SUS GÖNLÜM…

images[6]

 

Sus gönlüm. Çok dile getirme. Sen dile getirdikçe gönlün daha da coşuyor, daha meraklanıyor ve beklemek daha da zorlaşıyor.
Sus gönlüm. Çok laf etme. Az söyle ki işimiz olgunlaşsın. Az söyle ki Hakka karşı yanlış kelam çıkmasın.
Sus gönlüm. Bir elif miktarı sus. Az kaldı bahara. Dayan gönlüm. Denizin içinde meydana gelen… Görünmeyen dalgalar gibi yüreğin biliyorum. Beklemekten başka çare olsaydı, seni durdurmazdım… İnan bana… Ama yok. Başka çare yok. Unutma ki ilaç bile beklemeden tesir etmez, çiçek bile vakti gelmeden önce açmaz…
Sus gönlüm. Bu kışın bahara dönünceye kadar. Bu gece gündüz oluncaya kadar. Uzak yollar yakınlaşıncaya kadar. Bu sıkıntının ardından ferahlık gelinceye kadar. Ve yüzümüz vuslat gözyaşlarıyla ıslanıncaya kadar sus…
Sus gönlüm. Seni senden daha iyi bilen Rabbinin hükmü vuk’u buluncaya kadar. Senin nasibin sana ulaşıncaya kadar, ulaşmayanlarınsa senin nasibin olmadığını anlayana kadar sus…
Sus gönlüm. Onun geleceğini görünceye kadar. Acının bala dönüştüğünü farkedinceye kadar. Onun gönlünün senin gönlüne muhabbet düğümüyle bağlandığını görünceye kadar.
Sus gönlüm. Sebepler var edilinceye kadar. Bahaneler oluşuncaya, birbirimizin nasibi oluncaya kadar sus.
Sus gönlüm. Bütün bu susmalarına karşılık her şeyin hayırlısının olacağına inanarak sus.
Sus gönlüm. Her susuşun bir cevap olsun. Her susuşun, sabrın olsun. Her susuşun, duan olsun. İçten yakarışının adı olsun, susuşun. Bekleyişinin, umut edişinin, inancının, sevdiğinin vurgusu olsun, susuşun…
TEBRİZLİ ŞEMS

4000 yıllık hitit duvar yazısı

hitit-duası[1]

 

Tanrım,
Beni yavaşlat.
Aklımı sakinleştirerek kalbimi dinlendir…
Zamanın sonsuzluğunu göstererek bu telaşlı hızımı dengele..
Günün karmaşası içinde bana sonsuza kadar yaşayacak tepelerin sükunetini ver .
Sinirlerim ve kaşlarımdaki gerginliği,
belleğimde yaşayan akarsuların melodisiyle yıka, götür.
Uykunun o büyüleyici ve iyileştirici gücünü duymama yardımcı ol…
Anlık zevkleri yaşayabilme sanatını öğret;
bir çiceğe bakmak için yavaşlamayı,
güzel bir köpek ya da kediyi okşamak için durmayı,
güzel bir kitaptan birkaç satır okumayı,
balık avlayabilmeyi, hülyalara dalabilmeyi ögret…
Her gün bana kaplumbağa ve tavşanın masalını hatırlat.
Hatırlat ki yarışı her zaman hızlı koşanın bitirmediğini ,
yaşamda hızı arttırmaktan çok daha önemli şeyler oldugunu bileyim…
Heybetli meşe ağacının dallarından yukarıya doğru bakmamı sağla.
Bakıp göreyim ki, onun böyle güçlü ve büyük olması yavaş ve iyi büyümesine bağlıdır…
Beni yavaşlat Tanrım ve köklerimi yaşam toprağının kalıcı değerlerine doğru göndermeme yardım et.
Yardım et ki, kaderimin yıldızlarına doğru daha olgun ve daha sağlıklı olarak yükseleyim.
Ve hepsinden önemlisi…
Tanrım,
Bana değiştirebileceğim şeyleri değiştirmek için CESARET,
Değiştiremeyeceğim şeyleri kabul etmek için SABIR,
İkisi arasındaki farkı bilmek için AKIL ve
Beni aşkın körlüğünden ve yalanlarından koruyacak DOSTLAR ver…
(HiTiTLERiN M.Ö.2000 YILINDAKİ DUVAR YAZISINDAN ALINMIŞTIR.)

MUTLAKA OKUMALISIN !

0fe3004b1043e734923167e6c1036c89[1]

 

MUTLAKA OKUMALISIN !
Adamın biri bir gün bahçesinde otururken Hayvan dışkısından top yapan bir böceği görmüş, böcek pisliği ayakları ile yuvarlayarak giderken içinden şöyle geçirmiş:
– Ey Allahım! Her şeyi çok güzel çok hoş yaratmışsın da, şu böceği sırf pislikle uğraşsın diye mi yarattın?
Aradan bir kaç ay geçmiş adam umarsız bir hastalığa yakalanmış.
Derdine kimseler çare bulamamış.
En sonunda bilge bir doktor ”Bak demiş bazen bahçelerde gezen bir böcek olur ayakları ile pislik yuvarlar işte o yuvarladığı pisliklerden 40 gün boyunca aralıksız yiyeceksin” demiş.
Adam 40 gün boyunca o pislikleri yemiş ve iyileşmiş. Aradan yıllar geçmiş aynı adam gemiye binmiş ve denizin ortasında çok büyük fırtınaya yakalanmışlar. Herkes bağırıp, çağırıp, ağlaşırken bu adam bacak bacak üstüne atıp sakince çayını yudumluyomuş.
Birileri dayanamamış sormuş. “Biz yana yakıla dua edip bağırıp çağırıyoruz sendeki bu rahatlık ne be adam ?!.”
Adam şöyle cevap vermiş
– KURBAN OLDUĞUMUN BİR KERE İŞİNE KARIŞTIM BANA KIRK GÜN BOK YEDİRDİ, İSTER YÜZDÜRÜR, İSTER BATIRIR BEN KARIŞMAM KARDEŞİM.

1- Bu dünyada hiçbir şey kalıcı değildir, endişelendiğimiz şeyler bile

s-5adf8c9945512d67cae0f958098c16cad92c3cd11[1]

 

Charlie Chaplin seyircilere bir şaka yapar ve herkes gülmeye başlar. Charlie aynı şakayı tekrar yapar ve bu sefer birkaç kişi güler. Aynı şakayı bir kez daha yapar ve bu sefer kimse gülmez. Sonra bu harika sözleri söyler: ”aynı şakaya defalarca gülemiyorsunuz. O zaman neden aynı şey için tekrar tekrar ağlıyorsunuz?”.

Yani hayatın her anının tadını çıkarın. Charlie Chaplin’in kalbe dokunan en önemli 3 sözünü paylaşmak için güzel bir gün.

