HATA YAPABİLRSİNİZ AMA AYNI HATAYI TEKRARLARSANIZ GELİŞEMEZSİNİZ… * OSHO

713_0754[1]
Kişinin her zaman doğru yolda gideceğinin garantisi yoktur.
Birçok kere birçok şey insanları yanlış yola yönlendirir
çünkü doğru kapıya gelmek için birçok kere yanlış kapı çalınır.
 
Hayat böyle..
 
Eğer ilk seferde doğru kapıya rastlanılırsa onun doğru olduğu anlaşılamaz.
Her yer, her şey kırmızı olsa başka hiç bir renk olmasa kırmızının ne olduğunu kimse bilemezdi.
 
O yüzden son tahlilde hiç bir çaba boşuna değildir.
 
Her çaba kişinin gelişiminin doruk noktasına ulaşmasına katkı yapar.
İnsan asla kararsız olmamalı.
Yanlış yola sapmak endişe yaratmamalı.
İşte bu önemli bir sorundur.
İnsanlara asla yanlış bir şey yapmamaları öğretiliyor.
Onlar yanlış bir şey yapmaktan o kadar korkuyorlar ki, hiç bir şey yapmıyorlar, hareket kabiliyetini yitiriyorlar.
 
Mümkün olduğu kadar hata yapın.
Ama bir şeyi unutmayın.
Aynı hatayı tekrarlamayın.
O zaman gelişirsiniz.
 
Yoldan sapabilmek özgürlüğünüzün bir parçasıdır.
Bu doğru, bu yanlış diye bir şey yok.
Hayat o kadar kesin değil, onu bu kadar kolay etiketleyip sınıflandıramayız. Hayat her şişenin etiketli olduğu ve neyin ne olduğu bilinen bir eczane değildir. Hayat bir gizemdir, her an tetikte olunmalıdır.
 
Neyin doğru neyin yanlış olduğu hakkında önceden hazırlanmış yanıtlara güvenilemez.
 
Hayat çok hızlı ilerler dinamiktir, iki an asla birbiri ile aynı değildir, o yüzden bu anda doğru olan bir şey, bir sonraki anda doğru olmayabilir.
Bu değişen hayata nasıl tepki verileceğine kişi o anda karar vermelidir.
 
Hayat böyledir..
 
Onun için hazırlık yapamazsın..
Onu hazır bir şekilde bekleyemezsin..
Güzelliği bu, anlamı bu.
Her zaman şaşırtır ve sürprizlerle gelir.
Her anın sürprizlerle dolu olduğunu ve önceden hazırlanan hiç bir yanıtın uygulanabilir olmadığını görürsün, eğer gözlerin varsa…
 
* OSHO

Dört Anlaşma…

1610998_540033219489811_3844544807049077777_n[1]

1.Anlaşma: Sözlerinizi özenle seçin kullandığınız sözcükler de kusursuz olun, ağzınızdan çıkan en küçük bir kelimeye dahi dikkat edin.

2.Anlaşma: Hiçbir şeyi kişisel algılamayın; bize söylene sözleri, yapılan edimleri kişisel almayın.

3.Anlaşma: Varsayımda bulunmayın. Olmuş ve olacaklar hakkında varsayımda bulunmak, yaşamayı engeller ve enerjiyi tüketir.

4.Anlaşma: Elinizden gelenin en iyisini yapın…

Don Miquel Ruiz

ENERJİ VİBRASYONLARIMIZI NELER YÜKLELİR VE NELER ALÇATIR?

12063475_1489687191335767_5285138601645281038_n[1]

Dr. Hawkinsin verdiği duygu enerji vibrasyon tablosu eğer hayatımıza ayna gibi tutarsak, belki de unitsiz duygulara kapılabiliriz. Fakat kendisi de şunu demişti, Vibrasyonları yukarıya çıkartmak ve yüksek seviyede tutmak mumkün, sadece yeni alışkanlıklarınızı edinmek gerek. o zaman onlar insanı yüksek seviyede tutabilir.

Meselela: Dini inançlarınız varsa ve ibadetleri temiz bir şekilde yapıyorsanız onlar insana büyük destek verebilir. Önemli olan onları yapınca dengeyi kaybetmemek, fanatikleşip, radikalleşmemek, çünkü o zaman onlar enerji vibrasyonları düşürmeye ve bilinç altı agresifliğe ve saldırganlığa yol açmaktalar.

Dini ınançlarınız yoksa eğer, daha farklı şeylerle vibrasyonlarınızı yüksekte tutabilirsinizi.

Verilen tavsiyeler sadece tavsiye seviyesinde, mutlak değildir. Hepimiz farklıyız, farklı ortamlarda yaşıyoruz.

Evet, titreşimlerimizi ve enerjilerimizi yükselten şeyler neler bir bakalım (rakamlar ve harflerin anlamı:
Rakam – maksimum olan enerji artısı, eğer yapılan sürekli, doğru, yemiz, etik – alışkanlık boyutunda hayatta yer alıyorsa. Burada her insanın ortalama enerji seviyesini + 200 den hesaplanır ve her alıkanlık + olarak gelir.
Harfler ise – önemlilik seviyesidir. ÇÖ – çok önemli, HÖ – hayati önemli, Ö – önemli, A – alternatifli):

1) ZEVK ALMAK: ”En büyük sır – biz buraya (bu dünyaya) kendimizle zevk almak için geldik”
– arkadaşlarla ve hayat vizyonunuzu paylaşanlarla zaman geçirmek + 90 ÇÖ,
– tutkulu hobbi + 120 HÖ,
– yükselten sesler ve müzikler:
dinlemek + 40 ÇÖ,
katılmak + 150 A,
şarkı söylemek veya sesle çalışmak + 140 HÖ.

2) YEMEK ALIŞKANLIKLAR VE DİYETLER: ”Siz – yediniğiz yemeklersiniz”.
– tamamen natural (organik) gıdalarla beslenmek + 52 HÖ,
– Vitamin katkıları + 100 HÖ,
– devamlı haftada 1 defa oruç + 20 ÇÖ,
– devamlı haftada 2 defa oruç +80 ÇO,
– peris, detoks, bedenin iç temizliği +140 HÖ,
– Vejeteryan beslenme, sebze + 10 A,
– Organik sebzeler + 90 A,
– sert vevanlık + 70 A.

3) FİZİKSEL HAREKETLER: ”Sahip olduğunuz kılıfın hayatta tutabilmesi”
– devamlı yürüyüşler + 15 Ö,
– spor + 60 Ö,
– dans + 70 A,
– jimnastik + 50 A,
– dövüş sanatları + 110 A,
– Yoga + 120 Ö,
– Nefes ve dinamik beden çalışmaları + 150 Ö.

4) İLİŞKİLER: ”Bizim inançlarımızın ve hayat algılarımızın denetim alanı”
– Kişilerarası uyumlu iletişim + 160 HÖ,
– iş ve sosyal çevre uyumlu iletişim/ilişkiler + 110 ÇÖ,
– içindeki insan ve öz ilişkilerin çözülmesine izin vermesi (affetme, barışma, bakış açıcı geliştirme, değiştirme, kişisel dönüşüm) + 180 HÖ,
– samimiyet ve sevgi ilişkilerin devamlı yüksek seviyede tutmak +60 Ö,
– kutsal anlayışı içeren cinsel ilişkiler + 190 A.

5) ENERJİ ÇALIŞMALAR/ ARINMA/ AYARLAMA/ DENGELEME: ”Hayatın yakıtı”
– devamlı bedenin enerji harmonize etmesi + 160 ÇÖ,
– vibrasyonları yükselten meditasyonların yapılması + 150 Ö,
– gereken psikolojik destek, arınma + 180 HÖ,
– yüksek enerji kaynaklarıyla ilişki kurma ve tutturma + 180 ÇÖ,
– Gerginliklerinden arınma / bedensen blokların açılması + 220 HÖ,
– Çakraların harmonize ve enerji kanalların arınması + 240 HÖ.

