İYİ İNSANLAR DA ARA SIRA KÖTÜ ŞEYLER YAPARLAR!

dogan-cuceloglu_400x400[1]

 

 

Gençlik yıllarımda bana güvenen birisine hiç beklemediği anda bencilce davranmış ve onu zor durumda bırakmıştım. Daha sonra yaptığımın bencilliğini anlamış ve hem ondan hem de kendimden utanmıştım. Bir daha yüzüne bakamayacağım için o kişiden uzaklaşmış onun çevresinde olmamaya özen göstermeye başlamıştım. Yıllar, yıllar sonra onunla hiç beklemediğim bir zaman ve bir yerde karşılaştım; kaçamadım. Bana sıcak, saygılı ve yakın davrandı. Cesaretimi topladım, sadece ikimizin olduğu bir mekân bulup, tüm samimiyetimle daha önce yaptığım davranışım için kendisinden özür diledim.

Bana baktı, gülümsedi ve “Sen özünde iyi bir insansın; iyi insanlar da ara sıra kötü şeyler yaparlar. Ben seni hep sevdim ve sevmeye devam edeceğim,” dedi. Gözlerim nemli ve içim minnet dolu oradan ayrıldım.

İçime baktım; eskiden bana yapılan şeylerden dolayı içimde alınma, gücenme ve öfke olan kişileri düşündüm. Evet, öyle insanlar vardı; sayıları çok değildi, ama vardı. Ve ben onları affetmemiştim. Kinliydim. Ve onların da gençlik dönemlerinde zor durumlarda benim gibi kötü davranabileceklerini hesaba almadığımı gördüm. Ve nihayet bir gün biriyle buluşma imkânı bulup, kendisini özlediğimi, görüşürsek mutlu olacağımı söyledim. İnanamadı. Gözüme baktı. Gözleri, neden, der gibi bakıyordu. Bana söylenenin aynısını söyledim: “Sen özünde iyi bir insansın; iyi insanlar da ara sıra kötü şeyler yaparlar.” Gözü nemlendi, bir şey söylemeye çalıştı, söyleyemedi, gitti. Daha sonra mektup yazmış, “Sen beni affettin, şimdi ben kendimi nasıl affedeceğim, onun arayışındayım,” diyor.

Kim gütmek mi, yoksa anlayışlı ve şefkatli olmak mı? Önemli bir soru. Sizin yaşamınıza hangisi yön verecek?

Ailede karı koca ilişkilerinde, ana baba çocuk ilişkilerinde, mahallede komşuluk ilişkilerinde, okulda, şirkette iyi insanların ara sıra bazı koşullarda kötü şeyler söyleyip, kötü davranabileceklerini hatırlamak ister misiniz?

“Sen özünde iyi bir insansın; iyi insanlar da ara sıra kötü şeyler yaparlar. Ben seni hep sevdim ve sevmeye devam edeceğim,” diyen o insana minnettarım; benim daha iyi bir insan olmama derinden katkısı oldu.
Kendisine minnettarım.

Doğan Cüceloğlu

Haydi oğlum gitme zamanı…

kayik_184543[1]

 

 

Bir adam öldü… Öldüğünü fark ettiğinde, Tanrı’nın elinde bir çanta ile kendisine yaklaştığını gördü.

Tanrı ile adam arasında şöyle bir konuşma geçti:

Tanrı: Haydi oğlum gitme zamanı.
Adam: Bu kadar mı erken? Bir sürü planım vardı…
Tanrı: Üzgünüm ama gitme zamanı.
Adam: O çantada ne var?
Tanrı: Sahip oldukların
Adam: Sahip olduklarım mı? Yani eşyalarım mı? Elbiselerim… Param…
Tanrı: Onlar asla sana ait değildi, onlar dünyaya aitti.
Adam: Anılarım mı?
Tanrı: Hayır. Onlar zamana ait.
Adam: Yeteneklerim mi?
Tanrı: Hayır. Onlar koşullara ait
Adam: Arkadaşlarım ve ailem mi?
Tanrı: Hayır oğlum. Onlar yürüdüğün yola ait.
Adam: Karım ve çocuklarım mı?
Tanrı: Hayır. Onlar kalbine ait.
Adam: O zaman bedenim olmalı?
Tanrı: Hayır hayır. O toprağa ait.
Adam: O zaman kesinlikle ruhum olmalı!
Tanrı: Üzücü bir hata yapıyorsun oğlum. Ruhun bana ait.

Adam gözlerinde yaşlar ve kalbinde korkuyla çantayı Tanrı’nın elinden alıp açtı… BOŞTU!

Kalbi kırık, göz yaşları yanaklarından akarak Tanrı’ya sordu…
Adam: Hiçbir şeye sahip değil miyim?
Tanrı: Doğru. Asla bir şeye sahip değildin.
Adam: O halde, benim olan ne vardı?
Tanrı: ANLAR. Yaşadığın anlar senindi.

Hayat sadece bir andır.

HER ANI YAŞAYIN.
HER ANI SEVİN.
HER ANIN TADINI ÇIKARIN.

Sevmediğiniz insanlar onlara biçilen roller oynandığında ve sahneden çekilme zamanları geldiğinde çıkacaklar.

hqdefault[1]

 

Anımsanacak Notlar:

Sevmediğiniz insanlar, sevmediğiniz olaylar, sevmediğiniz şeyler hayatınızdan siz istediğiniz zaman değil, onlara biçilen roller oynandığında ve sahneden çekilme zamanları geldiğinde çıkacaklar.
Sevdiğiniz insanlar, sevdiğiniz olaylar, sevdiğiniz şeyler hayatınızda siz istediğiniz sürece değil, onlara biçilen roller oynanıncaya ve sahneden çekilme zamanları gelinceye kadar kalacaklar.
Bu nedenle sevmediğinizi itmenin ya da sevdiğinize dört elle sarılmanızın bir faydası yoktur.

Sevmediğimizle bir arada kalmak, sevdiğimizden ise ayrılmak zorunda olmak acı vericidir. Buna karşın birinden vaktinden erken kurtulmaya, diğeriyleyse vaktinden çok birlikte kalmaya çalışmak doğal dengeleri sarsmak olur. Doğal denge, kontrol edemeyeceğiniz kadar çok etken tarafından belirlendiği için onu bozamaz ama bu çabanızın sonucunda, acınızın artmasına ve yepyeni acılar doğmasına yol açarsınız.