1- Bu dünyada hiçbir şey kalıcı değildir, endişelendiğimiz şeyler bile

2-Yağmurda yürümeyi severim çünkü gözyaşlarımı kimse göremez

3-Hayatta en boş geçirdiğimiz günümüz gülmediğimiz gündür. Gülümsemeye devam edin…

ENERJİ BAĞLARIMIZ

18034153_1176860949103178_5717524924112542717_n[2]
Kordonlar, kesinlikle fiziksel olmayan ,iki veya daha fazla insan arasında enerji seviyesinde gerçekleşen bir iletişim türüdür.
Astral ve eterik enerjiden oluşur ve duygusal anlamda ilişkili olduğumuz insan ile süptil bedenlerimizi birbirine bağlar.
Genelde yakınlarımız ;baba, anne, eş, eski eş, eski sevgililer, şimdiki sevgili, arkadaş, çocuklar gibi iki farklı insan arasında göbek kordonuna benzer şekilde uzanarak duygusal enerji ve chi aktarırlar.Bu kordonlar esenlik duygusu veren pozitif bağlar olduğu gibi,enerjimizi aşağı çeken, tüketen negatif bağlarda olabilirler..
Paylaşılan bağlar
çevremizdeki dünyamızla enerjik iletişimin doğal bir sürecidir.
Bağlar, ilişkinin doğasına bağlı olarak
farklı enerji merkezleri ( çakralar )
ve farklı zamanlarda paylaşılabilir.
Kordonlar genelde çakra merkezlerimiz aracılığıyla bağlanır
ve diğer kişiyle takılı olduğumuz baskın çakra merkezine karşılık gelir.
Kordonlarla kodlamanın en temel biçimi,
yeni doğmuş bir çocuk ile annesi arasındadır.
Omurganın tabanındaki çocuğun ilk çakrası ile annenin ilk çakrası arasında göbek kordonu gibi bir enerji kablosu vardır.
Bazen ikizler arasında ilk çakra enerji kablosu kalır,
ki ikizler binlerce mil ayrılmış olmalarına rağmen
birbirleriyle samimi bir iletişim içinde kalabilirler.
Geçici kodlama, yaşam boyu insanlar arasında gerçekleşir. Kodlamada ilke yedi çakradan herhangi birisi arasında gerçekleşir
ve her iki taraftan biri tarafından başlatılabilir
veya karşılıklı olarak ikisi tarafından da başlatılabilir.
Bu kablo, başka biriyle psişik bir bağlantıdır.
Çoğu insan bu yolla ne kadar psişik olduklarından habersizdir.
Psişik bir bağ, bilgi gönderen ve alan iki insan arasındaki
göbek bağı gibidir.
Düşünce ve duyguların değiş tokuş edildiği bir telefona benzer.
Sağlıklı ilişkilerde bu harika bir şeydir;
Sevgi, koruma, şifa, bakım ve niyet gönderilebilir ve alınabilir
Aşıklar cinsel ilişki içine girdiklerinde enerji alışverişi daha da artar ve birçok durumda bağ bir bağımlılık haline gelir.
Bir aile üyeleriyle ya da yakın dostlukla paylaşılan bir bağ,
bir ya da daha fazla üst spiritüel çakranın ve bazı alt çakraların bir bağlantısı olabilir.
Biriyle çok güçlü bir entelektüel ilişki,
diğerinin boğaz çakrası ile bağlanan
fikirlerin ve zihinsel enerjinin değişimini temsil eden bir kablo olarak görülebilir
(bu, öğrencilere öğretmenler veya eğitimciler için tipiktir).
Öğretmenler ve öğrenciler beşinci çakradan daha üst seviyede
altıncı veya yedinci çakralara kablolanabilir
( yüksek öğrenim merkezleri)
Aşıklar sıklıkla dördüncü çakralar arasına bağlanır
Rakipler, üçüncü şakra aracılığıyla itaatkar tipleri kontrol etmeye veya birbirlerine hakim olmaya çalışabilirler.
Aksine, başkasına güçlü bir cinsel ilişki (veya cinsel ilişki arzusu), cinselliği ve arzuyu temsil eden temel çakra veya 2. çakradan kaynak olarak algılanabilir.
Kordonlar fiziksel bir ilişki olmadan da oluşabilir.
Enerji, basitçe birisini düşünmenin sizi enerjik alanına bağlayabileceği düşüncesini takip eder.
Medyumlar ve gözlemcilerin, başkaları hakkında bilinçli olarak herhangi bir şey bilmeden bilgi toplamaları olayı budur.
Düşünce niyeti kişinin adını duyunca gönderilir
ve sonra diğer kişinin aura ve çakra merkezlerine bağlanır
ve böylece sezgisel bilgiler gelir.
Hiç birini düşündüğümüz
ve birkaç saniye sonra bizi aradığı bir durum yaşamadık mı?…
Paylaşılan bağ tüm çakraların farklı zamanlarda bir bağlantısı olabilir.
Paylaşılan bağın gücü, bağ yoluyla değiştirilen enerjiye bağlıdır ve dünya çapında veya bu boyutun ötesinde bir kaç metreden uzanabilir.
Mistikler, çakra merkezleri aracılığıyla insanları birbirine bağlayan altın kordonlar olarak görülür.
İnsanlar, onlara her zaman pozitif ve negatif enerji sağlayan binlerce (ya da milyonlarca) kodlamaya sahipler.
Bir kordon temel olarak iki veya daha fazla varlığın
astral ve eterik bedenleri arasındaki bir bağlantıdır ki
bu da duygusal ve / veya eterik enerji alışverişine izin verir.
Kordon fiziksel bir madde olmadığı ve mesafenin alakasız olduğu bu yüzden gezegenin öteki tarafında da etkili olduğu için, diğer kişinin ne kadar uzakta olduğu önemli değildir.
Bazen paylaşılan bağ,
eterik bir kordona dönüşebilir
ve bu eterik kordonlar sağlıksız olabilir.
Eterik kordonun gücü, kordondan çekilen enerjiye bağlıdır
Tüm bebekler, fiziksel göbek kordonu kesildikten sonra göbeklerinden annelerine giden bir kordonla yine bağlıdırlar.
Bazılarının, kalpten, güneş sinir ağından veya hatta başından annenin enerji bedeninin çeşitli yerlerine giden fazladan kordonları olabileceği belirtilir.
Bebeklik döneminde var olan kordonlar veya kablolar
birkaç yıl sürer ve çocuğun anneden daha bağımsız hale gelmesiyle giderek azalır ve zamanla bağlantıya artık ihtiyaç duyulmaz.
İdeal olarak böyle olur,
ama burada Dünya’da birçok insan duygusal sorunlara sahiptir ve bu da kordonların yetişkinliğe kadar süreceğini gösterir.
Gerçekte birçok anne duygusal açıdan muhtaç durumda
ve aslında kendisini bebeğin taze ve bol enerjisinden beslemek için bu kordonu kullanır (Tabii ki bu bilinçaltı ) 😦
Oysa bebek genellikle neler olup bittiğinin farkındadır
ve hatta anneye istediği gibi kabloyla enerji ve duygusal destek vermektedir…
Bebekler, bu aşamada, çok az miktarda astral enkarnasyon ve çok az ego yapısı ile çok saf ve sevecen varlıklardır
bu nedenle,
anne için ellerinden gelen her şeyi yapmak isterler.
Ne yazık ki bebek büyüdükçe,
bu tür metafiziksel algıları yavaş yavaş kaybettiği
ve bu yüzden ipi unuttuğu belirtilir.
Anneniz tarafından, negatif duygular ve duygusal isteksizlik ile kalınlaşmış ve brüt hale gelen bir kordon yoluyla, 30 yıl boyunca enerjiden kurtulduğunuzu hayal edin.
Neler olup bittiğini tam olarak bilmiyorsun ama bir şekilde onun tarafından boşaltıldığını hissediyorsun.
Gitmek için başka bir ülkeye taşınıyorsunuz ama nereye giderseniz gidin neredeyse sanki sizinle birlikte olduğu gibi hissediyor – sizi uzaktan boşaltıyor.
Yakınlarımıza bağımlı olmak da negatif yönde bir eterik kordondur
Bu durum sadece bir örnektir;
Bir diğer ortak ip
iki sevgili arasındadır.
Her biri kendi enerjisini diğeriyle paylaşmak ister
ve birliktelik esnasında bu güçlendirilir.
Aşk ve paylaşım duyguları
genellikle bir kablo kurmak için yeterlidir.
Bu kordonlar genellikle karınlar arasında bulunur,
ancak kalp ya da diğer bölgeler de olabilir.
Kordonlar, herhangi iki kişi veya hatta duygusal ilişkileri olan insanların grupları arasında oluşturulabilir;
Dostlar, iş arkadaşları, düşmanların hepsinin ipleri olabilir.
Ya da diğer boyutsal varlıklar tarafından
bizimle iletişime geçilip enerjimizi boşaltmak için kullanılabilirler.
Bu enerji hatları fiziksel ve duygusal ilişkilerimizi yansıtan
enerjik bir goblen yaratırlar
Örneğin, hayatta kalma temelli (birinci çakra),
cinsiyete dayalı (ikinci çakra),
iletişim tabanlı (boğaz çakrası),
görme esaslı (boğaz çakrası) gibi
veya diğer çakraların neredeyse herhangi biriyle bağlantılı olan alışverişlere de dayanabilirler.
(Üçüncü göz ya da manevi bazda taç çakra.)
Genellikle bunlar, ilişkilerimizin kendilerinin karmaşık doğasını yansıtır ve çoğunun birleşimidir.
Çok sıklıkla, eşeysel birliktelik yaşadığımız insanlar
bizin sakral (2 nci) çakramıza bağlanmıştır.
Tartışmamızın olduğu insanlar ise solar pleksusumuza bağlanır.
Üzüntü duyduğunuz/bizi mutsuz eden insanlar da
kalp çakramıza bağlanır.
Acı verici ilişkiler yaşadığımız insanlar
veya tüm yükü omuzlarınızda taşıdığımız bir ilişki yaşadığımız insanlar omuzlarımıza bağlanır.
Kodlamanın kabul edilmesi gerekmez.
Bununla birlikte, çok ince olduğu için,
alıcı genellikle bunu fark etmeden gerçekleşir.
Çakra sisteminizi aşırı yüklenmiş bir santral gibi sıkışan birçok insandan gelen kablolarla sonuçlanabilirsiniz.
Aşırı derecede yorgun veya bunaltılmış hissedebilirsiniz
Duygusal açıdan muhtaç kişiler,
bağımlı olduklarını düşündüklerine kordonlar gönderirler.
Bu, alıcıda yorgunluk veya boşalma hissi ile sonuçlanabilir.
Öğretmenler, danışmanlar, ebeveynler ve sağlık çalışanlarının her türü bu biçimdeki strese yatkındır.
Bazen de birini aklınızdan çıkaramazsınız.
Uykunuzu, tanıdığınız birinin ya da bir gün önce yeni tanıştığınız birinin görüntüsüyle rahatsız bulabilirsin.
Bu, genellikle, ilgili kişinin sizinle bir kablo aracılığıyla iletişim kurmaya çalıştığının bir işaretidir.
Tanımak istediğimiz yabancı birine
bir kablo gönderilmesinin mümkün olduğu ,
bilinçli bir şekilde başka birine bir kordon oluşturmanın da mümkün olduğu belirtilir,
ancak bu kara büyü alanı olarak nitelenir.
Bir başkasının enerjisini kendi izniyle bilerek kontrol etmek
veya etkilemek için psişik araçlar kullanmamalıdır.
Bu kuraldan muafiyet yoktur ve karmik etkilerinin çok fazla olduğu belirtilir.
Kordon zihinsel / duygusal enerjiden başka bir şey olmadığından ve enerji düşüncesinden yola çıkarak bazen kordonu koparmak için yeterli olabilir.
Bununla birlikte, bazı kordonlar kötü bilinen bir şekilde yapışkantır ve yinelenebilir.
Bazı kordonlar da ilgili kişi / mekan / şeyle olan karmik sözleşmeniz nedeniyle parçalanamaz.
Buna ek olarak bir kabloyu kesmeye karar verebilirsiniz,
ancak diğer kişi enerjik olarak kabloyu kesmek istemiyorsa tekrar tekrar dönebilir.
Hatırlanması gereken önemli bir nokta,
bu hatları dengelemek
ve enerjik sınırları zorlamamaktır.