6) HAYAT BAKIŞI VE FELSEFESİ: ”Hayat vizyonu”
– evrende kimseye zarar vermemek + 180 HÖ,
– sevdiği işle meşkül olmak + 170 HÖ,
– boçları kapatmak (maddi ve manevi) + 160 HÖ,
– rakibini yok eden pratiklerden uzak kalmak (ritüeller, ilişkiler, saldırganlık) + 180 HÖ,
– kendinle baş başa kalmak, devamlı +90 HÖ,
– kendinle doğada kalmak, doğa ile iletişim kurmak + 220 ÇÖ,
– kutsal yerlere gitmek + 180 A.

7) İŞ ŞARTLARI: ”Zamanımızın çoğu nasıl geçiririz”
– fare işlerinden kurtulmak, devamlı geçinim arayışında bulunmaktan vazgeçmek + 170 ÇÖ,
– problemlere ve sonuçlara yaratıcı yaklaşmak + 110 HÖ,
– stresten uzaklaşmak + 100 HÖ,
– işkolik olmamak + 120 ÇÖ,
– devamlı ilerlemek + 80 Ö,
– hayat standartlarına uyumlu bir yerde çalışmak + 90 ÇÖ,
– serbest meslek + 105 A.

8) HAYAT ŞARTLARI: ” EV ortamını yüksek kalitede tutmak”
– şehirden taşınmak + 60 ÇÖ,
– fiziksel yaşam için en uygun şartların oluşturması + 140 ÇÖ,
Bağımlılıklardan vazgeçmek:
– enerjinizi düşüren alanlardan ve olaylardan vazgeçmek + 80 HÖ,
– düşük enerjili insanlara bağımlılık koparmak + 160 HÖ,
– negatif veya lüzümsüz informasyon kanallarından kopmak + 200 HÖ,
– gelişmiş toplumda yaşamak + 320 HÖ,
– elektrik veya manyetik kirlilikten uzaklaşmak + 180 HÖ.

9) MANEVİ PRAKİTLER: ”Manevi ve İnsani (fiziksel) denge oluşturmak”
– mekanikleşmiş dini ibadetlerden çıkmak + 150 HÖ,
– temiz ve ayrımcılığı olmaya manevi pratikleri uygulamak + 130 HÖ,
– dua etmek + 60 Ö,
– minnet / şükran duymak + 200 HÖ,
– devamlı meditasyon yapmak + 160 A,
– manevi katkıda bulunan toplumlara gidip faaliyette bulunmak + 330 HÖ,
– evrenin ilahi güçlerden, Allah’tan yardım/ çözüm istemek, çağırmak + 90 ÇÖ.

10) DAHA ÜST DÜZEYDE YETENEKLERİ GELİŞTİRMEK: ”Bilinçli insan”
– tamamen veya kısmen iç güdülerin gelişimi + 140 HÖ,
– insanlığa hizmet vermek + 210 ÇÖ,
– chenelling (geniş anlamda) + 440 ÇÖ,
– Duru görüşü + 300 HÖ,
– enerji aracılığıyla terapi/tedavi etme ve öğrenme + 380 HÖ,
– tezahür pratiklerin uygulaması + 240 HÖ.

YÜKARIDA VERİLEN BİLGİLER ŞART DEĞİLDİR, SADECE İÇİNİZDEN SEÇİP YAHATA UYUMLAYARAK YENİ ALIŞKANLIKLARI EDİP ENERJİ VİBRASYONLARINIZI YÜKSELTEBİLECEĞİNİZ ENSTRÜMANLAR DİYEBİLİRİZ.
HAYATTAN ZEVK ALMAK – ENERJİ ALANINIZI VE FREKANSLARINIZI YÜKLETMEK VE GELİŞTİRMEK ANLAMINA GELİYOR.
BİREYLER KENDİLERİNİ DOĞRU VE SAĞLIKLI SEVMEYİ (İLK ÖNCE ZARAR VERMEMEK) ÖĞRENDİKLERİ ZAMAN VE HAYATA DEVAMLI UYGULADIKLARI ZAMAN:
+ DAHA SAĞLIKLI,
+ DAHA BAŞARILI,
+ DAHA UYUMLU VE SEVGİ, NEŞE DOLU
+ HUZURLU
+ DAHA BİLİNÇLİ
+ EVRENE FAYDALI VE HAYATLARI DAHA YÜKSEK KALİTEDE YAŞAMAKTALAR..

SEVGİ VE NEŞE İLE,
Dara Fatima

(kaynak: Dr. David Hawkins)

Kaynak: Sağlıkla Kal Facebook Sayfası

MUTLULUĞUMUZ NEREDE SAKLI? (HADİ BİRLİKTE FARK EDELİM)

1627f0c4f9[1]

Her insanın farklı, her insanın kendine has oluşu, dünyanın çeşitliliğini, aynı zamanda anlama, anlaşılma zorluğunu beraberinde getirir. Kendimize yalın ve tarafsız bakabilirsek neler gözlemleriz? Beğendiğimiz, beğenmediğimiz nice özellik ve çevremizdekiler için de öyle. Kimilerini daha çok yakın görür, kimilerini ise sevebilmemiz, oldukça zorlamadır ya da sevmemeyi seçer, anlamamayı uygun görürüz. Kişisel onca sebebin dışında, genelde takdir gören kişiler ,insancıl dediklerimiz, egolarından olabildiğince arınmış olanlardır.

Yine de bu yaşamı bir yarış ortamı gibi algılama, egomuzun en baş oyunlarındandır. Daha iyisi olayım, göz yaşım içeri, kahkaham dışarı olsun. Çevremizi farklı, tarafsız gözle inceleyebilirsek, ne malzemeler çıkacaktır aslında. Birisi mutlu iken, saf ve gerçek anlamda, onun mutluluğunu paylaşabiliyor muyuz? Birisi mutsuzken, “benden daha kötüleri var” diye düşünmenin, içten içe sevinci dışında, onun aşağılarda, zaten bitmiş olduğu kanısı dışında, gerçekten acısını paylaşabiliyor muyuz? Hadi hepsini bir yana bırakalım, belki de insancıl olmak, o denli umurumuzda değildir. Peki mutlu olmak??

Hadi bu kerelik, tek ego işini, kendi mutluluğumuza adayıp, kalan her şeyi maksimum egodan arındıralım. Kendimizde ya da başkalarında gördüğümüz şükürsüzlük ve ben daha iyiyim kanıları olmadan, aslında gerçek ve kalıcı mutluluğu yakalayabileceğimizi bilsek, yine de vazgeçemez miyiz yılların kalıntı duygularından? Çevrenize bakın, gözlemleyin, 100 üzerinden 90’lık mutlu olması gereken bir neden varken bile, yakınlarınızın 10luk kısım için, şikayeti öne aldığını gözlemlediniz mi hiç? Peki ya siz.? “Evet x x oldu ama şuna canım çok sıkıldı” diye bahsettiğimiz nice konular vardır. Belki biraz vahlanmalar istiyoruz, çevremizde “ahh ne sıkıntılar çekti yine de ayakta durdu” denilsin diye ,belki de gerçekten hep bardağın boş tarafında gözümüz. Peki gerçek anlamda ne zaman mutlu olacağız??

Şunu aklımıza koyalım önce, hep daha iyisi vardır. Dünyanın en güzel kadını olarak esmer birisi seçilir, ama birisi esmerlerden hiç hoşlanmaz, yine kaybeden olur. Paranın en çok olduğu kişi, mutsuzluktan kıvranıyordur, ikinci kişi hemen ardında onu zorluyordur çünkü. Daha iyi olma hırsı, kompleksleri, bizleri sadece mutsuz yaparken, neden hala o ego oyuncağının, küçücük oyun parçası oluyoruz ki ??? Örnekler kitaplar dolusu, ciltler dolusu verilebilir. Peki, mutsuz olmak için sayısız sebep varken, mutluluk için tek bir şey yeterliyse, nedir onu bizim elimizden alan? Gerçekten mutlu olmaksa amaç, üzümse niyet, bağcıyı dövmeye çalışmakla neden bu uğraş?