Geleni itmeyin, gidene dört elle sarılmayın. İstekten kurtulmuş bir zihnin huzuruyla aydınlanma ile sonuçlanacak olan bir anlayışa ulaşın.

Cem Şen

Nefes almak bayramdır mesela; günün birinde soluksuz kalınca anlar insan…

bayram_sekeri_vektorel1[1]

 

Nefes almak bayramdır mesela; günün birinde soluksuz
kalınca anlar insan…

Görmenin nasıl bir bayram olduğunu karanlık öğretir;
sevmeninkini yalnızlık…

Sızlamayan her organ, hele de burun direği bayramdır.

Bayramdır, elden ayaktan düşmemek, zihinden önce bedeni
kaybetmemek, kurda kuşa yem olmayıp “çok şükür bugünü de gördük” diyebilmek…

Sevdiklerinle geçen her gün bayramdır.

Yoğun bakımda sancılı geceyi ya da kangren olmuş bir
ilişkiyi bitirmek de öyle…

En acıktığın anda dumanı tüten bir somunun köşesini
bölmek, korktuğunda güvendiğine sarılabilmek, dara
düştüğünde dost kapısını çalabilmek bayramdır.

Bir sürpriz paketinden çıkan hediye, tatlı bir şekerlemede
üstüne serilen battaniye, saçlarını müşfik bir sevgiyle
okşayan anne bayramdır.

“Ona güvenmiştim, yanılmamışım” sözü bayramdır.
Hiç aldatmamış, aldanmamış olmak bayram…

Yeni eve asılan basma perdeler, alın teriyle kazanılmış
ilk rızkın konduğu çerçeveler, yüklü bir borcun son
taksiti ödenirken sıkılan eller bayramdır.

Evde yalnızlığı noktalayan insan nefesi, akşam kapıda
karşılayan yavuklu busesi, sevdalı bir elin tende gezmesi,
nice adağın ardından çınlayan çocuk sesi bayramdır.
Alnı açık yaşlanmak bayramdır; ulu bir çınar gibi ayakta
ölebilmek bayram..
Bunların kadrini bilirseniz, kıymet bilmeyi öğrenirseniz her gününüz bayram olur.
Meraklanmayın, öyledir diye size deli demezler.
Deseler de böyle delilik, bayram artığı günlerdeki nankör akıllılıktan evladır.
Her gününüz bayram olsun..!

Can Yücel

Değil mi ki, kavuşmalarımız topal. Ayrılıklarımız koşar adım.

ZarifogluSoylesi3[1]

 

Şu küçücük kalpte nice hakkın yüklü.

Aklımdan çıkmıyorsun dedim. Başka türlüsünü yorgunum anlatmaya.

Sen dağ gibi kurul ben zerre bir yer tutayım.

Bir gün ister istemez karşısında olacaksın kaçtıklarının. Dua et o gün henüz mahşer olmasın.

Merhamet capcanlı bir kuştu insan kalplerinde. Bir ölçü, bir adaletli ki eşi emsali bulunmaz.

Başıma düşmüş sevda ağı. Bir başıma tenhalarda kahroldum.

Değil mi ki, kavuşmalarımız topal. Ayrılıklarımız koşar adım.

Ne çok acı var.

Yaşamak bir perde gibi kalkıyor aramızdan. Zamansız mekânsız bir tünel başındayız şimdi.

Aklımdan çıkmıyorsun dedim. Başka türlüsünü yorgunum anlatmaya.

Bir gün elbette sofraya birlikte çökeriz. Sen dağ gibi kurul ben zerre bir yer tutayım.

Hayır kalbim yorulmadım hayır hayır yıkıl daha.

Az az ölüyoruz her gün yağmurdan, havadan bahseder gibi.

Ben onunla içimden konuşuyordum.

Ah şu yalnızlık kemik gibi, ne yana dönsem batar.

Her fikrin karşılığı bir duygu vardır.

Aradığımızın ne olduğunu biliyorsak, arayacağımız yer bellidir.

Ayrılıkla başım belada Gözlerini çevir gözlerime Yoksa ben Sensiz bu sessizlikle. Deli gibiyim sensiz bu sensizlikle.

Alnı secdeye inen insanların sesleri birbirine bağlanabilirse, ancak o zaman sokaklar, meydanlar ardına kadar açılır.

Bakıyorsunuz, zulmedilenlerin tek ortak özelliği var; Müslüman oluşları ve zulmedenlere bakıyorsunuz, onların da bir tek özelliği var; Kâfir oluşları veya küfre hizmet edişleri.

Bilmediğim ve ne yapacağı belli olmayan bir duyguyla hırpalanıyorum boyuna.

Diline bir düğüm at ve otur. Dinle. Gıybet ve dedikodu, münakaşa ve cedel, su-i zanlarla dolu söz varsa ya durma ayrıl, ya da engelle.

Düştümse sana bakarken düştüm.

Adam, acı mümkün olduğu kadar kendi içine aksın diye yüzünü öne eğmişti.

Ölü kalbimiz dirileydi hakka dönüp sadakayla yıkanaydık dünyaya hiç meyletmeyeydik.

Rüzgâr nereden eserse essin güzeldir. Alevler bir ayrı âlemdir. Dirlik sevinçtir göç içimizedir.

Evet hatırladım küçük basit şeyler yetiyor kederlenmeye. Ya mutluluğa?

Hayalimin ayağı yere değmiyor henüz. Onun gerçekleşmesine dayanacak, onun yükünü kaldıracak topraklarım yok.

Bir ölüm vefalı, bir de sonbahar.

Fakat ben artık sana doğru yola çıktım…

Farz et körsün olabilir. Elele tut. Taş al ve at. Kâfiri bulur.

En Güzel Cahit Zarifoğlu Sözleri…

Yeni otomobile sarılamayacağını, banknotlarla öpüşemeyeceğini, evinin duvarlarıyla sevişemeyeceğini, işinle aşk yaşayamayacağını anlıyor insan.