Kaynak:: Hülya Reis

Mevlana, oğluna der ki: “Bahaeddin! Eğer daima cennette olmak istersen, herkesle dost ol, hiç kimsenin kinini yüreğinde tutma!

Sultan-Veled[1]

 

Mevlana, oğluna der ki:
“Bahaeddin! Eğer daima cennette olmak istersen, herkesle dost ol, hiç kimsenin kinini yüreğinde tutma!
Fazla bir şey isteme ve hiç kimseden de fazla olma!
Merhem ve mum gibi ol! İğne gibi olma!
Eğer hiç kimseden sana fenalık gelmesini istemezsen
Fena söyleyici!
Fena öğretici!
Fena düşünceli olma!
Çünkü bir adamı dostlukla anarsan, daima sevinç içinde olursun. İşte o sevinç Cennetin ta kendisidir.
Eğer bir kimseyi düşmanlıkla anarsan,
daima üzüntü içinde olursun.
İşte bu gam da cehennemin ta kendisidir.
Dostlarını andığın vakit içinin bahçesi, çiçeklenir,
gül ve fesleğenlerle dolar.
Düşmanları andığın vakit, için,
dikenler ve yılanlarla dolar, canın sıkılır,
içine pejmürdelik gelir.
Bütün peygamberler ve veliler, böyle yaptılar, içlerindeki karakteri dışarı vurdular.
Halk onların bu güzel huyuna mağlup olup tutuldu,
hepsi gönül hoşluğu ile onların
ümmeti ve müridi oldular.”

Aşk, âşık olduğunla yekvücut olmakmış.

17759879_10155194229434868_8173053667132236885_n[1]

 

 

