Edebiyat kendini arayış serüveni…

52562666_1719101601523812_5626821132477792256_n[1]

-Edebiyat biraz yoga gibi. Kendini arayış serüveni. Dönüşmek, evrenin tek değişmezi. Her şey durmadan dönüşüyor. Hal böyle iken, bizim kemikleşmiş bir varlık olarak hayata devam etme konusundaki ısrarımız sadece yoruyor. Edebiyat sayesinde başka birisi olmanın tadına bakabiliyoruz. Edebiyat bir yandan bir zihin jimnastiği, öte yandan ötekini anlama yolunda çok önemli bir adım. Ben en çok roman okumayan insandan korkarım! Bir başkasının dünyasını nasıl anlar roman okumayan birisi?

Diğer her şey bittiğinde seni ayakta tutan şeyin ne olduğunu bilmek istiyorum.”

54521805_316306225738326_2207941948415672320_n[1]

 

“Geçinmek için ne yaptığın beni ilgilendirmiyor. Özlediğin, arzuladığın şeylerin hayalini kurmaya cesaret edip edemediğini bilmek istiyorum.
Kaç yaşında olduğun beni ilgilendirmiyor. Aşk için, hayallerin için, yaşıyor olma serüveni için, aptal gibi görünme riskini göze alıp alamayacağını bilmek istiyorum.
Saklamaya, azaltmaya ya da düzeltmeye çalışmadan kederlerimizle yüzleşip yüzleşemeyeceğini bilmek istiyorum.
Yüreğin doğanın ritmi ve yaşama sevinciyle dolu bir sevdanın sınırlarına vardığında, o sınırları feda edip edemeyeceğini bilmek istiyorum.
Anlattığın hikayenin doğru olup olmaması beni ilgilendirmiyor. Kendi ruhuna ihanet etmemek için bir başkasını hayal kırıklığına uğratıp uğratmayacağını bilmek istiyorum. İhaneti göze aldığın her seferinde, sonuçlarını ayakta karşılayıp karşılayamayacağını bilmek istiyorum.
“Güven” kelimesinin senin için ne ifade ettiğini bilmek istiyorum. Bazen sana karanlık gibi görünse bile, gelen günün içindeki o büyülü ışığı görüp göremeyeceğini bilmek istiyorum.
Hatalarımıza fırsat verip vermeyeceğini, bir gölün kenarında durduğumuzda “gümüş ay”’a benimle birlikte “EVET” diye bağırıp bağırmayacağını bilmek istiyorum.
Nerede yaşadığın veya neye sahip olduğun beni ilgilendirmiyor. Keder ve umutsuzlukla geçen bir gecenin ardından, kırılmış, yorgun ve bitap, ayağa kalkıp kalkamayacağını; “çocuklar” için yapılması gerekenleri yapıp yapamayacağını bilmek istiyorum.
Kim olduğun, buraya neden ve nasıl geldiğin beni ilgilendirmiyor. Birlikte bir ateşin ortasında düştüğümüzde, gerektiğinde yanmayı göze alıp alamayacağını bilmek istiyorum.
Yalnız kalmaya katlanıp katlanamadığını bilmek istiyorum. Içinde yüreğinden başka tutunacak hiç bir şeyin kalmadığında, o amansız varlığını sevmeye devam edip edemeyeceğini bilmek istiyorum.
Bugüne kadar ne öğrendiğin, ne okuduğun beni ilgilendirmiyor. Diğer her şey bittiğinde seni ayakta tutan şeyin ne olduğunu bilmek istiyorum.”
Kanadalı Kızılderili Oriah Mountain Dreamer

Büyük değişiklikler her zaman içerden başlar.

anette inselberg değişim

Dışardan bir kuvvetle kırılırsa, yaşam sona erer.

İçerden bir kuvvetle kırılırsa, yaşam başlar.

Büyük değişiklikler her zaman içerden başlar. Yeni bir hayat istiyorsak değişime kendimizden başlamalıyız.

Ne mutlu içindeki güçlü ve güzel olan akıl – hikmetin ateşini besleyip büyütebilene…

anette inselberg insan ruhu

 

Çiftçinin biri tam hasat zamanı bozulan traktörü yüzünden çok keyifsizdi. Tamirci bozulan traktör parçasının şehirden gelebilmesi için çok uzun zaman gerektiğini söylemişti. Oysa çiftçi tarladaki ürününü kaldırmak için gecikmişti bile. Kısa zamanda hasat yapmaz ise ürün heba olurdu.
Kendi kendine; “En iyisi yan çiftlikteki komşum Murphy’den (Mörfi okunur) traktörünü ödünç isteyeyim. O zaten ürününü kaldırmıştır ve bana traktörünü verecektir.” diye düşündü. Kararını verdi ve Murphy’nin çiftliğine gidip onunla yüz yüze konuşmaya karar verdi.
İki çiftlik arasında 4-5 büyük tarla vardı ve çiftçi ilk tarlayı geçerken kendi kendine konuşmaya başladı.
Önce ; “Umarım Murphy traktörü ile bütün işini bitirmiştir, yoksa bana yardımcı olamaz.” dedi.
İkinci tarlayı geçerken kaygısı arttı “Murphy’nin traktörü eski model. Bozulur ise aylarca parça bulunamaz. Murphy bunu düşünerek bana traktörünü vermek istemeyecektir” diye huzursuzlaştı.
Üçüncü tarlayı geçerken şunları düşünüyordu “Aslında Murphy hiç bir zaman yardımsever biri değildir. Eminim ürününü haftalar önce kaldırmış bile olsa ve hatta traktörünün bozulmayacağına inansa bile bana bir bahane uyduracaktır.”
Dördüncü tarlayı geçerken geçen yılki panayırda en büyük balkabağı yetiştirme yarışmasında 50 gram fark ile Murphy’nin birinci kendisinin ise ikinci olduğunu hatırladı ve o günkü hayal kırıklığını hatırlayıp öfkelendi.
Beşinci tarlayı geçerken Murphy’nin eşinin okuldaki en güzel kız olduğunu ve evlenirken kocasının evine büyük bir çeyiz ile geldiğini kıskançlıkla düşündü….
Çiftçi böyle kura düşüne yürürken kendini evinin önünde sallanır iskemlesinde güneşlenip horlayarak kestiren Murphy’nin tam karşısında buldu. Sertçe adamı dürterek uyandırdı ve Murphy şaşkın, gülerek heyecanla ayağa fırlayıp “Aaaa hoş geldin dostum. Senin için ne yapabilirim” deyince çiftçi elini kolunu öfke ile sallayarak sert bir sesle; “Al o b…klu traktörünü münasip bir yere koy” diye gürledi. Sonra da ağzı açık baka kalan Murpy’e çalımla arkasını dönüp çiftliğinin yolunu tuttu.
———-
Çiftçi içindeki haset ve güvensizlik ateşini besledi besledi ve ürününün toprakta kalmasına neden oldu. Kim bilir o 4-5 tarlayı evinin yönünde geçerken bu sefer neler düşünmüştür?
Her insanın içinde beslemesi veya söndürmesi gereken ateşler vardır. Çok bilinen bir başka öyküyü de yorumlayalım;
Cherokee kabilesinin yaşlılarından biri torunlarına ‘Benim içimde aralarında korkunç bir savaş olan iki kurt var. Bu kurtlardan birisi; korkuyu, kuruntuyu, öfkeyi, kıskançlığı, üzüntüyü, pişmanlığı, açgözlülüğü, kibri, kendine acımayı, suçluluğu, küskünlüğü, aşağılık duygusunu, yalancılığı, yapmacık gururu, nifak sokmayı, üstünlük taslamayı ve bencilliği temsil ediyor. Diğeri ise; keyfi, huzuru, sevgiyi, umudu paylaşmayı, cömertliği, neşeyi, yaşam sevincini, alçak gönüllülüğü, nezaketi, yardım severliği, dostluğu, cesareti, açık olmayı, fayda yaratmayı, anlayışı, merhameti ve inancı temsil ediyor. ”
Gözlerini fal taşı gibi açan torunlara gülerek baktı ve “Aynı savaş sizin içinizde de tüm insanların içinde de var.” diye ekledi.
Çocuklardan birisi “Hangi kurt kazanacak büyük baba?” diye sordu.
Yaşlı Cherokee kısaca “Biz hangisini beslersek o kazanır çocuğum” dedi.
Kurt ya da ateş ikisi de beslenerek güçlenir.
Birinci kurtu bir ateşe benzetecek olursak, insanın ruhunu yakan kül eden bir ateş gibidir. İkinci kurta ise kimi Tanrısal ateş der, kimi de akıl ve hikmetin ateşi der.
Ne mutlu içindeki güçlü ve güzel olan akıl – hikmetin ateşini besleyip büyütebilene…
—————–
(Tsav)

