Dolunay etkisi 28-29-30-31 EKİM-1- 2-3 Kasım trihlerinde Devam Ediyor… Buyrun Burç Yorumlarınız…

angi-ay--hangi-burç_2c9365ad-623d-4d23-aeab-eb8857987f0a_8_3864B2FE-F924-4402-9AF2-FDFE18CD8DC1[1]

AY BALIK ve YÜKSELEN BALIK…Maddi anlamda kazançlarınızda, harcadıklarınızda ve ihtiyaç duyacağınız güvenliğiniz için ”para para para” diyeceğiniz günler kadar gelirinizde ki artış kayda değer…Kariyeriniz ve üstlerinizle tartışmayın bence biraz sükut inanın hayrınıza olacaktır..Dilin lâl olma zamanları mı? Yoksa bülbül olup şakıma zamanları mı? Buna Dasa evreniz karar verecek. Her halükarda söylemleriniz o kadar etkili ki Mars enerjisi acı biber etkisi yapacak söylemlerinize…

”Umutlarınızı yitirmeden hayallerinizi ötelesenizde başka baharlara nefes aldığınız sürece yüreğiniz AŞK için çarpmaya devam edecek….”

AY KOVA ve YÜKSELEN KOVA…Çevrenizde arkadaşlarınız, komşularınız ve her gün birebir muhatap olduğunuz kişilerle alakalı sorunlar yaşayabileceğiniz gibi sizler için çevre değişikliği yada saydığım bu grup içerisinde değişiklik olabilir, hayatınıza yeni birileri girip, eski birileri çıkacak. Bazı arkadaşlarınızla kuracağınız diyaloglarda ki yanlış anlaşılmalar eteğinizde ki taşları dökmenize vesiledir. Dolunay evreleri tanıdıklarınızın görmediğiniz, görmeyi istemeyeceğiniz yüzünü görmenizi sağlayacak.

”Arkadaşlık iki kişilik mesele keza dostlukta. Ölüm ise tek ve yine özlemek oda tek kişilik mevzu. Her gece düşler var zihnimde sabaha uyanmama vesile…”

AY OĞLAK ve YÜKSELEN OĞLAK… Dolunayın etkileyeceği eksen arasındasınız. Genel yaşam mutluluğunuz adına bulunduğunuz mekanı, evinizi değiştirmek isteyeceksiniz..Annenizle olan ilişkinizi güçlendireceksiniz..2012-2014 süreçlerinde mutluluk adına sınırlarda dolaştınız ve kayıplar yaşadınız. Karamsarlık, kalp kırıklığı ve duygu yoğunluğu 3.evinizde ki KETU sebebiyle sizlere arkadaşlar, kardeşler ve yakın çevre adına epey tecrübe kazandırdı..Ketu ve Dolunay bir çok kişiye satmak yada almak istedikleri gayrimenkuller ile araç alımı-satımı ve kullanımı konularında itekleyici….

”Sonra ne mi oluyor? Boşver diyorum kendi kendime; dağlarda ki çiçeklerde toprağı görmeden bitiyor ve yeşeriyor neticede smile ifade simgesi yada suda yaşayıp suya doyamayan canlıları bir düşünün….”

AY YAY ve YÜKSELEN YAY…Çocuk,eğlence, spekulasyon ve AŞK adına yeni tanışmalar, ayrılıklar, eskilerin hatırlanması, geçmişin yad edilmesi, eski sevgilinizden haber, bir iletişim.. 4.evinizde seyir eden Ketu sizleri karmik etkilerle buluşturdu ve 4.ev konularında hep üzüntü yaşattı. Annesi ve Babası hayatta olanlar için ise uzun bir süreçte anneleri adına duyacakları kaygıları tetikledi…Kısacası çok kalp kırıklığı ve kayıp yaşadınız.

”Gönderilmemiş fakat sana yazılmış mektuplar biriktirdim sana. İsmini sen koy diye, bazı geceler, gecelerin en kör vaktinde; AY ve Yıldızlar şahit senin için atan kalbimin ritmine…..”

AY AKREP ve YÜKSELEN AKREP…İş değişikliği yapmak isteyenler için tam zamanı ve çalışma sahasında arkanızdan iş çevirenlerle yüzleşmeye hazır olun..Kısacısı işinizi kaybedebilirsiniz Dolunay yakınlarında ve öncesinden kararlar almayın, duyduğunuz haberleri değiştiremeyeceksiniz bilginiz olsun..Sağlığa ve gizli düşmanlıklara imtina ediniz…. Satürn’ü üzerinizde ağırladığınız için Dolunay evrelerinde diş ve kemik ağrılarınızda artış olacaktır, Aslan burcunda ki Mars görünümü ise ateşli olanlar için sorun teşkil ediyor.

”Bazı şeyleri görmek için başınızı göğe kaldırmanız yeterli. Yeryüzü ile gökyüzü arasında mesafe uzakta olsa, göğün göğsünde vurulan yere düşüyor bunuda unutmayın derim….”

AY TERAZİ ve YÜKSELEN TERAZİ…Hiç çekinmeden yazıyorum sizler bu Dolunay da hep BEN demekten bulamadığınız sizdeki ÖTEKİ varlığı. Evlilik yada gönül ilişkisi temalı sevgi ve ciddi beraberliklerin, arzuların, yeni başlangıçların, yada sonlanmaların tamamlanma sürecinin tohumları atılacak..Öyle bir hamle yapacaksınız ki MARS enerjisini kanınızda hissederek. İş ve ortaklıklar adına, mevcut işinizden ayrılabilirsiniz…Maddi anlamda zorlanacağınızı unutmayın lütfen…Ayrılık-Aşk-tutku-sevda smile ifade simgesi orası kaçınılmaz celse!

”Gel gör ki son olsun bu yürek çırpınışlarım, bu yanmalarım, adını koyamadığım, koymaya korktuğum, şiirlerde isyanım, son olsun bu sensizliğim….”

AY BAŞAK ve YÜKSELEN BAŞAK…Bir bitiş temasıda sizlerde, başkalarının kazandığı paralar, sigorta, nafaka, gelir gider tablonuzun uzun zamandır dalgalanma gösterdiği evrenin son demlerindesiniz. Cinsel yaşamınızın coşkusu ve başkalarının sizin için harcayacağı çabaların ivme kazanması, ayni zamanda sağlık konuları adına son sınavınız…İletişiminizin kısıtlanacağı, kimselerle konuşmak istemeyeceğiniz, kendi kabuğunuza çekilip, yalnız kalmak, özgür olmak, birilerine içinizi dökmek isteyeceğiniz zaman dilimi…Dikkat ediniz mahcubiyet sizlerle…ve sırlar, sırlarınız aşikar olacak. Her iki cins içinde ikili diyalogların önem kazanacağı, yanlış anlaşılmaların telafi edileceği tutkulu ve sabırsız geçecek AY farkındalığı demek doğru olur.

”Varsayalım ki seni hiç görmedim, sana hiç dokunmadım sadece hayalini sevdim ve yalnızlığın bende bıraktığı hezeyana vuruldum. Bir geri dönüş ki bu sevgiden habersiz….

AY ASLAN ve YÜKSELEN ASLAN….Babanız ve babanızın sağlığı, uzun yolculuklar, eğitim, yapmak isteyip yapamadığınız ne varsa hayrınıza olsun…Gayri menkul satışı, bulunduğunuz evi değiştirme, evinizde tamirat ve onarım..Şansınız Rasi haritalarınızda ki Dasa evresiyle şekillenecek dilerim gökyüzü sizler için çalışır. T.Satürn zira 1 yıldır tam kalbinizin üzerinde bu transiti iyi hatırlıyorum yeni bitirdim. Ne kadar kalp kırıklığı ve unutulmayacak anı varsa Satürn Akrep seyri süresince sizlere. Birşeyler ters gider Dolunay evrelerinde önce kör düğüm olur sonra çözülür. Enerjiyi iyi absorbe ediniz.

”Gülmek ne çok yakışır insan; bazı zamanlarda ki gülüşler dudaklarınızı tuzlu tortular bırakır, göz yaşı eşliğinde bunu da unutmayınız. Dileklerinizi avuç içlerinizde tutunuz ki Jüpiter sunağın altında beklerken fırsatı kaçırmayın…”

AY YENGEÇ ve YÜKSELEN YENGEÇ…Kariyerinizle alakalı gelişmeler, belki tefli edeceksiniz belkide içerisinde yer aldığınız ve kopmak isteyip de kopamadığınız iş çevrenizden ayrılacaksınız üzülmeyin evren size daha iyisini getirecektir evren sizi ilerletecektir..Sizinde Aşk temalarınız yani bitişler, bitirmek isteyip bitiremediğiniz her ne ise 16 Kasım’dan sonra bu gücü bulacaksınız kendinizde…Toplumsal anlamda duruşunuz ile fark yaratacağınız bir Dolunay, ev ortamında ki küçük tamirat olayları canınızı sıkabilir, kalbiniz birde en değerli yerinizi anılarını hatırlayıp gözlerinizden süzülen yaşlara sonrası bir tebessüm eşlik etsin dilerim.