” Benim babaannemdi, ama bütün köyün, annemgilin ve dedemin dediği gibi Bakele derdim ben de ona. Dedeme ise dede.
Dedem, babamın anneme davrandığından daha iyi davranırdı Bakele’ye.
“Sen yorulma, ineği ben sağarım.”
Gider sağardı.
“Su vereyim mi Bakele?”
Verirdi.
Bazı geceler çok soğuk olurdu yayla, “Dur Bakele…” derdi Bakele’nin elindeki odunları alıp. “Sobayı ben yakarım.”
Yakardı.
Şehre indiği her sefer kalın kalın kitaplar getirip “Bakele…” derdi, “Al. Oku sen. İşlere ben bakarım.” Bakele dedeme kocaman güler, “Sağ ol İbrahim.” deyip gömülürdü getirdiklerinin arasına. Okurken, suyun altına girmiş de nefesini tutuyormuş gibi gelirdi bana. Sıkılırdım önce, sonra korkardım, sonra gidip dedemin eteğini çekiştirir, “Bakele’ye bi şey mi oldu dede?” diye sorardım. “Şşt.” derdi dedem. “Okuyor oğlum, ne olacak? Hadi gel, biz de gazetenin resimlerine bakalım seninle.” Alırdı beni kucağına, işaret parmağıyla göstere göstere okur, anlatırdı.
“Sen niye okumuyosun dede?”
“İşte ben de gazete bakıyorum ya.”
Yanlarına gittiğim her yaz bir şeyler öğrenirdim. Kitap okunur, gazete bakılırdı meselâ. Sağılan ineğin arkasında durulmazdı. Uyuyan köpeğin yakınından geçilmez, eriğe tırmanılmaz, örümcek öldürülmez, kelebeğin kanadına dokunulmazdı.
Öğrenirdim.
Bakele macirdi.
“Macir ne demek dede?”
“Göçmen demek oğlum.”
“Göçmen ne demek?”
Başka memleketten gelmiş insan demekti.
Okul gibiydi benim için köy. Duvarsız, çatısız. Kışın şehirde okurdum, yazın köyde.
Yazdan yaza gelip gidiyor, her yaz biraz daha büyüyor, okuryazar falan oluyor, dedemin getirdiği gazetelere kendim bakmayı, Bakele’nin elinden bıraktığı kitapları kendim okumayı öğreniyordum.
Macir’in macir değil muhacir olduğunu meselâ… Orta iki’de.
Ve Bakele’nin gözünün içine bakan dedeme saygı duymayı, onu giderek Bakele’den daha fazla sevmeyi öğreniyordum. Ama dedemi daha çok sevdiğim için değil; dedem Bakele’yi babamın annemi sevdiğinden daha çok sevdiği için.
Babam annemden su isterdi: “Semiha, su getir.”
Dedem, Bakele istemeden getirirdi suyunu. Soğurur da getirirdi hem.
“Semiha çay koy.” Derdi babam.
Dedem çayı demler, getirip Bakele’ye ikram eder, “Beğendin mi?” diye de sorardı.
Babam anneme kızardı sık sık. Temizlik yaparken “Ayağını kaldırıver.” dediğini duysa, “Bir rahat vermedin.” diye terslenirdi. “Bağırtacaksın beni şimdi çocuğun yanında.” Annem korkardı babamdan.
Dedem, Bakele evde yokken temizlerdi evi; en çok da onun oturup kitap okuduğu köşeyi temizlerdi. “Mis gibi yaptım Bakele. Otur, rahat rahat oku.” Bakele dedemden hiç korkmazdı.
Bakar öğrenirdim ben. Güzel şeyler öğrenirdim.
Lise sondaydım. Bir kış vakti döndüm ki babam evde; gözleri kızarmış, annem bir köşede hem ağlıyor hem toparlanıyor. “Köye gidiyoruz. Hazırlan.” dediler. Bakele ölmüş.
Yol boyu Bakele’yi düşünmeye çalıştım ama hep dedem geldi gözümün önüne. Kime su getirecekti? Kim yorulmasın diye ineği sağacak, kim rahat okusun diye köşeyi süpürüp silecek, kim için çay demleyecekti?
Ne edecekti dedem?
Biz vardığımızda gömmüşlerdi Bakele’yi. Günahmış. Ölü bekletilmezmiş. Dedem önümüzde düştü, annem ağlar, babam ağlar; köyün küçük kabristanına gittik. Başucuna bir tahta dikmişler, toprak hamile gibi kabarmış, Bakele içinde yatıyor. Ama ben gene ona veremedim aklımı. Gözüm de dedemdeydi gönlüm de. Ne zaman başucu tahtasında “Vesile Kara, Ruhuna Fatiha” yazısını gördüm, anca o zaman Bakele’ye gitti aklım.
Vesile?
“Acaba…” diye düşünüyordum dua edermiş gibi yaparken, “Bakele babaannemin gayrimüslim adıydı da dedem tutup vatan hasreti çekmesin diye?..” Ama yok. Bakele yedi göbekten müslümandı.
Üç gün kaldık köyde. Gelenden gidenden anneme de yaklaşamadım babama da. Ağlayıp duruyorlardı. Dedem donmuş gibiydi bir tek. Gözü hep Bakele’nin kitap okuduğu köşede, onu ne kadar özlediğini bilmesen gülüyor dersin, yüzünde de yumuşacık bir ifade.
Annemgil komşulara veda etmeye gidince cesaretimi toplayıp yanaştım dedemin eteğine.
“Dede?..” dedim, “Bakele ne demek?”
Anlattı.
“Canım” demekmiş.
Ve “Aşkım” ve “Bir Tanem” ve “Her Şeyim” ve “Ömrümün Vârı” ve “Gözümün Nûru” ve “Kalbim” ve “Işığım” ve daha yüz binlerce güzel söz, güzel ses demekmiş.
İlk “Canım” demek istediğinde ar etmiş dedem, “Hanım” dese “malım” demiş gibi olur diye korkmuş, “Vesile” dese çok resmi, soğuk. Ama kendinden tarafa bakmasını istiyormuş, onu görmesini, onun içini, yüreğini, sevdasını fark etmesini istiyormuş; anlatacak, dökülecek, gerekirse ağlayacakmış. “Baksana” dese olmaz, “Bak hele…” demiş, devamını getirebilecekmiş gibi.
Bakele dönüp bakmış.
Dedem bütün söyleyeceklerini unutmuş, öylece kalmış.
Beklemiş beklemiş Bakele, gülümsemiş, dedemin elini tutmuş, bakmış ki dedem yutkunup duruyor, “Anladım İbrahim…” demiş. “Anladım… Sen bana Bakele de bundan sonra, ben anlarım senin ne demek istediğini.”
Aşk, âşık olduğunla yekvücut olmakmış.
Öyle dedi dedem….
Sezgin Kaymaz

Varlığımın Derinliğinde Sınırsız Bir Sevgi Kuyusu Var

25768_1113626457954_105050_n[1]

 

Şimdi bu sevginin açığa çıkmasına izin veriyorum. Bu sevgi yüreğimi, bedenimi, bilincimi, özvarlığımı dolduruyor. Etrafımda her yöne doğru ışıl ışıl yayılıyor ve çoğalarak bana geri dönüyor. Sevgiyi kullanıp verdikçe, daha da çok vermek istiyorum. Kaynak sonsuz. Sevgiyi verdikçe kendimi iyi hissediyorum. Çünkü sevgi, içimdeki sevinç duygusunun bir ifadesi. Kendimi seviyorum. Bu yüzden bedenime bakıyorum. Onu sağlıklı besinlerle besliyor, temiz tutuyor ve temiz giysilerle donatıyorum. Bedenim de bana sağlıkla, canlılıkla dolu enerjiyle karşılık veriyor. Kendimi seviyorum. Bu yüzden kendime ihtiyaç ve zevklerime hitap eden rahat bir ev ortamı sağlıyorum. Odalarını sevgi titreşimleriyle dolduruyorum. Böylece ben dahil, eve giren herkes bu sevgiyle beslendiğini hissediyor. Kendimi seviyorum. Bu yüzden yaratıcı yeteneklerimi kullanabildiğim, birlikte çalıştığım insanlardan zevk aldığım, sevdiğim ve sevildiğim bir ortamda, gerçekten yapmayı sevdiğim bir işte çalışıyorum. Kendimi seviyorum. Bu yüzden herkes için sevecen düşünceler besliyor ve sevecen davranıyorum. Verdiğim her şeyin çoğalarak döneceğini biliyorum. Dünyama sadece sevecen insanları çekiyorum. Çünkü onların, benim bir aynam olduklarını biliyorum. Kendimi seviyorum. Bu yüzden geçmişi ve geçmişte yaşadıklarımı affediyor ve tümüyle özgür bırakıyorum ve özgürüm. Kendimi seviyorum. Bu yüzden her anı iyi ve dolu yaşıyorum. Geleceğimin parlak, haz, mutluluk ve güven dolu olduğunu bilerek her anımı seviyorum. Çünkü Evrenin sevgili çocuğuyum ve Evren şimdi ve sonsuzluğun içinde her an bana sevgiyle bakıyor.
Dünyamda her şey iyi ve güzel.
Âmin.
Louise Hay

Louise L. Hay’ın tüm dünyada milyonlara ulaşmış kendini sev seminerine katılmak kendinizi sevmek, değer vermek ve sarılmak istiyorsanız ayrıca aşkla, ilişkilerle, parayla, sağlıkla ilgili sizi bloke eden düşüncelerinizi farkedip dönüştürmek istiyorsanız 13 nisan perşembe 10.00-18.00 arası kendini sev hayatını iyileştir seminerine bekliyorum.