İçimde kıyametler kopsa da.Ben baharıyım yarınlarımın,

anette inselberg baharıyım yarınlarımın

 

“Bakmayın siz benim kuru bir yaprak gibi sallandığıma…
Köküm sağlamdır sarsılsam da kopmam dalımdan…
Öyle kolay değil, rüzgarın önüne kapılıp gitmem…
Son ana kadar `vazgeçmem` yaşamaktan…
Ne fırtınalar koptu, benim hayat dallarımda…
Hiç birinde vazgeçmedim umutlarımdan…
İçimde kıyametler kopsa da.
Ben baharıyım yarınlarımın,
Çiçek açarım her kışın ardından!”
Tabii ki, Nazım Hikmet 🙏❣❣❣

Arınmaya,Yenilenmeye İhtiyacı Olan Herkese!

anett inselberg yenilenme cnlanma
Bu aralar “Secret” adlı kitap herkesin elinde. Peki ne diyor bu kitap? Ana eksen olarak, isteklerinizi nasıl gerçekleştireceğinizin işaretini veriyor. Bunlar öncelikle olumlu düşüne gücüyle ve stresten arınmış bir bedenle mümkün.
Bizi yaşamdan uzaklaştıran en önemli bahanelerden biridir “Zamanım yok!” ifadesi. Kendinize mutlaka zaman ayırın ve beden-zihin bütünlüğünüzü gerçekleştirin.

Aşağıdaki 18 öneriyi planlı bir şekilde yaşama geçirmenizi öneriyoruz. Vakit kaybetmeden “hemen şimdi” uygulayın!
Sevgiyi de hemen şimdi istiyoruz dostluğu da…
Ama işte en zoru da bu. İsteklerine nasıl yaklaşacağını bilmeyen, kendini mutlu edecek yolların adreslerini kaybeden birçok insanın varlığından haberdarız.
Aynı zamanda çözümlerin hep çok uzaklarda arandığının da… İçimize ferahlık kazandıracak bütün “hemen”leri yakalayabilmenin ipuçlarını bulmak hiç de zor değil.
Şunu unutmayın; düşüncelerin zihinde bloke olmasından dolayı, insanlar içlerindeki yaşam sevincini yitirebiliyorlar. Korku ve endişe duyguları bir kanser gibi benliklere hakim olabiliyor.
Oysa, bunları bizden uzak tutacak “arınma” yöntemleri mevcut. Kendinize yatırım yaparak, korkuları ve kaygıları uzaklaştırmaya var mısınız?
İşte, dönem dönem yenilenme sohbetleri düzenleyen ve alternatif terapinin önemli bir adresi olan Işık Terapi’nin de gösterdiği yollarla geliştirdiğimiz 18 öneri…

18 Işık Yöntemi
1- En önemli an, sabah uyandığınız zaman dilimidir. Sabah henüz yataktan kalkmadan (uyandığınız an) dudaklarınıza bir gülümseme gönderin. “Bugüne sağlıkla ve sevgiyle gözümü açabildiğim için şükürler olsun” sözleriyle bu gülümsemeyi tüm bedeninize gönderin ve şunu söyleyin:
“Bugün evrenin bana vereceği tüm güzel mucizeleri kabul ediyorum. Bugünüm aydın olsun.” Ardından, yataktan yavaş ve sakin bir biçimde kalkmaya çalışın.
2- Pencerenin önüne gelin ve dışarıya bakarak nefes alıp vermeye başlayın. Bu “nefes egzersizleri”ni, nefesinizi izleyerek gerçekleştirin. Bunu birkaç kez tekrarlayın.
3- Bu 18 öneriyi uygulamak için kendinize bir süre verebilirsiniz. Örneğin 10 gün. Bu 10 gün boyunca, beslenme tarzınızı da gözde geçirin. Özel bir yemek mönüsü hazırlayın örneğin. Yemeklerinizin sebze ve meyve ağırlıklı olmasına dikkat edin. Ağır yemeklere asla sofranızda yer vermeyin.
Bol bol su için. (En az üç litre) Ancak, bu asla “diyet” olarak algılanmamalı. Bu beslenme biçimi sadece bedeni temizlemeye ve tazelemeye ortam hazırlar. Yani yemekle ilişkinizi 10 gün boyunca “yaşamak için yemek” boyutuna indirgeyin.
4- Her gün, ne olursa olsun 5-10 dakika bile olsa açık havaya çıkın. (Deniz kenarı ya da yeşil alan) Bu ortamda varlığınızı fark edin. Dünyada tek ve çok önemli olduğunuzu düşünün.
Elinizdeki her şey için (Şükürler olsun ki sağlıklıyım gibi ifadelerle) teşekkür edin. Bu teşekkürü hücrelerinizin bile hissedeceği bir içtenlikle yapın. Kendinizi o an baş başa kaldığınız doğal ortamla bütünleştirerek…
5- Kendiniz için bir defter edinin ve her gün bu defterle birkaç dakika baş başa kalın. Arınmaya yönelmek için zihninizdeki tüm olayları yazın. İçinizden gelen duygu ve düşüncelerinizi hiçbir baskı altında kalmadan defterinize aktarın.
Sorunları yazarak netleştirmek, onlarla yüzleşmek hayatınıza inanılmaz bir rahatlık getirir ve sırtınızdan büyük bir yük kalkmış gibi bir duyguya kapılırsınız.
6- Arınma programı süresince, sadece çok candan yaptığınız ve ruhsal doyum aldığınız, sizi besleyen şeylerle ilgilenmeye çalışın.
Her gün size huzur ve mutluluk veren kelimeleri ya da olayları defterinize yazın. Bu yazdıklarınızı gün içinde ara ara okumaktan ya da bir göz atmaktan vazgeçmeyin.
7- Ağzınızdan çıkan her kelimeyi kulağınız duysun. “BEN yaparım”, “SEN zaten böylesin” gibi yargılayıcı tavırlar içine kesinlikle girmeyin. Çünkü kendinizi ya da başkasını yargıladığınız anda kendi bedeninizi enerjitik anlamda kirletmeye başlıyorsunuz. Eğer çok gerekiyorsa yapıcı ifadeler kullanmaya özen gösterin.