Ben, mutluluğu hiç olma uğraşında yakaladım. Kamil insanların hiçlik yolu kadar değil elbet, ömür yetmeyecekti büyük ihtimal, o yolu tamamlamaya ama kendi acizliğimizde hiç olmak. Kayıplar yok, iddia yok, hırslar kıskançlıklar yok, bizi hasta insan yapabilecek herşeyden uzakta, “hiç” olmak. Çok şey olmaya çalışmak, kendi beğenimizi kazanmak dışında neye yarar ki ? Başkalarının beğenisini toplamaya!!Düşünelim biraz daha, biz dünyadaki tüm iddialarda başta olalım,her şeyin en iyisi, en güzeli bizde olsun, karşımızdaki yine egosundan, kendi görmek istediği doluluk kadar, bizi dolu sayacaktır, ne kadar beyhude bir uğraş. Hastalanacak kadar azmettik ama o görmek istediği kadarını gördü. Kaldık yine, kendimize verdiğimiz değerle başbaşa.

Şu dünya zamanında, ayakta çarık, üstte aba, yalın gezmek değil elbette bu hiçlik. Elimizden geleni sergilerken, doğamıza uygun adımlar atabilmek. Aslında içinde aktığımız nehirin suyunu, biz ayarlıyoruz. Coştuğunu hayal ettikçe, terse küreklerle başarmak adına, ispatlar adına, kan ter içinde mutsuz ve yorgun bitap düşüyoruz. Kuş ne olduğunu biliyor, açlığını doyuruyor, yuvasını kuruyor, evlatlarını koruyor. Ağaçlar önce köküne, sonra dışarı doğru büyüyor, “ben çam ağacıyım, ama dilersem çınar da olurum” diye kendini mutsuz kılmıyor. Doğa bizden ayrı mutlu, onun saf kabullenişle, şarkılarını duymamak sağırlık olur. Tüm canlılar, tüm maddeler ne ise onun içinde gelişiyor, bütünün parçasını olduğunu bilerek. Hür irademizi, başkalaşmak için kullanıp, düpedüz mutsuz olan sadece bizleriz.

Hiç isek kaybımız nedir? Bize parmağını sallayarak, yağmur gibi eleştri yapan insanlar,” sen de kimsin, şu kadar bu kadar kötü yanın var” dediğinde gülümseyerek hiçim diyebilmek…Denesek ve hafiflemenin verdiği müthiş duyguyu tadabilsek… Gerilim yok, itirazlar yok, kavgaya dönüşemez ki…Boş değil hiçim, içimi dolduracak, benim var oluştan aldığımdan başka şey değil. En tombul su damlası olmaya çalışsam ne ki?? Derya da bir su damlasıyım, birisi gelir bakar der ki az sonra buhar olacak kadar hiçsin, evet hiçim, bir başkası bütünden bakabilir, deryayı görür evet deryayım. Hiçlik, küçülerek büyümek gibi görünür, kimin umurunda.

Telaşlar, korkular, mutsuzluklar, bir bir öldürür kendini. Düşünebiliriz, dünyaya iz bırakmış insanlar, hiçim deseydi, bunca icat, buluş, kurtuluş, kahramanlık yaşanamazdı diye, bence tam tersi. Kuşun, kuş olduğunu bildiği anlamda, kendi doğasındayken çaba ,emek var eder kişiyi. Çağlayan nehire, ters kürekle başa dönebilmiş yoktur. Doğasını bilip, enerjisini olağanca gücüyle ancak kendini kan ter içinde bırakmış insan vardır. Emeği aktığı yönde akıtan, egolarından arınmış, idealleri neyse onun için emek verebilenler başarabileceklerini başarırlar…Çok değerli bir dostumun dediği gibi, nehirin içinde su olup akmasını bilenler, ancak verdiği emeği boşa tüketmeyenlerdir.

Ne olmaksa amaç, evrenin içinizde bıraktığı, sizi yanıltmayan sesle gerçekleşebilir. Mutsuzluk mu, artık imkansızdır. Farkında olan kişinin, mutsuz olabilmesi imkansızdır. Gerekçelere bağlı insanlar, ancak mutsuz olabilir.X olursam çok mutlu olacağım dendiği an, mutsuzluk kapısı sonuna kadar açar kendisini. Başlar yine, arpa boyu yol alamayacak, beyhude kürek çekmeler.Anda kalın derken, doğanızda anda olması gerektiği gibi kaldığınızda, mutluluğu kendinizden uzaklaştırmak imkansızdır.

Ne istiyoruz, gerçek mutluluk mu? Belki aylarca yazılır ama özü şudur ki; Mutluluk değil, mutsuzluk özel çaba gerektirir.Gerçekten farkında olmaya başlayana….

  • Alıntı…

SEVİLMEK İÇİN ALTI YOL

Kalp-resimleri-12[1]

1-Başkaları ile ilgileniniz

Tippy herkesi severdi O, herkesi sevdiği için de herkes onu severdi

Psikoloji ilminin zirvelerinden Alfred Adler diyor ki: ‘Başkaları ile ilgilenmeyen insanlar hayatta daima büyük güçlüklerle karşılaşmaya mahkumdurlar’

Roosevelt, yerini Taft’a bıraktıktan sonra bir gün Beyaz Saray’ı ziyaret etmişti Bütün görevlileri, hizmetçileri hatta mutfakta çalışan kadınları bile isimleri ile selamlamıştı Archie Butt diyor ki: ‘Roosevelt mutfakta çalışan Alice’i gördüğünde ona hala çavdar ekmeği yapıp-yapmadığını sordu Alice de ona, yaptığını, ama yalnızca hizmetçilerin yediğini söyledi Roosevelt, Alice’in tepsi içinde ikram ettiği bir dilim çavdar ekmeğini yiye yiye bahçeye çıkmış, bahçıvan ve işçileri selamlamıştı Bu adamlar o günü gözyaşları içinde hatırlarlar Bunlardan Ike Hoover der ki: ‘O gün, son iki yıl içinde mutlu olduğum tek gündü’

Telefonla konuşurken bile muhatabınız ses tonunuzdan bu konuşmadan ne kadar mutlu olduğunuzu anlamalıdır Sizin ona değer vermeniz, onu size samimi olarak yaklaştıracaktır

Başkalarına karşı samimi ve derin bir ilgi gösteriniz

2-Gülümseyiniz

İnsanın yüzünde taşıdığı, sırtında taşıdığından daha önemlidir

İnsanları hareketleri kelimelerden daha yüksek bir sesle konuşur Kelimelerinin dilini pek sevmediğimiz nice insanlara hallerinin güzel dili yüzünden bağlanıveririz

Büyük bir şirketin yöneticisi ‘İşe alacağım insanları seçerken, gülümsemeyi bilen bir lise mezununu, asık suratlı bir üniversite mezununa tercih ederim’ demişti

Gülümseyin Öyle samimi ve sıcak olunuz ki, her sıktığınız ele, ruhunuzu da katınız

Düşmanlarınızı düşünerek zaman kaybetmeyin

Korkuya kapılıp hedef değiştirmeyiniz

Aklınızı hedefinizde yoğunlaştırınız

Güçlü ve faydalı olma düşüncenizi zihninizde yaşattıkça gerçekten de öyle olmaya başladığınızı göreceksiniz Siz ısrar ettikçe fırsatlar çıkacaktır

Fikir, imanla bağlanırsa, kudret haline gelir İmanla bağlanın Cesur, açıkgöz ve neşeli olun

Kalbiniz neye bağlanırsa, varlığınız onun mahiyetine bürünür Bürüneceğiniz mahiyeti doğru tespit edin

3-İsimleri Hatırınızda Tutunuz

Sıradan bir adam bile kendi ismine dünyadaki bütün isimlerden fazla önem verir

Bir insanı uzun zaman sonra hatırlayıp, ismi ile hitap etmek, büyük bir iltifat kabul edilir Fakat ismi yanlış hatırlasanız veya yanlış telaffuz ederseniz, bu, zararlı olabilir Adam yeterince önemsenmediğini düşünüp, gücenebilir

Eserlerini kendilerine ithaf ettirmek için yazarlara para teklif eden zenginleri de biliyoruz Siyasal adamlarının aldıkları ilk ders şudur: ‘Bir seçmenin ismini hatırlamak devlet idaresine hazır olmanın ilk şartıdır Başkalarının isimlerini hatırınızda tutunuz Çünkü bir insan için dünyanın en tatlı ve önemli sesi, kendi ismidir