”Yağmalanmış bir yüreğin izleri var şimdilerde zihninizde, böyle AY gecelerin de yorgun düşler düşer perçem perçem un ufak olmuş hatıraların üzerine…”

AY BOĞA ve YÜKSELEN BOĞA…Dikkatli olun arkanızdan çevrilen işleri önünüze koyacak bu Dolunay, pirincin taşını ayıklama vakti. Hastaneler de yakınlarınız adına zaman geçirebilirsiniz…Eşinizin ve yaşam ortağınızın gelir düzeyinde ani değişiklik yaşanacaktır..KOÇ Burcu evrenin başlangıç noktsının açıldığı kapının ifadesidir..Sizlerin ise bu alan 12.eviniz düşmanlar ve hırsızlar aynı zamanda kazalar.

”Dolunaysız da kabarır oldu yüreğim, kalbi kırık aşıkların hallerini de anlar oldum. Dudaklarınızdan dökülen ayrılık şarkısının bestekarı SATÜRN!”

AY İKİZLER ve YÜKSELEN İKİZLER…Umutlarınızı yitirmeyin sizden yaşça büyük arkadaşlarınız varsa şayet ilişkilerinizin sınanacağı belkide sonlanacağı zamana geçiyorsunuz…Sağlık adına gerekli kontrollerinizi lütfen yaptırın..Umut mu? vazgeçmek olur mu? Umut göğün yeryüzüne inen nafakası…

”Dün gibi uzak, soğuk ve yitirdiğim tüm duygularım sanki hiç kaybetmeyecekmişim gibi yeniden alevlendi….

AY KOÇ ve YÜKSELEN KOÇ…Biz diye diye sizde sınırlara geldiniz tutulmanın etkisiyle karşınıza çıkacak olan ve evlilik çatısında buluşmanızı sağlayacak eş adayını tanıyacaksınız..Diğer taraftan ise iş ortaklarınız, mahkemeler, ortaklaşa götürdüğünüz tüm konular gündeminiz olacak…Mahkemeler, nafaka, sigorta, başkalarına ait paralar, belkide miras konularıyla uğraşacaksınız…Açık düşmanlarınızla tanışma vaktiniz. Dolunay civarında ani kararlar almayın ”evlilik ve ilişki” bitime gibi….Belki de realde bittiğini varsaydığınız bir ilişkiniz tüm ihtişamı ile yeniden alevlenecek.

”Şimdi bir sevda yak benim için ve ismini de sabır taşı koy….”

AYŞEN TOK

AİLE İÇİNDEKİ SINAVLAR

hqdefault[1]

Birçoğunuz ailenizle karmik çalışmalar içindesiniz. Bazen bu ailede basit bir hoşnutsuzluk, kırgınlık veya kabalıktır. Bazen ailenin desteğinden tümüyle yoksun kalmaktır, bazen de bir anlaşmazlıktır, ama bağışlanamaz bir zarar verme olduğu zamanlar da vardır…

Olan her neyse geçmişe bakıp sizi değiştirdiğini görebilirsiniz, öfke ve acı verseler bile meydana gelişlerinin amacı budur.

Evrende, düalitenin öbür yanındaki en iyi dostların öğrenmek uğruna dünyaya gelip birbirlerini incitmeyi kabul etmelerinden daha büyük bir sevgi yoktur. Bu durumda biri nefret ya da öfke maskesi takar, diğeri de görünüşte kurban olur ve yaşamlarını birbirlerine karşı düşmanca sürdürürler. Bundan daha büyük bir sevgi yoktur, çünkü o halledilip ortadan kaldırılması gereken kaderle yüklü bir karmadır. Önünüzde asılı durur ve her gün onu halletmenizi bekler, halledildiği zaman ıstıraplı deneyimler sevgiye dönüşür…

Kryon

KIRKLI YAŞLARDAN SONRAKİ FARKINDALIKLARIM ;

meryl-streep-865[1]

Bazı şeyler için artık sabrım yok; ukala biri haline geldiğim için değil, aksine hayatımda artık beni mutsuz eden ya da üzen şeyler ile vaktimi daha fazla kaybetmek istemediğim bir noktaya ulaştığım için…

Laf sokmalara, haddinden fazla eleştirilere ve hangi türden olursa olsun talep ve beklentilere artık sabrım yok.

Benden hoşlanmayan insanları memnun etmeye, beni sevmeyen insanları sevmeye ve bana gülümsemeyen insanlara gülümsemeye yönelik arzumu kaybettim.

Artık yalan söyleyen ve beni yönetmek isteyen insanlara bir tek dakika bile harcamak istemiyorum.

Oyunların, ikiyüzlülüğün, sahtekarlıkların ve ucuz övgülerin olduğu ortamlarda bulunmak istemiyorum.

Çok bilmişliğe ve akademik ukalalığa tahammülüm yok.

Aynı şekilde boş dedikodulara da bulaşmak istemiyorum.

Uyuşmazlıklardan ve karşılaştırmalardan nefret ediyorum.

Farklılıklardan, hatta zıtlıklardan oluşan bir dünyaya inanıyorum, bu nedenle katı ve toleransı olmayan olan insanlardan kaçınıyorum.

Arkadaşlıkta sadakatsizlikten ve ihanetten hoşlanmıyorum.

Birisine nasıl iltifat edileceğini ya da cesaretlendirmek için ne diyeceğini bilmeyen insanlarla bir arada olamıyorum. Abartılar beni sıkıyor

. Ve her şeyin de üzerinde, sabrımı hak etmeyen hiç kimseye sabrım yok”.

MERYL STREEP

Hayatın getirdikleriyle yetinenler ve hayattan daha fazlasını bekleyenler…

rainybaby_132698587183[1]

Sen hangi gruba dâhilsin? Yanlış ya da doğru yok… Sadece seçim var… Hangi gruba dâhil olacaksın?

Hayattan ne istediğini bilmeden; arzularını keşfetmeden; içindeki yaşam ateşini canlı tutmadan; bu dünyaya gelme amacını hatırlamadan; çoğu zaman bundan şikâyet etsen de suçu zamansızlığa, yaşa, şartlara, parasızlığa, başkalarına yüklemeye kalkarak bildik, tanıdık alanından çıkmadan; çekinerek ilk adımı atıp istediğin sonuca ulaşmadığında vazgeçip, geri çekilerek; gün doldurarak hayatın getirdikleriyle yetinerek yaşamak mı?

YOKSA… En büyük arzularını keşfedip; arzularının senin için itici güç olmasını sağlayıp; her sabah yataktan fırlayarak kalkmanı sağlayacak yaşam amacını bulup; korksan da o adımları atıp; ilk adımında çuvallasan da seni tekrar ayağa kaldıracak inancı hissedip; önünde gördüğün vizyona doğru her adım attığında daha da yaklaştığını görüp; kendine güvenip; önce kendini ve kaçınılmaz olarak etrafını mutlu edip; hayatın sana getirdikleriyle yetinmeden hayattan hep daha fazlasını bekleyerek yaşamak mı?

Seni anlıyorum… Yılların alışkanlıklarından, öğretilerinden, sana yüklenen kimliklerden arınmak hiç de kolay değil! Peki yetmedi mi artık altında ezildiğin kendinle ilgili olumsuz düşüncelerin; sana ait olmayan, ayağına dolanan başkalarının öğretilerinin peşinden gitmen; amaçsız, anlamsız bu hayatta gün doldurmaların; kendini kapata kapata bir metrekare yer içinde nefes alamadan geçirdiğin zamanların; yetmedi mi başkaları ne düşünecek diye kendinden vazgeçmelerin; sana yaşadığını hatırlatacak arzularını ertelemenin kızgınlığı; yetmedi mi kendinden bıkkınlığın?

Ey sevgili, uyan artık! Seni engelleyen senden başka kimse yok! Bırak şu “kurban” rolünü! Al hayatının dizginlerini eline!  Yaşamaya başla artık! Değerlerine uygun, kendini ve sevdiklerini mutlu ederek!

Evet, önün karanlık, biliyorum. Gittiğin yeri görmüyorsun ve bu çok korkutucu. O adımı atmak hiç de kolay değil biliyorum. Olduğun yerde kalmak, ne kadar şikâyet edersen et, çok daha güvenli gözüküyor onu da biliyorum. Ancak orada kaldığın her an kendinden vazgeçtiğini, kendini gerçekleştirmekten, yaşam amacını bulmaktan ve onu paylaşmaktan uzaklaştığını da biliyorum. Zaten ruhun biliyor ve o adımı atmak istiyor! Sen kendini kısıtlayan inançlar, öğretiler, yorumlarınla ruhunun önünü kapatıyorsun. Çekil aradan ve bırak ÖZ’ün adımlarını atsın. Özüne güven, onun seni yönlendirmesine güven, o senin tekâmülün için nereye gitmesi gerektiğini çok iyi biliyor! Sen yeter ki aradan çekil!

O adımı attığında; gerçekten yaşamanın ne olduğunu anladığında; kendini gerçekleştirmenin tadına vardığında; seni mutlu gören sevdiklerinin de mutlu olduğunu gördüğünde; özüne sadık kalmanın huzurunu, kendine saygı göstermenin gururunu yaşadığında; kendini gerçekten sevecek ve başkalarını da sevmeye başlayacaksın! Hayatı sevmeye başlayacak ve sen sevgi olacaksın! Hiçbir şey artık eskisi gibi olmayacak!

