Simyacı” Yazarı Paulo Coelho’dan Başucu Notu Yapılacak 15 Alıntı

54febb5c7421e8b90ff3c6fd[1]

1. Elveda diyecek kadar cesursan, hayat seni yeni bir merhaba ile ödüllendirir.

2. Hiç yenilmemiş insanlar vardır. Onlar hiç savaşmamış olanlardır.

3. En iyisini sonraya saklamayın. Yarının ne getireceğini bilemezsiniz.

4. Başkalarını memnun etmek için yaşarsan herkes seni sever, kendin hariç.

5. Başkalarının ne düşündüğü önemli değil çünkü her halükarda yine aynısını düşünecekler.

6. Zamanını satabilirsin, ama geri satın alamazsın.

7. Bizi seven insanlar var, sadece nasıl göstereceklerini bilmiyorlar.

8. Hayatın sırrı, oysa, yedi kere düşüp, sekiz kere kalmaktı.

9. Bir hayali gerçekleştirmeyi imkansız kılan tek şey vardır; başarısızlık korkusu.

10. Hayatın, insanın iradesini test etmek için pek çok yolu vardır, bazen hiçbir şey olmaz ya da her şey birden olur.

11. Bir gün kalkacaksınız ve hep hayal ettiğiniz şeyleri yapmaya vakit kalmamış olacak. Şimdi tam zamanı. Harekete geçin.

12. Sadece güneşli günlerde yürürseniz, hedefinize asla varamazsınız.

13. Tekne limanda güvendedir. Ama teknenin amacı bu değildir.

14. Affet ama asla unutma yoksa tekrar yaralanırsın. Affetmek bakış açını değiştirir, unutmak ise aldığın dersi kaybettirir.

15. Ok ancak geri çekerek atılır. Hayat seni zorluklarla geri çekiyorsa, seni daha büyük bir şeye fırlatacağı içindir. Nişan almaya devam et.

kaynak: onedion

Bedeniniz gerginse mutlaka düşüncelerinizi gözlemleyin.

 

 

Bedeniniz gerginse mutlaka düşüncelerinizi gözlemleyin. Düşünceler 2 ana kategoride sıralandıklarında bedende büyük bir gerilim yaratırlar: istiyorum ve istemiyorum.

İstiyorum diyen düşünceler; fiziksel haz istiyorum, başarı istiyorum, övgü istiyorum, kazanç istiyorum, mutluluk istiyorum, kontrol edebilmek istiyorum, güvenlik istiyorum der, oburdur, açgözlüdür. İstemiyorum diyen düşünceler ise öfkelenir, kıskanır, haset eder, kin tutar, geçmişe takılır, geleceğe endişelenir, yergi istemez, kayıp istemez, mutsuzluk istemez, başarısızlık istemez, cömert olmak istemez, tembeldir, uyuşuktur, enerjisizdir. Zihin bu düşüncelerle gerçeklikten koparılırken, beden bu düşüncelerin yarattığı huzursuzlukla işkence çeker.

Bu işkence, iki araçla yapılır. İlki farkındalık kaybı, ikincisi ise konsantrasyon ve odaklanma kaybı. Daha net söylemek gerekirse yanlış farkındalık ve yanlış konsantrasyon aracılığıyla kendimize acı çektiririz. Farkında olmamız gereken şeyleri fark etmeyi bırakıp farkındalığımızı kusurlu şeylere yönlendirir, doğru şeyin üzerine odaklanmak yerine yanlış şeylerin üzerine odaklanırız. Çevremizde arzu yaratan, tüketim ihtiyacı oluşturan, bizi öfkelendiren, açgözlülüğümüzü tetikleyen şeyleri fark eder ve farkındalığımızın merkezine bunları koyarız. Konsantrasyonumuzun nesnesi ise arzu dolu düşünceler, tüketim ihtiyacı, açgözlülük, öfke ve kaygı olur. Farkındalığımızı bunlarla sınırlamak ve bunlara odaklamakla kalmaz, bu tür düşünceler bize eziyet etmelerine karşın bunlardan haz alır, bunları düşünmek ister, bunlarla eğleniriz. Çoğu insan aslında arzu dolu, öfke dolu, açgözlülük dolu ve kaygı dolu düşüncelerle eğlendiğinin farkında değildir.

