedenle geçiciliği kavramayan bir zihnin kavradığı her şey, her iddiası muhtemelen yanlış, yanılgı dolu ve geçici olacaktır.

 

Hakikat durmak değil, akmaktır. Ben, bir kişi değil, değişken bir durumdur. Bunu anlamak değişken olmayan bir hakikate ulaşmaktır.

Cem Şen

Eylem tek gerçektir ! Eylem HAYAT tır …

Olumsuza kapılmak ve koyvermek kolaydır. Ama kıçını kaldırmadan olumluyu çağırmak ve piyangonun sırf iyi niyetlisin diye sana vurmasını ummak, aynı şeyin sadece daha güzel paketlenmiş halidir. İyi niyetli filan değilsin – görsene – çok korkaksın.

İnsan; sorumluluk bilinciyle, irade ve disiplinle, içindeki erki devreye sokmadığı sürece ancak ham bir potansiyel olarak, yaşanmamış koca ömrünün bahanesini kurar.

Ali Karakuş

Başarı Nedir?

 

10 yaşımdaki başarılarım 10 yaşımın, 20 yaşımdaki başarılarım 20 yaşımın, dünün başarıları ise dünün başarılarıdır. Bunların bugün bir anlamı yoktur. Onlarla böbürlenip, ben ne kadar muhteşemim diye yaygara yapsam da geçmişin bu başarılarında bugün hissedilen büyük tatminler yoktur.

10 yaşımda okul müsameresinde başrol oynamak çok havalı ve beni mutlu eden bir şeydir belki ama bugün onu anımsadığımda aynı mutluluğu hissetmem. 20 yaşımda şu madalyayı kazanmak, bu dağa tırmanmak da o gün muhteşem
olsa da bugün bana vereceği şey en fazla gururlanma ihtimalidir.

Oysa 10 yaşımda, okula getirdiğim yemeğimi okulun yoksul çocuğu ile paylaşmak, 15 yaşımda lisede herkesin hor gördüğü bir insanın göz yaşlarını dindirmek için onunla sohbet etmek ve ona önemsendiğini hissettirmek, mesanesi patlamak üzere olan sakat, yaşlı bir evsizin herkes dalga geçerken tuvaletini yapmasına yardımcı olmak, sokakta diğer çocukların korktuğu sara krizi geçiren bir adamı kollarında sakinleştirmek, herkesin, tüm
doktorların umudu kestiği bir öğrencinin yavaş yavaş yeniden yaşama tutunmasını sağlamak, yıllarca dert tasa çekip çabalayıp öğrendiğin bilgileri insanlara çömertçe sunup onların senden daha hızlı, daha kolay hayatlarını mükemmelleştirdiklerini izlemek… Bunlar ilk anda, o eylemi yaparken hissettiğim hazzı bugün de tam gücüyle, tam etkisiyle hissettiğim mutluluklardır. Ne zaman kendi adıma bir başarı kazansam onun hazzı yalnızca o zamana ait oldu, ne zaman başkaları için kendimden bir şeyler versem, onların mutlu olması için bir adım atsam hazzı tüm zamanların oldu.

Başarı ölümlüdür, geçicidir, unutulmaya mahkumdur; iyi olan, şefkatli olan, paylaşılan ölümsüzdür, kalıcıdır, daima anımsanır. Gerçekten ama gerçekten mutlu olmak istiyorsak biriktirmemiz gereken şey başarı dolu anılar değildir. Bu anılar bize şu an bir şey hissettirmedikleri gibi geçmişte kalan başarılar oldukları için acı çekmemize bile sebep olurlar. Gerçekten mutlu olmak istiyorsak, şefkat dolu, korkusuz, insanların acılarının dinmesini ve kalplerinin ışıkla dolmasını sağladığımız anıları biriktirmeliyiz. Bu anılarımız ne kadar fazlaysa o kadar mutlu, o kadar güçlü, o kadar muhteşem ve o kadar ölümsüz olabiliriz.

Cem Şen

Karma Yaratımına Bakış…

Dünyadaki çoğu sorunumuzun kaynağı eylemlerimizin fazla doğrusal olması; daha doğrusu eylemlerimizi “doğrusal” sanmamız. Bizden çıkan bir eylemin bizden uzağa doğru gitme eğiliminde olduğunu ve onunla bir daha buluşmayacağımızı sanıyoruz. Bu sebeple de yaşamı katletmekte bir sakınca görmüyoruz. Oysa yaşam doğrusal değil dairesel işliyor; tıpkı bir çember gibi… Bu nedenle de bizden çıkan her şe…yin bize geri dönmesi kaçınılmaz oluyor. Yaptığımızı daima kendimize yapıyoruz. Bu nedenle her eyleminiz yalnızca bir çember üzerinde hareket etsin. Sizden çıktığında size dönmeyeceğini sandığınız hiçbir eylemi yapmayın. Her eyleminizi, size döneceğini bilerek yapın. Yaşam bir çember boyunca ve bir ritm uyarınca hareket eder. Bunu anlarsanız, o zaman daima ne yapacağınızı bileceksiniz.
Cem Şen

Budha herhangi bir acı durumunda hakikati anlayan insana tek bir ok saplandığını ama hakikati anlamayan insana iki ok saplandığını söyler.