Hayal etsene. Şöyle bir dünya hayal etsene… Yeryüzündeki her bir birey gerçekten yapmak istediklerini yapıyor; heyecanla güne uyanıyor, zamanın farkında bile değil çünkü yaşadığı her andan zevk alıyor; sadece kendi gelişimiyle ilgileniyor, başkalarının ne dediği, ne yaptığı hiç umurunda değil; zevk alarak yaptığı her şeyi başkalarıyla paylaşıyor; kendine ve hayata sonsuz güven duyuyor; işini o kadar mutlulukla ve o kadar mükemmel yapıyor ki ihtiyacı olan para ona engelsizce akıyor. Herkes mutlu, memnun, sevgi dolu, arzulu, sevecen, paylaşımcı, yardımsever! Bu benim en büyük hayalim ve olacak biliyorum!

Sen bu hayale ne zaman katılıyorsun

Violet Alaluf

BEYİN GÜCÜNÜZÜ VE HAFIZANIZI KORUYUP GELİŞTİRMEK İÇİN BU YÖNTEMLERİ KULLANINIZ

beyin-gucu-nasil-kullanilir[1]

Yaşlanma vücudu olduğu kadar hafıza ve beyin gücünü de olumsuz etkiler.

İyi çalışmaya devam edebilmesi için beynin de tıpkı makineler gibi yaşı ilerledikçe biraz bakıma ihtiyacı vardır. Ama makinelerin bakım kılavuzu gibi herhangi bir rehber bulunmuyor beyin için. Mevcut veriler ise birbiriyle çelişen ve kafa karıştıran nitelikte. Bu konudaki verileri tarayarak beyin gücünü korumanın en iyi altı yöntemini belirledik.

Yeteneklerinize güvenin

Bir odaya doğru yürüyüp içeri girerken oraya niye gittiğinizi unuttuğunuz oluyor mu? Yaş ilerledikçe hafızanın da zayıflamaya başladığını varsayarız hemen. Oysa bu sadece yaşlıların değil gençlerin de başına gelebilir.

Uzmanlar, gerçekte bir sorun olmasa da yaş ilerledikçe beyinsel becerilerimiz konusunda güven yitirdiğimizi belirtiyor. Bunun sonucu olarak dış desteklere ihtiyaç duyar, arabamızın navigasyonuna, cep telefonumuzun uyarıcısına başvurur hale geliyoruz. Oysa kendi kapasitemizi zorlamadığımız sürece zihinsel beverilerimizin düşüşünü hızlandırmış oluruz. Yani eğer kapıda durup oraya niye gittiğimizi hatırlamaya çalışıyorsak bundan hafızamızı biraz daha zorlamamız gerektiği sonucunu çıkarmalıyız.

Kulaklarınızı koruyun

Duyularımızdan izole olmak beyni olumsuz etkiler. Örneğin işitme kaybı beyni gerekli bir uyarıcıdan mahrum bıraktığı ve dikkat konusunda ekstra yük oluşturduğu için beyindeki gri doku kaybına neden olur. Bir araştırmada, işitme kaybının altı yıllık bir dönemde algı azalması riskini yüzde 24 oranında artırdığı görüldü.

Yaş ne olursa olsun işitme yeteneğini olumsuz etkileyebilecek faktörlere dikkat etmek gerekir. Günde sadece 15 saniye yüksek sesli rock müziği dinlemek işitme duyusunu hasara uğratmak için yeterlidir. Aynı şekilde günde 15 dakika saç kurutma makinesi kullanmak da sesleri algılayan hücrelere zarar verir. İşitme sorununuz olduğunu düşünüyorsanız daha fazla ilerlemeden doktora başvurmak en doğrusudur.

Dil ya da enstrüman öğrenin

Zihni güçlendirmek için başvurulan beyin jimnastiği programları ve bulmacaların yararları sınırlıdır. Oysa yabancı bir dil ya da yeni bir enstrüman öğrenmek beyni daha fazla çalıştıracaktır. Her iki etkinlik de birçok becerinin bir arada kullanılmasını gerektirir. Yeni notaları ve kelimeleri öğrenirken hafıza egzersizi, dikkat, duyumsal algı ve motor kontrol gibi birçok beceri devreye girer.

Bu tür etkinlikler hafızayı çevikleştirecek ve yararları ileri yaşlarda da görülecektir. Geçen yıl yapılan bir araştırmada, müzisyenlerde bunama (demans) ihtimalinin herhangi bir enstrüman çalmayan insanlara kıyasla yüzde 60 daha az olduğu görüldü. Başka bir araştırma ise yabancı bir dil konuşmanın Alzheimer hastalığını beş yıl geciktirdiğini gösteriyordu.

Kendinizi bu şekilde zorlamak en azından mevcut yeteneklerinizi daha iyi görmenizi sağlayacaktır. Eğer yaptığınız iş bu tür etkinliklere başlamanıza izin vermeyecek kadar yoğunsa yine de şanslı sayılırsınız; çünkü uyarıcı ve dikkat gerektiren işler beyin gücünü korumaya yardımcı olur.

Abur cuburdan kaçının

Obezite beyne birçok yönden zarar verebilir. Damarlarda kolesterol birikmesi beyne giden kan akışını sınırlar ve iyi çalışması için gereken besin ve oksijenden mahrum bırakır. Ayrıca sinir hücreleri (nöronlar) insülin hormonu seviyesine karşı aşırı duyarlıdır. Düzenli bir şekilde şekerli ve yüksek kalorili gıdalarla beslenme halinde insülin sinyalleri kesintiye uğrar ve zincirleme tepkimelere ve beyinde zararlı plakların birikmesine neden olur.

Omega 3 gibi yağ asitleri, D ve B12 vitaminlerinin yaş ilerlemesiyle ilgili beyin hasarlarını azaltıcı etkisi vardır. Akdeniz diyetiyle beslenen yaşlıların kendilerinden 7,5 yaş daha genç insanlarla aynı algısal becerilere sahip olmasının nedeni budur.

Spor yapın

Aslında beyin ile beden arasında ayrım yapmak doğru değildir. Beyni korumanın en etkili yollarından biri de fiziksel aktiviteyle bedeni güçlendirmektir. Böylece beyne kan akışı artacağı gibi, sinir hücreleri arasındaki bağlantıları sağlayan proteinler de harekete geçecektir.

Yürümek ve aerobik gibi hafif egzersizlerden ağırlık kaldırma ve vücut geliştirmeye kadar her türlü fiziksel aktivitenin her yaşta yararı olduğu kanıtlanmıştır.

Sosyalleşin

Beyni korumanın en iyi yollarından biri de sosyalleşmek, kalabalığa karışmaktır. İnsanlar sosyal varlıklardır ve arkadaşlarımız ve akrabalarımızın beyni uyarıcı etkisi vardır; yeni tecrübeler denememizi, stresten ve üzüntüden kurtulmamızı sağlarlar. 70 yaşındakiler üzerinde 12 yıl boyunca yapılan bir araştırmada, sosyal olarak daha aktif olan insanlarda algı azalması ihtimalinin yüzde 70 oranında düştüğü görülmüştür. Başka insanlarla düzenli irtibat halinde olmak hafızayı ve dikkati koruduğu gibi zihinsel işlemlerin de genel olarak daha hızlı yapılmasını sağlıyor.

Kısacası sağlıklı beslenme, uyarıcı fiziksel aktiviteler ve iyi bir arkadaş çevresi sağlıklı ve mutlu bir yaşam sürmenin sırrı olduğu kadar beyin gücünü korumak açısından da önemlidir.

  • David Robson / BBC Future
  • kaynak: sonsuz şifa sayfası

Cevap vermen gereken tek kişi, Her sabah aynaya baktığında gördüğün kişidir

811377-cimen-kokusu[1]