Ne zaman ki huzur ile karşı karşıya kalsalar insanlar o zaman yanlış farkındalık ve konsantrasyon geliştirmiş olduklarını fark edebilirler; elbette farkındalıkları bir parçacık tarafsızlık kazandıysa. Farkındalık, huzuru fark ettiği anda kendi gerginliğini de fark eder. Bu gerginlik, kusurlu haz için gereklidir. Hatalı haz temel itibariyle bir gerginlik yaratılması ve ardından bu gerginliğin gevşetilmesi ilkesine dayanır. Bir arzu nesnesi görür ya da üzerinde düşünürüz. Hemen ardından buna ulaşamamanın ya da ulaşma arzusunun yarattığı ve her an kademe kademe artan gerilimi hissederiz. Gerilim arttıkça, arzu nesnesine duyduğumuz heves, beklenti ve ihtiyaç da artar. Gerilimin artması arzu nesnesini bizim için “ne olursa olsun” elde edilmesi gereken bir şeye dönüştürür. Zihnimizde, hayallerimizde defalarca ondan mahrum kalır ve defalarca ona kavuşmanın hazzını tadarız. Bu sebeple arzu nesnesine hemen ulaşmak onu yeterince haz verici hale getirmez. Aynı şekilde bir diğer haz alma yolu da bize acı veren bir durumdan kurtulmaktır. Bu durumda kurtulmak istediğimiz şey ne kadar endişe vericiyse, öfke yaratıyorsa ondan kurtarmak o kadar haz verici olacaktır. Dolayısıyla aslında gelecek için duyduğumuz kaygılar, kafamızda eşimizle dostumuzla ya da sıradan insanlarla yarattığımız hayali kavgalar hep haz alma araçlarıdır.

Zihin arzu nesnesi ile ya da acı nesnesi ile temas etmediği bir durumu sevmez. Bu sebeple sürekli olarak kendini bir biçimde huzursuz ve dolayısıyla da bedeni gergin halde tutar. Bu sebeple aslında hatalı zihin halleri için huzur kabul edilebilir bir şey değildir. Sadece kabul edilebilir değil aynı zamanda korkutucudur da.

Zihnimizde arzu nesneleri ve acı nesneleri kolleksiyonu vardır. Ne zaman “gerçek farkındalık” ŞİMDİKİ ZAMANA yönelmeye kalksa hemen zihnimizdeki çekmeceden bir tane arzu nesnesi ya da acı nesnesi çıkarır ve onunla eğlenmeye başlarız. Zihnimiz uzun süredir, kötü koşullarda saklanan bu arzu ve acı nesneleriyle kokuşmuş, ekşimiz, bozulmuş, kontamine olmuş yani kirlenmiş, mikrop kapmış haldedir. Dolayısıyla da hem zihnimiz hem de bedenimiz büyük bir acı çekmektedir.

İşte bedeninizde ne zaman bir gerilim varsa, ne zaman bir oto-immün hastalığın pençesindeyseniz, ne zaman bir stres etkeni ile boğuşuyorsanız, mutsuz, kaygılı, huzursuz, öfkeli, dalgın ve yorgunsanız, engellenemez bir şekilde şu ya da bu arzunun pençesindeyseniz bilin ki bu durum zihninizin bozulmasından, mikrop kapmasından, kirlenmiş olmasından kaynaklanıyor. Bilin ki bir tür hastalığın pençesindesiniz. Bu bulaşıcı bir hastalık. Bizden çevremizdeki insanlara, çocuklarımıza, genel anlamda dünyaya bulaşan korkunç bir hastalık.

Bu sebeple, ilk olarak öfkenin anlayış, şefkat ve cesaret ile, cimriliğin ve kontrol yanılgısının cömertlik ve gerçekte neye sahip olabileceğimizin anlaşılması ile, cehaletin geçiciliği fark etmek ile yenilmesi, hatalı, bölen, ayıran, ben ve diğerleri diyen farkındalığın bölmeyen, ayırmayan farkındalıkla yer değiştirilmesi, hatalı konsantrasyonun yerini doğru konsantrasyona bırakması gerekir.

Hayat boyu aldığımız tüm eğitimler içinde bundan daha önemli bir eğitimin var olduğunu düşünmüyorum.