Rez. Tel. Anette 0536 798 68 68

”EL ALEM NE DERSE DESİN” DEMEK İÇİN 12 MANTIKLI SEBEP …

300628-3-4-50966[1]

 

Özellikle Ülkemizde hepimiz istemeden de olsa böyle yaşamıyor muyuz? Anne babamız ne der? Akrabalar ne der? Mahalleli ne der?… Diye diye kısacık ömrümüzü başkalarının iki dudağına mahkum ediyoruz. Ondan değil midir mutsuz insanlar olmamız? Ondan değil midir hayallerimizin peşinden bir türlü koşamayışımız?
1. Bu sizin hayatınız, kimseyi ilgilendirmez
Kısaca işin özeti bu aslında. Her ne kadar yaşadığımız toplumda bunu diyebilmek biraz cesaret işi olsa da cesaretle yapmamız gereken şey bu. Bu hayat sizin, onu başkalarının tahakkümüne mahkum etmeyin.
2. Sizin için neyin iyi olduğunu sizden daha iyi kimse bilemez
Bu hayatı yaşayan, içinde olan, tüm sorunlarla yüzleşen sizsiniz. En özeline kadar her şeye hakim olan yine sizsiniz, dolayısıyla sizin için neyin iyi neyin kötü olduğunu bir başkasının bilmesi mümkün değil, bu kişiler anne babanız olsa bile. Dolayısıyla hayatınızı yaşarken en iyisini bilen kişinin dediklerini yapmaya özen gösterin.
3. Başkası için çok doğru olan bir şey sizin için tamamen yanlış olabilir
İnsanlar sizi tamamen genel doğrulara göre yargılayacaktır. Kendilerine iyi gelmiş şeylerin size de iyi geleceği varsayımıyla hareket edeceklerdir. Oysa onlarda işe yarayan şeyin sizde de işe yaraması diye bir şey söz konusu bile değildir. Onun için boş verin onların tecrübelerini, siz kendi tecrübelerinizi edinin.
4. Sizi hayallerinizin peşinde koşmaktan alıkoyar
Belki de en önemli şey bu! Başkaları ne der diye bir hayat kurmak sizi yapmayı en çok istediğiniz şeylerden bile uzak tutabilir. Hayallerini gerçekleştiremedikten sonra kime göre yaşarsan yaşa ne kıymeti var?
5. Kararlarınızın sonuçlarından etkilenecek olan sizsiniz, onlar değil
Başkaları ne der diye hareket edip zarar görürsen, kimseden hesap soramazsın. Kimse bu konuda sorumluluk almaz. O halde sonuçları seni direkt olarak etkileyecek şeylere neden hiç sorumluluğu bulunmayan insanları dahil edesin ki?
6. İnsanların düşünceleri günden güne değişebilir
Hepimiz değişiyoruz, fikirlerimiz, düşüncelerimiz günden güne farklılaşabiliyor. Dolayısıyla eğer “kim ne der” üzerine bir hayat kurarsan insanların değişim hızına yetişemeyebilirsin. En iyisi kendini baz almak, kendi hızına göre yaşamaktır.
7. Hayat kısa…
Bunu demezsek olmazdı. 3 günlük dünyada, ortalama 65 yılı neden başkalarının ağzına bakarak yaşıyorsun ki?
8. Ne ekersen onu biçersin
Yani işin özü arkadaşım, kararlarının sorumluluğu da, sonuçları da seni bağlar. 2 satırlık adamları niye ömrüne musallat ediyorsun ki?
9. Diğerleri senin kafa yorduğun kadar kafa yormuyor
Sen hayatın hakkında bir karar verirken belki aylarını harcıyorsun, peki ama niye 2 dakika düşünmeyen insanların düşüncelerine göre davranasın ki? Seni kim senin kadar önemseyebilir? Kim senin kadar kafa yorar senin hayatına?
10. Etrafınıza özgürlüğünüzü yok edecek duvarlar örüyorsunuz
Reklam

Bir kere başkalarının düşüncelerine göre yaşamaya başladınız mı, etrafınıza ördüğünüz “el alem ne der?” duvarı her geçen gün yükselir. Sonra bir bakmışsın saçma sapan kısıtlamalar, sınırlar içerisinde yapayalnız debeleniyorsun.
11. Bir süre sonra başkaları için yaşamaya başlarsınız
Bir süre sonra artık yaşantın başkalarının şekillendirdiği acayip bir şeye dönüşür. Her denileni kafaya takmaya, her söyleneni yapmaya çalışırsın. Bu seni yorar, yıpratır ve köleleştirir. Kendini sürekli ikinci plana atmaya başladığını fark edersin.
12. Sonuç olarak “herkesi memnun etmek” diye bir şey mümkün değil
Ne yaparsan yap, nasıl davranırsan davran yaptıklarını beğenmeyen, değiştirmek isteyen birileri olacaktır. Sen kendini mutlu et yeter!
kaynak: listeliste

Eckhardt Tolle’den Etkisi Kanıtlanmış 15 Söz…

tollee[2]

 

 

ABD’nin Maine eyaletindeki küçük bir kasabada büyüdüm. Hayatım boyunca kaygı bozukluğuyla mücadele ettim ama 19 yaşında geçirdiğim panik ataklara kadar doktora başvurup bir çözüm aramamıştım. Doktorumun desteği sayesinde epey rahatlamış hissettiğimi hatırlıyorum. Reçetelerce ilaç vermeyi tercih etmemişti. Doktor randevularım bir dizi tavsiyeden oluşuyordu ve bana arkadaşça yaklaşıyordu. 3 yıl sonra California’ya taşındım ve doktorumla daha az zaman geçirdiğim için cesaretim kırılmıştı. Yalnızdım. Kafam karışıktı. 5 yıl sonra (yani bugün) kaygı bozukluğuma dair endişelerim yine patlak verdi. Tıp uzmanlarıyla verimli tecrübeler yaşamadığım için bir profesyonele başvurma konusunda tereddütlerim vardı. Ama şunun farkına vardım ki ne istediğinizi ve neye ihtiyaç duyduğunuzu açıkça ortaya koyduğunuz anda hayattaki her şey yerine oturuyor. Yeni doktorumun ofisine girdim, sorunlarımdan bahsettim ve ilk sorusu kullandığım ilaçlarla ilgili değildi. Sakin bir tonla “Eckhardt Tolle’un Şimdi’nin Gücü adlı kitabı okudun mu?” diye sordu.
Yıllar önce bana böyle bir tavsiye verilse bu kadar garipsemezdim ama Big Pharma’nın hayatlarımızı bu kadar ele geçirdiği bir tarihte, bu soru karşısında tahmin edemeyeceğim kadar çok rahatladım. Beni ofisinde, titreyerek ve kafam karışık bir halde ağlarken gören bir insan, en güçlü ilacın kelimeler olduğuna inandı.
Mantraların ilaç olmasının bir sebebi var. Yoga geleneğinde zihnin, vücudun ve ruhun dönüştüğüne inanılır. Gergin zamanlarımda sürekli olarak mantra kullandım. “Huzurla nefes al, nefesinle beraber tüm endişelerini at.” Doktorum, zihnimi değiştirmem için bu kelimeleri kullanmamı önerdi ve hiç bu kadar huzurlu hissetmemiştim.
Bir düşünürün sözleri olsun, mantra olsun, kelimelerin içinde saklı, ilaçlarla kıyaslanamaz bir güç var.
1) Geçmiş, şimdiki zamanı etkilemekten acizdir.
2) Sıkıntı, kızgınlık, üzüntü ya da korku size “ait” ve kişisel değil. Hepsi, insan zihninin bir ürünü. Gelip geçiciler ve gelip geçen hiçbir şey size ait olamaz.
3) Bazı değişiklikler ilk bakışta olumsuz görünse de bir süre sonra hayatınızdaki yeni alanda, yeni bir şeyler yarattığınızı fark edebilirsiniz.
4) Mutsuzluğun temel nedeni içinde olduğunuz durum değil, bu durum hakkındaki düşüncelerinizdir.
5) Kendinizi düşüncelerinizin sonucu olan bir Varlık, zihinsel gürültünün sonucu olan sessizlik, acının sonucu olan sevgi ve neşe olarak düşünün. Böylece özgürlüğe ve aydınlanmaya ulaşırsınız.
6) Şimdiki zamana her zaman “evet” deyin. Halihazırda var olana karşı çıkmaktan daha boş ve çılgınca ne olabilir ki? Her zaman, şimdiki zamanda kalacak olan hayata direnmekten daha delice bir şey var mı? Şimdiki zamana teslim ol. Hayata “evet” dedikten sonra o da size “evet” diyecek ve karşı çıkmayı bırakacak.