14084_10152993625328743_2385849750966407544_n[1]

 

Anlamak zor gelse de bir gün anlamak zorunda kalıyoruz. Yeni otomobile sarılamayacağını, banknotlarla öpüşemeyeceğini, evinin duvarlarıyla sevişemeyeceğini, işinle aşk yaşayamayacağını anlıyor insan. Hepsinin, asıl mutluluk, sevgi için araçtan öte olamadığını anladığında insan bazen çok geç kalıyor.
Koş, durma, yüksel, daha çok kazan, başarılı ol, aman ha sakın hata yapma, hep güçlü ol… Bu mudur? Yaşamak bu mudur? Her fırsatta söylüyorum dünyanın duygusal, hassas insanlara ihtiyacı var. İtiraf etmeye ihtiyacımız var; yorulduğumuzu, aslında en temel ihtiyacımızın sevgi olduğunu, sevgiyi saygıyı bulmanın yolunun paradan, söhretten, ünvanlardan geçmediğini bildiğimizi itiraf etmeye ihtiyacımız var.
Evin içinde seni bekleyen yoksa, sarılabildiğin yoksa ne anlamı var saray olsa… Ağlayabileceğin bir omzun yoksa, seni sadece sen olduğun için seven biri yoksa ne anlamı var milyonlarca doların olsa, sen direksiyondayken seni seyreden, sana sevgiyle bakan birileri yoksa ne anlamı var son model otomobilin… Seni dişlideki çark gören bir şirkette müdür olsan neyazar… Uğrunda yaşadığın bir şey yoksa, ne anlamı var imparator olsan…Sana öğretilen kopya hayatını yaşamaya devam edebilirsin. Eğer sen, sen isen, lüksün, daha fazla paranın hiç bir zararı yok. Sen, kendini sadece sahip olduklarınla tanımlamıyorsan ve onlar gitse de yaşayabiliyorsan zaten sorun yok.Ama, sevgisiz, bukelamuna döndüğün bir yaşamda hiçbir şeyin anlamı yok. Tek bir hayatın var. Önemli olan onu nasıl yaşadığın, isteklerini, yüreğindekileri, seni ne kadar yaşamına taşıyabildiğin değerli olan…Her birimizin ayrı geçmişi, ailesi, yaşanmışlıkları var. Herkesin kendine göre sorunları var. Yaşamın bize getirdiklerinden çok onları nasıl karşıladığımız önemli olan. Yaşamın %95’i senin seçimlerin ve senin yaşamı nasıl karşıladığın…😉

Gülşen Bahadır

Hayatın bana verdikleri yada vermedikleriyle savaşmak yerine uyumlanmaya çalışıyorum.

14084_10152993625328743_2385849750966407544_n[1]

Hayatım boyunca hiç savaşmadım ben,ama hiç.Ne istediklerimi almak için,ne kendim için,ne sevdiklerim için,ne hayatın bana vermedikleri için,ne de haksılığa uğradığım için.Gücüm olmadığından değil tercih etmediğimden.Ben tercihimi direnmekten yana kullandım çünkü savaşın hiç bir getirisi olmadığna inanıyorum.Savaşta kazanan yok sadece kaybedilenler var,geride kalıp hatırlanan tek şey onlar hep bunu gördüm.Tarih tekerürden ibaret o yüzden zamanlada savaşmanın bir manası olmadığnı gördüm.Zamanla birlikte akabilrsin yapabileceğin en iyi şey budur.

Savaşa giren herkes en başında kaybediyor bence.Fiziksel savaştanda bahsediyorum burda psikolojik olandanda.Hayatın bana verdikleri yada vermedikleriyle savaşmak yerine uyumlanmaya çalışıyorum.Bazılarının şeklini değiştiriyorum,bazılarınınsa yönünü.Bazen de onlar beni değiştiriyor kimi zaman birşeyler katıyor bana kimi zaman alıyor bir şekilde orta yol bulunuyor yani hayatla anlicaginiz ama savaşarak değil zamanla.Zaman olgusunu tam kavrayabilmiş değilim henüz hangi vaktin neye ait olduğnu,kimi temsil ettiğni veya ne getireceğini bilemiyorum çoğu zaman.

Geç kaldığım oluyor,aceleden erken gittigim oluyor yada heycandan bekleyemediğim oluyor bunlardan herhangi biri bir hataya yol açtığında duruyorum,bekliyorum,anlamaya çalışıyorum neyi zamansız yaptığımı.Hayatın bize getirdikleri yada götürdükleri aslında tamamen bizim seçimlerimizden ve zamanımızı nasıl kullandığmızdan ibaret o yüzden diyorum ya savaşmadım ben hic diye çünkü savaş sadece zaman kaybı.Ne getirileni geri götürebilir, nede götürüleni geri verebilir savaş.Tüm bu anlatıklarımdan sanmayınki tepkisiz yada suskun kalıyorum hayatın haksızlıklarına adiliklerine karşı dedim ya tercih meselesi diye bunlara direnmeyi tercih ediyorum hayatın genel akışında bu defektleri düzeltebilmek için,kalıcı çözüm için yani.

Devletin yaptığı haksızlığa direniyorum halkın hakettiği refahın sağlanmasını taleb ediyorum,sevdiklermi hayatımdan çıkarmamak için direniyorum ama kimseyide zaptetmiyorum,mutsuzluga karşı direniyorum,kötülüğe karşı direniyorum daha milyonlarca sey yazabilirim şu hayatta direndiğim ama hepsinide aynı zamnda seviyorum.Sevmek yapabiliceğimiz en büyük hareket bu hayatta sevmek saymak ve kabullenmek hayatımı bu olgu üzerinde şekillendirmeye çalışıyorum çünkü biliyorum ki bi gün aydınlığa kavuşulcaksa şayet bu sadece sevgiyle,aşkla,ışıkla olucak.Hayatın size verdiği acılarıda sevmeniz lazım güzelliği iyiyi sevmek kolay,zoru başarmak lazım bence

.Gelen zorluğuda acıyıda dedim ya şeklini değiştiriyorum yönünü değiştiyorum bi şeklide kabulleniyorum diye,işte kabullenirken sevmekte lazım anlamaya çalışmakta lazımki bize bir geri dönüşü olsun tüm bu yaşananların zamana hak ettiği değeri verelim çünkü elimzde ondan çok az var ve çok çabuk geçiyor.Savaşmaya en yakın olduğum şey sanırım kendi içimdeki nefsim.Onunla bile savaşmıyorum aslında onuda sevmeye anlamaya ve sivri kenarlarını törpülemeye çalışıyorum hayatımda.Ben büyüyüp olgunlaştıkça o küçülüp çocuksulaşsın istiyorum içimde.Bir çok tercihimde isteğimde hemen kendini öne atıp bas bas bağrıyor içimde eskiden ayırt edemezdim onu iç sesim sanar dilerdim savaşmaya yakın şeylere sebebiyet verirdim şimdiye artık tanıyoruz birbirmizi seviyoruzda hatta o yüzden artık O o kadar bağırmıyor işte dedim ya bende savaşmıyorum direniyorum,seviyorum,kabulleniyorum ve TEŞEKKÜR ediyorum hayatımdaki herşeye,herkese ❤️ Gülşen.Bahadır

Albatros…

Black-browed albatross in flight

.