Cem Şhen

KIRKLI YAŞLARDAN SONRAKİ FARKINDALIKLARIM *

Bazı şeyler için artık sabrım yok;
ukala biri haline geldiğim için değil,
aksine hayatımda artık beni mutsuz eden
ya da üzen şeyler ile
vaktimi daha fazla kaybetmek istemediğim
bir noktaya ulaştığım için…

Laf sokmalara, haddinden fazla eleştirilere
ve hangi türden olursa olsun
talep ve beklentilere artık sabrım yok.

Benden hoşlanmayan insanları memnun etmeye, beni sevmeyen insanları sevmeye
ve bana gülümsemeyen insanlara gülümsemeye yönelik arzumu kaybettim.

Artık yalan söyleyen
ve beni yönetmek isteyen insanlara
bir tek dakika bile harcamak istemiyorum.

Oyunların, ikiyüzlülüğün, sahtekarlıkların
ve ucuz övgülerin olduğu ortamlarda
bulunmak istemiyorum.

Çok bilmişliğe ve akademik ukalalığa tahammülüm yok.
Aynı şekilde boş dedikodulara da
bulaşmak istemiyorum.

Uyuşmazlıklardan ve karşılaştırmalardan
nefret ediyorum.

Farklılıklardan, hatta zıtlıklardan oluşan
bir dünyaya inanıyorum,
bu nedenle katı ve toleransı olmayan insanlardan kaçınıyorum.

Arkadaşlıkta sadakatsizlikten
ve ihanetten hoşlanmıyorum.

Birisine nasıl iltifat edileceğini
ya da cesaretlendirmek için ne diyeceğini bilmeyen insanlarla bir arada olamıyorum.
Abartılar beni sıkıyor.

Ve her şeyin de üzerinde,
sabrımı hak etmeyen hiç kimseye sabrım yok”.

MERYL STREEP

Ne zaman ki güçlü olmak, tek çare olarak kalır; o zaman anlarsın ne kadar güçlü olduğunu…

İLİŞKİLERDE SEÇİMLERİMİZ

Doç. Dr. Şafak Nakajima

Huzur, coşku, şükran, cesaret, umut, neşe, heyecan ve aşk…

Hepimizin aradığı, bulunca yitirmek istemediği olumlu duygular onlar…

Ama güçleri sandığımız kadar fazla değil!

Beynimizin, bizi tehlikelerden korumak için programlanmış doğası gereği, olumsuz duyguları daha kolay, daha sık ve daha güçlü hissediyor, onları aklımızdan daha zor uzaklaştırıyoruz!

Duygularımızın çok önemli bir kaynağı, ilişkilerimiz!

Washington Üniversitesi akademisyenlerinden John Gottman, ilişkilerde olumsuz tek bir duygu oluşturan iletişimi, ancak beş olumlu iletişimin etkisizleştirebileceğini, bu oranın altına düşen ilişkilerde, başarı şansının çok az olduğunu söylüyor.

Yani, sevgi ifadesi, yardım, övgü, ilgi, güler yüz gibi olumlu duygulara yol açan beş davranış, bir kötü söz veya bakışın hasarını ancak onarabiliyor.

Gerek özel, gerek sosyal yaşantımızda beraber olduğumuz insanların yapıları, duygu dünyamızın sağlığını derinden etkiliyor.

Bu insanların bazılarını seçme şansımız var, bazılarını ise yok!

Seçme şansımızın olduğu yerlerde doğru seçimler yapmak, olmadığı yerlerde ise, kendimizi olumsuz duyguların etkisinden korumak için, insanların kabaca iki gruba ayrılabileceğini bilmemizde yarar var!

Birinci gruptakiler, yaşama olumlu bakan, enerjik, coşkulu, heyecanlı, kendi yolunu çizebilen, çözüm odaklı, paylaşımcı insanlar.

Onların yanında gülümsüyor, neşeleniyor, heyecan duyuyoruz.

Enerjimiz artıyor!

Hissettiğimiz diğer duygular arasında şunlar da var:

• Kabul görmek,
• Yargılanmamak,
• Sevilmek
• Değerli olmak
• Güven
• Cesaret
• Olumlu yönde motivasyon
• Sorunların çözülebileceğine dair inanç.

İkinci grubu tanımlayacak en özgün sözcük ise: yakınma!