8- Zaman zaman neler düşündüğünüzü dışarıdan sanki başka bir kişi gibi gözlemleyin ve kendinizi dinleyin. Ancak bu gözleminiz de eleştirel anlam taşımasın. Kendinize dışardan bakabilmeye ve kendi duygularınızla empati kurabilmeye çaba gösterin.
9- Her şeyle ama her şeyle bağ kurmaya çalışın; çiçekle, ağaçla, hayvanlarla, cansız varlıklarla… Onlarla aranızda oluşturacağınız bu bağ, emin olun ki sizi şaşırtacaktır. Çünkü yaşam, bizim algılamak istediğimiz kadar bizimle buluşur. Algı boyutlarımızı zenginleştirdiğimizde ise bambaşka bir ortamda bulabiliriz kendimizi.
10- Bu 10 günlük süre içinde çok az konuşun. Olayları, kişileri ya da olguları algılama ve hissetme konusunda zihin-beden buluşmasına sık sık başvurun.
11- Bazı farklılıklarla tanışın. Örneğin, evinizde veya işyerinizde size ait, çok sevdiğinizi hissettiğiniz obje grubu oluşturun. Renkli taşlar, kristal objeler… Bir demet çiçek de olabilir.
Her gün o sevdiğiniz objenize (veya objelerinize) mutlaka dokunun ve sizden onlara, onlardan da size sevgi enerjisi akmasına izin verin.
12- Çiçeklerle veya doğayla kurulan bağ çok önemlidir. Yaşam bize bizim ona sunduğumuz kadar artı (+) veya eksi (-) frekans sunar. O halde, kendimize sevgiyle verdiğimiz her armağan, motive olmamız için gerekli bir araçtır.
Çiçekleri veya doğayı size sunulmuş bir armağan gibi düşünüp, bu bakış açısıyla onları algılamaya çalışırsanız doğa size ödülünü vermekte gecikmeyecektir.
13- Masanızın üstünde mutlaka, tüm negatif enerjileri çeksin düşüncesiyle bir bardak su bulunsun. Bu suya her gün olumlu düşünceler yükleyerek yenileyin. Su, arınmak için çok önemli bir maddedir.
14- Günde en az 20 dakika meditasyon yapmayı deneyin. Meditasyonun amacı, derinden gevşemek ve bedenle iç varlığın tazelenmesini sağlamaktır.

15- Her gün birisi ya da bir şey için, iyi olduğuna inandığınız bir davranışta bulunun. Örneğin, “Seni seviyorum” deyin ya da ona çiçek alın. İhtiyacı olan birine iyilik yapın. Ancak asla “Ben yaptım”, “Ben gittim”, “Ben hallettim” gibi sözler kullanmayın.
16- Gün bittiğinde, tüm gününüzü gözünüzün önünden geçirin. Bir şekilde sanki kendinizi değil de bir başkasını seyrediyormuş gibi neler yaptığınızı gözden geçirin.
17- Kendinize sorular sorun. Örneğin, “Bugün nasılsın? Gün içinde neler yaptın? Neler seni rahatsız, neler seni mutlu etti?” gibi soruların cevaplarını hissetmeye çalışın. Ancak asla kendinizi yargılamayın.
18- Akşam yatarken yine olumlu geçen gün için evrene teşekkürü ihmal etmeyin. Birkaç kez derin nefes egzersizleri ile rahatlayın.
“Gün içinde, bedenimde birikmiş tüm tortulardan, huzursuzluklardan arınıyorum” sözleriyle rahatlayın. Yeni günün ışığının sizinle birlikte, güvenle var olacağını bilmenin huzuru içinde kendinizi rahat bir uykuya bırakın
Alıntı