İnsanlar, sen istediğin kadar hayatındalar, göz yumduğun kadar dürüstler ve onları affettiğin kadar iyiler.
İnsan geride bıraktıklarını özler, elinin altındakilerden sıkılır, ulaşamadıklarına tutulur.. ve ulaşılmaz olan hep aşk olur!
Bir insanın yaşayıp yaşamadığını anlamak istersen, nabzına değil onuruna bak, duruyorsa yaşıyordur…
İnsan beklentisi kadar mutludur. Formül: Sıfır beklenti, sonsuz mutluluk.
Hala açlıktan ölenler varsa dünyada, Aslında ölen insanlar değil; insanlıktır.
Ölüm hayatta büyük kayıp değildir. Asıl büyük kayıp, yaşarken içimizde ölenlerdir.
Hayatta bir tek başarısızlık vardır, o da denememektir.
Hepimizin başı sağolsun. İnsanlık ölmüş.
Kaygı verici düşünce bir embriyo gibidir; oluştuğunda küçüktür, ama büyür ve daha çok büyür. Kısa süre sonra kendi kontrolünü eline alır.
Geçmişteki acılarına Gülümseyerek baktığın an; Büyümüşsün demektir…
Kimse bana kendini kanıtlama çabasına girmesin. Çünkü herşey ortada, yeni maskeler üretmenin bir lüzumu yok.
Akıl yasama organı olabilir. Ama yürütmeyi mutlaka yüreğe bırakmalısınız.
Cevap vermen gereken tek kişi, Her sabah aynaya baktığında gördüğün kişidir.
Kadın olmak: Her erkekte bir parça bırakmak değil, Bir erkekte bütün olabilmektir.
Gecmişinizin üzerinde durup düşündüğünüz her an geleceğinizden çalıyorsunuz !
Erkek olmak: Mükemmelliğini bir çok kαdındα ispαt etmek değil, Tek bir kadına mükemmeli yαşαtαbilmektir.
Doğduğunda herkes gülerken sen ağlıyordun; şimdi öyle bir yaşam sür ki öldüğünde sen gülerken herkes ağlasın!
Olαğαnüstü birşeydir aşk; Siz bile kendinizi sevemiyorken, O sizi bir başkasına sevdirir.
Çoğu insan nasıl yaşanacağını, ancak ölme vakti geldiğinde öğrenir, çok yazık. Çoğu insan ömrünün en güzel yıllarını, bir apartman dairesinin odasında, televizyon seyrederek geçirir. Çoğu insan yirmi yaşında ölür ve seksen yaşında da gömülür. Bunun, sizin başınıza da gelmesine lütfen izin vermeyin.
Eğer kim olman gerektiği hakkında en ufak bir fikrin dahi yoksa, doğru arabalara, evlere ve giysilere sahip olmak tamamen anlamsızdır. Bu yüzden hayatta daha fazlasına sahip olmaya çabalamaktan vazgeç ve hayat için daha fazlası olmaya çalış. Sonsuz mutluluğun yattığı yer burasıdır.
İnsan gelişimi, bir trene benzer: kendini aşan insan, garından, haddini aşan insan ise rayından çıkmış demektir.
Hiçbir zaman hayattan bembeyaz bir sayfa bekleme! Çünkü ikinci sayfa bile, birincinin izlerini taşır…
Külkedisi ne yapsın, kendisini ancak ayak numarasından tanıyabilen bir salağı.
Her insanın aynalara göstermediği bir yüzü ve kimseye söylemediği bir hüznü vardır…
Kadınlar anlaşılmak için değil yaşanmak içindir. Yaşanacak kadın bulduysanız, anlamak için vakit kaybetmeyin.
Bir dağın zirvesinde olmanın keyfini önce eteklerinde yürümeden nasıl yaşayabilirsin.
Bana iyi gelenler, hep benden gidenler oldu .
Zihnin, gerçekte vücudundaki kaslardan farklı olmadığını hatırlamalısın. Kullan ya da kaybet.
Hiçbir şey için asla çok geç değildir ya da benim durumumda, istediğin kişi olmak için çok erken değil. Zaman sınırı yoktur,istediğin zaman başlayabilirsin. Değişebilir ya da aynı kalabilirsin. Bunun bir kuralı yoktur. En iyisini ya da en kötüsünü yapabiliriz. Umarım, sen en iyisini yaparsın. Umarım, seni şaşırtacak şeyler yaşarsın. Umarım, daha önce hiç hissetmediğin şeyler hissedersin. Umarım, değişik bakış açıları olan insanlarla tanışırsın. Umarım, gurur duyacağın bir hayatın olur. Öyle olmadığını anlarsan… Umarım, en baştan başlayacak gücü bulursun.

* ROBIN SHARMA

kaynak: sonsuz şifa

ASIL EKSİKLİK , ÇAREYİ BAŞKASINDA ARAMAKTIR

1382152_430047680441000_1289316616_n[1]

Asıl eksiklik, eksik olduğumuzu düşünmekti.
Asıl eksiklik, çareyi başkasında aramaktı. Hayatın matematiği farklı;
iki yarımı toplayınca bir etmiyor.
İnsan tek başına mutsuzsa başka biriyle de
mutlu olamıyor.
Önce yalnızdık.
9 ay boyunca karanlık bir yerde dışarı çıkmayı bekledik ve
dünyaya ağlayarak
geldik.
Pişman gibiydik. Ya da mecburen gelmiş gibi.
Biraz büyüdükten sonra, kendimizi bildiğimiz anda, içimizi kemiren,
kalbimizi
kurcalayan o tuhaf duyguyu hissettik: Bir yerde bir eksik var dedik.
Korktuk.
‘Bunun sebebi ne?’ diye sorduk kendimize. Cevabı yapıştırdık:
‘Demek ki sahip olmadığımız bir şeyler var.
O yüzden eksiklik hissediyoruz’. Peki, neye sahip olmamız gerekiyor?
Çocukken ‘yaşımız küçük’ diye düşündük.
Her istediğimizi yapamıyoruz.
Kurallar, yasaklar var. Büyüyünce her şey yoluna girecek.
Büyüdükçe bir şey değişmedi.
Yine huzursuzduk. İçimizden bir ses aynı sözcükleri fısıldıyordu:
‘Bir eksik var. Kafamız karıştı.
Nasıl kurtulacağız bu iğrenç duygudan?
Nasıl geçecek bu?
Aklımıza yeni cevaplar geldi: Okulu bitirince geçecek.
İşe girince geçecek.
Para kazanınca geçecek. Tatile gidince geçecek.
Okulu bitirdik. Diploma aldık.
İşe girdik. Kartvizit aldık. Çalıştık. Para kazandık. Taşındık.
Araba aldık.
Çalıştık. Eve yeni eşyalar aldık.
Tatile gittik. Dans ettik. Terfi ettik.
Kartviziti değiştirdik.
Daha çok çalıştık. Daha çok para kazandık. Çalıştık. Çalıştık.
Geçmedi.’Bir yerde bir eksik var’ hissi, hala orada duruyordu.
Bu sefer de ‘Sevgilimiz olunca geçecek’ dedik.
‘Yalnızlığımız sona erince bui lletten kurtulacağız.
‘Beklemeye başladık.
Derken, biri çıktı karşımıza aşık olduk.
Ve anında başka biri olduk.
Daha güçlü, daha güzel, daha akıllı biri.
Hesap cüzdanları, kartvizitler,
hatta ilaçlar bile böyle hissetmemizi sağlamamıştı.
Sevgilimizin gözlerinde, daha önce bize verilmemiş
kadar büyük sevgi ve hayranlık gördük.
Sevgilimizin gözlerinde Tanrı’ yı gördük.
Işığı gördük.’Tünelin ucundaki ışık b u olmalı’ diye düşündük ‘kurtulduk’.
Sonra bir gün, daha dün bize deli gibi aşık olan insan çekip gidiverdi.
Ya da artık eskisi gibi sevmediğini söyledi.
Ya da başka birine aşık olduğunu söyledi.
Ya da daha kötüsü, başka birine aşık oldu ama söylemedi.
Telefonu açmamasından, elimizi tutmamasından, sevişmemesine bahane bulmak
zorunda kalmamak için biz uyuduktan sonra yatağa gelmesinden anladık, bir
terslik olduğunu.
Belki de sevmekten vazgeçen veya terk eden sevgilimiz değildi, bizdik.
Fark etmez. Sonuçta aşk bitti.
Şimdi her yer bomboş. Şimdi tekrar yalnızız. Başladığımız yere döndük.
Yıllarca uğraştık, eksiğin ne olduğunu bulamadık. Halbuki her şeyi denedik, her
yere baktık.
Öyle mi? Bakmadığımız bir yer kaldı.
İçimize bakmadık.
Eksik parçayı dışarıda aradık ama içimizde saklı olabileceğini akıl etmedik.
Birilerini sevdik, birileri bizi sevsin diye uğraştık ama kendimizi sevmedik.
Şaşıracak bir şey yok, tabii ki sevmedik.
Kendimizi sevsek bu kadar koşturur muyduk?
Canımız yanmasın diye duvarların ardına saklanır mıydık?
Kendimizi boş sanıp doldurmaya uğraşır mıydık?
Terk edilmekten korkar mıydık?
Asıl eksiklik, eksik olduğumuzu düşünmekti.
Asıl eksiklik, çareyi başkasında aramaktı.
Hayatın matematiği farklı; iki yarımı toplayınca bir etmiyor.
İnsan tek başına mutsuzsa başka biriyle de mutlu olamıyor.
‘Herkes beni sevsin’ diye uğraşınca kimse gerçekten sevmiyor,
herkes sevgisine şart koyuyor, sınır koyuyor.
Oysa ‘kendime duyduğum sevgi bana yeter’ diye düşününce,
kendimizi olduğumuz gibi kabullenince yarım tamamlanıyor.
Her şey bir oluyor. İşte o zaman perde aralanıyor.
Acı diniyor.
İşte o zaman başka `bir`i bir araya gelerek, hesabın kitabın,
korkunun kaygının hüküm sürdüğü sahte bir sevgi yerine,
gerçek bir sevgi yaratılabiliyor …..