Yaşamdan, kendilerinden, başkalarından, herkesten ve her şeyden yakınan insanların olumsuz duygular yaratmalarının nedeni, yakınmayı ve suçlamayı bir yaşam tarzı haline getirip, çözüm için çaba sarf etmiyor olmaları.

Bitmeyen bir yakınma ve atalet silsilesi…

Onların yanında, iyiye olan inancımızın ve güvenimizin yittiğini, bir anda bütün yaşam enerjimizin buharlaştığını hissediyoruz!

İçimizde beliren derin ve karanlık bir boşlukla, öylece kalakalıyoruz, adeta!

Onlarla beraberken hissettiğimiz diğer bazı duygularsa şunlar:

• Karamsarlık
• Kaygı
• Anlamsızlık
• Suçluluk
• Şüphe
• Dışlanmışlık
• Umutsuzluk
• Çaresizlik

Şimdi bir an durup düşünün!

Hayatınızdaki önemli insan ya da insanların yanında nasıl hissediyorsunuz?

Yüzü güneşe bakan güler yüzlü bir çiçek gibi mi, yoksa yere düşmeye hazır solgun bir yaprak mı?

Sevgili solgun yaprakların dikkatine:

Eş, dost, sevgili seçimlerinizi, birinci gruptan yana kullanın!

Olumsuz gruba dâhil olanları, olabildiğince ayıklayın!

Bu seçim imkânsız olduğundaysa, onlarla aranıza, kendinizi koruyacak sağlıklı sınırlar çizerek, yüzünüzü yavaş yavaş güneşe döndürün!

Böylece, tek bir olumsuz duygunun yıkıcı etkisini gidermek için ihtiyacınız olan birçok olumlu duygu kotasını da, daha kolay doldururmuş olursunuz!

82 yaşındaki Betûl Mardin’den kadınlara öğütler…

1. Her sabah spor yapacaksın. Günaşırı filan değil evladım, her sabah.

2. Hep çalışacaksın. Üreteceksin. Beynin meşgul olacak, hep koşturman gereken işler olacak.

3. Günceli takip edeceksin. Haber izle, dergi, kitap, gazete oku. Gündemi yakala. Her konuda kendini update et. Yeni çıkan kitapları da bil, yeni açılan lokantaları da, bu sene moda olan renkleri de.

4. Evlilik ise şart değil, kafanı takma. Gerekli de değil. Hatta şöyle söyleyeyim: One problem less! (Bir problem eksik!)

5. Çocuk meselesine gelince… Ha işte, burada akan sular duruyor. Yapabiliyorsan yap. Birini bu kadar çok sevmek, onun sorumluluğunu taşımak sadece onu değil, seni de mutlu eder. Doğurmayacaksan, evlat edin. O zaman da senin çocuğun değişen bir şey yok. Evlat edinmeyeceksen de, manevi çocuğun olsun, birini okut, geleceğini şekillendirmesine yardımcı ol.

6. Günde bir kere et ye. Mutlaka her öğün sebze ve meyve ye. Kusura bakma, ben tatlı severim. Tatlıdan uzak dur diyemeyeceğim!

7. Ölümden sonra yaşamak istiyorsan, günlük tut. O küçük notlar, hem kendi hayatının tanıklığı, hem de yarına kalan bir bilgi kaynağı. Mesele benim babam, hiç üşünmeden 60 sene boyunca her gün Ece Ajanda’sına o gün olanları yazmış. Hâlâ açıp okuyorum ve çok faydalanıyorum.

8. Olumlu olacaksın.

9. Bazı şeyleri kabul edeceksin. Bütün kadınların seni sevmesine imkân yok! Demek ki bazı kadınlara dikkat edeceksin.

10. Erkeklere gelince, aynı anda birkaçını sevmeyeceksin. Ama onların böyle bir yeteneği olduğunu bileceksin

Dalai Lama’nın Yaşam İçin 18 Kuralı

 

1) Unutmayın ki büyük aşklar ve büyük başarılar, büyük riskler taşırlar.

2) Kaybetseniz bile kaybınızdan ders çıkarmayı bilin.

3) 3 S‘yi aklınızdan çıkarmayın: Saygı, kendiniz için… Saygı, diğerleri için… Sorumluluk, yaptığınız her şey için..

4) Unutmayın ki bazen istediğinizi alamamanız aslında sizin için büyük bir şans olacaktır.