4-Dinlemeyi Biliniz

Dinleyen birisini bulduğunuzda dinletmeyi sevmeyenimiz yoktur

Heyecanlı dikkat ve ilgiden zevk almayacak insan yoktur

En sert, en saldırgan, tenkitçiler bile sabırlı ve sevimli bir dinleyici karşısında yumuşarlar Böyle dinleyiciler zehirini akıtan tenkitçinin dilinin tutulacağını bilirler ve sabırla zehirini akıtmasını beklerler

Detner Yünlüler Şirketi’nin 15$’lık borcu için mektup yağmuruna tuttuğu bir müşteri, şirketin kurucusu Julian F Detner’in odasına öfke ile dalmıştı: ‘Muhasebeniz hesabımı yanlış tutmuş Size borcum falan yok 15$ ödemeyeceğim gibi, bir daha on paralık alışveriş de yapmayacağım’ diye gürleyen müşteriyi Detner dikkatle dinlemişti:

-Hiç sözünü kesmedim İçini boşalttı Rahatladığını görünce şöyle konuştum: ‘Şikago’ya kadar gelip bu gerçekleri bildirdiğiniz için teşekkür ederim Siz dikkatli bir müşterisiniz Hatayı binlerce hesapla uğraşan memurlarımızın yaptığına eminim Bir daha bizden alışveriş de yapmayacağımıza göre, ben size diğer iyi firmaları tanıtayım’

Çok etkilenmişti Şikago’ya geldikçe beraber yemek yerdik Bu defaki yemek davetimin sonunda yüklü bir sipariş vererek ayrıldı Birkaç gün sonra da hesapları tekrar incelediğini, 15$’lık bir borcunun olduğunu bildiren mektubu geldi Bu adam oğluna Detner adını vermiş ve ölünceye kadar dostumuz olarak kalmıştır

Önemli insanlarla çok sevilen röportajlar yapan Isaac Marcosson der ki: ‘Birçok insan dikkatle dinlemeyi bilmediğinden, iyi bir izlenim bırakmaz Bunlar hep daha sonra söyleyeceklerini düşündükleri için, kulak açmazlar Benim röportaj yaptığım büyük adamların hepsi de, konuşmaktan çok, iyi bir dinleyici olmayı tercih ettiklerini söylemişlerdir’Karşınızdakini dinlemeyi biliniz Başkalarına kendilerinden bahsetme imkanı veriniz

5-İnsanların İlgilerini Paylaşınız

Bir insanın gönlünü kazanmak için onun ilgilendiği konuları konuşmanın çok etkili olduğu bilinmelidir

Avrupa’da düzenlenen büyük bir izci toplantısına katılacaktık Oymağımdaki izcilerden birisi yol masrafını karşılayamayacak durumdaydı Dev şirketlerden birinin yöneticisinden bu çocuk için yardım istemeye karar verdim

Görüşmeye gitmeden önce şirket yöneticisinin bir zamanlar bir milyon dolarlık bir çek yazdığını, karşılığı ödendikten sonra bu çeki çalışma odasına astığını öğrenmiştim Odasına girer girmez bu çekten bahsetmeye başladım Şimdiye kadar hiç bir milyon dolarlık bir çek görmediğimi, şimdi böyle bir çeki gördüğümü izcilerime anlatacağımı söyledim Yöneticiden çekin hikayesini de anlatmasını istedim Bana o günü, tekrar yaşayarak, zevkle anlattı

Görüyorsunuz ya, Chalif söze yardım isteği ile değil, yöneticiyi çok heyecanlandıran bir konuyla başlamıştı Bakalım bunun sonucunda ne elde etmiş?

-Çek bahsi bitince yönetici candan bir ilgiyle ziyaretimin amacını sordu Ben de anlattım O, bir değil, beş çocuğun masrafını karşılayabileceğini söyledi Bin dolarlık bir çek yazdı Şirketin Avrupa’daki şubelerine bize her konuda yardımcı olmalarını isteyen birer mektup hazırlattı Üstelik Paris’te bizi bizzat karşılayıp şehri gezdirdi Çek hikayesi aramızda öyle bir dostluk doğurdu ki, hala elinden gelen hiçbir yardımı izcilerimden esirgemez O gün sözlerime onu çok ilgilen bir konu ile başlamamış olsaydım, herhalde bu başarıyı elde edemezdim

Karşınızdakilerin ilgilerini paylaşınız

6-Başkalarına Önemli Birisi Olduklarını Hissettiriniz

Başkalarına, size nasıl davranılmasını istiyorsanız, öyle davranın

Hepimiz saygı görmek, samimiyetle takdir edilmek isteriz Hakkımızda güzel sözler söylenilmesinden hoşlanırız Önemli birisi olduğumuzun farkedilmesinden mutluluk duyarız Evet, hepimiz önemli birisi değil miyiz?

Bu takdir etme uygulamasına başlamanız için Amerika’nın Ankara Büyükelçisi ya da FIFA Başkanı olmayı beklemeyiniz Herkesin takdir edilmeye ihtiyacı vardır ve takdir etmesini bilmelidir İşimiz dost kazanmak değil mi?

Size zahmet verdiğim için üzgünüm’, ‘Rica ederim’, ‘Lütfen’, ‘Teşekkür ederim’ gibi söylenmesi hiç de zor olmayan cümleler karşınızdaki insana kendisine değer verildiğini düşündüreceği gibi sizin iyi yetişmiş olduğunuzu da gösterir Başkalarına önemli biri olduklarını hissettiriniz Bunu samimiyetle yapınız.

* Dale CARNEGIE

İyileşme sürecinize destek olacak bir olumlama…

orman_resimleri_07_20120519061929[1]

İyileşmem ve şifalanmam başladı bile.
Vücudum kendi kendine iyileşmesini zaten biliyor.
Birikmiş negatif çöpleri atmanın şu an tam zamanı.
Vücudumu seviyorum, düzenli vücuduma faydalı, canlandırıcı ve arındırıcı yiyecekleri ve içecekleri bilinçli seçiyorum.
Yaşadığım ortamı şifalandırmam kendimi daha iyi hissetmek için ortamımı düzenliyor ve değiştiriyorum.
Bana keyif veren şeyleri yapıyorum.
Yeni yaşamım ve değişmem affetmeyi öğrenmem ile başladı.
Kalbimdeki sevginin beni tamamen yıkamasını ve tüm olumsuzlukları vücudumdan alıp götürmesine kalbimi açıyorum.
İçimdeki derin bilgeliğe tamamen güveniyorum.
Louisa Hay

not: louse l hayin ”kendini sev ve hayatını iyileştir semineri 17 aralık ctesi 10.00-18.00 arası çözümsüz kalan konuarda farkına varmak ve dönüştürmek isteyenler için..

Kayıt rez: 0536 798 6868

Nea yaşam: 0212 219 19 30

KADINLAR SUSARAK GİDER !

caresizkadin_1253592326[1]

Çok uzun emekler verir ilişkisini yürütmek için. Birinin kadını olmayı yüreği, beyni, ruhu o kadar zor kabul etmiştir ki, başka bir adama ait olmayı istemez. Erkek gibi, çorbanın tuzu eksik diye kavga çıkarmaz mesela, tam tersi, konuşmamız lazım der. Erkekler de en çok bu cümleye sinir olurlar. Ertelenir o konuşmalar, maç bitimine, yemek sonrasına ve daha birçok lüzumsuz şeyin ardına ötelenir. Kadınlar inatçıdır, hayata tutundukları gibi, aşklarına da sahip çıkarlar.

Bu yüzdendir, konuşup derdini anlatma isteği, karşı tarafı ikna edene kadar uğraşırlar. Sonunda pes eder adam, bir ışık görür kadın, tüm derdini paylaşır. Genellikle ne cevap alır? Abuk sabuk konuşma! Gereksiz ve saçma gelmiştir adama anlatılanlar, hiç de üstünde durmamıştır. Yine bir sıkıntı, tatmin edilemeden geçiştirilir ve adam gün gelip bunların kendisine ok gibi döneceğini bilemez. Bir kadın şikayet ediyorsa, ya da erkeklerin deyimi ile vıdı vıdı ediyorsa; erkek bilmelidir ki, o ilişkiden hala ümidi vardır kadının. Yürütmek, birlikte yaşamak, sorunları çözerek mutlu olmak istiyordur. Daha önemlisi, o adamı hala seviyordur. Kadın susarak gider!