Budha herhangi bir acı durumunda hakikati anlayan insana tek bir ok saplandığını ama hakikati anlamayan insana iki ok saplandığını söyler. İlk ok, olan olay tarafından saplanırken ikinci ok bizim tarafımızdan, düşüncelerimiz ve yorumlarımızla saplanır.

İlk ok genellikle bize zarar vermez; ancak ikinci ok daima hayati bir organa saplanır ve bize asıl zarar veren de bu ikinci oktur. İkinci ok bizim içsel konuşmamızdır, gerçeğe fiyat biçmemiz ve onun gerçek değerini anlamayıp kusurlu bedel ödememizdir. Eğitilmemiş insana daima iki ok saplanır, eğitilmiş bir insana ise yalnızca bir tane.

Cem Şen

 

EĞER KARANLIK ROLÜNÜ OYNAMAYA İSTEKLİ BİRİNE SAHİP DEĞİLSENİZ IŞIĞI DENEYİMLEMENİZ MÜMKÜN OLMAZ

 Bugün dikkatinizi yargılama konusuna  odaklamak istiyoruz.Bu çoğunuz için zorlu bir konu , bu yüzden bu konuya  ışık tutmaya çalışmak istiyoruz….Çoğunuz başkalarını olduğu gibi kendini  de yargılamayı salıverme çabası içinde.Gerçekte ikisi de aynı kökten  geliyor;sadece aynı ağacın iki farklı kolu.Başkasını yargılamak  gerçekten imkansızdır.Böyle söylüyoruz çünkü başkası için tuttuğunuz  yargılar kendi içinizde yaptığımız yargılamadır.Unutmayın ki iç  realiteniz her zaman dış realitenizi yansıtır.Bu başka bir şekilde  olamaz.
Yargılama konusunu daha fazla konuşalım.Kendini yargılamayla  başlayacağız.İnsanlar için başarılması gereken en zor şeylerden biri  kendini sevmektir.Bu dünyanızdaki tüm kültürler içinde de yer alan  oldukça geniş bir konudur.Kendinize karşı çok acımasızsınız.Akıllarınız  ”keşkeler” ve ”eğerler” le çılgına dönüyor.Aslında birçoğunuz  başkalarına , kendine gösterdiğinden daha fazla hoşgörülü.Size  soruyoruz,neden böyle? Neden kendinize karşı bu kadar acımasızsınız?  Neden bu kadar mükemmellik istiyorsunuz? Kendi bakış açımızdan bunlar  gerçekten asla hata değildir,sadece farklı realiteler deneyimlenmesine  izin veren bir kararın diğerine tercih edilmesi söz konusudur.
Kendini olduğu gibi sevmek ise hepiniz için oldukça zordur.Her zaman  kendinizi daha uzun,daha ince,daha iyi,daha güçlü,daha hızlı olduğunuzu  ister bulursunuz.Kendiniz hakkında sevilecek o kadar çok şey  varken,sevmediğiniz ne var ise onun üzerine odaklanıyorsunuz.Kendinizde  sevdiğiniz şeylere odaklanarak onların daha çok deneyimlenmesine izin  verirsiniz.Odaklandığınız şey artar.Sizden sadece bir günlüğüne  kendinizi acımacızca yargılamadan yaşamanızı ve sadece ne kadar farklı  hissettiğinizi görmenizi istiyoruz.
Çoğunuz diğerlerinin sizin hakkında ne düşüneceğine dair daimi bir  korkuya sahip.Uyum sağlayamayacağınızı ve kendinizi gülünç duruma  düşüreceğinizden endişe ediyorsunuz.Yargı,izole eder.Fakat kendinizi  yargılanmış hissediyorsunuz bilin ki bu sizin kendi inançlarınızdan  kaynaklanır,diğerlerinin değil.İnançlarınız her zaman size geri  yansıtılır.Realitenizi ve realitenizdeki deneyimleri siz  yaratıyorsunuz.Eğer güzel olduğunuza inanıyorsanız,sadece daha güzel  olmanıza izin veren durumları deneyimleyeceksiniz.Belki de birisi sizin  güzel olmadığınızı düşünüyor olabilir,ancak onlar sizin deneyiminizin  bir parçası olmayacaklar, çünkü dışarıya göndermekte olduğunuz şey bu  değildir.Benzerler birbirini çeker.İnançlarınız her zaman realiteniz  aracılığıyla size geri yansıtılır.Dışsal realiteniz ve oradaki  deneyimler ne gibi inançlara sahip olduğunuza dair güzel bir  göstergedir.Eğer birisi sizin bir işi yapma yolunuzu eleştirirse,o zaman  ,tam olarak bununla ilgili eleştirilme korkusu taşıyorsunuz  demektir.İnançlarınız her zaman size geri yansıtılır,genellikle bu  inançları göstermek için insanlar aracılığıyla olur.