5) Kuralları öğrenin, böylece onları daha kolay ve etkili bir biçimde çiğneyebilirsiniz!

6) Küçük bir anlaşmazlığın iyi bir arkadaşlığa zarar vermesine izin vermeyin.

7) Bir yanlış yaptığınızda, gecikmeden bu yanlışınızı düzeltecek adımlar atın.

8) Her gün yalnız başınıza biraz zaman geçirin.

9) Değişime kollarınızı açın, ama elinizdekileri kaybetmemeye dikkat edin

10) Sessizliğin bazen en iyi cevap olduğunu unutmayın.

11) İyi ve onurlu bir yaşam sürmeye çalışın. Böylece, yaşlandığınızda geçmişinize bakar ve yaşadıklarınızdan tekrar tekrar keyif alırsınız.

12) Evinizdeki sevgi dolu atmosfer hayatınızın temelidir.

13) Sevdiklerinizle anlaşmazlığa düştüğünüzde sadece o anı çözmeye çalışın, eski olayları gün yüzüne çıkarmayın.

14) Bilginizi, bildiklerinizi paylaşın. Bu, ölümsüzlüğe giden bir yoldur.

15) Dünyaya karşı nazik olun.

16) Senede bir kere, daha önce hiç gitmediğiniz bir yere gidin.

17) En iyi ilişkinin, birbirinize ihtiyacınızdan daha çok değer verdiğiniz ve sevgi gösterdiğiniz ilişki olduğunu unutmayın.

18) Başarınızın değerini, onu elde etmek için neleri feda ettiğinizle ölçün.

Allah’ın Hangi İsmi Hangi Derde Deva

 

Bu hususta epey bir yol mesafe kat etmiş olan Dr.İbrahim Kerim bazı hastalıklar için aşağıda tesbit ettiği Esmaları tavsiye ediyor.

Kemik Hastalığı için;El-Kaviyy

Diz hastalığı ve ağrılar için:Er-Rauf

Kalp ve damar tıkanması için:El-Vehhâb

Kalp Hastalıkları için:En-Nur

Sinir Hastalıkları için:El-Muğni

Baş Ağrısı için:El-Ğaniyy

Guatr  Hastalığı için:El-Cebbar

Göz Hastalıkları için:En-Nûr,El-Habir,El-Vehhâb

Göz damar Rahatsızlıkları için:Er-Rauf

Mide Rahatsızlıkları için:Er-Rezzak

Böbrek Hastalığı için:El-Hayy 

Bağırsak Rahatsızlığı için:Es-Sabur

Pankreas için:El-Bâri

Romatizma için:El-Müheymin 

Göz sinirleri için:Ez-Zahir

Tansiyon için:El-Hafız

Kulak hastalığı için:Es-Semi’

Yağ bezeleri,Çıban için:En-Nâfi

Akciğer hastalığı için:El-Cabbar

Omurga Hastalığı:El-Bedi

Saç dökülmesi:El-Kaviyy

Kas hastalığı:Er-Rezzak

Damar Hastalıkları:Celle Celâlühü

Kanser:El-Latif,El-Ğaniyy,Er-Rahim

Sinüzit:Er-Râfi

Rahim Hastalıkları:El-Hâlık

Karaciğer Rahatsızlıkları:Er-Reşid

Bacak Hastalıkları:El-Müteali

Cahilce şu gerçek günü berbat etme…

Gönlüm dünleri aranıp, feryat etme.
Zevk almak için yarınlar icat etme.
Dünler düş olup gitti, yarınlar ise hayal.
Cahilce şu gerçek günü berbat etme…

Ömer Hayyam

Çok biliyormuş gibi, çok düşünüyormuş gibi,

BBgU4ho[1]Zenginmiş gibi yapıyor.
Mutluymuş gibi, iyiymiş gibi, dürüstmüş gibi,
en beteri de aşıkmış gibi yapıyor.
Çok biliyormuş gibi, çok düşünüyormuş gibi,
çok hissediyormuş gibi yapıyor.
Anlıyormuş gibi, anlaşıyormuş gibi yapıyor.
Yaşamak, böyle böyle bir performans sanatına dönüşüyor!
Gülünç ve bir o kadar da acıklı.

Haşmet Babaoğlu

”O İYİ İNSANLAR,O GÜZEL ATLARA BİNİP, ÇEKİP GİTTİLER!