En önemli detaydır, erkeklerin hiç anlayamadığı durum işte bu kadar basittir. O gün gelene kadar konuşan, kavga eden, tartışan kadın, kendini sessizliğe vermiştir. Ne zaman ümidini o ilişkiden kestiyse, o zaman sevgisi de yara almış demektir. Yüreğindeki bavulları toplamıştır, kafasındaki biletleri almış ve aslında bedeni orada durarak, ilişkiden çıkıp gitmiştir. Kadın, gerçekten gitmişse, çok sessiz olmuştur ayrılışı, kimse hissetmeden, kapıları vurup kırmadan gitmiştir. Her akşam eve geldiğinde, kapının açıldığını gören adam anlamaz ama bir kadın sessizce gider.

Ne mutfağında yemek pişiren, ne yan koltukta televizyon izleyen, ne gece ruhunu kenara koyarak yatakta uyumaya çalışan kadın, artık o kadındır. Bir kadının çığlıklarından, kavgalarından korkmamak gerekir, çünkü kadının gidişi sessiz ve asildir.

* CEMAL SÜREYA

Eğer hala kızıyorsan kendin ile olan kavgan bitmemiş demektir.

1981840_506386049530295_3607863133442545945_n[1]

ŞEMS DER Kİ…

Eğer hala kızıyorsan kendin ile olan kavgan bitmemiş demektir.
Eğer hala kırılıyorsan gönül evinin tuğlaları pekişmemiş demektir.
Eğer hala kınıyorsan af makamına ulaşmamışsın denmektir (öfke ve kin seni cayır cayır yakıyor) demektir.
Eğer hala Allah için sevmiyor ve sevginde ayırım yapıyorsan, hala vesveseye uyuyor içinizdeki sevginin yoğunlaşmasına engel oluyorsun demektir.
Eğer hala ”Ben” demekten vazgeçmiyorsan dizginlerin hala nefsinin elinde ve sen bu esarete boyun eğiyorsun demektir.
Eğer hala musibetlere yana yana üzülüyorsan gerçeği bilmiyorsun demektir.
Eğer hala şikayet ediyorsan HAKİKATİ göremiyorsun demektir.

KULLAN BENİ EN YÜKSEK HAYIRLAR İÇİN!

fft5_mf793835[1]

Nasıl direk güneşe dönüyorsa ayçiçeği yüzünü,
Hesapsız kitapsız, hiç düşünmeden,
Ben de sana döndüm yüzümü,
Sonsuz teslimiyette,
Yandım, tutuştum, seni tattım.

Olgunlaştıkça ayçiçeği nasıl başını öne eğiyorsa,
Ben de eğildim önünde, sonsuz tevazu içinde.
Emrine amadeyim,
Kullan beni en yüksek hayırlar için,
Çekiliyorum artık aradan.

Hem senden başkasına bakamam ki ben,
Nereye bakarsam bakayım,
Gözüm görmez senden öte,
Kulaklarım duymaz, tenim dokunmaz…

İzin ver;
Gözlerin olayım, sen bak,
Ellerin olayım, sen dokun,
Ağzın olayım, sen konuş,
Kulakların olayım, sen duy,
Ayakların olayım, sen yürü,
Bedenin olayım, sen yaşa,
Rahmin olayım, sen yarat,
Zihnin olayım, sen düşün,
Kalbin olayım, sen sev…

Velhasıl döndüm yüzümü sana,
Kullan beni en yüksek hayırlar için,
Çekiliyorum artık aradan.

Aylin Sofia Deniz, 2015

kaynak: facebook dişi gücümüze dönüş

HAYATIMDA EN DİBE VURULMUŞ HALLERİM KENDİMİ EN MÜCADELECEİ HİSSETTİĞİM ANLAR OLMUŞTUR

nerminBezmen_B[1]

HAYATIMDA EN DİBE VURULMUŞ HALLERİM KENDİMİ EN MÜCADELECEİ HİSSETTİĞİM ANLAR OLMUŞTUR. ŞİMDİ DE BİR AN EVVEL ÇALIŞMAYA, YAZMAYA VE HIZLA YAZMAYA, ÜRETMEYE DEVAM ETMEK TELAŞINDAYIM. KIZGINLIK, KÜSKÜNLÜK VE ALDANMIŞLIK HİSSİNİN ENERJİMİ ÇALMASINA İZİN VERMEMEYE NİYETLİYİM.

Nermin BEZMEN

Tuba Küçükaksuyla 21-22 Kasım’da Gümüşsuyu’nda gerçekleşecek ‘’Birliğe Uyanış’’ atölyesini kaçırmayın…

12140119_832529183526732_6185790072361113285_o[1]

Kişisel arayışlarım doğrultusunda çıktığım yolculukta yolum Tuba Küçükaksu’yla karşılaştı.. Kendisinin insancıl, sevecen, yardım eden, sakinleştiren enerjisine bayıldım ve verdiği tüm eğitimlere katılmaya başladım. Eh bu kadar faydalandığım birini sizlerle paylaşmasam olmaz deyip kendisiyle kısa bir söyleşi yapmaya karar verdim. Buyrun…

Kalbe Hitap Eden Ve Kendini Birlik Bilincine Adayan Sevgili Tuba Küçükaksu’yu Tanıyalım…

Bu işe başlamaya nasıl karar verdin Tuba?

Uzun yıllar Turizm sektöründe çalıştım. Finansal olarak da gayet rahat bir konumdaydım fakat zaman zaman kendimle kaldığımda içimden yükselen ve beni rahatsız eden bir boşluk hissi oluşuyordu. Sanki bir şeyler eksikti. Bunun üzerine “Karşıma bir işaret çıksın” dediğim günlerde “Aydınlanma Fenomeni” adlı bir kitap ile karşılaştım. Bu kitap, Hindistan’daki bir Üniversitedeki 21 günlük ruhsal uyanış yolculuğunu anlatıyordu. Kitabı okuduktan sonra oraya gitmem gerektiğini hissettim fakat bunun için kurulu düzenimden vazgeçmem yani tüm hayatımı etkileyecek önemli bir seçim yapmam gerekiyordu.

O zaman çok radikal bir seçimle yüz yüze mi kaldın?

Evet. İşimden ayrılmam ve aynı anda bu yolculuğun maliyetini karşılayabilecek yüklü bir kredi çekmem gerekiyordu. En başta ebeveynlerim ve yakın çevrem gitmemem yönünde çok ciddi baskı yaptı ve karşı çıktılar. Onları için kurulu düzeninizi bırakıp gitmek, her şeyi çöpe atmak gibiydi. Bu özellikle annem, babam için çok kabul edile bilinir, anlaşılabilir bir şey değildi. Nasıl yaptıysam bir şekilde bu riski aldım ve ilerisini göremediğim bu gizemli yolculuğa başlamaya karar verdim.

Ve uçağa binip gittin yani?

Evet, bu çok çılgınca geliyor olabilir. Sadece bir kitapta okuduğunuz, Hindistan’da bir üniversiteye. Şu an hala böyle bir kararı nasıl verdiğimi kendim bile anlamış değilim. Oluverdi işte J Gittim ve o kitapta okuduğum 21 günlük sürece katıldım.

Ne gibi değişimler yaşadın?

Orada, o yüksek enerjinin içindeyken neler olup bittiğini, nelerin değiştiğini insan pek kavrayamıyor. Değişimi, ülkenize döndüğünüzde, yani bilindik alana geri geldiğinizde yaşamaya başlıyorsunuz. Üstümde çok olumlu etkileri oldu diyebilirim. Artık eskiden sinirlendiğim şeylere sinirlenmiyordum, olaylara bakış açım genişlemişti, bir nevi nötrleşmiştim. Geçmişimle, tüm ilişkilerimle ve kendimle yüzleşmiştim. Anlayacağınız önce her şey darmadağın oldu, gitmesi gerekenler gitti, dönüşmesi gerekenler dönüştü ve yeni bir şeyler geldi ve o boşluklar doldu. Beni tanıyan çok eski dostlarım eski Tuba’nın gittiğini, başka bir Tuba’nın geldiğini sürekli dile getiriyorlardı. Bu sözler yaşadığım sürecin işlediğinin bir göstergesi olarak kabul ettim.