Başkalarını yargılarken aslında kendinizi yargılıyorsunuz derken  sadece bunu kastediyoruz.Hepimiz biriz ve realitede ayrılık yok,bu  sadece parçası olmayı seçtiğiniz ilizyonda böyleymiş gibi  görünüyor.Başkalarını yargıladığınızda şundan emin olun ki  yargıladığınız şey hakkındaki bu inanca kuvvetle tutunuyorsunuz.Konu  hakkında tarafsız olmaya izin vermek ve durumu yansız bir bakış  açısından gözlemlemek söylemek isteriz ki büyük ölçülerde özgürlük  sağlar;kendiniz için,gözlemlediğiniz kişi ve durum için.Unutmayın ki bir  şeyi güzel olarak yargılamak da hala yargılamadır.
Nötr olmanın bir duruma karşı kayıtsız olmak yani durumun umrunuzda  olmadığı  anlamına gelmeyeceğini unutmayın.Hayır,nötr kalın derken  bahsettiğimiz şey bu değil.Sizden nötr tarafsız bir gözlemci olmayı  uygulamanızı istiyoruz.Her hangi bir tarafa meyilli olmayan ve hangi  tarafın ‘’doğru’’ hangi tarafın ‘yanlış’’ olduğuna dair önyargılar  taşımayan.Bu şekil tarafsızlık sonuca bağlanma duygusu olmadan durumu  olduğu gibi gözlemlemenize izin verir.Tarafsızlıkta ustalaştığınızda  sizi temin ediyoruz ki bir daha tekrar ‘’kötü’’ bir gün  geçirmeyeceksiniz.herhangi bir şeyi ‘’kötü’’ olarak yargılamazsanız  nasıl böyle bir gününüz olabilir ki ?
Dualistik realitede nasıl tarafsız kalınacağını merak ediyor  olabilirsiniz.Tarafsızlığı başarmak için gerekli olan şey :  ‘’anlayış’’tır. Peki nasıl ? Bir duruma bakarsınız,kalbinizdeki  yargılamalardan dolayı çoğunuz için duruma tarafsız bakış açısından  bakmak çok zordur.Sizin bakış açınızdan dünyada hala bir çok acımasız  suçun işlendiğini anlayabiliyoruz.
Anlayışın tarafsız hale gelmede gerekli bir parça olduğunu söylüyoruz  çünkü o olmadan tarafsızlık imkansız olurdu. Sizden herhangi bir duruma  bakarken tüm tarafların bu deneyime istekli olarak iştirak ettiklerini  unutmamanızı istiyoruz.Birilerinin ‘’kurban’’ olmayı uygun bulmasını  kabul etmek sizin için zor olabilir fakat ruh seviyesinde onlar bunu  kabul etti.Bazı seviyeleri deneyimlemeyi kabul etmemeniz hakkında  yapılacak bir şey yoktur.Bu realitede sahip olduğunuz tüm deneyimlerin  ruhun genel gelişimi için olduğunu unutmayın ve öğrenme deneyimlerden  kazanılır.Bizim bakış açımızdan aslında bunların hiçbiri  gerçekleşmiyor.Bizim açımızdan birçok farklı tür filmde birçok farklı  rolü oynamayı kabul etmişsiniz gibi.Bir çeşit eğlence için hüzünlü bir  film izlemeyi seçebilirsiniz.Filmi seyredip dram içine bürünebilirsiniz  fakat ‘’bunun gerçek olmadığını bilerek’’ mutlu bir şekilde yolunuza  gidersiniz.Sadece bunlar oluyor gibi görünür.Aktörler tamamen iyidir ve  hiçbiri gerçekten zarar görmez.Başkalarının eğlencesi için bu rolü  oynamayı kabul ederler.Gerçek hayatta hepsi iyidir fakat filmde aktörler  zarar görebilirler.Filmi izlemekte olan sizle dünyada oynamayı kabul  ettiğiniz rolleri oynayan siz arasında bir fark görmüyoruz.Yani tüm  tarafların rollerini oynamaya kabul ettiğini bilerek ‘’hikayeye’’ ya da  ‘’filme’’ tarafsız bir bakış açısından bakmak daha da kolaydır.
Unutmayın ki eğer karanlık rolünü oynamaya istekli birine sahip  değilseniz ışığı deneyimlemeniz mümkün olmaz.Hepinizin bir çok yaşamı  oldu eski ruhlar,bunların hepsi sizin deyiminizle ‘’ışığa dair’’  değildi.Sizden onların karanlıkta oynama kararlarını onurlandırmanızı  istiyoruz,çünkü onlar da dualiteye hizmet ediyor.
Bu mesajın bir şekilde size hizmet etmesini umuyoruz.Lütfen kendinizi  aydınlatmaya ve sevmeye çalışın,sizler ilahi yaratıcı varlıklarsınız ve  en iyisini hak ediyorsunuz.
Sevgi ve ışıkla,bizler sizin melek rehberleriniziz.
Çeviri:Utku Maden kaynak: kelebek etkisi