 

Sık sık, eğlenmek için, acımasız tayfalar
Yakalar kanadından bu deniz kuşlarını,
Ürkütücü sularda gemileri izleyen
Yolcuların yıllardır dost arkadaşlarını.

Gökten inen tasasız, bu utangaç krallar
Güvertelerin üstüne kondukları zaman
Geniş kanatlarını sofuca bırakırlar,
Yorgun kürekler gibi, sular üstünde kayan.

Sen ey kanatlı yolcu, bir zaman ne güzeldin !
Bak gaganı dürtüyor hoyrat tayfanın biri,
Ya öteki, bilir mi bu hale nasıl geldin,
Topallayıp öykünüyor uçtuğun günleri.

Ozan, ey bulutlardan toprağa sürgün ece,
Oklara göğüs geren, dostu fırtınaların,
Yuhlarlar yeryüzünde, seni de, gündüz gece
Uçmana engel olur, ağır dev kanatların.

Charles Baudelaire

Dön sık sık ve sar beni

 

Dön sık sık ve sar beni
Sevgili duygu, dön ve sar..
Bedenin anıları canlanınca
Ve o eski istek kanı tutuşturunca..
Dudaklarla ten hatırlayıp
Eller birbirine değiyor gibi olunca..

Dön sık sık ve sar beni gecende
Dudaklarla ten hatırlayınca..

KAVAFIS

Sınırlar kadar hiçbir kısıtlamadan sıkılmadım

Sınırlar kadar hiçbir kısıtlamadan sıkılmadım ve kendi sınırlarım içinde sınırsızlığımı kurdum. Hiç değilse bana özgü bir sınırsızlık, kendi suskum, kendi çığlığımın sınırsızlığı…
Tezer Özlü- Yaşamın Ucuna Yolculuk

Efsane Film Dövüş Kulübü’nden Hayatı Sorgulamanıza Sebep Olacak 25 Müthiş Alıntı

Dövüş-Kulübü-izle[1]

 

 

Güçlü kalemiyle tüm dünyada ün kazanmış olan yazar Chuck Palahniuk’ten tüketim kültürüne, hırs ve üstünlük duygusuna, güzellik idealine ve iş dünyasına ağır bir eleştiri olan Dövüş Kulübü, birçok kişi tarafından baş rollerini Brad Pitt ve Edward Norton’un oynadığı film ile biliniyor. İster kitabının, ister filminin bir hayranı olun, bu eserde bulunan bazı sözler insanın boğazına düğümleniyor ve yaşadığı anlamsız hayatı sorgulamasına sebep olarak her şeyden kaçıp uzaklara gitme isteği uyandırıyor.

1. Her gün işe gidiyorsun. Akşamları erken uyuyorsun. Ve bunun karşılığında aldığın tek şey koltuk takımı. Gerçekten acınası bir durumdasın.

2. Ancak her şeyini kaybettikten sonra gerçekten özgür olabilirsin.

Tyler diyor ki, ben henüz dibe vurmaya yaklaşmamışım bile. Ve eğer sonuna kadar düşmezsem, kurtulmam olanaksızmış. İsa çarmıha gerilerek yapmış bunu. Sadece para, mülkiyet ve bilgiden vazgeçmen yeterli değil, diyor Tyler. Bu bir hafta sonu tatili değil. Bu işi böyle yarım yamalak yapamazsın artık.
Seminerde miyiz?
“Daha dibe vurmadan çözülürsen,” diyor Tyler, “asla sonuna kadar götüremezsin.”
Ancak felaketten sonra yeniden doğabilirmişiz.
“Ancak her şeyini kaybettikten sonra,” diyor Tyler, “gerçekten özgür olabilirsin.

3. Dövüş bittiğinde hiçbir şey çözülmemişti, ama zaten hiçbir şeyin önemi yoktu.

Tyler bana bir garsonluk işi buluyor, sonra ağzıma bir silah sokmuş ve diyor ki, sonsuza kadar yaşamak istiyorsan, ilk adım olarak ölmek zorundasın.

4. “Geri dönüştürme, sürat limitleri, hepsi palavra,” dedi Tyler. “Ölüm döşeğinde sigarayı bırakmaya benziyor bunlar.”

5. İnsan sevdiklerini öldürür diye bir söz vardır ya; aslında insanı öldüren de hep sevdiğidir.

6. Bir zamanlar sahip olduğun şeyler gün gelir senin sahibin olur.

Yuva yapma iç güdülerine tutsak düşen tek ben değildim… Hepimizde Johanneshov markalı koltuktan var, yeşil çizgili Strinne deseniyle kaplı… Hepimizde Rislampa/Har markalı aynı kağıt lambadan var… Benimki artık bir konfeti… Çelik üstüne çinko kaplama Vild marka ayaklı saaatim. Tanrım ona sahip olmasam ölürüm…
Mobilya satın alırsınız. Kendinize dersiniz ki, bu hayatım boyunca ihtiyaç duyacağım son kanepe. Kanepeyi alırsınız ve sonraki birkaç yıl boyunca, hangi işiniz ters giderse gitsin, en azından kanepe sorununuzu çözmüş olduğunuzu bilirsiniz. Sonra aradığınız tabak takımı. Sonra hayallerinizdeki yatak. Perdeler. Halılar.
Sonra o güzel yuvanızda kısılıp kalırsınız. Bir zamanlar sahip olduğun şeyler gün gelir senin sahibin olur.

7. “Yirmi dört yaşındayken,” diyor Marla, “ne kadar hızlı düşebileceğin konusunda hiçbir fikrin yoktur, ama ben hızlı öğreniyordum.”

8. İnsanlar ölmekte olduğunuzu sanarlarsa, bütün dikkatlerini size veriyorlardı. Bugün sizi son kez görüyor olmaları gibi bir ihtimal varsa, sizi gerçekten görüyorlardı.

9. Hayatta hiçbir zaman sahip olamayacağım yağmur ormanlarını yakmak istiyordum. Uzaya klorofluorokarbon gazları pompalayıp ozon tabakasında koca koca delikler açmak istiyordum.

Dev tankerlerin boşaltma vanalarını açmak, açık denizlerdeki petrol kuyularının kapaklarını kaldırmak istiyordum. Yemeye paramın yetmediği bütün balıkları öldürmek, asla göremeyeceğim Fransız kumsallarını kirletmek istiyordum.