7) Ruhsallığa önem vermek, inançlarınızla veya bilinç durumunuzla ilgili değildir.
8) Sahip olduğunuz tek şey şu andır.
9) Önce kabullenin, sonra harekete geçin. Şimdiki zaman ne barındırıyorsa, sanki bu sizin seçiminizmiş gibi kabul edin. Her zaman şimdi için çalışın, ona karşı değil.
10) İyi olmaya çalışarak iyi bir insan olamazsınız. Zaten içinizde olan iyiliği bulup ortaya çıkmasına izin vermelisiniz. Ancak bu iyilik, sadece bilinç durumunuzda önemli bir değişiklik olduğunda ortaya çıkar.
11) Şimdiki zamanın kıymetini bildiğiniz anda tüm mutsuzluk ve çırpınışlar çözülür ve hayat kolaylaşıp mutlulukla dolar. “Şimdiki zaman farkındalığı” ile yaşadığınızda ne yaparsanız yapın hayatınız, kalite ve sevgi ile dolar.
12) Hayatı yargılamayı bıraktığınız ve onu olduğu gibi kabul ettiğiniz an, zihninizin içinde özgürsünüz demektir. Artık orada sevgi, neşe ve huzur için yer açılmıştır.
13) Sevgi, var olmanın bir türüdür. Duyduğunuz sevgi dışarıda değil, içinizde, derinliklerdedir. Ne siz onu kaybedebilirsiniz ne de o sizi terk eder. Başka bir bedene, yani yüzeysel bir surete bağımlı değildir.
14) Dünyayı kelimeler ve etiketlerle kaplamaktan vazgeçtiğiniz zaman, uzun süre önce kaybettiğiniz mucizevi bir his, yaşamınıza geri gelir. İnsanlığın, düşüncelerinin esiri haline geldiğinde kaybettiği bu hisse ulaşmak, düşünceleri kullanmayı öğrenmekten geçer.
15) “Kafanızın içindeki ses”, sizi siz yapan şey değildir. Bunu bilmek sizi daha özgür kılsa da “O zaman ben kimim?” diye kendinize sormanız gerekir.
Kolektif Kozmos’da yayımlanan, yazar veya çevirmenlerimize ait herhangi bir yazı, çeviri, makale veya haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz ve yayınlanamaz. Sitemizde yer alan içeriklerin izinsiz kullanımı halinde muhataplar hakkında hukuki yollara başvurma hakkımız saklıdır.
Yazının Orijinal Linki
Çeviren: Ceren Ürkmeztürk

10 maddede uzun ilişkilerin sırrı nedir?

uzun-iliskilerin-sirri-nedir-e1490692649616[1]

 

 

Nasıl olur da bazı çiftler birbirlerine olan sevgilerini koruyarak sürdürmeyi başarırken diğerleri bunu yapamaz? Herkesin aklını kurcalayan soru: Uzun ilişkilerin sırrı nedir?

Her ilişkinin kendine has özellikleri vardır. Bu açıdan her biri eşsiz deneyimlerdir. Fakat zaman içinde mutlu giden ilişkiler gözlemlenerek bazı ortak noktalar bulunmuştur. Aşağıda bu gözlemlerden yola çıkarak oluşturulan 10 maddelik bir liste bulacaksınız.
1- Mutlu çiftler yatağa küs girmezler.
Mutlu çiftlerin en önemli yaşam kurallarının başında yatmadan önce aralarındaki problemi çözümlemeleri gelir. Yani eski bir tabirle onlar yatağa küs girmezler.

İlişkilerinde mutlu olan 50-60 yıllık evli çiftler gözlemlendiğinde karşılıklı konuşmaktan asla vazgeçmedikleri ve günün sonunda daima problemlerini çözümleyerek günü kapattıkları görülmüştür.
İlişkinizde partnerinizle her akşam tartışarak günü sonlandırmak, ertesi güne çözümlenmeyen meselelerle başlamak demektir. Bu zamanla kötü bir alışkanlığa dönüşür ve ilişkiniz yıpranmaya başlar.
“Mutlu çiftler nasıl mutlular?” sorusunu yanıtlayan ilk madde bu: Bu nedenle yatmadan önce aranızdaki meseleleri karşılıklı oturup çözümlemek ilişkinizin selameti açısından oldukça önemlidir.
2- Mutlu çiftler birbirlerine sarılır ve öpüşürler.
Birçok çift zamanla, ilişkiyi güzel kılan ve onun özünde olan davranışları unutur. Oysa ilişkinin doğasında bu sıradan sayılabilecek ve güzel anlar vardır. Sarılma ve öpüşme çiftlerin birbirlerine sevgilerini gösterdikleri ve komplike olmayan davranışlardır.
Mutlu çiftlerin birbirlerine karşı bu davranışlar açısından cömert davrandıkları bilinmektedir. Güne öpücükle başlar ve günü öpücükle sonlandırırlar. Bu her gün mükemmel bir ortam yaratmasa da çiftlerdeki stresi ve gerginliği azaltır.
Sarılma ve öpüşmenin bilimsel olarak da faydaları kanıtlanmıştır. Bu esnada açığa çıkan oksitosin hormonu kişide güven ve bağlanma duygusunu perçinler. Bu da elbette daha sağlam ve mutlu bir ilişki demektir.
Partneriniz yorgun argın eve geldiğinde ona sarılın. Bu davranış hem sizin hem de onun gününü aydınlatacaktır. Unutmayın paylaşılan özel anlar ilişkinizi sağlıklı tutar.
3- Birbirleriyle anı paylaşırlar.