  • Can Dündar
  • kaynak: sonsuz şifa

ÇİN FİLOZOFU KONFÜÇYÜSTEN 20 ANLAMLI SÖZ

ilk-twitter-kullanicisi-konfucyus[1]
Öyle ki herkes Konfüçyüsten bir iki güzel söz okumuştur. MÖ 551 – MÖ 479 tarihleri arasında, Doğu Zhou Hanedanlığında yaşayan bu Çinli filozof, astronom ve yazarın öğretisi de bir o kadar önemli. Önemli ki ölümünden yıllar sonra bile Uzak Doğu’daki devlet ve imparatorlukların ideolojisi olarak benimsenmiş. Kimi zaman din, kimi zaman bir felsefi öğreti olarak öne çıktı. Ama daha çok onu yücelten ve önemli kılan, ahlak felsefesine dayalı öğretileri ve sözleridir. Yüzyıllar sonra bile kitaplarının ulunduğu, adına filmlerinin çekildiği bu ünlü düşünürün özlü, doğru sözleri de bir o kadar düşündürücü. İşte o sözlerden bazıları;
1. Adalet kutup yıldızı gibi yerinde durur ve geri kalan her şey onun etrafında döner!
2. Araştırma yapıldığı zaman ancak bilgi artırılabilir; bilgi artırıldığında ancak istek samimi olabilir……istek samimi olduğunda ancak akıl ıslah edilebilir; akıl ıslah edildiğinde ancak özel yaşam iyileştirilebilir; özel yaşam iyileştirildiğinde ancak aile yapısı düzeltilebilir. Aile yapısı düzeltildiğinde ancak devlet düzen içinde yönetilebilir
3. Hiç kimse başarı merdivenini elleri cebinde tırmanmamıştır.
4. İyi insan, güzel söz söyleyen değil, söylediğini yapan ve yapabileceklerini söyleyen adamdır.
5. Kendine yapılmasını istemediğin bir şeyi başkasına yapma…
6. Sana bir şeyi nasıl bilebileceğini öğreteyim mi? Bildiğin zaman bildiğini anla, bilmediğin zaman ise bilmediğini anla.
7. Yavaş yürüyene çelme takılmaz!
8. Nasıl ki elmas yontulmadan mükemmelleşmezse, insan da acı çekmeden olgunlaşamaz…
9. Konuşmaya değer insanlarla konuşmazsan insanları, konuşmaya değmez insanlarla konuşursan kelimeleri yitirirsin. Sen öyle biri ol ki ne insanları, ne de kelimeleri yitir.
10. Güçlü olan, zayıf yanını herkesten iyi bilendir; daha güçlü olan ise zayıf yanına hükmedebilendir.
11. Erdemli olanların söyleyecek sözleri vardır ama söyleyecek sözleri olanların tümünde erdem yoktur. İnsancıl olanlar cesaretlidir ama cesaretli olanların tümü insancıl değildir
12. Bir yerde küçük insanların büyük gölgeleri varsa, o yerde güneş batıyor demektir!
13. Bir şeyi bildiğin zaman, onu bildiğini göstermeye çalış. Bir şeyi bilmiyorsan, onu bilmediğini kabul et. İşte bu bilgidir.
14. Çizik bir elmas, çizik olmayan bir çakıl taşından daha iyidir.
15. Doğrunun ne olduğunu görüyor fakat onu yapmakta başarısız oluyorsanız eksikliğiniz cesarettir.
16. Eğitimli insanlar öncelikle adalete değer verir. Eğitimli insanlar adalet olmadan cesaret sahibi olunca asi olurlar. Küçük insanlar adalet olmadan cesaret sahibi olunca haydut olurlar.
17. İnsanları niçin öldürüyorsunuz, biraz bekleyin zaten ölecekler.
18. Kendini affetmeyen bir insanın bütün kusurları affedilebilir.
19. Okudum, unuttum, gördüm, hatırladım, yaptım, öğrendim.
20. Ya bir yol bul, ya bir yol aç, ya da yoldan çekil.

Tam Sırası: Bilmiyorum, siz istediklerinizi “sırasında” yapabildiniz mi?

1143419_e94d846155b647143fbd1a63f4b5e871[1]

Bilmiyorum, siz istediklerinizi “sırasında” yapabildiniz mi?

Ben hiç yapamadım…

Küçükken anneannem cebinde taşıdığı bir tomar anahtarla kilerdeki dolapları açtığı zaman, canım pestil isterdi. Bilirdim sapsarı kayısı pestilleriyle, kararmış mor erik pestillerinin hangi dolapta olduğunu. Anneannem: “Şimdi sırası değil, birazdan yemek yiyeceğiz!” derdi… Yemekten sonra ise, herkes öğle uykusuna yatardı. Şayet “Belki sırası gelmiştir!” diye yine pestil istersem, Anneannem: “Şimdi sırası değil! Bak herkes yattı. Sen de yat. Ondan sonra…” derdi.

Öğle uykusundan sonra pestil istediğim zaman da cevap yine aynıydı… “Şimdi sırası değil. Aç karnına dokunur! Nerdeyse aksam oluyor. Birazdan yemek yiyeceğiz…” Bir türlü sırasına rastlatamamıştım pestil istemeyi!

Bir gün babam boş bulunup bana iki çam ağacının arasına, kolan vurdukça göklere ulaşacak bir salıncak kurmayı vaat etmişti. Ama bir daha bu vaadini hiç anımsamaz göründü. İkide bir anneme gider… “Haydi söyle babama, salıncağı kursun!” derdim. Annem ise “Şimdi sırası değil, başı ağrıyor…” derdi. Başı ağrımazsa gazete okuduğu için salıncak kurmasını istemenin zamanı değildi. Gazete okumuyorsa banyoya gireceği için…

Salıncak istemenin de bir türlü sırasını getiremedimdi. Yaz günleri bahçe kapısının önünden, “Vişne kaymak!” diye bağırarak dondurmacılar geçerdi. Koşa koşa içeri gelir, “Dondurma alayım mı?” diye sorardım…

“Şimdi sırası değil!” derlerdi.

Birlikte çocuk dergilerinin bulmacalarını çözmeyi önerirdim… “Şimdi

sırası değil!” derlerdi. Bir şeytan uçurtmasının kuyruğunu bile yapmaya yanaşmazlardı… “Şimdi sırası değil!” derlerdi.

Okulda öğretmen ders anlatırken, aklıma gelen bir şeyi sormak için parmağımı kaldırırdım. Öğretmen bir süre görmezlikten gelirdi parmağımı. Kolum yanlış yere dikilmiş fasulye sırığı gibi öyle havada kalırdı. Sonunda öğretmen… “Şimdi sırası değil, indir bakayım parmağını aşağıya!” derdi.

Etütlerde gizli gizli roman okurken de, bir müdür muavini başıma dikilir… ‘’Şimdi sırası mı roman okumanın? Kapat onu da dersine çalış!” derdi.

İlk yazdığım yazılara da, yazı işleri müdürleri aynı gerekçeyle karşı çıkmışlardı… “Şimdi sırası değil bunun!” diyorlardı. Piyeslerim için de aynı itirazı çok duydum… “İyi ama şimdi sırası değil!”

Aşık olduğum zamanlar yemekte, yahut yürürken, yahut otururken, canım birden öpüvermek isterdi yanımdaki sevgiliyi. Kursağımda kalırdı arzum. Bir el, vagon tamponu gibi yavaşça iterdi yüzümü… “Hisse yapma, şimdi sırası değil!” Velhasıl, hiç bir şeyin sırasını tam getiremedim. Ama, sırasız mırasız bir şeyler yapmaya çalıştım kendimce. Bir şey yapmak için sırasını bekleyenler ise, genellikle hiçbir şey yapamadılar. Öteden beri aklıma takılıp kalmıştır, bir şeyi yapıp yapmamanın “sırası”nı kimin saptadığı. Ve kendimce söyle demişimdir… “Bir şeyi yapmanın sırası, onu yapmak istediğin andır!”

Zaman ayarını ters kullanmışsan, zaten toz olur gidersin… Yok ters kullanmamışsan, “Şimdi sırası mıydı!” diyenlere uzaktan nanik yaparsın sırasında mı doğup ölüyoruz ki, her şeyi sırasında yapabilelim…?!

Başarırsan “sırası”, başaramazsan “sırası değildi” oluyor ve insanlık böyle bir çalkantı içinde akıp gidiyor…

ÇETİN ALTAN

Zihinsel Olarak Güçlü Olan İnsanların Alışkanlık Haline Getirdiği 13 Davranış

basarı__[1]

Zihinsel olarak güçlü olmak genellikle, ne yaptığınız ile değil, ne yapmadığınız ile alakalıdır. Bu; düşüncelerinizi, davranışlarınızı ve duygularınızı kontrol etme sanatı. İşte yazar Amy Morin’e göre zihinsel olarak kuvvetli olan insanların yapmadığı 13 şey!

1. Kendileri için üzülmekle zaman kaybetmezler.

Yazarın dediğine göre, insanın kendisi için üzülmesi, kişiye oldukça zararlı. Üzülerek kişi, zaman kaybı yaşıyor, negatif enerji ile doluyor ve günlük ilişkilerine zarar veriyor. Olaylara iyi tarafından bakarak, üzülme duygusunu, minnettarlığa çevirmek ise işin anahtarı.