Bütün dünyanın dibe vurmasını istiyordum.

10. Kendini çok zorlama, güzel şeyler onları hiç beklemediğin anlarda olur.

11. Hiçbir şey durağan değil. Mona Lisa bile dağılıyor. Her şey parçalanıp dağılıyor.

Belki de kendini geliştirmek aranan cevap değildir.
Tyler babasını hiç tanımamış,
Belki de cevap, kendine zarar vermektir.

12.Tek bir an: Hayatta kusursuzluktan en çok bunu bekleyebilirdiniz.

13. “Eğer ne istediğini bilmezsen.” diyor kapıcı, “bir bakarsın istemediğin bir sürü şeyin olmuş.”

“Bugünkü gençlerin çoğu etrafa hava basma derdinde.” diyor kapıcı. “Çok fazla para harcıyorlar.”

“Bugünkü gençlerin çoğu ne istediklerini bilmiyor.”

“Bu gençler var ya, bütün dünya onların olsun istiyorlar.”

14. Bir gün öleceğinden kormak yerine, işe bu gerçeği kabullenerek başlayabilirsin.

15. Diğer projektör görevi devralır. Film devam eder… Seyircinin hiç bir şeyden haberi yoktur…

Çift projektörle film gösteren o eski sinemalarda, bir böbinin bitmesi ile öbürünün başlaması arasındaki boşluğu seyirciler fark etmesin diye, makinistin her saniye orada olup iki projektör arasında mekik dokuması gerekir. Tepede perdenin sağ üst köşesinde beliren beyaz noktaları beklersiniz. Meslekte bunlara “sigara yanığı” denir. İlk beyaz nokta, bitişe iki dakika kaldığını gösterir. İkinci projektörü başlatırsın ki, zamanı geldiğinde hızını almış olsun. İkinci beyaz nokta, beş saniye uyarısıdır. Gerilim artmıştır. İki projektörün arasında durmaktasındır ve makinist odası zenon lambasının ışığından hamam gibi ısınmıştır… İki elinle de birer kolu kavramış olarak iki projektörün arasında durur ve perdenin köşesine bakarsın. İkinci nokta görülüp kaybolur. Beşe kadar sayarsın. Projektörlerden birinin merceğini kapatırsın. Aynı anda, diğer projektörün mercek kapağını açarsın. Diğer projektör görevi devralır. Film devam eder… Seyircinin hiç bir şeyden haberi yoktur…

16. Bütün dünyevi mülklerinizden ve arabanızdan vazgeçip şehrin zehirli atık semtindeki kiralık bir eve yerleşin.

17. Uyanırsın ve hiçbir yerdesindir.

O bir dakika için çok uğraşmanız gerekiyordu ama bir dakikalık kusursuzluk, harcadığınız çabaya değerdi. Tek bir an. Hayatta kusursuzluktan en çok bunu bekleyebilirdiniz.

Uyanırsın ve uyanmış olmanız yeterlidir.

18. Hepimizin televizyondan öğrendiği eski bir Çin geleneğine göre…

Tyler artık sonsuza kadar Marla’dan sorumlu olacak, çünkü Tyler Marla’nın hayatını kurtardı.

19. Bu senin hayatın ve anbean sona eriyor.

Hepimizin çaresizlik içinde öleceği, insan bedenlerinin uçağın gövdesinde sıkışıp kalacağı o anı düşünmek uykusuzluğuma ilaç gibi geliyordu, üstümü dayanılmaz bir uyku çöküyordu.

Başka bir yerde, başka bir zamanda uyanabilseydim, başka bir insan olarak uyanabilir miydim?

20. Dövüş kulübüne bir kez gittiniz mi, artık televizyonda futbol seyretmek, muhteşem bir seks yapma fırsatınız varken oturup porno seyretmeye benzer.

21. Özgürlük, bütün umutlarımızı kaybetmek anlamına geliyordu.

Sonra unutuluşun içinde kayboldum, o karanlık, sessiz ve kusursuz boşlukta.

22. Sevdiğiniz herkesin size sırt çevireceğini ya da öleceğini fark ettiğiniz zaman ağlamak kolaydır.

Zaman aralığını yeterince uzun tutarsanız, herkesin hayatta kalma şansı sıfıra düşer.

23. O sarmalayıcı karanlıkta, başka birinin kolları arasına hapsolmuşken, hayatta elde edeceğiniz her şeyin sonunda çöpe gideceğini anladığınız zaman ağlamak çok kolaydır.

Hayatta sizi gururlandırmış ne varsa hepsi çöpe gidecek. Ve ben içeride kaybolmuş durumdayım.

24. Neyi neden yaptığını bilmiyor, sonra da ölüp gidiyorsun.

Bulutlu bir gün, bu kadar yüksekte bile. Burası dünyanın en yüksek binası ve bu yükseklikte hava her zaman soğuk. Bu yükseklikte etraf o kadar sessiz ki, insan kendini o uzay maymunlarından biri sanıyor. Sana öğrettikleri küçük görevi yerini getiriyorsun.
Bir kolu çek.
Bir düğmeye bas.
Neyi neden yaptığını bilmiyor, sonra da ölüp gidiyorsun.

25. Hiçbir zaman tamamlanmış olmayayım, ne olur!

Hiçbir zaman halimden memnun olmayayım. Hiçbir zaman kusursuz olmayayım. Kurtar beni Tyler, kusursuz ve tamamlanmış olmaktan kurtar beni!

kaynak listeliste

Her şeyi zaman varken yapmak gerek.

murathan%20mungan-357[1]

 

“Her şeyi zaman varken yapmak gerek. Geciktirilmiş sözler, askıya alınmış hayaller, ertelenmiş itiraflar, gerçekleştirilmeyen buluşmalar; bir gün hepsi size pişmanlık olarak geri dönmeden önce, henüz vakit varken…”

Murathan Mungan

Hayatınızdaki Zor İnsanların Yaşamınıza Etkisi

insan[1]

Hayatınızdaki “zor” insanlar ile yaşarken, sürekli her an patlayacak bir mayın tarlasında yürür gibi hissedersin…iz. Yaşamak bazen öyle zor bir hale gelirki, onları memnun etmenin, onları anlamanın, onları sevmenin yada tolere etmenin imkansız olduğuna inanırsınız fakat bir türlü onlardan kopamazsınız.