Bu arada krediye ne oldu?

Bu kredi olayı da çok ilginç bir hal aldı. Uçaktan inerken telefonu açtığım an, tanımadığım birileri bana çalışma için teklifler sunmaya başladı. O andan itibaren yoğun bir çalışma temposuna girdim. Sanki ben borçlanmamışım, hiç endişe etme fırsatım oluşmadan ödeme zamanı geldiğinde bir şekilde kredim tıkır tıkır ödeniyordu.

Sonraki süreç nasıl işledi?

Hindistan’a gidip gelmelerim devam ederken aldığım eğitimleri burada paylaşmaya devam ettim. Üniversitenin Türkiye koordinatörlüğüne getirildim ve yıllarca bunu sürdürdüm. Başka alanlarda da eğitimler alarak seyyah misali Türkiye’nin birçok şehrinde seminerler, grup çalışmaları ve bireysel seanslar vermeye başladım. Şu an sevgili kardeşim Tarkan Küçükaksu ile Gümüşsuyu’nda açtığımız atölyemizde bütün bu çalışmaları paylaşmaya devam ediyorum.

Bize biraz “Birliğe Uyanış” eğitiminden bahseder misin?

Hindistan’da Birlik Üniversitesinde verilen 21 günlük eğitimin iki güne dönüştürülmüş hali diyebiliriz. O zaman sene 2005’di şimdi 2015. Hem gezegenin hem de insanların enerjileri değiştiğinden Birliğe Uyanış’ da haliyle değişti. İki tam gün gerçekleştirdiğimiz seminerimizin oldukça yoğun ve derin bir süreç olduğunu söyleyebilirim. Sekiz adet yaşam dersinden oluşuyor, unuttuklarınızı hatırlatan, hayatta uygulayabileceğiniz basit yöntemler ve formüller ile farkındalığınızı yükseltmeye ve dengeye gelmenizi kolaylaştıran, ‘İlahi Dokunuş’ ile istediğiniz zaman yüksek bilince çapa attığınız eğlenceli bir yolculuk. Ayrılık bilincinden birlik bilincine açılan uyanış kapısı. Süreç herkesin ihtiyacına göre farklı faydalar sağladığı için katılan herkes farklı sonuçlara ulaşıyor. Anlatılması güç, deneyimlenmesi gereken bir şey. Aslında sürece katılmış biri olarak Birliğe Uyanış ‘da neler yaşadığını senden de dinleyebiliriz. J  Web sitemizde “Sizden Gelenler” diye bir bölümümüz var, merak edenler oraya eklediğimiz geri bildirimlerini okuyabilirler.

Başka eğitimler veriyor musun?

Evet veriyorum. Turizm’de görev yaparken ve Birlik Üniversitesi ile ilişkim başlamadan evvel ilk olarak herkesin bildiği, Reiki denilen bir şifa tekniğiyle tanıştım. Şifa ile ilgili yüksek frekanslı çeşitli enerji sistemleri, Feng Shui, nefes, koçluk ve meditasyon gibi konulara yoğunlaştım. Bilgi aktarmaktan çok uygulamayı ve uygulatmayı tercih ediyorum. Bizde büyümesi ve gelişmesi gereken alan orası diye düşünüyorum.  Bence herkes zaten her türlü bilgiye sahip ve istediği zamanda istediği bilgiye ulaşabiliyor. Önemli olan bu bilgileri yaşama geçirebilmek, iş yerinizde, ilişkilerinizde, hayatın her alanında bunları uygulayarak farkındalıkla yaşamak. Bunu yaparsanız daire tamamlanıyor. Bundan dolayı bolca uygulama ağırlıklı eğitimleri tercih ediyorum.

Bu konulara yeni başlayanlar hangi eğitimlere gitmeli? Tavsiyeniz var mı?

Ruhsal dünyaya açılan birçok kapı var. Öncelikle kendinizi tanımanız ne olduğunuzu veya ne olmadığınızı idrak etmeniz gerekiyor. Sonrasında zaten yol kendiliğinden beliriyor. Başlangıç için Reiki aslında bu alana açılan güzel ve yumuşak bir kapı ve bence yediden yetmişe herkesin bunu deneyimlemesinde fayda görüyorum. Kalbinizin sesini dinleyerek ki bu konuda güvenebileceğiniz tek yer orası, seçiminizi yapın. Duygularınıza, hislerinize kulak verin. Eğitim seçerken benim dikkat ettiğim başka bir nokta ise eğitimi verecek olan kişinin kendisidir. Araştırın, hatta eğitim öncesi o kişiyle bir araya gelin ve birlikteyken hislerinize kulak verin. Eğitimlerime katılanlara önerdiğim tek bir şey var; Bir başkasının kalbine dokunmak istiyorsanız bunu ezberlediğiniz bilgilerle başaramazsınız. Önceden de dediğim gibi, bilgiye artık herkes kolaylıkla ulaşabiliyor. Önemli olan siz neler hissediyorsunuz, neler yaşadınız veya neler yaşıyorsunuz, onları anlatın. Deneyimler, bir başkasının kalbine dokunmanın en etkili yoludur diye düşünüyorum.

Eğitmen yetiştiriyor musunuz?

Öğrencilerime ve bende eğitim alanlara her zaman destek veriyorum. Bana ulaşmak isteyen, soruları olan, rehberlik isteyen herkes rahatlıkla ulaşabiliyor. Elimden geldiğince tüm mesaj ve maillerime en kısa sürede kendim cevaplandırmaya gayret gösteriyorum. Kolay ulaşılabilir olmak istiyorum, bana direk telefon da edebilirler.

Sana nasıl ulaşacaklar?

Web sitemiz  www.birlikbilinci.com ‘da tüm çalışmalarım ile ilgili gerekli tüm detay bilgilere ulaşa biliniyor. Ayrıca Facebook ‘ta yıllar önce kurduğumuz ve binlerce üyesi olan Oneness Türkiye adında bir grubumuz var. Bu grubumuz herkese açıktır, tüm duyurularımızı ve 15 günde bir herkesin istediği yerden katılabileceği enerji çalışmaları gerçekleşiyor, ‘İlahi Dokunuş’ tanıtılıyor.

 

Son Söz: Tuba hocanın düzenlediği Birliğe Uyanış gibi birçok çalışmasına katıldığımı ve ayrıca benim ‘Reiki’ hocam olduğunu buradan gururla söyleyebilir, size de tavsiye ederim. Özellikle 21-22 Kasım’da Gümüşsuyu’nda gerçekleşecek ‘’Birliğe Uyanış’’ atölyesini bence kaçırmayın…

Bu yazı vesilesiyle beni desteklediğin ve her konuda yardımcı olduğun için de ayrıca sana teşekkür etmek isterim. Daha başka konularda tekrar birlikte olmak ve sohbetlerimize devam etmek niyetiyle…

Sevgimle,

Anette İnselberg

Değersizlik bir duygu değil bir inançtır.

timthumb[1]

Bilinçaltına en derinlere yerleşmiş köklü bir inançtır.
“Bu ayrıntının ne önemi var” diyebilirsiniz. Ha duygu, ha inanç.

Çok önemi var.

Duygular geçicidir. Üretilirler ve kullanılırlar. Ancak kullanılmayan ve ifade edilmeyen duygular birikir ve zamanla soruna yol açarlar. Ama birikmiş duyguları bile boşaltma ve bedenden akıtma olanağı vardır.