”O İYİ İNSANLAR,
O GÜZEL ATLARA BİNİP, ÇEKİP GİTTİLER!
DEMİRİN TUNCUNA,
İNSANIN PİÇİNE KALDIK…”
Demirciler Çarşısı Cinayeti’nden YAŞAR KEMAL
Nurlar İçinde Olsun

Yaşar Kemal’in Vasiyeti…

Bir zamanlar bir yerde iyi bir usta vardı ,

Bir zamanlar bir yerde iyi bir usta vardı ,
Yanında bir de çırak , gözleri biraz şaşı .
Şaşılık bir özürdür , ne bir suç , ne de bir kusur ,
Noksanını bilmemek , işte kabahat budur. …
Usta bir gün çırağa , dedi ” içeriye gir ”
Orada bir şişe vardı , al onu bana getir ”
Çırak içeri gitti ve sesi geldi derin ,
” Burda iki şişe var , hangisini istersin ?
” Usta dedi , ” İyi bak , şişe çift değil , bir tek ,
Yanlış görmeyi bırak , gözünden perdeyi çek .”
” Beni aşağılama ” diye seslendi çırak ,
Burda iki şişe var , inanmazsan gel de bak
” Öyleyse dedi usta kır şişenin birini ,
Sonra getir bakalım buraya diğerini ”
Bir şişe kırılınca ikinci de kayboldu ,
Çırak bu işe şaştı , anlamadı ne oldu .
Bazı yanlış duygular insanı şaşı eder ,
Sonu gelmez arzular , kızgınlık ve öfkeler .
Bir tek olan şişeyi çırak görmüştü iki ,
Birinciyi kırınca ikinci uçup gitti.
Şaşı eder insanı aşırılık ve öfke ,
Ruhu dönemez olur , gerçeğe doğru yöne .
Garaz öne çıkınca altlarda kalır hüner ,
Perdeler yer değişir , gönülden göze iner.
Vicdanını karartıp rüşvet alırsa hakim ,
Farkedemez kim mazlum , göremez kimdir zalim .
Kırmak istemiyorsan içerdeki şişeyi ,
İyi anlamalısın çok önemli bir şeyi :
İki tane gözün var , biri semaya bakar ,
İkincinin bakışı hep yere doğru akar .
Kapat iştah ve istek , eleştri gözünü ,
İbret ve şükürle bak , iyi tanı özünü .
Nasihate kulak ver , iyi görürüm sanma ,
Hep gönül gözüyle bak , toprak gözüne kanma .
Madde gözü tembeldir , hep kolayını arar ,
Yanlış yola götürür , insanı kolay yollar .
Üşenme kaynağı bul , zor gelse de nefsine ,
Doğru yollarda ara , yokuş ve dik gelse de.
Bırak zannı şüpheyi , hedefin olsun gerçek ,
Varınca göreceksin , her zahmete değecek .
Asıl şaşılık budur , budur gözdeki mercek ,
Zannetmekle bilmenin farkını görememek .
Bulanıktan uzak dur ,her işin olsun berrak ,
Anca temiz bir kalptir yüzü ak çıkaracak .
Hele de vesveseye aman sakın kapılma ,
Güvenilmez bilgiyi kendine rehber kılma .
Vehimden de uzak dur , doğru bilgi zannetme ,
Hele de evhamları ona buna iletme .
Doğru olsun her işin , doğrudan uzaklaşma ,
Doğru bil , doğru düşün , doğrudan asla şaşma .
* Mesnevi’den Hikayeler *

İyi olmak zorunda değilsin; pozitif olmak zorunda da…

 

İyi olmak zorunda değilsin; pozitif olmak zorunda da… Hatta herkese iyilik yapmak zorunda da değilsin, hayatın boyunca tek bir iyilik yapmak zorunda bile değilsin daha ötesinde…. Meditasyon yapmak, vejeteryan olmak, her türlü yoga asanasını bilmek, derinden ommm sesi çıkarabilmek, beyazlar içinde tiril tiril gezinmek zorunda da değilsin… Öfkeni bastırmak, küfür etmemek, karşıdaki sana vururken illa ki diğer yanağını dönmek zorunda hele hiç değilsin…