Yaşamınızda ki bu zor insan anneniz yada babanız gibi bakımınızı üstlenmiş biri ise, büyüme sürecinde sizin kendiniz ile ilgili düşüncelerinize ve duygularınıza büyük etkileri olmuş olabilir.

Herkes zaman zaman zor olabilir fakat bahsettiğimiz kişiler, çeşitli duygusal problemleri (kişilik bozuklukları, stres bağlantılı sorunlar, anksiyete sorunları vb) olan insanlardır. Duygusal sorunların, sadece hastalığın sahibine değil aynı zamanda çevresinde bulunan insanlara da büyük etkileri vardır. Bu kişiler zeki, eğlenceli, yaratıcı, empatik, keyifli olabilirler ama genede “yaşanması zor” insanlardır. Oldukça hassas ve alıngan olabilirler, kendi duygularını anlamakta ve duygularını kontrol etmekte zorlanabilirler. Bu durumda olan kişiler kendilerini iyi hissetmek için çeşitli savunma mekanizmaları kullanmaya başlayabilir ve bu nedenle birlikte yaşadığı diğer insanlara sıkıntılı anlar yaşatabilirler.

Küçük bir çocukken yetersiz olduğunuzu, ailenizi hayal kırıklığına uğrattığınızı, hiç bir şeyi doğru yapamadığınızı, hep hatalı olduğunuzu, ne yaparsanız yapın annenizi yada babanızı asla memnun edemediğinizi düşündünüz mü? Ailenizin mutluluğundan kendinizi sorumlu hissettiniz mi? Mutlu olduğunuz zaman suçluluk duygusu yaşadınız mı? Öylede suçlu, böylede suçlu olduğunuzu, ne söyleseniz yada yapsanız hep hatalı oldunuza inandınız mı? Yapmadığınız şeyler için suçlandınız mı? Manipüle edildiğinizi hissettiniz mi? Bir an takdir edilip ardından suçlandınız mı? Annenizin yada babanızın davranışları ve tepkileri mantıklı gelmediği için kendinizi “çıldırıyormuş” gibi hissettiniz mi? Bir şeyleri yanlış anladığınız yada hatırladığınızı düşünüp kendi iç güdülerinizi, yargılarınızı yada hafızanızı sorguladınız mı? Aileniz ile yaşayacaklarınızı önceden kestiremediğiniz için hep kendinizi savunmada hissettiniz mi? Bütün bunlar sizde bir sorun olduğuna işaret gibi görünebilir yada delirdiğinizi hissedebilirsiniz. Aslında deliriyormuş gibi hissetmenize yol açan içinde yetiştiğiniz yaşam koşullarıdır ve Borderline Kişilik Bozukluğuna sahip yada bu hastalığın belirtilerini taşıyan bir ebeveyn tarafından yetiştirilmiş olma ihtimaliniz yüksektir.

Hiç kimse ailesini seçmez. Ve bir kere bu dünyaya geldikten sonra, küçük bir çocuk olarak aileniz ile ilişkilerinizi sonlandırabilecek bir pozisyonunuz olmaz. Hatta aşırı derecede onlara ihtiyaç duyarsınız – barınak ve yiyecek için, eğitiminiz için, toplum içinde yolunuzu bulmak için, bakımınız için, ilgi ve şefkat için, ve koşulsuz sevgi için. Sizde hiçbir sorun yada eksiklik olmamasına rağmen duygusal sorunu olan bir ebeveyn ne yazıkki bütün bu ihtiyaçlarınıza tutarlı olarak cevap veremeyebilir. Aynı şekilde anneniz yada babanız sağlıklı bir yetişme koşullarına sahip olmamış ve kendi ihtiyaçları asla temin edilmemiş olabilir. Bu nedenle küçücük bir çocuk olmanıza rağmen, sizi kendi ihtiyaçlarını sağlamaya, bakımını yapmaya ve duygusal destek vermeye yönlendirmiş olabilir.

Aşağıdakiler size tanıdık geliyor mu?

Aşağıdakilerden hangisi büyürken anneniz/babanız ile yaşadıklarınıza benziyor.

_____ Anneniz/babanız sürekli, fiziksel özellikleriniz, zekanız, aklınız, alışkanlıklarınız yada diğer kişisel özellikleriniz konusunda bazen acımasızlaşan, şakalar yaptı

_____ Geçmişte yaşanan olayları ve konuşmaları ailenizin anlattığından daha farklı şekilde hatırlıyorsunuz.

_____ Anneniz/babanız sizinle özel sırlarını, hatta uygun olmayan detayları sizinle paylaştı ve sırrını saklamanızı yada onun tarafında yer almanızı bekledi.

_____ Size bir çocuk gibi değil, küçük bir yetişkin gibi davranıldı, annenizin/babanızın üstlenmesi gereken görevler sürekli size verildi, örneğin duygusal olarak ailenizi desteklemek, onları rahatlatmak, cesaret vermek, sürekli yemek pişirmek, temizlik yapmak, küçük kardeşlere bakmak gibi.

_____ Duygularınız kritize edildi, göz ardı edildi, önemi-değeri olmadığı hissettirildi.

_____ Öfke gibi güçlü duyguları ifade etmeniz yasaklandı yada engellendi.

_____ Annenizden yada babanızdan fiziksel yada duygusal olarak fazla sevgi almadınız. Büyürken ender olarak kucaklandınız, öpüldünüz, yada sevildiğinizi duydunuz.

_____ Büyürken aileniz tarafından genelde çok yüksek, hatta ulaşılması imkansız standartlarda tuttuldunuz. Çoğu kez bu standartlar o kadar hızlı değişti ki sizden ne beklendiğini anlamakta güçlük çektiniz.

_____ Dış görünümünüz yada davranışlarınız konusunda karışık mesajlar gönderildi

_____ Kendi fikir ve görüşlerinizi geliştirmek için araştırma yapmanız, tecrübe etmeniz yada keşif yapmanız aileniz tarafından desteklenmedi.

_____ Özel hayatınıza ve size ait özel eşyalarınıza saygı gösterilmedi.

Büyürken nasıl hissettiniz?

_____korkmuş
_____kafası karışmış
_____öfkeli
_____suçlu
_____sorumlu
_____yaşıtlarınızdan çok daha yaşlı
_____ilgisiz ve kayıtsız
_____görünmez
_____sevgiyi haketmeyen

Şimdi bir yetişkin olarak nasıl hissediyorsunuz?