BAĞIŞLAMA TEKNİKLERİ

anette inselberg bağışlama
Zihninizi rahatlatın, iyice dinginleşin ve gevşeyin. Kozmik ışığı ve onun sizi koruduğunu düşünün ve şu olumlamalarda bulunun: “Şu an kendi isteğimle (sizi üzen kişinin adı)…’yı tamamen bağışlıyorum; onu hem zihinsel hem de spiritüel olarak özgür bırakıyorum. Söz konusu olayla ilgili her şeyi affediyorum. Ben özgürüm. O da özgür. Bu harika bir duygu. Bugün genel af çıkarıyorum. Şimdiye kadar beni kıran herkesi bağışlıyor ve onlara sağlık, mutluluk ve huzur diliyorum. Bunu neşeyle ve sevgiyle yapıyorum beni üzen herkese şöyle söylüyorum: Seni bıraktım, yaşamın bütün nimetleri seninle olsun. Sen de ben de özgürüz.” Gerçekten bağışlamanın büyük sırrı, o kişiyi bağışladığınız an bir daha o dileği tekrarlamamanızdır. Bu kişi bir kez daha aklınıza geldiğinde, ya da üzücü bir olayı hatırladığınızda ona iyi dilekler dileyin ve şöyle deyin: “içiniz huzurla dolsun.” O düşünceler aklınıza geldiğinde bunu yapın. Birkaç gün içinde o kişi ya da olayı daha az düşündüğünüzü, hatta kısa bir süre sonra hiç aklınıza bile gelmediğini göreceksiniz.
Bağışlamak için asit testi
Altının saf olup olmadığını anlamak için ona asit testi uygulanır. Bağışlayıp bağışlamadığınızı anlamak için de asit testi uygulayabilirsiniz. Diyelim ki bir yıl önce sizin canınızı çok yakan bir diş ameliyatı geçirdiniz. Birisi size öylesine “Hala ağrıyor mu?” diye sorsa otomatik olarak şöyle dersiniz: “Tabii ki, hiç ağrımıyor. O günleri hatırlıyorum ama şu anda hiçbir acı yok.” İşte bütün mesele bu. Olayı hala hatırlayabilirsiniz ama artık size hiçbir acı vermemektedir. Bu yaptığınız asit testidir, psikolojik ve ruhsal olarak bununla yüzyüze gelmelisiniz, aksi halde yalnızca kendinizi aldatıyor ve gerçek bağışlama sanatını uygulamıyorsunuz demektir.
Anlamak bağışlamaktır
Kişi kendi zihninin yaratıcı yasasını anladığı zaman, yaşamını değiştirdi diye insanları ya da koşulları suçlamaktan vazgeçer. Kendi kaderini belirleyen şeyin düşünceleri ve duyguları olduğunu da bilir. Dahası, kendi dışında gelişen olayların, yaşamını ya da yaşadığı olayları belirleyen neden ve koşullar olmadığını bilir. Başkalarının sizin mutluluğunuzu bozabileceğini düşünürseniz, sizi kötü bir kader bekliyor demektir; yaşamınız boyunca insanlarla mücadele etmek, onlara karşı çıkmak zorunda kalırsınız.
Oysa, düşüncelerin somut nesnelere dönüştüğünü anlayabilirseniz, bu korkuların hiçbir geçerliliği kalmayacaktır.
Bağışlamanıza yardımcı olacak noktaların özeti
Yaşam kimseyi kayırmaz. Onun için kimse özel değildir. Ama uyum, sağlık, neşe ve huzur ilkelerini benimseyen bir insan iseniz yaşamın sizi kayırdığını hissedebilirsiniz.
Yaşam asla hastalık, rahatsızlık, kaza ya da acı getirmez. Bunları kendi olumsuz ve yıkıcı düşüncelerimizle kendi başımıza biz getiririz. Ne ekerseniz onu biçersiniz.
Kozmik bilinç ya da özdoğa kavramı yaşamınızdaki en önemli şeydir. Gerçekten bu bilince ve sevgiye inanırsanız, bilinçaltınız size sayısız armağanlar gönderecektir.
Yaşam size kin tutmaz. Yaşam asla sizi kınamaz. Yaşam elinizdeki yarayı iyileştirir. Yanan parmağınızı bağışlar. Sizi yeniden kusursuz bir bütün haline getirmek için harekete geçer. Suçluluk kompleksi yaşam kavramını bilmemekten doğar. Yaşam sizi ne yargılar ne de ceza verir. Yanlış inançlarınız, olumsuz düşünceleriniz ve kendinizi kınamanızla bunu siz yapıyorsunuz. Yaşam sizi kınamaz, sizi cezalandırmaz. Doğanın güçleri kötü değildir. Bunların kötü sonuçlar vermesi, içinizdeki gücü nasıl kullandığınıza bağlıdır. Elektriği bir insanı öldürmek için veya evinizi aydınlatmak için kullanabilirsiniz. Suyu ister bir çocuğu boğmak için, ister susuzluğunuzu gidermek için kullanabilirsiniz. İyi ve kötü, bütünüyle insanın kendi zihnindeki düşünce ve amaçlardan kaynaklanmaktadır. Yaşam asla cezalandırmaz. Kişi, yaşam ve evren hakkında kendi yanlış düşünceleriyle kendi kendini cezalandırır. Düşünceleri yaratıcıdır. Kendi felaketini kendi hazırlar. Birisi sizi eleştirirse ve sizde de hata varsa, yapılan yorumları sevgi, anlayış ve minnettarlıkla karşılayın. Bu, yanlışlarınızı düzeltmeniz için sezi verilmiş bir fırsattır. Kendi düşünceleriniz, duygularınız ve tepkilerinizin kontrolü sizde olduğu zaman eleştirilerin sizi yaralamasına imkan yoktur. Bu size yeni bir fırsat verir; o kişilere iyi dileklerde bulunun, böylece kendiniz için de aynı şeyi dilemiş olursunuz.
Doğru olanı yapmak için size yol gösterilmesini istediğinizde, cevap olarak ne gelmişse kabul edin. Bunun iyi, hem de çok iyi olduğunu bilin. Bundan böyle artık kendinize acıma, eleştiri ve nefret olmayacaktır. İyi ya da kötü diye bir şey yoktur, bunları o hale getiren şey, düşüncelerdir. Yemek yemekte, para kazanmakta, kendini rahatça ifade etmekte ve cinsellikte kötülük yoktur. Her şey bu dürtüleri ve arzuları nasıl kullandığınıza bağlıdır. Canınız yemek yemek istiyorsa, bir lokma ekmek için insan öldürmek zorunda değilsiniz. Öfke, nefret, kötü niyet ve düşmanlık bütün hastalıkların ve felaketlerin arkasında yatan sebeptir. Sizi üzenlere sevgi, yaşam, neşe dolu ve iyi niyetli olduğunuzu göstererek kendinizi ve bütün insanları bağışlayın. Bu acılar aklına her geldiğinde onlara huzur dileyin. Bağışlamak demek bir şeyleri azat etmek demektir. Karşınızdakiler için sevgi, huzur, neşe, bilgelik ve yaşamın tüm nimetlerini azat edin. Kafanızda hiç izi kalmayana dek buna devam edin. İşte bu bağışlama konusunda yapılacak en gerçek asit testidir. (alıntıdır)

Filiz Kılıçarslanla Yaşam Öğretiler Sayfasından Alınmıştır

Yapmış olmam gereken ve yapmadığım ve yapmamış olmam gereken ve yaptığım her şey için pişmanlıkla af diliyorum …

ANETTE İNSELBERG AF

 

Zerdüşlük öğretisinde Zend-Avista’da bir tövbe duası vardır ;
Düşünmüş olmam gereken ve düşünmediğim
ve düşünmemiş olmam gereken ve düşündüğüm her şey için;
Söylemiş olmam gereken ve söylemediğim
ve söylememiş olmam gereken ve söylediğim her şey için;
Yapmış olmam gereken ve yapmadığım
ve yapmamış olmam gereken ve yaptığım her şey için
pişmanlıkla af diliyorum …
Af dilemek yeterli değil. Birilerine kusur işleyince yapacak şey kusur işlediğimizi sevindirmektir. Sevindirmek fedakarlık gibi görünüyor ama, üzdüğünü sevindirince yarı mükemmel insanın benliğinde hissettiği duyguyu anlatmaya benim kelimelerim yetmez.
Yine bir Zerdüşt sözü ile bitirelim “Mutluluğu ve sevinci ancak başkalarının mutluluğunda ve sevincinde arar isen bulabilirsin”
——————
(Vayikra)

Yeni başlangıçlar ile hayatımızı değiştirecek 14 öneri

anette inselberg yeni başlangıçlar

Kişinin kendini yenilemesi, yeni hedefler koyması ve bu hedeflere ulaşması için yeni kararlar alması çok önemli. Hayatımızı değiştirecek 14 öneri…
Kişinin güçlükleri yenmesinde, zorluklar karşısında pes etmemesi için pozitif düşünce son derece önemli. Umudun anahtarı, pozitif düşüncedir. Umudu içinizde sürekli yeşertin. Duygularınızı yaşamaktan ve dile getirmekten korkmayın. Düşünceleriniz, duygularınızla kardeştir bunu unutmayın.

Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Beyin Hastanesi Uzman Psikolog Yıldız Burkovik, insanı yaşatan umudun ve umut etmenin yolunun pozitif düşünebilmek olduğuna dikkat çekti.
Umut etmenin yolu, pozitif düşünebilmektir
İnsanı yaşatan umuttur. Umut etmenin yolu ise pozitif düşünebilmek. Karamsarlığa düşmeden, olumsuzluklara yenilmeden sabretmek, gerekiyorsa yılmadan defalarca denemek ama asla vazgeçmemek.
Yorulma ve umutsuzluk, tükenmeye zemin hazırlar
Hayat boyu yaşanan birçok duygu olduğunu, bu duygu ve düşüncelerin birbiri ile anlaşmasının umuda, anlaşmazlığının ise insanı umutsuzluğa sürüklediğini ifade eden Burkovik, sözlerini şöyle sürdürdü:
Umudun yolu açık ve parlaktır
Ancak umutsuzluğunki kapalı ve karanlık… Karanlık yolda göz gözü görmez ve ilerleyemez insan. Ya da görmeden yürür ancak çarpa çarpa, belki de bir şeyleri yıkarak. Ya kendine ya da çevresindekiler zarar vererek, canını acıtarak, can acıtarak. Kırar, döker ve sonunda yorulur. Yorulma ve umutsuzluk ise tükenmeye zemin hazırlar. Yorgunluk ve sürekli yorgun hissetmek ise artık karamsarlık havasına girmeye sebep olur ve karamsarlık kaygı ile birleşince, pozitif düşünce ve duygular, sisin içinde kaybolur.

Işıklar birleşince
Birinin yaktığı sis ışığı, insana yol gösterebilir belki, eğer gözleri açıksa… Sisin içinde iken yola devam edecekse insan, o ışığa dikkat eder ve kendisi de bir ışık yakar ki bir başka karamsar da onun ışığını görüp kendi yolunu açsın diye. Böylece ışıklar birleşince, daha güçlü bir görüntü oluşur. İşte karanlıkta yakılan bu ışık, umudun ışığıdır. İnsan bir kere görsün yeter ki. O zaman pozitif düşünce kapıdan içeri girebilir.
Sabırlı olmak
Yavaş yavaş, sanki tarlada ekin eker gibi pozitif düşünceler ekilmeye ve umutla birlikte büyümeye başlar. Kimi zaman ekini büyütecek yağmur olmaz. Ancak birden başlayan yağmurla birlikte de ekinler canlanır ve büyürler an be an. Burada yapılması gereken tek şey ‘sabırlı olmak’tır. Sabırla çalışıp toprağı çapalarsak, toprak da istediğimizi verir bize, hem de doyurana kadar, mutlu edene kadar.
Pozitif düşüncede sabır ve çaba önemli
Atıl kalmak, hiçbir şey yapmadan öylece beklemek asla çözüm değil. Pozitif düşünen insan durmaz, yerinde ve doğru düşünmeye gayret eder. Doğru bilgiyi katar kendisine, bunun için çabalar.
Yanlış, hatalı ve çarpıtılmış düşünceleri ise kendinden uzaklaştırır sabırla. Kimi zaman çarpıtılmış düşünceleri düzeltmek kolay olmaz. Düşüncenin içindeki temel düşünceyi bulmak gerekir. O düşünce eğer hep imkansızlık üzerineyse, her şeyi imkansız olarak değerlendirir.
Zihni ve yüreği mutsuzluk yayar. Üzgün bakar hayata, şaşkın hisseder kendini; hele bir de hiç tanımadığı, aşina olmadığı bir düşünce ise bu. Fakat insanın içinde yaşanmışlıklarla birlikte olgunluk varsa, bunu sabır ve güç ile birleştirerek olumlu yönde adım atabilir.
Zihni umut yaymaya başlar ve karamsarlığın izlerini silebilir. Yine de bir zamanlar karamsar olduğunu hemen unutmamak gerekir. Çünkü olumsuz düşüncenin unutulması, olumluya sahip çıkılmasını engelleyebilir. Önemli olan tecrübelerden, yaşadıklarımızdan ders almaktır” diye konuştu.

Pozitif düşüncede vazgeçmek yok!
“Pozitif düşüncede umut vardır. ‘Asla yapamam’, ‘olmaz’ demeyen bir bakış açısı vardır” diyen Burkovik, “Düşünce yapısı, çözüm odaklıdır. Yol buldurur, yol açar. Yollar kapalı ve hiç açılmayacak gibi olsa bile sabırla beklenir ve tekrar tekrar denenir, asla vazgeçilmez. Umutsuzluk değil umut beslenir, duygu ve düşüncelerde.
Sizler de duygu ve düşüncelerinizde, umudu besleyen, büyüten olmalısınız. Bunu hak ediyorsunuz, buna inanmalısınız. Hak ettiklerinizi asla unutmamalısınız. Hafızanızı canlı tutmalı ve daima ileri bakmalısınız. Geçmiş tecrübelerinizi değerlendirin ama geçmiş duygularınızın esiri de olmayın. Onlardan ders çıkarın ve geleceğinizi tıpkı oya gibi işleyin” tavsiyesinde bulundu.

Yeni başlangıçlar ile hayatımızı değiştirecek 14 öneri:
Uzman Psikolog Yıldız Burkovik, pozitif düşüncenin hep var olması için önerilerini de şöyle sıraladı:
Umudu içinizde sürekli yeşertin.
Kelime dağarcığınızdan umutsuzluk kelimesini silin, yerine umudu koyun.
Yaşamaktan, doğruyu ve güzeli görmekten, iyiyi duymaktan asla geri durmayın.
Pozitif düşünceyi yaşam tarzınız haline getirin, hayata karşı zafer kazanın.
Duygularınızı yaşamaktan ve dile getirmekten korkmayın.
Düşünceleriniz, duygularınızla kardeştir bunu unutmayın.
Kendinizi olumsuz düşünenin bakışıyla yargılamayın.
‘Dürüstlük’ adınız ‘güven’ soyadınız olsun.
Tecrübelerinizin getirilerini birbirinizle paylaşın.
Birbirinizi saygıyla ve değer bilir biçimde dinleyin.
Birbirinize verdiğiniz ve birbirinizden aldığınız hep umut olsun.
Birbirinizi gönlünüze alırken, içinizde olumsuz düşünce varsa eğer temizleyin.
Söylediğinizin, inandığınızın arkasında durun ve ellerinizi birbirinize sevgi ile uzatın.
Hatalarınızı da paylaşın ki tekrar yapmamak üzere size bir hatırlatma, başkalarına ise bilgi olsun.

Kaynak: indigo

Kendi Bahçeni Yarat…

54434606_2109903315759014_1332375752313667584_n[1]

Kendi bahçeni yarat.

Ve kendi ruhunu kendin süsle,

Göreceksin ki dayanıklısın, kuvvetlisin.