Tek bir yapacağın şey var bu yaşam sürecinde, her neysen; her kimsen o olmak… Kendini reddetmemek… Mış gibi yapmamak… Kendini olduğun gibi kabullenmek ve kendini yaşam içinde olduğun gibi ifade etmek…

Aslında öfkeli bir Şirin misin? Niye değilmişsin gibi davranmaya çalışıyorsun ki? Seni o şekilde daha fazla seveceklerini ve kabulleneceklerini düşündüğün için mi? Belki de çok mızmız bir Şirinsin’dir ya da bilgiç ya da tüccar ya da sakar ya da gerçekten de kötü bir Şirinsin… Hiç bir Şirin’in olduğundan farklı davrandığını gördük mü biz? Hepsini bir bütün olarak sevip kucaklamadık mı çocukken? Onların hangi birisi olduğundan farklı davranmaya çalıştı ki? Hatta olduğundan farklı davranmaya çalıştıkları bölümlerde nasıl komik durumlara düştüklerini görüp eğlenmedik mi çocukken? Peki bu noktada soru şu? Sen nasıl bir Şirin’sin…

“Kendini Tanıma Yolculuğu”, bir sahte-kimlik edinip de onun arkasına kendini saklama çabası değildir. Böyle yüzünden huzur akan, mutluluk dolu, sakin ve dingin ses tonlamasıyla meleksi davranmaya çalışmak hele hiç değildir. Kısa bir süreliğine belki yedirebilirsiniz bunu karşınızdakine, ama eninde sonunda insanlar sizinle birlikte oldukça açıklar vereceksiniz ve hatta belki de o kadar saklanmaya çalışıyorsunuz ki bu kimliğin arkasına, kendinizi o kadar inkar ediyorsunuz ki… bunun yansıyan titreşiminden kimse yanınıza bile yaklaşmıyordur, ne demek uzun süre sizinle birlikte olmak… Siz kendinizle birlikte olabiliyor musunuz ki başkasının sizinle birlikte olmasını umuyorsunuz?

Elbette ki dünyada attığınız her bir adımın bir getirisi de olacaktır; yani siz öfkeli bir Şirinseniz ve yoldan çevirip adam dövüyorsanız, o da size karşılık verecektir veya kanunlar devreye girebilecektir. Veya sakarsanız, çeşitli kazalara ve maddi kayıplara sebep olabileceksinizdir veya her ne iseniz ve ne yapıyorsanız, tabii ki bunun karşılığı olabilecektir. Dünya üzerinde bedelini ödemeye hazır olduğunuz her şeyi yapmakta özgürsünüz. Bununla birlikte evet ben böyleyim deyip kendinizi kucakladığınızdaki huzurun getirisi paha biçilemez… Artık içsel olarak sizden yansıyan enerji, uyum enerjisi olacaktır. Bu noktada da başkalarının da sizi olduğu gibi kabul etmeye başladığını görmeye başlarsınız. Aslında içinizde siz kendinizi yargıladığınız için başkalarını yargılıyordunuz ve onlar da sizi yargılıyordu… Ne zaman olanınızı kucakladınız, içsel uyumunuz sağlandı ve işte o zaman çevrenize huzur yaymaya başladınız… Huzuru, olduğunuzdan başka bir şeymiş gibi davranmaya çalışarak yaşayamazsınız. Her neyseniz O’sunuz… Başka hiçbir şey değil…

Bunu kabullendiğiniz anda illüzyon çözülür; tıpkı açılan bir kasanın şifresi gibi. Evet, şifre iyilikte, güzellikte, doğrulukta vs. değildi; şifre kendini olduğun gibi kabullenmek ve kendini her neysen o şekilde kucaklamakta gizliydi. İçinden “iyilik” yapmak geçmiyorken, “iyiymiş gibi” davrandıkça o an yaptığın tek şey aslında kendini inkar etmekten ibaretti ve bu da seni senden uzaklaştırıyor ve illüzyonunu besliyordu. Ayrıca hazır iyilik, güzellik, doğruluk demişken… kime göre, neye göre? Barış içinde yaşamayı arzulamak, insani değerler açısından “doğru”dur, “iyi”dir, “güzel”dir belki de, siz bunu istediğinizi ifade ediyorsunuz diye bu sizin “doğru”, “iyi”, “güzel” olduğunuz anlamına mı gelir? O zaman neden “barış içinde yaşamayı arzulamayanları” eleştiriyorsunuz ki, cık cık’lıyorsunuz ki? Acaba eleştirdiğiniz kendi içinizdeki savaşmayı seven tarafınızı görmeyi reddedişiniz olabilir mi?  Bir insanı eylemlerinden ötürü eleştirdiğinizde, böyle de yapılır mı canım dediğinizde; acaba benzer bir durumda aslında özde sizin de eleştirdiğinizden farklı bir davranış göstermeyeceğinizi bilmenizden kaynaklanan kendinize yönelik bir tepki olabilir mi? Başkasına despot derken, aslında o size içinizde sakladığınız despotu yansıtıyor da kendinizi eleştiriyor olabilir misiniz? “Hayır,canım olur mu öyle saçma şey!” diyebilirsiniz belki de bu sözlere. O kadar eminsiniz ki “başkasının” öyle olduğundan… Size bir sır vereyim mi? Ne kadar çok kızıyorsanız o “başkalarına” o kadar güçlü reddediyorsunuzdur kendinizi…