Bir ilişkide paylaşım oldukça önemlidir. Bu paylaşımlar çok zaman veya dikkat gerektirmezler. Aslında temelde oldukça basittirler. Partnerinizle güzel bir akşam yemeği yemek veya birlikte film izlemek birbirinize zaman ayırmanın ve anı paylaşmanın en güzel yollarındandır.
Bunun dışında ortak zamanı artıracak aktiviteler bulmak ve bunlara katılmak da ilişkinizi güçlendiren ve güzel anıları artıran durumlar olacaktır. açısından oldukça yararlı olacaktır.
4- Mutlu çiftler birbirlerini takdir ederler.
Mutlu çiftler birbirlerinin olumlu özelliklerine odaklanır. Çünkü olumsuz özelliklere durmadan odaklanmanın ilişkiyi yıpratacağının farkındadırlar. Bu nedenle mutlu çiftler birbirlerinin olumlu özelliklerini dile getirir ve bunu takdir ederler.
Partnerini olumlu ve olumsuz yönleriyle kabul etmek ve daha ziyade olumlu taraflara odaklanmak sağlam bir ilişkinin temelidir; çünkü kimse kusursuz değildir.
5- Mutlu çiftler gün sonunda birbirlerine zaman ayırırlar.
Mutlu çiftlerin uyumadan önce birbirleriyle konuştukları kutsal bir zamanları vardır. Birbirleriyle o gün olanlardan, hissettiklerinden konuşurlar. Bu zaman dilimi her iki tarafın da birbirine içini döktüğü saatlerdir. Bu da çiftleri yakınlaştırır dolayısıyla da ilişkiyi daha güçlü kılar.
6- Mutlu çiftler ufak şeylerin büyüsünü kullanırlar.
Günün birinde ufak gibi görünen şeylerin hiç de ufak olmadığının farkına varacağız. Bunun farkına varan çiftlerse mutlu beraberliklerini sürdürüyorlar. Çoğu zaman ufak şeyler büyük mutlulukları beraberinde getirir.
Sevgilinize veya eşinize öğle yemeği için bir sandviç hazırlamak ve içine güzel bir not yazmak ufak ama mutluluk verici bir şeydir. Ya da eşiniz bütün gün yemek yapıp yorulmuşsa bulaşıkları da siz yıkasanız bu harika bir jest olur. Bu ufak ama anlamlı hareketler ilişkinizdeki zarif davranışlardır.
7- Mutlu çiftler birbirleri ile hislerini paylaşırlar.
Sağlıklı bir ilişkinin başında gelen en önemli şey hislerin bütün açıklığıyla ifade edilebilmesidir. Her şeye katılmak zorunda değilsiniz veya partneriniz tamamen yanlış bir şekilde bunu ifade etmiş olabilir.
Yapmanız gereken yargılamadan, sakince dinlemek ve bir çözüme bağlamaktır. Önemli olan hisleri açıkça ifade edebilme cesaretinin kırılmamasıdır. Çünkü bu açıklığın yok olması ilişkiyi yapaylaştıracak ve çıkmaza sürükleyecektir.
8- Mutlu çiftler birbirlerine güvenirler.
Karşılıklı güven bir ilişkinin olmazsa olmazıdır. Zor zamanlarda partnerinize destek vermeli ve onu bu zor zamanların geçeceği yönünde cesaretlendirmelisiniz. Karşılıklı anlayış ve güven sağlam bir ilişkini temelidir.

9- Mutlu çiftler birbirlerinin başarılarını kutlarlar.
Başarının küçüğü büyüğü olmaz anlayışı hayata dair motivasyonumuzu artırır. Mutlu çiftler de birbirlerinin başarılarını tanır, takdir eder ve birbirleri için en iyisini dilerler. Bu kişiye değer vermenin ve bunu göstermenin en güzel yollarındandır. Partnerinizi başarısı dolayısıyla kutlamak ve cesaretlendirmek ilişkiniz açısından son derece önemlidir.
10- Mutlu çiftler tartışmayı bir haklı çıkma yarışına döndürmezler.
Mutlu çiftlerin en önemli özelliklerinden biri tartışmayı uzatmamalarıdır. Tartışma elbette her ilişkide olacaktır. Bir ilişkide tartışmanın hiç olmaması daha düşündürücüdür. Ancak mutlu çiftler bunu uzatmazlar ve birbirlerini alttan almayı bilirler. Bu da tartışmanın gereksiz bir şekilde uzamasının önüne geçer. Böylece ilişki yıpratıcı süreçleri daha kolay atlatır. Kaynak: Parlovs Partner-indigo

Binlerce Yıllık Hint Bilgeliği Hazinesi Bhagavad Gita’dan 25 Öğreti

242b35e[1]

 

 

 

Bhagavad Gita, dünyanın en uzun destanı olarak bilinen Mahabbarata’nın on sekiz bölümünden birisi ve destanın kalbidir. Mahabbarata destanı bize kardeş çocukları arasındaki iktidar ve adalet mücadelesini anlatırken Bhagavad Gita çok daha büyük bir mücadeleyi, insanın korkularına, arzularına ve içindeki karanlığa karşı olan savaşı hoca ve öğrencisinin ağzından anlatır. Bhagavad Gita’da kendinizi, güçlü ve zayıf yönlerinizi görecek, kendi varlığını fethetmenin eşiğinde olan İç Savaşçı’yı hatırlayacaksınız.

1. Ödevin karşısında titrememelisin; çünkü bir savaşçı için haklı bir savaştan daha çok istenecek bir şey yoktur.

2. Bilgeler ne yaşayanlar ne de ölüler için üzülürler.

3. Soğuğu ve sıcağı, zevki ve acıyı veren maddeyle birliktelik geçicidir, gelir ve gider.

4. Doğan biri için ölüm, ölen biri için doğum kesindir.

5. Sonuç için çalışanlara acımak gerek. Sonuç için çalışanlar acınacak durumdadır.

6. Kalbi huzurlu olanın, aklı kısa sürede dengeyi kurar.

7. Zihin duyulara boyun eğdiğinde kavrayış, fırtınada sürüklenen gemi gibi sürüklenir.

8. Bir savaşçı ol ve ruhun baş düşmanı olan tutkuyu öldür.

9. Cahiller eyleme bağlılıklarından eylemde bulunuyorsa, bilgeler de bağlı olmadıkları için, dünyanın iyiliğini arzulayarak eylemde bulunurlar.

10. Değersiz de olsa, kişinin kendi ödevini yapması, başkasının ödevini yapmasından iyidir.

11. İnsanı isteksizce günahı iten, zorlayıcı bir güç olan şey nedir, ey Varşneya?

Hareketin özelliğinden doğan arzudur, gazaptır. Bu her şeyi tüketir ve kirletir. Dünyadaki düşmanımız bil bunu.
12. Başarı, eylemden doğar.

13. Günahkarların en günahkarı da olsan, bilgelik salıyla günahları aşabilirsin.

14. İşleri arzudan arınmış, eylemleri bilgelik ateşinde yanmış olan insan, tüm ermişlerin bilge saydığı insandır.

15. Ne nefret eden ne arzulayan, zıtlıkların dualitesinden kurtulmuş olan kimse ebedi münzevidir, esaretten kolayca kurtulur.

16. Eylemi ödev bilinciyle, ödüllerinden bağımsız olarak yapan bir kişi, bir mistiktir, bir Yogi’dir, ateşten ve gelenekten mahrum kalmaz.

17. Yüce bilgi, yüce sır, yüce saflaştırıcı, erdeme uygun olduğunda sezgisel olarak uygulanması kolaydır ve kalıcıdır.

Yüce bilgi, yüce sır, yüce saflaştırıcı, erdeme uygun olduğunda sezgisel olarak uygulanması kolaydır ve kalıcıdır.
Bu bilgiyi inkar edenler, bana ulaşmadan ölümlü dünyanın yollarına geri döneceklerdir.
18. Vazgeçmek huzura götürür.

Bilgelik, düzenli pratikten daha iyidir. Bilgelikten de daha iyi olan tefekkürdür (meditasyon). Tefekkürden de iyi olan eylemin ödüllerinden feragat etmektir. Vazgeçmek huzura götürür.
19. Hiçbir varlığa karşı kötü niyet taşımayan, dostane ve şefkatli kişi, tutku ve bencillikten uzakta, zevk ve acının dengesinde bulunur ve bağışlayıcıdır.