_____Mutlu olamadığınız, kötü muamele gördüğünüz yada sağlıksız ilişkiler içindesiniz
_____Başkalarına güvenmiyor ve savunma kalkanlarınızı asla indiremiyorsunuz
_____Ailenizden ve arkadaşlarınız dahil tüm insanlardan hep en kötüyü bekliyorsunuz.
_____Başkalarının ruh hali, duyguları yada davranışları için kendinizi sorumlu hissediyorsunuz.
_____Başkalarının ihtiyaçlarını kendi ihtiyaçlarınızın önüne koyuyorsunuz.
_____Ne istediğinizi bulmakta güçlük çekiyorsunuz
_____Kendi duygularınıza ve tepkilerinize güvenemiyorsunuz
_____Başarılarınız karşında kendinizi rahatsız hissediyorsunuz yada basitçe yaşamdan keyif almayı başaramıyorsunuz.
_____Yeni durumlarda yada sosyal ortamlarda fazlasıyla huzursuz hissediyorsunuz
_____Her alanda ama özellikle ilişkilerde risk almaktan korkuyorsunuz.
_____Kendinizi neredeyse mükemel olmak için zorluyorsunuz
_____Kendinizi değersiz, ümitsiz yada depresyonda hissediyorsunuz.

Eğer bu durumların bir çoğunu yaşamışsanız, duygusal sorunu olan bir ebeveyn tarafından yetiştirilmiş olma ve çocukluğunuzdan itibaren yaşadıklarınızın etkilerinin hala yaşamınızı etki ediyor olma ihtimali yüksektir. Yaşadıklarınız, muhtemelen kim olduğunuzu, başka insanlar ile olan ilişkilerinizi, kimle arkadaş olacağınızı, kimi kendinize eş olarak seçeceğinizi, kimle zamanınızı geçirmeyi tercih edeceğinizi önemli bir oranda etkiledi ve hala etkilemeye devam ediyor.

Tedavi:

Duygusal sorunu olan bir ebeveyne sahip olmak yaşanılan hastalığa ve kişiye özel bir tecrübe olmakla birlikte çocuklar büyümeye ve yaşadıklarını anlamaya başladıkça geçirdikleri aşamalar genel olarak birbirine benzerdir. Fakat bu süreçler aynı sırada ve sürelerle yaşanmaz. Uzun yıllar sonra, kendi iç barışınızı sağlasanız ve ailenizi affetseniz bile duygularınızda iniş çıkış yaşayabilirsiniz; çok yoğun duyguların gidip geldiğini hissedebilirsiniz. Tam her şeyin geçtiğini düşündüğünüzde bir kelime, bir görüntü, bir yorum yada bir etkileşim sizi duygusal karmaşanızın içine geri götürebilir. Sonu asla gelmeyen, çok uzun süren bir yolculuğa çıkmış gibi hissedebilirsiniz. Genelde yaşadığınız bu karmaşa, hayal kırıklığı, mutsuzluk hissinde yalnız olmadığınızı bilmek ve anne/babanızın hastalığını öğrendikçe, yeni beceriler geliştirdikçe , büyüdükçe her şeyin daha iyi olacağını bilmek daha iyi hissetmenizi sağlayabilir. Değişim konusunda pozitif ve umutlu olmak zaman zaman zor olabilir fakat kendinize gerçekçi hedefler belirlemeniz, değişime açık olmanız, ya hep ya hiç türünde düşünce şeklinden kaçınmanız ve kendinize karşı sabırlı olmanız çok önemlidir.

Tedavi, birilerini suçlamak yada kendine acımak için ortam anlamına gelmez – her insan bozuk aile yapısından çok daha fazlası ile şekillenir ve herkes bir noktada istediği yaşamı yaratabilmek için sorumluluğu üstlenmek zorundadır. Elbette hayatınızdaki duygusal sorunu olan kişinin size nasıl etki ettiğini belirlemeniz ve farkında olmanız önemlidir. Fakat aynı zamanda geçmişte yaşadıklarınızın sizi tanımlamayacağını yada kaderinizi belirlemeyeceğini farketmenizde bir o kadar önemlidir. Çözüm aslında iki kavramı başarmanıza bağlıdır: Anlamak ve Değişmek.

Duygusal sorunu olan bir ebeveynin çocuğu olarak, bebekliğinizden beri belli bazı inançları ve davranışları devam ettiriyorsunuz. Şimdi hatırlamayabilirsiniz fakat bebekken çevrenizdeki insanların öfkesini, karmaşasını ve korkularını onların dokunuşlarında, ses tonlarında, nefes alış verişlerinde ve havanın gerilmesinde hissettiniz. Aşırı yoğun ve değişken duyguların bulunduğu bir ortamda büyümek size bir takım refleksler geliştirmeyi öğretti. Bu refleksler tıpkı isminiz çağrılınca bakmanız gibi ani ve otomatiktir. Uzun zamanda ve defalarca yaşayarak öğrendiğiniz bu tepkiler çocukken kendinizi fiziksel, ruhsal ve duygusal olarak korumanıza yardım etmiş olabilir fakat muhtemelen şu anda yaşamınıza o kadar iyi hizmet etmiyor – hatta kendinizi tam olarak anlamanızı ve kabul etmenizi, başka insanlar ile sağlıklı ilişkiler kurmanızı engelliyor olabilir. Bilmelisiniz ki, savunma mekanizmalarınız, kendinize ve başkalarına olan bakış açınız, sizin duygusal birikiminizin bir parçasıdır ve çok ender olarak durup bu kavramları sorgularsınız. Bu birikim tıpkı renkli bir gözlük gibi dünya görüşünüzü etkiler, dolayısıyla dünyayı nasıl gördüğünüze ve nasıl ilişki kuracağınızı belirler.