Ne zaman her neyseniz o olduğunuz gerçeğini kucaklarsınız, ona sarılırsınız, onu yaşamaya başlarsınız… İşte o zaman illüzyon çözülür ve farkındalık başlar… Bu noktada öfkeli Şirin, Şirinler’in aslında kim olduğunu keşfetmeye başlayabilir… Çizgi roman karakterleridir onlar… Yaratıcıları da Peyo adında bir adamdır. Peyo’ya da böyle karakterleri yaratmak için evrenden bir şekilde ilham gelmiştir vs. Süreç her zaman bir şekilde işler. Her yaratılanın bir yaratıcısı vardır, her yaratıcının da daha özde bir yaradanı… Taa ki en özsel benliğimize kadar gider bu silsile… Ve eğer içinizde gerçekten tanımak istiyorsanız o özü, bunun yolu elbet açılacaktır ve bu da önce kendini her neysen o şekilde kucaklamaktan geçer…

Diyeceksiniz benim umurumda değil, kendimi tanımak, etmek, özmüş falan; eyvallah. Bu evrende kimse size çıkıp da niye diye sormayacaktır. Kimisi yolculuk için gelir, kimisi de köyünde kendisiyle mutlu mesut yaşamak için… Hiç kimse de bir diğerinden daha önemli, değerli değildir bu bağlamda. Zaten kendini kucaklayan insan da başkasından daha önemli, değerli olacağım diye çabalamaz da… Bu yaşamda her neyse, onu gerçekleştirir… Kendisini kucaklamanın verdiği tatmin, zaten “daha değerli” olmalıyım hissini eritecektir…

Hadi bakalım her neyseniz onu kabullenme ve onu yaşama zamanı sevgili Şirinler… Hep birlikte şirinlemeye… 🙂

Hasan Sonsuz Çeliktaş

Ve bir kadin, ‘Bize acidan bahset’ dedi.

AA8pUqB[1]

Ve o cevap verdi:

‘Aciniz, anlayisinizi saklayan kabugun kirilisidir.

Nasil bir meyvenin çekirdegi, kalbi Günes’i görebilsin diye
kabugunu kirmak zorundaysa, siz de aciyi bilmelisiniz.

Ve eger kalbinizi, yasaminizin günlük mucizelerini
hayranlikla izlemek üzere açarsaniz, acinizin, nesenizden
hiç de daha az harikulade olmadigini göreceksiniz;

Ve kirlarinizin üstünden mevsimlerin geçisini kabul ettiginiz gibi,
ayni dogallikla, kalbinizin mevsimlerini de onayliyacaksiniz.

Ve kederinizin kisini da, pencerenizden huzur içinde seyredeceksiniz.

Acilarinizin çogu sizin tarafindan seçilmistir.

Aciniz, aslinda içinizdeki doktorun, hasta yaninizi
iyilestirmek için sundugu ‘aci’ ilaçtir.

Doktorunuza güvenin ve verdigi ilaci sessizce ve sakince için;

Çünkü size sert ve hasin de gelse, onun elleri ‘Görülmeyen’in sefkatli elleri tarafindan yönlendirilir.

Ve size ilaci sundugu kadeh dudaklarinizi yaksa da,
O’nun kutsal gözyaslariyla islanmis kilden yapilmistir.’
Halil Cibran