Ey Zerdüşt, ey bilgelik taşı, ey sapan taşı, ey yıldız yıkan!…

Kendini atıyorsun öylesine yükseğe, ama her atılan taş düşer!..
Kendini yargılamışsın, kendini taşlamaya yargılaşmışsın: Ey Zerdüşt, gerçekten yükseğe atmışsın taşını, ama senin tepene inecek o!..
Derken sustu cüce; ve bu uzun sürdü. Ama sessizliği beni sıkıyordu. Bu durumda iki kişi,gerçekten tek başına olmaktan daha yalnızdır!…..
Tırmandım, tırmandım, düşledim, düşündüm, ama her şey beni sıkıyordu. Ağır işkenceden yorgun düşmüş ve daha beter bir düşle uykusundan uyandırılmış bir hasta gibiydim.
Ama bende yüreklilik dediğim bir şey var. Şimdiye dek bende ki her yılgınlığı öldürmüştür. Sonunda bu yüreklilik beni durdurdu da, söyletti: Cüce.. Ya sen, ya ben!..
Çünkü yüreklilik en iyi öldürendir. Saldıran yüreklilik : her saldırıda cümbüş sesleri vardır da ondan…
Ama insan, en yürekli hayvandır. Her hayvanı bununla alt etmiştir. Cümbüş sesleriyle alt etmiştir her ağrıyı; oysa insan ağrısı en derin ağrıdır…
Yüreklilik, uçurum ağzındaki baş dönmesini dahi öldürür: İnsanın uçurum ağzında olmadığı yer mi var ki!.. Görmek bile, uçurumlar görmek değil midir?..
Yüreklilik en iyi öldürendir. Yüreklilik acımayı dahi öldürür. Oysa acıma, en derin uçurumdur. Kişi, hayatı nice derinliğine görürse, onca derinliğine görür acı çekmeyi de.
Ama yüreklilik en iyi öldürendir, saldıran yüreklilik: Ölümü dahi öldürür o; çünkü der: Bu muydu hayat?.. Peki öyleyse! Bir daha…
Fakat bu türlü sözlerde pek çok cümbüş sesleri vardır. Kulağı olan işitsin…
~Friedrich Nietzsche / Böyle Buyurdu Zerdüşt

” İnsanlar, bize zarar verdikleri için değil; yaptıkları haksızlıklarla ruhumuzun ışığını söndürüp içimizdeki kötülüğün başkaldırmasına sebep oldukları için korkunçturlar …”

424549_10151523487433468_1323996114_n[1]

 

İnsanlar, bize zarar verdikleri için değil; yaptıkları haksızlıklarla ruhumuzun ışığını söndürüp içimizdeki kötülüğün başkaldırmasına sebep oldukları için korkunçturlar…

Baruch Spinoza

 

 

En iyi dostum terzimdir. Çünkü ne zaman görse, o andaki ölçülerimi alır. Oysa öteki tanıdıklarım hala eskisi gibi olduğumu düşünürler.

Dosya:George bernard shaw.jpg

En iyi dostum terzimdir. Çünkü ne zaman görse, o andaki ölçülerimi alır. Oysa öteki tanıdıklarım hala eskisi gibi olduğumu düşünürler.

George Bernard Shaw

Kimse, kimseyi küçümseyecek kadar büyük değildir, bilmelisin…