2. İpleri başkalarının eline vermezler.

İnsanlar genellikle, duygusal ve fiziksel olarak bir sınır belirleyemedikleri zaman, ipleri başkalarına devreder. Eğer sizin davranışlarınızda başkalarının etkisi bulunuyorsa, başarınızı ve başarısızlığını onlar belirler. Bunu önlemek içinse, ayağa kalkıp sınırları kendiniz belirlemelisiniz.

3. Değişiklik yapmaktan çekinmezler.

Morin’e göre değişiklik yapmanın 5 aşaması bulunuyor. Karar öncesi, düşünüp taşınma, hazırlık, eylem ve eylemi devam ettirmek. Her bir adım oldukça korkutucu gözükse de, değişiklik her zaman iyidir. Unutmayın; ” Ne kadar çok beklerseniz, o kadar zorlaşır. ”

4. Kontrol edemedikleri şeylere odaklanmazlar.

Her şeyin kontrol altında olduğunu bilmek elbette ki oldukça rahatlatıcı. Yine de her zaman gücün sizde olduğunu düşünmeniz sorun yaratabilir. Yazara göre her şeyde kontrol sahibi olmak istemenin sebeplerinden biri endişe duygusuna cevap verme isteği. ” İnsanlar endişeleri ile savaşıp yenmek yerine, çevrelerini kontrol etmek istiyor. ” diyor yazar.

5. Herkesi memnun etmeye çalışmazlar.

Çoğu zaman, insanların bizim hakkımızda ne düşündüğü, kendimiz hakkında ne düşündüğümüzden önce gelir ve bu zihinsel olarak güçlü olmak için yapılmaması gereken şeylerin başında gelir. Yazara göre herkesi memnun etmeye çalışmak zaman kaybı ve bunu sağlamaya çalışan insanlar da kolay manipüle edilebilirler. O yüzden insanları memnun etmeyi düşünmek yerine, kendinizin ne istediğini ilk başa koyun.

6. Risk almaktan çekinmezler.

İnsanlar genellikle ister finansal olsun, ister başka türlü olsun risk almaktan kaçınır. Zihinsel olarak kuvvetli olan insanlar ise sonunu tahmin edebildikleri yani hesaplayabildikleri riskleri almaktan kaçınmazlar. Yazara göre bir risk alırken, şu soruları kendinize sorabilirsiniz:

– Bu riskin bedeli ne olabilir?

– Potansiyel olarak yararları nedir?

– Alternatifler nedir?

– En iyi hangi sonuca ulaşabilirim?

– En kötü durumda ne olur?

7. Geçmişe takılıp kalmazlar.

Geçmiş, geçmişte kaldı. Yaşanan şeyleri değiştirmenin imkanı yok. Bu yüzden ”geçmişte yaşamak” şu andan ve gelecekte yapacaklarınızdan zevk almanızı, önler diyor yazar. Bu yüzden anın tadını çıkarmak yapabileceğiniz en mantıklı şey. Yine de geçmişi düşünmenin bazı faydaları da yok değil. Geçmiş hatalardan ders çıkarmak, olaylara yeni bir bakış açısından bakmanıza olanak sağlayacaktır.

8. Aynı hatayı defalarca yapmazlar.

Önceki madde ile paralel olarak, geçmişten ders alarak aynı hatayı yapmamak, zihinsel olarak güçlü insanların olmazsa olmazlarındandır.

9. Başkalarının başarılarını kıskanmazlar.

Yazarın dediğine göre, başkalarının başarılarına odaklanmak size hiç bir yarar sağlamayacak, aynı zamanda dikkatinizi dağıtarak başarılı olmanızı engelleyecek.

10. İlk başarısızlıktan sonra hemen pes etmezler.

Başarı aniden gelen bir şey değil. Başarısızlık ise insanın her zaman aşması gereken bir engel. ” Örneğin Theodor Giesel -Dr.Seuss olarak da biliniyor.- ilk kitabı 20 yayıncı tarafından reddedilen bir yazar. Şimdi ise tüm dünya onu tanıyor. ” diyor Morin. Bir başarısızlık yaşadıktan sonra yükselişe geçmek sizleri daha da kuvvetlendirecektir

11. Yalnız kalmaktan korkmazlar.
Yazarın dediğine göre, düşüncelerinizle baş başa kalmak için boş zaman yaratmak etkili bir deneyim olabilir. Morin’e göre yalnız kalmanın avantajlarından bazıları şunlar:

– Ofiste tek çalışmak üretkenliği arttırır.

– Kişinin empati yeteneği kuvvetlenir.

– Yaratıcılığı geliştirir.

– Zihinsel açıdan sağlıklıdır.

– Kişinin kendini yenilemesine olanak sağlar.

12. Hayatın kendilerine bir şey borçlu olduğunu düşünmezler.

Başarısız olduğunuz zaman, hayatınıza lanet etmek oldukça kolay. Fakat gerçek şu ki bir şeyleri kazanmak sizin elinizde. ” Hayat adil değil. Başkaları sizden daha başarılı ve mutlu olabilir. İşte bu hayat. Bu işin altın kuralı ise, kendinize odaklanmanız, eleştiriye karşı açık fikirli olmanız, eksikleriniz hakkında bilgi sahibi olmanız ve en önemlisi kendinizi başkaları ile kıyaslamamalısınız. Eğer hak ettiğiniz şeyleri alamadığınızı düşünüyor ve başkaları ile kendinizi kıyaslıyorsanız, çok büyük hayal kırıklığına uğramanız kaçınılmaz. ” diyor yazar.

13. Eylemlerinin hemen ardından bir sonuç beklemezler.

” Gerçekçi beklentilere girmek ve başarının bir gecede gelmeyeceğini anlamak, potansiyelinizi ortaya çıkarmak adına oldukça önemli ” diyor yazar. Zihinsel olarak zayıf insanlar genellikle sabırsız kişilerdir. Bu insanlar yeteneklerini abartır ve değişikliğin ne kadar zaman istediğini anlayamaz diye de ekliyor yazar. Başarıya odaklanmanız oldukça önemli fakat bu yolda pek çok başarısızlık ile karşılaşacaksınız. Eğer büyük resmi görebilirseniz, başarı da kaçınılmaz olarak gelecektir.

kaynak: onedio sonsuz şif sayfasından alınmıştır

ŞEMS TEBRİZİ… BİLDİKLERİNİ UNUT…

Mevlana%20Jallaluddin%20Rumi[1]

Kimsenin aleyhine konuşma, uzaktan atıp tutma, insanları kem dille yargılama, bil ki yanılırsın…
Bildiklerini unut.
Gel al eline bir silgi, şu yeni başlayan güne bilgilerini silmekle başla.
Zanlarını, yargılarını, önyargılarını ve dahi bütün genellemelerini koy bir çuvala ve hepten terk et…

Gıybet etme sakın, bil ki dedikodu denilen şey mıknatıs gibi kötü enerji çeker.
Kimsenin aleyhine konuşma, uzaktan atıp tutma, insanları kem dille yargılama, bil ki yanılırsın.
Birini ne kadar çok aşağılar yahut dışlarsan, onun durumuna düşme ihtimalin o kadar artar.
Kainatın matematiğidir.
Bir koyar, bir alır insan.
Bilmeden kendi hesabını dürer
Hiçbir konuda emin olma Kendini ayrıcalıklı sayma.
Konumuna ya da mevkine, ismine veya şöhretine güvenme.
Şu hayatta tüm zahiri kisveler sabun köpüğünden ibarettir.
Nazlı nazlı yükselir köpük, derken pat diye sönüverir. Her zaman başkalarından öğrenmeye açık ol.
En iyi bildiğin konularda bile köşeli düşünme, büyük konuşma.
Cümlenin sonuna nokta değil, ünlem değil, virgül yahut üç nokta koy.
Açık bir kapı bırak daima.
Ne kadar bilsen de hiç bir zaman yeterince bilemeyeceğini unutma. Tevazudan şaşma.
Ancak o zaman kurtulabilirsin bilginin cehaletinden.
“Bildiklerini Unut” diyor Dost!

  • Şemsi Tebrizi

”SİMYACI” PAULO COELHO’DAN 15 MUHTEŞEM SÖZ

627_0179[1]

1. Elveda diyecek kadar cesursan, hayat seni yeni bir… merhaba ile ödüllendirir.

2. Hiç yenilmemiş insanlar vardır. Onlar hiç savaşmamış olanlardır.

3. En iyisini sonraya saklamayın. Yarının ne getireceğini bilemezsiniz.

4. Başkalarını memnun etmek için yaşarsan herkes seni sever, kendin hariç.

5. Başkalarının ne düşündüğü önemli değil çünkü her halükarda yine aynısını düşünecekler.

6. Zamanını satabilirsin, ama geri satın alamazsın.

7. Bizi seven insanlar var, sadece nasıl göstereceklerini bilmiyorlar.

8. Hayatın sırrı, oysa, yedi kere düşüp, sekiz kere kalmaktı.

9. Bir hayali gerçekleştirmeyi imkansız kılan tek şey vardır; başarısızlık korkusu.

10. Hayatın, insanın iradesini test etmek için pek çok yolu vardır, bazen hiçbir şey olmaz ya da her şey birden olur.

11. Bir gün kalkacaksınız ve hep hayal ettiğiniz şeyleri yapmaya vakit kalmamış olacak. Şimdi tam zamanı. Harekete geçin.