Duygular bedende bir eylem karşılığı olarak üretilirler. Genellikle de riskli olarak algılanan olaylar karşısında üretilirler.
Bilinçaltının bir olayı riskli kabul edebilmesi için bu olayın bilinçaltında yerleşmiş bir inancı tehdit etmesi gerekir. Yani değersizlik bir duygu olsa, bu duygunun üretilmesi için bir inancı tehdit edecek bir durumla karşılaşılmış olması gerekir.
Hâlbuki esas olan tehdit altında olan durumun değersizlik inancı olması ve bu tehdidin farklı duygular üretmesidir.
İnanç bilinçaltına artık kesin doğru olarak kabul edilen bir düşüncenin yerleşmesidir. Bilinçaltı yerleşmiş inancı sorgulamaz, sorgulayamaz. Peşinen doğru kabul eder ve bu inancı koruyacak şekilde program işletir.

Mevcut bir inancı zorlayan her türlü durumda duygu üretir.
Çocuk doğduğu andan itibaren karşılaştığı değişik deneyimlerin toplamı bilinçaltında değersizlik inancının yerleşmesine neden olur. Bu inanç yeni bir inanç üretir. Bu ikincil inanç “değersiz olduğumun anlaşılmaması gerekir” inancıdır. Çünkü anlaşılırsa risk vardır. Daha güçlü olanlar tarafından yok edilme riski vardır.
Bilinçaltı bu nedenle savunma mekanizmaları üretir. İnancın sınırlarının zorlandığı her durumda da duygu üretir.

Değersiz olduğunun fark edildiği şeklindeki her algı korku ve öfke üretir. Örneğin en sık karşılaşılan durum eleştirilmek ya da eleştirildiğini zannetmektir. Bilinçaltı için eleştiri değersizliğin fark edilmesi ile eşdeğerdir. Bu nedenle eleştiriden kaçar ya da tepki gösterir.

O halde değersizlik bir inançtır ve bununla mücadele edilmezse kolay kolay yerinden söküp atılamaz.

Çoğu insan ( ve de meslekten kişiler) yanlış olarak değersizliği bir duygu olarak nitelemektedir. Bu nedenle de halkın dilinde yanlış olarak “değersiz hissediyorum” gibi bir söz yerleşmiştir.
Bu büyük bir yanılsamadır. Eğer değersiz hissedersen karşılığı değerli hissetmektir.

O zamanda birileri sana değer verirse değersizliğin değerliliğe döner gibi bir hipnotik durum oluşur. Kişi buna inanır. Ve insanlardan değer verici davranışlar talep etmeye ve bunu alacağına inandığı davranışlar içine girmeye başlar.
Bazı insanlardan takdir alınca kendini “değerli hisseder”. Bu bir hipnozdur. Aslında içerdeki değersizlik inancında değişen bir şey yoktur. Öyle olsa bunun bir doyumu olması gerekir. Yani belli bir miktar “değer” satın alındığında artık kişi sürekli değerli hissetmesi gerekir. Hâlbuki ne kadar çok “değer” satın alınsa da yine de değer verilme arayışında değişen bir şey olmaz. Çünkü içerdeki inanç değişmez.

Peki, neden “değer verildiği” hipnozuna kapıldığında kişi kendini iyi hisseder? Bir savunma mekanizması işe yaramıştır da ondan. Zaten bilinçaltının derdi de budur. Takdir aramak bir savunma mekanizmasıdır. Sizi takdir eden insandan zarar gelmez. Sizi takdir ettiğine göre “değersiz olduğunuzu” fark etmemiş demektir. Yani onu “kandırmış” olursunuz sadece. Ama kendinizi kandırmazsınız. Oradaki inanç sapasağlam yerinde durmaktadır.
Değersizlik inancını yerinden sökmek için “değer satın almak”tan çok daha farklı mücadele yöntemlerine gerek vardır.
Bilinçaltı değersiz olduğuna, yani güçsüz ve yetersiz olduğuna inandıkça bu bilgiyi diğerlerinden gizleme çabası içine girer.

Nasıl gizleyecektir? Gizlemek için hangi araçları nasıl kullanacaktır?

Yine çevreden öğrendikleriyle, yaşadıklarıyla ve gözlemledikleriyle.
Hangi davranış bir zayıflık, bir güçsüzlük, bir yetersizlik belirtisi olarak niteleniyorsa o davranışlardan uzak duracaktır. Aksine hangi davranış ya da durum güçlülük belirtisi olarak niteleniyorsa o davranışları benimsemeye başlayacaktır.

Örneğin duygularını göstermek zayıflık olarak nitelendirilirse duygularını gizlemeye başlayacaktır. Başkalarını eleştirmeyi bir güçlülük özelliği olarak nitelerse kendisi de aynı davranışı benimseyecektir.

Güçlü olması gerektiğine, güçlü görünmesi gerektiğine inanacaktır. Güçlü görünmek için toplum tarafından hangi kriterler benimseniyorsa o da o kriterlerin peşinden koşacaktır.

Hatasız olmaya çalışacaktır.
Saygın bir yer elde etmeye çalışacaktır.
Fiziksel olarak kabul edilebilir olmaya çalışacaktır.
Maddi olarak zengin olmaya çalışacaktır.
Toplumun benimsediği rolleri oynamaya başlayacaktır.
Kibar ve nazik görünmeye çalışacaktır.
İyi bilinmeye çalışacaktır.
Başkalarına yüksekten bakmaya başlayacaktır.

Çevrenize bakın. Bir kişi ne kadar eleştirelse, ne kadar kibirliyse, ne kadar gururluysa, ne kadar başkalarını aşağılamaya çalışıyorsa, ne kadar benim bildiğim en doğrudur havasındaysa o kadar güçlü bir şekilde içindeki değersizlik inancını gizlemeye çalışıyordur.

Ne kadar mükemmeliyetçiyse, ne kadar yaptıklarını savunup hatasız olduğuna sizi ikna etmeye çalışıyorsa o kadar içindeki değersizlik inancını gizlemeye çalışıyordur.
Ne kadar başkalarından takdir almaya çalışıyorsa o kadar içinde değersizlik inancı olmadığına sizi ikna etmeye çalışıyordur.
Değersizlik inancından kurtulmanın ilk adımı savunma mekanizmalarımızı fark etmektir.

İlk adım farkında olmaktır. Farkında olmayı istemektir. Kendimizden utanmadan kendi bilinçaltımızın ürettiği savunma mekanizmalarını fark etmek ve kendi bilinçaltımızın hangi mekanizmalarla bizi korumaya çalıştığını anlamaktır.

* Dr. Bülent Uran

Anlayamıyorum Tanrım, anlayamıyorum… Hayatın kolay günlerinde yanımda yürüyorsun da sana en muhtaç olduğum anlarda beni niye terk ediyorsun?”

caf57d3f0860ab3da71674b7cb165dd6_1274291610[1]

Adamın biri bir gece bir rüya görmüş… 

Upuzun bir kumsal boyunca yanında Tanrı ile yürüyormuş. Onlar yürürken, tam karşılarındaki gökyüzünden de bir film şeridi gibi adamın hayatından sahneler geçiyormuş. 

Kumsal, adamın hayat yolu imiş sanki. Adam kumda iki çift ayak izi kaldığında dikkat etmiş. Bir çifti kendisinin, bir çifti Tanrı’nın… Hayatının son sahnesi de gökyüzünden geçtikten sonra adam, kumdaki ayak izlerine boydan boya bir daha bakmış ve birden bir şey dikkatini çekmiş! 

Hayat yolunun pek çok bölümünde kumda sadece bir çift ayak izi görülüyormuş ve adam dehşet içinde fark etmiş ki, ayak izleri, hayatının en kötü, en acı anlarında teke iniyor. Bu keşfi onu fena halde rahatsız etmiş ve Tanrı’ya sormaya karar vermiş… 

“Tanrım! Eğer sana inanırsam senin yolundan gidersem her zaman yanımda olacağını, her zaman yanı başımda yürüyeceğini söylemiştin… Oysa, hayat yoluma bakıyorum. En zorlu, en kötü, en acılı anlarımda sadece bir çift ayak izi görüyorum kumda…” 

“Anlayamıyorum Tanrım, anlayamıyorum… Hayatın kolay günlerinde yanımda yürüyorsun da sana en muhtaç olduğum anlarda beni niye terk ediyorsun?” 