20. Gunalar; Satva, Rajas ve Tamas’tır. Maddede doğan nitelikler bunlardır. Onlar bedenin içine yerleşmiş yok edilemez sakinleridir.

Gunalar; Satva, Rajas ve Tamas’tır. Maddede doğan nitelikler bunlardır. Onlar bedenin içine yerleşmiş yok edilemez sakinleridir.
Satva (uyum, denge), lekesizliği, parlaklığı ve sağlıklı oluşu nedeniyle saadete ve bilgeliğe bağlayıcıdır.
Tamas (atalet) ise cahillikten doğmuştur, bedende ikamet edenlere sahte yanılsamalar yaratır. Tembellik, uyuşukluk ve savsaklamanın bağları ile büyür.
Rajas (aşırı hareket), arzulu doğasıyla, yaşama susamışlığıyla bağımlılığın kaynağıdır. Bedenin sakinini eyleme yöneltir.
21. Bilgeliğin ışığı bedenin tüm kapılarını aydınlattığı zaman uyumun yükselmekte olduğu bilinir.

22. Cahillik, hareketsizlik, savsaklama ve iç karanlık ataletin artmasından doğar.

23. Bu dünyada iki enerji bulunur. Yok olan ve yok edilemez olan. Yok olan tüm varlıklardır. Yok edilemez olan ise değişmez olandır.

24. Erdemler özgürleştirir, kurtuluşa götürür. Kötü alışkanlıklar köleliğe.

25. Varlığı bozan bu cehennemin kapıları üçtür; tutkular, öfke ve hırs. Bu nedenle, insan onlardan uzak kalmalıdır.

Kaynak: Liste liste

TASAVVUFTA 4 KAPI VARDIR

mevlana1[1]

 

 

TASAVVUFTA 4 KAPI VARDIR
1-Şeriat Kapısı
2- Tarikat Kapısı
3- Marifet Kapısı
4- Hakikat Kapısı
Öğreti olarak bu kapılar birer birer geçilerek Hakikate ulaşılır.
************
Öğrencilerinden biri Mevlana’ya sormuş;
“Efendim, bu 4 kapı meselesini ben pek anlayamıyorum.
Bana anlayabileceğim bir lisanla anlatır mısınız?”
“Şimdi bak, karşı medresede dersini çalışan dört kişi var ve
hepsi rahlelerine eğilmiş.
Sen git bunların hepsinin ensesine bir şamar at, sonra gel sana anlatayım.”
****
Öğrenci gitmiş, birincinin ensesine bir tokat akşetmiş.
Tokadı yiyen derhal ayağa kalkıp arkasını dönmüş ve daha kuvvetli bir
tokatla Mevlana’nın öğrencisini yere yıkmış. Öğrenci dayağı yemiş, geri dönecek ama
hocasına itaat var.
Yaradana güvenip ikinciye de bir tokat akşetmiş. O da derhal ayağa
kalkıp elini kaldırmış.
Tam tokadı vuracakken vazgeçip yerine oturmuş.
Öğrenci devam etmiş, üçüncüye de bir tokat atmış.
Üçüncü şöyle bir kafasını çevirip baktıktan sonra çalışmasına devam etmiş.
Dördüncü, tokadı yemesine rağmen hiç oralı bile olmadan çalışmasına
devam etmiş.
Öğrenci Mevlana’ya dönmüş, olanları anlatmış.
Mevlana; “İşte sana istediğin örnekler….
– Birinci, şeriat kapısını geçememiş biri idi.
Şeriatta kısasa kısas olduğu için, tokadı yiyince kalktı, aynısını
sana iade etti.
– İkinci, tarikat kapısındadır. Tokadı yiyince o da kalktı, tam
tokadı iade edecekti ki, tarikat öğretisinde verdiği söz aklına geldi.
“Sana kötülük yapana bile iyilik yap”.
Onun için döndü, oturdu.
– Üçüncü, marifet kapısına kadar gelmiştir.
İyinin ve kötünün tek Yaradandan geldiğini bilir, inanır.
Yaradan bu kötülüğe hangi iblisi alet etti diye merakından şöyle bir dönüp baktı.
– Dördüncü, hakikat kapısını da geçmiştir.
İyinin ve kötünün tek sahibi olduğunu ve aynı olduğunu bilir.
Onun için dönüp bakmadı bile…

NE OL, NE OLMA

fc158d8202e9840c491ebb5a002198ef[1]

 
Paranı ver , gönlünü ver , selam ver ama ; sırrını verme.
Günlerini say , senedini say , büyüklerini say ama ; yerinde sayma
Emek ver , kulak ver , bilgi ver ama ; hiç bir zaman baş verme.
Sarıcı ol , bakıcı ol , kalıcı ol ama ; bölücü olma
Fidan büyüt , çocuk doyur çocuk besle ama ; kin besleme .
Eşini beğen , işini beğen , aşığını beğen ama ; kendini beğenme.
Davet et , hayret et , affet , tövbe et ama ; ihanet etme.
Hedefe koş , cihanda koş , yardıma koş ama ; ortak olma.
Elini aç , kapını aç , gözünü aç ama ; ağzını açma
Okumaktan zarar gelmez , oku ama ; lanet okuma.
Rakibini geç , sınıfını geç ama ; gülüp geçme.
Ev al , araba al , abdest al ama ; beddua alma.
Zulmü devir , nesri devir ama ; çam devirme.
Yaklaş , konuş , tanış ama ; uzaklaşma.
Doğrul , devril ama ; eğilme.
Seslen , uslan ama yaslanma.
İtil , atıl ama; satılma.
Hz.Mevlana

Öyle sıcak ve samimi olun ki, her sıktığınız ele ruhunuzu da katın. Düşmanlarınızı düşünerek hiç zaman kaybetmeyin.

12814444_1213846231966677_8927455640317335350_n[1]

 

 

Siz Siz Olun!
Öyle sıcak ve samimi olun ki, her sıktığınız ele ruhunuzu da katın. Düşmanlarınızı düşünerek hiç zaman kaybetmeyin. Korkuya kapılıp hedef değiştirmeyin. Aklınızı hedefinizle yoğunlaştırın…
Güçlü ve yararlı olma düşüncesini zihninizde yaşattıkça, gerçekten de öyle olmaya başladığınızı göreceksiniz. Siz ısrar ettikçe, fırsatlar çıkacaktır. Düşünce inançla bağlanırsa, olanaklı duruma gelir.
Cesur, açıkgöz ve samimi olun…
Kalbiniz neye bağlanırsa, varlığınız da ona bürünür. Bürüneceğiniz biçimi doğru belirleyin. Bir gülümsemenin, insana hiçbir masrafı yoktur. Bu kadar basit bir sermaye ile elde edeceğiniz kazançlar ise büyük olabilir. Kısacık bir ana sığan gülümseme, bir hafızada ömür boyu yaşayabilir. Hiç kimse gülümsemenin oluşturacağı yararları reddedecek denli zengin değildir. Hiç kimse de gülümsediği için yoksul düşmez…
Gülümseme; korkana güç, kederlilere neşe, hastalara sağlık verir. Gülümseme, yorgunları dinlendirir. Onu satın alamazsın, onu dilenemezsin, onu çalamazsın. Onu birisi size ancak gönül rızasıyla verir. İçten gelmeyen bir gülümsemenin de kimseye bir yararı yoktur. Size gülümsemeyen bir insanla karşılaşırsanız, siz yine de gülümseyin.Gülümsemeyi onlardan esirgemeyin çünkü gülümsemeye en çok gereksinimi olanlar gülümseyemeyenledir…
Gülümseyiniz…
Yalnız fotoğraf çektirirken değil, fotoğraf çekerken de gülümseyiniz…
DALE CARNEGIE