12. Sadece güneşli günlerde yürürseniz, hedefinize asla varamazsınız.
13. Tekne limanda güvendedir. Ama teknenin amacı bu değildir.

14. Affet ama asla unutma yoksa tekrar yaralanırsın. Affetmek bakış açını değiştirir, unutmak ise aldığın dersi kaybettirir.

15. Ok ancak geri çekerek atılır. Hayat seni zorluklarla geri çekiyorsa, seni daha büyük bir şeye fırlatacağı içindir. Nişan almaya devam et.

  • Paulo Coelho

O BÜYÜK OLAN ” tarafından ona verilenleri kabul etmek…

1506940_905125119506054_1108519440991705880_n[1]

TEDAVİ ETMEK

Neredeyse tüm hastalıkların farklı boyutları vardır. Ve neredeyse hepsi hem bedeni hem de ruhu ilgilendirir. Tedavi etmenin anlamı, iki boyuttaki dengeyi tekrar sağlayabilmektir. Her şeyden önce şu demektir; beden ve ruh arasındaki dengeyi tekrar sağlamak gerekir. Bedensel dengeyi tekrar yerine getirmek için tıpta farklı yöntemler vardır. Bu Batılı modern tıp da olabilir, alanında bilgili bitkisel ve diyetleri içeren Klasik tıp da olabilir. Tek başına bedensel tıp ruhunu yüceltmez. Bunun için Şamanların ruhsal ve spiritüel tıp anlayışına ve merasimlere ihtiyaç vardır. Bunlar ruhunu yükseltir, ruhun yükseldiği/an bedenin de daha iyi hisseder. Ufacık bir tebessüm bile bağışıklık sistemini güçlendirir. Bu yüzden, bir yerini kesersen gülümse, kendine iyi davran, ruhunu yükselt. Yara iyileşecektir. Ruhunu yükselten her şey sana sağlık getirir. Tedavi olmak iç dünyandaki ağırlığı ve yükleri atmaktan başka bir şey demek değildir. Dünyaya bir bak. Çok zor. Çok hastalıklı. Ufacık bir gülümseme ve pozitif düşünme her şeyi umut ışığına çevirmene yardımcı olabilir.

Tek bir tebessüm bile bağışıklık sistemini güçlendirir, ve ruhunu yüceltir.

Bununla ilgili bir hikaye anlatmak istiyorum. Yıllar önce Macao’da bir konferansa katıldım. Orada son Çin kralının Saman torunu ile karşılaştım. Ufacık bir
adamdı ama yaydığı enerji inanılmazdı. İlk önce onu fark etmedim bile, sadece güçlü etki alanını hissettim ve sonra onu koridorun sonunda gördüm. Kollarını açmış orada duruyordu. Ona doğru gittim ve beni kucakladı. Başımı omzuna koydum. Kim olduğunu bilmiyordum, adını da bilmiyordum. Ama enerjisini hissettim. Beni bir yere götürmek istedi ama ben ona engel oldum. Yaşlı adam ellerini omzuma koyup şunu söyledi: “Seni bekiyordum.” Çevirmenimim şaşkınlığını düşünebiliyorsundur. Yaşlı adam kim olduğunu söylediğinde çevirmenim bunlardan hiçbir şey anlamadı ve kulaklarına da inanamadı. Son olarak beni evine davet edip onu takip etmemi istedi. Ufacık bir evdi, küçük bir mutfak ve buna ek olarak ufacık iki odadan oluşuyordu. Bu odaların her birinde ise üç katlı yataklar bulunuyordu. Televizyon dışında evdeki tüm mobilyalar bunlardı. Adam çay hazırladı ve anlatmaya başladı: “Hayal edemeyeceğin bir zenginli-ğin içinden geliyorum. Yasak şehirde doğdum, babam kralın son Şamanıydı. Ama sonra Mao geldi. Büyükbabamı tercih yapmak zorunda bıraktı, ya öleceksin, ya terbiye edileceksin ya da sürgüne gideceksin. Büyükbabam etrafına bakındı ve sürgüne gitmek istediğini söyledi, fakat onu kimse istemedi. Sonunda Macao’ya sığındı, o zamanlar Portekiz kolonisiydi. Macao’da kalmasına izin verildi fakat bir metrekare kadar dar bir alanda hareket etmesine izin vardı. Ben orada büyüdüm ve hayatımı orada geçirdim. Benim dünyam oydu.” Bu hikaye beni derinden etkiledi. Hayatının büyük bir kısmını bir metrekarede geçiren bu adamı görmeliydin. Denizi evinden görebilen ama ona hiçbir zaman dokunmamış olan bir adam. Bu adam içinde sınırsız bir sevgi barındırıyordu. Çin rejimini suçlamadı. Kimseyi suçlamadı. Kaderini kabul etti ve “Evet” dedi. Ailem dışında tanıştığım bütün insanlar arasında karşılaştığım en büyük Saman oydu. Ve ben çok fazla insanla karşılaştım. Doğru ve gerçekti. Koca gökyüzünün sınırsız büyüklüğünü içinde taşıyordu. Bu yüzden de “O BÜYÜK OLAN ” tarafından ona verilenleri kabul ediyordu. Bu adamı hiçbir zaman unutmadım. Kendime örnek aldığım bir kişi oldu. Bir gün ben de onun gibi olmak istiyorum. Bu güce ve kuvvete sahip olup, verileni kabul ederek sormadan “Evet” diye-bilmek istiyorum.

-Kalbinizdeki Buzları Eritin – Angaangaq
Grönland’tan Gelen Şaman

BEYNİMİZ NASIL ÖĞRENİR: ÇOCUKLARIMIZ DERS ÇALIŞIRKEN; KAÇ DAKİKA ARAYLA, KAÇ KERE TEKRAR YAPMALI Kİ, BU BİLGİYİ HEP HATIRLASIN.

12106723_427490267447268_8146539719722444249_n[1]

ÇOCUKLARIMIZ DERS ÇALIŞIRKEN;
KAÇ DAKİKA ARAYLA,
KAÇ KERE TEKRAR YAPMALI Kİ, BU BİLGİYİ HEP HATIRLASIN.

Beynimiz bilgiyi ilk görür ve çok kısa süreli hafızaya atar.

20 dakika sonra tekrar edersek kısa süreli hafızaya atar.

20 dakika sonra bir kez daha tekrarlarsak derin hafızaya atar

Böylece bu bilgiyi hiç unutmayız.
Eğer yeni öğrendiğimiz bir bilgiyi ,20 dakika arayla ,3 defa tekrar edersek ,derin hafızaya atıldığı için asla unutmayız.(Egitimini aldığım, Holistik öğrenme tekniği bilgilerinden biri…)

AFFETMEK NE DEMEKTİR ? AFFETMEZSEK NE OLUR?

kele[1]

 

Affetmek, başkalarının yarattığı koşullardan ve yanlışlardan dolayı kendimize acı vermeye, ya da başkasının bize acı vermesine izin vermemize son vermek demektir.

Affetmek, bir kesiftir… Bir yanlışı silmek değil, affettiğimiz kişiyle aramızdaki benzerliği keşfetmektir.

Affetmek unutmak değildir.. Geçmiş unutulmaz.. Unutmamalıyız da.. Ama geçmişte yapılanların yıkıcı etkisini ortadan kaldırmaktır. Artık acıyı hissetmemektir.

Affetme süreci, yas tutma sürecidir.. Kişi affetse de kaybetme duygusunun ve yaralanma duygusunun acısını hissedebilir. Onarım zaman gerektirir.

Affetmek yapılanları onaylamak, hoş görmek değildir.. Yapılanları önemsiz farz etmek, örtbas etmek, yapılanların kötü olduğunu geçersiz farz etmek ya da o kişinin hakli olduğunu zannetmek de değildir.. Tam tersi “yapılanlar kotuydu.. İncitti ” diyerek ve yüzleşerek yola çıkılır.

Affetmek o kişiye kendimizi daha büyük hissettirerek onu bize karşı borçlu kılmak ta değildir.. Bu bir ego oyunu olabilir ancak.
Affetmeyi seçtiğimizde kimse bize borçlanmayacaktır. Diğer insanin da affetmesini, özür dilemesini, değişmesini ve
Bizim istediğimiz gibi olmasını beklemeyeceğiz. . Çünkü biz ancak kendimizi kontrol etmeye muktediriz..
Bir başkasının seçimlerini kontrol edemeyiz. Böyle bir gücümüz yok..

Affetmek fedakarlık değildir.. Katlanmak hiç değildir.. ” iyilik perisini” oynamak ta değildir.

Affetmemiz için illa o kişiyi anlamamız gerekmez.. Olayları illa hatırlamamız da gerekmez.

Affetmek o ana mahsus bir durum değildir.. Bir süreçtir.. Zaman içersinde sabırla yavaş yavaş olur.