Tanrı gülümseyerek cevap vermiş… “Sevgili, çok sevgili evladım… Ben seni çok sevdim ve hiç terk etmedim. Hayat yolundaki o zorlu sınav günlerinde yani en acılı, en kötü anlarında kumda hep bir çift ayak izi gördün. Dikkat et! Ayak izleri teke indiğinde derinleşiyor. Çünkü o anlarda ben, seni kucağımda taşıyordum…” 

MARY STEVENSON

kaynak: Charlotte Gabay facebook sayfası

Buda’dan yaşam felsefenizi değiştirecek 20 hayat öğretisi

Budizm öğretisi, yaşam hakkında güzel dersler çıkarabileceğimiz bazı güçlü felsefeler ve bakış açıları barındırır.  Bugün sizlerle, birçoğu Buda’nın sözleri olan ve Budizm öğretisinin ana felsefesini oluşturan 20  ilginç ve öğretici bilgiyi paylaşacağız.

BUDA

İşte Buda’dan yaşama bakış açınızı değiştirebilecek güçteki 20 öğretici ders;

1. Sevgi her şeyin ilacıdır.

 “Nefretin açtığı yaralar nefretle tedavi edilemez. Ruhta açılan yaraları tedavi edebilecek tek güç sevgidir ve bu, yaşadığımız evrenin en temek kuralıdır.’’

2. Sizi siz yapan söyledikleriniz değil, uygulamaya geçirebildiklerinizdir.

“Birini sırf çok konuştuğu için bilge olarak tanımlayamazsınız. Kişinin bilgeliği ancak içindeki huzur, sevgi ve cesaretle ölçülebilir.’’

3. Sağlıklı yaşamın sırrı, anı yaşamakta gizlidir.

‘’Geçmişe takılıp kalma, geleceğin hayalini kurma. Zihnini yalnıca içinden bulunduğun ana odakla ve yaşa.’’

‘’Bedensel ve ruhsal olarak sağlıklı olabilmenin sırrı ne geçmişin yasını tutmakta, ne de gelecekle ilgili endişe duymakta. Sağlıklı olabilmenin sırrı bilgece ve farkında olarak anda yaşamakta.’’

4. İçine dönebilen herkes görünmeyeni görmeye başlar

“Sonsuz huzura giden yol göklere değil, yüreğe uzanır.’’

5. Kelimeler hem silah hem de merhemdir.

“Kelimeler bir insanı hem yaralayacak hem de iyileştirebilecek güce sahiptir. Hatta doğru ve ince olabilenleri, dünayayı bile değiştirebilir.’’

6. Akışına bırak, istediğin her şey sana gelir.

“Sürekli çevresinde dönüp durduğun şeyi en çabuk kaybedersin.’’

7. Kimse hayat yolunuzu sizin için yürümez

“Bizi kendimizden başka kimse kurtaramaz.. Hepimiz kendi yolumuzu kendimiz yürümek zorundayız.”

8. Mutluluk paylaşıldıkça çoğalır.

“Binlerce mum, tek bir mumun ışığıyla yanabilir ve o mumun ömründen hiç bir şey götürmez. Mutluluk da mum ışığı gibi paylaşıldıkça çoğalır.’’

9. Çevrenizdekilere karşı yardımsever olun.

 “Zengin ya da fakir…Herkesin başa çıkmaya çalıştığı problemler var. Bazılarınınki çok, bazılarınınki az.’’

10. Sizeden inanmanız beklenen şeyleri sorgulayın.

“Herhangi bir şey yalnızca öyle duyduğunuz için öyle olmak zorunda değil. Duyduğunuz şeylere ne kadar çok kişi inanıyor olursa olsun koru koruna inanmayın. Dini kitaplarda yazdığı için, deneyimli insanlar söylediği için ya da gelenekleriniz bunu gerektirdiği için inanmayın. Gözlem ve analiz yapın. Düşündüğünüz şeyin sebeplerini araştırın ve olası sonuçlarıyla ilgili çıkarımlarda bulunun. Deneyimleyin ve kendi deneyimlerinizle öğrenin.’’

12. Cesur olun

“Var olmanın en büyük sırrı korkusuz olmaktır. Geleceğin size getireceklerinden korkmayın. Korkularınız yüzünden başkalarına bağımlı yaşamayın. Cesur olmak özgürlük kilidinin anahtarıdır. ‘’

13. Gerçekler bir şekilde gün yüzüne çıkacaktır.

“Hayatta asla gizlenemeyecek 3 şey vardır: Güneş, ay ve gerçekler.’’

14. Zihninizin kontrolünü sağlayamazsanız o sizi kontrol etmeye başlar.

“Sağlıklı olabilmek, gerçek mutluluğa ulaşabilmek ve huzuru bulabilmek için zihninizi kontrol edebilmelisiniz. Kontrol edemediğiniz bir zihin sizi kendi karanlığına çeker ve bilgeliğe ulaşmanızı engeller.’’

15. Şüphe ayrıştırır, güven birleştirir.

“Şüphe kadar zihni kemiren başka bir alıkanlık yoktur. Şüphe, insanları ayrıştırır. Arkadaşlıkların ve en büyük aşkların ölümüne sebep olan zehir, şüphedir. ‘’

16. Hayatınızdaki kimseyi kendinizden daha çok sevmeyin.

“Hayatımız boyunca kendimizden daha çok seveceğimiz birilerini arar dururuz. Bu kişiyi çok uzaklarda ararız ancak bize kendimiz kadar yakındır. Hayatta en çok sevmeniz gereken ve sevginizi en çok hakeden kişi kendinizsiniz.’’

17. Herşeyi bilmek, bilgeliktir; kendini bilmek ise aydınlanma.

“Binlerce savaşı kazanmak için savaşmak yerine kendinizi fethetmeyi deneyin. Zafer, sizsiniz.’’

18. Maneviyat bir lüks değil, ihtiyaçtır.

“Tıpkı bir mumun ateş olmadan ışık veremeyeceği gibi, bir insanın da maneviyat taşımadan aydınlanabilmesi mümkün değildir.’’

19. Kıskanmak yerine takdir etmeyi öğrenin.

“Çevrenizdekilerin sahip olduğu iyi şeyleri kıskanmak yerine takdir edin ve daha iyilerine sahip olabilmek için çalışın.’’

20. Huzuru içinizde arayın.

“Huzur içinizdedir, dışarıda aramayın.’’

20 ANLAMLI MESAJ

Nilüfer-Çiçeği-22[1]

1 – Yüzeyde hazine bulamazsınız.
2 – Pencereniz kirliyse dışarı çıkıp manzarayı parlatmanız boşunadır.
3 – Eğer siz kendinizi sevmiyorsanız başkaları neden sevsin?
4 – Ana babanız doğumunuzdan sorumludur, hayatınızdan değil.
5 – Eğer kendinize yön arıyorsanız yolunu kaybetmiş birine sormayın.
6 – Dostluk, ayrı oldukları zaman insanları birlikte tutar.
7 – Fedakarlık çiçeğin köküdür.
8 – Geçmişi bir kitap gibi kullanın, eviniz gibi değil.
9 – Birçok insan hayatının büyük bölümünü olduğundan farklı görünebilmek için heba eder.
10 – İlerlemenizin önündeki en büyük engel kendinize güvensizliğinizdir.
11 – Acı, mutluluğa göre daha çok şarkı bestelemiştir.
12 – Her davranışında başkalarının onayını arayan kimseler hayatin birçok güzelliğini ıskalar.
13 – Gerçek değişim kimi eski şeyleri farklı görmeye başlamaktır.
14 – Kahkaha ruhun dansıdır.
15 – Mucize, enerjinizi korkularınıza değil rüyalarınıza verdiğiniz zaman baslar.
16 – Karsınızdakini dinliyor musunuz, yoksa konuşmak için sıra mi bekliyorsunuz?
17 – İkiyüzlülük sadece sahibi tarafından görülemez.
18 – Hayatınızı bir para kazanma denemesi olarak kullanmayın.
19 – Gerçek zenginlik vaktinizi insanlara vermektir, para karşılığı satmak değil.
2o – Müziği notaların arasındaki sessizlik meydana getirir

* Richard Wilkins