Ve sen çok değerlisin…

Veronica A. Shoffstall

Mutluluk Güzel Kokar

anette inselberg mutluluk nasıl kokar

 

Mutluluk Güzel Kokar
Dostum birden soruverdi:
– Bir insanın mutlu olduğu nasıl anlaşılır?
Şöyle düşünmüş olmalıyım:
– Bilmem gözlerinin parlaklığından, neşesinden, belki yüzüne vuran iç aydınlığından.
Dostum hepsini kabul eden ama yeterli bulmayan bir el işareti yaptı:
– Bunlar doğrudur. Mutluluk saklanamaz. Mutluluk insanın içinden sızar, bir yerlere girer, orayı değiştirir. Bir de kokusu vardır. Bilir misin mutluluk kokar.
– Mutluluğun kokusu mu?
Doğrusu duymamıştım.
Dostum anlayışla baktı:
– Doğrudur, duymamışsındır. İnsanlar pek farketmezler. Oysa, her ruh halinin kendine özgü bir kokusu vardır. Eğer insanlar koku duygularını kaybetmeselerdi, bunları da bilirlerdi. Ama bir çok şey gibi bunu da kaybettiler.
– Yani, önceden biliyorlar mıydı?
– Elbette, biliyorlardı. Bak hayvanların birbirleriyle iletişim kurmalarında koku nasıl önemli bir rol oynar…
– Evet ama konuşamadıkları için… Dostum biraz sabırsız, sözümü kesti:
– İnsanlar konuştukları için artık kokuya gerek duymuyorlar değil mi? Şimdi sen bana insanların konuştuklarını mı söylüyorsun?
Artık yanıt vermiyordum. Dinlemeyi sürdürdüm.
Dostum:
– Sen de biliyorsun ki insanlar gerçekte konuşmuyorlar. Konuşur gibi yapıyorlar. Öğrendikleri sözcükler var. Birbirlerine onları söylüyorlar. Gerçekte çok azı, çok az zaman için konuşuyor. Onlara da dikkat et, duygu sözcükleri yoktur. Birbirlerine söylemeleri gereken sözleri söylerler. Onun için de çoğunlukla birbirlerini dinlemezler. Gerçekte konuşmayan, gerçekte dinlemeyen insanlar iki önemli iletişim aracını da kaybettikleri için artık anlaşamıyorlar. Koku ve dokunma. İşte gerçek iletişimin iki yolu. İnsanlar ikisini de unuttu.
Onu biraz kışkırtmayı denedim.
– Şimdi insanların birbirlerini koklamalarını mı söylüyorsun?
Umutsuz ve kırgın bir bakışla baktı:
– Keşke ne dediğimi anlasalardı da söyleseydim. Koklamak, öyle incelikli bir duygudur ki, bugünün insanına öğretilmesi gerekir. Zavallı koku alma duygumuz. Öylesine kötü kokularla bozuldu ki, yeniden eğitilmesi gerekiyor. Biliyor musun, insanlar insan kokusunu bile alamıyor. Bir kadının kokusu. Bir erkeğin kokusu. Çocuğun kokusu. Yaşlı insanın kokusu. Umudun kokusu. Bezginliğin kokusu. Hayata kırılmanın kokusu. Mutluluğun kokusu. İnsanlar bütün bunları unuttular. Dokunma da öyle insanlar bunu da unuttu. Bir elin el üstüne konması. Bir omuzun omuza dayanması. Bir sırtın sırta dayanması. Ayakların birbirine sarılması. Bedensel dokunma. Unuttuğumuz ne çok şey var…
Günümüz insanını savunmak istedim:
– Ama sözcükler var, yazı var. Belki o yüzden unutmuşuzdur.
Dostum biraz dalgınlaştı:
Evet yalanların aracı sözler, yalanların aracı yazılar. Bir türlü içimizden geleni söylemeyi, yazmayı bilemediğimiz için yalanlarımızın aracı olanlar. Beden yalan söylemez, dokunuşun yalan söylemez. Bunlar gerçekleri iletir. Sadece gerçekleri…
* * *
Parfüm dünyasının gerçek bir uzmanı şunları söylemişti:
– Parfümler doğanın verdiklerine insan ustalığının katılmasının ürünüdür, ama hiçbir parfüm kadın tenine değmeden gerçek bir koku değildir. Parfüme kişiliğini veren, kadının özel ten kokusudur. Onun içinde parfüm her kadında birbirinden farklı özellikler kazanır. Parfüm sürmenin ustalığı, bu karışımın oluşmasına yardımcı olacak ölçüde biçimde sürmeyi bilmektir.
Böyle sürülmediği zaman kadın sadece parfüm kokar, ama sürmesini bilen kadının kendisi kokar. Önemli olan da parfüm değil, kadının özel kokusudur.
Bu özel kokuyu kadının kadının giydiği eşyaların durduğu gardropta, çamaşırlarında, özel yerlerinde bulabilirsiniz. Dikkat edin özel kokusunu tanımadığınız hiç bir kadını gerçekte tanımış sayılmazsınız. Ne yazık ki insanın kokusuna önem vermeyi bilmiyoruz. Sonra bir gün “mutluluğun kokusunu” tanıyacaksınız. Tenin hafifçe pembeleştiğini göreceksiniz. Güneşin ilk ışıklarına eşlik eden tozpembedir bu. Mutluluğun biraz utangaç, biraz ürkek, biraz çekingen başlayan, ama sonra cesaretle yayılan, güç veren, kendini duyuran özel pembesi. Bu pembeliğin üzerine dikkatle bakacaksınız. Orada buğulu bir nemlenme göreceksiniz. Hep uçan, hep havaya karışan, hep yenilenen uçucu bir nemlenme. Görenlere <<Sende bir şey var, aşıksın galiba>> dedirten bir bahar tazeliği, filiz tadı… Yaklaşın o tene. Yaklaşın ve mutluluğun kokusunu duyun. Birbiriyle uyum içinde binlerce kokunun süzülmüş kokusunu duyun. Pembeden eflatuna, deniz mavisinden güneş sarısına değişen gökkuşağı renklerindeki özel kokuyu. İ
nsanı rahatlatan, dinlendiren, coşturan, kıpırdatan, susturan, konuşturan <<mutluluk kokusunu>>nu duyun. Dünyanın en güzel kokusu budur. Bebeğin annesinden aldığı koku budur. Annenin bebeğinden aldığı koku budur. Seven insanın sevilen insandan aldığı koku budur. Ama bu koku kendiliğinden olmuyor. Buna emek vermek gerekiyor. Sabahların, gecelerin, günışıklarının birbirine karışması gerekiyor. Umutsuz günlerde, umutlu günlerde birbirinin değerini bilmek gerekiyor. <<mutluluk kokusu>> dağlarda, ırmaklarda değil. Bu koku yalnız insanda. İnsanın insan da yarattığı koku bu. İnsanı insan kılmanın kokusu. Sevginin kokusu. Güvenin kokusu. <<İyi ki sen varsın>>ın kokusu. <<Keşke şimdi yanımda olsaydın>>ın kokusu. <<Seni Seviyorum>>un kokusu. <<beni seviyor>>un kokusu. Bir gün mutluluğun kokusunu tanıyacaksınız. O zaman daha da mutlu olacaksınız, biliyorum.
” Kırmızı Işıkta Yürümek … Erdal Atabek “

Eğer kendinizi yitik ve kafası karışmış hissediyorsanız hayatınızı tamamıyla değiştirebilecek insanlarla tanışmaya yakın olabilirsiniz

anette inselberg insanlar öğretmek

 

Bu güzel dünyada, hayatınıza giren her insanın bir sebebi vardır. İster ilahi yolla olsun ister ibretlik olsun, herkes hayatınıza bir sebep için girer ve daima ortada daha büyük bir amaç vardır. Bazen biriyle tanışırsınız ve öyle bir şey olur ki ikinizin hayatı da bir anda değişiverir ya da bu insan her şeyi allak bullak eder. İster iyi ister kötü algılayın ama her rastlantı size en iyiyi sunabilmek için gelir.