Affetmek bir secimdir.. Amaç bizim öz mutluluğumuz, rahatlamamız, özgürleşmemiz, hastalanmamamız ve hayatimizi sağlıklı ve mutlu yaşamamızdır.

Affetmek, o kişiyi sevmek değil, o kişiyle konuşmak zorunda olmak değil,
O kişiyle ilişkiyi sürdürmek değil,
O kişinin beklentileri doğrultusunda davranmak değil,
O kişiyi suçsuz ya da hakli bulmak değildir.

Affetmeyi gerektiren her yara ve travma, içinde önemli bir dersi de barındırır.
Dersi görebilmek için yarayı yeniden deşmemiz, yüzleşmemiz gerekebilir. .
Cesurca bunu yapmalıyız.. Zira affetmenin gerçek yolu buradan gecer.

Affetmek öfke ve intikama yatırım yapmaktan vazgeçmektir.
Affetmek kendimize verdiğimiz en büyük armağandır..
ACI, öfke ve çaresizlik hislerinden özgürleşmektir. .. Geçmişe değil, şimdiye ve geleceğe yatırım yapmaktır.

Affetmek kendini yiyip bitirmek ya da kişiye bedel ödetmek yerine, var olan enerjimizi kendimizi geliştirmek için kullanmamızı sağlar.

Gerçek affediş, mazeret uydurmak ta değildir.. ” annem babam yapabileceklerinin en iyisini yaptılar.. Naapsinlar.. Ah canim benim” demek te değildir.

Öfke ve affetmek birbirinin zıttı değildir. Üzerinde birlikte çalışılması gereken olgular ve duygulardır.

Affetme süreci nasıl başlar?… Nasıl affedebiliriz?

1) Önce acıyı, travmayı kabul etmek ve yüzleşmeye kendimizi hazır hissetmek

2) Kendimizi tanımak, bu süreç içersinde bir yandan kendimizi affetmeye de başlamak

3. Basamak: sınırlarımızı çizmek.. Kendimize güvende hissettiğimiz bir alan yaratmak…
Yanı ” tamam.. Bugüne kadar yaptığın yanlıştı.. Kotuydu.. Bana acı verdi..
Ama artık dur.. Bundan sonra buna izin vermiyorum.” diyebilmek ve bu sınırı koymaya karar vermek.

4) Kendi duygusal tepkilerimizle yüzleşmek.. Değişecek olan diğer insan değil, biziz..
Yanı beklenti ondan değil, kendimizden.

5) Öfkemizi kullanacağız. .. Önce kendi öfke ve çaresizlik hislerimizi fark edeceğiz. .
Öfke enerjimizle sınırlarımızı yeniden belirleyeceğiz.

6) Affetmenin kısa yolu, sihirli tarifeleri yoktur.. Bir süreçtir,, sabır gerekir.. Herkes için farklı yaşanır.

7) Objektif olarak bize acı veren durumla yüzleştiğimiz zaman, derin bir mutsuzluk ve yoğun bir öfke,
Korku hislerinden sonra gerçek uyanış başlar ve yeniden sevme gücünü kazanma sansını elde ederiz.

8) Bütün bunları yapmadan affetmeye çalışmak sağlıklı ve yararlı olamaz.
Eğer biz bır cesaret yüzleşmezsek,
Travma kendini değişik kılıflarda, obje değiştirerek yine karşımıza çıkarak tekrarlayacaktır. .
bazen de ” marazı ask” kılıfı altında çıkacaktır karsımıza..
Marazı ask, çocuklukta yarım kalmış öfke ve obsesyonun erişkinlikte yeniden yaratılmış halidir.

9) Duygularımız bilinç altımızın tercümanıdır. .
Duygularımızı dinlemeyi anlamayı öğrenmeliyiz ve duygularımızın rehberliğine izin vermeliyiz..
Acılarımızı dolu dolu yasamadan yapılan affedişler gerçek affediş değildir,
Affettiğimizi söyleriz ama acı bilinçaltına gömülür,
Hiç olmadık yerde hiç olmadık şekillerde farklı objelere yansımalarla patlamalar yasarız..
Bu da bize zarar verir.

10) Affettikçe bir zamanlar gözümüze canavar gibi görünen insanın gittikçe boyutu gözümüzde küçülür…
Bizi bilinçli kırmaya çalışan ya da kotu niyetli davranan, zarar veren kişi
Zaten kendi yarattığı cehennemi yaşamaktadır.
Zaten yaşamında mutlu olsa, kendiyle barışık olsa hiç bunları yaparmı?
Başkalarına zarar verme güçsüzlerin, sevecenlik, affedicilik güçlülerin işidir.

11) Çocukluk döneminin travmalarıyla yüzleşmek çok önemlidir..
Yoksa eşimizle olan yaşantımızda, patronumuzla ilişkilerimizde hemen aynı sorunlar karsımıza çıkıverir..
Örn: çocuğunu sevgiyle boğan kontrolcü ebeveyn,
Kendi doğrularını empoze etmeye çalışan mukemmeliyetçi ebeveyn,
Babaların yonettiği yaşamlar sevgi nefret ilişkisi yaratabilir. .
Bunları bastırmaya çalışırsak ruhsal gelişimin yolunu tıkarız…
Derken önce ruh hastalanır.. Sonra beden.

12) Gerçek affediş, zarar veren kişi için ” sen kendi öfkeni kusuyordun ama bu bana zarar veriyordu..
Artık bana zarar veremezsin.. İzin vermiyorum.. Bitti..
Artık benim üzerimde hiçbir gücün yok. Ben özgürüm.” diyebilmek, hissedebilmek ve karar vermektir.

13) Öfke enerjisinin görevi bize yeniden sınırlarımızı belirlemek gücünü vermektir..
Onun için ikisi aynı süreç içerisinde yaşanır..

14) Acıyı ilaçlarla uyutmaya ve gömmeye çalışmak bir tedavi yolu değildir..
Kendimize yönelik işlediğimiz bir suçtur..
İlaç tedavi etmez sadece semptomları geçici olarak bastırır..
Kökten iyileşme ancak farkındalıkla ve kendini derinden tanıma sureciyle olur..
Bedensel hastalıklar da duyguların hastalığıdır. .
Tedavisi yine duyguların açığa çıkmış enerjisi ile sağlanır.

15) Duyguları ifade etmek bastırmaktan daha sağlıklıdır. .
Ama ideal yol, duygularımızı rehber alarak, onları kanalize edebilmektir. .
Duygularımızı bastırırsak kendimize zarar veririz..
İfade edersek karşı taraf incinebilir. .
Ama kanalize eder yani yüzleşerek sınırlarımızı net bir şekilde çizersek, bu zarara izin vermemiş oluruz.

16) Affettiğimizi nerden anlarız ?
Artık o insandan korkmuyorsak, özellikle de onun da iyileşmesi için duacı isek,
Başına kötü birşey gelsin ya da mutsuz olsun beklentisinde değilsek,
Ve o kişiyi kendisiyle başbaşa bırakabiliyorsak,
O kişinin adı geçtiğinde artık yüreğimizde acı hissetmiyorsak, bilelim ki affetmişiz..
Lütfen bunu farkettiğimiz gün kendimizi kutlayalım..
Ama unutmayalım ki bu bir süreçtir.. Yas sürecidir.. Zaman ve sabır gerekir.. Zoru başarmaktır.

17) Affetmek kimseye yaptığımız bir iyilik ya da yücelik hali değildir…
Sadece kendi ruhumuzu tedavi etme ve iyileştirme sürecidir..

Peki affetmezsek ne olur??

Sürekli bir güçsüzlük, acizlik duygusu içinde oluruz.. Kendimizi sık sık kurban ilan edebiliriz..
Çaresizlik yakınmalarımız hep değişik objeler aracılığıyla gündeme gelir.
Zira tüm onları yapan “kötü kişi ” olacağı için biz otomatik olarak “iyi kişi” konumunda oluruz.
Affetmediğimiz surece içimizde derinlerde devamlı bir haddini bildirme arzusu, intikam duygusu,
Gurur, kıskançlık, pişmanlık, kendimizi hep hakli gösterme çabası, zannedilen bir reddedilmişliğin incinmişliği,
Sevgisizlik, affedemeyeceğine inanma, obur kişinin mutluluğunu istememe gibi negatif duygular içersinde olunur.

Veeee tüm bunların sonucunda:
Hayır deme zorluğu, yani kendi bireysel sınırlarını koyamama,
Farkında olmadan kendini cezalandırma ( çünkü bu duygular, arzular ve hırslar bilincin derinliklerinde “suçluluk hisleri” yaratacaktır ve bilinçaltı ” suçlular cezalandırılmalıdır ” komutu verecektir.)
Güzelliklerden mahrumiyet ve utanç
Zarar verici ilişkiler
Dürtüsel, zarar verici davranışlar
Bağımlılıklar
Kazalar
Hastalıklar
Depresyon
Yabancılaşma, yalnızlık
Büyüyememe
Risk alamama
Mutlu aile kuramama
Başkalarının hayatlarını yaşama vs. vs. olacaktır
Hiçbirşey için geç değildir!
Hepimize affetme gücü diliyorum..

* Dr. Şule Tokmakçıoğlu- sonsuz şifa sayfasından alınmıştır