Peki geçmişin gözlükleri olmadan, yaşamınıza dönüp gerçekçi bir şekilde bakmaya nasıl başlayabilirsiniz? Kendinizi nasıl tanıyabilirsiniz? Kendi içgüdülerinize, duygularınıza ve düşüncelerinize nasıl güvenmeyi öğrenebilirsiniz? Sizi çevreleyen savunma duvarlarınızı nasıl indirmeye başlayabilirsiniz? Yeni ve daha iyi bir yaşamı nasıl tasarlayabilirsiniz? İnsanların içindeki iyiliği nasıl görebilirsiniz? Sağlıklı ilişkileri ve sizi mutlu edecek bir yaşamı hakettiğinizi nasıl görmeye başlayabilirsiniz? Ne yazık ki bu soruların kolay ve kısa bir cevabı yok. İyi bir sporcu olmayı yada mesleğinde yükselmeyi hedeflemek gibi, insanın kendi sınırlarının ötesine geçmesi için çok çalışması ve istikrarlı olması gerekir. Bu kendi içinizde çıkacağınız bir yolculuk gibidir, kendinizi keşfetme yolculuğu diyebilirsiniz: başarınız, zamana, pratik yapmanıza, beceriler geliştirmenize, hatalar yapmanıza ve ders almanıza, yeni tecrübeler edinmenize ve her düşüşte yeniden ayağa kalkmanıza bağlıdır. Bir terapist ile birlikte çalışmak size önceden denenmiş bir takım yol haritaları ve rehberlik hizmeti kazandırabilir. Bu yolculuğu size destek olan biri ile geçirmeniz özellikle zor zamanlarda, ayağa kalkacak gücünüz kalmadığında size destek olması açısından faydalı olabilir. Fakat temelde bu sizin yolculuğunuzdur ve içinizdeki güçlükleri sizin aşmanız gerekmektedir.

Psikoterapi Nasıl Yardım Eder

Tedavi sırasında terapistiniz yaşadıklarınızı dinler ve tecrübelerinizin gerçek olduğunu, yaşamınıza nasıl etki ettiğini ve hala bu etkilerin nasıl yaşamınızı yönlendirdiğini anlamanıza yardım eder. Terapi süresince çocukluğunuzdan itibaren öğrendiğiniz negatif düşünceler, inançlar, duygular ve davranışlar yerine daha pozitif alternatifler geliştirmeye başlarsınız. Terapi aynı zamanda yaşamak istediğiniz geleceğinizi hayal etmenize ve kendinizi hayal ettiğiniz yönde geliştirmenize yardım eder.

Profesyonel yardım almaya karar verdiğiniz zaman, terapistiniz yaşamınızda pozitif değişimler yapmaya karar verdiğinizi düşünür. Diğer bir deyimle, yaşamda sizin için, ailenizde öğrendiklerinizden daha fazlasının bulunduğunu görebiliyorsunuz ve bütün korkularınıza rağmen, içinizdeki sesi takip etmek istiyorsunuz demektir. Bunu sağlayabilmek için ailelerde yaşanan duygusal sorunların etkileri konusunda uzman bir terapist, kendi iç dünyanızı keşfetmenize ve yapmanız gereken değişimleri gerçekleştirmenize yardımcı olabilir. Bilgili bir terapist sizi aceleye getirmeden, düşünmeniz ve özümsemeniz için gereken zamana saygı duyarak size yardımcı olur. Ödülünüz, yavaş ve küçük adımlarla gelse bile, sonunda çok büyüktür.

Çiğdem Alper, MA
Psikoterapist

İstanbul:
İlişki Psikoterapileri Enstitüsü

Kırklı yaşlardan sonra farkındalıklarım…

merly2
Bazı şeyler için artık sabrım yok; ukala biri haline geldiğim için değil, aksine hayatımda artık beni mutsuz eden ya da üzen şeyler ile vaktimi daha fazla kaybetmek istemediğim bir noktaya ulaştığım için…

Laf sokmalara, haddinden fazla eleştirilere ve hangi türden olursa olsun talep ve beklentilere artık sabrım yok.

Benden hoşlanmayan insanları memnun etmeye, beni sevmeyen insanları sevmeye ve bana gülümsemeyen insanlara gülümsemeye yönelik arzumu kaybettim.

Artık yalan söyleyen ve beni yönetmek isteyen insanlara bir tek dakika bile harcamak istemiyorum.

Oyunların, ikiyüzlülüğün, sahtekarlıkların ve ucuz övgülerin olduğu ortamlarda bulunmak istemiyorum.

Çok bilmişliğe ve akademik ukalalığa tahammülüm yok.

Aynı şekilde boş dedikodulara da bulaşmak istemiyorum.

Uyuşmazlıklardan ve karşılaştırmalardan nefret ediyorum.

Farklılıklardan, hatta zıtlıklardan oluşan bir dünyaya inanıyorum, bu nedenle katı ve toleransı olmayan olan insanlardan kaçınıyorum.

Arkadaşlıkta sadakatsizlikten ve ihanetten hoşlanmıyorum.

Birisine nasıl iltifat edileceğini ya da cesaretlendirmek için ne diyeceğini bilmeyen insanlarla bir arada olamıyorum.

Abartılar beni sıkıyor.
Ve her şeyin de üzerinde, sabrımı hak etmeyen hiç kimseye sabrım yok.

Bağlanmayacaksın bir şeye, öyle körü körüne.

can_yucel_15[1]

 

Bağlanmayacaksın bir şeye, öyle körü körüne.
“O olmazsa yaşayamam.” demeyeceksin.
Demeyeceksin işte.
Yaşarsın çünkü.
Öyle beylik laflar etmeye gerek yok ki.
Çok sevmeyeceksin mesela. O daha az severse kırılırsın.
Ve zaten genellikle o daha az sever seni, Senin o’nu sevdiğinden.
Çok sevmezsen, çok acımazsın.
Çok sahiplenmeyince, çok ait de olmazsın hem.
Çalıştığın binayı, masanı, telefonunu, kartvizitini…
Hatta elini ayağını bile çok sahiplenmeyeceksin.
Senin değillermiş gibi davranacaksın.
Hem hiçbir şeyin olmazsa, kaybetmekten de korkmazsın.
Onlarsız da yaşayabilirmişsin gibi davranacaksın.
Çok eşyan olmayacak mesela evinde.
Paldır küldür yürüyebileceksin.
İlle de bir şeyleri sahipleneceksen,
Çatıların gökyüzüyle birleştiği yerleri sahipleneceksin.
Gökyüzünü sahipleneceksin,
Güneşi, ayı, yıldızları…
Mesela kuzey yıldızı, senin yıldızın olacak.
“O benim.” diyeceksin.
Mutlaka sana ait olmasını istiyorsan bir Şeylerin…
Mesela gökkuşağı senin olacak.
İlle de bir şeye ait olacaksan, renklere ait olacaksın.
Mesela turuncuya, yada pembeye.
Ya da cennete ait olacaksın.
Çok sahiplenmeden,
Çok ait olmadan yaşayacaksın.
Hem her an avuçlarından kayıp gidecekmiş gibi, Hem de
hep senin kalacakmış gibi hayat.
İlişik yaşayacaksın. Ucundan tutarak…

CAN YÜCEL..