Bu gibi farklı ilişki tipleri hayatınızı ilginç hale getiren ve değiştiren şeylerdir. Bazen birileriyle tanışırsınız ve bunu hayatınız boyunca yaşadığınızı veya tevafukun(eşzamanlılık) gücünü tecrübe ettiğinizi hissedersiniz. Eşzamanlılık(tevafuk), Carl Jung’un anlamlı rastlantıları açıklayan, evrenin bize yardım etmek için işaretler ve insanlar gönderdiği inancına sahip bir kavramıdır. Kimse kimseye tesadüfen gönderilmez
Böyle derin manaları anlamak sizi daha ileriye yol almanıza ve kendiniz hakkında daha fazla şey öğrenmenize yardımcı olur.

Eğer kendinizi yitik ve kafası karışmış hissediyorsanız hayatınızı tamamıyla değiştirebilecek insanlarla tanışmaya yakın olabilirsiniz. Belki onların gelişi size ilk bakışta pek fayda etmeyecek ve daha fazla acıya sebep olacak, belki siz de alışılmadık şekilde davranacaksınız ve ancak o kişiyle yollarınız ayrıldığında bir şeyler öğreneceksiniz, Unutmayın bu tecrübelerin hepsi sizi büyütmek ve tekrar kendi yolunuza koymak içndir.

Sebep
Hayatınıza giren insanın bir sebebi vardır ve bu sebep sizin içinizde saklı bazı şeyleri ifade edebilmenizi sağlamak içindir. Hayatınızda zor bir süreçten geçiyorsanız bazı ruhsal bağlantılar gelebilir ve size bu düşünceli anlarınızda çok yardımcı olabilir. Ancak bunun için işaretleri görmelisiniz. Kendi beyninizin içine tıkılıp kalmayın. Örneğin, otobüste yanınıza oturan ve konuşmaktan kaçındığınız o yaşlı teyzenin sizinle sohbet etme çabası, size yeni ufuklar açacak bir koridorun anahtarı olabilir…

Süre
Hayatınıza sadece bir süreliğine giren insanlar olacaktır. Hayatınıza belli süreliğine giren bu insanlar sizi uyandıracak kıvılcımı ateşleyecek kişiler olabilir ya da sizin iyiliğiniz adına takip ettiğiniz yolda size bariyerler koyabilir veya yeri geldi mi sizi durdurabilir. Genellikle bu enerjik bağ o kadar güçlüdür ki çok rahatlıkla hissedersiniz. Bu kişiler bir süreliğine hayatınızda kaldıktan sonra, giderler…
Ömür
Ömürlük ilişki çok özeldir, huzur içinde akar gider ve neşe verir. Sakindir ve çılgın enerjilere ya da telaşa gerek yoktur. Bu ilişkiler size hep iyi hissettirir ve iki taraf da hayat amaçlarına ulaşmak için birbirlerine hizmet ederler. Bu ilişki tipleri bir ömür sürer, çok nadirdir ve değerlidir. Bu bir aşk vasıtasıyla da olabilir, bir arkadaş hatta aile bile olabilir.
Bu gibi bağları tecrübe ederken, insanları etkilemenin en iyi yolu rahatlayıp, kalbinizi sevgiyle doldurmaktır.

Asla ilişkileri zorlamayın, akışına bırakın. Affedin ve karşılaştığınız herkese sevgi yollayın. Hiçbir şey tesadüfen yaşanmaz; her durum, her insan ve her tecrübe sizi olmanız gereken yere götürür. Ömürlük tabir edilen, bu kişilerle ilişkileriniz bu sebepl çok ama çok özeldir.

Etrafınızdaki Bazı Kişilere Dikkat Edin: Hayatınıza Giren Bazı İnsanlar Size Bir Şeyler Öğretmek İçin Gönderildi..Anette

“Söylediğim gibi yaratacağım!”

 

 

Abrakadabra” Ârâmîce bir kelîmedir.
“Abra” Ârâmîce’de “yaratacağım” anlamına gelir. “Alef, Bet, Reş ve Alef” harfleriyle yazılır. Fiilin kökü “B-R-Alef”dir. Bu kök İbrânîce’de de Tevrat’ın ilk cümlesi olan “Başlangıçta Tanrı gökleri ve yeri yarattı”da “Bereşit Bara Eloim et Aşamayim veet Aarets” cümlesinde “Bara”, yani “yarattı” olarak karşımıza çıkar.
Aynı kök Arapça’da da -çoğunlukla yerine H-L-K kökü tercih edilse de- bulunur ve kullanılır. “Abra” sözcüğü de bu kökten az önce sözü edilen gelecek zaman veznine göre türetilmiş bir sözcüktür ve “yaratacağım” anlamına gelir.
“Kadabra” kısmını ise açıklamadan önce bir kez daha bölmek gerekiyor, “Ke’dabra” şeklinde. Buradaki Ke ya da Ki, Ârâmîce’de bir bağlaçtır. Arapça’da “Key”, İbrânîce’de “Ki” şeklinde görülen bu bağlaç İngilizce’deki “like, as, that”, Fransızca’daki “afin que” ya da Farsça’daki “Ke” bağlaçlarıyla benzer ya da aynı anlamdadır. Türkçeye de “ki” olarak çevrilebilir. Kef ve Yod harfleriyle yazılır.
“Dabra”, sözcüğü ise yine Ârâmîce ve İbrânîce’de ortak olan bir kökten, söz, söylemek, demek anlamındaki D-B-R kökünden gelmektedir. Aynı kök İbrânîce’de Tevrat’ın Tesniye Kitabı’nın İbranice adı olan DeVaRim sözcüğünde karşımıza çıkmaktadır ki: bu ad, “sözler” anlamına gelir. Abrakadabra’nın “dabra”sı ise “söyledim, dedim” anlamına gelir Ârâmîce’de…
Netice olarak; Abrakadabra ile ilgili buraya kadarki bilgileri bir araya toplarsak elimizde şu cümlenin olduğunu görürüz: “Söylediğim gibi yaratacağım!”
Abrakadabra, kanımızca Ârâmîce’de “söylediğim gibi yaratacağım” anlamına gelir ve henüz sihirbazlara, “illüzyonist” denmediği dönemlerde, bu türden sihirbazların, bu cümleyi dillendirdikleri anlaşılmaktadır. Arapça, Farsça bir birleşik sözcük olan sihr (büyü) ve baz (oyun, oynayan)’ın böyle bir oyun oynamış olması mümkündür…
Dolayısıyla; bazı sözleri ve söylemleri dillendirirken, ne manaya geldiklerini bilmeden söylediğimizden olacak alışagelmiş bir şekilde kullanıyoruz. Çok değil, az bir araştırmayla “yarı cahilliğimizi cahillik seviyesine” çekebiliriz. Sonrası için ise okumak, okumak, okumak… Ve araştırmak… Belki de edindiğimiz bu bilgiler bizleri aydınlatacak ve söylediğimiz kelîmelerden kurduğumuz cümlelere kadar daha titiz davranmamıza vesîle olacaktır.
Çok fazla uzatmak istemiyorum fakat bir misâl ile noktalayalım yazımızı… Çoğunlukla futbol ve basketbol maçlarında spiker arkadaşlarımız, bir oyuncu için, “pozisyonu yoktan vâr etti” diyerek; aslında ne kavrama, ne kelîmelere, ne de akıl ve mantığa uygun bir cümle kuramadığını her defasında cümle âleme îlân etmektedirler. Bu örnekleri günlük hayatımızdan yola çıkarak da çoğaltabilirsiniz.
Kalın sağlıcakla… İrfan Atasoy- Türkiye Gazetesi yazısıdr.
***
Not: Bu köşe yazım; yazar, dil uzmanı ve çevirmen Mahir Ünsal Eriş’in notlarından derlenmiş olup, konu hakkındaki çeşitli araştırmalarımı kapsamaktadır.
İrfan Atasoy- Türkiye Gazetesi yazısıdr.
Kaynak: Filiz Kılıçarslanla Yaşam Öğretileri

Fırtınadan Sonra…

53764486_402858097166867_699219662176518144_n[1]

Fırtına geçtikten sonra nasıl atlattığınız hatırlamayacaksınız. Nasıl hayatta kaldığınızı da… Hatta, fırtınanın dinip dinmediğinden bile emin olamayacaksınız. Ancak bir şey kesindir, fırtınadan çıktıktan sonra fırtınaya girenle aynı insan olmayacaksınız…

Hariku Murakami

“Ben sahip değilsem, sen de olamazsın.”

ekran-gc3b6rc3bcntc3bcsc3bc-148[1]

 

Kumsalda yürüyen bir adam, avlanan balıkçıya yaklaştığında kova içerisindeki yakalanmış yengeçleri görür. Kovanın üstü açıktır, kapağı yoktur. Bu durum onu şaşırtır, çünkü yengeçlerin kaçabileceğini düşünür. Balıkçıya sorduğunda “Evet, tek bir yengeç olsaydı, kesinlikle kaçardı. Ancak, pek çok yengeç varsa, biri kaçmaya çalıştığında diğerleri onu yakalar, kaçamıyacağından emin olur, geri kalanlar da aynı kaderi yaşarlar.” yanıtını alır. Tek yengeç kapaksız kovadan rahatlıkla çıkabilirken sayı arttıkça kaçış imkansızlaşır. Çünkü birbirlerini yukarı itmek yerine, aşağı çekerek engellerler. Sonunda kimse kazanamaz. Bu durum, Yengeç Sepeti Sendromu’nun çıkış noktasıdır
Filipinliler arasında popüler olan kavram, ilk olarak aktivist yazar Ninotchka Rosca tarafından kullanılıyor. “Ben sahip değilsem, sen de olamazsın.”, “Ben başaramıyorsam, sen de başaramazsın.” anlayışını ifade eder. Bazı insanlar, bencilce davranarak hırslarını ön plana alarak başarmanın yolunun başkalarını geride tutmak olduğunu düşünürler. Kendileri ulaşamıyorsa, sizin de hayalleriniz, hedefleriniz uzak olmalıdır. İstekleri budur. Rekabetçi duygularla, hasetlik ve kıskançlıkla çabalarınızı sabote etmeye çalışırlar.
Yengeç Sepeti Sendromu, her alanda yaşanabilir. Örneğin, kurumsal hayattaki tam zamanlı işinizden ayrılıp yolunuza girişimci olarak devam etmek istiyorsunuz. İş çıkışlarında kendinizi geliştirecek kurslara katılmayı planlıyorsunuz. Kilo vermeyi düşünüyorsunuz. Daha farklı, daha iyi şartlara yöneldiğinizde, değişim yapmaya henüz hazır olmayan, korkan kişilerin eleştirilerine maruz kalabilirsiniz. Kendi başarısızlık korkularıyla, sizin başarılarınıza, gelişim olanaklarınıza ket vurmaya çalışanlar; yeni bir şey denemek istediğinizde baltalamaya, caydırmaya niyetlenenler olabilir. “Ne gerek var?”, ”Boşver.”,”Zaten beceremezsin, hiç uğraşma.”, “Bu saatten sonra meslek değiştirilir mi?” sözlerini duyabilirsiniz. Ofis tavsiyesi kisvesi altında size kendinizden şüphelendirecek önerilerde bulunabilirler, iş stresini artırabilirler.
Yengeç zihniyetine sahip kişiler, gruplarında diğerlerini aşarak başarılı üyelerin önemini azaltmayı hedeflerler. Onlar başarısızken başkalarının başarısını izlemek yerine, çökmelerini beklerler. Mutlu anlarda bile eleştirecek noktalar bulabilirler, ama eleştiri duymak istemezler. Empati ve merhametten yoksundurlar. Başkasına yardımcı olmak, kendimize yardımcı olmaktır aslında. “Love your neighbour as thyself.” sözü aklınızda bulunsun. Paylaştıkça çoğalır insan.
Kurbana dönüşmemek için:
Zamanınızın çoğunu birlikte geçirdiğiniz insanlara dikkat edin. Jim Rohn; “İnsan, en çok vakit geçirdiği 5 kişinin ortalamasıdır.” Aile üyeleriniz, çalışma arkadaşlarınız, yakınlarınız size yengeç sepeti sendromu yaşatan kişiler olabilirler. Zorunlu nedenlerle ilişkimizi tamamıyla koparmamızın mümkün olmayacağı durumlar varsa da hayatınıza yön verecek olan kişi sizsiniz. Kiminle, ne kadar vakit geçireceğinizi iyi belirleyin. Benzer hedeflerinizin olduğu kişilerle bir aradaysanız, başarınız katlanır.
Durumun farkına varmak gerekiyor. Olumsuz düşüncelerle dolu ortamda kalmak yerine, enerjinizi yardımlaşabileceğiniz, birbirinize ilham verebileceğiniz kişilere yönlendirin.
Yengeçlerin sizi hedeflerinizden ve hayallerinizden uzaklaştırmalarına, üretkenliğinizi azaltmalarına izin vermeyin. Bizim hayatımız, bizim seçimlerimiz. Kovadaysak da çıkmayı başarmak bizim elimizde
http://www.instagram.com/dusunenakil